 |
Alıntı: |
 |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
“…Zaten tasarı aşamasında da davaların avukat ile takip zorunluluğunun düşünüldüğü ancak yasanın bu şekli ile kabul edildiği de kulağımıza gelmiş ciddi bir varsayım
Bizce-çekişmesiz yargıya ilişkin hükümler ayrık kalmak kaydı ile - davaların takibinin vekil aracılığı ile yapılmasının zorunluluk haline getirilmesi hem çok daha şık hem de HMK nun ruhuna çok daha uygun olurdu.
Bu eksiğe rağmen avukatın varlığını fiilen zorunlu kılan HMK nu bu açıdan avukatlık mesleği lehine olarak değerlendiriyoruz. “ |
|
 |
|
 |
|
1.Böyle bir değerlendirmenin başta AY.m.36/1, m.141/4 hükümlerine aykırı olduğu,
(Hak Arama Hürriyeti- m.36 - Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma (Ek ibare: 4709 - 3.10.2001 / m.14) "ile adil yargılanma" hakkına sahiptir.).
(m.141/4 Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir).
2.Hak arama yolu ve yöntemi, bireyi bir taraftan mahkemeye gitmekten caydıracak, öte yandan avukata mecbur kılacak karmaşıklıkta olmamalı(ydı)…
3. HMK. değerlendirilirken, Av.K.m.35/A hükmü ile avukatlara tanınan “Uzlaşma sağlama” olanağı ile, “Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu” (RG.22.06.2012, s.28331) birlikte ele alınmalıdır,
4.Hak arama özgürlüğünü, “bir meslek lehine…” yasal düzenlemeyle (!), adeta koşula bağlamak, anayasanın eşitlik ilkesine (m.10) aykırıdır,
görüşündeyim.
Saygılarımla