Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Gezi, Tatil ve Eğlence Gezi rotaları, eğlence mekanları, tatil önerileri, otel tavsiyeleri ve gezi, tatil ve eğlenceye yönelik tüm sohbetler

Hindistana Gidiyorum : Hindistan Gezi Notlarım

Yanıt
Old 04-12-2006, 07:11   #1
Tulin

 
Varsayılan Hindistana Gidiyorum : Hindistan Gezi Notlarım

Sekiz aralık ta İstanbul Dubai Nepal Hindistan güzergahında otuz üç günlük bir yolculuğa çıkıyorum bilgi öneri ve deneyimleri paylaşmak isterim.
Oralardan yazmayada devam edeceğim .Becerebilirsem fotoğraflar göndereceğim.
Sevgiler
Old 05-12-2006, 14:29   #2
allegria

 
Varsayılan

Hayırlı yolculuklae sayın Tulin heyecanla bekliyor olacağım paylaşımlarınızı.Hindistan'ı görmeyi ben de çok isterim çünkü..
Old 05-12-2006, 14:57   #3
birolcanpolat

 
Varsayılan

Bi avukat arkadasımız gitmişti geçen yıllarda Hindistan'a.Hukuk'a ve avukata verilen değerin muhteşemliğinden bahsediyordu sürekli ancak yemekler konusunda ki tecrübesi tek kelime ile faciaydı.Neredeyse aç kalmıştı aylar boyunca.İyisi mi siz temkinli olun ekmek arası bişeyler yaptırın,kavurma falan alın yanınıza.Bir de yayık ayran söylersiniz yanına yeme de yanında yat cinsinden.İyi tatiller.
Old 06-12-2006, 12:04   #4
Tulin

 
Varsayılan

Teşekkürler yanıtınıza ve bilgilerinize.
Ama ben tersine görüntü kadar yemeklerini de seveceğimi sanıyorum.
Daha önce Meksikaya giderkende benzeri uyarılarla karşılaştım ama muhteşemdi.Yemek konusu abartılıyor biraz yeni tatlara açığım hatta gidiş sebeplerimden biri de bu.
Kalabalık ve kargaşayı onlardan esinlenerek çözerim nasıl olsa. Deneyimlerimi paylaşmanın amacı benden sonra bireysel gezginlere özellikle kadınlara kolaylık sağlamak.
Umarım burada fotoğrafları da paylaşabilirim.
sevgiler






quote=birolcanpolat]Bi avukat arkadasımız gitmişti geçen yıllarda Hindistan'a.Hukuk'a ve avukata verilen değerin muhteşemliğinden bahsediyordu sürekli ancak yemekler konusunda ki tecrübesi tek kelime ile faciaydı.Neredeyse aç kalmıştı aylar boyunca.İyisi mi siz temkinli olun ekmek arası bişeyler yaptırın,kavurma falan alın yanınıza.Bir de yayık ayran söylersiniz yanına yeme de yanında yat cinsinden.İyi tatiller.[/quote]
Old 06-12-2006, 12:06   #5
Tulin

 
Varsayılan

Teşekkürler dileğin için.
sevgiler

Alıntı:
Yazan Özge Binay
Hayırlı yolculuklae sayın Tulin heyecanla bekliyor olacağım paylaşımlarınızı.Hindistan'ı görmeyi ben de çok isterim çünkü..
Old 06-12-2006, 21:41   #6
Caglayan K.

 
Varsayılan

Sayın Tulin,

Geçmiş senelerde bir arkadaşım Hindistan'a gitmişti. Hindistan kalabalık ve yoksul bir ülke olduğu için temizlik konusu ciddi bir sorunmuş. Arkadaşım bu nedenle yemek yenemediğinden söz etmişti.

Kendisi vejeteryan oldugu için meyve tüketmek zorunda kalmış, ancak normal yemeklerini de yiyemeyeceğini söylemişti.

Biliyorsunuz bu ülkede bazı hayvanlar kutsal sayıldığı için, insanlarla birlikte bu hayvanlar da ortalıkta dolaşıyor ve bunlar kesinlikle kesilip yenilmiyormuş. Belki damak tadı farklılığından yiyecek birşey bulamazsınız diye yanınıza konserve vb. dayanıklı yiyecekler alırsanız zorluk çekmezsiniz oralarda.

Yemek dışında çok değişik deneyimler ve anılarla geri döneceğinize inanıyorum. Arkadaşım Hindistan'dan biraz içi buruk dönmüştü.

İyi tatiller.

Saygılarımla.
Old 06-12-2006, 22:36   #7
Av.Nebi

 
Varsayılan

En güzeli ya bir de ben gitsem uzaklara... İyi yolculuklar size .. Kendinize dikkat edin
Old 07-12-2006, 19:11   #8
Tulin

 
Varsayılan

Arkadaşınızın neden buruk döndüğünü anlayamadım,çokmu sevmiş oraları?
yemeklerin sorun olacağını sanmıyorum.
Yanıtınız için teşekkürler.Muhtemelen vejeteryan olarak döneceğim buralara?
Hayvanları yemek banada korkunç geliyor,yiyecek bi dünya şey varken)))
Old 08-12-2006, 07:13   #9
Av.Armağan Konyalı

 
Varsayılan

Sayın Tulin

Bugün yola çıkmadan son kez THS mesajlarını okursunuz umuduyla İYİ YOLCULUKLAR diliyorum.

Dubai'nin göz kamaştırıcı zenginliğine gözünüzü kapatınız.
Nepal'deki iç kargaşaya karşı dikkatli olunuz.

Hindistan 'da uygulanan hukuk konusunda bize bolca bilgi getireceğiniz için şimdiden teşekkürler.

Saygılarımla
Old 09-12-2006, 10:51   #10
olcar

 
Varsayılan

Ben iyi yolculuklar dileklerimi iletmiştim size daha önce Tülin Hanım

Umarım iyi vakit geçiriyorsunuzdur şimdi,oralarda.....

Gezi anılarınızı sabırsızlıkla bekliyorum.
Old 10-12-2006, 19:18   #11
Caglayan K.

 
Varsayılan buruk dönüş

Sayın Tulin,

Arkadaşım oradaki insanların sefalete, yoksulluğa terkedilmesini gördüğü için buruk döndü. Sömürgeciliğin bir toplumu ne hale getirdiğini gördüğü için ve insanların çaresizliği karşısında seyirci kaldığı için buruktu .

Sizin izlenimlerinizi bekliyorum .

Saygılarımla.
Old 18-12-2006, 16:53   #12
Tulin

 
Varsayılan

8.12.2006

Havaşın haber vermeksizin kaldırdığı Dördüncü Levent Sabiha Gökçen Havalimanı servisini bir süre bekledikten sonra Air Arabianın yetkilisini aradım, Oğuzhan her zamanki güler yüzüyle servisle konuşup bana geri döneceğini söyledi.

Sonuç; Herkes kendi olanaklarıyla gitti havalimanına

Uçak beklenen zamanda kalktı ve tam vaktinde indi Sharjan Havalimanına. Uçaktaki yiyecek içecekler ücrete tabi bu yüzden uçuşlar oldukça ucuz Air Arabiada.
Saat sekiz on beş gibi Sharcandayız transit vize için kuyruktayım vize ücreti almıyorlar transitlerden. Kuyruk uzunca Pasaportumu verdim yarım saat sonra gel dedi görevli.

Üstümdeki kışlıkları yazlıklarla değiştirdim tuvalette ve Hindistan’ın güneşi için koruyucu krem aldım, para bozdurdum bir çay içtim, döndüğümde vizem hazırdı. Havalimanından çıkışım iki saati buldu, çıkış yaparken kornea taraması yapıyorlar.

Hemen çıkışta Sharjan’a giden toplu taşım otobüsü bekliyordu, yanımda oturan Hintli genç çiftle laflaya, laflaya yaklaşık kırk beş dakikalık yolculuktan sonra Sharjah’ın merkezi sayılan Rollo’ya vardık. Çift buraları iyi biliyormuş ve pek çok Hintli yaşıyormuş Birleşik Arap Emirliklerinde.

Hava sıcak ve kuru. Üç otel dolaştım hepsi de hem bakımsız hem pahalıydı. Hiç kadın yok sokaklarda erkeklerde pek yorgun gözüküyorlar. Rollo meydanını çevreleyen yüksek binaların çoğu otel ya da hastane, laboratuar gibi sağlık sektörüyle ilgili.

Bir saat kadar dolaştıktan sonra taksiyle Dubaiye gittim (12usd). Dubai yirmi km Sharjan’dan Dubaiye yaklaştıkça kumlu araziden devasa binalar yükselmeye başladı.

Yol boyunca yer, yer yapay yeşillikler, ortasında fıskiyeli havuzlarıyla doğaya direnmekten yorgun. Baktıkça ülkemin doğal yeşilliklerini hatırlıyorum.

Gözümün kestiği, otellerin bulunduğu bir caddede indim. Yol boyunca tek tük arabalar, yirmi dakikada gelivermiştik Dubaiye. Birkaç otele baktıktan sonra Cantral Paris Otelde karar kıldım. Görece ucuz (65 usd) ve temizdi. Başıma geleceklerden habersiz resepsiyondan ”daima sıcak su bulunur” teyidini aldıktan sonra anahtarımı alıp odaya çıktım, yüzümü yıkadım yatsam uyuyakalırım, fotoğraf makinesi almalıyım diyerekten sokağa çıktım.
Hemen ilerideki turist danışmanın kapısı kapalıydı notta saat dörtte açılacağı yazıyordu saat henüz on iki.
Otelin bulunduğu cadde boydan boya elektronik marketleriyle dolu ama hepsi kapalı kimilerinde kapıda saat dörtte açılacağı yazıyor. Sokaklar tenha.
Yoldan geçenlerden biri merakımı giderdi “ bu gün Cuma” ondanmış. Bu saatte ancak büyük alışveriş merkezleri açıkmış.

Dolaştığım iki alışveriş merkezi daha çok giyim üzerineydi ve çıktığımda hava kararıyordu, henüz bir fotoğraf makinesi edinememiştim. Taksiyle otelin önüne geldiğimde oteli tanımasam yanlış yere geldiğimize inanacağım. O tenha caddeler ana baba günü, tüm marketler lokantalar açık hatta turist danışma bile. Pek çok Türk ve Rus var marketlerde, birkaç yeri dolaştıktan sonra iğne atsan yere düşmez ufacık bir dükkandan bir fotoğraf makinesi aldım. Sokakları dolaşa, dolaşa otele gittim niyetim duş alıp uyumak.

Otele döndüğümde toz toprak içindeydim, hevesle banyoya girdim duşu açtım saçlarımı sabunladım( fazlalık olmasın diye bu gezide şampuan taşımamak için sabunla yıkayacaktım saçlarımı) ve sular kesildi.
Telefonla resepsiyonu aradım görevli beş dakika sonra suyun akacağını söyledi, on dakika sonra aradığımda yine beş dakika sonra dedi yarım saat sonra ayni şeyi tekrarladık. Kırk dakika sonra artık telefonlarıma cevap vermiyorlardı. Sabunlu saçımı havluya sardım, hışımla resepsiyona gittim, bana odayı satan adam tütün çiğniyor arada bir bardağa tükürüyordu. Yangın çıktığını suyu kestiklerini söyledi ama etrafta hiç yangın paniği yoktu, bir sürü Arap alt kattaki gece kulübüne (volümlü müziğinden tahminen) girip çıkıyordu. İnanmadığımı gören görevli beş dakika içinde pet su göndereceğini söyledi. Beş dakika içinde su akmazsa polise şikayet edeceğimi söyledim. İtalya gezisinde polis lafının büyülü etkisini öğreniştim. Yanımızda bir adam bitiverdi aniden, belli ki otelin sahibiydi bana “ odanıza çıktığınızda suyunuz akıyor olacak” dedi ve aynen öyle oldu.
Old 18-12-2006, 19:49   #13
Ayşegül Kanat

 
Varsayılan

Sevgili Tülin, zorluklara aldırmayın keyfini çıkarın. Gönlümüz sizinle.
Old 19-12-2006, 13:55   #14
av.sevdacan

 
Varsayılan

yolunuz açık olsun. bol bol fotoğraf çekin ilginç bulduklarınızı bizimle paylaşın lütfeN)
Old 19-12-2006, 17:56   #15
Tulin

 
Varsayılan

09.12.2006

Sabah taksiyle (13usd) havalimanına gittim. Bu kez yazlıklarla kışlık giysilerimi değiştirdim tuvalette. Nepalin soğuk havasına hazırım

Şairin dediği gibi gittiğin yere kendini de götür.

Zarif bir inişle Katmandu havalimanındayız. Giriş kapısına otobüs gibi yaklaştı uçak, eh bir iki adımda biz atıverdik artık.
Tek katlı, sıvasız, tuğladan, basit bir bina burası, sanki asker ziyaret salonu gibi.
İki küçük içki satan market var. Geçtiğimiz koridorlar cam kaplı ve bahçede başka hangi havalimanında bahçe vardır ki?) duvar boyu dizilmiş saksılarda cılız eğreti açmış çiçekler, neredeyse ev hali/havası. Öyle şaşkın bakınırken uçaktan inen kalabalığın en sonuna kaldım eh sıraya girip beklemenin bir anlamı olmadığına göre koridoru, marketleri dolaştım. Tuvalete gittim bir kadın çalı süpürgeyle yerleri tozuta, tozuta süpürüyor. Para değiştirdim ,döndüğümde herkes gitmişti.

Aman buralara sakın resimsiz gelmeyin vize formuna ille resim isterim diye tutturdu görevli. Allahtan yanımda vardı forma yapıştırdık. Vize ücreti 30 usd.

Buranın havalimanı olmasının tek kanıtı bahçede bir uçağın olması.İçim ısındı vallahi. Hele bu saksıdaki çiçeklerrrr.

Bagaj bandına ulaştığımda kimsecikler kalmamıştı ortalarda, sırt çantam da benim gibi sona kalmış, bir tarafa atılmış ve kısmen yan dikişleri sökülmüş. Toparladım, sırtladım zavallıyı.

Ana kapıdan adımımı atmamla sekiz on adam bağırarak bana doğru koşmaya başladı, anında ortalarında kalmıştım bir dahaki sefere sırtımı duvara yaslamalıyım. Nepalle ilgili okuduklarımı hatırladım hiç abartmamışlardı benden önce gelenler bu karşılama törenini.
Bir sürü esmer adam beni kendi araçlarıyla kente götürmek istiyor, itişe kakışa.
Kapanın elinde kaldım desem yalan olmaz fiyat kırıla, kırıla on beş dolardan iki dolara indi. Adamın ayakçı olduğunu arabayı başkasının kullanmasından anladım yani sürücüye kalan iki dolar bile değildi. Araba dediğim külüstürün önde gideni tangır tungur tenekeden bir şey. Ben arkada sürücüyle ayakçı önde, toz duman savura savrula gidiyoruz toprak yollarda ayakçı durmaksızın konuşuyor, bana otel pazarlamaya çalışıyor. Ona elimde otel adresleri olduğunu onlara gitmek istediğimi söylüyorum ama boşuna.
Sonunda onun göstereceği otelleri göreceğimi beğenirsem kalacağımı beğenmezsem ısrar etmeyeceği konusunda ortaklaştık. Adam Hintliymiş daha Hindistan’a gitmeden Hintlilerle bayağı haşir neşir olmuştum. Hava kararmaya başlamıştı, toz, sarsıntı, adamın bağırarak ısrarlı konuşması ve durmayan korna sesi sersemletmişti beni.

Thamell

Gittiğimiz yer gezginlerin konakladığı Thamell. Kraliyet sarayından geçtik. Hiç bu kadar yüksek duvar görmemiştim. Ayakçı kralın bir önceki çok sevilen büyük kardeşi kralı yanılmıyorsam 2001 yılında ailesiyle birlikte öldürttüğü için sevilmediğini söyledi. Halktan o kadar korkuyor o kadar korkuyormuş ki yeni ve sevilmeyen kral, polis ve askerin çoğunu kendisini koruması için kullanıyormuş. İyi iş çıkarmış emperyalistler hem halk çıkarlarını görece de olsa gözeten eski kralı ortadan kaldırmış hem de yeni gelenden nefret edilmesini sağlamışlar. Bir taşla iki kuş.

Thamell’e girdik renginden anladım… Rengarenk, ışıl ışıl, kalabalık. Çeşitli gürültülerle yemek kokuları da katılmış bu şölene. Sağlı sollu restoran, kafe, market her çeşit tezgahlar sevimli mi sevimli.
Hintli bana üç otel gösterdi üçü de içime sinmedi sonunda elimdeki adrese itirazsız götürdü beni.

Bir kaç otel de ben dolaştım, sonuncusunda genç bir çift daha vardı resepsiyonda pazarlık yapan, tesadüfen birlikte çıktık dışarı. Çekine, çekine bir otel bildiklerini oraya gideceklerini istersem katılabileceğimi söylediler. Motosikletle beş saat uzaklıktaki bir kentten iş için gelmişler. İç sesime uyup kabul ettim gittiğimiz otel öncekilerle aynı kalitede ama daha ucuz, (7usd) sıcak sulu banyosu içinde.
İnsanların bu denli güler yüzlü olması beni keyiflendirdi resepsiyondaki delikanlı çok nazikti, çifte teşekkür edip odama çıktım.

Yorgunluktan hemen uyumuşum. Gece yarısı genzimin yanmasıyla uyandım. Havada yoğun duman, egzoz kokusu, yanmış lastik kokusu, camın biri kapanmıyordu ve yardım almak için çok geçti. Ara, ara pis hava nedeniyle uyanarak sabahı ettim.

10.12.2006

Nameste

Bademciklerim şiş, ateşim var ama hava güneşli. Yürüyerek Durbar Meydanı yirmi dakikaymış. Sökük sırt çantamı onarması için resepsiyondaki çocuklara verdim Durbar (Saray Meydanı)yol tarifini aldım ve otelden ayrıldım.

Bisiklet ve motosikletlerin arkasına iki kişinin sığabileceği oturma yerleri bulunan araçlara Rikşa denildiğini okumuştum gelmeden önce. Yol boyu rikşacılar yanımdalar ısrarla götürelim diyorlar aldırmamaya çalışarak inatla yürüdüm. Bisikletli olanlar daha ucuz.



İşte bir rikşa sürücüsü dinleniyor

Bin yıllar önce Nepalin olduğu yerde bir göl gölün ortasında, üstünde bir tapınak olan ada varmış. Hem söylence hem de bilimin ortaklaştığı bu yaklaşımı Durbar Meydanında satılan Saligramlar kanıtlıyor. Dışı taşlaşmış siyah renkli, kırılınca içinden deniz kabukları çıkan fosillere Saligram deniyor. Fosiller on milyon yıllıkmış, ben anlatanın yalancısıyım. Saligramlar kutsal sembolleri taşıdığından tapınaklardaki her çeşit törende kullanılıyor.
Katmandu Bakhtapur ve Patan birbirine yakin üç tarihi kent, yıllarca birbirinin kanını akıtmış birbirinden esinlenmiş kimi zaman kıskançlık yarışına girişerek bu güzel eserleri yaratmış. Yin yan kısacası. Karşıtlar karışmış, iç içe, birlikte, kendi özünü de koruyarak.

Katmandu Nepalin en önemli kenti. Adını Durbar Meydanındaki Kastamanadap tapınağından almış. Dönemin kralı bu tapınağı yaptırdıktan sonra kent tapınağın çevresinde kurulup gelişmeye başlamış. Söylene söylene Kastamanadap Katmandu olup çıkmış. Vadiye kurulan bu kentin etrafı üç bin metreye kadar ulaşan dağlarla çevrili. İlk yerleşenler Newarlar. Hemen, hemen tüm tarihi kalıntılar Nepale altın dönemini yaşatan Malla hanedanından kalma.

Sabah serinliğinde giydiğim mevcut tüm tişörtler (topu, topu üç tane) ve üstündeki yegane kazağımla polar montum güneş vurdukca fazla gelmeye başladı, polarla kazağımı çıkarttım yürüyüp ısındıkça.
Cırlak yeşil tişörtümle daha az fark edilir durumdayım şimdi bu renk cümbüşünde.

Yürüye, yürüye, sora, sora Durbar Meydanına gittim. Saat ona geliyor yol boyu otuz kadar irili ufaklı tapınak var ve gelip geçenler hemencecik bir adım yanaşıp dinsel sembolleriyle kısacık ibadetlerini yapıp çanı çalıp tikalarını ezbere alınlarına kondurarak işlerine, yollarına, güne devam ediyorlar. Sağ el orta parmaklarını kırmızı boyaya batırarak iki kaşlarının ortasına yaptıkları işarete Tika deniyor. Tapınakların hemen hepsinde taze çiçekler var bazılarında pirinç gibi yiyecekler de adanmış.
Her tapınakta rengarenk çeşitli figürler var Şivadan Ganeşaya kadar ve hemen girişte bir çanağın içinde Tika için kırmızı toz boyalar; başlangıçta taze gün sonuna doğru etrafa bulaşmış ıslanmış.

Thamell’den Durbar’a kadar sokaklar yine kalabalık ama yaklaştıkça renkler solmaya, turist sayısı azalmaya başladı daha çok yerli halk var ve her sokak küçük iç içe karmakarışık görünen dükkanlardan oluşuyor. Sütten tütsüye, kumaştan bebek çıngırağına kadar her şey satılıyor bu sokaklarda. Yol boyunca tezgahlar, sokak lokantaları, dilenciler, sarili kadınlar akıp gidiyor.

Yol çok zevkli Sağda solda yöresel davul imalathaneleri var, taşıyabilsem almayı çok isterdim. Eski bakımsız sanki unutulmuş evlerin tahta oymalarının ince, zarif işciliği gözlerimi kamaştırdı inadına buradalar, inadına fark ediliyorlar.

İnsanların salına salına dolandığı Durbar Meydanına giriş paraylaymış turistler için. Giriş çıkış kapısı yok ama turistleri hemen tanıyorlar. Biletimi aldım bir usd otuz rupi, bilet iki yüz rupi. Bileti başka bir eğreti ofiste onaylatmak zorundaymışım, bana bir hafta kullanacağım geçiş kartı çıkardılar bu ofiste. Bir daha gelemeyeceğim halde kartı aldım. İlk gördüğüm pastaneye girdim, siyah çay özellikle belirtilmediyse dodualı çaydan getiriyorlar. Kek poğaça çayla kahvaltımı yaptım.

Elimde Turist danışmadan aldığım harita meydanı geziyorum, tapınaklar saraylar tarihi kalıntılar o kadar iç içe ki haritadan yerlerini bulmak için bir sonrakine hamle yaptığımda neredeyse bir sonraki yeri geçiyordum. Kırk civarında tarihi eser var bu küçücük alanda, geleli on dakika olmadı ama bir amca şimdiden bir kral kraliçe figürünü bana yarı fiyatına sattı bile. Pek inanmadım ama pahalı oluşunu “Yak kemiğinden” yapılması ile açıkladı, sanki daha çok polyester döküme benziyor. Ağırlığı bir kiloya yakın. Alsam bir türlü almasam bir türlü alsam kurtulacağım peşimden ayrılmayan amcadan ama bu seferde diğer satıcıları tetikleyecek bu. Birinden kurtuluyor öbürlerine yakalanıyorum. Sanki çok gizli değerli bir şeymiş gibi cebinden çıkardıkları Mandala vb çıkarıp çok ucuz çok deyip satmaya çalışıyorlar.



Durbar meydanına giriş

Yaşayan tanrıça Kumari’nin kapısında (bir yerde yabancıların girmesinin yasak olduğunu okumuştum) tereddütle beklerken altmış yaşlarında, minyon, güler yüzlü alnının ortasında tikası Nepalli bir kadın samimiyetle koluma dokunup gir gir dedi, birazdan Kumari çıkar cama. Kol kola bahçe kapısını geçtik avluya girdik, arkamızdan da Japonlar.



Kumarinin göründüğü pencere

Kadının anlattığına göre bu Kumari de bir sürü yaşıtı arasından beş yaşında çeşitli sınamalardan geçerek ilan edilmiş. Sonra Ailesiyle beraber bu eve taşınmış. Kumari’nin tanrıçalığı taa ilk kan akana dek sürüyor. Taa dediğime bakmayın siz olsa, olsa altı yıl daha. Bu kan adet kanaması olabilir bir yerinin kazara kesilmesi de. Yani tanrıçalık en geç yaş 10 civarında bilemedin on ikisinde sona eriyor.

On dakika bekledim camdan kimsenin çıkığı yok, muhtemelen kadın beni oyalıyor. Kumari söylencesi çeşi,t çeşit vakit buldukça duyduklarımı aktaracağım ama en kötüsü; zamanın mihracesi küçük bir kıza tecavüz ettikten sonra vicdan azabıyla aynı yaşlardaki kız çocuklarından birini temsilen seçerek Kumari (anlamı zaten kız çocuğu demekmiş) ilan/ihya ediyor. Eskiden tanrıçalık dönemi biten emekli Kumarilerle kimse evlenmezmiş, ömür boyu bekar yaşarlarmış, şimdilerde bu adet değişmiş. Başka ve daha zarif söylenceler de var tabii.

Neyse daha fazla beklemeyi anlamsız buldum ve teşekkür edip ayrılırken kadın beni (bana sürekli sister diye hitap ediyor) tezgahına davet etti. Esas derdi bana bir şeyler satmak. Bu günlük kral kraliçe figürü yeter diyerek zor da olsa kadından ayrılmayı/kurtulmayı başardım.



Durbar Meydanında Nepalli kadınlar

Katmanduya adını veren Kastamandaph tek bir ağaçtan yapılmıs tamamen ahşap iki katlı bir yapı. Fotoğrafçı gezgin Yurdalan’ın betimlediği Şiva tapınağı kapalı olduğu için(tadilat varmış) Siva lingamını göremedim.

Meydandaki devasa çan kötü ruhları kovması için 1797 de yapılmış. Hemen yanında büyüklükte çanla yarışan davul var ama artık çok eski.

Jagannath tapınağındaki erotik figürler çatının pervazlarını süslüyor.
Ve Şiva’nın en korkunç görünümü altı kollu Kalabhairab gerçekten de kapkara boynundan göbeğine sarkan kafataslı kolyesiyle kötü kötü bakıyor önü oldukça kalabalık, bir kadının uzattığı mumu alıp Şiva’nın önüne koyuyorum, ne de olsa kızdıklarının kafalarını kesip boynuna takıyormuş. Sivanın pek çok yerde reankarne figürleri var, bu onlardan en korkuncu.



Kalabhairab

Yan taraftaki eski saraya girmek ayrıca ücrete tabi içinin bir kısmı müze ve oğlu tarafından öldürüldüğü sanılan, zamanının sevilen kralı ve ailesinin fotoğraflarıyla bezenmiş.
Kapıların eşiklerinin yüksek tavanlarının alçak olmasının sebebi girerken ve çıkarken eğilmek zorunda kalarak girişte içerdekileri, çıkışta dışarıdakileri selamlamakmış.

Thamell’e yürüyerek döndüm.
Yol boyunca kapısız doğal olarak da penceresiz tek göz odalarda miyadını doldurmuş görünen dikiş makinelerine eğilmiş dikiş diken terziler var. Neplin terzilerinin ününü duymuşsunuzdur. Hepsi de erkek.



Terziler

Hava kararmıştı resepsiyondaki çocukların önerisi olan dört mevsim lokantasına girdim gelişigüzel bir Nepal menüsü ısmarladım. Altı adet sarı metal havana benzeyen küçücük kaselerde çeşitli yemekler tepsinin ortasındaki pilavın çevresine dizilmiş getirildi. Ana yemek bu, onun öncesinde kızarmaktan yanmaya daha yakın kavrulmuş et ve patates verdiler en son yerel alkollü içeceği(pirinç rakısı) ve harika bir tatlı getirdiler. Ana yemeğin adı Nepal thal bundan sonra bu çeşit thallerden çok yiyeceğimi tahmin edebiliyorum. Yemek nefisti ama benden başka iki kişiyi doyurabilecek kadar boldu. Saat sekiz ve hava yavaştan egzoz yanık lastik kokmaya başlamıştı.

Otele yürüdüm etrafta birçok Avrupalı turist var sanki uzun süredir burada yaşıyorlarmış gibi görünüyorlar pek çok canlı müzik yapan bar var. Yolda çantadan Chitwan turuna kadar her şey satılıyor. Chitwan’a gitmeyi istiyordum hatta neredeyse aklımı çeliyordu satıcılar ama oranın daha soğuk olacağını düşünerek vazgeçtim.



Çok güzel değimli?

Otele gidip Dubaidekinin benzeri sıcak su sorunu yaşadım tek farkı buradaki telefon çalışmıyordu. Her odada (girişte bunu mutlaka belirtiyorlar) 120 kanallı televizyon var ama telefon ve duş çalışmıyor.
Old 23-12-2006, 10:29   #16
Tulin

 
Varsayılan

11/12/2006

Hava soğuk yağışlı karanlık ve bademciklerim şiş. İçimdeki ses git, git diyor dinlesem mi acaba?

Eşyalarımı topladım, yağmur yeni başladığına göre sürebilir bu hava günlerce, olası ayrılma durumuna karşı sırt çantamı resepsiyona bıraktım. Otelin lokantası bu gün kapalıymış, hemen karşıda pastane var oraya koştum ama yağmur yinede sırılsıklam etti beni. Şemsiye taşımayı sevmiyorum.

Kahvaltı sonrası adımımı dışarı atar atmaz rikşacı ordusuyla karşılaştım bu kez pek ihtiyacım vardı onlara, ve biriyle fiyatta anlaştım tüm gün söylediğim yerleri dolaştırmayı kabul etti(400 rupi). İlk olarak Pasupatinate gittim, bir Hindu tapınağı Bagamati nehri kıyısında.

Nehrin iki yakasını bağlayan tek köprü var görünürde ve tapınak tarafında zenginler diğer tarafta fakirlerin ölülerinin yakıldığı ghatlar var. Şansımıza bir ölü yakma töreni başlamak üzere. Bir çok turist benim gibi merakla bekliyor yerlere oturmuş.

Beden yakılınca ruh daha kolay ayrılırmış bedenden Hindu inanışına göre. Dedim ya anlatanın yalancısıyım. Bir sedye üzerinde beyazlara sarılmış ince upuzun ölü beden ölüm sessizliği içinde saygıyla omuzlarda taşındı, odunlarla önceden hazırlanmış ghata doğru ve yavaşça odunların üstüne kondu. Biri incecik uzun boylu diğeri onun yarı boyunda başları usturaya yeni vurulmuş iki insan (sonradan öğrendiğime göre erkeler katılırmış bu ayine sadece) bir başka adamın yönlendirmeleriyle ellerinde tütsüler arada bir şaşırarak, sendeleyerek üç kez saat istikameti yönünde döndüler ölünün etrafında. Arada bir yönlendirici adamın uyarmasıyla bazı işaretler yaparak töreni bitirdiler. İkisinin de üstünde bembeyaz yöresel giysiler vardı. Sonra alnından öptüler ölüyü. Uzun olan yani daha çok şaşıran tutuşturdu samanları önce sonra diğeri. Ölünün ağzı bantlanmıştı ve sakalı vardı. Beyaz giysili iki adam ağır hareketlerle on metre uzaklıktaki taş divana bağdaş kurarak vakarla oturdular ve yanışı seyretmeye başladılar. Tören kalabalığı yirmi kişiyi geçmezdi, biz turistler nehrin tam karşısından izliyorduk olan biteni. Hemen yan tarafta nehre inen merdiven basamaklarında bir berber bir adamın başını usturaya vuruyor, dökülen saçlar doğruca nehre.

Nehirin akışı yer yer birikinti tepeleriyle engellenmiş. Yeni atılmış ipe dizili taze çiçek kolyeler canlılığın sembolü kirli nehirde, nerdeyse kokusunu alabiliyorum.

Nepal de berber dükkanı görmedim hiç, berberler aynalarını kah ağaca kah bir duvara asarak sokakta hizmet veriyorlar müşterilerine. Bu sonuncusunda müşteri elleriyle tutuyor aynayı, berberin ise aynaya ihtiyacı yok besbelli.

Önce odunların sonra kefenin sonrada bedenin yanan et kokusu birbirine karışmaya başladı. İnsan ölmüş babasını yaktıktan sonra nasıl ızgara et yiyebilir ki… Yemiyorlar zaten.

İçim fena oldu genzimde ilk kez yanmakta olan insan bedeni kokusu, fotoğraf almak istemiyorum yol boyunca dizilmiş lingamları (vajen- penisin birleşmesini sembolize ediyor taşıyıcı hayvanı inek) geçerek Guhyesvari tapınağına doğru yürüdüm daha doğrusu tırmandım. Bu lingamlarda havama hava kattı yani, öff.

Bir ölünün yanması yaklaşık dört saat sürüyormuş 400 kilo kadar odun harcanıyormuş ve bazen kalça, göğüs kemikleri tam yanmayabiliyormuş. Sonrasında küller ölünün bedenindeki değerli takılar ve eşyalarla birlikte nehre atılıyormuş. Bu yüzden ölü yakıldıktan sonra insanlar nehirde değerli eşya arıyorlar yarı bellerine kadar suda ve ellerinde elekler; altın arayıcıları gibi.

Tapınağa özür dileyerek sokmadı beni askerler sadece yerel halk ve hindular giriyormuş.

Dönüş yolunda renkli giysileriyle boyalı yüzleri bellerine inen saçlarıyla Sadular gururla oturuyor lingamların önünde ve selamlaşıyoruz. Sadular günlük ihtiyaçları kadar dilenirlermiş.

Nehir kenarına döndüğümde hem izleyici hem de törene katılanlar azalmıştı koku daha keskin ve havaya yapışmış hiç gitmeyecekmiş gibi.

Rikşayla Swayambunath tapınağına gittim. Yolda misketleri duvardan sektirerek oynayan çocuklar “hello hello” diye sesleniyorlar ve hemen poz veriyorlar. Etraf tütsü kokuyor. Ciddi bir arama yaptılar tapınak girişinde ve Budanın altın sarısı kocaman heykeline ulaştım tepenin sonunda.

Bir odada metalden devasa dua çarkı etrafında daire şeklinde onlarca dua çarkıyla çevrelenmiş sırayla dokunarak döndürüyorlar ve dua mırıldanıyorlar sonrasında çanı mutlaka çalarak.

Etrafta bir sürü maymun koşturup duruyor buraya maymunlu tapınak da deniyormuş.

Bordo giysileri, usturaya vurulmuş, kafaları huzurlu yüzleriyle budist rahipler manzarayı tamamlıyor. Ben de uyuyorum onlara, dua çarklarını çevirip vuruyorum çana.



Dua çarkları

Beyaz bir kubbenin üstünde göğe yükselen stupanın altında dört bir yana bakan Buda’nın gören gözleri.

Kubbenin üstüne çıkarak dört bir yanı seyrettim bende evlerin çatıları balkonları renkli eşyalarını bir bir kaydederek zihnime.
Bir süreliğine güneş açmıştı içimi ısıtarak.

Bodhnat tapınağı yakındı, bir önceki tapınağın havası vardı biraz daha küçüktü sadece.

Bir çeşit resim sanatı tekniği olan Tankha bu bölgede yaygınmış hatta dünyanın en güzel tankhaları burada yapılırmış. Bir kaç okul kalmış bu geleneği sürdüren. Israrlara dayanamayarak küçük boyda maskeler ve iki duvar takvimi alıyorum el yapımı kağıttan.

Size bu satırları günler sonra Jaıpurdan yazıyorum tabii ve şu anda internet kafeyi birbirine kattı ufacık bir fare, ayağı kırılmış muhtemelen kaçamadı da zavallı sonra küçük bir kız aldı götürdü fareyi)))))

Neyse nerde kalmıştık Kral Malla hoş görülü bir kralmış ve göç eden hindular için kurmuş bu tapınakları ve burada çok seviliyormuş bu kral. Malla’nın uzunca bir kaide üzerinde bir heykeli var ve hemen arkasında bir kobra üzerinde de bir kuş sanki gerçekmiş gibi duruyor. İşte bu sevilen kral bu kuş uçtuğunda yani doğal olarak kobrada kımıldadığında tekrar dirilecekmiş. Ya da tam tersi önce kobra kımıldadığında sonra kuş… Neyse.

Hemen karşısında Krişna tapınağı çatısı güvercin kaplı. Onun yanında da Visnu tapınağı var ama hiç kuş yok etrafında. Söylentiye göre bu tapınağın içinde canlıları öldüren bir heykel varmış işte bu yüzden kuşlar yaklaşamazmış bu tapınağa ne kadar doğru bilemiyorum ama ben de pek hoşlanmadım oradan.

Gezinin sonunda şirin güleç rehberim önemli bir tankha okulunu gezmek için davet etti, burada satış yapılmıyor bir şey almak zorunda değilsiniz diye de ekledi. Kanmadım ama öyle nazikti ki ziyaret etmekte de sakınca görmedim.

Dersliklerde kızlı erkekli gençler el dokuma keten olan tuallere thanka yapıyorlar. Bu biraz bizim minyatüre benziyor. Sorumlu öğretici ressam odasına götürdü bizi ve bitmiş thankaları gösterdi. Aslında Thanka stiliyle yapılmış mandalalardı bunlar. Mandala en başlarda budist rahipler tarafından yapılıyormuş; fırça kullanmadan taştan boyalar bir bıçakla yere yayılmış bez tuallerin üzerine sıyırılarak resim spontal olarak ortaya çıkıyormuş. Her bir mandala eşsiz (kopyeleri yok) oluyor ve yıllar sürüyormuş bitmeleri ve de daima dünya barışı için, sevgiyle yapılırlarmış. Sonrasında da biten Mandala törenle nehre bırakılıyormuş; tuale yapışık olmadığından toz boyalar hemen suya dağılıyor sudan tüm dünyaya yayılıyormuş. Dokuz çeşit mandala varmış.
Eh bu kadar dinledikten sonra bir tane satın almadan ayrılamazdım keseme uygun bir sevgi mandalası da ben aldım.

Planladığım ziyaretlerim bitmişti ve çok acıkmıştım, rehberle rikşayı bulmak üzere okuldan ayrıldık hava puslu ve yağmaya devam ediyor. Yolda sadece kapısı olan derme çatmadan beter bir lokanta gördüm nefis baharatlı yemek kokuları geliyordu. İçerde iki ihtiyar yemek yiyor, üç erkek çocuğu masalar sandalyeler arasında oynuyordu. İçerisi loştu ve girişteki toprak ocakta bir tencere kaynıyordu rehberi de davet ettim ama o bana katılmadı, buranın pis olduğunu hastalanabileceğimi söyledi.
Aldırmadım ona bu yolculuğa çıkarken tanıdıklar yemekler konusunda yeteri kadar uyarmıştı beni ama ben yemek yemeyi seven bir kadındım.

Karıştırdım içindeki kepçeyle yemek kazanını bir cins mısır kaynıyordu ve yan tezgahta börekimsi taze pişmiş yiyecekler. Metal küçük yemek çanakları kullanılıp şöyle bir sudan geçirilerek üst üste dizilmiş tatlı kaşıkları aynı şekilde bir metal tepside duruyor. Ben içeri girince çocuklar kıkırdamaya başladı bana bakarak ve yaşlılar yer açtı. Tabaklardan birini alarak çantamdan çıkardığım kağıt mendille sildim çocuklar işi azıtmış parmakla beni göstererek katıla katıla dalga geçiyorlar ve her hareketim onların dalgalarını daha da artırıyordu. Maymun olmuştum ama kim aldırır çocuk işte, pek de sevimliler arada bir dil çıkarıp şaşı olarak iyice katılttım onları. Çantamdan eksik etmediğim kaşığımı çıkararak çocukların gemi azıya almış kahkahaları arasında tıka basa karnımı doyurdum, gerçi biraz zor oldu küçücük tabak, kaşıklarla, birkaç kez kalkıp tabağımı doldurmak zorunda kaldım. Dilde anlaşamayınca kendi servisimi kendim yapmama bir şey demediler. Sanki ilk kez bir yabancı orada yemek yiyormuş gibi herkes beni seyrediyordu.



Sokak lokantası

Rehberim kapıda beni bekliyordu içeri bile girmeye tenezzül etmedi, biraz da bozulmuştu onun izni olmadan burada yememe. Ona bu kadar lezzetli şeylerin birine dokunmasının imkansız olduğunu söyledim. Ama bana küsmüştü.

Rikşayla otele döndüm resepsiyonistle telefonun başına oturup tüm otobüs terminallerini aradık ama tek yol yerel otobüslerle gitmekti Pokhara’ya ve okuduğum yazılara göre bu iyi bir yol değildi. Ama gitmekte karalıydım bu havada dışarı çıkamayacaktım birkaç gün, taksiyle otobüs terminaline gittim biz girerken bir otobüs çıkıyordu ve yarı bedeni dışarıda muavin Pokhara diye bağırıyordu. El ettik taksi sürücüsüyle aynı anda ama otobüs hemen hız kesemedi, bayağı bir uzakta durdu daha doğrusu akan trafikte duramadı da yavaşladı, muavin koşarak geldi sırt çantamı aldı o önde ben arkada otobüse koşuyoruz iki yüz metre koştuktan sonra nefes nefese yakaladım otobüsü ve attım kendimi içine.

Koridordaki eşyaları ve yolcuları atlayarak bu kalabalıkta boş olmasına şaşırdığım en arkadaki koltuğa attım kendimi. Aaa camlar yok ve inanılmaz bir soğuklukta rüzgar esiyor oturmamla kalkmam bir oldu, muavine el ettim camın kırık olduğunu önlerde bir yer bulmasını söyledim o da işaretlerle başka yer olmadığını söyledi sırıtarak, kentten çıkıyor olmamız cesaretlendirmişti onu. Ama ben pek umursamadım şoföre bağırarak durmasını ineceğimi söyledim tüm otobüs bana bakıyor ben dur ineceğim diyorum montum sırılsıklam bu camsız koltukta bir saat gitmek beni dondurur. Ciddi ve ısrarlı olduğumu anlayınca önden ikinci koltukta yer açtılar bana. Muavin daha saygılı artık yüzündeki sırıtışta kayboldu. Benim cam kapalı ama arkamdaki cam hafif aralık dışarısı iki derce kaloriferi aklınıza bile getirmeyin. Kapşonumu başıma geçirdim. Saat akşamın sekizi gittikçe ışıklar azaldı öndekiler yorganlarını örtündü arabanın gürültüsünden başka ses yok. Şoför mahalli anlatılamayacak şenlikte; başının üstündeki alanda yaklaşık on kadar açık saçık kadın resmi var, etrafında bir sürü el örgüsü işlemeli örtüler, çoktan çöpe atılması gereken yapay çiçekler…Kara mizah yaaa.
Sadece şoför mahallinin ışıkları açık olduğundan çıplak kadın resimlerine spot yapmış gibi. Yani göz gözü görmüyor da sadece resimleri görüyor. Dayanamadım ve fotoğrafını çektim umarım linkle sizde ulaşabilirsiniz bu görüntülere.



Otobüsten manzaralar

Yolda molalarda insanlar hemen oracıkta tuvalet ihtiyaçlarını gideriyor, tuvalet olsa bile içine girmek sağlık açısından sakıncalı.

Gözümü kırpmadım ve sekiz saat sonra Pokharadyım. Ya bu iç ses bazen yanılıyor mu ne beni bu berbat yolculuğa apar topar çıkardı.

12.12.2006

Sabaha karşı saat beş gibi zifiri karanlıkta otobüsten indim etrafta hiç ışık yok arabanın farlarından başka. Yolun karşısında loş bir lokanta ve içinde bir adam masaları yerleştiriyor.

Sırt çantam üstüne yatılanlar tarafından kaykılmış, aldım onu ve eşyaların, insanların üstünden atlayarak indim. Hemen yanımda bir taksi soförü belirdi, bu kez sevinçliyim onu gördüğüme ama sadece bir taksi var. Pek güvenilir gözüküyor geride bıraktığım muavin ve otobüse nazaran, başka seçenek de yok zaten. İnternetten aldığım otelin adlarını uzattım yola koyulduk.
Yaklaşık yirmi dakika sonra binaların bulunduğu bölgeye ulaştık yolda gördüğüm ilk otelin kapısını şoförle birlikte yumrukladık ama kimse çıkmadı. İkinci otelde şansımıza kapıda zil var uzun bir bekleyişten sonra gece karanlığı kadar karanlık bir adam açtı kapıyı ağır ağır.
Odalar fena değildi fiyatta sekiz usd elimdeki adresten de emin değilim kalmaya karar verdim taksi şoförü insaflı sadece üç usd istedi, bence de uygundu.

Saat on gibi uyandım kahvaltıdan sonra göle doğru yürüdüm. Buraya geliş sebebim hem göl kenarında dinlenmek hem de Himalayaların eteğindeki en ünlü dağ olan Macapucarıyı görmek. Hava pırıl pırıl ama yükseklerde sis var.
Yol üzerindeki seyahat acentalarından birinde sınıra gidebileceğim otobüs baktım ve bilgi aldım. Adam iki üç gün sis olabileceğini muhtemelen Macapucareyi bu günlerde göremeyeceğimi söyledi.

Havanın ne zaman açacağı belli olmaz yolcu yolunda gerek, göle doğru yola koyuldum.

Ama süpriiizz hemen sağda bir binanın önünde erkekler ve erkek çocukları davulunda bulunduğu müzik aletleriyle yüksek volümlü müzik yapıyor. İzledim biraz, onlarda beni izledi sonra bilgi verdiler bir düğünmüş meğer, gelinle damat üst kattalarmış. Yani kuaför yazan binanın üst katında.
Davete nazlanmadan uydum ve dar merdivenleri tırmanarak gelin odasına girdim. Damat geldi onunla da tanıştık karşılıklı sorularla biraz vakit geçirdik gelinin makyajı bitmemişti makyaj sonrası resim çektim. Kırmızı bir giysi giymişti gelin ama asıl eğlence akşammış, gelinin kostümü değişiyormuş, yine kırmızı olacakmış giyeceği, akşam eğlencesine davet ettiler beni, yetişirsem geleceğimi söyledim; yedide başlar en geç dokuzda bitermiş. Yanımda getirdiğim çiçekli renkli saç tokalarını kızlara hediye ettim, karşılıklı iyi dileklerle ayrıldım düğün evinden.



Gelin ve akrabaları

Göl küçücük bir baraj gölü ortasında bir tapınağın olduğu adacık var. Kayıkla oraya gittim yerli halk tapınağı ziyaret ediyordu. Kimileriyle konuştuk adanın diğer karşı kıyısının tepesinde görünen başka bir budist tapınağı var ama o tepeye yürüyecek halim yok, kayıkla geldiğim kıyıya döndüm. Yerlilerle ettiğim sohbetlerden edindiğim bilgiye göre yakındaki bir köyde kadın el dokuma sanatları kooperatifi varmış ve kadınlar el ürünlerini başta halı olmak üzere orada satıyorlarmış. Zaten gideceğim Devi şelalesine de yakınmış. Sora, sora oralara giden otobüsü buldum ve Devi şelalesine gittim. Buralarda sokak isimleri, kimi yerlerin adları hikayeleri farklı, farklı. Örneğin aradığım bir tapınağın adını sorduğumda bir süre düşündükten sonra yerel adlarıyla tekrarlıyorlar işte bu Devi söylencesi de farklı. Bir tanesine göre; Davit adlı bir genç sevgilisiyle burada yüzerken (bu suda yüzüp kurtulan olmamış henüz) boğulmuş söylene, söylene adı Davi şelalesi olup çıkmış. Söylencenin keyifli tarafı da bu işte.)))

Muhteşem bir manzara vardı kısa ama gürül, gürül bir şelale kayaların arasından mağaraların altından geçerek ve dolanarak göle karışıyor, anlatılacak gibi değil, harika,insanın atlayası geliyor ama her yanı güvenlik telleriyle kaplanmış.

Az ileride ortada bir dilek havuzu var ortasındaki çıkıntıya bozuk paralar atılıyor eğer suya düşmez çıkıntıda kalırsa dileğin oluyormuş üç adet bir rupiyi attım ardısıra ama ancak biri çıkıntıya tutunabildi. Diğerleri suya...

Şelalenin kapısında yerel rehberler karşıladı yine birini almadan kurtulamayacağımı anladım ve en küçüğünün rehberliğini kabul ettim sekiz on yaşlarında bir çocuk bu, beni kooperatife götürecek meğer ne yakınmış on beş dakika yürüdükten sonra köyde ve kooperatifteyiz.



Halı için yünler eğriliyor

Hemen girişte bahçesinde bir ağaç var çocuğun söylediğine göre kutsal bir ağaçmış bu, bir tür tapınak, dallarında renkli tüller asılmış. Kooperatif gayet modern, halılar kaliteli ve zevkli üstelik ucuz ama nasıl taşıyacağım. Bir tane el dokuma çanta aldım, atölyeye gittik sonra.
Birçok kadın ip eğiriyor halı dokuyorlar lafladık hepsiyle. Bahçede hiç alakasız gibi görünen bir nine dua çarkı çeviriyor. Acıktım dedim kadınlara bana hemen yakında köy lokantası olduğunu söylediler hem de iki taneymiş biri vejeteryen biri değil. Değil i seçtim tabii ve rehberle on dakika yürüdük, oturduk bir masaya meğer rehber budistmiş, et yemeyeninden. Sadece bir şeyler içti ve beni köyden çıkarıp otobüs durağına bırakıyorduk ki başka bir süpriz. Bir budist tapınağı ama süpriz içeride ayin olması. Yirmi kadar genç budist rahip bir köşeye iki yaşlı rahibi almış dikdörtgen şeklinde sıralanarak bağdaş kurmuş ilahiler söylüyor her birinin arkasında çocuk rahip adaylar bağdaş kurarak oturmuş, üç nesil rahip, selamladılar beni bende oturup sonuna kadar izledim resimler çektim.



Küçük budistler

Tam ayrılırken rahiplerden biri beni arka taraftaki büyükçe bir camekanın yanına götürdü camekanın içinde oldukça büyük bir barış mandalası vardı. Buradaki deneyimli rahipler yapmış ve yapımı iki yıl sürmüş önümüzdeki ay törenle suya bırakılacakmış. Suya, buharla havaya, rüzgarla dünyanın her yanına… Dünya barışına sessiz ama derin bir katkı. Bunu anlamak için budizmi bilmek gerek. Huzur içinde vedalaştım rahiplerle beni dış kapıya kadar geçirdiler. Bahçede daha önce hiç görmediğim ilkel bir ocak
Vardı, güneş enerjisiyle çalışıyormuş ve tapınaktakiler yemeklerini burada pişiriyormuş, alet basit görünmesine karşı çözemedim türlü.

Otobüsle on dakika gittikten sonra yolda indim kalan yolu yürüdüm. Yol boyu solum göl sağım şirin dükkanlar. Göl kıyısında bir kadın derme çatma bir çatının altında çay yapıyor ama metal fincanların ayna yansıması taa bana kadar ulaşıyor, o kadar temiz ki fincanlar pırıl, pırıl parlıyor. Bir büyükçe masa sekiz sandalyeden ibaret bir kahve burası. Pırıl, pırıl bir demlikte dodualı çay kaynıyor. İki fincan içtim çok lezzetli kadınlarla lafladık budistler ama et yiyorlarmış ve ana kız işletiyorlarmış tek masalı bu kahveyi.Dodualı çayda çay, tere yağ, süt ve şeker var,eğer şeker istemiyorsanız bunu baştan belirtmelisiniz.



Pırıl pırıl bardaklarda dodualı çay keyfi

Hava biraz açar gibi oldu Himalayaların karlı tepeleri gözüktü yer, yer ama hangisi Macapucare onu bilemem.

Hava kararmaya soğumaya başlarken ben de merkeze yaklaşmıştım. Kimi dükkanlara girip çıktım Nepallilerin yerel giysileri satılıyordu ve hemen oracıkta dikiş diken terziler bedenini bana göre ayarlayacaklarını söylediler.

Bir tane nepal el dokuma yatak örtüsü aldım. Hava kararmış, iyice soğumuştu.

Otele bayağı yaklaşmıştım ve bir binadan canlı müzik sesi geliyordu yangın merdiveni gibi bir merdivenden sesi takip ederek yukarı çıktım, tipik Tibetli kızlı erkekli altı genç Tibet müziği yapıyorlar. Kendime bir lakşi ısmarladım (sütten yapılmış bir içecek)ve konseri izledim. Herkes hem bir şey çalıyor he de sırayla şarkı söylüyordu benden başka salonda üç Nepalli daha vardı. Bir saat dinledim ve otele geri döndüm. Sabah sat beş buçuğa otobüse bilet almıştım erkenden yattım.
Old 25-12-2006, 12:45   #17
avherdogru

 
Mutlu

Sayın Tulin, nerelerdesiniz? Yazılarınızı kestiniz?Umarım herşey yolundadır.Şans sizden yana olsun..
Old 27-12-2006, 14:32   #18
Tulin

 
Varsayılan

13.12.2006

Sabah uyandırma servisiyle uyandım taksi kapıda bekliyordu otobüs terminaline gittim. Terminal dediğim gişe falan yok muavinler bir şekilde sizi buluyor ve nereye gidecekseniz yönlendiriyor.
Yarım saat gecikti otobüs hava iyice aydınlanmıştı ama hala soğuk. Tüm bagajlar iplerle otobüsün üstüne bağlandı, çoluk çocuk doluştuk arabaya.



Yol hazırlığı

Gündüz yolculuğu her zaman zevkli gelmiştir bana seyrederek fark ederek gider insan. Kendini mi seyrediyorsun, yolumu fark ediyorsun yoksa tersimi, ne biliiim gitmenin özel bir hali, bir büyüsü var işte.

Yol boyunca el sallayan nepalliler, paytak, paytak yürüyen kıçları çıplak küçük çocuklar, el sallayıp bir süre otobüsün peşinden koşan büyük çocuklar, çamaşır asan kızlar, birbirlerinin bitlerini kıran kadınlar…


Yol halleri

Yol boyu bir süre solumuz dağlar sağımız evlerdi ve sabahın bu erken saatinde dağ kenarında ortak çeşmelerde dişlerini fırçalayan pek çok insan vardı, kimi çeşme başlarında iki üç kişi birden diş fırçalıyor bir ellerinde fırçalar diğer ellerinde diş macunları, boyunlarında havlular, kimileri pijamalı. İnsanların bu soğukta bir diş fırçalamak için (en yakını evinden çeşmeye gitmek için en azından yolu geçmek zorunda)bunca zahmete girmesi… Yani yol boyunca köylerde sabah uyanışına, kimilerince mahrem sayılan sabah kişisel temizliklerine tanık olduk.



Buz gibi pınarda çamaşır yıkanıyor

Manzaralarda en az giysileri kadar renkliydi Nepal’in, keşke daha uzun kalsa mıydım?

Alınlarından sırtına doğru sarkıtılmış kalın kemerlere onca ağır yükü baş boyun gücüyle taşıyan minyon kadınları unutmak mümkün mü? Üstelik renkli sarilerinden, hızma, halhal, bileziklerinden vazgeçmeden.



Sabah temizliği

En az beş mola verdik yolda ve yolcular inip bindi ben kapının hemen ardındayım ve çoğunlukla kapı açıktı. Kapatma önerimi hoş karşılamadı muavin. Korna durmaksızın çalıyor, alışmalı buna.

İyi ki yanımda yiyecek bir şeyler almışım, yol boyunca durduğumuz lokantalar pek bana göre değildi. Buralarda daha yeniyim eliyle yiyor insanlar kaşık çatal yok etrafta. Otobüsteki diğer sekiz turist de benim gibi yanında taşıdıkları yiyecekleri kemiriyor.

Otobüsümüz yemyeşil yamaçlardan ovaya doğru iniyor ve manzara sevimsizleşmeye başlıyordu. Yavaş, yavaş ağaçlar yerini toz toprağa bıraktı.

Sınıra vardığımızda saat on üç olmuştu ve çok kalabalık ortalık. İstasyonların değişmez manzarası işte bir sürü rikşacı kuşattı turistleri her birimize beş altı rikşa sürücüsü düşüyor, ustalıkla turistleri birbirinden ayırıverdiler. Kapanın elinde Nepalden çıkış yapmaya büroya gidiyoruz. Yirmi dakikalık bir yoldan sonra bürodayım resmi giysili bir adam evraklarımı kontrol ediyor, işim uzun sürmedi
Kapıda bekleyen aynı rikşayla bir km ilerde Hindistan girişine gittik. Buradaki görevliler sivil giyimli kapının önüne konmuş bir masada işlem yapıyor biraz öncekilerin tersine iri yarılar.

Ve aynı hızla beni beklemekten vazgeçmeyen rikşayla sınırı kamyon, yaya trafiğinin arasında geçiyoruz Hindistandayım artık. Otobüs terminali çok yakın ve ilk kez sınırı oto yolla geçiyorum ne zormuş yaa.

Terminalde birilerine sordum şu otobüs gider dediler şu otobüsteki muavine sordum saat dörtte gideceklerini söyledi. Daha bir buçuk saatim vardı. Bu sırada başka bir otobüs yaklaştı bende ona yaklaştım Varanasi’ye gideceğimi söyledim o da saat dörtte gidecekmiş. Haydaa bu işte bir iş var. Tekrar öbür otobüse gittim adam yüzüme baka, baka yalan söylemiş aslında altı buçukta gidecekmiş ama yolda kapatırım arayı diyor. Onu da diğer otobüs şoförünün araya girmesiyle itiraf etti. Sinirle valizimi asıl saat dörtte giden otobüse taşıdık, bu arada sadece Hindistan rupisi kabul ediyorlarmış ve bende sadece Nepal rupisi var olmaz dedi şoför, haydaa tekrar aynı rikşayla sınıra oradan Nepale.
Sınır görevlileri bakıyor el kol işaretleriyle döneceğimi söyledim hız kesmeden, ses çıkarmadılar Rupileri değiştirip otobüse bindim.

Arabada benden başka bir turist aile daha var diğerleri yerli. Turist aile Avusturalyalıymış sohbet ettik, benimle aşağı yukarı aynı güzergahı takip ediyorlar.
Tenekeden otobüsle tangır tungur yola koyulduk.

14.12.2006

Varanasi terminali diğerlerinden farklı değil, saat sabahın altısı hava henüz aydınlanmamış etrafta yiyecek satıcıları ve yolcular var. Avusturalyalılarla vedalaştık zaten etrafımızı saran rikşacılar bizi çabucak ayırıvermişti. Rikşayla yola çıktık elimdeki listedeki üç otelin ikisi dolu biri kalınamayacak kadar pisti. Bunu hesaba katmamıştım meğerse burada bu hafta sonu çok düğün olurmuş evlenme haftasıymış ve düğün sahipleri otelleri misafirleri için tutmuşlar. Sıra rikşacının önerilerine gelmişti, adam bundan pek memnundu. Yorgun uykusuzdum ama sokakların bomboş olması beni keyiflendirmişti ne de olsa alışıldık bir şey değildi Hindistanda tenhalık.

Bir buçuk saat otel aradık hepsi ya dolu ya da kalınamayacak denli bakımsız, güvensizdi. Başladığım noktaya geri dönerken Taj Gangas Hoteli gördüm fazlasıyla pahalı duruyordu. Resepsiyonist otelin düğün nedeniyle dolu olduğunu saat on ikiden sonra belki oda boşalabileceğini ve eşyalarımı bırakabileceğimi, oda için tekrar uğramamı söyledi, elimi yüzümü yıkadım bir kahve içtim hava ağarmıştı sırt çantamı otele bırakarak çıktım.

Aksilikleri terk edip planladığım şehir turuna başlasam iyi olur diyerek nehir kıyısına doğru yürümeye başladım. Hindu hacıları için önemli bir kent olan Varanasi uyanmaya başlamıştı. Tek tük hızla yürüyen insanlar ardından araçlar satıcılar…

Daracık loş sokak lokantalarında aşçılar pompalı gazocaklarını ateşlemeye başlamıştı. Bu gaz ocaklarını hatırlıyordum doğuda geçen çocukluk yıllarımdan. Bir tanesinin önünde durdum haşlanmış yumurtayı soyup hafif kızartıyorlar yağda, çok lezzetli iki tane yedim çapatiyle birlikte bir de yerel çay hatta iki bardak, iyi geldi. O kadar iyi geldi ki bu gün burayı gezip Agra’ya geçmeye karar verdim, konaklamadan.

Açcıya sorup Rana Ghad a doğru yürümeye başladım, ne mümkün sokaklar insan seli oluverdi bir saatin içinde. İstisnasız her geçen rikşacı ille gideceğin yere götüreyim diyor, çaresiz kabul ediyorum birini ve yola koyuluyoruz bisiklet rikşayla.
Riksacılar çok becerikli ben tam çarpacağız diyorum öyle ustalıkla sürüyorlar ki bisikletlerini korktuğumla kalıyorum.
Nihayet ölü yakma törenlerinin olduğu ghadlara ulaştık.



Varanasi Dergahlar, Aşramlar

Merdivenlerden nehir kıyısına indim ana baba günü burası çok kalabalık. Kıyıdan bir kayık kiraladım 300 rupi bir saati güneşin doğuşunu seyretmek çok keyifli yazıyordu okuduğum rehber kitaplarda, gerçekten de çok keyif aldım. Solumda nehir sağımda ghadlar aheste dolastık nehirde. Kayığa binmeden küçük bir kızdan içinde mum olan bir çicek sepeti almıştım ve mumu yakıp nehre bıraktım süzüle süzüle uzaklaşışını izledim. Solumuzda hemen hemen Hindistandaki tüm inanışların dergahları var kimi bakimli kimi bakımsiz ve yoksul. Kutsal olduğuna inanılan Ganjın kıyısında kadınlar, çocuklar ve erkekler olağan biçimde yıkanıyorlar yer yer camaşır yıkanıyor. Kayıkcı çamşırhanemiz diye şaka yaptı. Kıyıda kazanlar kaynıyor ve erkekler bir tahta platoya vura vura çamaşır yıkıyorlar, bizde tokaçlarla çamşıra vurulur burada çamaşırlar havada yarım daire çizdirilerek sabit tokaca vuruluyor. Oteller de çamşırlarını buralarda yıkatıyormuş, deterjan kullanmadan bilek gücüyle.



Varanaside gün doğumu

Gandi yoksullar için elektirikli fırın yaptırmış ölülerini yakabilsinler diye, odunla yanmak şaşalı ama pahalıymış,az odun kullanıldığında tam yanmıyormuş ölüler.

Bebekler ağlata, ağlata sokuluyor suya, kimileri kap kacak yıkıyor kimileri su içiyor Kutsal Ganjdan. Bense buz gibi suya ancak elimi sokabiliyorum.
Bir saat fazladan dolaştı kayıkcı ve en baştaki ölü yıkanan Ghad da bıraktı beni. Merdivenleri çıktım etrafımda para isteyen, bir şeyler satmak isteyen, rehberlik yapmak isteyen kalabalıkla dolaştım bir süre. Ortama sinmiş yanık kokusu nedeniyle fazla kalamadım oralarda. Para bozdurdum.
Yüz civarında Ghat varmış burada (Ghad’ın anlamı Brahma’nın on at kurban etmesi). Aynı anda yüz ölünün yakılmasını düşünebiliyor musunuz, hiç ölü yakma töreninin olmamasına şaşırdım.



Varanisi Nehirden bir görüntü

Yol boyunca yürüdüm, peşimden gelenleri umursamamaya çalışarak ve gözümün kestiği yiyeceklerin tadına baktım. Nepaldaki hava kirliliğinden beri sigara içmiyorum. Sürekli tüküren insanlara da alıştım artık, başlangıçta bu kadar balgamı nereden buluyorlar diyordum ama sadece çiğnedikleri tütünü tükürüyorlarmış.
Tütün küçük folyo paketlerde; içine bir insanın ancak bağdaş kurabileceği genişlikteki yerden yirmi cm yükseklikte tahtadan kulübelerde satılıyor.

Sokak lokantalarında yapraklardan yapılmış kullan at tabaklarla servis yapıyorlar yiyecekleri. Yaşlı erkekler sokaklarda bağdaş kurmuş, bir leğendeki suya yaprakları batırarak hazırlıyorlar bu tabakları. Rahatlıkla çorba içilebiliyor bunlarla. Çoğunluk kaşık yerine ellerini kullanıyor.

Varanasi iki bin yıllık geçmişiyle en eski kent ve hindu hacılar günahlarından arınmak için bu tapınaklara gelirmiş.

Yarım saatlik motorikşa yolculuğundan sonra Sarnath’a geldim. Buda aydınlandıktan sonra ilk dersini burada vermiş. Üç gün sonra Dalay Lama buraya gelecekmiş, yolda kimi görsem bu buluşmadan bahsediyor sanırım ayın on yedisinde burası ana baba günü olacak. Otobüste Avusturalyalılara söylediğimde haberleri yokmuş ve bu buluşmaya kalacaklarını söylediler. İşte bu yüzden burada her yerde hummalı bir temizlik ve parlatma işleri var. Lamaya hazırlık. Ellerinde kirli bezlerle, plastik kovalardaki deterjansız suyla yapmaya çalıştıkları işte bu.

Aydınlanmış Buda’nın yarı açık gözlerle, lotus oturuşu kocaman heykeli etkileyici.

Bitişik bahçede Jain Tapınağın’a benzer her zamanki ayakkabı çıkarma seranomisiyle girdim. İçerdeki rahip bana uzun, uzun Jain’in özelliklerini anlattı; kesinlikle et, hayvansal gıdalar yenmiyor, yıkanılmıyor diş fırçalanmıyor beden hiçbir şeyle örtülmüyor. Temizliğe gelince meditasyonla hem iç temizlik hem beden temizliği sağlanıyormuş, kimileri bir kaç tane pirinçle yetiniyormuş gün boyu. Rahip yeni banyodan çıkmış kadar tertemiz ve sağlıklı görünüyordu.



Jain Tapınağı

Tapınak çıkışında aynı şeyi yaşadım iki rupi verince memnun kalmadı ayakkabılarımı alan adam, ne öderseniz ödeyin memnuniyetsizler. Buradaki vasıfsız işçinin gündeliğinin on beş rupiye geldiğini düşünürsek bir ayakkabı emaneti için iki rupinin yeterli olacağını sanıyorum ama onlar dolarla konuşuyorlar, eh bende aldırmamayı öğendim buralarda.

Yol üzerinde Kuthi Vihra tapınağı girişinde Buda’nın altında aydınlandığı söylenen ağaç var ve bu ağacın fideleri uzaklardaki tapınaklara götürülerek oralarda da yetiştirilmiş.

Varanasiye döndüm tren garının hemen yanında turizm danışma var oradan turistler için ayrılan kotadan yararlanarak tren biletimi aldım Agraya. Biz turistler sıraya girdik bunun için. Sadece kuşetlide yer varmış onlar sleeper diyor ve klima sistemi yok. Kuşet dediysem boydan boya kapısız vagonda sıra,
sıra dizilmiş bölmelerde üçerli toplam altı kuşet var. Bizim bölümde hep turistiz. Üşüyerek uyandım gece ve Pokharadan almış olduğum yatak örtüsünü örtündüm.
Old 27-12-2006, 19:04   #19
Tulin

 
Varsayılan

15.12.2006

Taj Mahal hani ilkokulda ezberlediğimiz dünya harikalardan.
Bir saat gecikmeyle tüm gece uyumuş ve uykusunu almış olarak, kir pas içinde vardım Agraya.

Hindistanın çok iyi demiryolu ağı var yoksa bu kalabalık yerinden kımıldayamaz. Tren garları her zaman kalabalık ve çok renkli. Hintliler hemen eve çeviriveriyorlar kaldıkları yerleri. Yerde uyuyanların üstüne basmamaya çalışarak çıktım gardan. Agra Yamuna nehrinin kıyı
sında ve Taj Mahal Agrada.

Arkamda Riksacılar hemen gar çıkışındaki büyük Agra haritasına yöneldim haritada gideceğim yeri bulmaya çalışıyorum burnumun dibindeki rikşacıya turist danışmaya gideceğimi söyledim. Otuz rupide anlaştık.

Bindik oto rikşaya gidiyoruz yol boyu bana otel pazarlamaya çalışıyor rikşacı. Israrla sadece turist danışmaya gideceğimi tekrarlıyorum.
Bu kez turist danışmanın kapalı olduğunu saat ondan önce açılmayacağını söyledi ben olsun gidelim dedim. Adam beni bir binanın önünde bıraktı. Binanın girişinde başka bir şeyler yazıyor yanlış yerdeyiz ve de kapı kapalı. Parasını ödemeyeceğimi söyledim kısa bir tartışmadan sonra sinirle tekrar bindik rikşaya yol boyu boşuna gittiğimizi turist danışmanın kapalı olduğunu tekrarladı durdu. Dediğim adrese vardığımızda saat dokuz olmuştu ve kapı açıktı şoför mahçup uzattığım parayı aldı. Kapının önünü çalı süpürgeyle tozuta, tozuta süpüren delikanlı beni içeri alarak memurun beş dakika içinde geleceğini söyledi. İçeri girdim çay ikram ettiler bana ve memur geldi, şişman şirin bir hintli duyduğum doğruymuş bu gün cuma ve Taj Mahal kapalı bir gün fazladan beklemek zorundayım. Hiç böyle bir bilgi okumamıştım rehber kitaplardan canım sıkıldı ama yapabileceğim bir şey yok. Turizm danışmadaki görevli birkaç otele telefon etti sonunda Neketan otelin de yer ayırttı kendiliğinden. İtiraz edemedim bir harita ve gerekli bilgileri alarak ayrıldım oradan, arkamdan kapıya kadar çıktı görevli, otelde beni beklediklerini söyleyerek.

Yolda bindiğim Rikşanın sürücüsüne elimdeki otelin adresini verdim ama bunu öyle asık suratlı yapmışım ki on dakika gittikten sonra adam özür dileyerek bir şey söyleyeceğini ama korktuğunu söyledi. Tam beklediğim gibi otel pazarlıyor; illa bir görün beğenmezseniz para almayacağım falan. Böylelikle Turist Guest Hausea gittik. Kalanların hepsi turist, kocaman bir bahçesi var güvenilir bir yere benziyor otel. İnterneti, lokantası da var. Üç yüz elli rupi sıcak suyu banyosu odanın içinde hatta tuvalet kağıdı havlusu bile var. Çok açtım ve omlet istediğimi söyledim, pür vejeteryanlarmış yumurta kullanmıyorlarmış.

Odam temizlenmemiş henüz bir başka odada duş aldım ve dışarı çıktım. Hiç değilse bu gün hayalet kent Fetihpur Sikriyi gezeyim. Otobüs terminaline gittim oradan yerel otobüsle bir saat kadar yolculuktan sonra hayalet kente vardık benden başka iki Japon turist daha vardı otobüste. Tüm camlar açık ve ortalık toz rüzgar.
Fetihpura varınca şoföre en son dönüş arabasını sordum akşam saat altıya kadar her yarım saatte bir var araba var dedi.

Fetihpur Sikri 1570 yilinda Imparator Ekber tarafından yapılmış ve sonra muhtemelen susuzluk yüzünden terkedilmiş bu kent. Bilet alarak içeri girdim çok iyi korunmuş kırmızı taşlardan yapılmış hayalet bir kent burası.

Biraz tırmanınca Şah Cihan tarafından yapılmış Cuma Mescidine ulaştım, tabii ayakkabıları çıkararak. Caminin içine girerken değil bahçede de ayakkabıyla gezilmiyor.



Fetihpur Cami avlusunda çıplak ayaklarla

Yerel rehberlerin teklifini reddederek dolaşmaya başladım sonra bir delikanlı sadece ingilizce pratiği yapmak için bana eşlik etmek istediğini söyledi öğrenciymiş, iyi dedim ve anlatmaya başladı kentin tarihini.



Fetihpur Sirki de gün batımı bulutlarda güneşin yansıması,kırılması

Etrafta yeşilden maviye çeşitli renklerde kuşlar var ve her yerde sincaplar.

Uzaktaki ince uzun bacalı binada eskiden filler yakılırmış bu yüzden fil evi deniyormuş buraya. Vaktim olmadığından Ekberin karıları için yaptırdığı evleri gezemedim ve otobüs terminaline döndüm ne otobüs var ne yolcu.
Saat tam beş buçuktu ben vardığımda, kaçırdım mı acaba dedim ama hemen ardımdan iki finlandiyalı kız geldi onlar da terminalin karşısındaki kahvede bekliyorlarmış ve yarım saattir otobüs falan gelmemiş. Hep beraber biraz da umutsuzca altı arabasını beklemeye başladık on dakika sonra gelirken otobüste gördüğüm Japonlarda koşarak geldiler yine beraberce beklemeye başladık. Saat altı kırk beş ama da ne araba vardı ne de bizden başka bekleyen. Sürekli taksiciler geliyor ve astronomik fiyatlar teklif ediyorlar. Aramızdaki tek erkek olan japonu gönderdik araba bulsun diye ama bir önceki taksi şoförü kızgın bize bakıp duruyor. Japon kapısız bir kamyonetle geldi kişi başı yüz rupiye bu araçla anlaştığını söyledi, hemen bindik kapısız kamyonete öne ben Japonlarla, kızlar arkaya kasaya. Tam gidiyoruz reddettiğimiz taksi şoförü kamyonetin önünü kesti. Bağırmaya başladı ama bizimkinin vazgeçeceği yok ötekisi saldırgan bizimkini araçtan çıkarıp tartaklamaya başladı etrafta seyredenlerden müdahale eden yok. Dayanamayıp araya girdim polise bizim sürücüyü bırakmazsa polise gideceğimi söyledim bunun üzerine, arkamızdan bağırmaya devam etse de yolumuzdan çekildiler.

Yola çıktık şoförün eli kornada, sürekli kornaya basıyor durum gergin sesimiz çıkarmaksızın gidiyoruz. Azıcık duraklayınca dört kişi kasada oturan kızların yanına atlayıverdi şoförün müdahale edeceği yok kızlarla kasanın brandasını kapattık iyice yeni binenlerde kızların yanına oturdu.
Hepimiz tedirginiz bir sonraki yavaşlamada, sanki şoför bilerek yavaşlıyor hiç yer olamamasına karşın iki kişide bizim yanımıza binmeye çalıştı yer yok diyoruz, olsun biz kapıda asılarak gideriz diyorlar. Sürücüye bunu engellemesini yoksa ineceğimizi söyledik, iyi ki parayı peşin istemesine karşın henüz ödememiştik.
Sürücü indirdi adamları bir daha yavaşlamamasını istedik. Yolda tekrar para istedi bizden ama Agraya varınca ödeyeceğimiz konusunda ısrarlıydık.
Agarda Turist dayanışması için teşekkür ederek birbirimizle vedalaştık otele döndüm.

Akşam otelde pür vejeteryan ve lezzetli bir yemekle karnımı doyurdum, bir de çatal kaşık normal büyüklükte olsa, insan tatlı kaşığıyla çorba içerken yoruluyor.
Yatar yatmaz uyudum.

16.12.2006

Dün beni buraya bırakan rikşacının yeri hemen otelin karşısı onunla dolaşmayı düşünüyordum bu gün ama respsiyondaki adam bana güvenli bir motorikşa ayarlayacağı konusunda israrlıydı mecburen kabul ettim. Dört yüz rupiye tam gün beni gideceğim her yere götürecekti, oldukça renkli ve süslü bir rikşayla ilk durağımız elbette Taj Mahal.



Taj Mahal

Ana kapının hemen girişinde Taj Mahale dek uzanana iki ince uzun havuz var ve çeşitli ışık oyunlarıyla gün boyu değişerek Taj Mahalin aksi bu havuza yansıyor yansıması da kendisi kadar güzel.



Taj Mahalin suya yansıması

Taj Mahalin yapımı yirmi iki yıl sürmüş yirmi bin kadar işci bin kadar fil çalışmış yapımında bittikten sonra mimarın ellerini kestirmiş Sah Cihan bir benzerini yapmasın diye. Eden bulur ya da Karma diyelim kendisi de öz oğlu tarafından gönderildiği Agra kalesinde geçirmiş ömrünün son yedi yılını, bu muhteşem esere bakarak. Mimarın adı Isa khan mış. Taj Mahal Yamuna nehrinin bir kıyısında etrafında kırk bir metre uzunluğunda ezan okunmayan asimetrik iki minaresi var. Şah Cihan ve karısının anıt mezarları alt katta ama ziyaretçiler için yapılan sembolik mozoleler giriş katında ve ziyarete açık.

Muhteşem bir işçilikle yarı değerli ve değerli taşlar beyaz mermere döşenmiş. El oymalar yekpare mermere dantel, dantel gibi işlenmiş.

Taj Mahalden ağır, ağır akan Yamuna nehri ve etrafını çevreleyen bahçeler çok güzel görünüyor.

Taj Mahali gezmek bir buçuk saatimi aldı aslında daha uzun kalmak sindirmek isterdim ama görülecek Agra Kalesi var. Girişte hep yanımda taşıdığım kibrit ve cam su bardağımı emanete bıraktırmışlardı, bilet ücreti beş yüz rupi.

Agra Kalesi tren garına çok yakın, kırmızı taşlardan yapılmış yenilmez olarak kabul edilen bu kaleden Taj Mahal çok güzel görünüyor. En ilgi çekici ve kalabalık yeri de Şah Cihanın karısı Mümtaz için yaptırdığı Taj Mahali seyrederek öldüğü kule. Söylentiye göre son günlerinde ayağa kalkamadığı için bir ayna yardımıyla aksinden seyredermiş Taj Mahali.

Moğol Bahçe mimarisinden kalma üzüm bağları var ama şimdi değişik bitkilere ev sahipliği yapıyor bu güzel bahçe. Kulelerden başka şahın halkı kabul ettiği divan bölümü var, bir saat kadar kalabildim Agra Kalesinde ve Taj Mahali birde buradan seyrettim.

Yavru Taj Mahal diye anılan bir başka türbe daha var yakınlarda. Benzer bir işçilikle hatta daha ince bir işçilikle işlenmiş. Bu tür işlemeye Pietra Dura deniyormuş. Renkli yarı değerli taşlar mermerin oyulduğu yere konuyor çoğunluk çiçek desenleri. Bir küçük çiçek desenini bu yolla yapmak en iyi işçinin en az bir haftasını alıyor olmalı.

Taj Mahalin etrafını saran Ram Bag denen bahçelerin girişi ücretli en son oraya gittim ve son kez Taj Mahali seyrettim aşağıdan yukarı.

Hava kararmaya başlamıştı. Tren garına uğrayıp Delhi için bilet aldım. Otelde pür vejeteryan akşam yemeğini yedim ve eşyalarımı sabaha kolaylık olsun diye toplayarak günü bitirdim.
Old 27-12-2006, 20:17   #20
A.Turan

 
Varsayılan

Şah Cihan'a selam söyle Tülin..
Old 31-12-2006, 23:44   #21
Tulin

 
Varsayılan

17.12.2006

Delhi treninde birbirine bakan altılı koltuklarda ben ve yanımdaki Danimarkalı kız hariç hepsi yerli.

Herkes bizi selamlıyor nazikçe. Lafladık Danimarkalıyla elimde bir ingiliz kadının işlettiği otelin adresi var ama Danimarkalı kaldığı otelin hem merkeze yakın olduğunu hem de temiz olduğunu söyledi ne olur ne olmaz diye önce onun otelini görmeye karar verdim, Delhide karanlıkta yalnız olmak biraz endişelendirdi beni.

İki tren istasyonu var Delhide bir yeni Delhi, birde eski yani bizim indiğimiz Nizumettin tren istasyonu.

Delhiye vardığımızda saat akşamın dokuz buçuğuydu. Kristinayla beraber kalabalığı yararak garın bahçesine çıktık. Devasa bir yer burası on iki peron var aynı anda pek çok tren hareket ediyor ve bir insan selinin arasındayız. Önümüzü kesen rikşacılardan biri gideceğimiz yer için uygun fiyat verdi ve adamı takip ettik ama bizi götürmek istediği özel bir araç, vazgeçip tekrar geri döndük ve bir motorikşayla Main Pazara doğru yola koyulduk.

Hava kararmış yavaş, yavaş marketler kapanmaya başlamıştı otel tahminimden daha pisti ama turist kaynıyor,iki gündür uykusuzum burada uyuyabileceğimi sanmıyorum. Sırt çantamı alıp Kristinayla vedalaştık İzabelin yerini bulmak için ayrıldığımda saat on buçuktu ve sokak nerdeyse boşalmış geriye sadece çöpler kalmıştı.
Yakındaki iki otele daha baktım onlar daha beterdi.

Bir kaç riksaciyla konuştum ama gösterdiğim adresi anlamadıklarını fark ettim tam sonuncusuyla konuşurken bir adam karıştı konuşmamıza. Yardımını kabul ettim ve beraber bir kaç metre yürüyerek bir telefon bulduk çünkü cep telefonumla kontak kuramamıştım Izabelle.
Telefonda adama yolu tarif etti İzabel ve adam da zaten o tarafa gideceğini söyledi, beraber bindik bir motorikşaya ama adam hiç durmadan konuşuyor, yol boyu durmaksızın konuştu. Hani saat erken olsa ineceğim rikşadan

Yarım saat gittikten sonra bakımlı bahçeleri, yolları geniş ve güzel bir semte geldik, indik araçtan otelin kapısını bulduk adamın elini sıkıp teşekkür ediyorum ama ne mümkün ayrılmak.
Kapıda köpek var uyarısını ciddiye alıp ille telefon edeceğim İzabele, köpek size saldırabilir diyor on beş dakikada kapıda konuştu, köpekle baş etmek daha evla diyip kapıdan girdim. Tam o sırada bir taksiden iki orta yaşlı kadın çıktı benim kapıya yöneldiler adresi söyledim doğru burası dediler. Kadınlardan birsini bahçe kapısında yol arkadaşım esir almıştı. İç kapıda beş dakika bekledik diğeriyle kadın nezaketinden adamın lafını kesip içeri gelemiyor ki bir an önce içeri girelim. Sonunda yanımdakine o adam susmaz arkadaşınızı çağırın dedim ve seslendik esir alınan kadına ve onu kurtardık. Hep beraber içeri girdik onlarda bu otelde kalıyormuş.
Nihayet Izabelle karşı karşıyayız. Saat on iki olmuş ve İzabel gecelikle açtı kapıyı on dakika kadar da kayıt işleri sürdü tam İngiliz. Bana saat kaçta kahvaltı edeceğimi kaç, tane nasıl pişmiş yumurta yiyeceğimi, ekmeğin kızarmış mı kızarmamış mı olacağını sordu. On dakikada ona harcadık yarım saat sonra odadayım nihayet. Hemen uyumuşum.

18.12.2006

Dün karanlıkta fark edememişim ama burası tam babaanne evi. Dokuz oda var benim bulunduğum katta, odalar koridora açılıyor geniş koridorun ortasında bir mutfak var, hemen önünde de yemek masası.

Saat sekizde kalktım duş aldı odam tam bir yaşlının bir ömür geçirdiği yer oda; bir sürü zevkli kaliteli ama eski eşyalarla döşenmiş. Koridor bir salona açılıyor ve salondan alt kata iniliyor. Salonda eski ve çok kullanışlı koltuklar var tv, okuma masası, telefon, sehpalar ve oldukça kalabalık bir kütüphane var.Mis gibi ev kokuyor.

Tam dokuzda kapım çalındı kahvaltının hazır olduğunu söyledi bir Hintli,
mutfak çıkışındaki masada yiyecekten çok porselen vardı hem de kalitelisinden. Tabak kalabalığından yiyeceklere ulaşarak yağda kızarmış yumurta, reçel, tere yağ, süt ve çaydan oluşan kahvaltımı yaptım. Her şey tam bir beyaz peynir eksik.

Pansiyon sahibi geldi lafladık biraz bana merkeze yani Main pazara yakın bir yerde kalmak niyetiyle ayrıldım oradan.
Geceliği yirmi üç usd ama kente oldukça uzak.

Hava güneşli ve ılık Pahar Ganj daki Main pazara tekrar giderek bir kaç otel daha baktım ama Kristina haklıydı onun oteli olabilecek en iyi seçenekti benim için.

Kapıda dün beni kırgın yollayan resepsiyonist karşıladı gülerek. Hani yine buraya döndün gülüşüydü bu. Yataklar pisti ilk kez kendi çarşafımı kullandım nevresim olarak Nepalden aldığım yatak örtüsünü biraz kalınabilir hale gelmişti oda, Ajal Guest Hause a tırıs, tırıs geri dönmüştüm.

Otelin dışa bakan penceresi yoktu, ve kapıları kilitlememiçin koskocaman kilitler verdiler, dört katlı bir otel burası.

Günü planlamak ve bir turist danışma bulmak için dışarı çıktım Agra turist danışmadan aldığım haritaya bakarak merkeze yürüyorum. Yol boyu inekler, meyveler, peynirler, rengarenk abartılı giysileriyle turistler, toz toprak içindeyiz.

Yürümeye kesinlikle niyetliyim laf atan riksacıları umursamıyordum on dakikada bir birileri nereye gittiğimi soruyor. Harita elimde Hükümetçe onaylanan Turism acentalarını buldum günlük turları sordum. Yarın pazartesi ve gitmek istediğim tarihi yerler kapalıymış.

Hava kararıyordu ve ben ilk kez bu kadar uzun yürüyordum bu seyahatte. Yolda otelime yakın bir lokanta gördüm o kadar kalabalık ki ilgimi çekti zaten açtım içeri girdim. Belki elli çeşit yemek var içerdeki camekanlarda yaşlı bir garsonun yardımıyla yemekleri seçtim o liste yaptı biraz abarttım sanırım sonra kasaya gittik önce parayı ödedim sonra yemekleri sırayla topladım elimdeki listeyle. Pizza, kek, kızarmış patates iki çeşit helva (bizim helvaya burada da helva deniyor) aldım. Yemekten sonra hava kararmıştı bir rikşayla otele döndüm.
Old 01-01-2007, 14:12   #22
suzan

 
Varsayılan

Sayın Tülin mesajlarınızı soluksuz okudum. Şimdi nerelerdesiniz?
Hernekadar yorucu ve biraz kirli bir yolculuk olsa da Hindista'ı görme isteğimi kamçılamadınız değil!
Mesajlarınızın devamı bekliycem..Kolay gelsin ve iyi yolculuklar
Old 27-01-2007, 19:25   #23
Tulin

 
Varsayılan

Selam
Ben döndümde bilgisayarım virüslenmiş iletişim kuramıyorum.Her şey çok güzel ve yorucuydu.PC yi iyileştirir iyileştirmez fotoğraflarıda paylaşacağım
sevgiler
Old 10-02-2007, 12:20   #24
Tulin

 
Varsayılan

Merhaba

Nihayet yazılarımı yeniden düzenleyip fotoğrafları da ekledim.
Geriye dönüp bakmak mümkün.

İlgi ve hoşgörünüze teşekkürler.

Bu gezinin kalan kısmını ve Meksika ve Küba gezilerimi de en kısa zamanda THS de paylaşacağım.

Sevgiler
Old 07-09-2007, 14:42   #25
pgssl

 
Varsayılan

bir roman okur gibi zevkle okudum.oldukça akıcı bir şekilde anlatmışsınız gezinizi.gezmiş kadar oldum.
Old 17-10-2007, 12:53   #26
avukat levent

 
Varsayılan

Tülin Hanım evvela tebrik ediyorum. Hindistan gibi bol gümbürtülü devasa bir ülkeyi hem gezmişsiniz, hem de her yaşadıklarınızı ayrıntıları ile çok güzel kaleme dökmüşsünüz.
ben ağustos sıcağında gitme gafletinde bulundum. Hava çok sıcak ve nemliydi. gezimizin büyük kısmı trenlerde geçti. 12 gün çok az gelmişti bana. Hindistana gitmek isteyenlere en az 3 hafta öneririm. İklimi,havası,suyu insanı,kısaca kültürü çok farklı bir ülkeye adapte olup, tanımaya çalışmak en az 3-4 haftayı gerektirir sanırım.Yoga yapmak üzere tekrar gideceğim. Yemekleri bir kere enfes. Bol baharatlı taze sebzeler, tahıllı çorbalar. Hala tadları damağımda.Meyveleri de harika. çapati, dal, masala dosa aklımda kalanlar. HİNDİSTAN HUKUK DÜZENİ HAKKINDA MALESEF KAYNAK EDİNEMEDİM. KADINLARIN, İKİNCİ SINIF KONUMU OLDUĞU GİBİ BİR ÖN YARGIM VAR. Bİ DE KAST SİSTEMİNİN EN ALTINDA BULUNAN DOKUNULMAZLARIN HAKLARI PEK YOK DİYE BİLİYORUM. SİZ BİR KAYNAK BİLGİYE ULAŞTINIZ MI?
Old 19-10-2007, 19:22   #27
Tulin

 
Varsayılan

Merhaba
Haklısınız bir ülke hakkında biraz fikir edinmek, kültürünü hissetmek, kendimize ordan bir parça katarak dönmek için o ülkede en az bir ay kalmalı.
Kadınlar ve çocuklar nerede ikinci sınıf değilki?
Kast sistemiyle ilgili kaynak araştırmadım ama Hindistanda onlarca din yüzlerce dil birlikte uyumlu yaşıyor gibi algıladım. Sihlere daha yakın hissettim kendimi ve onları daha güvenilir buldum.
Teşekkürler güzel sözleriniz için.
Sevgiler




Alıntı:
Yazan avukat levent
Tülin Hanım evvela tebrik ediyorum. Hindistan gibi bol gümbürtülü devasa bir ülkeyi hem gezmişsiniz, hem de her yaşadıklarınızı ayrıntıları ile çok güzel kaleme dökmüşsünüz.
ben ağustos sıcağında gitme gafletinde bulundum. Hava çok sıcak ve nemliydi. gezimizin büyük kısmı trenlerde geçti. 12 gün çok az gelmişti bana. Hindistana gitmek isteyenlere en az 3 hafta öneririm. İklimi,havası,suyu insanı,kısaca kültürü çok farklı bir ülkeye adapte olup, tanımaya çalışmak en az 3-4 haftayı gerektirir sanırım.Yoga yapmak üzere tekrar gideceğim. Yemekleri bir kere enfes. Bol baharatlı taze sebzeler, tahıllı çorbalar. Hala tadları damağımda.Meyveleri de harika. çapati, dal, masala dosa aklımda kalanlar. HİNDİSTAN HUKUK DÜZENİ HAKKINDA MALESEF KAYNAK EDİNEMEDİM. KADINLARIN, İKİNCİ SINIF KONUMU OLDUĞU GİBİ BİR ÖN YARGIM VAR. Bİ DE KAST SİSTEMİNİN EN ALTINDA BULUNAN DOKUNULMAZLARIN HAKLARI PEK YOK DİYE BİLİYORUM. SİZ BİR KAYNAK BİLGİYE ULAŞTINIZ MI?
Old Bugün  
Site Mübaşiri

 
 
Web www.turkhukuksitesi.com
 
 
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Yüksek Yargı Üyelerinin Gezi Paraları -yorumsuz- Av. Hulusi Metin Hukuk Sohbetleri 8 14-08-2004 12:22


THS Sunucusu bu sayfayı 0,22405791 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2013) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.