Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Meslektaşların Soruları Hukukçu meslektaşların hukuki nitelikte sorularını birbirlerine yöneltecekleri mesleki yardımlaşma forumu. SADECE hukuk fakültesi mezunları ile hukuk profesyonellerinin (bilirkişi, icra müdürü vb.) yazışmasına açıktır. [Yeni Soru Sorun]

Trafİk Kazasinda Aslİ Ve Talİ Kusur

Yanıt
Old 06-03-2012, 11:33   #1
VERİTAS

 
Acil Trafİk Kazasinda Aslİ Ve Talİ Kusur

Ölümlü bir trafik kazası sonucunda ilk tutanakta aracı kullanan kavşağa yaklaşırken hızını azaltmama yönünden yaya ise araçlara öncelik hakkı vermeme yönünden kusurlu sayıldılar.Davada keşif yapıldı ve bilirkişi raporunda 3 şeritli yolda yapılan kaza ile ilgili 47 ve 52.maddeler yönünden yani hız ve trafik işaretleri yönünden araç kullanan kusurlu bulunup ASLİ KUSURLU sayıldı.Yaya ise yaya geçidinden geçmeden ve yola birden fırlayarak kazaya neden olduğu halde sadece araçlara ilk geçiş hakkını vermemek yönünden TALİ KUSURLU sayıldı.Şimdi soruyorum arkadaşlar; bu kadar yorum açık bir konuyu nasıl netleştireceğiz.Asli ve tali kusur neye göre belirleniyor.Her iki açıdan bakıldığından her bir taraf kendini tali kusurlu saymaya çalışacak.Bu konu ile ilgili yorumlarınızı bekliyorum ve ayrıca elinde bu konu ile ilgili Yargıtay Kararı olan varsa şimdiden teşekkür ederim.İyi çalışmalar.
Old 06-03-2012, 14:38   #2
İlhan_ERDEN

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan VERİTAS
Ölümlü bir trafik kazası sonucunda ilk tutanakta aracı kullanan kavşağa yaklaşırken hızını azaltmama yönünden yaya ise araçlara öncelik hakkı vermeme yönünden kusurlu sayıldılar.Davada keşif yapıldı ve bilirkişi raporunda 3 şeritli yolda yapılan kaza ile ilgili 47 ve 52.maddeler yönünden yani hız ve trafik işaretleri yönünden araç kullanan kusurlu bulunup ASLİ KUSURLU sayıldı.Yaya ise yaya geçidinden geçmeden ve yola birden fırlayarak kazaya neden olduğu halde sadece araçlara ilk geçiş hakkını vermemek yönünden TALİ KUSURLU sayıldı.Şimdi soruyorum arkadaşlar; bu kadar yorum açık bir konuyu nasıl netleştireceğiz.Asli ve tali kusur neye göre belirleniyor.Her iki açıdan bakıldığından her bir taraf kendini tali kusurlu saymaya çalışacak.Bu konu ile ilgili yorumlarınızı bekliyorum ve ayrıca elinde bu konu ile ilgili Yargıtay Kararı olan varsa şimdiden teşekkür ederim.İyi çalışmalar.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu
Esas: 2010/9-95 Karar: 2010/163 Karar Tarihi: 06.07.2010

...

Her şeyden önce: Hiçbir ceza mahkemesi tıp bilimi haricinde yani hukuk bilgisinin dışına taşacak bilgi haricinde hiçbir bilirkişi raporu ile bağlı değildir. Ceza hukukunun temel prensibi budur.

Mahkeme hakimi, heyetiyle birlikte olay yerinde bizzat uygulamalı keşif işlemini gerçekleştirmiş, her şeritten ve keşif yapılan saatte sol ve sağ şerit olmak üzere dörderli olmak kaydıyla sekiz ayrı şeritten araçların en az 70 ve üstü kilometre hızlarda gidip geldiği bizzat gözlenmiş ve tespit edilmiştir.

Bilirkişiler tarafından hakimin talimatıyla çekilen fotoğraflar, olay yerine yakın yaya üst geçidinin bulunmasına rağmen yola fırlayan ölenin geçtiği yukarıda tarifi yapılan altı şeritteki tüm araçları trafik kazası tehlikesine soktuktan sonra sanığın önüne aniden çıkması sonucu kazanın meydana geldiği sabittir.

Ceza mahkemeleri kendi bilgi, tecrübe ve hukuk alanına giren konularda hiçbir bilirkişi raporuna bağlı olmayacakları tüm yargı sistemimizde kabul edilmesine rağmen bozma kararının gerekçe gösterilmeden adli tıp raporuna uyulmaması nedeniyle kararın bozulmasına şeklinde hükmedilmesi karar veren mahkemece yasaya uygun görülmemiştir.

Ölen kişi, sekiz şeritte belirtilen şekilde seyretmekte olan tüm araçların bu araçların şoför ve yolcularını tehlikeye uğratmak suretiyle yola girmiş ve bunun sonucunda istenmeyen ölüm olayı meydana gelmiştir.

İddia, savunma, taraflar arasındaki paraya yönelik anlaşma, anlaşmamazlık mahkemenin kararında hiçbir şekilde gözönünde tutacağı bir husus olmamıştır.

Ölenin yakınlarının maddi ve manevi yönden tatmin edilmesi hususu hukuk mahkemelerinde bilindiği üzere her zaman takibi mümkün ve yargılaması yapılabilen bir husus olduğuna göre sanığın bu trafik kazası sonucunda kendisinden beklenen edimleri yerine getirmemesi de bu olayda kusurlu olduğuna bir karine teşkil edemez.

Dosyadaki tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi sonucunda karar verecek hakimi adeta Adli Tıp Kurumu raporu böyle istiyor ceza vereceksiniz şeklinde bir hukuk mantığıyla karar vermeye yönlendirmenin yasaya uygun olmayacağı düşünülmektedir> gerekçesine dayalı olarak, önceki hükümde direnilmesine ve sanığın meydana gelen sonuç olayda yasal anlamda kusurunun bulunmadığı kabul edilmekle 5271 sayılı CYY'nın 223/2-c maddesi gereğince beraatına karar verilmiştir.

Direnme hükmünün katılanlar vekili ile yerel Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi nedeniyle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının <onama> istekli 16.04.2010 gün ve 20471 sayılı tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Sanık hakkında taksirle ölüme neden olma suçundan verilen hükme hasren yapılan incelemede:

Özel Daire ile yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlık; sanık R... K...'nun, 14.07.2006 tarihinde kullandığı otomobille çarpmak suretiyle Ö... A...'ın ölümüne neden olduğu olayda, taksirinin bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.

Dosya incelendiğinde;

14.07.2006 tarihinde düzenlenen trafik kazası tespit tutanağına göre; aynı tarihte saat 17.40 sıralarında, gündüzleyin, havanın açık, yerlerin kuru olduğu bir ortamda meydana gelen olayda, sürücü R... K...'nun kullandığı 06 AN 1074 plakalı aracın çarpması sonucu yaya Ö... A...'ın öldüğü,

Sürücünün, tutanağı düzenleyen polis memurlarına; Konya Yolu'nda, Ankara-Konya istikametinde seyrederken, 70 Gün Köprüsü altında soldan sağa geçiş yapan yayanın ayakkabısının çıktığını, onu almak için geri döndüğünde ise, otomobilin sol ön kısmı ile ona çarptığını ve 21 metre sonra durabildiğini söylediği,

Yaya geçidi bulunmayan olay yerinde çarpma noktasının, bölünmüş yolun, Ankara-Konya istikametine giden bölümünün sol tarafında ve orta refüjun hemen yanı olduğu,

Yaya Ö... A...'ın, yaya geçişine müsait olmayan yol bölümünü kullanarak karşıdan karşıya geçiş yapmak istediği sırada çarpmanın meydana geldiği, kazanın oluşumunda, 2918 sayılı Yasanın 84. maddesi uyarınca, yaya kusurlarından (Kod 4) te yer alan kuralı ihlal ettiği,

Olayın, 14.07.2006 günü saat 18.00 sıralarında ihbar edilmesinin ardından, saat 19.59 da alınan rapora göre; sanık Rıza'nın alkolsüz olduğu, sol elinden basit bir tıbbi müdahale ile iyileşecek şekilde yaralandığı; olayda yaralanan 1964 doğumlu Ö... A...'ın ise, aynı gün saat 21.45 sıralarında, genel beden travmasına bağlı pelvis kemik kırığı, fibia kırığı ve vertebra kırığı ile karakterli beyin kontüzyonu ve toraks içi akciğer kontüzyonu sonucu öldüğü,

Kusurun belirlenmesi için, Cumhuriyet savcısı tarafından bilirkişi olarak atanan Karayolları Genel Müdürlüğü Trafik Fen Heyetinden emekli İlhan Parmaksız'ın, dosya üzerinde yaptığı inceleme sonunda 19.07.2006 tarihinde hazırladığı raporda; olayın meskun mahalde, orta refüj ile bölünmüş, 16 metre genişliğinde tek şeritli, çok yönlü asfalt kaplamalı yolda meydana geldiğini, o sırada yolun kuru, görüşün açık olduğunu, çarpan araca ait 7 metrelik belirgin fren izinin bulunduğunu, aracın çarpma noktasından 21 metre ileride orta refuje 0.60 metre mesafede durabildiğini, trafik kazası tespit tutanağına göre hız limitinin aşılmadığını belirttikten sonra; olayda, sürücü R... K...'nun, 16 metre genişliğindeki yolun sol şeridini takiben seyri esnasında yolun solundan orta refüj üzerinden ani olarak aracının seyir şeridine çıkan yayanın bu hareketinin sürücünün fren intikal süresi içinde meydana gelmiş olması nedeniyle kusursuz olduğunu, maktulün ise ilk geçiş hakkını araçlara vermeden aniden sürücünün seyir şeridine çıkmış olması nedeniyle tamamen kusurlu olduğunu kanaat olarak bildirdiği,

Mahkemece 13.11.2006 tarihinde olay yerinde yapılan keşfe katılan Karayolları Genel Müdürlüğü Trafik Şubesinden üç makine mühendisi tarafından verilen raporda;

Olay yerinin yerleşim birimi içi, bölünmüş karayolu olan Konya Yolu olduğu, taşıt yolunun 16 metre genişlikte, tek yönlü, 4 şeritli, en sağda emniyet şeridi bulunan asfalt kaplamalı, düz ve gidiş istikametinde yüzde 1 çıkış eğimli olduğunun görüldüğü,

Olay yerinde yaya geçidi, okul geçidi ve kavşak bulunmadığı,

Olay yerinin üstünden geçen Dž E… Bulvarı üst geçidinin mevcut olduğu, üst geçidin her iki yanında yaya yolunun bulunmasına rağmen, köprü altından yayaların köprü üstüne çıkmasını sağlayacak merdiven veya asansör sistemi bulunmadığı, yayaların buradan yararlanabilmek için Balgat Semti yönünde 100 metre geri gitmelerinin gerektiği,

Olay vaktinin gündüz, havanın açık ve yol yüzeyinin kuru, trafik yoğunluğunun fazla olduğu, görüşe engel cisim bulunmadığı,

Sürücünün Ankara-Konya istikametinde, köprünün ikinci ayağının hizasına geldiği sırada yola çıkan yayaya sol ön tarafı ile çarptığı, 21 metre sonra durduğu,

Saptamalarına yer verildikten sonra;

Olayın, taşıt yolunun karşısına geçmek isteyen yayanın, kurallara aykırı davranışı nedeniyle meydana gelmiş bir trafik kazası olduğu, bu olayda yaya Ö...'ün, taşıt yolunun karşısına geçmek için 2918 sayılı Yasanın 68/b maddesine uyması, yaya geçidi, okul geçidi ve kavşak giriş çıkışı olmayan yerden karşıya geçişe başlamadan önce yoldan geçen taşıt trafiğini kontrol etmesi, trafiği tehlikeye atmaması ve güvenli geçiş yapabileceğinden emin olmadan taşıt yoluna girmemesi, yaklaşık 100 metre gerisinde bulunan köprü çıkışına kadar yürümesi ve köprünün üstündeki yaya yolundan güvenli bir şekilde geçmesi zorunlu olmasına rağmen, sadece gidişe ayrılmış kısmının 16 metre genişlikte olduğu, tek yönlü, 4-5 şerit halinde hızla akan trafiğin arasından karşıya geçmek istediği ve taşıt yolundan geçen araçların hız ve mesafelerini dikkate almadan kontrolsüz ve tedbirsiz bir şekilde taşıt yoluna girdiği için olayda asli kusurlu olduğu,

Sanığın ise, olay yerinde 21 metre fren izi ile durabilmesinden olay öncesi hızının 57 km olduğunun anlaşılması, aniden önüne çıkan yayayı gördüğünde aralarında 10 metreden az mesafe olması, aracın 50 km hızla gitse dahi durabilmesi için en az 27 metre mesafe bulunmasının gerekmesi, dolayısıyla 57 km hızla gidiyor olmasının olayda etkisinin bulunmaması nedeniyle kusursuz olduğu,

Görüşünün bildirildiği;

Buna karşılık; Adli Tıp Kurumu Ankara Adli Tıp Grup Başkanlığı Trafik İhtisas Dairesince, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda 14.11.2006 gün ve 3123 sayı ile düzenlenen raporda; trafik kazası tespit tutanağındaki tespitlere iştirak edildiği ancak kusurla ilgili olarak diğer bilirkişilerce verilen raporlara iştirak edilmediği belirtildikten sonra;

Sürücü R... K...'nun sevk ve idaresindeki otomobil ile tek yönlü bölünmüş yolda meskun mahalde sol şeritte seyri sırasında olay mahalli 70 Gün Köprüsü altına geldiğinde aracının sol ön kısmı ile gidiş istikametine göre sol tarafından orta refüj kısmından yolun karşı tarafına karşıdan karşıya geçmek için yola giren yaya Ö... A...'a çarpması neticesi yayanın ölümüyle sonuçlanan olayda, yolun sol tarafından yola giren yayaya uyarmak bakımından ikazda bulunmadığı, tespit tutanağındaki krokiden de anlaşılmakla çarpma öncesi fren tatbik etmediği, mahal şartlarına uygun hızla seyretmediği anlaşıldığından 2918 sayılı Yasanın 52/1-b ve Yönetmeliğin 144/b-1 maddeleri uyarınca kusurlu olduğu,

Yaya Ö... A...'ın ise, 2918 sayılı Yasanın 68/1-b-3 maddesi uyarınca 1. derecede kusurlu olduğu,

Tespit ve kanaatine yer verildiği,

1953 doğumlu olan sanığın sabıkasının bulunmadığı;

Sanık R... K...'nun, kolluktaki 15.07.2006 tarihli savunmasında; <Saat 17.30 sıralarında, kendime ait otomobilde Ankara-Konya istikametinde seyir halinde idim, yanımda eşim de vardı, sol şeritten gidiyordum, 70 Gün Köprüsü altına gelmiştim ki, benim sol tarafımda kalan orta refüjden gelen şahıs birden otonun önüne atladı, ben bunu görür görmez frene basmış isem de duramadım ve aracımın ön sol kısmı ile çarptım ve hemen olay yerinde durdum, yaralanan şahsı oradan geçen bir arabaya bindirip sağlıkçı olan eşimle birlikte hastaneye gönderdim. Benim hızım tahminen 50 km civarında idi. Kaza anında trafik çok yoğundu. Olaya M... A... isimli sürücü de tanık oldu. Kaza yerinin üstündeki köprüde yaya yolu mevcuttur, bu şahıs neden araç yolunu seçti bilemiyorum> derken, sulh ceza mahkemesi hakimi önündeki aynı tarihli (avukatlı) sorgusunda, aynı şeyleri tekrar ettikten sonra; <ölen şahıs ayakkabısını tam olarak giymemiş, tabanına basmıştı. Önüme çıkınca ayakkabısının birisi çıkmış gibi oldu, biraz durakladı, sanırım panikledi, o anda her şey oldu, ani gelişti, şahsın geçiş yaptığı yerde yaya geçidi yoktur, yol 5 şeritli olup tüm şeritler dolu idi, fazla hız yapma imkanım da yoktu, köprünün üzerinde yayalar için geçiş yolu olduğu halde şahıs bu geçişi kullanmamıştır> dediği, Cumhuriyet savcısı huzurundaki 14.08.2006 tarihli (avukatlı) savunmasında da, aynı savunmayı tekrarla, şahsın yola çıktığı yerde bir de köprünün sütunu vardı, onun arkasından fırladı, şeklinde ilavede bulunduktan sonra mahkemedeki 17.10.2006 tarihli savunmasında da aynı şekilde beyanla, hızının 45-50 km civarında olduğunu, zaten yolun dolu olması nedeniyle daha hızlı gidemeyeceğini belirtip, mahkemece yapılan 13.11.2006 tarihli keşifte de, aynı beyanları tekrar ettiği,

Tanık M... A...'in, kolluktaki 14.07.2006 tarihli ifadesinde; <Saat 17.30 sıralarında, kendi kullandığım otomobil ile Ankara-Konya istikametinde sol şeritte seyrediyordum, 06 AN 1074 plakalı otomobil ise, benim önümdeki aracın önünde gitmekte idi. Kazada yaralanan şahıs da, bizim gidiş istikametimize göre yolun orta kısmında iken, geriye yani yolun soluna dönüş yapınca plakasını verdiğim araç ona çarptı, çarpmanın etkisi ile şahıs havaya kalkıp yere düştü. Ben hemen durdum. Benim aracım yüksek olduğu için ben olayı net olarak gördüm. Kazadan sonra, çarpan araçtaki şahıs ve eşi yaralıya müdahale ettiler, yaralıyı başka bir araca bindirip hastaneye gönderdik. Hızımız tahminen 60-70 km. civarında idi> derken, mahkemedeki 17.10.2006 tarihli ifadesinde; <aynı şeyleri tekrar etmekle birlikte, ben bu yolda yıllardır araç kullanırım, bu yolu iki yönlü olarak o günkü kadar hareketli görmemiştim, öyle ki her iki yöndeki araçlar neredeyse kaldırıma adeta sıfır konumda çarpacak gibi gidiyorduk, bu nedenle 60-65 km hızımız vardı, bir ara ölenin kenardan yola fırladığını görünce hemen fırlama diye bağırmak istedim, o sırada kaza oldu, araçlar durdu, öndeki aracın sürat yapabilmesi mümkün değildi, yol anormal hareketli idi> dediği, ölen kişinin yola koşarak mı, yürüyerek mi geçtiğinin sorulması üzerine bunu bilmediğini söylediği, mahkemece yapılan 13.11.2006 tarihli keşifte de, aynı beyanı tekrar ederek, kendi hızının 60-65 km olduğunu belirttiği,

Aynı zamanda olayın görgü tanığı olan sanığın eşi M... K...'nun, kolluktaki 14.07.2006 tarihli ifadesinde; <Saat 17.30 sıralarında eşim Rıza'nın kullandığı otomobil ile Ankara-Konya istikametinde en sol şeritten seyir halinde idik, hızımız tahminen 50-60 km. civarında idi, 70 Gün Köprüsü'nün altına geldiğimiz sırada, aniden bizim gidiş istikametimize doğru sol tarafımızdan orta refüjde bulunan bir şahıs yolu kontrol etmeden koşar vaziyette gelip otomuzun önüne kendisini attı, eşim de duramayıp ona çarptı, ben hemşire olduğum için hemen yardıma koştum, başka bir arabaya bindirdik, ben de yanında olduğum halde hastaneye gittik> şeklinde beyanda bulunduğu, mahkemece yapılan 13.11.2006 tarihli keşifte de benzer beyanı tekrar ettiği, kendisine sorulması üzerine ise çarpmadan önce bir ayakkabı vardı şeklinde anlatımda bulunduğu,

Tanık D... K...'ın ise, mahkemece yapılan 13.11.2006 tarihli keşifte; <Ben olay yerinde yaya olarak bulunuyordum, yaya kişi gösterdiğim yerden yola girer girmez, araç ona çarptı. Araç çok süratli geliyordu> dediği, sorulması üzerine, yolda ayakkabı görmediğini ifade ettiği,

Anlaşılmıştır.

Olayda sanığın taksirinin bulunup bulunmadığı konusuna gelince:

5237 sayılı Yasanın 21/1. maddesine göre, <suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır.> Bununla birlikte, 22/1. madde uyarınca, kanunda açıkça belirtildiği hallerde taksirle işlenen fiiller de cezalandırılabilir. Ayrıca, 22. maddenin 2. fıkrasında; <Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir>, aynı maddenin 4. fıkrasında ise, <Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir> hükümlerine yer verilmiştir.

5271 sayılı CYY'nın 223. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendinde de; <Yüklenen suç açısından failin kast veya taksirinin bulunmaması> halinde beraat kararı verilmesi gerektiği belirtilmiştir.

Taksirle öldürme suçu, 5237 sayılı TCY'nın 85. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Kendi kullandığı otomobille, Ankara-Konya istikametinde, çok şeritli ve olay saatinde oldukça kalabalık olan yolda, yasal hız limitine yakın bir süratte seyreden sanığın, köprü altında bulunan kolonların ardından yola giren maktule çarparak ölümüne neden olduğu somut olayda; ölüm neticesinin öngörülmeyerek gerçekleştiği ve sanığın ancak taksirle öldürme suçundan sorumlu tutulabileceği hususunda kuşku ve uyuşmazlık bulunmamaktadır.

Sorun; sanığın, taksirli suçtan sorumlu tutulabilmesi için gerekli olan kusurlu davranışı yapıp yapmadığı, başka bir deyişle de taksirinin bulunup bulunmadığı noktasında düğümlenmektedir.

Kusurun belirlenmesine yönelik olarak verilen raporlar incelendiğinde;

Trafik kazası tespit tutanağında, 2918 sayılı Yasanın 84. maddesi (kod 4) te yer alan yaya kusurlarını işleyen maktulün olayda kusurluğu olduğunun,

Cumhuriyet savcısı tarafından bilirkişi olarak atanan Karayolları Genel Müdürlüğü Trafik Fen Heyetinden emekli İlhan Parmaksız'ın raporunda, sanık tarafından hız limitinin aşılmadığının, ani olarak aracın seyir şeridine çıkan yayanın bu hareketinin sürücünün fren intikal süresi içinde meydana gelmiş olması nedeniyle sürücünün olayda kusurunun bulunmadığının,

Mahkemece gerçekleştirilen keşif sonunda keşfe katılan Karayolları Genel Müdürlüğü Trafik Şubesinden üç makine mühendisinin verdiği raporda; aracın belirlenebilen hızının yaklaşık 57 km olduğunun, aniden önüne çıkan yayayı gördüğünde aralarında 10 metreden az mesafe bulunduğunun, aracın yasal limit olan 50 km hızla gitmesi halinde bile en az 27 metre sonra durabileceğinin, dolayısıyla 57 km hızla gidiyor olmasının sonuç üzerinde etkisinin bulunmadığının, bu nedenle sanığın kusursuz olduğunun,

Belirtildiği görülmektedir.

Adli Tıp Kurumu Ankara Adli Tıp Grup Başkanlığı Trafik İhtisas Dairesince dosya üzerinde inceleme yapılarak düzenlenen raporda ise; <Sürücü R... K...'nun sevk ve idaresindeki otomobil ile tek yönlü bölünmüş yolda meskun mahalde sol şeritte seyri sırasında olay mahalli 70 Gün Köprüsü altına geldiğinde aracısının sol ön kısmı ile gidiş istikametine göre sol tarafından orta refüj kısmından yolun karşı tarafına karşıdan karşıya geçmek için yola giren yaya Ö... A...'a çarpması neticesi yayanın ölümüyle sonuçlanan olayda, yolun sol tarafından yola giren yayaya uyarmak bakımından ikazda bulunmadığı, tespit tutanağındaki krokiden de anlaşılmakla çarpma öncesi fren tatbik etmediği, mahal şartlarına uygun hızla seyretmediği anlaşıldığından 2918 sayılı Yasanın 52/1-b ve Yönetmeliğin 144/b-1 maddeleri uyarınca kusurlu olduğu, ölen Ö... A...'ın ise 2918 sayılı Yasanın 68/1-b-3 maddesi uyarınca 1. derecede kusurlu olduğu> kanaati bildirilmiştir.

Sanık savunmasında, hızlı gitmediğini, maktulün birden önüne fırladığını, ayakkabısı ayağından çıkmış gibi olduğunu ve olayı engellemek için bir şey yapmaya fırsatının kalmadığını dile getirmiş, tanıklar da sanık savunmasını doğrulayarak, olay günü yolda olağan dışı bir kalabalık bulunduğunu özellikle vurgulamışlardır.

Buna göre, yerel mahkemece soruşturma aşamasında alınan raporla, yapılan keşif sonunda düzenlenen rapora itibar edilmek ve dosyadaki tüm deliller keşifte yapılan gözlemle birlikte değerlendirilmek suretiyle, sanığın taksirinin bulunmadığı sonucuna varılmış, Özel Dairece ise Adli Tıp Kurumu Şubesi'nden alınan raporun dosya kapsamıyla uyumlu olduğundan bahisle, bu rapora dayalı olarak <taksirle öldürme> suçundan mahkumiyet kararı verilmesi gerektiği yönünde hüküm bozulmuştur. Yerel mahkemece bu karara karşı direnilmiştir.

Şu durumda; dosya kapsamı ile uyumlu olduğu görülen Adli Tıp Kurumu Şube Müdürlüğü raporunda da belirtildiği üzere, maktulün asli kusurlu olduğu olayda; trafiğin mevcut koşullarına göre gerekli tedbirleri almayarak, hızını yol durumuna göre ayarlamadığı, ayağından ayakkabısının çıktığını algılayabilecek kadar bir zaman diliminde görme şansına sahip olduğu ve bu anlamda önüne aniden fırladığı söylenemeyecek olan maktulü korna çalarak uyarmadığı gibi, ona çarpmamak için fren dahi tatbik etmediği anlaşılan sanığın da tali derecede kusurlu olduğunun kabul edilmesi gerekir.

Bu itibarla, katılanlar vekilleri ile yerel Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları yerinde görüldüğünden, yerel mahkeme direnme hükmü tebliğnamedeki düşünceye aykırı olarak bozulmalıdır.

Çoğunluk görüşüne katılmayan beş Genel Kurul Üyesi ise; <direnme hükmünün onanması> yönünde karşıoy kullanmışlardır.
Old 01-04-2014, 15:14   #3
Batu Han

 
Varsayılan

Olay yeri incelemesinde ölümlü trafik kazası neticesinde sürücü müvekkilim asli kusurlu, kullandığı motorun arkasındaki müteveffa yolcu da tali kusurlu gösterilmiştir.

Daha sonra aldığımız uzman mütalasına göre müteveffa ve sürücü müvekkilim kusursuz, motorsikleti sıkıştıran kimliği belirsiz araç ise tam kusurlu kabul edilmiştir.

Bunun üzerine Adli Tıp Kurumundan alınan raporda ise Motorsikletin arkasında yolculuk yapan müteveffa tam kusurlu, müvekkilim sürücü ise tali kusurlu kabul edilmiştir.

Benim kişisel görüşüm de Adli Tıp Kurumunun raporunun son derece hakkaniyetli olduğu şeklinde. Dolayısıyla bilirkişi raporuna itiraz etmeyi düşünmüyorum. Fakat müteveffanın asli kusurlu olduğu bir olayda (ailesi de şikayetçi olmadı) müvekkilimin tali kusru taksirle adam öldürme suçunun oluşması için yeterli mi? Müvekkilimin kusurunun taksir unsurunu oluşturacak derecede ağır olup olmadığına ilişkin bir değerlendirme yapabilmek için bir yargıtay kararı arıyorum.

Alıntı:
Ceza Genel Kurulu 2007/9-275 E., 2008/49 K.

BİLİNÇLİ TAKSİR
TAKSİR

5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 22 ]
"İçtihat Metni"

Sanık S.... S....’ın taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma suçundan dolayı 5237 sayılı TCY’nın 85/2 ve 62. maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, 53/6. maddesi uyarınca sürücü belgesinin bir yıl süreyle geri alınmasına ilişkin Bolu Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 16.11.2006 gün ve 269-315 sayılı hüküm sanık müdafii ile katılan vekillerinin temyizi nedeniyle dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 12.11.2007 gün ve 7343-8149 sayılı kararı ile oyçokluğu ile onanmıştır.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 10.12.2007 gün ve 14725 sayı ile; olayda bilinçli taksir koşullarının oluştuğunu belirterek itiraz etmiş, Özel Daire kararının kaldırılmasını, Yerel Mahkeme hükmünün bozulmasını istemiştir.

Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Sanığın taksirle iki kişinin ölümüne, bir kişinin yaralanmasına neden olduğu kabul edilerek cezalandırılmasına karar verilen olayda, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ile Özel Daire çoğunluk görüşleri arasında ortaya çıkan hukuki uyuşmazlık, suçun bilinçli taksirle işlenip işlenmediği hususunda toplanmaktadır.

İncelenen olayda;

13.04.2006 günü 14.30 sıralarında Yeniçağa ilçesinden Mengen yönüne gitmekte olan bir kargo firmasına ait kamyonetin sol arka tekerleğinin bijonlarının seyir sırasında kesilmesi nedeniyle tekerleğinin çıktığı, araç sürücüsünün arızalı aracı karayolunun sağına, kısmen banket kısmen de yola isabet edecek biçimde park ettiği, aracın 17 metre gerisine reflektör ve stepne koyarak güvenlik önlemi aldıktan sonra jandarmaya haber vermek üzere oradan ayrıldığı, bundan kısa bir süre sonra aynı yöne doğru arka arkaya belirli mesafelerle seyretmekte olan üç araçtan öndeki kamyonun sağda parkeden arızalı aracı görerek fren yapması üzerine arkasından seyreden 1. F. 62. plakalı kamyonun sürücüsünün de fren yaparak hızını azalttığı, konvoyun sonundaki 3. Z. 48.. plakalı tankeri kullanmakta olan sanık sürücü S.... S.....’ın da önündeki aracın aniden fren yaptığını görünce fren tedbirine başvurduğu, ancak sıvı yüklü aracın dengesinin bozulması nedeniyle kontrolü kaybettiği ve öndeki aracın sol arka kısmına çarptıktan sonra sol şeride geçerek karşı yönden gelmekte olan 06 A. 99.. plakalı özel araçla çarpıştığı, karşı yönden gelen aracın sürücüsü S...... M.... R..... ile yolculardan G.... A... A....’ın öldüğü, H..... Ö......’in ise yaralandığı, olayın 7,5 metre genişliğinde, her iki yanda 130 cm genişliğinde banket bulunan, çift şeritli, asfalt kaplama karayolu üzerinde meydana geldiği, olay sırasında görüşün açık, zeminin kuru olduğu dosyadaki bilgi ve belgelerden kuşkuya yer bırakmayacak biçimde anlaşılmaktadır.

Belli faaliyetlerde bulunan kimselerin başkalarına zarar vermemek için bir takım önlemler alması ve bazı hareket kurallarına uymaları zorunludur. Bu kurallar toplum olarak yaşama zorunluluğundan doğabileceği gibi, devlet müdahalesiyle de varlık kazanmış olabilirler. Ayrıksı bir kusurluluk biçimi olan taksirli suç bu kuralların ihlal edilmesi sonucu belirir, fail tedbirli ve öngörülü davranmadığı için cezalandırılır. Bu bakımdan sorumluluğun nedeni, öngörebilme imkân ve ödevinin varlığına rağmen sonuca iradî bir hareketle neden olmaktır.

Taksirin unsurları ise gerek öğretide gerek uygulamada;

1-Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması,

2-Hareketin iradiliği,

3-Neticenin iradi olmaması,

4-Hareketle netice arasında nedensellik bağının bulunması

5-Dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranılması,

6-Neticenin öngörülebilmesi, şeklinde kabul edilmiştir.

Taksir, 5237 sayılı Türk Ceza Yasası’nın 22/1. maddesinde olduğu üzere, fail tarafından öngörülebilir olan neticenin öngörülememesi şeklinde ortaya çıkabileceği gibi, 22. maddenin 2. fıkrasında belirtildiği üzere, neticenin öngörüldüğü halde istenmemesi şeklinde de ortaya çıkabilir. Birinci halde taksir (basit taksir –

– bilinçsiz taksir), ikinci halde ise bilinçli taksir (öngörülü taksir) söz konusu olur. Taksirin bu iki çeşidini birbirinden ayıran temel özellik, öngörme kavramında kendini gösterir. Neticenin öngörülmesi kavramı ile murat edilen, neticenin fail tarafından, hareketin yapıldığı zaman ve koşullara göre tahmin edilebilmesidir.

Bilinçli taksirde, neticenin gerçekleşmesini istemeyen fail, hareketinin tipe uygun, hukuka aykırı bir sonuca neden olabileceğini öngörmesine rağmen, hareketine devam ederek neticeyi meydana getirmektedir. Hukuka aykırı neticeyi öngördüğü halde gerçekleşmeyeceğine güvenen ve bu güvenle hareketini sürdüren failin söz konusu güveninin dayanağı, talih, bilgi, yetenek, deneyim vb. gibi çeşitli etkenler olabilir.

Bu açıklamalardan sonra somut olayı değerlendirdiğimizde;

Sanık sürücünün önünde seyreden aracın ani fren yapması üzerine kendisinin de fren tedbirine başvurmasına rağmen kullandığı tankerdeki sıvı yükün etkisiyle duramayıp aracıyla öndeki aracın sol arka köşesine vurması ve kontrolden çıkarak diğer şeride geçtiğinde karşı yönden gelen araçla çarpışması biçiminde gelişen olayda, neticeyi öngöremeyen failin sorumluluğu taksir düzeyindedir. Olayda bilinçli taksirin öngörme koşulu gerçekleşmemiştir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddi gerekir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Kurul Üyesi ise; haklı nedenlere dayanan itirazın kabulü gerektiğini belirterek karşı oy kullanmışlardır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,

2- Dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 11.03.2008 günü oyçokluğu ile karar verildi.

Özellikle bu yargıtay kararında taksirin unsurları

1-Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması,

2-Hareketin iradiliği,

3-Neticenin iradi olmaması,

4-Hareketle netice arasında nedensellik bağının bulunması

5-Dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranılması,

6-Neticenin öngörülebilmesi, şeklinde kabul edilmiştir.

şeklinde sıralanmıştır.
Müteveffanın asli kusuru karşısında 2, 4 ve 6. unsurlar açısından nasıl bir değerlendirme yapılacağının tartışıldığı bir karar arıyorum.
Old Bugün  
Site Mübaşiri

 
 
Web www.turkhukuksitesi.com
 
 
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Trafİk Kazasinda Sİgortacinin SorumluluĞu avrecepefe Meslektaşların Soruları 1 07-12-2011 10:59
Trafİk Kazasinda MÜteselsİl Sorumluluk Av.Dursun KARACA Meslektaşların Soruları 10 11-06-2010 12:24
Trafİk Kazasinda Tutanak Tutulmamasinin Netİcesİ özcanöner Meslektaşların Soruları 1 13-05-2009 18:23
Trafİk Kazasinda Sorumsuzluk didem kunal Meslektaşların Soruları 1 17-04-2009 13:18


THS Sunucusu bu sayfayı 0,09208608 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2013) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.