Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Meslektaşların Soruları Hukukçu meslektaşların hukuki nitelikte sorularını birbirlerine yöneltecekleri mesleki yardımlaşma forumu. SADECE hukuk fakültesi mezunları ile hukuk profesyonellerinin (bilirkişi, icra müdürü vb.) yazışmasına açıktır. [Yeni Soru Sorun]

hizmet tespit davasında zamanaşımı?

Yanıt
Old 05-07-2011, 11:00   #1
Hüseyin Yavuz

 
Varsayılan hizmet tespit davasında zamanaşımı?

iyi günler sayın hukukçular...yorumlarınıza ihtiyacım var bir konuda yardımcı olursanız sevinirim...

Müvekkilim 1989 senesinde iş yerinde çalışmaya başlamış ancak sigorta girişi 1999 senesinde yapılmış.2009 senesinde işveren tarafından 20 yıl çalışma olduğundan dolayı verilmiş Hizmet başarı belgesi var. 5 yılık hak düşürücü süre ne kadar geçmiş olsa da sizce mahkeme bunu dikkate alarak tespit kararı verir mi? Davayı açmadan önce sormak istedim.

saygılarımla...
Old 05-07-2011, 11:16   #2
Av. İbrahim YİĞİT

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Hüseyin Yavuz
iyi günler sayın hukukçular...yorumlarınıza ihtiyacım var bir konuda yardımcı olursanız sevinirim...

Müvekkilim 1989 senesinde iş yerinde çalışmaya başlamış ancak sigorta girişi 1999 senesinde yapılmış.2009 senesinde işveren tarafından 20 yıl çalışma olduğundan dolayı verilmiş Hizmet başarı belgesi var. 5 yılık hak düşürücü süre ne kadar geçmiş olsa da sizce mahkeme bunu dikkate alarak tespit kararı verir mi? Davayı açmadan önce sormak istedim.

saygılarımla...



DAVA AÇMA SÜRESİ

506 sayılı yasanın 79.maddesi

“Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır.”


8.fıkrasında ÖNGÖRÜLEN 5 YILLIK SÜRE HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE olup hak düşürücü sürenin özelliği dolayısı ile davanın her aşamasında ileri sürülebileceği gibi mahkemece re’sende dikkate alınacaktır.

Madde metninden de anlaşılacağı üzere 5 yıllık sürenin başlangıcı hizmetin sona erdiği senenin sonundan itibaren hesaplanarak 5 yıldır.

Hukuk Genel Kurulu E: 1999/21-985, K: 1999/985, Tarih: 24.11.1999

Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenilen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde açılması gerekir.
(506 s. SSK. m. 79/8)

Taraflar arasındaki "hizmet tesbiti" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ekinözü Asliye (İş) Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 11/6/1998 gün ve 1997/70 - 1998/38 sayılı kararın incelenmesi davalı S.S.K. vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 8/12/1998 gün ve 1998/8396-8575 sayılı ilamı ile; (... 506 sayılı Kanunun 79/8. maddesi hükmünce, Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tesbiti istenilen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde açılması gerekir.

Davacının tesbitini istediği çalışmaların 1976-1977 yılları arasında geçtiği, Mahkemeye 1997 yılında başvurulduğu hizmetin geçtiği yılın sonu olan 1977 yılı sonundan, dava tarihine kadar hak düşürücü sürenin fazlasıyla geçtiği, dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.

Öte yandan, davacının aynı işyerinde bu tarihten sonra çalışmasını sürdürmesinin veya 5 yıllık hak düşürücü süre içerisinde tekrar aynı işyerine girerek çalışmasının, hak düşürücü sürenin işlemesine engel olamayacağı ve hak düşürücü sürenin kesilmesi ve durmasının mümkün bulunmadığı hukuksal gerçeği de ortadadır.

Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki olgular nazara alınarak, davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddi gerekirken yazılı biçimde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır.

O halde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli hüküm bozulmalıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davalı S.S.K. vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü.

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Davalı S.S.K. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, 24/11/1999 gününde, oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

UYUŞMAZLIK: Taraflar arasındaki uyuşmazlık sigortalılık süresinin (hizmet akdiyle çalıştığı sürenin) tesbitine ilişkin açılan davada hakdüşürücü sürenin geçip geçmediğine ilişkindir.

Maddi Olay, Yasa Hükümleri, Deliller ve Tartışılması:

Davacı 24/09/1997 tarihli dava dilekçesinde; davalı işveren Belediyeye ait işyerinde 14/04/1976 tarihinde işe başladığı ve sürekli çalıştığı halde işe giriş bildirgesinin 01/03/1977 tarihinde verilmiş olduğunu, Sosyal Sigortalar Kurumu'na bildirilmeyen 14.04.1976-01/03/1977 devresinin tesbitini istemiştir. Davalı Belediyece düzenlenen ve mahkemeye ibraz edilen 15/01/1998 tarihli hizmet belgesinde ise, davacının işçi olarak 13/04/1976 tarihinde sigortalı olarak işe başladığını 28/02/1980 tarihine kadar işçi olarak Belediyede çalıştığı sonradan aynı Belediyede Emekli Sandığı'na tabi memur olarak çalışmasını 15/01/1998 tarihine kadar sürdürdüğü belirtilmiştir.

Öncelikle belirtelim ki 506 sayılı Yasa'nın 6. maddesinin başlığı sigortalılığın başlangıcı ve mecburi oluşu olup bu maddede aynen "Çalışanlar, işe alınmalarıyla kendiliğinden "sigortalı" olurlar. Sigortalılar ile bunların işverenleri hakkında sigorta hak ve yükümleri sigortalının işe alındığı tarihten başlar. Bu suretle sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılmaz ve vazgeçilmez. Sözleşmelere sosyal sigorta yardım ve yükümlerinin azaltmak veya başkasına devretmek yolunda hükümler konulamaz." denilmekte ve sigortalılığın vazgeçilmez feragat edilmez hak olduğu vurgulanmaktadır. Sigortalılığın tesbiti devresi ise kamu düzenine ilişkin olup mahkemece gereği gibi özenle delillerin toplanarak sonuca varılması gerekmektedir. Sigortalılığın tesbiti davalarında hakdüşürücü süreye ilişkin yasal madde ise 506 sayılı Yasa'nın 79/8; maddesi olup maddede aynen "Yönetmelikle tesbit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tesbit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır." Belediyeye ait işyerine 14/04/1976 tarihinde işe girerek 28/02/1980 tarihine kadar sosyal sigortaya tabi işçi statüsünde ve sonradan 15/01/1998 tarihine kadar memur olarak çalıştığı işe giriş bildirgesinin 1/03/1977 tarihinde verildiği ve 01/03/1977 tarihinden 28/2/1980 tarihine kadar da primlerinin Sosyal Sigortalar Kurumu'na ödendiği uyuşmazlık konusu değildir. 29/02/1980 tarihine kadar ki bildirimlerle Sosyal Sigortalar Kurumu davacının işyerinde çalıştığından haberdardır. 506 sayılı Kanun'un 79. maddesine göre noksan bildirilen sürelere ait primleri tahsil etmek hak ve yükümlülüğüne sahip olduğu gibi 506 sayılı Kanunun 140. maddesi uyarınca (506 S.K. 9, 140) idari para cezası uygulamak zorunluluğu da vardır. Kurum'un haberdar olduğu durumlarda hakdüşürücü süre sözkonusu değildir. Zira davacının sigortalılık hizmet süresi 14/04/1976-28/02/1980 devresi arasında geçmiştir. Bu sürenin herhangi bir bölümünde Kurum'un sigortalının çalıştığından haberdar olması yeterlidir. Zira 506 sayılı Kanun'un 79/8. maddesinde hizmetlerin sözcüğü o işyerindeki sigortalı hizmetlerinin bütününü kapsar ve davacının 14/04/1976-28.02.1980 devresinde sürekli çalıştığı da resmi kayıtlarla sabittir. Yasa koyucunun amacı da bu doğrultudadır. Sadece davacının 1976 yılındaki çalışması yönünden konunun düşünülmesi ise sosyal güvenlik hukuku kurallarıyla, yasa koyucunun amacıyla bağdaşmaz. Dairemizin kakarlarındaki görüşte bu doğrultudadır. Davalı Sosyal Sigortalar Kurumu 14/04/1976-28/02/1980 devresi içerisinde sürekli olarak 01/03/1977-28/02/1980 devresindeki bildirimlerle davacının işveren Belediyede çalıştığından haberdardır. Sosyal sigortalar Yasası'nın Kuruma tanıdığı hak ve yükümlülüklerini yerine getirmesi gerekirken özellikle noksan bildirilen sürelerin tesbiti için müfettiş marifetiyle tahkikat yaptırarak prim tahsili ve idari para cezası (506 sayılı Kanun 79, 9, 140) tahakkuk ve tahsili cihetine gitmesi gerekirken bunları yapmadığı ve davacının işyerinde çalışmasından haberdar olduğu halde hakdüşürücü süreden bahsetmeye hak ve yetkisinin bulunmadığı açık ve seçik ortadadır.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme kararının onanması gerekirken Yüksek Özel Daire görüşü doğrultusunda bozma kararı veren çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.


HD 10, E: 2002/1670, K: 2002/1821, Tarih: 11.03.2002

Davanın yasal dayanağı olan 506 sayılı Yasanın 79/10. madde hükmü uyarınca Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın hizmetin sona erdiği yılın sonundan itibaren 5 yıl içerisinde açılması gerekir. Hakdüşürücü sürenin hukuksal niteliği gereğince kesilmesi ve durmasının mümkün bulunmaması karşısında, hakdüşürücü süre içerisinde tekrar aynı işyerine girerek çalışılması hak düşürücü sürenin işlemesine engel olmayacaktır.
(506 s. SSK. m. 3, 79/10)

Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 12.06.1978-1982/Mayıs ve 1983/Şubat-1999/Kasım sonu tarihleri arasında aralıksız,ücretle geçen ve davalı Kuruma bildirilmeyen sigortalı çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme,ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar vermiştir.

Hükmün, davacı ve davalılardan Sosyal Sigortalar Kurumu Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Fatih Arkan tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davalı Sosyal Sigortalar Kurumu vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-Davanın yasal dayanağı olan 506 sayılı Yasanın 79/10. madde hükmü uyarınca Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın hizmetin sona erdiği yılın sonundan itibaren 5 yıl içerisinde açılması gerekir.Hakdüşürücü sürenin hukuksal niteliği gereğince kesilmesi ve durmasının mümkün bulunmaması karşısında,hakdüşürücü süre içerisinde tekrar aynı işyerine girerek çalışmanın hak düşürücü sürenin işlemesine engel olmayacağı ve bu nedenle de davacının 1982 yılında işinden ayrıldığının anlaşıldığı nedenle; mahkemece, davacının 1978-1982 yılları arasındaki çalışma iddiasının hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesi isabetlidir.

3-Şubat/1983-Kasım/1999 tarihleri arasındaki hizmet tespiti istemi yönünden ise; bu tür davalar nitelikçe kamu düzenine ilişkin olduğundan deliller resen toplanmalıdır. Bu çevrede; ev hizmetine ilişkin çalışmanın geçtiği davalı işverenlere ait yazlık ve kışlık evlerde, tespite konu sürede komşu evlerde oturan kişiler ile bina yöneticileri ve kapıcıları mümkün oldukça saptanarak tanık sıfatıyla dinlenmeli ve tüm delillerle birlikte değerlendirilerek sonucuna göre hüküm kurulmalıdır. Ayrıca, davalı işverenlerin tespite konu sürede, sürekli olarak ev hizmetlisi çalıştırma bakımından maddi güce sahip olup olmadıkları ve ev hizmetlisine gereksinimleri bulunup bulunmadığı da araştırılmalıdır.

Yapılacak incelemeler sonucunda çalışma olgusunun varlığının saptanması halinde ise, 506 Sayılı Yasanın 3. Maddesinin I-D bendi dikkate alınarak, ev hizmetlerinde sigortalı sayılmanın zorunlu unsurları olan; "ücretle ve sürekli" çalışmış olma hukuki olgusu da dikkate alınmalıdır.

Yukarıda belirtilen maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul olunarak hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA,
temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 11.03.2002 gününde oybirliğiyle karar verildi.




KESİNTİLİ ÇALIŞMA HALİNDE HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE UYGULAMASI


Çalışmanın süreklilik arzettiği ve fakat davalı işverence (aynı işverende geçen hizmet süresi açısından) hizmet tespiti talep edilen dönemde Sosyal Sigortalar Kurumuna birden fazla Sigortalı İşe Giriş Bildirgesi verilmiş olduğu takdir de (işe giriş-çıkış yapılmış olduğunda) ise Sigortalı İşe Giriş Bildirgelerinde mevcut olan sigortalı/davacı imzalarının davacıya ait olup olmadığı önem kazanmaktadır. Sigortalı işe giriş bildirgelerinde ki imzalar davacıya ait ise hak düşürücü süre her dönem için ayrı ayrı dikkate alınmalıdır.


HG 00, E: 2003/21-43, K: 2003/97, Tarih: 26.02.2003

Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenilen hizmetlerin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde açılması gerekir. Yerleşik Yargıtay görüşlerine göre, Sigortalının aynı işyerinden verilmiş birden fazla işe giriş bildirgesinin varlığı halinde hak düşürücü süre, her kesim çalışma için ayrı ayrı hesap edilmelidir. Çıkış tarihinden sonra işçinin aynı işyerinde çalışmasını sürdürmesi veya hak düşürücü süre içerisinde tekrar aynı işyerine girerek çalışması hak düşürücü sürenin işlemesine engel olamaz. Öte yandan; kural olarak işe giriş bildirgeleri sigortalının imzasını içermelidir. Sigortalı, bildirgeyi hile, hata veya manevi baskı altında imzaladığını ileri sürmemiş veya imzanın kendisine ait olmadığını söylememiş ise, birden fazla işe giriş bildirgesinin varlığı ve işyerinden yapılan kısmi bildirimler, sigortalının o işyerinde kesintili çalıştığına karine oluşturur. Bu karinenin aksinin ancak eş değer de delillerle kanıtlanması gerekmekte olup tanık sözlerine değer verilemez.
(506 s. SSK. m. 79/10)

Taraflar arasındaki "hizmet tesbiti ve alacak" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Mersin İş Mahkemesince davanın kısmen kabul-kısmen reddine dair verilen 27.03.2002 gün ve 2001/650 E- 2002/165 K. sayılı kararın incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 11.06.2002 gün ve 2002/4414-5656 sayılı ilamı ile; (...1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine,

2-Mahkemece; davacının 20.07.1983 ile 05.03.2000 tarihleri arasında davalılar işyerinde kesintisiz çalıştığı ve buna göre sigortalı çalışma süresinin tesbiti ile diğer işçilik haklarına hükmedilmişse de; bu sonuç usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır.

Gerçekten dosya içerisindeki bilgi ve belgelere göre; davacının davalı Ali Rıza Ö.'ya ait işyerine, 20.07.1983 tarihinde girdiği ve 10.08.1983 tarihinde çıktığı, daha sonra, 01.11.1985 tarihinde davalı Hayriye Ö.'ya ait işyerine girdiği ve bu işyerinden de, 15.11.1985 tarihinde çıktığı; 01.01.1988 tarihinde aynı işyerinde tekrar girerek bu tarihten itibaren istem tarihine kadar sürekli çalıştığı saptanmıştır.

506 Sayılı Kanunun 79/8. maddesi hükmünce; Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tesbiti istenilen hizmetlerin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde açılması gerekir.

Davacının tesbitini istediği çalışmaların bir kısmının 10.08.1983-01.11.1985 ve 15.11.1985-01.01.1988 tarihleri arasında geçtiği Mahkemeye 25.07.2001 tarihinde başvurduğu; bu döneme ilişkin hizmetin geçtiği yılın sonu olan, 15.11.1985 ve 31.12.1988 tarihinden dava tarihine kadar hak düşürücü sürenin fazlasıyla geçtiği anlaşılmaktadır. Davacının aynı işyerinde bu tarihten sonra çalışmasını sürdürmesinin veya hak düşürücü süre içerisinde tekrar aynı işyerine girerek çalışmasının, hak düşürücü sürenin işlemesine engel olamayacağı ve hak düşürücü sürenin kesilmesi ve durmasının mümkün bulunmadığı hukuksal gereği de ortadadır.

Mahkemece açıklanan maddi ve hukuki olgular nazara alınarak davanın, 10.08.1983-01.11.1985 ve 15.11.1985-01.01.1988 dönemi için hak düşürücü süre nedeniyle reddine ve buna bağlı olarak bu sürenin işçilik haklarının hesabında da dikkate alınması gerekirken yazılı biçimde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN : Davalı Kurum vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, hizmet tespiti ve işçilik haklarının ödetilmesi isteğine ilişkindir.

Davacı, işverenler ile Sosyal Sigortalar Kurumu aleyhine 25.7.2001 tarihinde açtığı davada, davalı işverenlere ait iş yerinde devamlı çalıştığı halde işverence salt az prim ödeme kastı ile çalışma sürelerinin noksan bildirildiğini, 5.3.2000 tarihinde iş akdinin fesh edildiğini ileri sürerek, iş yerinde 20.7.1983 - 5.3.2000 tarihleri arasında devamlı çalıştığının tespiti ile ihbar ve kıdem tazminatı ile yıllık izin alacağının ödetilmesini talep etmiştir.

Davalı işverenler duruşmaya katılmadıkları gibi herhangi bir itiraz ileri sürmemişler, işyeri kayıtlarını ibraz etmemişlerdir.

Davalı Sosyal Sigortalar Kurumu vekili davacının davalı işyerine girişine dair birden fazla işe giriş bildirgesinin bulunduğunu, bu durumun çalışmanın kesintili olduğuna karine oluşturduğunu, işçilik hakları ile ilgili davanın tespit davası ile birlikte görülemeyeceğini ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemenin, tanık beyanlarına göre davacının davalı işyerinde 20.7.1983 -5.3.2000 tarihleri arasında devamlı çalıştığının tespitine, bilirkişi raporunda 20.7.1983 -5.3.2000 tarihleri arası için hesaplanan kıdem ve ihbar tazminatı, ile yılık izin ücretinin davalı işverenden tahsiline"dair verdiği karar davalı işverenler vekili ile davalı kurum vekilinin temyizi üzerine yukarıda belirtilen nedenle Özel Dairece bozulmuştur.

Mahkemece, "işe giriş bildirgesi bulunduğundan hak düşürücü sürenin söz konusu olmadığı, devamlı çalışma olgusunun tanıklarca doğrulandığı, uygulamada işverenlerin çalıştırdıkları işçilerin çalışmalarını tam göstermedikleri"gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir.

Direnme kararını sadece davalılardan Sosyal Sigortalar Kurumu vekili temyiz etmektedir.

Davanın yasal dayanağı 506 sayılı yasanın 79/10 maddesi olup, kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenilen hizmetlerin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde açılması gerekir. Yerleşik Yargıtay görüşlerine göre, Sigortalının aynı işyerinden verilmiş birden fazla işe giriş bildirgesinin varlığı halinde hak düşürücü süre, her kesim çalışma için ayrı ayrı hesap edilmelidir. Çıkış tarihinden sonra işçinin aynı işyerinde çalışmasını sürdürmesi veya hak düşürücü süre içerisinde tekrar aynı işyerine girerek çalışması hak düşürücü sürenin işlemesine engel olamaz.

Öte yandan; kurul olarak işe giriş bildirgeleri sigortalının imzasını içermelidir. Sigortalı, bildirgeyi hile, hata veya manevi baskı altında imzaladığını ileri sürmemiş veya imzanın kendisine ait olmadığını söylememiş ise, birden fazla işe giriş bildirgesinin varlığı ve işyerinden yapılan kısmi bildirimler, sigortalının o işyerinde kesintili çalıştığına karine oluşturur. Bu karinenin aksinin ancak eş değer de delillerle kanıtlanması gerekmekte olup tanık sözlerine değer verilemez.

Somut olayda, davacının önceleri Ali Rıza Ö.'ya ait olan işyerine 20.7.1983 tarihinde girdiği ve 20 gün prim ödenerek 10.8.1983 tarihinde çıktığı; daha sonra Hayriye Ö.'ya devredilen aynı işyerine 1.11.1985 tarihinde girdiği, 15 gün prim ödenerek 15.11.1985 tarihinde çıktığı; 1.1.1988 tarihinde aynı işyerine girerek bu tarihten istem tarihine kadar sürekli çalıştığı kurum tarafından gönderilen imzalı işe giriş bildirgeleri ve prim tahakkuk cetvellerinden saptanmıştır. Ne varki, işverence ücret bordroları ibraz edilmediğinden çalışma sürelerine ilişkin davacının imzasının bulunup bulunmadığı, bildirimlerin bordroya uygun olup olmadığı saptanamamıştır.

Yukarıda açıklanan ilkeler karşısında, mahkemenin, birden fazla işe giriş bildirgesinin varlığını göz ardı ederek, işe giriş bildirgesi olduğundan hak düşürücü süreden söz edilemeyeceği gerekçesiyle salt tanık beyanlarına dayanarak devamlı çalışmanın tesbitine karar vermesi isabetsizdir.

Ancak, işe giriş bildirgelerindeki imzaların davacıya ait olmadığının saptanması halinde diğer deliller hep birlikte değerlendirilerek çalışmanın tespitine karar verilebilir. Oysa mahkemece bu yönde hiçbir araştırma inceleme yapılmamıştır. Her ne kadar, somut olayda işe giriş bildirgelerindeki imzaların davacıya ait olmadığı, bildirgelerin hile hata veya manevi baskı altında imzalandığı ileri sürülmemiş ise de, davacı dilekçesinde devamlı çalıştığını, salt az prim ödemek kastıyla işverenin çalışmalarını eksik bildirdiğini iddia ettiğine göre, bu durumda mahkemece hizmet tespiti davalarının özelliği dikkate alınarak işe giriş bildirgelerindeki imzalar üzerinde yöntemince uzman bilirkişiler aracılığı ile inceleme yaptırılmak oluşacak sonuca göre hak düşürücü sürenin geçip geçmediği ayrı ayrı belirlenmek ve tüm deliller hep birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar vermek gerekirken eksik inceleme ve yanlış gerekçelerle önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Davalı kurum vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, 26.02.2003 gününde, yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY

506 sayılı yasanın hizmet tespiti davalarının dayanağı olan 79. maddenin 10 (eski 8) nolu bendinde "Yönetmelikle tespit edilen BELGELERİ İŞVEREN TARAFINDAN VERİLMEYEN veya çalıştıkları kurumca tespit edilmeyen sigortalılar 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak..." hizmet tespiti isteyebilecekleri açıklanmıştır.

Somut olayda davacıya ait işe giriş bildirgelerinin işveren tarafından süresi içerisinde S.S.K.ne verildiği anlaşılmaktadır.

H.G.Kurulunun birçok örneğin 4.11.1998 gün 1998/10 - 770 Esas 1998/790 Karar ve 21.2.2001 tarih 2001/21-153 Esas 2001/179 Karar sayılı ilamlarında da işe giriş bildirgesinin verilmesi halinde hak düşürücü sürenin uygulanmayacağı yasanın yukarıda açıklanan düzenlemesine uygun şekilde kabul edilmiştir.

Buna rağmen bu kez önceki kararlara aykırı şekilde oluşturulan HG.Kurulunun çoğunluğunun bozma kararına katılamıyorum.

Ayrıca dava konumuzda, davacı aynı dava içerisinde hizmet tesbiti yanında ihbar tazminatı, kıdem tazminatı, izin ücreti gibi işçilik alacaklarını da talep etmiş, mahkemece davacının çalışmasının ilk işe giriş bildirge tarihinden itibaren kesintisiz olduğu gerekçesi ile anılan istekler tüm kesintisiz çalışmaya göre belirlenip hüküm altına alınmıştır. Davalı işverenin temyiz isteminden vazgeçmesi sebebiyle aynı mahkeme kararı içinde yer alan işçilik alacakları ile ilgili hüküm kesinleşmiştir.

İşçilik alacakları yönünden davacının devamlı çalıştığı kesinleşmesine rağmen, aynı dosyada hizmet tesbiti yönünden çalışmaların fasılalı olduğu kabul edilerek hak düşürücü sürenin geçtiğini benimsemek aynı hüküm içerisinde çelişkili bir sonuç doğurur ki bu sonuç yasalara ve dosya içeriğine uygun düşmemektedir.

Davacı ile aynı soyadını taşıyan, aynı davalı işverene ait işyerinde çalışan ve aynı mahiyette dava açan işçiler Mustafa Bulat ve Muharrem Bulat hakkındaki davalar aynı vekil tarafından yürütülmüş, aynı mahkeme ve hatta aynı hakim tarafından temyiz incelemesine konu kararlardaki gibi kabul kararı verilmiş ve bu kararlar 21. Hukuk Dairesinin 11.6.2002 gün 2002/4411-5653 ve 2002/4415-5657 sayılı kararları ile onanmıştır.

Aynı konularda Yüksek Mahkemece farklı kararların verilmesi de adalet duygularını zedeler.

Açıklanan bu nedenlerle mahalli mahkeme kararının onanması görüşünde olduğumdan, Hukuk Genel Kurulunun Bozma kararına katılamıyorum.


Ancak bu hak düşürücü süre Sosyal Sigortalar Kurumuna Sigortalı İşe Giriş Bildirgesi verilmiş olduğu ve fakat 4 aylık/aylık dönem bordrolarının verilmemiş olduğu takdirde (4 aylık/aylık dönem bordroları verilmediği takdirde çalışma süre olarak Sosyal Sigortalar Kurumunda görülmemektedir) bu çalışma için hak düşürücü süre işlememektedir.

HD 10, E: 2002/4444, K: 2002/4909, Tarih: 30.05.2002

Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin tespiti istemine ilişkin olan davada, 29.02.1988 günlü işe giriş bildirgesinin 29.03.1988 tarihinde Kuruma intikal ettirildiği sigortalıya ait özlük dosyasından açıkça anlaşıldığından 506 Sayılı Kanunun 79.maddesinde yazılı 5 yıllık hakdüşürücü sürenin geçirilmesi söz konusu olmadığından işin esasına girilerek meydana gelecek sonuca göre bir karar verilmesi gerekir.
(506 s. SSK. m. 79)

Davacı, davalılardan işverenlere ait işyerinde geçen ve Kuruma eksik bildirilen çalışmalarının sigortalı olarak tespitine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar vermiştir.

Hükmün, davacı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Hüseyin Erol tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

Dava; Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin tespiti istemine ilişkin olup, 29.02.1988 günlü işe giriş bildirgesinin 29.03.1988 tarihinde Kuruma intikal ettirildiği sigortalıya ait özlük dosyasından açıkça anlaşıldığından 506 Sayılı Kanunun 79.maddesinde yazılı 5 yıllık hakdüşürücü sürenin geçirilmesi sözkonusu olmadığından işin esasına girilerek hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hakdüşürücü süre yönünden davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA,
temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 30.05.2002 gününde oybirliğiyle karar verildi.


HD 10, E: 2002/4166, K: 2002/4841, Tarih: 28.05.2002

Davacı, iş yeri çalışma sürelerinin tespiti istemiyle dava açmıştır, ilgili yasaya göre; yönetmelikle tespit edilen belgeler işveren tarafından verilmeyen sigortalıların çalıştıkları hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde dava açacakları hükmü öngörülmüştür. Yönetmelikle tespit edilen belgelerin verilmesi durumunda 5 yıllık hakdüşürücü süreden bahsedilemeyeceği açıktır.

Ayrıca; prim tahakkuk cetvelinde; sigortalının iş yerinden çıkış tarihi 30.05.1986 olarak öngörülmekte ise de çıkış belgesinin sigortalı imzasını içermemesi nedeniyle aksinin ispatının mümkün bulunduğu, keza işyerindeki çalışmanın mevsimlik olması halinde fiilen çalışılmayan dönemde hizmet akdi askıda olduğundan kısmi çalışmadan giderek hak düşürücü süreden sözedilemeyeceği, hususları gözönünde tutulmalı ve bu verilere göre bir sonuca gidilmelidir.
(506 s. SSK. m. 9, 79) (1086 s. HUMK. m. 238)

Davacı, davalı Orman İşletmesi nezdinde 1973 - 1990 yılları arasında işçi olarak geçen çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar vermiştir.

Hükmün, davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi İhsan Çakmak tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davacının sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-Davanın yasal dayanağı 506 Sayılı Kanunun 79/10 maddesi olup, anılan maddede yönetmelikle tespit edilen belgeler işveren tarafından verilmeyen sigortalıların çalıştıkları hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde dava açacakları hükmü öngörülmüştür. Yönetmelikle tespit edilen belgelerin verilmesi durumunda 5 yıllık hakdüşürücü süreden bahsedilemeyeceği açıktır.

Somut olayda, davacı; işveren sıfatıyla Orman Genel Müdürlüğüne husumet yönelterek 1973 - 1990 döneminde Niksar Orman İşletmesine bağlı ağaçlandırma sahalarında geçen çalışma sürelerinin tespitini istemiş ise de, davacı ile ilgili olarak 71466 nolu işyerinde 01.05.1986 tarihinde işe başladığına ilişkin işe giriş bildirgesinin Kuruma verildiğinin anlaşılması karşısında; özellikle bu işyerinin davalı Orman Genel Müdürlüğü ile bağlantısının saptanması koşuluyla 01.05.1986 tarihinden çıkışa kadarki dönem için hak düşürücü süreden bahsedilemeyeceği açıktır. Diğer taraftan prim tahakkuk cetvelinde; sigortalının iş yerinden çıkış tarihi 30.05.1986 olarak öngörülmekte ise de çıkış belgesinin sigortalı imzasını içermemesi nedeniyle aksinin ispatının mümkün bulunduğu, keza işyerindeki çalışmanın mevsimlik olması halinde fiilen çalışılmayan dönemde hizmet akdi askıda olduğundan kısmi çalışmadan giderek hak düşürücü süreden sözedilemeyeceği, hususları gözönünde tutulmalıdır.

Mahkemece açıklanan maddi ve hukuki esaslar gözetilmeksizin eksik araştırma, inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile davanın hak düşürücü sürenin geçtiğinden bahisle tümden reddi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 28.05.2002 gününde oybirliğiyle karar verildi.


Sosyal Sigortalar Kurumuna usulüne uygun bir sigortalı işe giriş bildirgesi verilmiş olması 1 günlük çalışmanın mevcut bulunduğu yönünde karine teşkil etmekte ise de fiili çalışmanın mevcudiyeti yönünden yalnız başına yeterli değildir.

Hukuk Genel Kurulu E: 2004/21-742, K: 2004/744, Tarih: 22.12.2004

Yöntemince düzenlenip süresi içinde kuruma verilen işe giriş bildirgesi, kişinin işe alınmış olduğunu gösterirse de, fiili çalışmanın varlığının ortaya koyulması açısından tek başına yeterli kabul edilemez. Sigortalılıktan söz edebilmek için, çalışmanın varlığı, Yargıtay uygulamasında 506 sayılı Kanunun 79/8. maddesine dayalı sigortalılığın tespiti davaları yönünden kabul edilen ilkelere uygun biçimde belirlenmelidir. Zira, sigortalılığın başlangıcına yönelik her dava, aynı zamanda sigortalılığın tespiti istemini de içerir. Aksine düşünce, özellikle yaşlılık aylığının kabulü için öngörülen sigortalılık süresi yönünden çalışanlar ile çalışmayanlar arasında, adaletsiz ve haksız bir durum yaratır. Bu nedenle, işe giriş bildirgesinin verildiği, ancak, yasal diğer belgelerin bulunmadığı durumlarda, çalışma olgusunu ortaya koyabilecek inandırıcı ve yeterli kanıtlar aranmalı ve Anayasa´nın 60. maddesinde tanımlanan sosyal güvenlik hakkının niteliği gereği bu tür davalarda, hakim, doğrudan soruşturmayı genişleterek, sigortalılık koşullarının oluşup oluşmadığını belirlemelidir.
(506 s. SSK. m. 2, 79, 108)

Taraflar arasındaki "hizmet tespiti" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kartal 2.İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 17.09.2003 gün ve 2002/331 E. 2003/421 K. sayılı kararın incelenmesi davalı SSK. vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21.Hukuk Dairesinin 26.01.2004 gün ve 2003/10218-2004/532 sayılı ilamı ile;

(...Mahkemece bozma ilamına uyulduğu halde gereği yerine getirilmemiştir.

Davacı davalılara ait işyerinde 1.10.1975 yılında sigortalı olarak çalışmaya başladığını ve bu tarihin sigortalılık başlangıcı olarak tespitini istemiştir. Mahkemece ilamda belirtildiği şekilde istemin kabulüne karar verilmişse de bu sonuç usul ve yasaya uygun değildir.

Mahkemece bozma ilamına uyulmasından sonra sürdürülen yargılama aşamasında kurumda mevcut özlük dosyası örneği getirtilmiştir. Gelen belgeler arasında dönem bordroları olmadığı gibi, komşu işyerleri ve kayıtlara geçmiş kişilerde araştırılmamıştır. Dinlenen davacı tanıkları kayıtlara geçmiş kişiler değildir. Mahkemece yapılacak iş, işe giriş bildirgelerindeki işyeri sicil nosu yazılarak dönem bordrolarını getirtmek, davacıdan başka çalışan varsa bilgisine başvurmak, yoksa komşu işyerlerinde çalışanlar araştırılıp tespit edilerek tanık sıfatıyla bilgilerine başvurmak olayın aydınlanması bakımından zaruridir.

Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın eksik araştırma ve incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde davalı Kurum'un bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...)

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN : Davalı SSK. vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

A- Davanın konusu: Dava, sigortalılığın başlangıcının tespiti istemine ilişkindir.

B- Davacının isteminin özeti; Davacı, 01.10.1975 tarihinden 31.12.1975 tarihine kadar davalı firmaya ait işyerinde çalışmasına rağmen, bu çalışmasının diğer davalı kurum tarafından kabul edilmediğini, davalı firmanın 01.10.1975 tarihinde işe giriş bildirgesini düzenleyip kuruma göndermesine karşılık, dönem bordrolarında ve sigorta bildirgelerinde kendisinin gösterilmediğini, bunda hem işyeri sahibi firmanın, hem de burasını denetlemekle görevli SSK.nun kusurlu olduğunu ileri sürerek, 1.10.1975 tarihinde çalışmaya başladığının tespitine karar verilmesini istemiştir.

C- Davalının cevabının özeti; Davalı SSK vekili davanın haksız olduğunu ileri sürerek reddi gerektiğini savunmuştur.

D- Yerel mahkemenin kararının özeti; Mahkemece; gelen belgelerin ve tanık sözlerinin birbirini tamamladığı, işe giriş bildirgesi verilmesinin ve bunun kurum kayıtlarına geçmesinin o işyerinde en az bir gün süre ile çalışmaya karine oluşturduğu, davalı kurumun bu karinenin aksini kanıtlayan bir delil sunamadığı gerekçeleriyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.

E- Temyiz evresi ve direnme; Hüküm, davalı kurum vekilinin temyizi üzerine, Özel Dairece, yukarıya aynen alınan gerekçe ile bozulmuş, yerel mahkeme bu bozmaya karşı önceki gerekçeleri yineleyerek direnmiş ve davanın kabulüne karar vermiştir.

F- Uyuşmazlık ve Gerekçe; Davacıya ait 01.10.1975 tarihli işe giriş bildirgesinin davalı kuruma süresi içerisinde verildiğinde uyuşmazlık bulunmamaktadır.

506 sayılı Kanunun 108. maddesi uyarınca, sigortalılık başlangıcı yönünden salt işe giriş bildirgesi verilmiş bulunması yeterli olmayıp, ayrıca Kanunun 2. maddesinde öngörülen şekilde fiili çalışmaların aranması da gereklidir.

Bu nedenledir ki, somut olayda uyuşmazlık fiili çalışma olgusunun yöntemince kanıtlanmış olup olmadığı, mahkemece bu yönde yapılan inceleme ve araştırmanın hükme yeterli bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.

Hemen belirtilmelidir ki, fiili veya gerçek çalışmayı ortaya koyacak belgeler, işe giriş bildirgesiyle birlikte 506 sayılı Kanunun 79. maddesinde belirtilen ve sigortalının çalışma gün sayısını, kazanç durumu çalışma tarihleriyle birlikte ortaya koyan aylık sigorta gün bilgileri ile Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 17. maddesinde belirtilen dört aylık prim bordroları gibi kuruma verilmesi zorunlu belgelerdir.

Yöntemince düzenlenip süresi içinde kuruma verilen işe giriş bildirgesi, kişinin işe alınmış olduğunu gösterirse de, fiili çalışmanın varlığının ortaya koyulması açısından tek başına yeterli kabul edilemez. Sigortalılıktan söz edebilmek için, çalışmanın varlığı, Yargıtay uygulamasında 506 sayılı Kanunun 79/8. maddesine dayalı sigortalılığın tespiti davaları yönünden kabul edilen ilkelere uygun biçimde belirlenmelidir. Zira, sigortalılığın başlangıcına yönelik her dava, aynı zamanda sigortalılığın tespiti istemini de içerir. Aksine düşünce, özellikle yaşlılık aylığının kabulü için öngörülen sigortalılık süresi yönünden çalışanlar ile çalışmayanlar arasında, adaletsiz ve haksız bir durum yaratır. Bu nedenle, işe giriş bildirgesinin verildiği, ancak, yasal diğer belgelerin bulunmadığı durumlarda, çalışma olgusunu ortaya koyabilecek inandırıcı ve yeterli kanıtlar aranmalı ve Anayasa'nın 60. maddesinde tanımlanan sosyal güvenlik hakkının niteliği gereği bu tür davalarda, hakim, doğrudan soruşturmayı genişleterek, sigortalılık koşullarının oluşup oluşmadığını belirlemelidir.

Bunun için de bu tür davalarda işyerinde tutulması gerekli dosyalar ile kurumdaki belge ve kanıtlardan yararlanılmalı, ücret bordroları getirtilmeli, müfettiş raporları olup olmadığı araştırılmalı, işyeri çalışanları saptanmalı ve sigortalının hangi işte ne kadar süre ile çalıştığı açıklanmalı, gereğinde komşu işyerlerinde çalışanlarının bilgilerine de başvurularak gerçek çalışma olgusu, somut ve inandırıcı bilgilere dayalı biçimde kanıtlanmalıdır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 16.6.1999 gün ve 1999/21-510-527; 30.6.1999 gün ve 1999/21-549-555; 5.2.2003 gün ve 2003/21-35-64 sayılı, 24.11.2004 gün ve 2004/21-538-621; 15.12.2004 gün ve 2004/21-745-712 sayılı kararları da aynı doğrultudadır.

Somut olayda; dinlenen davacı tanıklarından Melahat Koç'un beyanı yer ve zaman içermeyen, soyut sözlerden ibaret olup, diğer tanık Rıza Madenci'nin ifadesi ise; herhangi bir resmi belge ile kontrol imkanı olmayan soyut bir anlatımdan ibarettir. Bu nedenlerle de yukarıda açıklanan ilkelere uygun sayılamaz. Çalışmanın tespiti istenen işyerinin bir işhanı içerisinde bulunması nedeniyle, komşu işyerlerinden istenen tarih itibari ile kayıtlara geçmiş kişilerin tespiti imkan dahilindedir. Bu itibarla yerel mahkemece; dinlenen tanıklar dışında özellikle komşu işyerleri araştırılıp, istenen tarihler itibari ile firma isimleri ile birlikte SSK'dan kayıtlara geçmiş çalışanların isimleri belirlenip, tanık sıfatıyla bilgilerine başvurularak çalışma olgusunun hiçbir tereddüde yer bırakmayacak ve kontrol imkanı sağlanacak şekilde tespiti zorunludur. Açıklanan nedenlerle, Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken direnme hükmü kurulması usul ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Davalı SSK vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma
kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
22.12.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.



HD 10, E: 2002/3002, K: 2002/3441, Tarih: 18.04.2002

Sigortalılığın tespitine ilişkin olarak açılmış olan davada, eylemli veya gerçek biçimde çalışmanın varlığı saptanmadıkça hizmet akdine dayalı sigortalılıktan söz edilemez.(506 s. SSK. m. 79)

Davacı, sigortalılık başlangıç tarihinin 01.01.1974 olduğunun tesbitine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.

Hükmün, davalı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Suna Memlük tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

Bu tür davalar kamusal niteliği itibariyle gerektiğinde resen araştırmayı gerekli kılmaktadır. Bu nedenle işe giriş bildirgesinin verildiği, ancak yasal belgelerin bulunmadığı durumlarda çalışma olgusunu ortaya koyabilecek inandırıcı ve yeterli kanıtlar da aranmalı ve sigortalılık koşullarının oluşup oluşmadığı yöntemince belirlenmelidir.

Eylemli veya gerçek biçimde çalışmanın varlığı saptanmadıkça hizmet akdine dayalı sigortalılıktan söz edilemez.

Yöntemince düzenlenen işe giriş bildirgesi hizmet aktiyle bir gün çalışmanın karinesi olarak salt işe almayı göstermekle birlikte çalışmanın mevcudiyeti yönünden yalnız başına yeterli kabul edilemez, Kaldı ki hükme dayanak alınan 01.01.1974 tarihli işe giriş bildirgesi yıllarca sonra Kuruma 02.05.1979 tarihinde verilmiş olup, gün, ay ve yıl haneleri tahrifatlıdır.

Sigortalının işe girişi, ilk giriş olmayıp, tekrar girişe aittir. Mahkemece yapılacak iş "sigortalı işe ilk girişten sonraki bir tarihi içermekte olması ihtimali üzerinde durularak anılan işe giriş bildirgesinin aslı araştırılmalı üzerinde grafoloji uzmanlarınca bilirkişi incelemesi yaptırılmalı ve çalışma dönemine ait aylık ve dört aylık bildirgeler de getirilerek karşılaştırma yapılmalı, o dönemde bildirgede ismi bulunanlar tanık sıfatıyla dinlenmeli iş yeri sahibi araştırılarak davaya dahil edilmeli ve hasıl olacak sonuca göre karar verilmelidir.

Açıklanan maddi ve hukuki olgular üzerinde durulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde davalı vekilinin temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 18.04.2002 gününde
Old 05-07-2011, 11:19   #3
Av.Bülent AKÇADAĞ

 
Varsayılan

Değerli meslektaşım,

Hizmet kesintisiz ve sürekli ise 5 yıllık hak düşürücü süreden söz edilemez. Site içerisinde arama yapmanız halinde bu konu ile ilgili paylaşmış olduğumuz Yargıtay içtihatları mevcuttur.

İyi çalışmalar.
Old 24-11-2011, 20:39   #4
advokat34

 
Varsayılan

Ben de hakdüşürücü süre ile ilgili farklı bir ey sormak istiyorum. İşçi hastalığı nedeniyle 2005'in 9.ayında işten ayrılıyor ve 2009'un 6.ayında vefat ediyor. Yani hizmet tespiti için, işten ayrıldığı tarihten bu yana 5 yıllık sürenin bitimine 3 ay kala ölüyor. Dul eşi bu davayı açmayı istemekte fakat sigortalının ölümünün süreye nasıl bir etkisi olabilir? Mirasçıları da aynı süreye mi tabi olurlar? Dul kalan eşe maaş bağlanabilmesi için, askerlik borçlanması haricinde, az bir hizmet süresine ihtiyaç bulunmakta ve bunun için bir yol aramaktadır.
Old 24-11-2011, 22:26   #5
Av.Mustafa İnan

 
Varsayılan

5 yıllık süre hakdüşürücüdür. dava açma imkanı doğmasından itibaren başlar. müvekkiliniz 10 yıl boyunca girişinin yapılmadığını ne zaman öğrendiyse o tarihten itibaren. en iyi ihtimal 1999'da girişi yapıldığında öğrendiği varsayılırsa yine de dolmuş oluyor :S
Old 24-11-2011, 22:39   #6
Av.Bülent AKÇADAĞ

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av.Mustafa İnan
5 yıllık süre hakdüşürücüdür. dava açma imkanı doğmasından itibaren başlar. müvekkiliniz 10 yıl boyunca girişinin yapılmadığını ne zaman öğrendiyse o tarihten itibaren. en iyi ihtimal 1999'da girişi yapıldığında öğrendiği varsayılırsa yine de dolmuş oluyor :S

Değerli meslektaşım,

Görüşünüze katılmıyorum. Hizmet kesintisiz ve sürekli ise (ki soru da öyle olduğu belirtilmiş) zamanaşımı hizmetin sona erdiği andan itibaren başlar bu sebeple ilk soruda ki zamanaşımı süresi 2009 yılının sonundan itibaren işlemeye başlar.


Alıntı:
Alıntı:
advokat34
Ben de hakdüşürücü süre ile ilgili farklı bir ey sormak istiyorum. İşçi hastalığı nedeniyle 2005'in 9.ayında işten ayrılıyor ve 2009'un 6.ayında vefat ediyor. Yani hizmet tespiti için, işten ayrıldığı tarihten bu yana 5 yıllık sürenin bitimine 3 ay kala ölüyor. Dul eşi bu davayı açmayı istemekte fakat sigortalının ölümünün süreye nasıl bir etkisi olabilir? Mirasçıları da aynı süreye mi tabi olurlar? Dul kalan eşe maaş bağlanabilmesi için, askerlik borçlanması haricinde, az bir hizmet süresine ihtiyaç bulunmakta ve bunun için bir yol aramaktadır.

Zamanaşımı süresi 2010 yılında sona ermiştir. Bu süre hakdüşürücü süre olmasından dolayı dava hakkınızın olmadığı kanaatindeyim. Ancak bildiğiniz üzere, işçi çalıştığı dönemde işverence "işe giriş bildirgesi" kuruma bildirilmişse artık 5 yıllık hak düşürücü süreden söz etmek mümkün olmayacaktır.
Old 24-11-2011, 23:25   #7
Av. Caner Arıcı

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan advokat34
Ben de hakdüşürücü süre ile ilgili farklı bir ey sormak istiyorum. İşçi hastalığı nedeniyle 2005'in 9.ayında işten ayrılıyor ve 2009'un 6.ayında vefat ediyor. Yani hizmet tespiti için, işten ayrıldığı tarihten bu yana 5 yıllık sürenin bitimine 3 ay kala ölüyor. Dul eşi bu davayı açmayı istemekte fakat sigortalının ölümünün süreye nasıl bir etkisi olabilir? Mirasçıları da aynı süreye mi tabi olurlar? Dul kalan eşe maaş bağlanabilmesi için, askerlik borçlanması haricinde, az bir hizmet süresine ihtiyaç bulunmakta ve bunun için bir yol aramaktadır.

Muris sağlığında hizmet tespiti davası açmamış ve 5 yıllık hak düşürücü süre de murisin sağlığında dolmamışsa, mirasçılar hakkında 5 yıllık hak düşürücü süre murisin ölüm tarihinden sonra başlar. Yargı kararları da bu yöndedir. Olayda da muris, hak düşürücü sürenin dolduğu 2010 yılı sonundan önce vefat etmiş... O halde mirasçılar hakkında 5 yıllık hak düşürücü süre dolmamıştır; dava açılabilir. Ayrıca muris için kuruma işe giriş bildirgesi verilip verilmediği de şu açından önemlidir; işe giriş bildirgesi verildiyse ve çalışma kesintisiz ise hak düşürücü süreden zaten bahsedilemeyecektir. Eğer çalışmalar kesintili ise, işe giriş bildirgelerinin tarihlerine (yıllarına) göre hak düşürücü süreyi ayrıca kuruma bildirilen yıllara göre ayrı ayrı değerlendirmek gerekmektedir.
Old 25-11-2011, 11:06   #8
Av. Caner Arıcı

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av. Caner Arıcı
Muris sağlığında hizmet tespiti davası açmamış ve 5 yıllık hak düşürücü süre de murisin sağlığında dolmamışsa, mirasçılar hakkında 5 yıllık hak düşürücü süre murisin ölüm tarihinden sonra başlar. Yargı kararları da bu yöndedir. Olayda da muris, hak düşürücü sürenin dolduğu 2010 yılı sonundan önce vefat etmiş... O halde mirasçılar hakkında 5 yıllık hak düşürücü süre dolmamıştır; dava açılabilir. Ayrıca muris için kuruma işe giriş bildirgesi verilip verilmediği de şu açından önemlidir; işe giriş bildirgesi verildiyse ve çalışma kesintisiz ise hak düşürücü süreden zaten bahsedilemeyecektir. Eğer çalışmalar kesintili ise, işe giriş bildirgelerinin tarihlerine (yıllarına) göre hak düşürücü süreyi ayrıca kuruma bildirilen yıllara göre ayrı ayrı değerlendirmek gerekmektedir.


T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

E. 1998/21-826

K. 1998/855

T. 2.12.1998

• HİZMET TESPİTİ ( Davanın Sigortalı Tarafından Açılmasının Beş Yıllık Hak Düşürücü Süreye Tabi Olması )

• HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE ( Hizmet Süresinin Tespitine İlişkin Davanın Sigortalı Tarafından Açılması )

• SİGORTALI TARAFINDAN AÇILAN HİZMET TESPİTİ DAVASI ( Beş Yıllık Hak Düşürücü Süreye Tabi Olması )

• ÖLÜM TARİHİNDEN BAŞLAYAN DAVA AÇMA SÜRESİ ( Sigortalının Ölümü Nedeniyle Hizmet Tespiti Davası )

• DAVA AÇMA SÜRESİ ( Hizmet Tespiti Davasının Sigortalının Ölüm Tarihinden İtibaren Hak Düşürücü Sürenin Başlaması )

506/m.6,79,99

ÖZET : Hizmet süresinin tespitine ilişkin davanın doğrudan sigortalı tarafından açılması beş yıllık hak düşürücü süreye tabidir. Sigortalının ölmesi durumunda ise dava açma süresi ölüm tarihinden başlar ve hak düşürücü süre bu tarihten hesaplanmalıdır.

DAVA : Taraflar arasındaki "hizmet tesbiti" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; ........... 3. İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 16.5.1997 gün ve 1994/1200 E- 1997/554 K. sayılı kararın incelenmesi davalı Kurum vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21. Hukuk Dairesi`nin 11.5.1998 gün ve 1998/3157-3359 sayılı ilamıyle; ... 1 - Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2 - Dava, 1.9.1987 ila 28.2.1988 tarihleri arasında davalıya ait işyerinde hizmet aktine dayalı olarak geçen kuruma kayıt ve tescil edilmeyen hizmetin tesbiti istemine ilişkindir. bu yönü ile davanın yasal dayanağı belirgin olarak 506 sayılı Yasa`nın 79/8. maddesidir. Alınan maddede; yönetmelikte tesbit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları kurumca tesbit edilemeyen sigortalılar çalıştıklarının hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacaklıların ilam ile ispatlayacakları hükmü öngörülmüştür. Davacının 1.11.1987 tarihinde sigortalı işe giriş bildirgesi ile işe girdiği, 14.11.1987 tarihinde işyerinden ayrıldığı davanın ise 20.7.1994`de açıldığı dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca işe giriş bildirgesinden önceki süre ile 14.11.1987 ila 28.2.1988 tarihleri arasındaki sürenin dava tarihi itibariyle yukarıda sözü geçen maddenin öngördüğü 5 yıllık hak düşürücü süreye uğradığı açık-seçiktir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırıdır.
O halde, davalı kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır... gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Temyiz Eden: Davalı SSK vekili

Hukuk Genel Kurulu`nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Özel Daire ile Mahalli Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, miras bırakanın sigortasız geçen çalışma sürelerinin tesbitine yönelik hak sahiplerince açılan davada, hak düşürücü sürenin başlangıcı olarak, ölüm tarihinin esas alınıp alınmayacağı noktasında toplanmaktadır. Daire bozma ilamında, ölüm olayı gözetilmeden sadece sigortalı tarafından, sigorta kurumuna bildirilmeyen sürelerin tesbitine yönelik bir tesbit davası açılmışcasına olgular algılanmış ve işe giriş bildirgesinden önceki süre ile işten ayrılış tarihinden sonraki istemin hak düşürücü süre kapsamında kaldığı yolunda hüküm kurulmuştur. Mahalli mahkeme ise, ölüm tarihine göre soruna yaklaşmıştır. Gerçekten, 506 sayılı Yasa`nın 79/8. maddesine göre, açılan tesbit davası doğrudan sigortalı tarafından açılsa idi, Dairenin bozma ilamı yerinde olacaktı. Ne var ki, sözü edilen dava, sigortalı tarafından değil, sigortalının ölümü üzerine hak sahibi tarafından açıldığından bu yönün değerlendirilmesi gerekir.
Hemen belirlemek gerekirse, hak sahiplerince açılacak ve murislerinin çalışmalarına ilişkin tesbit davalarında hak düşürücü sürenin başlangıcı yönünden, davanın yasal dayanağını oluşturan yukarıda sözü edilen maddede açık bir kural yer almamıştır. Yasa, bu yönden sadece, sigortalılar tarafından açılacak davalar yönünden bir düzenleme yapmış ve belirtilen davaların, hizmetin geçtiği yılın sonundan başlamak üzere belli bir hak düşürücü süre içerisinde açılmasını öngörmüştür. Oysa, sözü edilen sürenin, hak sahiplerince açılacak davalarda aynen uygulanması halinde, ortaya telafisi imkansız hak kayıpları ile Anayasal Sosyal Güvenlik haklarına yönelik yasal bir yolun kullanımının fiilen ve hukuken ortadan kalkacağı endişesi çok açıktır. Gerçekten, hak düşürücü sürenin gerçekleşmesine çok az bir süre kala, miras bırakanın ölmesi halinde hak sahibinin, daha sorunu kavramadan ve dava hakkına ilişkin kanıtları toplayıp, davasını açma imkanını sağlayamadan hak düşürücü sürenin gerçekleşmesi durumunda Yasa`ca amaçlanmayan bir durumun ortaya çıkması olağandır. Bu tür bir sonuç ise, hem adalet duygusuna hem hak arama özgürlüğünün özüne aykırıdır. Esasen hak sahibi yönünden, hak düşürücü sürenin gerçekleşip gerçekleşmediğinden söz edebilmek için, öncelikle, muris yoluyla bu kişiye sigorta kollarından bir hakkın intikal etmesi koşuluyla talep hakkının doğması gerekir. Kişinin, henüz sigorta kollarından birine ilişkin hakkının doğmadığı ve miras bırakanın sağlığında kullanıp kullanmayacağı belli olmayan ve bizatihi ona ait dava hakkına ilişkin hak düşürücü sürenin aynen, hak sahibine uygulanması düşünülemez. En önemlisi Sosyal Güvence Hukukunun amaç ve ilkeleri ile bağdaşmaz. O nedenle uyuşmazlığın çözümünde Anayasal sosyal güvenlik ilkelerinin gerekleri, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu içeriği ve kabul ettiği kurallar ile sosyal güvenliğe ilişkin düzenleme yapan yasalar dikkate alınması zorunludur ve kaçınılmazdır.
Gerçekten, Anayasa, kabul ettiği temel ilke ile sosyal güvenliği kişiye bağlı temel anayasal sosyal hak olarak kabul etmiş ve bunun gerçekleştirilmesi görevini devlete yüklemiştir. Bu alanda getirilen düzenlemelerden birini oluşturan 506 sayılı Yasa, ölüm sigortasını kabul etmiş ve hak sahiplerinin koşullarının oluşması durumunda ölüm aylığına hak kazanacaklarını öngörmüştür. Bu bağlamda hemen vurgulayalım ki dava konusu olayda ve uyuşmazlığın temelinde, ölüm sigortasından yararlanma amacı bulunmaktadır. Ölüm sigortasında ise, 506 sayılı Yasa`nın 99. maddesinde belirlendiği biçimde, "hak düşürücü süre" kurumu kaldırılmış ve sadece zaman aşımı yer almıştır. Bu olgunun öncelikle gözönünde bulundurulması zorunludur. Öte yandan, sözü edilen Yasa`nın 2. maddesi 506 sayılı Yasa sisteminden yararlanma yolunda, hak sahiplerini doğrudan Yasa kapsamında kabul etmiş ve bu kişilere yönelik düzenlemeleri ayrıca göstermiştir. Bu arada, hak sahiplerinin, miras bırakanlarına ilişkin konularda, haklarının kullanım ve bu yöne ilişkin süreleri, murisleri sigortalıların sürelerinden ayrılmış ve bunlara ayrıca yeni süre ve haklar verilmiştir. Nitekim, Yasa`nın, 60/F maddesinde, hak sahipleri miras bırakanlarının askerlik sürelerinin borçlanmasında, muristen ayrı ve bağımsız borçlanma sistemi kabul edilmiş ve hak sahiplerinin, ölümden sonra tıpkı miras bırakan gibi, iki yıllık süre içerisinde borçlanabilecekleri kabul edilmiştir. Aynı şekilde, Yasa`nın ek 14. maddesinde, muris tarafından tasfiye edilen hizmetlerin, hak sahiplerince ihya edilebilmesini öngörmüştür. Nihayet 3201 sayılı Yasa`nın 3/son maddesi, hak sahiplerine, murislerine ilişkin yurt dışında çalışılan sürelerin borçlanmasına ilişkin aynen "Yurt dışında çalışmakta iken veya yurda kesin dönüş yaptıktan sonra iki yıllık müracaat süresi içerisinde ölenlerin hak sahipleri de ölüm tarihinden itibaren iki yıllık süre içerisinde ... bu kanunla getirilen haklardan yararlanırlar" kuralını getirmiş ve açıkça ölüm tarihinin hak düşürücü süre başlangıcı olduğunu vurgulamıştır.
Şu duruma göre, sosyal üvenlik hukukunun temel ögeleri ve kabul ettiği ilkeler gereği, hak sahipleri yönünden, muris çalışmalarına ilişkin bir tesbit davası ancak hakkın ortaya çıktığı ölüm tarihinden başlatılmalıdır. Kuşkusuz, bu ilke, murisin hayatında, tüketip bitirmediği, hak düşürücü sürelerin gerçekleşmediği durumlarda söz konusu olacaktır.
Görülmekte olan davaya bu ilkeler açısından yaklaşıldığında, hak sahibinin, tesbit davasını; murisinin 1.9.1987-28.2.1988 dönem çalışmalarına hasrettiği, ölüm olayının 11.6.1991 tarihinde meydana geldiği bu tarihe göre muris açısından henüz hak düşürücü süre gerçekleşmediği gibi hak sahibi için de ölüm tarihinden dava tarihine kadar sukutu hak süresinin geçmediğinin kabulü gerekir. İşin esasının incelenmesinde mahkeme kabulünün dosya içeriği ve toplanan kanıtlara göre yerinde olduğu görülmüştür. Şu durum karşısında direnme kararı onanmalıdır.

SONUÇ : Davalı SSK vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, 2.12.1998 gününde ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY YAZISI
UYUŞMAZLIK: Yerel mahkeme ile Yüksek Özel 21. Hukuk Dairesi arasındaki uyuşmazlık hakdüşürücü sürenin olayda ( davada ) geçip geçmediğine ilişkindir. Uyuşmazlığın yasal dayanağı 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasası`nın 79/8. maddesi olup, maddenin ilgili fıkrasında aynen "yönetmelikle tespit edilen belgelerin işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç taplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır" denilmektedir. Dosyadaki delillere baktığımızda; 1.11.1987 tarihli işe giriş bildirgesinin verildiği ve Sosyal Sigortalar Kurumu`na intikal ettiği, diğer taraftan çalıştığı iddia olunan 1.9.1987-28.2.1988 devresi içerisinde kalan 1987/3 döneminde 13 gün, 1988/1. döneminde 10 gün olarak sigortalının çalıştığının işveren tarafından düzenlenen ve Kuruma intikal ettirilen sigorta prim tahakkuk cetvelinde gösterildiği anlaşılmaktadır. Şu halde, Sosyal Sigortalar Kurumu davacının murisi sigortalının işverene ait işyerinde çalıştığını bilmektedir. Zira, işe giriş bildirgesi ve prim bildirgeleri Kurumda mevcuttur. Ancak, iddia sadece bildirilen sürelerin noksan oluşuna ilişkindir. Yasada ( 79/8 ) Kurum çalışmadan haberdarsa veya çalışma bildirilmişse hakdüşürücü sürenin söz konusu olmayacağı vurgulanmıştır. Zira, Sosyal Sigortalar Kurumunun 506 sayılı Kanunun 130. maddesine göre teftiş yetkisi, 79. maddeye göre, kaçak çalıştırılan işçiler için re`sen prim tahakkuk yetkisi, 9. maddeye göre süresinde işe giriş bildirgesi verilmeyen sigortalılar için 10. maddeye göre, işverenin kusursuz sorumluluğu ve ayrıca 140. maddeye göre idari para cezası verme yetkisi vs. vardır. Kayıtları tutma görevi ise 506 sayılı Yasaya göre işverene aittir. İşverenin kayıtlarını ise Sosyal Sigortalar Kurumu her zaman denetleyebilir. Davada, hak düşürücü sürenin hiç tartışılmaması gerekir. Yerel Mahkeme kararı sonucu itibariyle doğru olduğu halde, yasanın açık hükmü gözönünde tutulmaksızın ve Sosyal Güvenlik Yasasının temel amacı Anayasa`nın 60. maddesinde belirtildiği üzere çalışan herkesin sosyal güvenlik hakkı olduğu kuralı ve 506 sayılı Kanunun 6. maddesindeki sigortalılık vazgeçilmez ve feragat edilmez hak olduğu kuralı nazara alınmaksızın yasaya aykırı olarak, hakdüşürücü süre konusunun dosya içeriğine aykırı yorumlayan çoğunluk gerekçesine katılmıyorum. Sadece sonucu itibariyle doğru olan mahkeme kararının onanmasına katılıyorum. 2.12.1998

KARŞI OY YAZISI
Davada, ölen sigortalının eşi olan davacı, eşinin 1.9.1987-28.2.1988 tarihleri arasında sigortasız geçen çalışmalarının tesbitine karar verilmesini istemektedir.
Murisin işyerine 1.11.1987 tarihinde girdiğini gösteren işe giriş bildirgesinin Kurum`a verildiği, murisin 11.6.1991 yılında öldüğü konularında taraflar arasında herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Davanın kabulüne dair verilen kararın özel dairece 5 yıllık hakdüşürücü sürenin geçirilmesinden sonra davanın açıldığı, o itibarla reddine karar verilmesi gerektiği nedeniyle kararın bozulduğu, mahkemece önceki kararda direnildiği görülmektedir.
Davanın açıldığı tarih 1994`tür.
Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu`nun 79/8. maddesidir.
Bu maddeye göre "yönetmelikle tesbit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen ... sigortalılar çalıştıkları hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır." 5 yıllık sürenin "hakdüşürücü süre" olduğu gerek uygulamada gerekse öğretide kabul gören hukuksal bir gerçektir. Esasen davada, anılan sürenin "hakdüşürücü süre" olmadığı çoğunluk tarafından dahi iddia edilmemiştir.
Hizmetin geçtiği yıllarda gerçekten dava on yıllık hakdüşürücü süreye tabi idi. Sonradan 5 yılı indirildi. Bu davanın açılış tarihi itibariyle süre 5 yıldır. 79/8. madde hakdüşürücü sürenin hesabında dava tarihini esas aldığı için hizmetin geçtiği yıllardaki on yıllık hakdüşürücü sürenin burada uygulama olanağı yoktur.
Koşullar oluşmuşsa "... sigortalı olmak hak ve yükümlülüğünden vazgeçilemeyeceği ve kaçınılamayacağı" 506 sayılı Yasanın 6. maddesinin ikinci bendi hükmü gereğidir. Böyle olunca yasa koyucu tarafından sigortalının Sosyal Sigorta hakkına neden sınırlama getirilmiştir? kişinin hizmet aktine göre çalıştığı sabit ise bu gibi hizmet tesbiti davasını her zaman açabilmesi daha doğru değil midir?
Anayasa`nın 60 ve 61. maddelerine göre herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir ve giderek devlet sosyal güvenliğin sağlanmasında gereken tedbirleri alır, gereken teşkilatı kurar. Ancak 65. maddede kişinin sosyal ve ekonomik haklarına sınır getirilmiştir. Anılan maddeye göre devlet bu hakları ekonomik istikrarın korunmasını gözeterek, maddi kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirir. Görüldüğü gibi devletin vatandaşlarına sınırsız biçimde sosyal güvenlik hakkı sağlayacağı Anayasamızda kabul edilmiş değildir.
O itibarla sosyal güvenlik hakkı "yasal cevaz" esasına dayanır. Yasanın vermediği hiçbir sosyal güvenlik hakkı kullanılamaz.
Onun için yasa koyucu ekonomik istikrarın bozulacağı, mali imkanların yetmeyeceği düşüncesiyle sigortalılara sınırsız hizmet tesbiti davası açma hakkı tanımamıştır.
Zira bu davaları disiplin altına almak istemiş, sınırsız dava hakkının suistimallere yol açacağını, mahkemeden ilam alanların çoğalıp bilahare aylık bağlama talebiyle kuruma başvuracağını, Kurumun ise bu talepleri karşılamada mali sıkıntıya düşeceğini varsayarak bu yolda bir hüküm getirme gereğini duymuştur.
Baştanberi anlatılan ilkelerin ışığı altında dava konusu olaya gelince; sigortalı muris 28.2.1988 tarihinde işyerinden ayrıldığına ve haksahibi eş davayı 1994 yılında açtığına göre işe giriş bildirgesinin verildiği 1.11.1987 tarihinden önceki çalışma sürelerine ait istemi 5 yıllık hakdüşürücü süreye uğramıştır. Bozma kararında tüm istemin hakdüşürücü süreye uğradığına karar verilmiş ise de işe giriş bildirgesinin verildiği tarihten sonraki dönem hakdüşürücü süreye uğramayacağından bozmanın bu bölümü doğru değilse de 1.11.1987 tarihinden önceki dönem bakımından bozma doğrudur. İşe giriş bildirgesinin verilmesi tarihinden sonraki dönemin hakdüşürücü süreye uğramaması, anılan maddenin öngördüğü bildirgenin verilmiş olmasındandır. Zira kurum sigortalının çalıştığını öğrendiğine göre primlerinin ödenip ödenmediğini takip etmesi gereği anayasal görevlerindendir.
Yüksek Özel Daire Hukuk Genel Kurulundakigörüşmeler esnasında bozma kararından dönerek yepyeni bir görüşle mahkeme kararının onanmasını istemiştir.
Çoğunluk tarafından da kabul edilen yeni görüş özetle şöyledir: Mirasçılar ( hak sahipleri ) bakımından hakdüşürücü süre murisin ( ölü sigortalının ) ölüm tarihinden başlar. Olayda sigortalının ölüm tarihinden dava tarihine kadar 5 yıllık hakdüşürücü süre geçmediğine göre davanın kabulüne dair mahkeme kararı onanmalıdır. Bu görüşe katılmak mümkün değildir. Zira yasa açıkça "sigortalı" sözcüğünü kullanmak suretiyle tesbit davası açma hakkını sadece sigortalıya tanımıştır ve giderek tek bir hakdüşürücü süreye yer vermiş ikinci bir hakdüşürücü süreye imkan tanımamıştır. Hak sahiplerinin tesbit davası açması hakkı sigortalıya tabandır. Tesbit davası açma yönünden ölü sigortalı ne kadar sosyal sigorta hakkına sahipse hak sahibi de o kadarına sahiptir. Sigortalının işten ayrıldığı tarihten itibaren 5 yıllık hakdüşürücü süre işlemeye başlar ve ölüm tarihinden itibaren de işlemeye devam eder. Ölüm tarihinden itibaren yeni bir 5 yıllık hakdüşürücü sürenin başlatılması hakdüşürücü sürenin kesilmezliği ilkesine ters düşer. Bilindiği gibi hakdüşürücü süre ile zamanaşımı arasındaki fark hakdüşürücü sürenin kesilmeyeceği oysa koşullar varsa zamanaşımının kesileceği noktasındadır. Diğer bir fark hakdüşürücü süre kamu düzeniyle ilgili olduğundan hakim tarafından re`sen dikkate alınacağı oysa zamanaşımının defi suretiyle öne sürüldüğü takdirde gözönünde tutulabileceği yönündedir. Çoğunluk kararında, sonuç itibariyle hakdüşürücü sürenin kesilebileceği kabul edilmiş hakdüşürücü süre ile zamanaşımı arasındaki fark ortadan kaldırılmıştır ki bu görüş yasaya açıkça aykırıdır.
Ayrıca çoğunluk kararının sosyal güvenlik hukukunun temel ilkelerine dayandırıldığı görülmektedir. Oysa sosyal güvenlik hakkı yukarıda açıklandığı gibi yasal cevaz esasına dayanır. Yasanın vermediği hiçbir sosyal sigorta hakkı kullanılamaz. Çoğunluğun görüşü bu yönüyle de Anayasamızın 65. maddesine aykırıdır. Zira 65. madde sosyal güvenliğin sınırlarını çizmiştir. Devlet o sınırlar çerçevesinde yurttaşlarına sosyal güvenlik hakkını tanıyabilir.
Gene çoğunluk kararında haksabinin hizmet tesbiti kararını aldıktan sonra kurumdan ölüm aylığı talebinde bulunabileceği, dolayısıyla ölüm aylığı isteme hakkının yasadan kaynaklandığı öne sürülmektedir. Oysa burada gözden kaçırılan önemli bir nokta vardır. O da; haksahiplerince yasada ölüm aylığı için sayılan koşullar oluşmuşsa aylık bağlanabilmektedir. Bu koşullardan birisi de muayyen sürede sigortalı çalışma koşuludur. Haksahibi kanunda sayılan sürede geçerli ve muteber sigortalı çalışmayı isbat ettiği taktirde ölüm aylığına hak kazanacaktır. Oysa olayımızda iddia edilen çalışmalar hakdüşürücü süreye uğradığı için ölüm aylığı bağlamada dikkate alınması mümkün değildir.
Öte yandan bu davanın konusu sigortalı hizmet tesbiti davası olup ölüm aylığı davası olmadığından ölüm aylığına ilişkin hükümlerinin burada uygulama yeri yoktur.
Bu nedenlerle işe giriş bildirgesinin verildiği 1.11.1987 tarihinden sonraki döneme ait davanın kabulü doğru olduğundan bu kesime ilişkin kararın onanması, anılan tarihten önceki döneme ilişkin kabul kararının ise bozulması oyundayız. Kararı tümden onayan çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.
Old Bugün  
Site Mübaşiri

 
 
Web www.turkhukuksitesi.com
 
 
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Hizmet Tespit - Zamanaşımı - Yargıtay Kararı Seher Meslektaşların Soruları 8 12-04-2012 12:02
hizmet tespiti davasında zamanaşımı -betül- Meslektaşların Soruları 3 23-12-2008 23:03
Bağ-Kur Kanunu ve Hizmet tespit davasında zamanaşımı hukukcu15 Meslektaşların Soruları 5 27-02-2008 11:47
hizmet tespit davasında husumet sorunu denk Meslektaşların Soruları 1 06-04-2006 18:55


THS Sunucusu bu sayfayı 0,14137697 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2013) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.