Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

İştirak Nafakası Yargıtay Kararları

Yanıt
Old 16-04-2006, 09:17   #1
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan İştirak Nafakası Yargıtay Kararları

T.C.
YARGITAY

2. HUKUK DAİRESİ

E. 2005/12096
K. 2005/14638
T. 24.10.2005

• İŞTİRAK NAFAKASI ( Malvarlığı ve Geliri Olmayan Kadının Sorumlu Tutulamayacağı )

• MALVARLIĞI VE GELİRİ OLMAYAN KADIN ( İştirak Nafakası ile Sorumlu Tutulamayacağı )

• BOŞANMA ( Malvarlığı ve Geliri Olmayan Kadının İştirak Nafakası ile Sorumlu Tutulamayacağı )

4721/m. 182

ÖZET : Taraflar arasındaki boşanma davasına ilişkin dosya kapsamından kadının herhangi bir işte çalışmadığı, geçimini ailesinin katkısı ile sağladığı, adına kayıtlı menkul ve gayrimenkul olmadığı anlaşılmaktadır. Geliri ve malvarlığı bulunmayan kadın iştirak nafakası ile sorumlu tutulamaz.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm nafaka yönünden temyiz edilmekle evrak okunup, gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Davacı kadının herhangi bir işte çalışmadığı, geçimini annesi ve kardeşlerinin katkısıyla sağladığı, herhangi bir gelirinin olmadığı adına kayıtlı menkul ya da gayrimenkulü bulunmadığı 19.01.2004 tarihli emniyetçe düzenlenen tutanaktan anlaşılmaktadır. Geliri ve malvarlığı bulunmayan davacı kadının iştirak nafakası ile sorumlu tutulması bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Temyiz olunan hükmün gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 24.10.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.



Karar Kazancı Bilişim Teknolojileri İçtihat Bilgi Bankasından alınmıştır. www.kazanci.com.tr
Old 16-04-2006, 09:36   #2
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ

E. 2005/7997
K. 2005/8108
T. 18.7.2005

• İŞTİRAK NAFAKASININ TAHSİLİ ( Aile Hukukundan Doğan Borca İlişkin İtirazın İptali Davasında Aile Mahkemesi Görevli Olduğu )

• İTİRAZIN İPTALİ DAVASI ( Aile Hukukundan Doğan Borca İlişkin İtirazın İptali Davasında Aile Mahkemesi Görevli Olduğu )

• GÖREVLİ MAHKEME ( Aile Hukukundan Doğan Borca İlişkin İtirazın İptali Davasında Aile Mahkemesi Görevli Olduğu )

4787/m. 14
4721/m. 182, 327
1086/m. 7, 8
2004/m. 67

ÖZET : Dava, iştirak nafakasının tahsili amacıyla yapılan icra takibine vaki itirazın iptali talebine ilişkindir. İtirazın iptali davaları genel hükümlere tabidir. İİK'da göreve ilişkin özel bir düzenleme yoktur. Dava konusu borç, aile hukukundan doğduğuna göre itirazın iptali istemiyle açılan davada aile mahkemesi görevlidir. Aile mahkemesince aksi kanaat ile görevsizlik kararı verilmesi hatalıdır.

DAVA : Dava dilekçesinde 1.720.000.000.- Lira nafaka alacağının faizi ile birlikte tahsili için yapılan takibe itirazın iptali ile % 40 tazminatın faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın değerine göre görevli mahkemenin sulh hukuk mahkemesi olduğu gerekçesi ile dava dilekçesinin görev yönünden reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR : Davada; ödenmeyen iştirak nafakası alacağının faizi ile birlikte tahsili için yapılan takibe itirazın iptali ile % 40 tazminatın hüküm altına alınması talep ve dava edilmiş, mahkemece, 4787 Sayılı Yasa ile kurulan aile mahkemelerinin ihtisas mahkemeleri olup, takip hukukuna ilişkin ve kendine özgü kuralları olan itirazın iptali davalarında, alacak nafakaya ilişkin olsa dahi genel mahkemelerin görevli olduğu gerekçesi ile, dava dilekçesinin görev nedeni ile reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun'un 4. maddesi uyarınca 4722 sayılı Türk Medeni Kanunun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun kapsamındaki aile hukukundan ( 2. kitabı ) doğan dava ve işler aile mahkemesinde görülür.

İİK'nun 67. maddesi uyarınca açılan itirazın iptali davası genel hükümlere tabidir. İcra ve İflas Kanununda göreve ilişkin özel bir hüküm öngörülmemiştir.

Davada; borcun TMK'nun 182/2, 327 ve devamı maddelerinden kaynaklandığı ve dolayısıyla "Aile Hukukuna" ilişkin bulunduğu anlaşılmaktadır. Borç, Aile Hukukundan ( nafaka yükümlülüğünden ) doğduğuna göre; açılan bu davanın 4787 Sayılı Yasanın 4. maddesi gereğince, aile mahkemesinde bakılması gerekmektedir.

SONUÇ : Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 18.07.2005 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Karar Kazancı Bilişim Teknolojileri İçtihat Bilgi Bankasından alınmıştır. www.kazanci.com.tr
Old 16-04-2006, 09:41   #3
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ

E. 2004/11894
K. 2004/10996
T. 14.10.2004

• TEBLİGATIN USULSÜZLÜĞÜ ( Davalının Adreste Bulunmama Nedeninin Belirtilmemesi Haber Verilen Komşusunun İmzasının da Alınmaması )

• İŞTİRAK NAFAKASINDA ARTIRIM ORANI ( TEFE Artış Oranının Esas Alınması Gereği - TÜFE Artış Oranının Esas Alınmasının Yargıtay'ın Yerleşmiş Uygulamasına Ters Olduğu )

• NAFAKA ARTIRIM ORANI ( İştirak Nafakası - TEFE Artış Oranının Esas Alınması Gereği/TÜFE Artış Oranının Esas Alınmasının Yargıtay'ın Yerleşmiş Uygulamasına Ters Olduğu )

• TEFE ARTIŞ ORANI ( İştirak Nafakasında Bu Oranın Esas Alınması Gereği )
7201/m. 21
4721/m. 182

ÖZET : 1- Davalının adreste bulunmama nedeninin belirtilmemesi, haber verilen komşusunun imzasının da alınmaması, Tebligat Kanununun 21 ve Tebligat Tüzüğünün 28'inci maddelerine aykırıdır.

2- İştirak nafakasının artırımında TEFE artış oranının esas alınması gerekirken, TÜFE artış oranının esas alınması Yargıtay'ın yerleşmiş uygulamasına ters olup, bozmayı gerektirmiştir.

DAVA : Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili dilekçesi ile; önceki iştirak nafakasının yetersiz kaldığını ileri sürerek aylık 100.000.000 liraya yükseltilmesini talep ve dava etmiş; bilahare ibraz ettiği 2.1.2003 tarihli dilekçe ile de hüküm altına alınacak nafakanın gelecek yıllarda TÜFE artış oranında artırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece, dava kabul edilerek aylık nafakanın 100.000.000 liraya yükseltilmesine ve gelecek yıllarda her yıl TÜFE artış oranında artırılmasına karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.

Yargılamanın sağlıklı bir şekilde sürdürülebilmesi iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp yargılamanın bir an evvel sonuçlandırılabilmesi için öncelikle tarafların yargılamadan haberdar edilerek taraf teşkilinin sağlanması gerekir. Bu da çıkarılacak davetiyenin Tebligat Kanunu ve Tebligat Tüzüğü hükümlerine uygun olarak tebliği ile mümkündür.

Somut olayda, davalı adına çıkartılan ilk davetiyenin adresinde bulunmaması nedeni ile ikinci adresine sevk edildiği, bu adresten de ayrılmış olduğu Topçular muhtarı C. K. ın imzalı beyanı ile tespit edilerek davetiyenin iade edildiği, bilahare İstanbul Büyükşehir Belediyesi Zabıta Müdürlüğüne çıkartılan ikinci davetiyenin de Topçular'daki aynı adresi sevkedildiği ve Tebligat Kanununun 21. maddesi gereğince Topçular muhtarı Celil Kulaksız'a tebliğ edildiği, ancak bu kez de; davalının adreste bulunmama nedeni belirtilmediği gibi, haber verilen komşusunun imzasının da alınmadığı, yapılan tebligatın Tebligat Kanununun 21 ve Tebligat Tüzüğünün 28'inci maddelerine göre usulsüz olduğu anlaşılmıştır.

Bu nedenle aleyhine dava açılan davalının usulüne uygun şekilde duruşma gün ve saatinden haberdar edilmesi gerekirken, gıyabında yargılamaya devam edilerek hüküm kurulması usul ve yasaya uygun bulunmamıştır.

Kabule göre de; gelecek yıllarda TEFE artış oranının esas alınması gerekirken, TÜFE artış oranının esas alınması Yargıtay'ın yerleşmiş uygulamasına ters olup, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 14.10.2004 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Karar Kazancı Bilişim Teknolojileri İçtihat Bilgi Bankasından alınmıştır. www.kazanci.com.tr
Old 16-04-2006, 09:44   #4
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ

E. 2004/2744
K. 2004/2916
T. 29.3.2004

• İŞTİRAK NAFAKASI ( Daha Önceki Nafakanın Yetersiz Kaldığı Gerekçesiyle Attırılması İstemi )

• DERDESTLİK ( Her Davanın Açıldığı Tarihteki Koşullara Göre Değerlendirilmesi - Önceki Nafaka Artırım Davasının Kesinleşmemiş Olmasının Yeni Dava Açılmasına Engel Olmaması )

• HAKKANİYET İLKESİ ( Tarafların Sosyal ve Ekonomik Durumları Değiştiğinde Küçüğün Yaşı Eğitim Düzeyi ve Davalının Ekonomik Gücü Doğrultusunda Uygun Bir Miktar Nafaka Artırılması Lüzumu )

4721/m.182
1086/m.187

ÖZET : Her dava açıldığı tarihteki koşullara göre değerlendirilir. Önceki nafaka artırım davasının kesinleşmemiş olması yeni dava açılmasına engel değildir. Nitekim iki dava tarihi arasında yaklaşık 1 yıl geçmiştir. Bu süre içinde tarafların sosyal ve ekonomik durumları değiştiği gibi, çocuğun yaşı ve ihtiyaçları da doğal olarak artmıştır.O halde mahkemece, derdestlik koşullarının ( dönem itibariyle ) oluşmadığı dikkate alınarak derdestlik itirazının reddi ile küçüğün yaşı, eğitim düzeyi ve davalının ekonomik gücü doğrultusunda "hakkaniyete" uygun bir miktar nafaka artırılarak hükmedilmelidir.

DAVA : Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR : Davada, önceki iştirak nafakasının yetersiz kaldığı ileri sürülerek artırılması istenilmiş; mahkemece, derdestlik nedeniyle istemin reddine karar verilmiştir.

Oysa, her dava açıldığı tarihteki koşullara göre değerlendirilir. Önceki nafaka artırım davasının kesinleşmemiş olması yeni dava açılmasına engel değildir. Nitekim iki dava tarihi arasında yaklaşık 1 yıl geçmiştir. Bu süre içinde tarafların sosyal ve ekonomik durumları değiştiği gibi, çocuğun yaşı ve ihtiyaçları da doğal olarak artmıştır.

O halde mahkemece, derdestlik koşullarının ( dönem itibariyle ) oluşmadığı dikkate alınarak derdestlik itirazının reddi ile küçüğün yaşı, eğitim düzeyi ve davalının ekonomik gücü doğrultusunda "hakkaniyete" uygun bir miktar nafaka artırılarak hükmedilmelidir.

SONUÇ : Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 29.03.2004 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Karar Kazancı Bilişim Teknolojileri İçtihat Bilgi Bankasından alınmıştır. www.kazanci.com.tr
Old 17-04-2006, 21:13   #5
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ

E. 2005/9226
K. 2005/8838
T. 20.9.2005

• NAFAKA TALEBİ ( Temyiz Parasal Sınırının Tesbitinde Yıllık Nafaka Miktarının Esas Alınacağı - Nafaka Miktarının Tesbiti Usulü )

• TEMYİZ SINIRI ( Nafaka Talebinin İncelenmesinde - Temyiz Sınırının İncelenmesinde Yıllık Nafaka Miktarının Esas Alınacağı )

• İŞTİRAK NAFAKASI TALEBİ ( Nafaka Miktarının Tesbitinde Gözönünde Bulundurulacak Hususlar )

1086/m.427/2
4721/m.182/2

ÖZET : 1- Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/2 maddesine göre miktar ve değeri 1.000.000.000 lirayı geçmeyen taşınır mal ve alacak davalarına ilişkin olarak verilen kararlar kesindir. Nafaka davalarında temyiz ve karar düzeltmede yıllık nafaka miktarı dikkate alınır. Temyize konu edilen kararda hükmedilen yıllık nafaka ( farkı ) miktarı 1.000.000.000 lirayı geçmediğinden temyiz isteminin reddi gerekir.

2- İştirak nafakasının miktarı takdir edilirken tarafların mali ve sosyal durumları ile çocuğun giderlerinin dikkate alınması gerekir. Tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına, iştirak nafakasının niteliğine, günün ekonomik koşullarındaki paranın alım gücüne göre mahkemece saptanan nafaka miktarı düşük olup, TMK.nun 4. maddesinde vurgulanan "hakkaniyet" ilkesine uygun değildir. kararın bu sebeple bozulması gerekir.

DAVA : Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı-davalı tarafından temyiz edilmiştir.

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR : Dava dilekçesinde, 175.-YTL olan iştirak nafakasının artırılması istenilmiş, mahkemece, aylık 200 YTL'ye yükseltilmiştir.

1- Davalının temyiz itirazları yönünden;

Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 21.07.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5219 sayılı yasa ile değişik 427/2 maddesine göre miktar ve değeri 1.000.000.000 lirayı geçmeyen taşınır mal ve alacak davalarına ilişkin olarak verilen kararlar kesindir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 6.4.2005 tarih ve 2005/3-169 E- 235 K. sayılı kararı ile nafaka davalarında temyiz ve karar düzeltmede yıllık nafaka miktarının dikkate alınacağı açıklanmıştır.

Temyize konu edilen karar 5219 sayılı yasanın yürürlüğe girdiği 21.07.2004 tarihinden sonra verilmiş olup yıllık nafaka ( farkı ) miktarı 1.000.000.000 lirayı geçmediğinden 01.06.1990 gün ve 1989/3-E, 1990/4-K sayılı Yargıtay içtihadı Birleştirme Kararı uyarınca temyiz isteminin REDDİNE, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine,

2- Davacı tarafın temyiz itirazları yönünden;

4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 182/2 maddesi gereğince "çocuk kendisine tevdi edilmemiş taraf kudretine göre onun infak ve terbiye masraflarına iştirak ile mükelleftir." hükmü getirmiştir.

İştirak nafakasının miktarı takdir edilirken tarafların mali ve sosyal durumları ile çocuğun giderlerinin dikkate alınması gerekir.

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, sair temyiz itirazları yerinde değildir.

SONUÇ : Ancak, tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, iştirak nafakasının niteliğine, günün ekonomik koşullarındaki paranın alım gücüne göre mahkemece saptanan nafaka miktarı düşük olup, TMK.nun 4. maddesinde vurgulanan "hakkaniyet" ilkesine uygun değilse de bu hususun düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden bu yöne ilişen temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün ikinci fıkrasındaki "200.000.000" lira rakamı yerine "230.000.000" yazılmak suretiyle hükmün düzeltilmesine ve hükmün düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, 20.9.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Karar Kazancı Bilişim Teknolojileri İçtihat Bilgi Bankasından alınmıştır. www.kazanci.com.tr
Old 19-04-2006, 16:45   #6
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ
E. 2002/2981
K. 2002/5436
T. 14.5.2002
• İŞTİRAK NAFAKASININ ARTIRILMASI DAVASI ( Velayetin Kullanılması Kendisine Verilmemiş Olan Eşin Çocuğun Eğitim ve Bakım Giderlerine Gücü Oranında Katılma Zorunluluğunun Olması )
• NAFAKA BORÇLUSUNUN NAFAKA DIŞINDA ÇOCUĞA GİDERLER YAPMASI ( Borçlunun Nafaka Sorumluluğundan Kurtulamaması )
• HAKKANİYET ( Hakimin Nafaka Miktarını Artırırken Hakkaniyet İlkesini de Göz Önünde Bulundurması )
4721/m.4, 182
743/m.4,148
ÖZET : Velayetin kullanılması kendisine verilmemiş olan eşin çocuğun eğitim ve bakım giderlerine gücü oranında katılma zorunluluğu vardır. Nafaka borçlusunun, nafaka dışında çocuğa bir takım giderler yapmış olması kendisini nafaka sorumluluğundan kurtaramayacağı gibi, bu durum hakimin tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına ve çocuğun yaş ve gereksinimleri göz önünde bulundurularak iştirak nafakası takdir etmesine engel değildir. Kaldı ki nafaka yükümlüsünün ihtiyarıyla ödemekte olduğu giderleri yapmaktan vazgeçmesi halinde, karşı tarafın elinde zorlayıcı bir unsurun bulunması gerekli olduğundan mahkeme tarafından nafaka takdirinin yapılması gerekir.

DAVA : Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü :

KARAR : Davada ayda 40.000.000 lira olan iştirak nafakasının 150.000.000 liraya yükseltilmesi istenilmiş, mahkemece davalı babanın çocuğun tüm masraflarını karşıladığı gerekçesiyle davanın reddi cihetine gidilmiştir.

Boşanma ilamı ile tarafların müşterek çocuklarının velayetinin davacı anneye verildiği ve son olarak 40.000.000 lira iştirak nafakasına hükmedildiği anlaşılmaktadır.

T.K.M. md. 148/2. ( T.M.K.md 182/2 )'ye göre velayetin kullanılması kendisine verilmemiş olan eşin çocuğun eğitim ve bakım giderlerine gücü oranında katılma zorunluluğu vardır. Nafaka borçlusunun, nafaka dışında çocuğa bir takım giderler yapmış olması kendisini nafaka sorumluluğundan kurtaramayacağı gibi, bu durum hakimin tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına ve çocuğun yaş ve gereksinimleri göz önünde bulundurularak iştirak nafakası takdir etmesine engel değildir. Kaldı ki nafaka yükümlüsünün ihtiyarıyla ödemekte olduğu giderleri yapmaktan vazgeçmesi halinde, karşı tarafın elinde zorlayıcı bir unsurun bulunması gerekli olduğundan mahkeme tarafından nafaka takdirinin yapılması gerekir.

O halde tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına günün ekonomik koşullarına, çocuğun yaş ve gereksinimlerine göre iştirak nafakasının T.K.M. md. 04. ( T.M.K.md.4 )'e göre hakkaniyet ilkesi de göz önünde tutularak önceki takdir edilen nafaka miktarının arttırılması gerekirken davanın reddedilmiş olması doğru görülmemiştir.

SONUÇ : Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 14.5.2002 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Karar Kazancı Bilişim Teknolojileri İçtihat Bilgi Bankasından alınmıştır. www.kazanci.com.tr
Old 29-04-2007, 16:29   #7
Seyda

 
Varsayılan

Yargıtay
3. Hukuk Dairesi
E.2002/2498
K.2002/3671
T.9.4.2002

İŞTİRAK NAFAKASI

MAHKEMECE BİR YILDAN FAZLA BİR ZAMAN ÖNCE TAKDİR EDİLEN İŞTİRAK NAFAKASININ ÇOCUĞUN İHTİYAÇLARININ ARTMASI, ENFLASYON NEDENİYLE PARANIN SATIN ALMA GÜCÜNÜN DÜŞMESİ, DAVALI BABANIN GELİRİNİN ÖNCEKİ DAVA GÜNÜNE GÖRE AYNI KALMAYIP ARTMIŞ OLMASI DA GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURULARAK UYGUN BİR MİKTARDA ARTTIRILMASI GEREKİR.

4721/md. 182 (743/md.148)

Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Dava dilekçesinde daha önce 75.000.000 lira olarak takdir edilen iştirak nafakasının 150.000.000 liraya çıkartılması istenilmiş, mahkemece bu dönem içerisinde davalının gelirinde bir artışın olmaması gerekçesiyle dava reddedilmiştir.

Medeni Kanunun 148. maddesi uyarınca velayet kendisine verilmemiş olan anne veya baba, çocuğun infak ve terbiye masraflarına katılmak ile yükümlüdür. Eşler mali güçleri oranında çocuğun nafakasına katılırlar. Nafaka tayin edilirken sadece davalının mali imkanları değil, çocukların yaşı, ihtiyaçları memleketin geçim şartları ve özellikle birlik devam ederken babanın çocuklara alıştırdığı yaşama şekli gibi faktörlerin dikkate alınması gerekir.

O halde mahkemece bir yıldan fazla bir zaman önce takdir edilen iştirak nafakasının çocuğun ihtiyaçlarının artması, enflasyon nedeniyle paranın satın alma gücünün düşmesi hususları gözönünde bulundurularak uygun bir miktarda arttırılması gerekir.

Ayrıca mahkemenin kabulünün aksine davalı babanın geliri önceki dava gününe göre aynı kalmamış, artmıştır.

Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 9.4.2002 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

www.mevbank.com
Old 21-11-2008, 10:44   #8
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
E. 2000/3329
K. 2000/4860
T. 17.4.2000

• ANLAŞMALI BOŞANMA ( Sırasında İştirak Nafakası Verilmemesinin Sonuca Etkisi Bulunmadığı - Sonradan Talep Edildiğinde Uygun Bir Miktar Verilmesi Gerektiği )

• İŞTİRAK NAFAKASI ( Boşanmadan Sonra Talep Edildiğinde Uygun Bir Miktar Verilmesi Gerektiği - Anlaşmalı Boşanma Sırasında Verilmemesi )

• BOŞANMADAN SONRA TALEP EDİLEN İŞTİRAK NAFAKASI ( Uygun Bir Miktar Verilmesi Gerektiği - Anlaşmalı Boşanma )
743/m. 134/3, 148, 149

ÖZET : Tarafların boşanmaları halinde çocuk kendisine verilmeyen taraf kudretine göre onun infak ve terbiye masraflarına iştirak ile mükelleftir. Tarafların anlaşmalı boşanmaları, boşanma sırasında iştirak nafakası verilmemesinin sonuca etkisi yoktur. Uygun bir miktar iştirak nafakası verilmesi gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Tarafların boşanmaları halinde çocuk kendisine verilmeyen taraf kudretine göre onun infak ve terbiye masraflarına iştirak ile mükelleftir. ( MK.148 ) Tarafların anlaşmalı ( MK.134/3 ) boşanmaları, boşanma sırasında iştirak nafakası verilmemesinin sonuca etkisi yoktur. Boşanmadan itibaren zaman geçmiş şartlar değişmiştir. ( MK.149 )

Tarafların iktisadi sosyal durumları ile çocuğun yaşı ve ihtiyaçları değişen şartlar gözönünde tutularak Medeni Kanunun 4. maddesindeki taktir hakkı kullanılıp uygun bir miktar iştirak nafakası verilmesi gerekirken, bir takım gerekçeklerle davanın reddi doğru değildir.

SONUÇ : Temyiz edilen kararın gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 17.04.2000 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Kazancı
Old 17-04-2009, 13:37   #9
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ

E. 2008/9857
K. 2008/13986
T. 9.9.2008

• NAFAKANIN ARTTIRILMASI ( Gelecek Yıllarda Artırılmasına İlişkin Kesinleşen Önceki Hükümlerin Sonraki Davalarda Kesin Hüküm Teşkil Etmeyeceği - Şartların Değişmesi Halinde Her Zaman Artırılabileceği )

• KESİN HÜKÜM ( Nafakanın Gelecek Yıllarda Artırılmasına İlişkin Kesinleşen Önceki Hükümlerin Sonraki Davalarda Kesin Hüküm Teşkil Etmeyeceği )

• EKONOMİK ŞARTLARIN DEĞİŞMESİ ( Nafakanın Her Zaman Artırılabileceği - Gelecek Yıllarda Artırılmasına İlişkin Kesinleşen Önceki Hükümlerin Sonraki Davalarda Kesin Hüküm Teşkil Etmeyeceği )

4721/m. 176/4, 330/4, 365/5

ÖZET : Nafakanın gelecek yıllarda artırılmasına ilişkin kesinleşen önceki hükümler, sonraki davalarda kesin hüküm teşkil etmez. Bu nedenle, şartların değişmesi halinde nafaka her zaman artırılabilir.

DAVA : Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR : Davada, tarafların daha önce boşandıkları, kesinleşen boşanma ilamına göre davacı kadın için 100 YTL yoksulluk, müşterek çocuk için 100 YTL iştirak nafakasına hükmolunduğu ve hükmolunan nafakaların gelecek yıllarda da DİE'nin yayınladığı TÜFE oranında artırılmasına karar verildiği, ancak aradan geçen zaman içerisinde nafaka alacaklılarının ihtiyaçlarının artması nedeniyle önceki sabit artışın ( TÜFE oranındaki ) yetersiz kaldığı ileri sürülerek yoksulluk nafakasının aylık 250 YTL'ye, iştirak nafakasının ise aylık 225 YTL'ye çıkartılması talep ve dava edilmiştir.

Mahkemece, önceki davaya konu kesinleşen ilama göre hükmolunan nafakaların gelecek yıllarda da TÜFE oranında artırılmasına karar verildiği, bu gelecek yıllardaki artırımın kesin hüküm teşkil edeceği ve tarafların sosyal ve ekonomik durumlarında da önceye nispeten değişiklik olmadığı gerekçesiyle, kesin hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Hükmolunan nafakaların gelecek yıllarda da artırımına ilişkin TMK'nın 176/4, 330/4, 365/5. maddeleri nazara alındığında, madde gerekçelerinde de belirtildiği gibi, bu hükümler, ekonomik yönden güçsüz olan nafaka alacaklılarının her yıl dava açmak suretiyle emek sarfından ve masraf yapmaktan kurtarılmaları amacıyla getirilmiştir.

Hükmolunan nafakaların gelecek yıllardaki artırımına ilişkin olarak kurulan ve bu konuda kesinleşen önceki hükümler, sonraki davalarda kesin hüküm teşkil etmezler. Zira, sonraki zamanlarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarında, ihtiyaçlarında, ülkenin ekonomik yapısında vs. hallerde önemli değişiklik olması hallerinde, önceki ilamlardaki hükmolunan gelecek yıllardaki artışa ilişkin değerler veya oranlar sonradan yetersiz kalabilir. Şartların değişmesi halinde nafaka her zaman artırılabilir.

Somut olayda ise, tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumları, nafakaların niteliği, ülkemizdeki son yıllardaki ekonomik göstergelerdeki değişim ( TÜİK'in yayınladığı ÜFE, TÜFE artış oranları ) nazara alındığında, önceki ilamdaki gelecek yıllardaki artış ( TÜFE ) hükmüne göre otomatik olarak artan nafaka miktarları şimdilik uygundur. Nafakaların artırılmasını ve önceki ilamındaki artış hükmünün günün koşullarına uyarlanmasını gerektirir olağanüstü değişiklik yoktur. Davanın reddedilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır.

SONUÇ : Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün ( ONANMASINA ), 09.09.2008 günü oybirliğiyle karar verildi.

Kazancı
Old 20-06-2009, 09:08   #10
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan İştirak ve Yardım Nafakası

T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
E. 2006/10270
K. 2006/17166
T. 7.12.2006

• BOŞANMA ( Hakkaniyet İlkesi İle B.K’nın Md. 42 ve 44 Hükmü Dikkate Alınarak Daha Uygun Miktarda Maddi ve Manevi Tazminat Takdiri Gerektiği )

• MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT ( Boşanma - Hakkaniyet İlkesi İle B.K’nın Md. 42 ve 44 Hükmü Dikkate Alınarak Daha Uygun Miktarda Maddi ve Manevi Tazminat Takdiri Gerektiği )

• TEDBİR NAFAKASI ( Çocuk Dava Tarihinde Ergin Olup Vasisi Olan Davacı Yönünden Harcı Verilerek Açılmış Bir Yardım Nafakası Davası Olmadığı Nazara Alınmadan Tedbir Nafakasına Hükmedilmesinin Doğru Olmadığı )

• YARDIM NAFAKASI ( Çocuk Dava Tarihinde Ergin Olup Vasisi Olan Davacı Yönünden Harcı Verilerek Açılmış Bir Yardım Nafakası Davası Olmadığı Nazara Alınmadan Tedbir Nafakasına Hükmedilmesinin Doğru Olmadığı )

4721/m.4,174
818/m.42,44

ÖZET : Tarafların tesbit edilen ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur derecesine paranın alım gücü, kişilik haklarına yapılan saldırı ile ihlâl edilen mevcut ve beklenen menfaat dikkate alındığında davacı yararına takdir edilen maddi ve manevi tazminat azdır. Türk Medeni Kanunu’nun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile Borçlar Kanunu’nun 42 ve 44. maddesi hükmü dikkate alınarak daha uygun miktarda maddi ve manevi tazminat takdiri gerekir.

Tarafların müşterek çocuğu dava tarihinde ergin olup, vasisi olan davacı yönünden harcı verilerek açılmış bir yadım nafakası davası olmadığı nazara alınmadan tedbir nafakasına hükmedilmesi de doğru olmamıştır.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : 1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre davacı D.in tüm, davacı Z. ile davalı H.nin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındakalan temyiz itirazları yersizdir.

2-Tarafların tesbit edilen ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur derecesine paranın alım gücü, kişilik haklarına yapılan saldırı ile ihlâl edilen mevcut ve beklenen menfaat dikkate alındığında davacı Z. yararına takdir edilen maddi ve manevi tazminat azdır. Türk Medeni Kanununun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile Borçlar Kanununun 42 ve 44. maddesi hükmü dikkate alınarak daha uygun miktarda maddi ( TMK.md.174/1 ) ve manevi ( TMK .md. 174/2 ) tazminat takdiri gerekir.

Bu yönler gözetilmeden hüküm tesisi doğru bulunmamıştır.

3-Tarafların müşterek çocuğu Ş. dava tarihinde ergin olup, vasisi olan davacı Z.’nin Ş. yönünden harcı verilerek açılmış bir yadım nafakası davası olmadığı nazara alınmadan 1985 doğumlu Ş. için tedbir nafakasına hükmedilmesi de doğru olmamıştır.

SONUÇ : Temyiz edilen kararın 2. ve 3. bentlerde açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, hükmün diğer bölümlerinin ise 1′nci bentteki nedenlerle ONANMASINA, aşağıda yazılı harcın D.e yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna, temyiz peşin harcının yatıran Z. ve H.’ye geri verilmesine, iş bu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 07.12.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Kazancı Bilişim
Old 20-06-2009, 09:13   #11
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
E. 2007/13838
K. 2008/13605
T. 20.10.2008

• BOŞANMA ( Kadının Eşine Hakaret Ettiği/Ortak Hayatı Temelinden Sarsacak Derecede ve Birliğin Devamına İmkân Vermeyecek Nitelikte Bir Geçimsizlik Olduğundan İstemin Kabulü Gereği )

• ORTAK HAYATIN TEMELİNDEN SARSILMASI ( Kadının Eşine Hakaret Ettiği - Boşanma İstemin Kabulü Gereği )

• DOĞUM TARİHİNDE NAFAKAYA HAK KAZANMA ( Çocuk İçin Doğum Tarihinden Geçerli Olmak Üzere Nafakaya Hükmedileceği - Boşanma Dava Tarihinden İtibaren Nafaka Takdir Edilemeyeceği )
• EVLİLİK BİRLİĞİNİN SARSILMASI ( Kadının Eşine Hakaret Ettiği - Boşanma İstemin Kabulü Gereği )

4721/m.166

ÖZET : Davalı-davacı kadının eşine hakaret ettiği anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davanın reddi doğru bulunmamıştır.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : 1-Davalı-davacı kadın 11.09.2006 tarihinde açmış olduğu boşanma davasından 21.09.2006 tarihinde feragat etmiştir. Feragat ile kocadan kaynaklanan kusurlu davranışlar affedilmiş en azından hoşgörüyle karşılanmıştır.

Yapılan soruşturma, toplanan delillerle davalı-davacı kadının eşine hakaret ettiği anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya ( TMK.md. 166/1 )karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davanın reddi doğru bulunmamıştır.

2-Birleşen nafaka davası yönünden temyiz incelemesine gelince;

Davalı-davacı kadın 14.03.2007 tarihinde açtığı birleşen nafaka davası ile müşterek çocuk 20.02.2007 tarihinde doğan Yasin Arda için nafaka isteğinde bulunmuştur. Çocuk için doğum tarihinden geçerli olmak üzere nafakaya hükmedilmesi gerekirken, boşanma dava tarihinden itibaren nafaka takdiri bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Hükmün yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, iş bu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 20.10.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Kazancı Bilişim
Old 26-07-2009, 18:16   #12
Av.Ufuk Bozoğlu

 
Varsayılan İştirak nafakası/ ödeme itirazı/ahlaki borcun yerine getirilmesi

T.C. YARGITAY
12.Hukuk Dairesi

Esas: 2008/16125
Karar: 2008/19678
Karar Tarihi: 11.11.2008

ÖZET: İlamda hüküm altına alınan iştirak nafakasının alacaklısı velayet hakkı kendisine verilen eş olup, takip dayanağı boşanma ilamında tasdik edilen ve taraflar arasında düzenlenen boşanma protokolünde, iştirak nafakasının müşterek çocuğun okul masraflarının karşılanması için kabul edilmesi, alacaklıya ödenmesi gereken iştirak nafakasının, borçlu tarafından alacaklının muvafakati olmadan eğitim kurumuna ödenmesi yasaya uygun bir itfa olarak kabul edilemez.

(2004 S. K. m. 33)

Dava ve Karar: Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

Alacaklı vekili tarafından Ankara 10. Aile Mahkemesi'nin 2005/296-379 sayılı 30.03.2005 karar ve 14.04.2006 kesinleşme tarihli kararı dayanak yapılarak borçlu hakkında ilamlı takibe geçildiği ve adı geçene toplam 30.000,00-YTL birikmiş nafaka alacağının tahsili için icra emri gönderildiği tespit edilmiştir. Borçlu vekili takipten evvel nafaka borcunun tamamen ödendiği nedeni ile takibin iptali talebi ile İcra Mahkemesine başvurmuştur.

İlama bağlı alacaklar ile ilgili olarak başlatılan takibe itiraz edilmesi halinde, icranın geri bırakılması isteminin hangi belgelere dayalı olarak ileri sürülebileceği İİK’in 33 ve sonraki maddelerinde hükme bağlanmıştır.

Borçlu itfa itirazına dayanak olarak müşterek çocuğun eğitim öğretim giderleri için çeşitli eğitim kurumlarına yaptığı ödemelere ilişkin ödeme belgeleri sunmuştur. Sunulan ödeme belgelerinin incelenmesinde, ödemelerin alacaklıya yapılmadığı gibi, nafaka borcu için yapıldığına ilişkin herhangi bir açıklama içermediği ve bu nedenlerle İİK’in 33. maddesinde yer alan niteliği taşımadıkları saptanmıştır.

İlamda hüküm altına alınan iştirak nafakasının alacaklısı velayet hakkı kendisine verilen eş olup, takip dayanağı boşanma ilamında tasdik edilen ve taraflar arasında düzenlenen boşanma protokolünde, iştirak nafakasının müşterek çocuğun okul masraflarının karşılanması için kabul edilmesi, alacaklıya ödenmesi gereken iştirak nafakasının, borçlu tarafından alacaklının muvafakati olmadan eğitim kurumuna ödenmesi İİK’in 33. maddesine uygun bir itfa olarak kabul edilemez.

Yerleşik Yargıtay İçtihatlarına göre yukarıdaki özelliği taşımayan ödemelerin <ahlaki bir borcun yerine getirilmesi niteliğinde olduğu> kabul edilmekte ve nafaka borcundan düşülemeyeceği sonucuna varılmaktadır.

O halde, Mahkemece borçlunun itfa itirazının reddi yerine kabulü isabetsizdir.

Sonuç: Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK.'un 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 11.11.2008 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programları
Old 03-11-2009, 14:00   #13
Av. Taner BAŞ

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ

Esas No.
2005/11694
Karar No.
2005/18387
Tarihi
27.12.2005

İLGİLİ MEVZUAT
4721-TÜRK MEDENİ KANUNU (MK)/182

KAVRAMLAR
İŞTİRAK NAFAKASI
ÇOCUK İÇİN NAFAKA
HÜKMÜN KESİNLEŞME TARİHİ

ÖZET
ÇOCUK İÇİN HÜKMEDİLEN İŞTİRAK NAFAKASININ BOŞANMAYA İLİŞKİN HÜKMÜN KESİNLEŞMESİ TARİHİNDEN İTİBAREN GEÇERLİ OLMASI GEREKİRKEN ÇOCUĞUN BABA YANINDA OLDUĞU DA GÖZETİLDİĞİNDE KARAR TARİHİNDEN VERİLMESİ DOĞRU BULUNMAMIŞTIR

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hükmün velayet, tazminat ve nafaka yönünün temyizen mürafaa icrası suretiyle tetkiki istenilmekle duruşma için tayin olunan bugün temyiz eden Sedat Kan ile vekili Av. Recai Oktay ve karşı taraf Serpil Kan ile vekili Av. Murat Dinçel geldiler. Gelenlerin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR : 1- Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre davalı kocanın aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yersizdir.
2- Çocuk için hükmedilen iştirak nafakasının boşanmaya ilişkin hükmün kesinleşmesi tarihinden itibaren geçerli olması gerekirken çocuğun baba yanında olduğu da gözetildiğinde karar tarihinden verilmesi doğru bulunmamıştır.
SONUÇ : Temyiz olunan hükmün 2.bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, hükmün bozma kapsamı dışında kalan bölümlerinin ONANMASINA, duruşma için takdir olunan 450 YTL. vekalet ücretin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, iş bu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 27.12.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Old 14-08-2012, 14:05   #14
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
E. 2010/17921
K. 2012/2392
T. 13.2.2012

• İŞTİRAK NAFAKASI TALEBİ ( Çocuğun Velayetinin Babada Olduğu Halde Dava Tarihinden Beri Fiilen Davacı Annesinin Yanında Kaldığı - Ana Yararına Nafakaya Hükmedileceği )

• VELAYETİ BABADA OLAN ÇOCUĞA FİİLEN ANNENİN BAKMASI ( Ana Yararına Nafakaya Hükmedileceği - İştirak Nafakası Talebi )

• VELAYETİN DEĞİŞTİRİLMESİ KARARINDAN SONRA ÇOCUĞUN ERGİN OLMASI ( Velayetin Tevdiine İlişkin Kararların Geçici ve Derhal İcra Edilebilir Nitelikte Olmadıkça Kesinleştiği Tarihten İtibaren Sonuç Doğuracağı - Davanın Konusuz Kalacağı )

• DAVANIN KONUSUZ KALMASI ( Velayetin Değiştirilmesi Davası/Velayetin Tevdiine İlişkin Kararların esinleştiği Tarihten İtibaren Sonuç Doğuracağı - Karardan Sonra Çocuğun Ergin Olması İle Davanın Konusu Kaldığının Kabulü Gerektiği )

1086/m.443
4721/m. 328, 329, 335

ÖZET : Velayetin değiştirilmesi, iştirak nafakası ve manevi tazminat davasında; çocuğa fiilen bakan ananın, diğerinden çocuk için nafaka istemesi mümkündür. Çocuğun, velayeti hukuken babada olduğu halde, dava tarihinden beri fiilen davacı annesinin yanında kaldığı ve ergin olduğu tarihe kadar da fiilen onun tarafından bakıldığı tartışmasızdır. Çocuk için "dava tarihinden geçerli" olacak şekilde ana yararına nafakaya hükmedilmesi hukuka uygundur.

Velayetinin değiştirilmesine karar verilen tarafların müşterek çocuk kararın verilmesinden sonra ergin olmuş, velayete tabi olmaktan çıkmıştır. Velayetin tevdiine ilişkin kararlar, geçici ve derhal icra edilebilir nitelikte olmadıkça, kesinleştiği tarihten itibaren ileriye yönelik olarak sonuç doğuracağından ve kesinleşmedikçe icra olunamayacağından velayet sahibinin değiştirilmesine ilişkin bu dava çocuğun ergin olmasıyla konusuz hale gelmiştir. Bu husus gözetilmelidir.

DAVA : Taraflar arasındaki "velayetin değiştirilmesi, iştirak nafakası ve manevi tazminata" ilişkin davanın yapılan muhakemesi sonunda; mahalli mahkemece verilen hüküm; davalı tarafından velayet kararı ve çocuk için takdir edilen iştirak nafakası yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup, gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : 1 - Ana ve babanın bakım borcu çocuğun ergin olmasına kadar devam eder ( TMK. m. 328/1). Çocuk ergin olduğu halde eğitimi devam ediyorsa, ana ve baba durum ve koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde olmak üzere, eğitimi sona erinceye kadar çocuğa bakmakla yükümlüdürler ( TMK. m. 328/2). Ne var ki, ana ve babanın, ergin olduğu halde eğitimi devam eden çocuğa bakım yükümlüğü, ergin çocuğun kendisi tarafından açılmış bir yardım nafakası davasının bulunması halinde söz konusu olur. Yoksa ergin olan ve fiil ehliyetini kazanmış bulunan çocuk için ana yararına nafakaya hükmolunamaz. Tarafların müşterek çocuğu A., 12.08.1992 doğumlu olup, karardan sonra ve fakat kesinleşmesinden önce 12.08.2010 tarihinde ergin olmuştur. Çocuğun, velayeti hukuken babada olduğu halde, dava tarihinden beri fiilen davacı annesinin yanında kaldığı ve ergin olduğu tarihe kadar da fiilen onun tarafından bakıldığı tartışmasızdır. Yasaya göre çocuğa fiilen bakan ananın, diğerinden çocuk için nafaka istemesi mümkündür ( TMK. m. 329/1). O nedenle, çocuk için "dava tarihinden geçerli" olacak şekilde ana yararına nafakaya hükmedilmesinde bir yanlışlık bulunmamaktadır. Takdir edilen nafaka, çocuğun ergin olmasına kadar devam edeceğine göre, davalının bu yöne ve nafakanın miktarına ilişkin temyiz itirazları açıklanan sebeple yerinde görülmemiştir.

2- Velayetinin değiştirilmesine karar verilen tarafların müşterek çocuğu A., 12.08.1992 doğumlu olup, kararın verilmesinden sonra 12.08.2010 tarihinde ergin olmuş, velayete tabi olmaktan çıkmıştır ( TMK. m. 11, 335/1). Velayetin tevdiine ilişkin kararlar, geçici ve derhal icra edilebilir nitelikte olmadıkça, kesinleştiği tarihten itibaren ileriye yönelik olarak sonuç doğuracağından ve kesinleşmedikçe icra olunamayacağından ( HUMK. m. 443/3) velayet sahibinin değiştirilmesine ilişkin bu dava çocuğun ergin olmasıyla konusuz hale gelmiştir. Mahkemece bu talebin konusu kalmadığından bu yönde hüküm tesis edilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda ( 2). bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerinin yukarıda ( 1.) bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 13.02.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.

Kazancı
Old 14-08-2012, 14:34   #15
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ
E. 2011/10075
K. 2011/14876
T. 6.10.2011

• NAFAKA ( Boşanma Kararıyla Velayetin Kullanılması Kendisine Verilmeyen Eş Çocuğun Bakım ve Eğitim Giderlerine Gücü Oranında Katılmak Zorunda Olduğu - Nafakanın Çocuğun İhtiyaçları ile Ana ve Babanın Hayat Koşullarına ve Ödeme Güçlerine Göre Belirlenmesi Gereği)

• TAKDİR EDİLEN NAFAKANIN MİKTARINA ETKİ EDEN HUSUSLAR ( Çocuğun İhtiyaçları Ana ve Babanın Ödeme Güçleri - Ülkede Yaşanan Enflasyon ve Çocuğun Büyümesi Dışında Nafakaya Etki Eden Olgulardan Bahsedilmeden Davalının Gelir ve Gideriyle Orantısız Şekilde Yüksek Nafaka Takdirinin Hakkaniyete Aykırı Olduğu)
4721/m. 4, 330, 331

ÖZET : Boşanma kararıyla velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır. Nafaka miktarının çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçlerine göre belirlenir.Durumun değişmesi halinde hakim nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırabilir.

DAVA : Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı; davalıyla Karşıyaka 4. AHM.'nin 2001/675- 2001/885 Karar sayılı kararıyla boşandıklarını, kararla birlikte müşterek çocuk Melis 'in velayetinin tarafına verildiğini, aylık 100,00-TL nafaka bağlandığını, nafakanın yetersiz kaldığını, beyanla 600,00-TL'ye artırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı; davayı kabul etmediğini, talebin fahiş olduğunu beyanla davanın reddine karar verilmesini dilemiştir.

Mahkemece, davanın kısmen kabulüyle dava tarihinden itibaren aylık 300 TL iştirak nafakasının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. T.M.K.nun 182 nci maddesine göre; boşanma kararıyla velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır. T.M.K.nun 330. maddesindeki düzenleme, nafaka miktarının çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçlerine göre belirlenir şeklindedir. T.M.K.nun 331 inci maddesi uyarınca da; durumun değişmesi halinde hakim nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırabilir.

Somut olayda; davacının evli olup, çalışmadığı, aylık gelirinin olmadığı, üzerine kayıtlı bir arabasının olduğu, oturduğu evin babasına ait olduğu, müşterek çocuğun 1999 doğumlu olup, ilköğretim okulunda öğrenci olduğu, davalının ise emekli olduğu, çalışmadığı, aylık 740,00-TL emekli maaşı aldığı, aylık 500,00-TL kira gelirinin olduğu, 470,00 TL kira verdiği, bakmakla yükümlü olduğu annesiyle birlikte kaldığı, annesinin gelirinin bulunmadığı anlaşılmıştır.

Ülkede yaşanan enflasyon ve çocuğun büyümesi dışında nafakaya etki eden olgulardan bahsedilmeden, davalının gelir-gideriyle orantısız şekilde yüksek nafakaya hükmedilmiştir.

Mahkemece yapılacak iş; tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumları, nafakanın niteliği ve özellikle ekonomik göstergelerdeki değişimle TUİK'in yayınladığı ÜFE 12 aylık ortalama artış oranı nazara alınmak suretiyle, T.M.K.nun 4 üncü maddesinde vurgulanan hakkaniyet ilkesine uygun bir miktara hükmetmekten ibarettir.

SONUÇ : Bu itibarla yukarda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün H.U.M.K.nun 428 inci maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istenmesi halinde temyiz edene iadesine, 06.10.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kazancı
Old 14-08-2012, 14:36   #16
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ
E. 2011/17467
K. 2012/690
T. 16.1.2012

• EVLİLİK HARİCİNDE DOĞAN ÇOCUK İÇİN BABANIN NAFAKA YÜKÜMLÜLÜĞÜ ( Çocukla Babası Arasında Soybağının Kurulmuş Olmasının Zorunlu Olduğu - Soybağı Tesis Edilmediğinden Çocukla İlgili Ananın Nafaka İsteğinin Reddedileceği)

• BABANIN EVLİLİK HARİCİNDE DOĞAN ÇOCUK İÇİN NAFAKA YÜKÜMLÜLÜĞÜ ( Çocukla Babası Arasında Soybağının Kurulmuş Olmasının Zorunlu Olduğu - Baba İle Soybağının Tanıma Ana İle Evlilik ve Hakim Hükmüyle Kurulduğu)

• BAKIM YÜKÜMLÜLÜĞÜ ( Evlilik Haricinde Doğan Çocuk İçin Babanın Nafaka İle Yükümlü Tutulabilmesi İçin Çocukla Babası Arasında Soybağının Kurulmuş Olmasının Zorunlu Olduğu - Soybağı Tesis Edilmediğinden Soybağının Hüküm ve Sonucu Olan Bakım Yükümlülüğünün Gerçekleşmediği)

• SOYBAĞI ( Evlilik Haricinde Doğan Çocuk İçin Babanın Nafaka İle Yükümlü Tutulabilmesi İçin Çocukla Babası Arasında Soybağının Kurulmuş Olmasının Zorunlu Olduğu - Baba İle Soybağının Tanıma Ana İle Evlilik ve Hakim Hükmüyle Kurulduğu)

• NAFAKA ( Evlilik Haricinde Doğan Çocuk İçin Babanın Nafaka İle Yükümlü Tutulabilmesi İçin Çocukla Babası Arasında Soybağının Kurulmuş Olmasının Zorunlu Olduğu)
4721/m. 282/2

ÖZET : Evlilik haricinde doğan çocuk için babanın nafakayla yükümlü tutulabilmesi için, çocukla babası arasında soybağının kurulmuş olması zorunludur. Baba ile soybağı ise, tanıma, ana ile evlilik ve hakim hükmüyle kurulur. Soybağı tesis edilmediğinden soybağının hüküm ve sonucu olan bakım yükümlülüğü davalı için gerçekleşmemiştir. Çocukla ilgili ananın nafaka isteğinin reddi gerekir.

DAVA : Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup, gereği düşünüldü:

KARAR : Davada, davalı ile boşanma sırasında 1999 yılında bağlanan 15,00 TL yoksulluk nafakasının 200,00 TL'ye ve 5,00 TL iştirak nafakasının ise 150,00 TL'ye yükseltilmesi ile davalı ile tekrar birarada yaşadıkları dönemde 2004 yılında doğan I. için ise 150,00 TL iştirak nafakasının tahsili istenilmiştir.

Davalı, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile yoksulluk nafakası 150,00 TL ve iştirak nafakaları Sinan için 100,00 TL ve Irmak için 80,00 TL olarak belirlenmiştir.

Dosyadaki bilgi ve belgelere göre, davacı ile davalı 1999 yılında boşanmışlar, küçük I., boşanmadan çok sonra 29.07.2004 tarihinde dünyaya gelmiştir. Bu durumda çocuk evlilik haricinde doğmuştur. Evlilik haricinde doğan çocuk için babanın nafakayla yükümlü tutulabilmesi için, çocukla babası arasında soybağının kurulmuş olması zorunludur. Baba ile soybağı ise, tanıma, ana ile evlilik ve hakim hükmüyle kurulur ( TMK m. 282/2). Dosyaya alınan nüfus kaydında, küçük I'nın annesinin hanesinde "evlilik dışı doğunY'a istinaden kayıtlı olduğu, davacının halen boşanmış dul olarak kayıtlı olduğu, davalı ile bu çocuk arasında, kanunda gösterilen usullerden biriyle bir soybağı tesis edilmediği görülmektedir. Bu durumda, soybağının hüküm ve sonucu olan bakım yükümlülüğü davalı için gerçekleşmemiştir. Öyleyse bu çocukla ilgili ananın nafaka isteğinin reddi gerekirken, bu husus dikkate alınmadan hüküm tesisi doğru bulunmamıştır.

SONUÇ : Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK'nın 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 16.01.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kazancı
Old 25-01-2013, 16:29   #17
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ
E. 2012/14248
K. 2012/20466
T. 2.10.2012

• İŞTİRAK NAFAKASININ ARTTIRILMASI İSTEMİ ( Mahkemece Sözkonusu Nafakadan İndirim Yapılmasını Gerektirecek Nitelikte Davacının Ekonomik Durumunda Değişiklik Olup Olmadığı Tartışılmadan Karar Verilmesinin Doğru Görülmediği )

• BOŞANMA ( Üzerinden Henüz 1 Yıl Geçmemiş Olup Dava Tarihi İtibariyle de Davacının Ekonomik Durumunda Önemli Ölçüde Bir Değişikliğin Gerçekleştiğinin de Kanıtlanmadığı - İştirak Nafakasının Arttırılması İstemi/Davacının Ekonomik Durumunda Değişiklik Olup Olmadığı Tartışılmadan Karar Verilemeyeceği )

• EKONOMİK DURUM ( İştirak Nafakasının Arttırılması İstemi - Mahkemece Sözkonusu Nafakadan İndirim Yapılmasını Gerektirecek Nitelikte Davacının Ekonomik Durumunda Değişiklik Olup Olmadığı Tartışılmadan Karar Verilmesinin Doğru Görülmediği )

4721/m.176,331

ÖZET : Davacı iştirak nafakasının herbir çocuk için indirilmesini talep ve dava edilmiştir. Tarafların mali durumlarının değişmesi de, iradın arttırılması veya azaltılmasını gerektirebilir. Örneğin, alacaklının ( davalının ) yoksulluğu azalmış veya büsbütün ortadan kalkmıştır; ya da borçlunun ( davacının ) mali veya gelir durumu kötüleşmiştir. Burada, iradın takdirine ( veya kararlaştırılmasına ) esas olan şartları ortadan kaldıracak önemde bir değişiklik olması aranacaktır. Somut olayda, boşanma üzerinden henüz 1 yıl geçmemiş olup dava tarihi itibariylede davacının ekonomik durumunda önemli ölçüde bir değişikliğin gerçekleştiği de kanıtlanmış değildir. Mahkemece sözkonusu nafakadan indirim yapılmasını gerektirecek nitelikte davacının ekonomik durumunda değişiklik olup olmadığı tartışılmadan karar verilmesi doğru görülmemiştir.

DAVA : Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR : Davada; tarafların 13.10.2010 tarihinde anlaşmalı olarak boşandıkları, protokol gereğince müşterek çocuklara verilen 750'şer TL iştirak nafakasının herbir çocuk için 150'şer TL indirilmesi talep ve dava edilmiştir.

Mahkemece; davanın kısmen kabulü ile müşterek çocuk G. için takdir edilen 750 TL iştirak nafakasının 300 TL'ye, diğer müşterek çocuk E. M. için takdir edilen 750 TL iştirak nafakasının 250 TL'ye indirilmesi cihetine gidilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.

Taraflar MK'nun 134/3.maddesi çerçevesinde "anlaşmalı olarak" boşanmışlardır. Aralarında yaptıkları protokol, hukuki niteliği itibariyle Medeni Kanun hükümlerinden kaynaklanmakta ise de; genel sözleşme hükümlerine tabidir. Böylece kanunun, emredici nitelikte kamu düzeni ve genel ahlaka aykırı saymadığı hususlarda taraflar serbest iradeleriyle sözleşme yapabileceklerdir ( BK, md.19 ).

TMK.mad.176/lV hükmüne göre: "Tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın arttırılması veya azaltılmasına karar verilebilir." Aynı şekilde 331.madde uyarınca; "durumun değişmesi halinde hakim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırır."

Yukarıda sözüedilen yasal düzenlemelere göre, iradın arttırılması veya azaltılması için ya tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin bunu gerektirmesi gerekmektedir.

Hakkaniyet bir bakıma adaleti deyimler. Fakat; sevgi, anlayış ve hoşgörü duygularıyla paylaştırıcı ve denkleştirici davranmak, adaletli davranmaktan daha başka ve daha ileride bir anlam taşır.

Nafaka iradı, tarafların yaptıkları sözleşmeye dayansa bile indirilebilir. Ancak sözleşmeyle kararlaştırılmış ve hakim tarafından onaylanmış olan iradın aradan çok az bir zaman geçtikten sonra indirilmesi isteminde bulunmak, hakkın kötüye kullanılması mahiyetini arzedebilir.

Bunun gibi sırf boşanmayı sağlayabilmek için, bilerek ve isteyerek mali gücünün üzerinde bir yükümlülüğü protokolle üstlenen kişinin, sonradan bu yükümlülüğün kaldırılması ya da azaltılması yönünde talepte bulunması da iyiniyet, doğruluk-dürüstlük ve sözleşmeye bağlılık ilkeleri ile bağdaşmaz. Çünkü kendi kusuru ( basiretsizliği vb. ) ile mali imkanlarını zorlayan tarafın MK.nun 2.maddesinden yararlanması sözkonusu olamaz.

Ancak, Borçlar Kanununun 19 ve 20. maddelerine aykırı bulunmayan karşılıklı sözleşmede, edimler arasındaki denge, umulmadık gelişmeler yüzünden sonradan bozulacak olursa ( örneğin olağanüstü dalgalanmalarda edimler arasındaki denge alt-üst oluyor ve bu yüzden ifa aşırı derecede zorlaşıyorsa ) güven sorumluluğu ve ivazsız iktisabın korunmazlığı ilkesi ( MK.mad.2 ) gereğince sözleşme koşulları değişen maddi koşullara uyarlanır. Buna göre, sözleşenlerin eğer gelişmeleri baştan kestirebilselerdi, sözleşmeyi bambaşka koşullarla kurmuş olacakları söylenebiliyorsa, ayrıca, beklenmeyen gelişme yüzünden sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla olduğu gibi katlanmak taraflardan biri için özveri sınırının aşılması anlamına geliyorsa, nihayet, yasal ve sözleşmesel risk dağılımı çerçevesinde taraflardan sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla bağlı kalmaları beklenemiyorsa, sözleşmeye Hakimin müdahalesi gündeme gelir.

Bundan ayrı olarak, tarafların mali durumlarının değişmesi de, iradın arttırılması veya azaltılmasını gerektirebilir. Örneğin, alacaklının ( davalının ) yoksulluğu azalmış veya büsbütün ortadan kalkmıştır; ya da borçlunun ( davacının ) mali veya gelir durumu kötüleşmiştir. Burada, iradın takdirine ( veya kararlaştırılmasına ) esas olan şartları ortadan kaldıracak önemde bir değişiklik olması aranacaktır.

Somut olayda, boşanma üzerinden henüz 1 yıl geçmemiş olup dava tarihi itibariylede davacının ekonomik durumunda önemli ölçüde bir değişikliğin gerçekleştiği de kanıtlanmış değildir. Mahkemece sözkonusu nafakadan indirim yapılmasını gerektirecek nitelikte davacının ekonomik durumunda değişiklik olup olmadığı tartışılmadan yazılı şekilde eksik inceleme ile karar verilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ : Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 02.10.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kazancı
Old 28-10-2013, 16:33   #18
Av.Tülay Bingöl

 
Varsayılan YARGITAY Hukuk Genel Kurulu Kararı: İŞTİRAK NAFAKASI MİKTARI, FAHİŞ OLUP OLMADIĞI

YARGITAY Hukuk Genel Kurulu
Esas Numarası: 2012/3-1344
Karar Numarası: 2013/517

İŞTİRAK NAFAKASININ ARTIRILMASI DAVASI
HER ÇOCUK İÇİN AYLIK 1000TL İŞTİRAK NAFAKASINA HÜKMEDİLMESİ
NAFAKA MİKTARININ FAHİŞ OLUP OLMADIĞI


Taraflar arasındaki "nafaka" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Aksaray 1.Aile Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 03.03.2011 gün, 2009/910 E.-2011/187 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 3.Hukuk Dairesi’nin 18.10.2011 gün ve 2011/9388 E-2011/15876 K. sayılı bozma ilamı ile;

(...Davacı vekili dilekçesinde, müvekkili olan davacı ile davalının müşterek 3 çocuğunun olduğunu, bu çocuklar için hükmedilen iştirak nafakalarının arttırılarak her bir çocuk için aylık 1500’er TL iştirak nafakasına karar verilmesi talep ve dava edilmiştir.

Mahkemece, her bir çocuk için, aylık 1000 TL iştirak nafakasına hükmedilmiştir.

İştirak nafakası, çocuğun yaşı, eğitim durumu, günün ekonomik koşulları ile genel ihtiyaçlar ve ana babanın mali durumuna göre takdir edilir.

Nafaka miktarının belirlenmesinde esas alınması gereken ister bakım ve barındırma, isterse okul, eğitim ve gelişme giderlerinin özenti ve aşırılığa kaçmadan doğru, makul ve gerçekçi sınırlar içinde kalmasına özen gösterilmesi toplumun ve çevrenin genel yaşam gelişim ve eğitim çizgisinin gözden uzak tutulması ve nihayet kişisel ve aşırı istekler ile toplumun lüks ve fantezi kabul edebileceği ihtiyaçlar için velayet kendisine bırakılmayan tarafın ağır yükümlülüklerine maruz bırakılmaması gerekmektedir.
Öyle ise mahkemece yukarıdaki ilke ve esaslar gözetilerek, makul oranda ve hakkaniyete uygun bir nafakaya karar verilmesi gerekirken, tarafların gerçekleşen ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşullarına göre, ayrıca çocukların yaşları ve bulundukları muhit itibariyle de fahiş bir miktarda nafakaya hükmedilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir...)

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN : Davalı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava; iştirak nafakasının arttırılması isteğine ilişkindir.

Davacı vekili; müvekkili olan davacı ile davalının müşterek üç çocuğunun olduğunu, bu çocuklardan Mert ve Özge için bağlanan 600,00’er TL nafakanın 900,00’er TL artırılarak her bir çocuk için 1500,00 TL ye çıkartılmasını talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili; istenilen nafaka miktarının günün ekonomik koşullarına göre fahiş miktarda olduğunu, davacının küçüklerin üzerinden lüks bir yaşam sürme gayreti içinde bulunduğunu bildirip davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece; maddi durumu oldukça iyi olan bir babanın çocuklarının da, aynı yaşam standardında bir yaşam seviyesi sürmelerinin TMK 4.maddesine daha uygun olacağı, aksinin çocukların yararına olmayacağı, 2008 yılından bu yana paranın alım gücünde ki değişiklik, çocukların ilerleyen yaşları ve eğitim durumları nedeni ile artan ihtiyaçları da gözetilerek davanın kısmen kabulü ile dava tarihinden itibaren nafaka miktarı 400,00 TL artırılarak her bir çocuk için aylık 1.000,00’ er TL nafakanın davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiştir.

Davalı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece, yukarıda belirtilen nedenlerle karar bozulmuştur.

Yerel Mahkemece, önceki gerekçeler genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiş, direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tarafların ekonomik ve sosyal durumları, günün ekonomik koşulları, çocukların yaş ve eğitim durumları ile nafakanın niteliği gözetildiğinde, mahkemece takdir edilen nafakanın makul oranda ve hakkaniyete uygun miktarda olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, bir kısım üyelerce, Özel Daire kararının yerleşik uygulamaya uygun olduğu, nafaka miktarının 600,00 TL’den 1000,00 TL ye çıkarılmasının ilkeleri aştığı, yerel mahkeme kararının bozulması gerektiği ileri sürülmüş ise de Hukuk Genel Kurulu'nun çoğunluğunca bu görüş benimsenmemiştir.

Hukuk Genel Kurulu'nun çoğunluğunca, tarafların ekonomik ve sosyal durumları, günün ekonomik koşulları, çocukların yaşları ve okul durumları nazara alındığında, takdir edilen nafaka miktarının makul oranda ve hakkaniyete uygun bulunduğu, yerel mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu kabul edilmiş ve bu nedenle direnme kararının onanması gerekmiştir.


S O N U Ç : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin alınmış olduğundan başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 6217 sayılı Kanunun 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440/III maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 17.04.2013 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
Old 28-10-2013, 23:08   #19
Av.Tülay Bingöl

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
3.HUKUK DAİRESİ
Esas No.2003/12252
Karar No.2003/12220
Karar Tarihi:14.10.2003

4721-TÜRK MEDENİ KANUNU (MK)/182/2/330

>ANLAŞMALI BOŞANMA
>İŞTİRAK NAFAKASI
>NAFAKA İSTENMEMESİ
>ÇOCUĞUN BAKIM VE EĞİTİM GİDERLERİ

ÖZET
ANLAŞMALI BOŞANMA İLE İŞTİRAK NAFAKASI İSTENMEMİŞ OLSA BİLE SONRADAN BU İSTEM GÜNDEME GETİRİLEBİLİR. MAHKEMECE BU YÖN KABUL EDİLMEKLE BİRLİKTE DAVACI BABANIN ÇOCUĞUN BAKIM VE GÖZETİMİ ( BİLEREK VE İSTEYEREK ) ÜSTLENMESİ VE DE EKONOMİK DURUMU DAVACIYA GÖRE DAHA ZAYIF OLAN DAVALI ANNEDEN İŞTİRAK NAFAKASI İSTENMESİNİN HAKSIZLIK OLDUĞU YÖNÜNDEKİ GEREKÇE İSE YASAL DAYANAKTAN YOKSUNDUR. HER NE KADAR DAVALI ANNENİN EKONOMİK DÜZEYİ DAVACI BABAYA GÖRE DAHA DÜŞÜK İSE DE ÖĞRETMEN OLAN DAVALININ SOSYAL VE EKONOMİK “GÜCܔ ORANINDA KÜÇÜĞÜN BAKIM VE EĞİTİM GİDERLERİNE KATKIDA BULUNMASI ZORUNLUDUR. DAVALININ TESPİT EDİLEN EKONOMİK DURUMU SADECE NAFAKANIN MİKTARINI TAYİNDE ROL OYNAR.

DAVA :
Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR :

Davada, velayeti kendinde bulunan küçük için davalı anneden iştirak nafakası istenilmiş; mahkemece iki tarafın da öğretmen olduğu, tarafların anlaşmalı boşanma ile velayetin davacı babada bırakılmasını istediği, herhangi bir nafaka talebi olmadığı, buna rağmen sonradan iştirak nafakasının istendiği ve davacının ekonomik durumunun davalıdan daha iyi olduğu gözetildiğinde istemin haksız bulunduğu kanaati ile davanın reddine karar verilmiştir.

TMK’nun 182/2. maddesine göre boşanma veya ayrılık vukuunda, velayet kendisine verilmeyen eş, küçük çocuğun bakım ve eğitim giderlerine “gücü” oranında katılmak zorundadır.

Bu husus kamu düzenine ilişkin olup tarafların iradesine tabi kılınmamıştır. Dolayısı ile anlaşmalı boşanma ile iştirak nafakası istenmemiş olsa bile sonradan bu istem gündeme getirilebilir. Mahkemece bu yön kabul edilmekle birlikte davacı babanın çocuğun bakım ve gözetimi ( bilerek ve isteyerek ) üstlenmesi ve de ekonomik durumu davacıya göre daha zayıf olan davalı anneden iştirak nafakası istenmesinin haksızlık olduğu yönündeki gerekçe ise yasal dayanaktan yoksun olup kabul edilebilir nitelikte değildir.

Her ne kadar davalı annenin ekonomik düzeyi davacı babaya göre daha düşük ise de öğretmen olan davalının sosyal ve ekonomik “gücü” oranında küçüğün bakım ve eğitim giderlerine katkıda bulunması zorunludur. Davalının tespit edilen ekonomik durumu sadece nafakanın miktarını tayinde rol oynar. Böylece hakim, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını, küçüğün yaş, eğitim ve bakım giderlerini ( TMK. mad. 330 ) dikkate “hakkaniyet” ölçüsünde nafaka takdir etmelidir.

SONUÇ :Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.’nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 14.10.2003 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Old 11-02-2014, 13:53   #20
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ
E. 2011/10112
K. 2011/14882
T. 6.10.2011

• DAVACININ İSTEMİNİ YANLIŞ NİTELENDİRMESİ ( Hukuken Yorumlamak Hakime Ait Olduğu - İstem Boşanma Kararıyla Hükmedilen Yoksulluk ve İştirak Nafakalarının Artırılmasına Dair Olduğu Halde Hükümde Tedbir Nafakası Olarak Nitelendirilmesinin Hatalı Oluşu )

• YOKSULLUK NAFAKASININ ARTIRILMASI ( Tarafların Gerçekleşen Sosyal ve Ekonomik Durumları Ekonomik Göstergedeki Değişimle TÜİK'in Yayınladığı Üfe 12 Aylık Ortalama Artış Oranı Nazara Alınarak Hakkaniyet İlkesine Göre Belirleneceği )

• NAFAKANIN ARTIRIMI TALEBİ ( Yoksuluk - Tarafların Gerçekleşen Sosyal ve Ekonomik Durumları Ekonomik Göstergedeki Değişimle TÜİK'in Yayınladığı Üfe 12 Aylık Ortalama Artış Oranı Nazara Alınarak Hakkaniyet İlkesine Göre Belirleneceği )

• EKONOMİK DEĞİŞİMLERİN DİKKATE ALINMASI ( Yoksulluk Nafakasının Artılması Talebi - TÜİK'in Yayınladığı Üfe 12 Aylık Ortalama Artış Oranı Nazara Alınarak Hakkaniyet İlkesine Göre Belirleneceği )

4721/m.4,17

ÖZET : Dava taraflar arasındaki yoksulluk ve iştirak nafakasının artılmasına ilişkindir.Maddi olguları anlatmak taraflara, hukuken yorumlamak ise hakime aittir. Her ne kadar dava dilekçesi sonuç bölümünde "tedbir nafakalarının artırılması" denilmiş ise de, istem boşanma kararıyla hükmedilen "yoksulluk ve iştirak nafakalarının artırılmasına" dair olduğu halde, hükümde tedbir nafakası olarak nitelendirilmesi ve bu şekilde karar verilmesi usul ve yasaya uygun görülmemiştir.

Somut olayda; ülkede yaşanan enflasyon dışında nafakaya etki eden olgulardan bahsedilmeden, davalının bu davadan önce bir çocuğunun olması sebebiyle yükümlülükleri de artmış olmasına rağmen, davada artırılması istenen nafaka dava tarihi ile bu dava tarihi arasında paranın değer kaybını gösteren ve artışlarda baz alınan üfe artış oranları nazara alınmadan yüksek yoksulluk nafakasına hükmedilmiştir.Mahkemece yapılacak iş; tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumları, nafakanın niteliği ve özellikle ekonomik göstergelerdeki değişimle TUİK'in yayınladığı üfe 12 aylık ortalama artış oranı nazara alınmak suretiyle, hakkaniyet ilkesine uygun bir miktara hükmetmekten ibarettir.

DAVA : Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili; tarafların 29.03.2005 tarihli kararla boşandıklarını, davacı lehine 50,00 lira yoksulluk nafakasına, müşterek 2 çocuk için 75,00 er TL iştirak nafakasına hükmedildiğini, paranın alım gücünün düştüğünü, nafakaların artırılarak 300,00 er TL'ye çıkarılmasını talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili; nafaka dışında da çocukların giderlerini karşıladığını, bu ödemeler için kredi çektiğini, talebin fahiş olduğunu beyanla, bu sebeplerle davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüyle yoksulluk nafakası 200,00 TL, iştirak nafakaları 150,00 şer TL'ye çıkarılmıştır. Hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine, davaya Aile Mahkemesi sıfatıyla bakıldığı halde gerekçeli hüküm başlığında bu hususun belirtilmemesinin yerinde düzeltilebilir maddi hata kabul edilmesine göre, sair temyiz itirazları yerinde değildir.

Ancak, maddi olguları anlatmak taraflara, hukuken yorumlamak ise hakime aittir. Her ne kadar dava dilekçesi sonuç bölümünde "tedbir nafakalarının artırılması" denilmiş ise de, istem Bergama Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2005/30-190 Sayılı boşanma kararıyla hükmedilen "yoksulluk ve iştirak nafakalarının artırılmasına" dair olduğu halde, hükümde tedbir nafakası olarak nitelendirilmesi ve bu şekilde karar verilmesi usul ve yasaya uygun görülmemiştir.

Ayrıca, T.M.K. madde 176/IV hükmüne göre: "Tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerinde yoksulluk nafakasının arttırılması veya azaltılmasına karar verilebilir."

Somut olayda; ülkede yaşanan enflasyon dışında nafakaya etki eden olgulardan bahsedilmeden, davalının bu davadan önce bir çocuğunun olması sebebiyle yükümlülükleri de artmış olmasına rağmen, davada artırılması istenen nafaka dava tarihi ile bu dava tarihi arasında paranın değer kaybını gösteren ve artışlarda baz alınan üfe artış oranları nazara alınmadan yüksek yoksulluk nafakasına hükmedilmiştir.

Mahkemece yapılacak iş; tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumları, nafakanın niteliği ve özellikle ekonomik göstergelerdeki değişimle TUİK'in yayınladığı üfe 12 aylık ortalama artış oranı nazara alınmak suretiyle, T.M.K.nun 4. maddesinde vurgulanan hakkaniyet ilkesine uygun bir miktara hükmetmekten ibarettir.

SONUÇ : Bu itibarla yukarda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün H.U.M.K.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istenmesi halinde temyiz edene iadesine, 06.10.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kazancı
Old 10-03-2014, 13:46   #21
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ
E. 2013/14812
K. 2013/17433
T. 9.12.2013

• YOKSULLUK VE İŞTİRAK NAFAKASININ KALDIRILMASI DAVASI ( Daha Önce İşten Çıkartılma Nedeniyle Açılan Dava Sonucunda İndirilip Kararın Kesinleştiği - Bu Davada Davacının Gelir Durumu Mal Varlığı ve Yaşam Standardının Detaylı Şekilde Araştırılacağı/İşe İadesine ve Biriken Maaşlarının Ödenmesine Karar Verildiğinin Gözetileceği )

• BOŞANMA PROTOKOLÜNDE YAZILI NAFAKANIN İNDİRİLMESİ ( İşten Çıkartılma Nedeniyle Daha Önce Açılan Davada - Kaldırılması Talep Edilen Bu Davada Davacının Mahkeme Kararı İle İşe İadesine ve Biriken Maaşlarının Ödenmesine Karar Verildiğinin Gözetilip Gelir Durumu Mal Varlığı ve Yaşam Standardının Detaylı Şekilde Araştırılacağı )

• İŞTİRAK VE YOKSULLUK NAFAKASININ KALDIRILMASI DAVASI ( Daha Önce İşten Çıkartılma Nedeniyle Açılan Dava Sonucunda İndirilip Kararın Kesinleştiği - Bu Davada Davacının Gelir Durumu Mal Varlığı ve Yaşam Standardının Detaylı Şekilde Araştırılacağı/İşe İadesine ve Biriken Maaşlarının Ödenmesine Karar Verildiğinin Gözetileceği )

4721/m. 176/4

ÖZET : Boşanma davasında kadının ev hanımı olduğu, erkeğin ise makinist olması nedeniyle protokol hükümleri gereğince yoksulluk ve küçükler için iştirak nafakasına hükmedilmiş, karar kesinleşmiştir. Bu davadan sonra erkeğin işten çıkartılması nedeniyle açılan nafakanın kaldırılması davası sonucunda yoksulluk nafakası ve iştirak nafakası indirilmiş ve karar kesinleşmiştir.

İştirak ve yoksulluk nafakasının kaldırılması talep edilen bu dava sırasında yapılan sosyal ve ekonomik durum araştırması sonucunda, davacının memuriyetten çıkarılma işlemine karşı idare mahkemesinde açtığı dava sonucunda, davacının mahkeme kararı ile işe iadesine ve biriken maaşlarının da ödenmesine karar verildiği anlaşılmıştır. Mahkemece, davacının gelir durumu, mal varlığı ve yaşam standardı yeniden araştırılarak; boşanma kararından sonra davacının mal varlığında ve gelirinde bir azalma olup olmadığı detaylı şekilde araştırılarak, azalma var ise bunun kararlaştırılan nafaka miktarını ödemede ne ölçüde etkisi bulunduğu tartışılarak, başlangıçtaki denge gözetilerek sonucu dairesinde hüküm kurulması gerekir.

DAVA : Taraflar arasında görülen yoksulluk iştirak nafakasının kaldırılması-indirilmesi davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR : Davada, eş için 700,00 TL olan yoksulluk nafakasının ve çocukları için 300,00 TL olan iştirak nafakasının kaldırılması istenilmiştir.

Davalı, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile yoksulluk nafakası 600,00 TL'ye; iştirak nafakaları ise 250,00'şer TL'ye indirilmiş, hüküm, süresinde davalı tarafından temyiz edilmiştir.

Davada, iştirak ve yoksulluk nafakasının kaldırılması talep edilmektedir.

4721 sayılı TMK.nun 175.maddesi gereğince, “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir.” Aynı kanunun 176/4.maddesinde ise; “Tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir”.

Anılan yasal düzenlemeye göre, iradın arttırılması veya azaltılması için ya tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin bunu sağlaması gerekmektedir.

Nafaka iradı, tarafların yaptıkları sözleşmeye dayansa bile indirilebileceği gibi tamamen de kaldırılabilir. Ancak sözleşme ile kararlaştırılmış ve hakim tarafından onaylanmış olan iradın, yasada aranan şartlar gerçekleşmeden tamamen kaldırılmasını ya da indirilmesini istemek hakkın kötüye kullanılması mahiyetini arzeder.

Bunun gibi sırf boşanmayı sağlayabilmek için, bilerek ve isteyerek mali gücünün üzerinde bir yükümlülüğü üstlenen ya da karşı tarafın mali durumunun iyi olduğunu ve geçinmek için nafakaya ihtiyacı olmadığını bilen kişinin, sonradan bu yükümlülüğün kaldırılması veya azaltılması yönünde talepte bulunması da iyiniyet ve sözleşmeye bağlılık ilkeleri ile bağdaşmaz.

Ancak, Borçlar Kanununun 19 ve 20. maddelerine aykırı bulunmayan karşılıklı sözleşmelerde, edimler arasındaki denge, umulmadık gelişmeler yüzünden sonradan bozulacak olursa, sözleşme koşulları değişen koşullara uyarlanır. Buna göre, sözleşenlerin eğer gelişmeleri baştan kestirebilselerdi, sözleşmeyi bambaşka koşullarla kurmuş olacakları söylenebiliyorsa, ayrıca, beklenmeyen gelişme yüzünden sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla olduğu gibi katlanmak taraflardan biri için özveri sınırının aşılması anlamına geliyorsa, nihayet, yasal ve sözleşmesel risk dağılımı çerçevesinde taraflardan sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla bağlı kalmaları beklenemiyorsa, sözleşmeye hakimin müdahalesi gerekebilir.

Somut olayda, taraflar arasında görülen boşanma davasında davalı kadının ev hanımı olduğu, davacının ise makinist olması nedeniyle protokol hükümleri gereğince 1000,00 TL yoksulluk, 1998 ve 2004 doğumlu küçükler için ise 500,00'er TL iştirak nafakasına hükmedildiği, kararın kesinleştiği, bu davadan sonra davalının işten çıkartılması nedeniyle açılan nafakanın kaldırılması davası sonucunda yoksulluk nafakası 700,00 TL'ye ve iştirak nafakası ise 300,00'er TL'ye indirildiği ve kararın kesinleştiği anlaşılmaktadır.

Bu dava sırasında yapılan sosyal ve ekonomik durum araştırması sonucunda, davacının memuriyetten çıkarılma işlemine karşı idare mahkemesinde açtığı dava sonucunda, davacının mahkeme kararı ile işe iadesine ve biriken maaşlarının da ödenmesine karar verildiği anlaşılmıştır.

Bu durumda mahkemece, yukarıda açıklanan esaslar çerçevesinde olay değerlendirilip; boşanma dosyası dosya içine alınarak; davacının gelir durumu, mal varlığı ve yaşam standardı yeniden araştırılarak; boşanma kararından sonra davacının mal varlığında ve gelirinde bir azalma olup olmadığı detaylı şekilde araştırılarak, azalma var ise bunun kararlaştırılan nafaka miktarını ödemede ne ölçüde etkisi bulunduğu tartışılarak, başlangıçtaki denge gözetilerek sonucu dairesinde hüküm kurulması gerekirken yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiş, bu husus bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup bu nedenlerle yerinde olan temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün HUMK. nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer yönlerin incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 09.12.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Kazancı
Old Bugün  
Site Mübaşiri

 
 
Web www.turkhukuksitesi.com
 
 
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Tedbir Nafakası Yargıtay Kararları Av.Habibe YILMAZ KAYAR Aile Hukuku Çalışma Grubu 32 10-03-2014 13:45
Yoksulluk Nafakası Yargıtay Kararları Av.Habibe YILMAZ KAYAR Aile Hukuku Çalışma Grubu 29 10-03-2014 12:17
İştirak nafakası- Velayet Av.Şehper Ferda DEMİREL Meslektaşların Soruları 3 18-12-2006 21:08
Anlaşmalı Boşanmada İştirak Nafakası denetim Hukuk Soruları Arşivi 6 18-03-2005 08:05
İştirak Nafakası Ödeme Şekli STARFISH Hukuk Soruları Arşivi 3 12-08-2002 22:38


THS Sunucusu bu sayfayı 0,37318397 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2013) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.