Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Meslektaşların Soruları Hukukçu meslektaşların hukuki nitelikte sorularını birbirlerine yöneltecekleri mesleki yardımlaşma forumu. SADECE hukuk fakültesi mezunları ile hukuk profesyonellerinin (bilirkişi, icra müdürü vb.) yazışmasına açıktır. [Yeni Soru Sorun]

Rüşvete Teşebbüs

Yanıt
Old 03-03-2010, 23:03   #1
emran

 
Varsayılan Rüşvete Teşebbüs

Askeri nokatadan kaçak mal geçirmek isteyen bir kimsenin karakol noktasındaki jandarma ere para teklifinde bulunması ve bu jandarma erin de bu kişiyi ele vermek için söz konusu parayı kabul etmesi olayında, rüşvet veren kişi açısından ortada muvazaalı bir anlaşma olduğundan rüşvete teşebbüs suçu mu oluşur yoksa suç tamalanır mı?
Old 04-03-2010, 07:43   #2
Av. Engin EKİCİ

 
Varsayılan

Sayın emran;

Türk Ceza Kanunu'nun 'rüşvet' başlığı altında düzenlenene252. maddesinin (1) fıkrasına göre; "Rüşvet alan kamu görevlisi, dört yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Rüşvet veren kişi de kamu görevlisi gibi cezalandırılır. Rüşvet konusunda anlaşmaya varılması hâlinde, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur."
Dolayısıyla, bahsettiğiniz durumda rüşvet teklifinin kabul edilmesi halinde suçun unsuru oluşmuş durumdadır. Saygılarımla..
Old 04-03-2010, 10:51   #3
emran

 
Varsayılan

rüşvet anlaşmasının samimi olması gerekmez mi, yani sırf başkasını yakalatmak için anlaşmış gözükmek gerçek bir anlaşmanın varlığını ihtiva eder mi?
Old 04-03-2010, 16:24   #4
muratsadak

 
Varsayılan

kanımca burada rüşvet suçu teşebbüs aşamasında kalmıştır. Zira ortada tarafların rızalarının uyştuğu bir anlaşma yoktur. tek taraflı bir teklif olduğu için rüşvet veren açısında suç teşebbüs aşamasında kalmıştır.
Old 04-03-2010, 19:09   #5
emran

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan muratsadak
kanımca burada rüşvet suçu teşebbüs aşamasında kalmıştır. Zira ortada tarafların rızalarının uyştuğu bir anlaşma yoktur. tek taraflı bir teklif olduğu için rüşvet veren açısında suç teşebbüs aşamasında kalmıştır.
Sayın Murat SADAK, biraz daha açarmısınız?
Old 04-03-2010, 20:17   #6
umutlaw

 
Varsayılan

Suc tesebbus asamasinda kalmis rusvet veren verecegi para ile bir yasa disi tamamlamak istemis ancak elinde olmayan sebeplerden oturu yani kendisinin istemedigi ve karsi tarafin hareketiyle istedigi yasa disi isi gerceklestiremeyip kalmistir bu nedenle tesebbus asamasindan bahs edilebilir diye dusunuyorum.
Old 04-03-2010, 20:46   #7
Av.Selcan Güngör

 
Varsayılan

Rüşvet suçunun tamamlandığı kanaatindeyim. Zira suçun oluşması için tarafların anlaşması yeterli. Teşebbüs ise taraflardan birinin diğerini suç üstü olarak yakalatması durumunda geçerlidir. Bunun içinde kolluk ile işbirliği içinde olmak gerekir. Bu arada jandarma eri hangi aşamada karşıdaki şahsı yakalatmak için teklif edilen parayı kabul ettiğini söylüyor? bu husus da suçun teşebbüsmü yoksa tamamlandığı açısından önemli.
Old 04-03-2010, 22:10   #8
avukat.derviş.yıldızoğlu

 
Varsayılan

Rüşvet suçunun tamamlanmış olduğundan bahsetmek mümkün değildir. Zira; her ne kadar şeklen yani görünürde suçun işlendiği ve tamamlandığı sonucuna varılabilir ise de, suçun manevi unsuru açısından olaya baktığımızda, sizin kabulünüze göre jandarma erin gerçek iradesinin ve kastının rüşvet almak olmadığı anlaşıklmakla suç tek tarfalı olup, teşebbüs aşamasında kalmaktadır.
Tabii burada jandarmanın, suçu ortaya çıkarmak için rüşveti görünürde kabul ettiğinin inandırıcılığı ya da doğruluğunun dosyaya yansımış olması şartıyla.
Çünkü bu tür durumlarda, rüşvet alan pozisyonundaki kişiler, suçtan kurtulmak için bunu yani yakalatma amcıyla yaptıklarını savunma konusu yapabilmektedirler.
Old 04-03-2010, 22:34   #9
emran

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av.Selcan Güngör
Rüşvet suçunun tamamlandığı kanaatindeyim. Zira suçun oluşması için tarafların anlaşması yeterli. Teşebbüs ise taraflardan birinin diğerini suç üstü olarak yakalatması durumunda geçerlidir. Bunun içinde kolluk ile işbirliği içinde olmak gerekir. Bu arada jandarma eri hangi aşamada karşıdaki şahsı yakalatmak için teklif edilen parayı kabul ettiğini söylüyor? bu husus da suçun teşebbüsmü yoksa tamamlandığı açısından önemli.
Sayın Selcan öncelikle mesajınız için teşekkürler. Burada jandarma er kendisine teklif edilen parayı iki defa kabul ediyor ve alıyor. Bunu baştan beri komutanlarına söylüyor. En sonundan malları kaçak olarak geçirmek isteyen şahıs malların geçirileceği zaman ere mesaj çekiyor. Ancak er mesajlara yanıt vermiyor ve kaçak eşye taşıyan iki aracı da yakalatıyor. Bu şahıs bu esnada burada değil.
Old 04-03-2010, 23:23   #10
av.sebahattin

 
Varsayılan

Sayın Meslektaşım, savcılığa veyahut emniyet birimlerine rüşvet verildiğine dair suç duyurusunda bulunulmuş mudur acaba?
Old 04-03-2010, 23:56   #11
emran

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan av.sebahattin
Sayın Meslektaşım, savcılığa veyahut emniyet birimlerine rüşvet verildiğine dair suç duyurusunda bulunulmuş mudur acaba?
Bırakın suç duyurusunda bulunmayı, bahsedilen şahıs hakkında kamu davası bile açılmış durumda.
Old 05-03-2010, 08:20   #12
Gemici

 
Varsayılan

Alıntı:
Rüşvet

MADDE 252. - (1) Rüşvet alan kamu görevlisi, dört yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Rüşvet veren kişi de kamu görevlisi gibi cezalandırılır. Rüşvet konusunda anlaşmaya varılması hâlinde, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur.

(2) Rüşvet alan veya bu konuda anlaşmaya varan kişinin, yargı görevi yapan, hakem, bilirkişi, noter veya yeminli mali müşavir olması hâlinde, birinci fıkraya göre verilecek ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.

(3) Rüşvet, bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır.


Ben olayda rüşvetin söz konusu olmadığını, olayın olsa olsa kamu görevlisini suça (görevini kötü kullanmaya) teşvik olabileceği düşüncesindeyim. TCK 252 Madde No. 3 rüşvetin tarifini yapmış. Bu tarife göre rüşvet 'bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır'.

Görevlinin, kendisine bir yarar sağlama amacı söz konusu olmadığına göre rüşvetten söz edileblir mi?
Rüşvet fiilinin unsurları oluşmuş mudur? Bence hayır, çünkü jandarma kendisine bir yarar sağlama amacı gütmüyor.
Jandarma eri konusunda(kamu görevlisi) suç unsuru oluşmadı ise, sırf kamu görevlisi için söz konusu olabilecek bir suçta, sivil kişi hakkında da suç unsuru oluşmamış sayılır düşüncesindeyim.

Saygılarımla
Old 05-03-2010, 09:29   #13
av.sebahattin

 
Varsayılan

Üstad ben de sizinle birlikte akıl yürütüyorum:

Rüşvet alan kamu görevlisi, bunu sırf karşısındakini yakalatmak için mi yapmış yoksa, rüşvet aldıktan sonra aktif nedamet mi göstermiş, sanırımın bunu da aydınlatmak gerekir. Eğer aktif nedamet göstermiş ise, veren açısından suçun bütünüyle oluştuğu tartışmasız. Eğer rüşvet vereni yakalatmak için rüşvet almışsa/anlaşmaya varmışsa (Kışkırtıcı ajan v.b. mi kabul edilecek) ve rüşvet sayılmayacaksa hangi suçun azmettiricisi olarak ceza alacaktır! Denetim Görevini İhmal suçu veya Görevi İhmal ve kötüye kullanma mı? Bu sefer de icra hareketlerine başlanmadığı olgusu var, rüşvet konusundaki anlaşmayı bu nedenle veren yönünden bu suçların icra hareketi olarak mı kabul edeceğiz.?
Old 05-03-2010, 09:36   #14
Av.Barış

 
Varsayılan

T.C. YARGITAY
5.Ceza Dairesi

Esas: 2005/18318
Karar: 2006/8649
Karar Tarihi: 11/7/2006

ÖZET: Rüşvet, bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır. denilerek sadece nitelikli rüşvete yer verildiği, kamu görevlisinin yapması gereken bir işi yapması ya da yapmaması gereken işi yapmaması için yarar sağlamasının rüşvet suçu kapsamından çıkarıldığı dikkate alınmalıdır.

(5237 S. K. m. 257) (765 S. K. m. 61, 212)

Dava: Uzman doktor olan ve aynı zamanda serbest muayenesi de bulunan sanığın, önceden hastanede yataklı tedavi görmesini sağladığı katılanın rahatsızlanarak tekrar özel muayenehanesine gelmesi üzerine böbreğinde bulunan taşı almak için bıçak parası ve narkozcuya verilmek üzere 300.000.000.TL talep ettiği, müştekinin maddi durumu iyi olmadığı Yeşil kartlı olduğunu söylemesi üzerine, sanığın parayı verdiği takdirde ameliyat yapacağını söylediği müştekinin rıza göstermeyip durumu yetkili bildirerek olayın ortaya çıkarılmasında;

Ameliyatla tedavi için para istemekten ibaret eylemde irtikabın ikna veya icbar unsurunun bulunmadığı,

Sanığın teklifi katılan tarafından kabul edilmediğinden eylemin 765 sayılı TCK. nun 212/1, 61.maddesine uyacağı, ancak 765 sayılı TCK. nun 212. maddesinin bir ve ikinci fıkralarında basit ve nitelikli rüşvet alma suçları ayrı ayrı düzenlenip yaptırım altına alındığı halde, 5237 sayılı TCK. nun rüşveti tanımlayan 252/3.maddesinde <rüşvet, bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır> denilerek sadece nitelikli rüşvete yer verildiği, kamu görevlisinin yapması gereken bir işi yapması ya da yapmaması gereken işi yapmaması için yarar sağlamasının rüşvet suçu kapsamından çıkarıldığı,

Sonuç: Sanığın eyleminin aynı yasanın 257/3.maddesinde düzenlenen <Görevinin Gereklerine Uygun Davranmak İçin Çıkar Sağlama Suçunu Oluşturup Oluşturmadığının İrdelenmesi> gerektiğinden kararın BOZULMASINA, 07.11.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)








T.C. YARGITAY
Ceza Genel Kurulu

Esas: 2003/5-202
Karar: 2003/230
Karar Tarihi: 9/30/2003

ÖZET :Rüşvet alma suçlarının maddi unsurunu, "rüşvet alma veya bu yönde bir vaat veya taahhüt kabul etme" eylemleri oluşturmaktadır. Buna göre rüşvet alma suçu, seçimlik hareketli bir suçtur. Suçu oluşturan seçimlik hareketlerden "rüşvet alma"; rüşvete konu nesnenin verenin egemenlik alanından çıkarılıp failin veya onun öngördüğü üçüncü kişinin egemenlik ve nüfuz alanına sokulması ile tamamlanır. Seçimlik hareketlerden "rüşvet vaadinin veya taahhüdünün kabul edilmesi" ise, memurun kendisine yapılan teklifi olumlu karşılaması, buna rıza göstermesidir.

Öğretide ağırlıklı olan görüşe göre, basit veya nitelikli rüşvet alma suçunun oluşması için taraflar arasında bu hususta yapılmış bir anlaşmanın varlığının gerekli olduğudur.


(765 S. K. m. 211, 212, 240)

Dava: İrtikap suçundan sanık Metin 'nın, suç niteliğinin değiştiği kabul edilerek TCY.nın 212/1-4, 219/3, 219/4. maddeleri uyarınca 1 yıl 4 ay ağır hapis ve 250.000.000 lira ağır para cezasıyla cezalandırılmasına, memuriyetten müebbeten mahrumiyetine; sanık Yakup 'ın ise TCY.nın 240/1, 80. maddeleri uyarınca 1 yıl 2 ay hapis ve 70.000.000 lira ağır para cezasıyla cezalandırılmasına ve 3 ay 15 gün memuriyetten yoksun bırakılmasına ilişkin İskenderun Ağır Ceza Mahkemesince 23.01.2001 gün ve 135-13 sayı ile verilen hükmün sanıklar vekilleri ile katılan SSK. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 03.04.2002 gün ve 167-2165 sayı ile;

"İrtikap suçu, memurun memuriyet görevini veya sıfatını kötüye kullanarak bir kimseyi kendisine veya başkalarına haksız olarak para vermeye, sair menfaatler temin ve vaadine icbar veya ikna etmesi veya kişinin yanılgısından yararlanarak yasal olmayan çıkar sağlamasıdır.

TCK.nun 212/1. maddesinde tanımlanan rüşvet alma suçu ise, 211. maddede gösterilen kimselerden birinin kanun ve nizam hükümlerine göre, yapmaya zorunlu olduğu şeyi yapmak, yapmamaya zorunlu olduğu şeyi yapmamak için belli bir konuda rüşvet verenle karşılıklı rızaya dayalı olarak rüşvet anlaşması sonunda yasa dışı çıkar sağlamasıdır.

Görevi kötüye kullanmak suçu ise; bir memurun yasa ve nizamlara aykırı şekilde görev yapması veya yasa ve nizamlara uygun şekilde yaptığı işten menfaat sağlamaya çalışmasıdır. Eylem, unsurları yasada belirtilen irtikap, rüşvet alma gibi suçları oluşturmadığı takdirde görevi kötüye kullanma suçunu oluşturur.

Olayımıza gelince;

SSK'lı yakını olan hasta Keriman Salman'ın İskenderun SSK Hastanesinde genel cerrah olarak görev yapan sanık Doktor Metin 'nın özel muayenehanesine gidip muayene olduğu ve doktor tarafından ameliyat edilmek üzere SSK Hastanesine yatışı yapıldığı, 30.11.1999 tarihinde ameliyat olacağı için aynı hastanede anestezi uzmanı olarak görev yapan sanık doktor Yakup 'ın ameliyattan bir gün önce hastanedeki odasında hastayı muayene edip "ameliyat olmasında sakınca yoktur" şeklinde görüş bildirmesinden sonra, hasta yakınının kendiliğinden verdiği 15.000.000 lirayı alıp kabul ettiği; söz konusu hastanın 30.11.1999 tarihinde SSK Hastanesinde ameliyatının yapıldığı ve hastanın 2.11.1999 tarihinde taburcu edilmesinden bir iki gün sonra hasta yakını tanık Tekin Akdoğan tarafından özel muayenehanesinde 50.000.000 liranın Doktor Metin'e verildiği, doktorun bu parayı alıp kabul ettiği anlaşılmıştır.

Tüm dosya içeriğinden sanık Doktor Metin ile Keriman Salman isimli hastanın yakınları arasında ameliyat öncesinde rüşvet anlaşmasının yapıldığı hususunda tanıkların birbirleriyle ve kendi içinde çelişkili beyanları dışında delil bulunmadığı, irtikap suçunun cebir ve ikna unsurlarının yasa ve doktrinin kabul ettiği anlamda oluşmadığının anlaşılması karşısında;

Sanık Metin 'nın hastanın ameliyatını yapıp hasta taburcu edildikten sonra hasta yakını tarafından verilen 50.000.000 lirayı kabul edip alması şeklinde gelişen eyleminin genel memuriyet görevini kötüye kullanma ve söz konusu paranın miktarının azlığı karşısında TCK.nun 240/2. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,

Sanık Yakup 'ın ise, hasta Keriman Salman'ın hastanede muayenesini yapıp görüşünü bildirdikten sonra hasta yakınının kendiliğinden verdiği 15.000.000 lirayı aldığı ancak, Satı Karaca isimli hastaya yönelik eylemleri sübuta ermediği anlaşılmakla, söz konusu para miktarının azlığı karşısında TCK.nun 240/2. maddesi uyarınca cezalandırılması yerine TCK'nun 240/1, 80. maddeleriyle hükme varılması,

Kabule göre de;

Sanık Metin hakkında TCK.nun 219/3. maddesi ile indirim yapılırken ağır para cezasının da indirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi" isabetsizliğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

Yerel Mahkeme ise 01.11.2002 gün ve 229-323 sayı ile; sanık Yakup hakkındaki bozma kararına uyarak gereğini yerine getirmiş, ancak sanık Metin hakkındaki bozma kararı yönünden ise;

"Sanıklar hakkında ihbarda bulunan kişinin hasta Keriman Salman ve yakınları müşteki Tekin Akdoğan ile tanıklar İnci Akdoğan ve Adil Salman olmayıp bu kişilerin tamamen dışında başka bir hasta yakını olan İbrahim Karaca'nın şikayeti üzerine tahkikat başlatılmış olup annesinin tedavisi ve ameliyatı yapılmış olan tanık İnci Akdoğan'ın sanıkların üzerine iftira atmasını gerektirecek hiçbir sebep yok iken idari tahkikat sırasında alınmış olan 03.02.2000 tarihli ifadesi ile yargılama sırasındaki tevil yollu beyanlarına göre sanık Metin 'nın "bu tür ameliyatlar için hastaların 100 milyon liradan 200 milyon liraya kadar para ödediklerini" beyanla "bana ödeyeceğiniz parayı ameliyattan sonrada ödeyebilirsiniz önce anestezi uzmanını görün" sözleri kamu kurumu niteliğindeki SSK hastanesinde yapacağı ameliyat için bıçak parası adı altında en az 100 milyon lira rüşvet talebi niteliğinde olup yine İnci Akdoğan'ın muhakkikteki ifadesine göre sanık tarafından daha fazlası talep edildiği halde kendilerince toplayabildikleri 50 milyon liranın gönderildiği ve sanık tarafından da alındığı zira bu paranın sanık tarafından alındığının Yüksek Yargıtay 5. Ceza Dairesince de kabul edildiği,

Müşteki Tekin Akdoğan ile tanık Adil Salman'ın tüm aşamalardaki benzerlik gösteren ifadeleri ve bu ifadelerle aynen uyumlu görünen tanık İnci'nin muhakkikteki ifadeleri karşısında, sanık Metin'in yapacağı ameliyat için en az 100 milyon lira isteyerek, "benim paramı sonra da verseniz olur önce anestezi uzmanını görün" demesi üzerine ameliyat öncesi annesi Keriman'ı anestezi uzmanı diğer sanık Yakup 'a muayene ettiren İnci Akdoğan'ın, kendisinde para talebi bulunmayan sanık Yakup 'a, diğer sanık Metin'in "önce onu görün" sözlerinden dolayı 15 milyon lira vermiş olmaları zira ameliyattan sonra da doğrudan sanık Metin'e 50 milyon lira paranın verilmiş olması gibi nedenler haksız para talep eden sanık Metin ile hasta yakını İnci Akdoğan arasında karşılıklı olarak edimlerin yerine getirilmesi yönünde rızalarının uyuştuğunu gösteren bir anlaşmanın bulunduğunu kanıtlamaktadır. Zira hasta yakını İnci, henüz ameliyat öncesinde sanık Metin'in isteği üzerine diğer sanığa da para vererek karşılıklı irade birliğinin sonucu üzerine düşen görevleri yerine getirmeye başlamıştır. Kaldı ki Borçlar Hukuku hükümlerine göre karşılıklı bir borç ilişkisinin varlığı için her zaman açık irade beyanı gerekmemektedir. Yapılan icaba davet ve karşı tarafında davetin gereklerini yerine getirmeye başlaması durumunda taraflar arasında irade birliği oluşmuş ve sözleşme yapılmış sayılır. Kamu kurumu niteliğindeki SSK hastanesinde yapılacak ameliyat için muayene ücreti dışında başkaca bir para verilmemesi gerektiğini objektif ölçülerde herkes bilebilecek durumda bulunduğundan taraflar arasındaki anlaşmanın rüşvet konusunda bir anlaşma olduğu kuşkusuzdur. Ayrıca Yüksek Yargıtay 5. Ceza Dairesinin pek çok kararlarında "bir işin yapılması ya da yapılmaması konusunda kendisinden para talep edilen müştekinin, buna karşı çıkarak şikayet edip sanığı yakalatması hallerinde sanığın eyleminin rüşvete eksik teşebbüs suçunu oluşturacağı benimsendiğine zira bu tür olaylarda müştekinin rüşvet konusunda hiçbir kabulü ve rızası bulunmadığı halde haksız para talep edenin eyleminin rüşvete eksik teşebbüs suçunu oluşturacağı" kabul edildiğine göre, bu tür eylemlerin daha ileri aşaması olan hiçbir şey söylenmemiş olsa bile şikayet etmeden istenen rüşvetin kısmen de olsa yerine getirilmiş olması yada olayımızda olduğu gibi yapılacak ameliyat öncesi talepleri yerine getirme yönünde gösterilen hareketler rüşvet anlaşmasının varlığını gösteren hareketlerden sayılmalıdır. Sanık Metin 'nın ameliyat öncesi bu iş için hasta yakınından para istemesi ve bu anlamda diğer sanık Yakup 'ı da görmelerini isteyerek sanık Yakup'un yanına gönderdiği hasta yakınlarının yine ameliyat öncesinde doktor sanık Metin'in isteği nedeniyle Yakup 'a para vermeleri ameliyat sonrası da sanık Metin'e 50 milyon lira vermiş olmaları nedeniyle sanık Metin ile hasta yakını arasında yapılacak ameliyat işinin para karşılığı yapılması konusunda bir rüşvet anlaşmasının bulunduğu kanaatine varılmıştır." gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.

Bu kararın da o yer C.Savcısı, sanıklar vekilleri ile katılan SSK vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C. Başsavcılığının sanık Metin yönünden "bozma" istekli 13.06.2003 günlü tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:

Karar: Ceza Yargılamaları Usulü Yasasında, Ceza Genel Kurulunda incelemenin duruşmalı yapılacağına ilişkin bir hüküm yer almadığından, sanık Metin vekillerinin temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteminin CYUY.nın 318. maddesi uyarınca reddine karar verildikten sonra dosya üzerinde yapılan incelemede;

SSK. İskenderun Hastanesinde Genel Cerrahi uzmanı olarak görev yapan sanık Metin'in, Keriman Salman adlı hastanın ameliyatını yapmak için para aldığından bahisle rüşvet suçundan cezalandırılmasına karar verilen somut olayda Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, sanık Metin'in eyleminin hangi suç niteliğine uyduğunun belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.

Rüşvet alma suçları TCY'nın 212. maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin 1. ve 2. fıkralarında ; "Kanun ve nizam hükümlerine göre yapmak zorunda olduğu şeyi yapmak veya yapmamak zorunda olduğu şeyi yapmamak için rüşvet alan veya bir vaat veya taahhüt kabul eden kimseye ... cezası verilir.

Cürmün, yapılması gereken işin yapılmaması veya yapılmaması gereken işin yapılması için işlenmesi halinde faile ... cezası verilir" denilmektedir.

Maddenin birinci fıkrasında düzenlenen basit rüşvet alma suçunda fail, rüşvet almasına veya vaat ya da taahhüt kabul etmesine karşın görevinin gereğini yerine getirdiği için, bu halde memuriyet sıfatı, ikinci fıkrasında düzenlenen nitelikli rüşvet alma cürmünde ise, görevinin gerektirdiğinin aksine yapmaması gereken işi yapmak yahut yapması gereken işi yapmamak biçiminde davranış gösterdiği için memuriyet görevi kötüye kullanılmaktadır.

Rüşvet alma suçlarının maddi unsurunu, "rüşvet alma veya bu yönde bir vaat veya taahhüt kabul etme" eylemleri oluşturmaktadır. Buna göre rüşvet alma suçu, seçimlik hareketli bir suçtur. Suçu oluşturan seçimlik hareketlerden "rüşvet alma"; rüşvete konu nesnenin verenin egemenlik alanından çıkarılıp failin veya onun öngördüğü üçüncü kişinin egemenlik ve nüfuz alanına sokulması ile tamamlanır. Seçimlik hareketlerden "rüşvet vaadinin veya taahhüdünün kabul edilmesi" ise, memurun kendisine yapılan teklifi olumlu karşılaması, buna rıza göstermesidir.

Öğretide ağırlıklı olan görüşe göre, basit veya nitelikli rüşvet alma suçunun oluşması için taraflar arasında bu hususta yapılmış bir anlaşmanın varlığının gerekli olduğudur. ( Prof. Dr. Sahir Erman, Ceza Hukuku Özel Bölüm Kamu İdaresine Karşı İşlenen Suçlar, İst., 1992, sy. 96 - Prof. Dr. Mehmet Emin Artuk, Yrd. Doç. Dr. Ahmet Gökcen, Arş. Gör. A. Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara, 1998, sy. 448 - Prof. Dr. Durmuş Tezcan, Yrd. Doç Dr. Mustafa Ruhan Erdem, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, İzmir, 2000, sy 182 - Prof. Dr. Faruk Erem, Prof. Dr. Nevzat Toroslu, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara, 1999, 7. bası, sy. 175 )

Ceza Genel Kurulunun 25.04.1983 gün ve 113-197 sayılı; 04.05.1987 gün ve 600-245 sayılı ve 13.11.2001 gün ve 242-245 sayılı kararlarında, öğretide ağırlıklı olarak savunulan görüş doğrultusunda vurgulandığı üzere, rüşvet alma suçunun oluşması için rüşvet anlaşmasının yapılmasının gereklidir. Bir rüşvet anlaşmasından söz edilebilmesi için belirli bir işin yapılması veya yapılmaması karşılığında, bu işi yapacak veya yapmayacak olan memura bir menfaatin sağlanması hususunda bu memurla ferdin rızaları arasında karşılıklı bir mutabakat bulunmalıdır. Bunun için de, memur tarafından ferde veya fert tarafından memura doğrudan veya dolaylı bir istek veya önerinin yapılması ve bunun da karşı tarafça kabul edilmesi gerekir. Böyle bir anlaşmanın varlığının kabulü için, anlaşmaya ilişkin rızalar serbest irade ürünü olmalı, başka deyişle, cebir, tehdit, hile ve sair nedenlerle fesada uğratılmamış bulunmalıdır.

Yasanın 240. maddesinde düzenlenen görevde yetkiyi kötüye kullanma suçunda ise, genel anlamda bir düzenlemeye yer verilmiş olup madde bu haliyle tamamlayıcı bir hüküm taşımaktadır. Bu nedenle eylemin, öncelikle yasadaki herhangi bir suça uymaması gerekir. Çünkü yasada önemli görülen belirli tipteki görevi kötüye kullanma halleri için ayrıca düzenleme yapılmıştır. Ayrıca, bu suçun oluşabilmesi için fail, görev alanına giren bir işlemi yasal düzenlemelere aykırı biçimde yapmalıdır. Failin, kendi görev alanına girmeyen bir işlem yapması halinde artık eylem görevi kötüye kullanma suçunu değil, koşulları varsa bir başka suçu veya koşulları bulunmuyorsa disiplin suçu oluşturacaktır. Yerleşmiş yargısal kararlarda ve öğretide de aynı görüşe yer verilmektedir. ( ERMAN-ÖZEK, Ceza Hukuku Özel Bölüm, Kamu İdaresine Karşı İşlenen Suçlar, sh. 209 vd. ) Görevin ne olduğu ise, yasa tüzük, yönetmelikler ve genelgelere uygun olarak belirlenecektir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay ele alınıp incelendiğinde;

Yakınan Tekin Akdoğan, SSK. Müfettişince alınan ifadesinde, safra kesesinden rahatsız olan kayınvalidesi Keriman Salman'ı SSK. İskenderun hastanesi doktorlarından Necip Anıkan'a götürdüklerinde ameliyat edemeyeceğini söylemesi üzerine, Dr. Metin tarafından tedavi edildiğini, muayenehanesindeki muayene karşılığında 15 milyon lira ödenmiş olduğunu ve hastanın hastaneye yatırılarak ameliyat edilmesine karar verip, bu ameliyat için 100 milyon lira civarında bıçak parası istediğini, ayrıca anestezi uzmanına da 30 milyon lira verilmesi gerektiğini söylemiş olduğunu ve anestezi uzmanına 15 milyon lira verdiğini eşi İnci Akdoğan'ın kendisine anlattığını, hastanın ameliyat olup iki gün sonra taburcu olduğunu, ailece toplanıp Dr. Metin'e 50 milyon lira vermeyi kararlaştırdıklarını, eşinin bu parayı kendisine vermesi üzerine adı geçen doktorun muayenehanesine giderek kusura bakmamasını, ailenin durumu iyi olmadığından ancak bu kadar verebileceklerini söyleyip parayı verdiğinde Dr. Metin'in önemli olmadığını, belirterek, fiyatın önemi olsa pazarlık edeceğini söyleyip parayı aldığını belirtmiş, C.Savcılığında da benzer şekilde anlatımda bulunmuştur.

Duruşmada ise, önceki ifadelerinin doğru olduğunu, ancak yanlış anlama olabileceğini, eşinden öğrendiğine göre doktorların bıçak parası adı altında bir miktar para aldıklarını, normal bir prosedür gibi görerek eşinin olay günü sanık Dr. Metin'e kaç lira bıçak parası vereceklerini sorduğunu, sanığın da bu tür ameliyatları 100-150 milyon liraya yaptıklarını söylemiş olduğunu öğrendiğini, ayrıca eşinin 15 milyon lira da muayene ücreti ödemiş olduğunu bildiğini söylemiştir.

Sanık Metin , SSK. Müfettişi ve C.Savcısı tarafından alınan ifadelerinde benzer şekilde; SSK. İskenderun hastanesinde uzman doktor olarak görev yaptığını, Keriman Salman'ı hastalarından birisi olması nedeniyle tanıdığını, kötü bir safra kesesi rahatsızlığı olduğu için daha önce hastaneye yattığında genel durumu da kötü olduğu için diğer doktorlar tarafından taburcu edilmiş olduğunu, daha sonra adı geçen hastanın muayenehanesine geldiğinde bütün olanaklarını kullanarak tüm tetkiklerini yaptırdığını ve anestezi konsültasyonu için anestezi uzmanına gönderdiğini, bu anlattığı olayların hepsinin hastane içerisinde olduğunu, hastayı servise yatırarak çok ciddi bir şekilde safra kesesi ameliyatını yaptığını, hiçbir komplikasyon oluşmadan hastayı iki gün hastanede yatırdıktan sonra şifa ile taburcu ederek evine gönderdiğini, hasta ile arasında hiçbir şekilde para alışverişi olmadığını, Tekin Akdoğan adlı kişiyi tanımadığını, kimseyi para vermesi konusunda yönlendirmesi ve talebi olmadığını, iddiaların hiçbirisini kabul etmediğini beyan etmiştir.

Duruşmada, iddianamede belirtilen hiç kimseden para almadığını, Keriman Salman'ı başka bir doktordan çıktıktan sonra muayenehanesine getirdiklerini, 10 günlük bir tedavi uyguladığını, bu kişiden sadece 15 milyon lira muayene ücreti aldığını bunun dışında herhangi bir para istemediğini ve almadığını, hastaları ya da hasta yakınlarını anestezi uzmanı olan diğer sanığa para vermeleri için göndermediğini, genel cerrahide yapılan tetkiklerden sonra ameliyata karar verilmesi halinde mutlaka anestezi uzmanının da görüşünün alındığını, hastaları bu amaçla diğer sanığa gönderdiğini söylemiştir.

Tanık İnci Akdoğan, SSK. Müfettişince alınan ifadesinde, Antalya'da olduğu sırada annesinin SSK. İskenderun hastanesine yatırıldığını öğrenip İskenderun'a gittiğini, ancak annesinin ilgili Dr. Necip tarafından ameliyat yapılmadan taburcu edildiğini, yaptıkları araştırma sonucunda annelerini SSK. doktoru olması nedeniyle tercih ettikleri Dr. Metin 'nın muayenehanesine götürdüklerini, muayene sonucunda hastanede ameliyatı yapacağını söylediğini ve adı geçene 15 milyon lira muayene ücreti ödediğini, ayrıca Dr. Metin'in hastaların bu ameliyat için 100-200 milyon lira para ödediklerini ve anestezi uzmanını görmelerini, kendi ücretini ameliyattan sonra ödeyebileceklerini söylediğini, bunun üzerine 10 günlük bir ilaç tedavisinden sonra annesinin 26.11.1999 tarihinde hastaneye yatırıldığını, annesi hastaneye yattıktan sonra kardeşi Reşat Salman ile birlikte anestezi uzmanı Dr. Yakup'un hastanedeki odasına götürdüklerinde muayene edip ameliyat olabileceğini söylediğini, kendilerini Dr. Metin'in gönderdiğini söyleyip yeterli olacağı düşüncesiyle Dr. Yakup'a 15 milyon lira verdiğini, onun da herhangi bir şey söylemeden parayı aldığını, annesi ameliyat edilip taburcu olduktan sonra ailece Dr. Metin'e verilecek paranın miktarını konuştuklarını ve 50 milyon lira vermenin yeterli olacağını düşündüklerini, eşi Tekin Akdoğan'ın bu parayı Dr. Metin'in muayenehanesine giderek verdiğini belirtmiştir.

Duruşmada ise, annesini Dr. Metin'in muayenehanesine götürdüklerinde muayene ücretini ödediklerini, ayrıca sanığın bu tür ameliyatları dışarıda özel hastanede 100-200 milyon liraya yaptıklarını söylediğini, annesini anestezi uzmanı Dr.Yakup'un da görmesinin gerektiğini söylemesi üzerine onun da muayenehanesine gittiklerini ve ona da muayene ücreti ödediğini, Dr. Metin'in kendilerinden para istemediğini ancak, ameliyat sonrasında ailece Dr. Metin'e 50 milyon lira vermeyi kararlaştırdıklarını, bu parayı eşi Tekin Akdoğan'ın, sanığın muayenehanesine götürdüğünü, ancak ödeyip ödemediğini bilemediğini söylemiştir.

Tanık Adil Salman, SSK. müfettişince alınan ifadesinde, annesi Keriman Salman'ın safra kesesinden rahatsızlığı olduğunu, Dr. Metin tarafından tedavi ve ameliyat edildiğini, sanık Dr.Metin'in söylemesi üzerine annelerini ayrıca anestezi uzmanına muayene ettirdiklerini, Dr. Metin'in, kendisine verecekleri paradan çok anestezi uzmanına para vermelerini istediğini, bu muayeneyi Dr. Yakup'un hastanedeki odasında yaptıran kardeşi Reşat'ın 25 milyon lira verdiğini söylediğini, annesi taburcu olduğu gün Dr. Metin kendilerini muayenehaneye davet ettiğinden aynı gün eniştesinin muayenehaneye giderek ailece aralarında toplamış oldukları 50 milyon lirayı verdiğini, bu paranın miktarının sanık Dr.Metin tarafından ameliyattan önce belirlenerek tedavi için kardeşi İnci Akdoğan'dan istendiğini belirtmiş, duruşmada da benzer şekilde anlatımda bulunmuş ve sanıkların ifadelerini değiştirmeleri karşılığında aldıkları 65 milyon lirayı geri ödemeyi teklif ettiklerini kardeşi İnci'den öğrendiğini söylemiştir.

Tanık İnci ile bu tanığın anlatımları arasında doğan çelişkinin giderilebilmesi için duruşmada yüzleştirildiklerinde her iki tanık da ifadelerinde ısrar etmiş olup, tanık İnci, kardeşi Adil'in ifadesinin kabul etmediğini bildirmiştir. Ayrıca yakınan Tekin'den de sorulmuş, tanık Adil'in ifadesinin doğru olduğunu, duruşmayı beklerlerken eşi İnci Akdoğan'dan, ifadelerini değiştirmeleri karşılığında sanıkların almış oldukları 65 milyon lirayı iade etmeyi teklif ettiklerini öğrendiğini belirtmiştir.Ancak tanık İnci bu anlatımında doğru olmadığını söylemiş, önceki ifadesinde ısrar etmiştir.

Tanık Keriman Salman ise işlemlerin çocukları kızı İnci ve oğlu Adil tarafından yapıldığını, kendisinin bir şey bilmediğini beyan etmiştir.

Bütün bu anlatımlar bir arada ele alınıp, değerlendirildiğinde;

Yakınan Tekin ve tanık Adil'in anlatımları görgüye dayanmayıp, tanık İnci'den duyduklarını aktarmaktan ibaret, duyuma dayalı beyanlardır. Ancak bu anlatımlar hem birbirleriyle, hem de kendi içlerinde çelişkiler taşımakta, verildiği belirtilen paranın miktarı, verildiği yer ve veren kişinin kim olduğu hususlarında tutarlılık arz etmemektedir. Tanık İnci'nin anlatımları ise, görgüye dayalı olmakla beraber, paranın verilmesi konusunda sanıkla aralarında bir anlaşma sağlanması, paranın miktarı ve istenme nedenleri hususlarında aşamalarda tutarsız ve çelişkilidir. Yerel Mahkemece bu çelişkilerin giderilmesi için çaba harcanmış, ancak adı geçenlerin beyanlarında ısrar etmeleri nedeniyle çelişki giderilememiştir. Bu durumda, şüphenin sanık lehine değerlendirilmesine ilişkin evrensel ceza hukuku ilkesi de nazara alınarak, artık sanık doktor ile hasta yakınları arasında, yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı şekilde bir rüşvet anlaşması bulunduğundan, dolayısıyla rüşvet suçunun oluştuğundan söz etmeye olanak yoktur.

Bu itibarla sanığın sabit olan eyleminin, TCY.nın 240/2. maddesinde nitelendirilen görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçuna uyduğu gözetilmeden, rüşvet suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi isabetsiz olup, Yerel Mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Kurul Üyesi ise, "Yerel Mahkemece sanık Metin'in eyleminin irdelenip rüşvet suçuna uyduğunun kabul edilmesi ve açıklanan direnme gerekçesi isabetli olduğundan direnme kararının onanmasına karar verilmelidir." görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.

Sonuç: Açıklanan nedenlerle, Yerel Mahkeme direnme hükmünün BOZULMASINA, hakkında bozma kararına uyulan diğer sanık Yakup yönünden inceleme yapılmak üzere dosyanın Yargıtay 5. Ceza Dairesine gönderilmesi için Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 30.09.2003 günü tebliğnamedeki isteme uygun olarak oyçokluğuyla karar verildi.
Old 05-03-2010, 09:37   #15
Av.Barış

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
Ceza Genel Kurulu

E:2007/5-174
K:2007/213
T:30.10.2007

Görevde Yetkiyi Kötüye Kullanmak
Yapılması Gereken Bir îş İçin Yarar Sağlamak

Özet
Yapması gereken işi yapmak için menfaat temin eden kamu görevlisinin, irtikap düzeyine ulaşmayan eylemi 5237 saydı TCY'nin 257/3. maddesinde yaptırıma bağlanan görevde yetkiyi kötüye kullanma suçunu oluşturur.
Hastane polikliniğine muayene olmak için gelen mağdura ameliyat olması gerektiğini söyleyip, ameliyattan sonra da 30.000.000 lira alan sanık hekimin eylemi, paranın verilmesi konusunda ameliyat öncesi sanıktan gelen ve icbara dönüşen bir teklifin bulunmaması ve sanıkla mağdur arasında yapılmış bir rüşvet anlaşmasının bulunmaması nedeniyle irtikap ve rüşvet suçlarını oluşturmaz.
Sanığın, ücretsiz olarak ameliyat etmek zorunda olduğu hastasından, ameliyattan sonra 30 milyon lira alması gerek 765 sayılı TCY'nin 240. maddesi gerekse sonradan yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY'nin 257. maddesinde tanımlanan "görevde yetkiyi kötüye kullanma " kapsamında değerlendirilmelidir.

5237 s. Yasa m. 257/3

Trabzon SSK Hastanesinde göz doktoru olarak görev yapan sanık hakkında, "ameliyat olması gereken SSK güvencesi altındaki bir kısım hastaları kendi özel muayenehanesine yönlendirdiği, burada yaptığı muayeneden sonra muayene ücretini alarak hastaneye yatırdığı ve ameliyat için ücret ödememesi gereken bu hastalardan hastanede yaptığı ameliyat karşılığında para aldığı, para vermeyen hastalara da ameliyat yapmayacağını söylediği, böylece ikna yoluyla irtikap suçunu işlediği" iddiasıyla 765 sayılı Yasa'nın 209/2. maddesi uyarınca cezalandırılması için açılan kamu davası sonunda, (Trabzon Ağır Ceza MahkemesQ'nce 13.06.2002 gün ve 356-195 sayı ile sanığın atılı suçladığına ilişkin yeterli delil bulunmadığından beraata hükmedilmiştir.
Hükmün, katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Beşinci Ceza Dairesi'nce 06.05.2004 gün ve 6762-3795 sayı ile "Oluşa ve dosya içeriğine göre, Trabzon SSK Hastanesinde göz doktoru olarak çalışan sanığın, SSKlı olup, hastanede göreceği her türlü tedavi için ücret ödeme yükümlülüğü bulunmayan müştekilerden Meryem'den 07.06.1999 tarihinde ameliyat için 50 milyon lira istediği, müştekinin de kabul ederek ameliyat olduktan sonra 10.06.1999 tarihinde sanığın muayenehanesine yengesi Ümran ile birlikte giderek başka param yok diyerek 30 milyon lira verdiği, sanığın da kabul ederek aldığı, tanık Ümran'in da bunu doğruladığı, bu durumda sanığın yapmak zorunda olduğu şeyi yapmak için rüşvet aldığı anlaşılmakta olup, ayrıca sanığın aynı şekilde kendilerinden ameliyat parası aldığını iddia eden diğer müştekilerin iddialarının sübutu yönünden, öncelikle mahkemede dinlenilmeyen müştekiler İlyas ve Sevgi'nin beyanlarının alınarak, müştekilerin varsa iddiaya dair delillerinin de tespitinden sonra sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik soruşturmayla yazılı şekilde hüküm kurulması..." isabetsizliğinden hükmün bozulmasına karar verilmiş ise de; Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi'nce 15.12.2005 gün ve 254-431 sayı ile bu kararın mağdur Meryem'le ilgili bölümüne beraat kararı verilmek suretiyle ısrar edilirken, sair bölümüne önce araştırma yapılıp, daha sonra beraat kararı verilerek uyulmuştur.
Bu hükmün de katılan vekili ve yerel Cumhuriyet Savcısı tarafından (sanık aleyhine) temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kısmen onama, kısmen bozma istekli 29.06.2007 gün ve 131933 sayılı tebliğnamesiyle, Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulu'nca konu görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir:
Yerel mahkemece Özel Daire bozma kararının bir kısmına uyulup, bir kısmına ısrar edilmiş olduğundan, Genel Kurul'daki inceleme, sanığın Meryem'e karşı eyleminden verilen hükme hasren yapılmıştır. Buna karşılık, diğer şikayetçilere karşı işlenen eylemler nedeniyle verilen hükümler uyma kararı sonunda verildiklerinden, bu hükümlerin öncelikle Yüksek Daire'ce incelenmesi gerektiği kabul edilmiştir.
Trabzon SSK Bölge Hastanesinde göz doktoru olarak görev yapan sanığın, 07.06.1999 tarihinde hastane polikliniğine muayene olmak için gelen ve SSK güvencesi altında olan Meryem'e ameliyat olması gerektiğini söylemesi, Meryem'in de bunu kabul ederek, doktorun talimatı doğrultusunda
08.06.1999 günü gelip, doktor tarafından hastaneye yatırılarak ameliyat edil
dikten sonra, 10.06.1999 tarihinde doktor Çan'a ait özel muayenehaneye
giderek yapılan ameliyat karşılığında sanığa 30.000.000 lira vermesi tarzında
gerçekleşen olayla ilgili olarak çözülmesi gereken ve yerel mahkeme ile Özel
Daire arasında ortaya çıkan uyuşmazlığın, bu eylemin herhangi bir suçu
oluşturup oluşturmayacağı konusunda ortaya çıktığı görülmektedir.
Sanığa atılı eylemlerin oluştuğu hususunda bir kesinlik bulunmadığı ifade edilen yerel mahkeme hükmünün aksine, Özel Daire Kararında sanığın Meryem'e karşı rüşvet suçunu işlediğinin dosyadan kesin olarak anlaşıldığı belirtilmektedir.
Dosya incelendiğinde;
İlyas isimli kişinin, 22.07.1999 ve 13.10.1999 tarihinde Trabzon SSK Bölge Hastanesi Müdürlüğü'ne, 17.12.1999 tarihinde de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı'na bir mektup göndererek, SSK Trabzon Bölge Hastanesinde göz ameliyatı olduğunu, daha önce hastaneye muayene olmak için geldiğini, randevular dolu olduğundan muayene olamadığını, bunun üzerine Dr. Çan'ın özel muayenehanesine gittiğini, kendisine ameliyat öneren Dr. Çan'ın kendisinden ameliyat için 50 milyon lira istediğini, kendisinin de bu parayı vererek ameliyat edildiğini, ancak hastaneden erken taburcu edildiği için iyileşeme-diğini iddia ederek Dr. Çan'dan şikayetçi olduğu, bunun üzerine ilgili Bakanın talimatı ile müfettiş görevlendirilerek yapılan soruşturma sırasında, SSK Trabzon Hastanesinde ameliyat olan İlyas ile birlikte rastgele seçilen 27 kişi ile ilgili inceleme yapıldığı, bu kapsamda şahıslarla telefon irtibatı kurulduğu ve yapılan telefon konuşmaları sırasında 5 kişinin daha İlyas'ın iddia ettiği şekildeki eylemlere maruz kaldığı ve gelip ifade verebilecekleri, bunlardan birisinin de Meryem olduğu belirlenmiştir.
Yapılan soruşturma sonunda; SSK Trabzon Sigorta Müdürlüğü'nün
02.10.2000 gün ve 57878 sayılı yazısı ile; Dr. Çan'ın muayene ücreti yanında
ameliyat karşılığında Meryem'den 30 milyon lira aldığından bahisle kamu davası açılması için Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmuştur.
Meryem'in, SSK güvencesi altında olduğu, 08.06.1999 tarihinde hastane polikliniğinde muayene edildikten sonra, "Dakriosistit" tanısıyla Trabzon SSK Hastanesine yatırılıp, aynı gün Dr. Can tarafından ameliyat edildiği, 09.06.1999 tarihinde de iyileşerek taburcu olduğu anlaşılmaktadır. Bununla birlikte, Dr. Çan'ın özel muayenehanesinde muayene olduğuna veya özel muayene ücreti ödediğine ilişkin herhangi bir belge dosyada mevcut değildir.
Meryem'e yönelik olayla ilgili olarak ifadesine başvurulan sanık Dr. Çan'ın idari soruşturma sırasında başmüfettişe verdiği 10.07.2000 tarihli yazılı savunmada; "...Meryem? hastane polikliniğinden muayenehaneme çağırdığım iddiası doğru değildir. Bu husus hasta tarafından yanlış anlaşılmıştır. Hastane polikliniğinde muayene ettiğim ve ameliyatına karar verdiğim tüm hastalara o anda uygun bir randevu verir ve o tarihte gelmelerini söylerim. Hiçbir hastamı özel muayenehaneme yönlendirmedim. Buna diğer çalışanlar tanıktır... Kontrole çağırdığım hastalardan bir kısmı kontrolleri için tamamen kendi istekleri ile muayenehaneme gelebilmektedirler. Bu şekilde gelen hastaların birinci ve takip eden kontrollerinde muayene ücretleri alınmıştır. Hastaların ifade ettikleri paralar bunlardan ibarettir. Ben hastaları yönlendirmek istesem, ameliyatı da kendi muayenehanemde yaparım. Çünkü, orada ameliyat yapabilecek imkanım var. Ben birçok hastayı, ameliyattan sonra kendi işyerimde kontrol edip, para bile almadım. Benim ameliyat ettiğim birçok hasis vardır, bu tür iddialarda bulunanlar belli sayıdadır. İddialar da, bahsedilen olaylardan bir yıl sonra yapılmıştır. " denilmektedir. Cumhuriyet Savcısı önündeki 05.12.2000 tarihli savunma ise; "Ben hiçbir şekilde hastalarımla ameliyat pazarlığı yapmam. Örnekleme suretiyle seçilen 27 hastadan 5 tanesinin ifadesi alınmıştır. Bunlar da muayenehaneme geldiklerini söylemişlerdir. Bu husus doğrudur. İfadeleri alınmamış olan birçok hastam da muayenehaneme gelmişlerdir. Ancak, bunlardan ameliyat için para almadım. Muayene ve tetkik ücretlerini aldım. Bu şekilde muayenelerden 30 ila 70 milyon arası bir para almışımdır. " şeklindedir. Sanığın 12.02.2002 tarihli mahkeme ifadesi ile önceki savunmaları aynı mahiyettedir.
Buna karşılık şikayetçi Meryem, idari soruşturma sırasında müfettişe verdiği 03.03.2000 tarihli ifadede; " Benim sağ gözüm ağrıyordu ve sürekli göz yaşı geliyordu. Bu yüzden SSK Trabzon Hastanesinde Dr. Çan'a muayene için geliyordum. 07.06.1999 günü sabahı Dr. Can beni hastanede muayene etti. Ameliyat olmam gerektiğini, ancak bunun için kendisine 50 milyon lira para ödemem gerektiğini söyledi. O sırada yanımda yengem Ümran vardı. O da konuşulanları duydu. Başka kimse yoktu. Konuşma göz polikliniğinde oldu. Dr. Can bana ertesi sabah 09.00'da hastaneye gelmemi ve kendisine uğramamı söyledi. Ben 08.06.1999 günü sabah saat 09.00'da göz servisine geldim. Dr. Can beni hastaneye yatırdı. O gün saat 11.00-12.00 arasında bir saatte beni ameliyat etti. Ameliyat olmadan önce doktora ameliyat parasını şimdi mi, yoksa ameliyattan sonra mı verelim diye sordum. Dr. Can da ameliyattan sonra özel muayenehanesine kontrole gelerek orada vermemizi söyledi. Ben ameliyattan sonra, saat 16.00 sıralarında taburcu edildim. Hastaneden ayrıldım. Doktor, 2 gün sonra kontrole gelmemi söylediği için 10.06.1999 günü öğle tatilinde Ümran ile birlikte Dr. Çan'ın özel muayenehanesine gittim. Doktor gözümü kontrol etti, gözün iyi daha sonra yine kontrole gel dedi. Bizden ameliyat parası olarak 50 milyon lira vermemizi istedi. Ümran, eşimin pazarcılık yaptığını, fazla paramızın olmadığını, bu kadar parayı veremeyeceğimizi ancak 30 milyon lira verebileceğimizi söyledi. Onun ısrarlı konuşması karşısında doktor bu parayı kabul etti. Ona 30 milyon lira verdim. Ameliyattan sonra gözümün ağrısı geçti, ancak gözyaşı akıntısı halen devam etmektedir. " şeklinde beyanlarda bulunmuştur. Müştekinin 19.04.2001 tarihinde Cumhuriyet Savcısı önünde verdiği ifadeyle, 18.04.2002 tarihinde duruşmada verdiği ifade de aynı mahiyettedir.
Olayın tek görgü tanığı, Meryem'in kayınbiraderinin eşi olan Ümmü'dür. Ümmü, duruşmadaki 18.04.2002 tarihli yeminli ifadesinde; "Ben eltim Meryem ile birlikte SSK Hastanesine gittim. Meryem İn gözleri rahatsız olduğundan onu huzurdaki doktor Can muayene etti. Ameliyat olacağını söyledi. Bunun için 50 milyon lira para alırım dedi. Ben de 30 milyon olsun dedim. Daha sonra Meryem? ameliyat etti, tedavisini bitirdi. Daha sonra Meryem'le birlikte doktorun yaz/hanesine gittik. Meryem tedavisi bittikten sonra doktora 30 milyon lirayı ödedi. Parayı ben verdim. " dedikten sonra, sanık müdafiinin talebi üzerine sorulduğunda; "Biz ameliyattan sonra doktor Çan'ın yazıhanesine gittik, 30 milyon lira ödedik, o zaman kontrol yapmadı, parayı ödeyip çıktık, 2 ay sonra gelin, kontrol edeceğim dedi, biz de iki ay sonra tekrar özel muayenehaneye gittik, Meryem in gözlerini kontrol etti, fakat bu kontrolden sonra para almadı" şeklinde tanıklık yaparak, Meryem ile aynı doğrultuda ifade vermiştir.
Dosyada bulunan diğer ifadeler esas itibarıyla bizim olayımızla değil, diğer şikayetçilere yönelik eylemlerle ilgilidir. Özetle bahsedilecek olursa, ifadelerine başvurulanlardan bazıları hastanede yapılan ameliyat için Dr. Çan'a değişik miktarlarda para ödediklerini ifade ederlerken, sondaj usulü seçilerek aranan bazı hastalar ise Dr. Can tarafından hastanede ameliyat edildiklerini ancak kendilerinden herhangi bir şekilde para istenmediğini, para da ödemediklerini söylemişlerdir.
Yap ılan araştırmada, Dr. Çan'ın 08.06.1999 tarihinden geriye doğru 1 yıl içerisinde Trabzon SSK Bölge Hastanesinde toplam 131 ameliyat yaptığı tespit edilmiştir.
Şu durumda; uyuşmazlığın çözümü için sanığın eyleminin herhangi bir suçu oluşturup oluşturmadığının ve oluşturuyorsa, suç vasfının belirlenmesi gerekmektedir.
San ık hakkındaki kamu davasının 765 sayılı Yasa'nın 209. maddesinde yer alan ikna suretiyle irtikap suçundan açıldığı görülmektedir. Buna karşılık Özel Daire bozma kararında, sanığın Meryem'e karşı eyleminin, 765 sayılı Yasa'nın 212/1. maddesindeki "yapmak zorunda olunan bir işin yapılması için rüşvet almak" suçunu oluşturacağı belirtilmiştir.
İrtikap, rüşvet ve görevi kötüye kullanma suçları arasındaki ilişki ve bu suçlarla ilgili ayırıcı kıstaslar Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 30.03.2004 gün ve 37-75 sayılı kararında açıkça ortaya konulmuştur.
Ancak ne var ki; 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY'nin rüşvet suçunu düzenleyen 252. maddesi, 765 sayılı TCY'nin 212/1. maddesinden farklı olarak "yapmak zorunda olunan bir işin yapılması için elde edilen menfaatin rüşvet suçunu oluşturmayacağını" hükme bağlamış, anılan maddenin gerekçesinde de bu husus "haklı bir işin gördürülmesi amacıyla kamu görevlilerine menfaat temininin rüşvet suçunu oluşturmayacağı, koşulları gerçekleştiğinde irtikaptan söz edilebileceği" biçiminde değerlendirilmiştir. 5237 sayılı TCY'nin anılan normu, gerekçesiyle birlikte gözetildiğinde, yapması gereken işi yapmak için menfaat temin eden kamu görevlisinin, irtikap düzeyine ulaşmayan eyleminin görevde yetkiyi kötüye kullanma suçunu oluşturabileceği düşünülmelidir.
Söz konusu karardaki açıklamalar da gözönünde bulundurulmak suretiyle somut olaya bakıldığında;
İlyas isimli kişinin şikayeti üzerine yapılan inceleme ve soruşturma sonunda, Trabzon SSK Bölge Hastanesinde göz doktoru olarak görev yapmakta olan Dr. Çan'ın, hastane polikliniğine muayene olmak için gelen Meryem'e ameliyat olması gerektiğini söyleyip, ameliyattan sonra da Meryem'den 30.000.000 lira aldığı, Meryem ile tanık Ümmü'nün aşamalarda değişmeyen istikrarlı ifadeleriyle kanıtlanmış ise de, bu paranın verilmesi konusunda ameliyat öncesi sanıktan gelen ve icbara dönüşen bir teklifin bulunmadığı gibi sanıkla Meryem arasında yapılmış bulunan bir rüşvet anlaşmasının varlığıda ispatlanamadıgından, olayımızda irtikap ve rüşvet suçlarının oluşmadığını kabul etmek gerekmiştir. Bununla birlikte, görevi nedeniyle Meryem'i ücretsiz olarak ameliyat etmek zorunda olan sanığın, hiç para almaması gerekirken, müştekiden 30 milyon lirayı almış olduğunun kesinlik kazanması nedeniyle; gerek suç tarihinde geçerli mevzuata göre 765 sayılı TCY'nin 240. maddesi, gerekse sonradan yürürlüğe giren 5237 sayılı Yasa'nın 257. maddesinde tanımını bulan "görevde yetkiyi kötüye kullanma" suçunun unsurları oluşmuştur.
Görevde yetkiyi kötüye kullanma suçu açısından zamanaşımının dolup dolmadığı hususu ise, bozma sonrası yargılama ve hüküm kurma evresinde yerel mahkemece değerlendirilmesi gereken bir husustur.
Bu itibarla, katılan vekili ile yerel Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları yerinde görülmekle, sanığın suç işlediği hususunda yeterli delil bulunmadığından bahisle beraatına hükmedilen yerel mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Kurul Üyesi; "sanığın eyleminin 765 sayılı Yasa'nın 212/1. maddesinde düzenlenen rüşvet suçunu oluşturacağı görüşünü ileri sürerek, direnme kararının bu nedenle bozulması gerektiği" yönünde karşı oy kullanmıştır.
Sanığın, Meryem dışındaki şikayetçilere karşı işlediği iddia edilen eylemler nedeniyle açılan kamu davaları sonunda bozmaya uyularak verilen hükümleri temyiz davası nedeniyle inceleme yetkisi ise Yargıtay Beşinci Ceza Dairesi'ne ait olduğundan, dosya bu yönüyle incelenmek üzere Özel Daire'ye gönderilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle,
Trabzon A ğır Ceza Mahkemesi'nin 15.12.2005 gün ve 254-431 sayılı şikayetçi Meryem ile ilgili direnme hükmünün BOZULMASINA,
Uyma karar ı sonunda verilen ve Meryem dışındaki diğer şikayetçilerle ilgili olan hükümler hakkındaki temyiz incelemesinin Yargıtay Beşinci Ceza Dairesi'nce yapılmasına,
Özel Daire'ce verilecek kararın ardından Genel Kurul kararı doğrultusunda yeni bir hüküm verilmesi için yerel mahkemeye gönderilmesi gereken dosyanın Yargıtay Beşinci Ceza Dairesi'ne sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 30.10.2007 günü yapılan müzakerede, tebliğnamedeki düşünceden farklı olarak oyçokluğu ile karar verildi.
Old 05-03-2010, 09:48   #16
Av.Barış

 
Varsayılan

T.C. YARGITAY
5.Ceza Dairesi

Esas: 2009/4776
Karar: 2009/6859
Karar Tarihi: 6/8/2009

ÖZET: Rüşvet teklifinin kabul edilmemesi ve sanığın yakalanması için yapılan anlaşmanın da serbest irade ürünü olmaması nedeniyle rüşvet anlaşmasının oluşmadığı nazara alındığında, eylemin rüşvet almaya teşebbüs aşamasında kaldığının gözetilmesi gerekir.

(5237 S. K. m. 53, 252) (2918 S. K. Ek m. 11)

Dava: İrtikap suçundan sanık Zekerya'nın yapılan yargılanması sonunda; eyleminin rüşvet suçunu oluşturduğunun kabulüyle mahkumiyetine dair, Üsküdar Üçüncü Ağır Ceza Mahkemesi'nden verilen 16.10.2008 gün ve 2008/170 Esas, 2008/308 Karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay'ca incelenmesi sanık müdafii tarafından istenilmiş olduğundan, dava evrakı C. Başsavcılığından tebliğname ile Daireye gönderilmekle incelenerek gereği düşünüldü:

Karar: Suçun 5237 sayılı Yasa'nın 53/1-a maddesindeki yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işlenmesine rağmen, sanık hakkında 53/5. maddesinin uygulanmaması, karşı temyiz bulunmadığından bozma nedeni sayılmamıştır.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre, yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde trafik polisi olarak görev yapan sanığın, müştekinin aracına görüşü engelleyecek şekilde yük yüklemesi nedeniyle işlediği trafik suçundan dolayı ceza yazmamak ve aracı bağlamamak karşılığında 250 TL veya bu değer karşılığı aküyü rüşvet olarak istediği, ödemek niyetinde olmayan müştekinin olayı C. Savcılığı'na bildirdiği ve suçun tespitini temin için seri numaraları alınmış 250 lirayı polisin bilgisi dahilinde buluştukları petrol istasyonu yakınında verilmesini müteakip para ile yakalandığının anlaşılması karşısında, rüşvet teklifinin kabul edilmemesi ve sanığın yakalanması için yapılan anlaşmanın da serbest irade ürünü olmaması nedeniyle rüşvet anlaşmasının oluşmadığı nazara alındığında, rüşvet almaya teşebbüs aşamasında kaldığı gözetilmeden suçun tamamlandığının kabulüyle yazılı şekilde hüküm kurulması,

17.10.1996 tarihinde yürürlüğe giren 4199 sayılı Kanun'la değişik 2918 sayılı Kanun'a eklenen ek 11. madde gereğince, trafik polisi olup suç tutanağı düzenleme yetkisi bulunan sanığa hükmolunan cezanın yarı oranında artırılması gerektiğinin gözetilmemesi,

Sonuç: Kanuna aykırı, sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, kazanılmış hak saklı kalmak kaydıyla hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasa'nın 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK'nın 321 ve 326. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 08.06.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Old 05-03-2010, 22:42   #17
emran

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan av.sebahattin
Üstad ben de sizinle birlikte akıl yürütüyorum:

Rüşvet alan kamu görevlisi, bunu sırf karşısındakini yakalatmak için mi yapmış yoksa, rüşvet aldıktan sonra aktif nedamet mi göstermiş, sanırımın bunu da aydınlatmak gerekir. Eğer aktif nedamet göstermiş ise, veren açısından suçun bütünüyle oluştuğu tartışmasız. Eğer rüşvet vereni yakalatmak için rüşvet almışsa/anlaşmaya varmışsa (Kışkırtıcı ajan v.b. mi kabul edilecek) ve rüşvet sayılmayacaksa hangi suçun azmettiricisi olarak ceza alacaktır! Denetim Görevini İhmal suçu veya Görevi İhmal ve kötüye kullanma mı? Bu sefer de icra hareketlerine başlanmadığı olgusu var, rüşvet konusundaki anlaşmayı bu nedenle veren yönünden bu suçların icra hareketi olarak mı kabul edeceğiz.?
Sayın Sebahattin, arama nokatasındaki jandarma eri sırf müvekkili yakalatmak için iki defa kendisne verilen parayı kabul etmiştir. Daha sonradan gösterilen bir pişmanlık yoktur. Olayı başından beri komutanlarına söylemiştir. Ardından kaçak eşya taşınan iki aracı yakalatınca, ertesi gün müvekkili bir ifade için kararkola çağırmıştır. Akabinde de müvekkil karakolda göz altına alınmıştır. Olay bu, sonradan gösterilen hiçbir pişmanlık söz konusu değil. Baştan beri gizlenen bir irade söz konusu.
Old 05-03-2010, 23:02   #18
emran

 
Varsayılan

Sayın meslektaşlarım verdiğiniz tüm yanıtlar ve yargıtay kararları için çok teşekkür ederim. Ancak, sayın Gemicinin de bahsetmiş olduğu gibi jandarma erinin bir kamu görevlisi olup olmadığı da ayrıca bir tartışma konusu. Zira yeni ceza yasasında kamu görevlisi tanımı çok geniş tutulduğundan jandarma erinin kamu hizmeti yürüten bir kamu görevlisi olduğundan bahsedebilir miyiz? Bu konu hakkındaki düşüncelerinizi öğrenebilirmiyim?
Old 05-03-2010, 23:19   #19
umutlaw

 
Varsayılan

Ben yasanin metninden ve ruhundan kamu gorevlisinin sadece amme icin calisan degil belki bu calismanin sureklilik arz etmesi gerektigini anlamaktayim, dolayisiyla burada bir kamu gorevlisi goremiyorum,
1982 Anayasasi 1924 ve 1961 Anayasalarina gore daha genis bir duzenleme ile Kamu gorevlisi kavramina yer vermistir,

Dar anlamda kamu görevlisi tanımı için; AY md.128
“ Devletin KİT ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütülür”… burada, daha çok kamu hizmetinin tanımı yapılmıştır.

__________
İstihdam şekilleri( kamu hizmetleri)
1. memur 2. sözleşmeli personel 3. geçici personel 4. işçiler

Bu kanunun uygulandığı kurumlarda, sayılan bu 4 tür istihdam şekli dışında personel çalıştırılamaz.
________________
129. Madde
2. Görev ve Sorumlulukları Disiplin Kovuşturulmasında Güvence
Memurlar ve diğer kamu görevlileri Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlüdürler. Memurlar ve diğer kamu görevlileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşları mensuplarına savunma hakkı tanınmadıkça disiplin cezası verilemez.

Uyarma ve kınama cezalarıyla ilgili olanlar hariç, disiplin kararları yargı denetimi dışında bırakılamaz.

Silahlı kuvvetler mensupları ile hakimler ve savcılar hakkındaki hükümler saklıdır.

Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir.

Memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında işledikleri iddia edilen suçlardan ötürü ceza kovuşturması açılması, kanunla belirlenen istisnalar dışında, kanunun gösterdiği idari merciin iznine bağlıdır.

Rusvetin bir plan oldugunu ve komutanlarinin bunu bildigini neden ifade etmiyorsunuz? Baska bir sey mi var?
Old 06-03-2010, 00:14   #21
emran

 
Varsayılan

Sayın, Umutlaw anlayamadım. Deminden beridir zaten bu olayın bir plan olduğunu ve askerin sırf müvekkli yakalatmak için bu parayı kabul ettiğini söylüyorum. Ancak burada bir husus var; ilk teklifi götüren müvekkil. Yani lehine haksız menfaat sağlanması karşılığında para vermeyi teklif eden müvekkil.Burada asıl öğrenmek istediğim; arama noktasında askerlik görevini yapan erin yasadaki kamu görevlisi tanımına uyup uymadığı, ikincisi de, ortada gerçek bir anlaşma olmadığından olayın müvekkil açısından teşebbüs aşamasında kalıp kalmadığı.
Old 06-03-2010, 00:41   #22
avukat.derviş.yıldızoğlu

 
Varsayılan

Askerlik görevinin yapılması zorunlu bir vatandaşlık görevi olduğu ve yurt savunması şeklinde bir kamu hizmeti niteliği taşıdığı, askerlik hizmeti sırasında sembolik de olsa Devletçe verilen bir maaş olduğu, askerlik süresince kişilerin sosyal güvencesinin olduğu, yine askerlik hizmetinin sonraki kamu hizmetlerine eklenebildiği, jandarmanın kolluk olduğu, şahsın da jandarma er olduğu hususları karşısında, jandarma erin kamu görevlisi olduğunda şüphe yoktur.
Teşebbüs konusunda ise, bir önceki mesajıma atıfta bulunmakla yetiniyorum.
Saygılarımla...
Old 06-03-2010, 08:45   #23
umutlaw

 
Varsayılan

Ben erin askerlik suresince bu hizmeti mecburi olarak gerceklestirdigi ve yine bu mecburiyetin hizmet bazinda sureklilik arz etmedigi ve asil bir meslek ve isi olmadigi icin kamu gorevlisi olmadigini dusunmekteyim bu nedenle buradaki rusvet iddiasi olayinida bir anlam verememekteyim! Ote yandan ve tam aksine kisi ilk kez bunu yaparken yakalanmasi gerekirdi nitekim olayda olayi ispatlamak icin bir plan yapilmis ve muvekkiliniz kanaatimce tehrik edilmis ve bu sebeple her hangi bir suc bile ortaya cikmis ise bu agirlatilmistir bu bana gore hukuka uygun degil. Saygilarimla
Old 06-03-2010, 14:46   #24
avukat.derviş.yıldızoğlu

 
Varsayılan

Örne¬ğin mesleklerinin icrası bağlamında avukat veya noterin kamu görevlisi ol¬duğu hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Keza kişi, bilirkişilik, ter¬cümanlık ve tanıklık faaliyetinin icrası kapsamında bir kamu görevlisidir. Askerlik görevi yapan kişiler de kamu görevlisidirler. Bu bakımdan örneğin bir suç vakıasına müdahil olan, bir tutuklu veya hükümlünün naklini gerçekleştiren jandarma subay veya erleri de, kamu görevlisidirler.”


T.C.
YARGITAY
5. CEZA DAİRESİ
E. 2006/3896
K. 2006/6505
T. 6.7.2006
• RÜŞVET ALMA ( Sanıkların Aldıklarına Dair İhbar Üzerine Onları Yakalamaya Yönelik Olarak Numaraları Önceden Tespit Edilen Paraların Operasyonla Yakalanması Eyleminin Rüşvet Değil Kamu Görevlisi Olan Sanıkların Görevi Kötüye Kullanma Suçunu Oluşturduğu )
• GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA ( Sanıkların Rüşvet Aldıklarına Dair İhbar Üzerine Onları Yakalamaya Yönelik Olarak Numaraları Önceden Tespit Edilen Paraların Operasyonla Yakalanması Eyleminin Suçu Oluşturduğu )
• RÜŞVET ANLAŞMASI ( Olayda Görevli Ajanla Sanıklar Arasında Serbest İradeyle Yapılmış Bir Rüşvet Anlaşması Olmadığı ve Ajanın Gerçekte Gayri Meşru Zeminde Bulunmadığı )
5237/m.252
ÖZET : Olayda görevli ajanla sanıklar arasında serbest iradeyle yapılmış bir rüşvet anlaşması olmadığı ve ajanın gerçekte gayri meşru zeminde bulunmadığı, sanıkların rüşvet aldıklarına dair ihbar üzerine onları yakalamaya yönelik olarak numaraları önceden tespit edilen paraların operasyonla yakalanması eyleminin rüşvet değil kamu görevlisi olan sanıkların görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu gözetilmeden yazılı şekilde rüşvet almak suçundan mahkumiyetlerine karar verilmesi, yasaya aykırıdır.

DAVA : Rüşvet alma suçundan sanıklar Bülent Özkan ve Ekrem Fatih Koyuncu'nun yapılan yargılanmaları sonunda; rüşvet almaya teşebbüs suçundan mahkumiyetlerine dair ( İSTANBUL ) 3.Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 10.11.2005 gün ve 2005/272 Esas, 2005/331 Karar sayılı hükmün duruşmalı olarak süresi içinde Yargıtay'ca incelenmesi sanıklar müdafileri tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C.Başsavcılığından tebliğname ile daireye gönderilmekle 05.07.2006 Çarşamba saat 14.00 duruşma günü tayin olunarak sanıklar müdafilerine çağrı kağıdı gönderilmişti.

Belli günde Hakimler duruşma salonunda toplanarak Yargıtay C.Savcılarından Erdal Baytemir hazır olduğu halde oturum açıldı.

Yapılan tebligat üzerine dosyadaki vekaletnameye dayanarak sanık Ekrem Fatih Koyuncu adına gelen Av.Selçuk Sunay huzura alınarak duruşmaya başlandı.

Duruşma isteğinin süresinde ve yerinde olduğu anlaşıldıktan sonra uygun görülen talep ve mütalaa dairesinde sanık hakkında ( DURUŞMALI ) inceleme yapılmasına oybirliğiyle karar verilerek tefhim olunduktan sonra işin açıklanmasına dair raportör üye tarafından düzenlenen rapor okundu.

Raportör üye rapora ilave edecek bir cihet bulunmadığını bildirdi.

Sanık müdafi temyiz layihasını açıklayarak savunmada bulunup müvekkili hakkındaki hükmün ( BOZULMASINI ) istedi.

Yargıtay C.Savcısı tebliğname içeriğini tekrar etti.

Son sözü sorulan sanık müdafi savunmasına ilave edecek bir cihet bulunmadığını bildirmekle dosya incelenerek karar verilip tefhim olunmak üzere duruşma 12.07.2006 Çarşamba saat 14.00'e bırakılmıştı.

Belli günde oturum açıldı. Dava evrakı incelenip gereği görüşülmüş olduğundan aşağıda yazılı karar ittihaz olundu:

KARAR : Eminönü Emniyet Müdürlüğü sivil istihbaratında görevli sanıkların, cezaları nedeniyle aranan kişileri yakalayıp rüşvet aldıktan sonra serbest bıraktıklarının Emniyet Müdürlüğüne telefonla ihbar edilmesi üzerine suçun ortaya çıkarılması maksadıyla Emniyetçe görevlendirilen ajanın önceden numaraları tespit edilmiş paralar ve ses kayıt cihazı ile aranmakta olan bir şahıs gibi çay bahçesine gidip görevliler tarafından çay bahçesine yönlendirilen sanıklarında sivil kıyafetli olarak görevli ajanın yanına gelip şahıstan polis tarafından aranıp aranmadığı sorulup, 6 yıl ceza aldığını belirtmesi üzerine "arabaya bin merkeze götüreceğiz" dedikleri, aranan kişi durumundaki ajanın bu işi halletmenin bir yolu olup olmadığını sorması üzerine sanıkların, "arabaya bin halledelim" diyerek onu alıp ekip otosuna bindirip sanıklardan Ekrem'in kullandığı ekip otosu ile ekip başı diğer sanık Bülent'in yola çıktıktan sonra Beyazıt meydanındaki tramvay yoluna çıkışta sanıklardan Bülent'in ajan olarak kullanılan kişiye üzerinde ne kadar parası olduğunu sorup, 900 YTL.'si olduğunu öğrendikten sonra onunla pazarlığa başladıkları ve sonuçta ajanın üzerindeki 900 YTL paranın az olduğunu söyleyip, parayı 2.000 YTL'ye tamamlaması gerektiğini belirterek 900 YTL.'i ondan alıp ertesi gün aynı yerde buluşmak üzere aranan şahıs rolündeki ajanı Şehzadebaşı ışıklarında serbest bıraktıkları, sanıklar Aksaray istikametine doğru seyrederken Dar'ül-Fünun Caddesinde polis ekiplerinin sanıkların yolunu keserek daha önce seri numaraları alınmış 900 YTL'sı parayı sanık Bülent'in cebinde buldukları, olayda görevli ajanla sanıklar arasında serbest iradeyle yapılmış bir rüşvet anlaşması olmadığı ve ajanın gerçekte gayri meşru zeminde bulunmadığı, sanıkların rüşvet aldıklarına dair ihbar üzerine onları yakalamaya yönelik olarak numaraları önceden tespit edilen paraların operasyonla yakalanması eyleminin rüşvet değil kamu görevlisi olan sanıkların görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu gözetilmeden yazılı şekilde rüşvet almak suçundan mahkumiyetlerine karar verilmesi,

SONUÇ : Kanuna aykırı sanıklar müdafiilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1 maddesi gözetilerek CMUK.nun 321. maddesi gereğince ( BOZULMASINA ), 06.07.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
5. CEZA DAİRESİ
E. 2006/1006
K. 2006/1440
T. 7.3.2006
• RÜŞVET SUÇU ( Hükümlünün Görevli Memura Rüşvet Teklif Ettiği ve Bu Teklifin Görevli Memurca Kabul Edilmediği - Suçun Teşebbüs Aşamasında Kaldığı )
• MEMURUN RÜŞVET TEKLİFİNİ KABUL ETMEMESİ ( Suçun Teşebbüs Aşamasında Kalması - Suçun Oluşabilmesi İçin Rüşvet Verilmesi Veya Rüşvet Konusunda Anlaşmaya Varılması Gerekeceği )
• SUÇA TEŞEBBÜS ( Rüşvet - Hükümlünün Görevli Memura Rüşvet Teklif Ettiği ve Bu Teklifin Görevli Memurca Kabul Edilmediği/Suçun Teşebbüs Aşamasında Kaldığı )
5237/m. 252
ÖZET : Rüşvet verme suçunun oluşabilmesi için rüşvet verilmesi veya rüşvet konusunda anlaşmaya varılması gerekeceği somut olayda ise hükümlünün görevli memura rüşvet teklif ettiği ve bu teklifin görevli memurca kabul edilmediği, bu durumda suçunun teşebbüs aşamasında kaldığının gözetilmemesi bozmayı gerektirir.

DAVA : Rüşvet teklif etme suçundan hükümlü hakkında 5237 Sayılı TCK.nun uygulanıp uygulanamayacağı ile ilgili olarak ( R. ) Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 6.6.2005 gün ve 2001/3 Esas, 2002/83 Karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay'ca incelenmesi hükümlü müdafii tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C.Başsavcılığından tebliğname ile daireye gönderilmekle incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : 5252 sayılı Yasanın 9/1. maddesi, 1 Haziran 2005 tarihinden önce kesinleşmiş hükümlerle ilgili olarak TCK.nun lehe olan hükümlerinin derhal uygulanabileceği hallerde duruşma yapılmaksızın da karar verilebileceğini öngörmüş ise de; sonradan yürürlüğe giren kanunla suçun unsurlarında, sair cezalandırılabilme şartlarında, suçun karşılığında öngörülen ceza yaptırımlarında ve bir cezaya mahkum olmaya bağlı kanuni neticelerindeki değişikliklerin ve bunların uygulama olanaklarının değerlendirilebilmesi, olaya tatbik imkanı bulunan yasaların leh ve aleyhteki bütün hükümleri ayrı ayrı ele alınarak sonuçlar karşılaştırılıp, lehe olan yasanın belirlenebilmesi, değişen temel ceza ile artırım ve indirim oranları belirlenirken taktirin doğru kullanılabilmesi ve gerektiğinde kesinleşen önceki hükümde değişiklik yapılabilmesi için duruşma açılıp, tüm bunların neden ve gerekçeleri ile her iki yasayla ilgili değerlendirme sonuçlarının denetime olanak verecek şekilde kararda gösterilerek hüküm kurulması gerektiğinin ve ayrıca 5237 Sayılı TCK.nun 252/1. maddesinde düzenlenen rüşvet verme suçunun oluşabilmesi için rüşvet verilmesi veya rüşvet konusunda anlaşmaya varılması gerekeceği somut olayda ise hükümlünün görevli memura rüşvet teklif ettiği ve bu teklifin görevli memurca kabul edilmediği, bu durumda suçunun teşebbüs aşamasında kaldığının gözetilmemesi,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş hükümlü müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek CMUK.nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 7.3.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.
YARGITAY
5. CEZA DAİRESİ
E. 2006/1974
K. 2006/2074
T. 20.3.2006
• RÜŞVET ( Suçunun Tamamlanması İçin İki Tarafın Rüşvet Konusunda Anlaşmaya Varması Gerektiği - Suçun Tespiti ve Sanığın Yakalanmasını Temin Amacıyla Talebi Kabul Etmiş Gibi Gözüküp Parayı Verdiği/Rüşvet Anlaşmasının Varlığından Söz Edilemeyeceği )
• SUÇUN TESPİTİ VE SANIĞIN YAKALANMASINI TEMİN ( Amacıyla Talebi Kabul Etmiş Gibi Gözüküp Parayı Verdiği - Rüşvet Anlaşmasının Varlığından Söz Edilemeyeceği )
• SANIĞIN YAKALANMASINI TEMİN ( Amacıyla Talebi Kabul Etmiş Gibi Gözüküp Parayı Verdiği - Rüşvet Anlaşmasının Varlığından Söz Edilemeyeceği )
5237/m.252/1
ÖZET : Vergi denetmeni olan sanığın usulsüzlük cezası kesmeme karşılığında katılandan iki milyar lira rüşvet istediği, talep edilen parayı esasen vermek istemeyen katılanın durumu emniyete bildirdiği, seri numaraları alınan paraların sanığa verilmesini müteakip yapılan operasyonla yakalandığı, 5237 Sayılı TCK.nun 252/1. maddesine göre, rüşvet suçunun tamamlanması için iki tarafın rüşvet konusunda anlaşmaya varmasının gerektiği, olayımızda ise rüşvet verme düşüncesinde olmayan katılanın suçun tespiti ve sanığın yakalanmasını temin amacıyla talebi kabul etmiş gibi gözüküp parayı verdiği, bu durumdan iki tarafın serbest iradesine dayanan rüşvet anlaşmasının varlığından söz edilemeyeceği ve bu nedenle sanığın eyleminin rüşvet almaya teşebbüs niteliğinde olduğu gözetilmelidir.

DAVA : Rüşvet alma suçundan hükümlü Ömer Aydın'ın hakkında 5237 Sayılı TCK.nun uygulanıp uygulanmayacağı ile ilgili olarak ( MERSİN ) 2. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 7.6.2005 gün ve 2001/394 Esas, 2002/93 Karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay'ca incelenmesi hükümlü müdafii tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C.Başsavcılığından tebliğname ile daireye gönderilmekle incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : 5252 Sayılı yasanın 9/1. maddesi: 1 Haziran 2005 tarihinden önce kesinleşmiş hükümlerle ilgili olarak TCK.nun lehe olan hükümlerinin derhal uygulanabileceği hallerde duruşma yapılmaksızın da karar verilebileceğini öngörmüşse de; sonradan yürürlüğe giren Kanunla suçun unsurlarında, sair cezalandırılabilme şartlarında, suçun karşılığında öngörülen ceza yaptırımlarında ve bir cezaya mahkum olmaya bağlı kanuni neticelerindeki değişikliklerin ve bunların uygulama olanaklarının değerlendirilebilmesi, olaya tatbik imkanı bulunan yasanın belirlenebilmesi, değişen temel ceza ile artırım ve indirim oranları belirlenirken takdir hakkının isabetli kullanılabilmesi, her iki yasayla ilgili değerlendirme sonuçlarının denetime olanak verecek şekilde kararda gösterilmesi ve gerektiğinde kesinleşen önceki hükümde değişiklik yapılabilmesi için duruşma açılıp tüm bunların neden ve gerekçeleri de gösterilerek hüküm kurulması, gerektiği gözetilmeden dosya üzerinden yazılı şekilde karar verilmesi,

Vergi denetmeni olan sanığın usulsüzlük cezası kesmeme karşılığında katılandan iki milyar lira rüşvet istediği, talep edilen parayı esasen vermek istemeyen katılanın durumu emniyete bildirdiği, seri numaraları alınan paraların sanığa verilmesini müteakip yapılan operasyonla yakalandığı, 5237 Sayılı TCK.nun 252/1. maddesine göre, rüşvet suçunun tamamlanması için iki tarafın rüşvet konusunda anlaşmaya varmasının gerektiği, olayımızda ise rüşvet verme düşüncesinde olmayan katılanın suçun tespiti ve sanığın yakalanmasını temin amacıyla talebi kabul etmiş gibi gözüküp parayı verdiği, bu durumdan iki tarafın serbest iradesine dayanan rüşvet anlaşmasının varlığından söz edilemeyeceği ve bu nedenle sanığın eyleminin rüşvet almaya teşebbüs niteliğinde olduğu gözetilmeden, 5237 Sayılı TCK.na göre suçun tamamlandığı kabul edilip, bu sonuca bağlı olup anılan yasanın lehe olmadığına karar verilmesi,

SONUÇ : Kanuna aykırı hükümlü müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek CMUK.nun 321. maddesi gereğince ( BOZULMASINA ), 20.03.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.
YARGITAY
İÇTİHADI BİRLEŞTİRME GENEL KURULU
E. 1942/12
K. 1944/11
T. 29.3.1944
• ASKERİ SUÇ ( Anlam ve Kapsamı )
• ASKER KİŞİNİN İŞLEDİĞİ RÜŞVET ALMAK SUÇU ( Muhakemenin Terhisten Sonra Askeri Mahkemede mi Genel Mahkemede mi Yapılacağı )
• GÖREV ( Asker Kişinin İşlediği Rüşvet Almak Suçu )
• ASKER KİŞİNİN İŞLEDİĞİ SUÇTAN DOLAYI TERHİSTEN SONRA MUHAKEME ( Genel Mahkemede mi Askeri Mahkemede mi Yapılacağı )
1841 s. Gümrük Muhafaza Memurlarının Askeri Teşkilata Göre Tensiki Hakkında Kanun m. 19 ( Bu yasa, 1956 g. ve 6815 s. yasa ile yürürlükten kaldırıldı. )
3157/m.18 ( Bu yasa, 1945 g. ve 4767 s. yasa ile yürürlükten kaldırıldı. )
ÖZET : Gümrük Muhafaza ve Orman Koruma Teşkilatı yasalarıyla kurulan askeri birliklerdeki erlerin koruma hizmetleri sırasında işledikleri rüşvet almak suçlarından dolayı yargılanmalarının, askeri ödevlerini bitirdikten sonra, askeri mahkemelerde değil, genel mahkemelerde yapılması gerekir.

DAVA VE KARAR : Askerlerin işledikleri rüşvet almak suçlarına müteallik tahkikat ve muhakemenin terhislerinden sonra dahi askerî kazaya tabi olup olmadığı hususunda Ceza Umum Heyetinin 27.11.1939 tarih ve 219/214 ve 22.4.1940 tarih ve 66/72 sayılı ilamları arasında hasıl olan içtihat ihtilafının tevhidi için Adliye Vekilliğinin 31.3.1942 tarih ve 599/389 sayılı yazısiyle gönderilen ilam suretleri teksir ve tevzi olunarak 29.3.1944 tarihine müsadif çarşamba günü Birinci Reis Halil Özyörük'ün Reisliği altında toplanan Heyeti Umumiyede keyfiyet müzakereye konulması üzerine Birinci Reis tarafından mübayenet izah edildikten sonra söz alan:

Dördüncü Ceza Reisi Zahir Sencer : 1939 senesindeki karar münferittir. Ondan sonraki kararlara göre umumî mahkemelere aittir.

Vehbi Yekebaş : Bendenize göre askerin asker bulunduğu zaman rüşvet alması askerî bir suçtur. Usuldeki istisnayı buraya teşmil edemeyiz. Askerî Ceza Kanunu bu suçu metnine almış olmasına göre bu artık askerî suçtur. O halde askerî mahkemelere aittir.

Üçüncü Ceza Reisi İ. Ertem : İlk ve son kararlarımıza hakim olan zihniyet, ( Askerî Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun ikinci maddesini okudular. ) Askerî suç olup olmadığını anlamak lazımdır.

135 inci maddesinde Türk Ceza Kanununun tatbik edileceğini söylüyor ve bu suretle rüşvet alanların cezasını kendisi tayin ediyor. 135 inci maddeye verilecek mana işi halleder. Askerî Ceza Kanununa girmiş bir maddedir.

Ticaret Reisi F.H. Demirelli : Askerî mahkemeler istisnai mahkemelerdir. Onların vazifesi tahdididir ve böyle anlamak lazımdır. Usulün altıncı maddesini okudular. Ruhu mesele askerî bir cürümle münasebettar olmasıdır. Muhtacı tetkik olacaktır. Askeri cürüm bizzat askerlik vazifesiyle alakalı bir cürümdür. Ormanı beklemek askerî vazife değildir. Orman Koruma Teşkilat Kanununun on sekizinci maddesi de bunları askerî cürüm saymamıştır. Ancak vazifeli kılmıştır. Haddi zatında askerî vazife değildir, amma askerî usule tabi olsun demiştir. Heyeti Umumiyenin ikinci kararı doğrudur.

Akil Aksöz : Askerin sarhoşluğu askerî bir vazife olmadığı halde Askerî Ceza Kanunu ile tecziye edilir. Binaenaleyh rüşvet meselesinde de böyle olmak, askerî mercii kabul etmek lazımdır. Umumî Heyetin 39 senesindeki kararı doğrudur.

Vehbi Yekebaş : Bendeniz de istisnayı tahdit etmeğe taraftarım. Bir işin umumî bir kaza merciinden alınarak hususî bir kazaya tabi tutulması bir sarahata mevkuftur. Çünkü Teşkilatı Esasiye Kanunu mucibince asıl olarak kaza işleri adli mahkemelere mevdudur. Aksi de tıpkı bunun gibi bir nassa muhtaçtır ki bir misalini Askerî Muhakeme Usulünün "askerî cürüm" ünde buluyoruz. O halde şimdi bizim için ihtilafın halli bu "askeri cürüm" ün mefhumunu tayin etmektir. Vakıa bunu nazari olarak bizzat askerî mahiyeti haiz olan cürüm manasında tayin eylemek arzusuna delalet eder bazı mütalaalar ileri sürüldü, amma bu müşkülümüzü kat'i olarak halle medar olmaz. Çünkü o zaman da bizzat askeri mahiyeti haiz suç ne demektir, diye ikinci bir münakaşaya ihtiyaç hasıl alacak. Buna meydan kalmamak üzere Askerî Ceza Kanununun bir hükme raptettiği cürümleri askerî addetmek bu ihtilafın halli için en kat'i bir kıstas olur sanırım. Askerî Ceza Kanununun tayin ettiği bu hüküm ister doğrudan doğruya tayin edilsin, ister umumî Ceza Kanunundaki cezanın tayin edileceğini beyan suretinde olsun, farketmez. Çünkü mesela askerî cürümlere iştirak şekilleri de umumî Ceza Kanununun iştirak kaidelerine mütedair hükümlerle tayin edilir. O halde bir şerik terhis edilirse Umumi mahkemelere mi sevkolunacak? Bu şüphesiz doğru olmaz. Askerî Ceza Kanununun 135 inci maddesinin sarahatı olmasaydı askerlerin rüşvet alması meşruiyet mi iktisap edecekti? O da hayır! Elbette Umumî Ceza Kanununa göre cürüm teşekkül edecek ve takip olunacaktı. O halde 135 inci maddenin atfı bunu askerî cürümler arasına almak kastına matuf addedilmek gerektir ve netice olarak da bu suç askerî suçtur.

İ. Hakkı Kutengin : Askerî Ceza Kanunu ehemmiyetli suçlardan dolayı kendisi madde koymuştur. Binaenaleyh bir askerin silah çalması ile bir askerin halı çalması arasında fark vardır. Binaenaleyh Ceza Kanununa eklediği maddeler umumî mahkemelere aittir.

Zahir Sencer : Burada nazara alacağımız askeri bir suç olup olmadığıdır.

Fahreddin Karaoğlan : Askeri Ceza Kanununun birinci ve ikinci ve Askeri Ceza Usulünün ikinci ve altıncı maddelerinin sarih hükümlerine göre umumî mahkemelere ait olacağından Birinci Reis ve F. Hulusi Demirellinin noktai nazarına iştirak ettiğini söyledi.

Birinci Reis : ( Hadiseye taalluk eden 3157 sayılı kanunun birinci ve on sekizinci maddeleriyle 1858 sayılı kanunun on dokuzuncu maddesi okunduktan sonra ) Asıl askerlik vazifesi başkadır. Buradaki vazife başkadır. Binaenaleyh hadisemizi ilgileyen suçluların muhakemesi umumi mahkemelerde görülmek lazımdır, dedikten sonra reye vaz edilerek neticede:

Askeri şahıslardan her hangi birinin Türk Ceza Kanununun üçüncü babının üçüncü faslında yazılı suçlardan ( yani rüşvet cürümlerinden ) birini işlemesi halinde o fasıldaki cezalarla cezalandırılacağı Askerî Ceza Kanununun 135 inci maddesinde gösterilmiş olmasına ve her ne kadar askeri şahısların münhasıran Türk Ceza Kanunun yazılı cezaları müstelzim fiillerinden askerlik hizmet ve vazifelerine taalluk edenlerin muhakemesinin askerî mahkemelerde yapılacağı Askeri Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun birinci maddesinin iki numaralı bendinde yazılı ise de bu hüküm ile askerlik sıfatının yani askeri şahsı askeri mahkemeye bağlıyan alakanın devam etmekte bulunması hali gözönünde tutulmuş olup bu sıfat ve alakanın terhis ve veya başka bir sebeple zail olması takdirinde işlenilen suç askeri bir cürüm ile münasebetli olmadıkça ciheti askeriyece takibata başlanılmış olsa bile artık askeri mahkemelerin salahiyeti kalmayacağı ayni kanunun birinci maddesinin B bendiyle dördüncü ve hassaten altıncı maddesinden anlaşılmakta olmasına ve Askeri Ceza Kanunu yalnız kendisinin ölüm, ağır hapis ve hapis cezalariyle cezalandırmış olduğu cürümlerin askeri cürüm olduğunu ilk maddesinde tesbit etmiş olup buna mukabil askeri şahısların ( askeri olmıyan suçları için ) Türk Ceza Kanunu hükümlerinin tatbik olunacağını ikinci maddesinde beyan etmek suretiyle o şahısların münhasıran Türk Ceza Kanunu hükümlerini ilgilendiren suçlarının askeri cürüm olmadığını açıkça göstermiş bulunmasına göre 1841 numaralı Gümrük Muhafaza ve 3157 numaralı Orman Koruma Teşkilatı kanunlariyle müteşekkil askeri kıt'alara mensup erler tarafından muhafaza ve koruma hizmetleri esnasında işlenilmiş olup yukarıki sarahatlar hükmünce askeri cürüm sayılması mümkün olmıyan ve her hangi askeri bir cürüm ile münasebetleri de anlaşılamıyan rüşvet almak cürmünden dolayı o kanunların on dokuzuncu ve on sekizinci maddeleri delaletiyle Askeri Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun ikinci ve yedinci maddelerine tevfikan askerlik sıfat ve hizmetlerinin devamı müddetince askeri mahkemelere ait bulunan muhakemelerinin terhislerinden sonra ayni kanunun altıncı maddesine tevfikan umumi mahkemelerde icrası lazım geleceğine 29.3.1944 tarihinde altı muhalif reye karşı kırk sekiz reye baliğ sülüsan çoğunluğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
CEZA GENEL KURULU
E. 1977/4-396
K. 1977/436
T. 12.12.1977
• RESMİ SIFATI HAİZ MEMURA HAKARET ( İzinli Asker Olan Sanığın Karakol Önünde Sarhoş Olarak Askerlik Aleyhine Küfür Etmesi )
• GÖREVİNDEN DOLAYI HAKARET ( İzinli Asker Olan Sanığın Karakol Önünde Sarhoş Olarak Askerlik Aleyhine Küfür Etmesi )
• ASKERE KÜFRETME ( Küfürü Önlemeye Çalışan Jandarma Erine Hakarete Devam Etmesi Eyleminde Mağdurun Görevinden Dolayı Hakarete Uğradığının Kabulü )
765/m.266,267
ÖZET : İzinli asker olan sanığın ilçe jandarma karakolu önünde sarhoş olarak askerlik aleyhine küfür etmesi üzerine önlemeye çalışan jandarma erine hakarete devam etmesi eyleminde mağdurun görevinden dolayı hakarete uğradığının kabulü gerekir.

DAVA : Resmi sıfatı haiz memura hakaretten sanık C.`nin Ceza Kanunu`nun 266/1, 59 ve 647 sayılı Yasanın 4. maddesince hükümlülüğüne dair Dereli Asliye Ceza Mahkemesi`nden verilen 5.7.1977 günlü hüküm sanığın temyizi üzerine Yargıtay Dördüncü Ceza Dairesi`nce onanmıştır.

Dördüncü Ceza Dairesi`nin 13.9.1977 gün ve 4688 sayılı onama kararına karşı C. Başsavcılığı`nın 17.10.1977 gün ve 67 sayılı itirazı üzerine dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulu`nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Resmi sıfatı haiz jandarma eri N.`ye huzurunda ve ifa ettiği görevden dolayı hakaretten sanık C.`nin TCK.nun 266/1, 59 ve 647 sayılı Yasanın 4. maddesince mahkumiyetine ilişkin hükmü özel daire; tebliğnamedeki ( hakaretin ifa edilen görevden dolayı olmayıp görev sırasında yapıldığına ve eylemin TCK.nun 266/1. maddesine değil 267. maddesine uygun nitelikte olduğuna ) ilişkin düşüncenin reddiyle onanmıştır.

C. Başsavcılığı itiraz yazısında özet olarak; oluşa göre müşteki jandarma eri idari görevini yaptığı sırada hakarete uğramış, eylem TCK.nun 266/1. maddesine değil 267. maddesine uyduğu halde 266/1. madde ile hüküm kurulması yasaya aykırı görüldüğünden onama kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün tebliğname gibi bozulmasına karar verilmesini istemiştir.

Dosya kapsamına, oluşa ve mahkemenin kabulüne göre askerlikten izinli olarak köyüne dönen sanık C. aldığı alkollü içki etkisiyle aşikar bir halde sarhoş olarak ... İlçesi .... Caddesinde askerliğin anasını avradını S.K. edeyim" demek suretiyle ulu orta küfürde bulunmuştur. İlçe Jandanma Karakol binası idari bölümünde çalışmakta olan mağdur jandarma eri N. pencereden sanığa "küfür etme evine git" demiş; sanık ise "bende askerim aşağı in kozumuzu paylaşalım seni S.K. ederim" sözleriyle hakarette bulunmuştur. Polis kuruluşu olmayan ilçelerde polisin önleyici kolluk görevinin Jandarma tarafından yerine getirileceği cihetle müşteki idari bir görevde olsa bile söz konusu olaya el koyabilir. Müşteki Jandarma Eri önleyici zabıta görevini yaptığı sırada hakarete uğramıştır.

Bu itibarla itirazın reddine karar verilmelidir.

Çoğunluk kararına katılmayan üyeler ise, oluşa göre hakaretin görevden dolayı olmayıp görev sırasında yapıldığından itirazın kabulü yolunda oy kullanmışlardır.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle itirazın REDDİNE, dosyanın gereği için C. Başsavcılığı`na gönderilmesine 12.12.1977 gününde üçte ikiyi geçen çoğunlukla karar verildi.
Sanırım bu Yargıtay kararları, kafanızdaki tüm soru işaretlerini ortadan kaldıracaktır sayın meslektaşım.
Old 08-03-2010, 08:02   #25
Av. Engin EKİCİ

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan emran
Askeri nokatadan kaçak mal geçirmek isteyen bir kimsenin karakol noktasındaki jandarma ere para teklifinde bulunması ve bu jandarma erin de bu kişiyi ele vermek için söz konusu parayı kabul etmesi olayında, rüşvet veren kişi açısından ortada muvazaalı bir anlaşma olduğundan rüşvete teşebbüs suçu mu oluşur yoksa suç tamalanır mı?

Söz konusu eylemde, müvekkilinizin teklifini jandarma erinin kabulü ile Ceza Kanunu'ndaki rüşvet suçunun tanımına bakıldığında müvekiliniz yönünden suçun unsurları oluşmuştur. Zira madde düzenlemesine göre taraflar arasında anlaşmaya varılması halinde suç tamamlanmış olarak kabul edilmektedir.
Old 08-03-2010, 14:59   #26
av.sebahattin

 
Varsayılan

Sayın Meslektaşım;

avukat.derviş.yıldızoğlu'nun verdiği 2006/3896 Esas sayılı yargıtay kararına göre, suçun görevi ihmal suçuna azmettirme olabileceğini düşünüyorum. vbmenu_register("postmenu_391700", true);
Old Bugün  
Site Mübaşiri

 
 
Web www.turkhukuksitesi.com
 
 
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Adam Öldürmeye Teşebbüs Av. Ömer ACAR Meslektaşların Soruları 1 02-06-2008 13:05
Teşebbüs sahibi mustafaaladag Meslektaşların Soruları 1 10-04-2008 07:56
Yaralamaya Teşebbüs Hak Hukuk Meslektaşların Soruları 3 11-05-2007 23:54
İntihara teşebbüs nc_atli Hukuk Soruları Arşivi 3 13-10-2006 10:31
yaralamaya teşebbüs mü? balancee Hukuk Soruları Arşivi 8 17-08-2006 01:01


THS Sunucusu bu sayfayı 0,21763802 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2013) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.