Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Meslektaşların Soruları Hukukçu meslektaşların hukuki nitelikte sorularını birbirlerine yöneltecekleri mesleki yardımlaşma forumu. SADECE hukuk fakültesi mezunları ile hukuk profesyonellerinin (bilirkişi, icra müdürü vb.) yazışmasına açıktır. [Yeni Soru Sorun]

iş akdinin feshi

Yanıt
Old 03-04-2009, 12:04   #1
av_dg

 
Soru iş akdinin feshi

Sayın Meslektaşlarım,
Bir şirkette işçi olarak çalışan müvekkilim ücretlerini alamadığı için noter kanalıyla iş akdini 10 Şubatta feshetmiş. Ancak işveren de müvekkilin noterden ihtar çektiği tarihin ertesi günü yani 11 Şubatta müvekkil 9,10,11 Şubatta devamsızlık yaptığı gerekçesiyle müvekkilin iş akdini Yönetim Kurulu Kararıyla feshetmiş. Biz iş akdinden doğan alacakları dava yoluyla istedik ancak müvekkilin fesih ihtarı işverene , işveren devamsızlık nedeniyle müvekkilin iş akdini feshettikten sonra tebliğ olmuş.

Burada fesih ihtarın noterden çekildiği tarihte mi geçerli olur, yoksa tebliğ tarihin de mi işveren açısından geçerli olur. Bir başka nokta da işverenin ihtardan haberi olmadan işçinin gelmediği için yönetim kuruluyla yaptığı haklı nedenle fesih mi geçerlidir?

İşçi alacakları noktasında hangi feshin geçerli olduğu hususu önem arzettiğinden, şimdiden değerli fikirlerinizi paylaştığınız için teşekkür ederim.
Old 03-04-2009, 12:15   #2
korayoz

 
Varsayılan

Burada işveren devamsızlık nedeniyle sözleşmeyi feshedemez zaten. Çünkü bu işçinin kanuni hakkı. İk m. 34/1 " Ücreti ödeme gününden itibaren yirmi gün içinde mücbir bir neden dışında ödenmeyen işçi, iş görme borcunu yerine getirmekten kaçınabilir". İk m. 34/2 "Bu işçilerin bu nedenle iş akitleri çalışmadıkları için feshedilemez ve yerine yeni işçi alınamaz, bu işler başkalarına yaptırılamaz".
Old 06-04-2009, 09:06   #3
Adli Tip

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan av_dg
Burada fesih ihtarın noterden çekildiği tarihte mi geçerli olur, yoksa tebliğ tarihin de mi işveren açısından geçerli olur.

Fesih, bozucu yenilik doğuran bir haktır ve karşı tarafa ulaşmakla hüküm ve sonuçlarını doğurur.


Alıntı:
Yazan av_dg
Bir başka nokta da işverenin ihtardan haberi olmadan işçinin gelmediği için yönetim kuruluyla yaptığı haklı nedenle fesih mi geçerlidir?

İşçi işyerine gelmemişse ve de işveren bunun sebebini bilmiyorsa (ya da sebebini biliyor fakat bunun geçerli bir mazeret olmadığını düşünüyorsa) devamsızlık sebebiyle iş akdini feshetmesi normaldir. Lakin, işverenin "devamsızlık" suretiyle yaptığı feshin HAKLI olabilmesi için, devamsızlığın "haklı bir sebebe dayanmaması" gerekir.
İşçinin iş akdini feshetmiş (istifa etmiş) olması da, işe gitmemek için haklı bir sebeptir.

Saygılar,
Old 06-04-2009, 16:24   #4
Derya DEMİR

 
Varsayılan

Müvekkiliniz, haklı sebeple iş aktini sona erdirmiş olup, söz konusu ihtar noter kanalıyla çekilmemiş olsa dahi ücret alacağının ödeme gününden itibaren 21 gün içinde mücbir bir neden dışında ödenmemesi durumunda, işçi iş görme borcunu yerine getrmekten kaçınabilecektir. Hatta bu sebepten dolayı toplu bir şekilde işi bırakmanın grev olarak nitelendirilemeyeceği de kanunda açıkça belirtilmiştir.
İşçi ücretini alamadığı için iş aktini fesh etmiştir, işçi tarafından haklı bir nedenle fesh edilmiş olup kanımca ayrıca noter kanalıyla ihtar çekilmesine dahi gerek yoktur.

Kaldı ki işverenin işe gelmediği için devamsızlık sebebiyle iş aktini fesh ettiği ihtarı da kanuna açıkça aykırıdır. İş Kanunu' nun 34. maddesinde açıkça ifade edilen, ücreti süresinde ödenmeyen işçi iş görme borcunu yerine getirmekten kaçınabileceği ve işverenin bu işçi veya işçilerin iş aktini fesh edemeyeceği düzenlenmiştir.

Sonuç olarak, sizin fesih bildiriminiz, işverenin fesih bildiriminden sonra tebliğ edilmiş olsa dahi, işveren, işçinin iş aktini fesh ettiğinden haberdar olmamıştır ve onun yapmış olduğu fesih bildirimi haklı bir gerekçeye dayanmamakla birlikte 34. maddenin son fıkrasına da aykırıdır.

34. maddeye dayanmanız ve işverenin feshinin haksız olduğunu vurgulamanız yararlı olacaktır.
Old 06-04-2009, 16:40   #5
Adli Tip

 
Varsayılan

Değerli Meslektaşlar,

34. Madde ücreti (20 gün içinde) ödenmeyen işçiye iş görme edimini ifa etmekten kaçınma hakkı tanımaktadır.
24. Madde de işçiye fesih hakkı tamımaktadır.

Yani ücreti gününde ödenmeyen işçi, 24. maddeye göre iş akdini feshedebileceği gibi, 34. maddeye göre de iş görme edimini ifa etmekten imtina edebilir. Bunun yanında (uygulamada da sıklıkla karşılaşıldığı üzere) işçi bu iki hakkını da kullanmayıp çalışmaya devam da edebilecektir. Bu itibarla, her halükarda işçinin de iradesini açıkça ortaya koyması gerekir diye düşünmekteyim.

Saygılarımla,
Old 07-04-2009, 15:18   #6
Engin Özoğul

 
Varsayılan

Sayın av_dg

BİR... Sözleşmeyi fesheden işçidir. Fesih haklıdır ve işçi kıdem tazminatına hak kazanmıştır.

İKİ... Haklı nedenle feshin yazılı olarak yapılmasına gerek yok. İşi bırakmak yeterlidir. Noterden gönderilen ihtar ise sadece ispat kolaylığı sağlaması bakımından önemlidir.

ÜÇ... İş Hukuku'nda, -Sayın Adli Tip'in altını çizdiği- "karşı tarafa ulaşmakla sonuç doğurur" ibaresi, "iradenin açıklanması ve hakimiyet alanından çıkarılması" şeklinde kabul edilmektedir. Yani noter işleminin tarihi fesih tarihi olarak kabul edilir. Ancak yukarıda da değindiğim gibi esasında "işyerini terk etmek" fesih iradesi olarak kabul edilir ve iş sözleşmesi bu an feshedilmiş sayılır. Yani noter aracılığıyla yapılan bildirim açıklayıcı bir işlev görür. Yeter ki noter bildiriminde bu iradenin aksini yorumlamaya elverişli bir kayıt olmasın

Bu noktada:

TEORİK TARTIŞMA


Diyelim ki 9'unda işyerini terkettiniz, 10'unda ihtarname çektiniz ve iş sözleşmenizi 10'u itibariyle feshettiğinizi bildirdiniz. Bu halde 9'undaki işyerini terk etme eyleminin fesih iradesi olarak algılanmaması gerektiğini kabul etmiş olursunuz. İhbarnamenizde böyle bir kayıt varsa iş sözleşmesi 10'u itibariyle feshedilmiş sayılır. İhbarname işverene 13'ünde ulaşmış olsa bile durum değişmez.

Bu ayrıntıyı önemli buluyorum. Diyelim ki ücret ayın 1'inde ödeniyor. Ama bu ay ödenmedi. İşçi de ayın 6'sında işyerini terk etti. Artık bu işyerinde çalışmayacağım deyip avukat olarak bize geldi. Biz de ayın 11'inde ihtarname çektik ve iş sözleşmesinin ücretin ödenmemesi nedeniyle 11'i itibariyle haklı nedenle feshedildiğini bildirdik.

İşveren ise ayın 7.,8. günleri tutanak tuttu ve 9. günü iş sözleşmesini devamsızlık olgusuna dayanarak haklı nedenle feshetti. Fesih bildirimini de 9'u itibariyle noter aracılığıyla gönderdi. Bildirim bize ayın 12. günü ulaştı.
Böyle bir durumda devamsızlığın haklı nedene dayandığı iddiasında bulunabilir miyiz?

Bence bulunamayız. Gerekçeler:

-Gönderdiğimiz ihtarda ayın 6-11'i arasındaki devamsızlık için herhangi bir gerekçe sunmadık.

-Feshi 11'i itibariyle gerçekleştirdiğimizi kabul ettik. Yani 6'sındaki işyerini terk etme eyleminin fesih iradesi olmadığını beyan etmiş olduk.

-Ücretin ödenmemesinin üzerinden 20 gün geçmediği için işçinin işi bırakma hakkı da doğmadı.

Böylelikle 6-11 arasındaki devamsızlığın haklı bir nedene dayanmadığını kabul ettiğimiz için işverenin feshi haklı sayılmalıdır.

SOMUT OLAYA DÖNECEK OLURSAK


DÖRT... İşveren tarafından yapılan işlemin hukuki bir değeri yok.

BEŞ... Sayın Adli Tip'in 5 no.lu mesajına katılıyorum.

Saygılar
Old 07-04-2009, 15:28   #7
Av. Tevrat DURAN

 
Varsayılan

Noterden ihtar çekmeniz ve
bu ihtarnamenin işverenin eline ulaşmasının tazminat almanızda bir etkisi yoktur. Sadece işvereninizi temerrüde düşürme fonksiyonu vardır. İşveren işçinin ücretini ödediğini ıspatlamakla yükümlüdür. Bu da olayda mümkün olmadığına göre ihbar dışındaki varsa işçilik alacaklarınıza hak kazanmanız anlamına gelmektedir.
Old 07-04-2009, 17:20   #8
Adli Tip

 
Varsayılan

Alıntı:
BİR... Sözleşmeyi fesheden işçidir. Fesih haklıdır ve işçi kıdem tazminatına hak kazanmıştır.

Mesajdan anlaşıldığı kadarıyla işinin feshinin haklı kabul edilmesi gerekir. Size katılıyorum.

Alıntı:
İKİ... Haklı nedenle feshin yazılı olarak yapılmasına gerek yok. İşi bırakmak yeterlidir. Noterden gönderilen ihtar ise sadece ispat kolaylığı sağlaması bakımından önemlidir.

Feshin yazılı olmaması halinde geçersiz kabul edilmesi kuralı, işveren tarafından gerçekleştirilen ve sadece süreli fesihler için söz konusudur. Bu bağlamda elbette işçinin yazılı bir fesih yapma zorunluluğu yoktur.

Ancak,


Alıntı:
ÜÇ... İş Hukuku'nda, -Sayın Adli Tip'in altını çizdiği- "karşı tarafa ulaşmakla sonuç doğurur" ibaresi, "iradenin açıklanması ve hakimiyet alanından çıkarılması" şeklinde kabul edilmektedir. Yani noter işleminin tarihi fesih tarihi olarak kabul edilir. Ancak yukarıda da değindiğim gibi "işyerini terk etmek" fesih iradesi olarak kabul edilir ve iş sözleşmesi bu an feshedilmiş sayılır. Yani noter aracılığıyla yapılan bildirim açıklayıcı bir işlev görür. Yeter ki noter bildiriminde bu iradenin aksini yorumlamaya elverişli bir kayıt olmasın

fesih “bozucu yenilik doğuran” bir hak olup, bu hak bir irade açıklamasıyla kullanılabilir. Bazı eylemlerin, bazı irade açıklamalarına eş değer tutulmasına iş hukukunda da çok rastlanmaktadır. Ancak, “işçinin işe gelmemesinin işçinin feshi olarak değerlendirilmesi gerektiği ve hatta (haklı bir neden olmadığında) işverenin işe gelmeyen işçiden ihbar tazminatı talep edebileceği” şeklinde de dile getirilen bu düşünce tartışmalıdır. Benim düşünceme göre de, işe gelmeyen işçi, iş akdini kendisi feshetmiştir ( işveren ihbar tazminatı da talep edebilmelidir). Ancak dediğim gibi, bu çok uygulanmayan ve çok da taraftarı olmayan bir düşüncedir. Nitekim sizin teorik tartışma bölümünüzde de belirttiğiniz üzere, işçi devamsızlığın fesih iradesi olmaksızın gerçekleştiğini de belirtebilir.

Bu itibarla işçinin her halükarda iradesini tereddüde mahal bırakmayacak şekilde, açıkça ortaya koyması gerekir.

“Feshin karşı tarafa ulaşmakla sonuç doğurması” kavramı esasen büyük bir bilinmezi çözen özlü cümleymiş gibi her yerde sıklıkla kullanılmaktadır. Oysa bu konu kaynağını Borçlar Hukuku Genel Hükümlerinden alan kapsamlı bir konudur. Tarafımca da altı çizilmeden, bilakis silik bir şekilde yazılmaya çalışılmıştır. Bu konuda somut olayın çerçevesini de çok aşmadan bir açıklama yapmak gerekirse: Fesih iradesi karşı tarafa ulaşmadıkça, sözleşme diğer taraf için devam eder, diğer taraf buna göre hareket eder. İrade açıklamasının doğurduğu sonuç, iradenin açıklandığı ana kadar geçmişe etkili de hüküm doğurabilir.
Hasılı, devamsızlık sebebiyle iş akdinin feshedildiğini öğrenmiş bulunan bir işçi, istifa etme şansını kaybeder. “Siz kovmuyorsunuz, ben istifa ediyorum” sözü filmlerde geçerlidir.

Olayda, 10 Şubat’ta iş akdinin devam ettiğini düşünen bir işçi, iş akdini feshetmiştir. 24. maddedeki şartlar varsa (ki olduğu görünüyor) fesih haklı sayılmalıdır.

11 Şubat tarihinde (henüz işçinin fesih beyanı işverene tebliğ edilmediyse) iş akdinin devam ettiğini düşünen işveren de iş akdini 11 Şubat itibariyle feshetmiştir. Bu feshin, işçinin feshi daha önce olduğu için hükmü olmayacaktır. Küçük teorik tartışma: İşçi 11 ya da 12 Şubat’ta, fesih iradesi henüz işverene ulaşmadan işvereni arayıp, “dün noterden bir ihtarname yolladım ama pişman oldum, onu dikkate almayın” derse, yine işverenin feshine geçerlilik tanınır. (fesih geçerli ya da haklı olmaz ama hukuki değeri olur.)



Alıntı:
TEORİK TARTIŞMA


Diyelim ki 9'unda işyerini terkettiniz, 10'unda ihtarname çektiniz ve iş sözleşmenizi 10'u itibariyle feshettiğinizi bildirdiniz. Bu halde 9'undaki işyerini terk etme eyleminin fesih iradesi olarak algılanmaması gerektiğini kabul etmiş olursunuz. İhbarnamenizde böyle bir kayıt varsa iş sözleşmesi 10'u itibariyle feshedilmiş sayılır. İhbarname işverene 13'ünde ulaşmış olsa bile durum değişmez.

Bu ayrıntıyı önemli buluyorum. Diyelim ki ücret ayın 1'inde ödeniyor. Ama bu ay ödenmedi. İşçi de ayın 6'sında işyerini terk etti. Artık bu işyerinde çalışmayacağım deyip avukat olarak bize geldi. Biz de ayın 11'inde ihtarname çektik ve iş sözleşmesinin ücretin ödenmemesi nedeniyle 11'i itibariyle haklı nedenle feshedildiğini bildirdik.

İşveren ise ayın 7.,8. günleri tutanak tuttu ve 9. günü iş sözleşmesini devamsızlık olgusuna dayanarak haklı nedenle feshetti. Fesih bildirimini de 9'u itibariyle noter aracılığıyla gönderdi. Bildirim bize ayın 12. günü ulaştı.
Böyle bir durumda devamsızlığın haklı nedene dayandığı iddiasında bulunabilir miyiz?

Bence bulunamayız. Gerekçeler:

-Gönderdiğimiz ihtarda ayın 6-11'i arasındaki devamsızlık için herhangi bir gerekçe sunmadık.

-Feshi 11'i itibariyle gerçekleştirdiğimizi kabul ettik. Yani 6'sındaki işyerini terk etme eyleminin fesih iradesi olmadığını beyan etmiş olduk.

-Ücretin ödenmemesinin üzerinden 20 gün geçmediği için işçinin işi bırakma hakkı da doğmadı.

Böylelikle 6-11 arasındaki devamsızlığın haklı bir nedene dayanmadığını kabul ettiğimiz için işverenin feshi haklı sayılmalıdır.



Teorik tartışmadaki teorinize katılıyorum. Kıssadan hisse: İradeyi zamanında ve açıkça açıklamak gerekir, İşçi avukata çabuk gitmeli, avukat da hızlı ve dikkatli hareket etmelidir.

Alıntı:
SOMUT OLAYA DÖNECEK OLURSAK


DÖRT... İşveren tarafından yapılan işlemin hukuki bir değeri yok.

Somut olay açısından hukuki bir değeri yok ancak, işveren de doğru hareket etmiştir.

Alıntı:
BEŞ... Sayın Adli Tip'in 5 no.lu mesajına katılıyorum.

Teşekkür ederim



Saygılar
Old 09-04-2009, 12:00   #9
Engin Özoğul

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Adli Tip
Fesih iradesi karşı tarafa ulaşmadıkça, sözleşme diğer taraf için devam eder, diğer taraf buna göre hareket eder. İrade açıklamasının doğurduğu sonuç, iradenin açıklandığı ana kadargeçmişe etkili de hüküm doğurabilir.
Hasılı, devamsızlık sebebiyle iş akdinin feshedildiğini öğrenmiş bulunan bir işçi, istifa etme şansını kaybeder. “Siz kovmuyorsunuz, ben istifa ediyorum” sözü filmlerde geçerlidir.

Bu noktada iradenin

açıklanması -
varması-
öğrenilmesi-

aşamalarında sözleşmenin hukuki durumu, tarafların yükümlülükleri ve iradenin geri alınması hususlarının tartışılmasında fayda olacağını umuyorum. Bu tartışmanın 9. HD kararları ışığında yapılması son derece isabetsiz olur.

Saim Bey buraya bekleniyorsunuz...
Old 09-04-2009, 17:09   #10
Adli Tip

 
Varsayılan

Alıntı:
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
E. 2003/13-66
K. 2003/38
T. 29.1.2003

Fesih kavramının hukuksal niteliği konusuna gelince: Öğretide fesih; sürekli bir borç ilişkisini ileriye etkili bir şekilde sona erdiren, bozucu yenilik doğuran bir hak olarak kabul edilmektedir. ( Prof. Dr. Fikret Eren:Borçlar Hukuku, Genel Hükümler.C:2, 5. Bası, Beta Yayınları İstanbul 1999, s: 1247-1248 ) Feshi ihbar ( feshin ihbarı, bildirilmesi ) ise, yenilik doğuran, tek taraflı ve karşı tarafa ulaşması gereken bir irade beyanıdır. ( Prof. Dr. Fahrettin Aral: Borçlar Hukuku, Özel Borç İlişkileri. 3. Baskı, Şektin Yayınları, Ankara 2000, s: 280; Prof. Dr. Haluk Tandoğan: Borçlar Hukuku, Özel Borç Münasebetleri. C:l, Başnur Matbaası, Ankara 1969, s: 393. Bazı hallerde yasa, haklı nedenlere dayalı fesih yolundan farklı olarak, sadece devamlı borç ilişkilerine mahsus olmak üzere, herhangi bir haklı nedene dayanılması gerekmeksizin, ihbar sürelerine uyulması koşuluyla taraflardan birine sözleşmeyi sona erdirecek bir fesih ihbarında bulunma olanağı tanır. ( Prof. Dr. Feyzi Necmeddin Feyzioğlu: Borçlar Hukuku Umumi Hükümler. C:II, Fakülteler Matbaası, İstanbul 1969, s: 342. Fesih, sözleşmeden dönmeden farklı olarak, geçmişe etkili hüküm doğurmaz.


Sayın Özoğul,

Kesinlikle önemli bir konu. Bu konudaki benim düşüncelerim şu şekildedir:

Alıntı:
Yazan Engin Özoğul
Bu noktada iradenin

açıklanması -
varması-
öğrenilmesi-

aşamalarında sözleşmenin hukuki durumu


Fesih bir iradedir. Bu iradenin sözleşmeyi sona erdirmesi için ya (sözle/yazıyla) açıklanması ya da bir davranışla ortaya konması gerekir. Bir başka ifadeyle, sözleşmeyi sona erdiren irade değil, iradenin (bilinçli/istekli olarak) açıklanmasıdır. Bu açıklama muhatabına ulaşmadığı müddetçe, sözleşmenin diğer tarafı açıklanmış bir iradeden haberdar olmayacağından fesih işlemi tamamlanamayacaktır.

Akşam evde otururken kendi kendime, ben bu kira akdini sona erdirdim dersem sözleşme biter mi? Sözleşmeyi bitirmek istiyorsam bunu kiralayana söylemem gerekir. Hatta bir kağıda “Yarın kira sözleşmesini feshedeceğim” yazsam, kiralayan da bu kağıdı tesadüfen bulsa ve okusa da fesih gerçekleşmez. İradenin açıklanmasının da iradi olması gerekir.

Örneğin, evi ocak ayında tahliye ettim, kiralayana da haber vermedim. Kiralayan, bugün “bana 3 aydır kirayı neden ödemiyorsun” dediğinde, “ben o sözleşmeyi feshetmiştim” diyebilir miyim?


Muhatapların karşılıklı hazır olmadığı hallede, feshin hüküm ve sonuçlarını doğuracağı anla ilgili olarak –bildiğim kadarıyla- bizim mevzuatımızda bir düzenleme yok.

İradenin açıklandığı anı, yollandığı anı, vardığı anı, öğrenildiği anı esas alan farklı düşünceler var.

Benim düşünceme göre açıklanan “iradenin karşı tarafa varması” ve “karşı tarafça öğrenilmesi” görüşlerinden, öğrenilmesi anının esas almak gerekir.

Açıklamanın yapıldığı an ile yollandığı anla ilgili olarak da, yollandığı anın esas alınması gerekir. Örneğin, ayın 1’inde bir mektup yazdınız ama ayın 5’inde postaya verdiyseniz ayın 5’inde irade açıklanmış sayılmalıdır.

Sözleşmenin sona erme anının belirlerken bu iki andan birine yani, iradenin muhataba gönderildiği ana ya da muhatabın öğrendiği ana kıymet vermek gerekir bence.

Bir sözleşmenin kurulması için iki tarafın iradelerinin uyumlu olması gerekir. Fakat sözleşmenin kurulması için bu yeterli değildir. Bu uyumun taraflarca bilinmesi (iradelerin açıklanması) de gerekir.

Sözleşmenin bozulması için ise, iki tarafın değil, yalnızca bir tarafın iradesi yeterlidir. Ancak bu halde de taraflar birbirlerinin iradelerinden haberdar olmak zorundadır.

Açıklanan irade karşı tarafa ulaşmakla hüküm doğurur ancak, iradenin açıklandığı/yollandığı an da elbette önemlidir.
Fesih iradesinin yollanması anı ile ulaşması anı arasındaki sürede tarafların hak ve borçları değişiklik arz edebilir. Somut örnekler üzerinden devam edersek daha sağlıklı sonuçlara ulaşabiliriz.
Saygılar,

Tartışmayı Saim Beye de ihbar etmek de faydalı olabilir.
Old 09-04-2009, 19:57   #11
Adli Tip

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Adli Tip
Benim düşünceme göre açıklanan “iradenin karşı tarafa varması” ve “karşı tarafça öğrenilmesi” görüşlerinden, öğrenilmesi anının esas almak gerekir.
......
Sözleşmenin sona erme anının belirlerken bu iki andan birine yani, iradenin muhataba gönderildiği ana ya da muhatabın öğrendiği ana kıymet vermek gerekir bence.


Bakma fırsatı bulabildiğim kaynaklarda, "öğrenme" anının değil, "varma" anının geçerli olduğu belirtiliyor. Benim kişisel görüşüme göre, öğrenme anı önemlidir. "varma" anına kıymet verilmesinin bence iki sebebi vardır:
1- İrade beyanın muhatabın hakimiyet alanına girmiş olması, ÖĞRENMEYE karine teşkil eder.
2- Muhataba ulaşmak güçse ya da mümkün değilse, sözleşmeyi sonlandırmak isteyen tarafı sözleşmeyle daha fazla bağlı bırakmamak için "varma" anına kıymet vermek gerekir.


Alıntı:
Yazan Adli Tip
Açıklanan irade karşı tarafa ulaşmakla hüküm doğurur ancak, iradenin açıklandığı/yollandığı an da elbette önemlidir.
Fesih iradesinin yollanması anı ile ulaşması anı arasındaki sürede tarafların hak ve borçları değişiklik arz edebilir.

Bozucu yenilik doğuran haklarla ilgili yapılan açıklamalarda, irade beyanının karşı tarafla ulaşmakla ancak, irade beyanın yollandığı andan itibaren geçerli olacağı belirtiliyor. Bazı kaynaklarda ise, varma anından itibaren sonuç doğuracağı belirtiliyor.

Benim baştan beri ifade ettiğim düşüncem de, "(başka bir tarih belirtilmemişse) fesih beyanı muhattaba ulaştığı anda, feshin yollanma anına kadar geriye yürürülükle hüküm ve sonuç doğurur." şeklindedir.

Saygılarımla,


(Fikret Eren, Safa Reisoğlu, Kemal Oğuzman'un kitaplarına göz atabildim.)
Old 09-04-2009, 21:45   #12
Av.Mehmet Saim Dikici

 
Varsayılan

Alıntı:
"iradenin açıklanması ve hakimiyet alanından çıkarılması" şeklinde kabul edilmektedir

Bu konuda farklı görüşler var. Daha sonra detaylı tartışma hakkımı saklı tutarak şimdilik kısaca şunu söylemek istiyorum:

Benim şahsi görüşüme göre;

"İradenin açıklanması ve muhatabın hakimiyet alanına girmesi" ile fesih bozucu etkisini gösterir ve fesih beyanından bu durumda dönülemez.

Ben bu fikrin doğru olduğunu düşünüyorum ve bu fikre katılıyorum.

Misal: Noter kanalıyla fesih beyanını göndermek istediğimizi varsayalım.Bu ihtimalde Fesih beyanını yazıp notere tevdi etmekle irade beyanımız muhatabın hakimiyet alanına girmiş değildir. İhbarname henüz Noterdeyken fesih beyanımızı geri alabiliriz. Noterden ihbarname çıkıp, postaya verildiği halde bile postaneden geriye almamız teknik olarak mümkün ise eğer, bu halde de beyanımızı geriye alabiliriz. Ancak ihbarname muhatabın posta kutusuna veya herhangi br çalışanına teslim edilmekle muhatabın hakimiyet alanına girmiş sayılır ve artık fesih beyanımızdan dönemeyiz.

Gerçi bir bakıma şu da denebilir: Muhatabın hakimiyet alanına girmemiş beyan gönderenin hakimiyet alnında da sayılabilir.
Old 09-04-2009, 22:20   #13
Adli Tip

 
Varsayılan

Saim Abi;

Öncelikle katkın için teşekkür ederim.

Fesih iradesinin diğer tarafın hakimiyet alanına ulaşmasıyla hüküm doğurucağı düşüncesine itibar edersek, o andan sonra beyan geri alınamamlıdır.
Benim düşünceme göre, muhattap fesih beyanından haberi olmadan önce, bu beyanın geri alındığından haberdar olursa fesih beyanın hükmünün olmaması gerekir. Bu anlamda asılnda mutabıkız diyebiliriz.

Ancak, tartışmak istediğimiz konu tam olarak "fesih iradesinin ne zamana kadar geri alınabileceği" değil.

Beyanın açıklanması/yollanmasıyla, muhataba ulaşması/muhatabın öğrenmesi anına kadar geçen sürede tarafların hak ve yükümlülükler nelerdir?

Saygılarımla,
Old 09-04-2009, 22:29   #14
Av.Mehmet Saim Dikici

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Adli Tip
Saim Abi;

Öncelikle katkın için teşekkür ederim.

Fesih iradesinin diğer tarafın hakimiyet alanına ulaşmasıyla hüküm doğurucağı düşüncesine itibar edersek, o andan sonra beyan geri alınamamlıdır.
Benim düşünceme göre, muhattap fesih beyanından haberi olmadan önce, bu beyanın geri alındığından haberdar olursa fesih beyanın hükmünün olmaması gerekir. Bu anlamda asılnda mutabıkız diyebiliriz.

Ancak, tartışmak istediğimiz konu tam olarak "fesih iradesinin ne zamana kadar geri alınabileceği" değil.

Beyanın açıklanması/yollanmasıyla, muhataba ulaşması/muhatabın öğrenmesi anına kadar geçen sürede tarafların hak ve yükümlülükler nelerdir?

Saygılarımla,


Sevgili Adli Tip,

Tarafların hak ve yükümlülüklerinden kastını tam olarak anlayamadım. Biraz açman mümkün mü? Ya da şöyle yapalım ben yarın bütün mesajları ve bu arada ilk mesajı da okuyup, sonra düşüncelerimi yazayım. Şimdi maçtan geldim. Haşat durumdayım.
Old 09-04-2009, 22:44   #15
Adli Tip

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Saim
Sevgili Adli Tip,

Tarafların hak ve yükümlülüklerinden kastını tam olarak anlayamadım. Biraz açman mümkün mü?



Örneğin;

İşverenin fesih beyanını noterden yolladığı andan, işçinin hakimiyet alanına girene kadarki dönemde, o döneme denk gelen ikramiye, prim vs'yi işveren ödemeli midir?

Kira akdini feshettiğine ilişkin beyanını postaya veren kiracı, beyan kiralayana varana kadar, kira sözleşmesinden doğan borçlardan sorumlu mudur?

İşçi fesih beyanını noterden yolladıktan sonra, işverene küfredese, fesihden bihaber olan işveren haklı fesih yapabilir mi?

Franchise sözleşmesine göre, ayın beşinde kârının %5'ini franchise verene gönderen işletme, ayın 7'sinde, sözleşmenin ayın 3'ü itibariyle feshedildiğini öğrenise ödemeyi geri talep edebilir mi? Neye göre?

vs. vs....

Benim düşünceme göre, fesih beyanının yollanmış olup da, karşı tarafın henüz haberdar olmadığı dönemde, sözleşmeyi feshedenin sadece borçları; diğer tarafın ise hem hakları hem de borçları devam eder.
Fesihten haberdar olunduktan sonra, o dönem gözden geçirilir , sebepsiz zenginleşme olduysa talep edilir...


Saygılarımla
Old 10-04-2009, 00:39   #16
Engin Özoğul

 
Varsayılan Yargıtay kararlarından bağımsız teorik tartışma...

Tartışmayı somut olaya indirgemeden ben de bir iki şey yazmak isterim.

İrade beyanı: Fesih iradesi

BİR... Hukuki işlem: Hukuki bir sonucun meydana gelmesi, ancak bu sonuca yönelen irade beyanına ihtiyaç gösterdiği takdirde, sözü edilen nitelikteki irade beyanı "hukuki bir işlem" teşkil eder. (Tekinay, Akman, Burcoğlu)

İKİ... Bozucu yenilik doğuran haklar karşı tarafa ulaşmakla sonuç doğurur(bu görüşü kabul etmiş olalım). Oğuzman'ın ise farklı bir görüşü var: Alman Medeni Kanunu'nda irade beyanının sonuç doğurması için vama anının esas alınacağını öngören bir düzenleme vardır. İsviçre ve Türk Hukuku'nda ise böyle bir düzenleme yer almamaktadır. O halde Türk Hukuku'nda irade beyanlarının sonuç doğurması bakımından varma anını esas almayı gerektiren hukuki bir dayanak yoktur. Olayın özelliğine göre durumun değerlendirilmesi gerekir. Oğuzman'ın görüşü benim hukuk mantığıma daha yakın.

ÜÇ... İrade beyanının sonuç doğurması ile geri alınması farklı kavramlardır.

DÖRT... Borçlar Kanunu'nun 9. maddesinde "icabın", karşı tarafa varmadan önce geri alınabileceğine ilişkin hüküm yer almaktadır. Bu hükmün özel olarak düzenlenmesinin bir sebebi olmalı...

BEŞ... Akdin kuruluşu aşamasında icap diye nitelenen irade beyanının geri alınabileceğini özel olarak düzenleyen Borçlar Kanunu, fesihle ilgili maddelerinde böyle bir kural öngörmemiştir. O halde irade beyanının geri alınamaması kural; geri alınabilmesi istisnadır denebilir.

ALTI... Böyle denirse bozucu yenilik doğuran irade beyanını açıklayan taraf artık bu beyanını geri alamaz.

YEDİ... İrade beyanı karşı tarafa ulaşmakla sonuç doğuracağından iradesini açıklayan kişi, beyanı karşı tarafa varana kadar sözleşmeyle bağlıdır.

SEKİZ... Karşı taraf da irade beyanı kendisine varana kadar sözleşmeyle bağlıdır.

DOKUZ... Karşı tarafın irade beyanını öğrenmesine özel bir sonuç bağlanamaz(B.K.md.9 ve diğer istisanalar hariç).

ON... Karşı taraf, varma anı ile öğrenme anı arasında, sözleşmeyi fesheden taraf lehine bir kazandırmada bulunmuşsa karşı tarafın bu davranışına borcun ifası denemez. Çünkü sözleşmesel ilişki varma anı itibariyle sona ermiştir. Artık bir borçtan söz etmek mümkün değildir. O halde varma anı ile öğrenme anı arasındaki dönemde karşı taraf lehine yapılan kazandırmaların geri istenebilmesi ancak sebepsiz zenginleşme temelinde mümkündür.
Old 10-04-2009, 10:33   #17
Av.Mehmet Saim Dikici

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan av_dg
Sayın Meslektaşlarım,
Bir şirkette işçi olarak çalışan müvekkilim ücretlerini alamadığı için noter kanalıyla iş akdini 10 Şubatta feshetmiş. Ancak işveren de müvekkilin noterden ihtar çektiği tarihin ertesi günü yani 11 Şubatta müvekkil 9,10,11 Şubatta devamsızlık yaptığı gerekçesiyle müvekkilin iş akdini Yönetim Kurulu Kararıyla feshetmiş. Biz iş akdinden doğan alacakları dava yoluyla istedik ancak müvekkilin fesih ihtarı işverene , işveren devamsızlık nedeniyle müvekkilin iş akdini feshettikten sonra tebliğ olmuş.

Burada fesih ihtarın noterden çekildiği tarihte mi geçerli olur, yoksa tebliğ tarihin de mi işveren açısından geçerli olur. Bir başka nokta da işverenin ihtardan haberi olmadan işçinin gelmediği için yönetim kuruluyla yaptığı haklı nedenle fesih mi geçerlidir?

İşçi alacakları noktasında hangi feshin geçerli olduğu hususu önem arzettiğinden, şimdiden değerli fikirlerinizi paylaştığınız için teşekkür ederim.

Sözleşmelerin söz konusu olduğu tüm durumlarda BK.5 ila 10. maddeyi birlikte değerlendirmek lüzumu vardır. Tek taraflı irade beyanına sonuç bağlanan hallerde, başka bir ifade ile yöneltilen irade beyanının tesir doğurması için kabule ihtiyaç duyulmayan hallerde ise, bilindiği üzere BK.10 maddenin ikinci fıkrası uygulanır ve kanunun ifadesiyle: "Eğer sarih bir kabule ihtiyaç bulunmazsa akdin hükmü, icabın vüsulu anından itibaren cerayana başlar."

Bu itibarla fesih (bozucu) yenilik doğuran tek taraflı bir irade beyanı olmakla, kanaatimce BK.10/2 kapsamında değerlendirilmesi gereken bir irade beyanıdır. BK.10/2 de böyle durumlarda beyanın muhataba vüsulu anında hüküm ve sonuç doğuracağını ortaya koyduğundan, fesih beyanının varması ile birlikte (Bk.10/1'den farklı olarak) ileriye doğru sonuçlarını doğuracağı ve yine bana göre işverene ulaştığı tarih itibariyle feshedilmiş sayılacağı açıktır.

Karşı fikirlere de saygılıyım. Aksini iddia etmek ve savunmak da gerekçeleri koymak kaydıyla mümkündür ki sevgili Engin Özoğul ve Adli Tip bu anlamda oldukça başarılılar. Bu yaşta bu yetkinliğe şapka çıkartıyorum, saygı duyuyorum.


Alıntı:
TDK büyük sözlük: vusûl
varma. ~ ü muktezî: varması gerekli.
Old 10-04-2009, 10:55   #18
Adli Tip

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Tekinay, Akman, Burcoğlu
BİR... Hukuki işlem: Hukuki bir sonucun meydana gelmesi, ancak bu sonuca yönelen irade beyanına ihtiyaç gösterdiği takdirde, sözü edilen nitelikteki irade beyanı "hukuki bir işlem" teşkil eder. (Tekinay, Akman, Burcoğlu)



Alıntı:
Yazan Engin Özoğul
İKİ... Bozucu yenilik doğuran haklar karşı tarafa ulaşmakla sonuç doğurur(bu görüşü kabul etmiş olalım). Oğuzman'ın ise farklı bir görüşü var: Alman Medeni Kanunu'nda irade beyanının sonuç doğurması için vama anının esas alınacağını öngören bir düzenleme vardır. İsviçre ve Türk Hukuku'nda ise böyle bir düzenleme yer almamaktadır. O halde Türk Hukuku'nda irade beyanlarının sonuç doğurması bakımından varma anını esas almayı gerektiren hukuki bir dayanak yoktur. Olayın özelliğine göre durumun değerlendirilmesi gerekir. Oğuzman'ın görüşü benim hukuk mantığıma daha yakın.
Benim hukuk mantığıma da uzak değil. Lakin daha önceki mesajlarımdaki düşüncelerim -hala- bana daha yakın.

Alıntı:
Yazan Engin Özoğul
ÜÇ... İrade beyanının sonuç doğurması ile geri alınması farklı kavramlardır.
Elbette farklı kavramlardır. Ancak tartışmak istediğimiz konuyla çok iç içedir. Zira bence, beyanın geri alınabileceği an, sonuç doğurcağı ana göre belirlenecektir.

Alıntı:
Yazan Engin Özoğul
DÖRT... Borçlar Kanunu'nun 9. maddesinde "icabın", karşı tarafa varmadan önce geri alınabileceğine ilişkin hüküm yer almaktadır. Bu hükmün özel olarak düzenlenmesinin bir sebebi olmalı...

BEŞ... Akdin kuruluşu aşamasında icap diye nitelenen irade beyanının geri alınabileceğini özel olarak düzenleyen Borçlar Kanunu, fesihle ilgili maddelerinde böyle bir kural öngörmemiştir. O halde irade beyanının geri alınamaması kural; geri alınabilmesi istisnadır denebilir.

ALTI... Böyle denirse bozucu yenilik doğuran irade beyanını açıklayan taraf artık bu beyanını geri alamaz.

Fesih beyanı da tıpkı icap ve kabul gibi, karşı tarafa ulaştırılması gereken bir beyansa (ki bu noktada mutabıkız sanırım) icap ve kabulle ilgili hükümlerin kıyas yoluyla uygulanabileceği de pek ala söylenebilir.


Alıntı:
Yazan Engin Özoğul

YEDİ... İrade beyanı karşı tarafa ulaşmakla sonuç doğuracağından iradesini açıklayan kişi, beyanı karşı tarafa varana kadar sözleşmeyle bağlıdır.


SEKİZ... Karşı taraf da irade beyanı kendisine varana kadar sözleşmeyle bağlıdır.

Asıl sorun bu iki noktada toplanıyor bence. Bunu her durumda genel geçer bir kural olarak söyleyebilir miyiz? Umarım bu tartışamanın sonucunda bu soru(n)un cevabına ulaşabiliriz. Örneğin, somut olaydaki işçi bakımından işçi fesih beyanını yollamış olmasına rağmen işe gitmeli midir? Kanaatimce burada, fesih beyanı muhataba ulşatıktan sonra, fesih beyanın yollandığı andan itibaren sonuç doğuracağından, "borca aykırı davranışın" yaptırımı olamayacaktır. Bu dönemdeki hak ve borçlarla ilgili olarak genel geçer hukuki bir niteleme yapmakta ben zorlanıyorum açıkçası.

Alıntı:
Yazan Engin Özoğul
DOKUZ... Karşı tarafın irade beyanını öğrenmesine özel bir sonuç bağlanamaz(B.K.md.9 ve diğer istisanalar hariç).

Bu düşüncenize şu aşamada katılamıyorum. Âkit, sözleşmenin sona erdiğini öğrendiği anda, sözleşmeden kaynaklanan borçlarını ifa etmemeye başlayacaktır.

Alıntı:
Yazan Engin Özoğul
ON...Karşı taraf, varma anı ile öğrenme anı arasında, sözleşmeyi fesheden taraf lehine bir kazandırmada bulunmuşsa karşı tarafın bu davranışına borcun ifası denemez. Çünkü sözleşmesel ilişki varma anı itibariyle sona ermiştir. Artık bir borçtan söz etmek mümkün değildir. O halde varma anı ile öğrenme anı arasındaki dönemde karşı taraf lehine yapılan kazandırmaların geri istenebilmesi ancak sebepsiz zenginleşme temelinde mümkündür.

"Karşı taraf, varma anı ile öğrenme anı arasında, sözleşmeyi fesheden taraf lehine bir kazandırmada bulunmuşsa" derken iradenin yollanması ya da açıklanması anıyla öğrenme anı arasında geçen süreyi mi kastediyorsunuz? Yoksa posta kutusuna bıraklımış bir mektubun bırakılma anıyla, açılıp okunması anı arasındaki süreyi mi?

Yapılan ödemeler veya bezner edimler sebepsiz zenginleşmeye göre bence de geri istenmelidir. Ama ne zaman öncesine kadarki edimler için istenebileceğini söylemek bence güç.

Saygılar
Old 10-04-2009, 13:06   #19
Engin Özoğul

 
Varsayılan

"Yoksa posta kutusuna bırakılmış bir mektubun bırakılma anıyla, açılıp okunması anı arasındaki süreyi"

kastediyorum.
Old 10-04-2009, 13:56   #20
ISIL YILMAZ

 
Varsayılan

Kanımca, iradenin niteliği ( bozucu, kurucu, bildirici ) olması çok da belirleyici değil. Mesele, irade beyanının varması gerekli beyanlardan olup olmadığı.

İcap da fesih de varması gerekli irade beyanlarındandır. Yani, karşı tarafa varmadıkça sonuç doğurması (kanunda özel hükümle düzenlenen haller dışında) mümkün değildir. Dolayısıyla, hukuk, bu genel anlayıştan ayrılmak isteseydi, bozucu yenilik doğurucu beyanlar, varma anından önce ya da açıklama anında hüküm doğurur demeliydi.

Bana göre, “İcap kurumunda bu durum açıkça düzenlendiğine göre yasakoyucu aynı sonucu fesihte isteseydi, orada da bunu hükme bağlardı; düzenlenmediğine göre icaba ilişkin yasa hükmü istisnadır.” demek, bir nevi “aşırı okuma”dır.

Hukukta irade esastır. Hatta irade ile beyan arasında fark olması halleri de özel olarak düzenlenmiştir. O halde, iradenin dışa vurulma biçimi olan beyan, sonuç doğurma yani varma anından önce değiştirilebilmelidir. Çünkü, irade değişmiştir. Değişen iradenize ait beyanın, diğer (eski) beyanınızdan önce karşı tarafa varmasını sağlarsanız, yeni beyana (gerçek iradenize) göre işlem kurulması daha adil olduğu gibi, iradeye hukuk tarafından atfedilen değere de daha uygun bir anlayıştır.

İrade beyanının varmasının önemi, hukuki işlemde kesinliğin sağlanması olmak gerekir. Bu nedenle hangi beyanın daha önce vardığına göre hangi işlemin kurulacağını tespit etmek bana doğru görünüyor.

İradenin muhataba varmadığı halde salt açıklanmasının yeterli bulunması, kişilerin gerçek iradelerine göre işlem yapılmasının önüne geçebilecek sonuçlar doğururken; muhataba varmış bir irade beyanıyla bağlı olmak adil sayılmalıdır.

Saygılar.
Old 10-04-2009, 14:02   #21
ISIL YILMAZ

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Engin Özoğul
"Yoksa posta kutusuna bırakılmış bir mektubun bırakılma anıyla, açılıp okunması anı arasındaki süreyi"

kastediyorum.

"Mektup yazıldığı zaman kabul iradesi açıklanmış; postaya verildiğinde, kabul beyanı gönderilmiş; karşı tarafın hakimiyet alanına girdiği zaman ( örneğin posta kutusuna veya masasına konduğunda) beyan ulaşmış ve nihayet okunduğunda kabul beyanı öğrenilmiş olacaktır." Safa Reisoğlu, Borçlar Hukuku Genel hükümler, sf. 63,Beta Yayınları,İstanbul 2008

BORÇLAR KANUNU
....
III - GAİPLER ARASINDA VUKUBULAN BİR AKDİN HANGİ ZAMANA İSTİNAT ETTİĞİ
MADDE 10 - Gaipler arasında icra olunan akitler, kabul haberi irsal olunduğu anda hüküm ifade ederler.
Eğer sarih bir kabule ihtiyaç bulunmazsa akdin hükmü, icabın vusulü anından itibaren cereyana başlar.
Old 10-04-2009, 14:52   #22
Adli Tip

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan ISIL YILMAZ
İrade beyanının varmasının önemi, hukuki işlemde kesinliğin sağlanması olmak gerekir. Bu nedenle hangi beyanın daha önce vardığına göre hangi işlemin kurulacağını tespit etmek bana doğru görünüyor.

İradenin muhataba varmadığı halde salt açıklanmasının yeterli bulunması, kişilerin gerçek iradelerine göre işlem yapılmasının önüne geçebilecek sonuçlar doğururken; muhataba varmış bir irade beyanıyla bağlı olmak adil sayılmalıdır.

Işıl Hanım,

Söylediklerinize, açıklayacağım husus dışında, tamamen katılıyorum.
Yüzlerce somut örneği zihnimde canlandıramıyorum elbette ancak, aklıma gelen örnekler ışığında, kendi hakkaniyet anlayışıma uygun olan, varma anında geçerlilik kazanan fesih beyanın, iradenin yollandığı ana kadar geriye gidilerek hüküm doğurması gerektiğidir. Aksi halde, ortaya çıkan yeni hukuki durum, tarafların iradelerinden değil, iradelerini açıkladıkları vasıtalardan kaynaklanabilecektir.
Bu mesajlara vesile olan soruda, hangi beyanın daha önce ulaştığı yazılmamış ancak, işçi haklı feshe neden olabilecek durumda bu fesih hakkını kullanmış olmasına rağmen, işverenin beyanı önce ulaşırsa kıdem tazminatından yoksun kalacaktır. Posta idaresinin hızı, iradenin önüne geçmiş olacaktır.

Saygılarımla,


Saygılarımla,
Old 10-04-2009, 15:51   #23
ISIL YILMAZ

 
Varsayılan

Alıntı:

işçi haklı feshe neden olabilecek durumda bu fesih hakkını kullanmış olmasına rağmen, işverenin beyanı önce ulaşırsa kıdem tazminatından yoksun kalacaktır. Posta idaresinin hızı, iradenin önüne geçmiş olacaktır.


İrade beyanı sadece posta aracılığıyla ulaştırılmaz ki. Haklı fesihte yazılılık şartı da yokken işçi neden sözlü beyanda bulunamasın? En kötü şartta, yanında bir tanık olduğu halde telefonu açar,feshi bildirir.

Ayrıca ve daha önemli olan şey şu: Burada, yani işçi de işveren de akdi feshetti örneğinde, birbirine karşı yöneltilmiş iki beyan var. Tartışma ise bir kişiden çıkan beyanın yine aynı kişi tarafından geri alınması üzerine. Bu ikisi karpuzla erik gibi.


Saygılar.
Old 10-04-2009, 16:19   #24
Adli Tip

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan ISIL YILMAZ
İrade beyanı sadece posta aracılığıyla ulaştırılmaz ki. Haklı fesihte yazılılık şartı da yokken işçi neden sözlü beyanda bulunamasın? En kötü şartta, yanında bir tanık olduğu halde telefonu açar,feshi bildirir.

Elbette yazılılk şartı yok. O örnekte, vurgulamak istediğim şey, hukuki durumu belirleyinin tarafların iradelerinin değil kullandıkları vasıtaların olmasıydı. Tarafların iradesi asıldır, eylemleri de belirleyicidir. İradenin hür olması, eyleminse imkanlar dahilinde olması gerekir. Fesih beyanını açıklamak ve yollamak kişinin elinde olan bir imkandır. Ancak ulaştırmak her zaman kişinin tasarrufunda olamayabilir. Yukarıdaki mesajımda da belirttiğim gibi, öğrenme değil, varma anına kıymet verilmesindeki mantık da bence buna yakın bir sebepledir.

Alıntı:
Yazan ISIL YILMAZ
Tartışma ise bir kişiden çıkan beyanın yine aynı kişi tarafından geri alınması üzerine. Bu ikisi karpuzla erik gibi.

Tartışmanın çıkış noktası "feshin geri alınması" değil, "hüküm ve sonuç doğruma anı" aslında. Engin Bey'in yaz meyvelerinden hazırladığı sepette, altını çizdiği konulardan sadece biriydi "geri alma meselesi". Benim geri almayla fikrim ise hala şudur: diğer taraftan fesihten haberdar oladığı müddetçe, fesih geri alınabilmeldir.

Alıntı:
Yazan Adli Tip

Ancak, tartışmak istediğimiz konu tam olarak "fesih iradesinin ne zamana kadar geri alınabileceği" değil.

Beyanın açıklanması/yollanmasıyla, muhataba ulaşması/muhatabın öğrenmesi anına kadar geçen sürede tarafların hak ve yükümlülükler nelerdir?

Old 09-04-2010, 00:47   #25
ays

 
Varsayılan fesih iradesinin geri alinmasi

arkadaslar,ucreti odenmedigi icin hakli nedenle fesih yapan bir isi isine devam ederse ve isveren de bu durumu kabul edip calismasina izin verirse bu fesih iradesinin geri alinmasi olarka yorumlanabilir mi?
ornegin,Isci 23 martta ucretim odenmedigi icin feshediyorum ;5 gun icinde kidem'ucret vs yatirin diye ihtarname yollamis,isveren 26 martta tebligi almis,30 martta maasini yatirmis isci 5 nisana kadar calismis,sonra ayrilmis.Simdi fesihten sonra ve ucret yattiktan sonraki calismayi fesih iradesinin zimni olarak geri alinmasi ve isci ve isverenin yeniden anlasmasi olarak yorumlayabilir miyiz?Elinizde yargitay karari varsa cok sevinirim.
Tesekkur ederim.
Old 09-04-2010, 09:21   #26
Adli Tip

 
Varsayılan

Fesih iradesi karşı tarafa ulaşmakla sonuçlarını doğrur. İşçi 23 Mart'tan 30 Mart'a kadar da çalışmış mı, tam olarak anlaşılmıyor. Ancak, fesih ücretin ödenmemesi nedeniyle yapılan bir fesih olduğundan, bunun bildirimsiz/derhal fesih olduğu anlaşılıyor. Bu itibarla iş sözleşmesi en geç 26 Mart itibariyle son bulmuştur denebilir. İşçinin işe devam etmesi ve işverenin de buna rıza göstermesi, yapılan feshin karşılıklı zımni iradeyle ortadan kaldırılması olarak yorumlanabilir.
Bence işçinin 5 Nisan'da işten ayrılması ayrı bir fesihtir ve 23 Mart'taki bildirimden bağımsızdır.
Ancak şu da düşünülebilir: Ücret 30 Mart'ta yatırıldığına göre 5 Nisan'da işçinin haklı fesih için 6 iş günlük süresi halen dolmamış. Bu ikinci fesih de haklı nedenle yapılmış bir fesihtir demek de savunulabilir bir düşüncedir.

Saygılarımla,
Old 09-04-2010, 09:56   #27
ays

 
Varsayılan

Sayin Adli tip oncelikle bu erken saatte cevap verdiginiz icin cok sagolun.
Oncelikle anlasilmayan noktayi duzelteyim; isci 23 mart tan 5 nisan a kadar calismis.5 nisan daki 2.fesih olarak dusunulebilir demissiniz ya katiliyorum.Cunku isci subat ucretini istemis 5 gunluk sure verilmis ve isveren yatirmis.Bu sefer mart ucreti calistigi 5 nisan a kadar yatmamis.
Peki bir yildan bir suredir isyeri bu sekilde calisiyormus.Bu bir degisiklik getirir mi?
Guzel bir gun dilegiyle....
Old 09-04-2010, 10:16   #28
Adli Tip

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan ays
Sayin Adli tip oncelikle bu erken saatte cevap verdiginiz icin cok sagolun.
Oncelikle anlasilmayan noktayi duzelteyim; isci 23 mart tan 5 nisan a kadar calismis.5 nisan daki 2.fesih olarak dusunulebilir demissiniz ya katiliyorum.Cunku isci subat ucretini istemis 5 gunluk sure verilmis ve isveren yatirmis.Bu sefer mart ucreti calistigi 5 nisan a kadar yatmamis.
Peki bir yildan bir suredir isyeri bu sekilde calisiyormus.Bu bir degisiklik getirir mi?
Guzel bir gun dilegiyle....

Sayın ays;

İş Kanunu'nun 32. maddesinin 5. fıkrası gereğince ücret en geç ayda bir ödenir.
Ücret ödeme günü, örneğin ayın 1'i iken, ücretler her ayın 10'unda ödenmeye başladıysa ve bu bir yıldır devam ediyorsa, bu durum çalışma koşulu haline gelmiştir denebilir. Ancak, ücretler ayda bir ödenmiyorsa, yani ücret ödeme periyotları 1 aydan daha uzun bir süre haline gelmişse, bu uygulama 5 yıl da sürse işyeri uygulaması haline gelmez ve işçiye fesih hakkı verir.

Saygılarımla,
Old 09-04-2010, 10:24   #29
ays

 
Varsayılan

Calisma sartlari olarak dusunmem biraz zorlamaydi zatenCok tesekkur ederim.
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
İş akdinin feshi üye18721 Meslektaşların Soruları 1 29-03-2009 15:05
iş akdinin feshi nobel81 Meslektaşların Soruları 5 08-03-2008 13:47
Iş Akdinin Feshi oquxx Meslektaşların Soruları 5 11-09-2007 15:45
iş akdinin feshi ozan Meslektaşların Soruları 0 15-09-2006 22:02


THS Sunucusu bu sayfayı 0,24427509 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2013) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.