Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Yargıtay Kararları

Yanıt
Old 21-11-2008, 10:24   #1
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Yargıtay Kararları

T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
E. 2007/5306
K. 2008/479
T. 24.1.2008

• BOŞANMA ( Kocanın Davalı Kadını Dövdüğü Evden Kovduğu Kadının Güven Sarsıcı Davranışlar İçerisine Girdiği - Birisinin Kusurunun Diğerine Üstün Tutulamayacağı - Boşanma Kararı Verilmesi Gereği )

• ORTAK HAYATIN TEMELDEN SARSILMASI ( Boşanma Kararı Verilmesi Gereği - Kocanın Davalı Kadını Dövdüğü Evden Kovduğu Kadının Güven Sarsıcı Davranışlar İçerisine Girdiği/Birisinin Kusurunun Diğerine Üstün Tutulamayacağı )

• EŞLERİ BİRLİKTE YAŞAMAYA ZORLAMANIN MÜMKÜN GÖRÜLMEMESİ ( Kocanın Davalı Kadını Dövdüğü Evden Kovduğu Kadının Güven Sarsıcı Davranışlar İçerisine Girdiği/Birisinin Kusurunun Diğerine Üstün Tutulamayacağı - Boşanma )
4721/m. 166/1

ÖZET : Taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davanın reddi doğru bulunmamıştır.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hükmün temyizen murafaa icrası suretiyle tetkiki istenilmekle duruşma için tayin olunan bugün temyiz eden Nurhan D. ile vekili Avukat İlkay M. geldi.Karşı taraf tebligata rağmen gelmedi.Gelenin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Yapılan soruşturma, toplanan delillerle davacı kocanın davalı kadını dövdüğü, evden kovduğu, davalı kadının ise güven sarsıcı davranışlar içerisine girdiği birisinin kusurunun diğerine üstün tutulmasının mümkün bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya ( TMK.md. 166/l )karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davanın reddi doğru bulunmamıştır.

SONUÇ : Davacının temyiz itirazının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, duruşma için takdir olunan 550.00 YTL vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 24.01.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Kazancı
Old 21-11-2008, 10:26   #2
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
E. 2007/5312
K. 2008/3245
T. 12.3.2008

• BOŞANMA ( Akıl Hastalığı Olduğu Anlaşılan Kadının Hareketleri İradi Olmadığından Kocanın "Şiddetli Geçimsizliğe" Dayanarak Açtığı Davanın Kabul Edilemeyeceği )

• AKIL HASTALIĞI ( Olduğu Anlaşılan Kadının Hareketleri İradi Olmadığından Kocanın "Şiddetli Geçimsizliğe" Dayanarak Açtığı Davanın Kabul Edilemeyeceği )

• ŞİDDETLİ GEÇİMSİZLİK ( Akıl Hastalığı Olduğu Anlaşılan Kadının Hareketleri İradi Olmadığından Kocanın "Şiddetli Geçimsizliğe" Dayanarak Açtığı Davanın Kabul Edilemeyeceği )

• DAVADA HUKUKİ NEDENİN ISLAH YOLUYLA DEĞİŞTİRİLEMEYECEĞİ ( Boşanma )

4721/m.165,166

ÖZET : Akıl hastalığı olduğu anlaşılan kadının hareketleri iradi olmadığından kocanın "şiddetli geçimsizliğe" dayanarak açtığı dava kabul edilemez. Davadaki "hukuki sebep" ıslah yoluyla değiştirilemez.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Davacı 5.7.2005 tarihli dilekçe ile davasının şiddetli geçimsizlik nedenine dayalı olduğunu belirterek davasını hasretmiş, 24.11.2006 tarihli celsede ise hem akıl hastalığı hem de şiddetli geçimsizlik nedenlerine dayandıklarını açıklamıştır. Davacının, davanın hukuki nedenlerine yeni nedenler eklemesi ıslah yolu ile de mümkün değildir. Mahkemece davalı kadın akıl hastalığı nedeniyle kısıtlanıp kendisine vasi tayin edildiğine göre, davacı kocanın şiddetli geçimsizlik nedenine dayalı boşanma davasında kadının hareketleri iradi olmadığından kusurlu kabul edilemez. Gerçekleşen bu durum karşısında davanın reddine karar vermek gerekirken yazılı şekilde boşanmaya karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 12.03.2008 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY :

Hakim, tarafların kendisine bildirdikleri vakıalarla bağlıdır. Bildirilen bu vakıalara bakarak davanın hukuken hangi sebebe dayandığını belirler. ( HUMK m. 76 )Tarafların, ileri sürdükleri vakıaların mahiyeti hakkında yapmış oldukları tavsifler hakime yardımcı olursa da, hakim bunlarla bağlı değildir. Dava dilekçesinde ileri sürülen boşanma talebinin dayandırıldığı maddi hadiselere göre, dava; hem Türk Medeni Kanunu'nun 165. maddesinde yer alan "akıl hastalığına" hem de, aynı yasanın 166/1. maddesindeki "evlilik birliğinin temelinden sarsılması" sebebine dayanmaktadır. Davacı vekilinin, davanın hukuki sebebinin bunlardan sadece biri veya her ikisi olduğuna ilişkin beyanı ( bu husus, hakim tarafından re'sen tespit edilecek bir husus olduğu için )hakimi bağlayıcı nitelikte değildir. O halde, dava, yukarıda belirtildiği gibi iki ayrı hukuki sebebe dayalıdır.Bu iki hukuki sebebin aynı davada bağdaşmayacağı, davanın esasıyla ilgili olup, hukuki nitelendirmeyle ilgili değildir.

Mahkemece, akıl hastalığı sebebiyle tarafların boşanmalarına karar verilmiş, hüküm davalının yasal temsilcisi ( vasisi )tarafından temyiz edilmiştir.

Davalının, vesayet dosyası içindeki raporla belirlenen akıl hastalığının ortak hayatı çekilmez kılıp kılmadığı ve hastalığın geçmesine olanak bulunup bulunmadığı resmi sağlık kurulu raporu ile tespit edilmeden eksik inceleme ile ve yazılı gerekçe ile hüküm kurulması doğru değildir. Açıklanan sebeple sayın çoğunluğun bozma düşüncesine katılıyor olmakla birlikte gerekçesine iştirak etmiyorum.

Kazancı
Old 25-11-2008, 11:50   #3
Avsibel

 
Varsayılan

Habibe Hanım emeğinize çok teşekkür ederim.Son eklenen karar bence üzerinde tartışılması gereken bir karar.Burada karşı oy görüşlerine katılmamak mümkün değil. SAYGILARIMLA
Old 14-03-2009, 15:00   #4
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan isimler kısaltıldı

T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
E. 2007/17220
K. 2008/13614
T. 20.10.2008

• BOŞANMA ( Kocanın Eşinin Bilgisi Dışında Eve Ses Kayıt Cihazı Yerleştirerek Sadakat Yükümlülüğü İle Bağdaşmayan Davranışlarını Tesbit Etmesi - Özel Hayatın Gizliliğinin İhlalinden Söz Edilemeyeceği/Hukuka Aykırılık Bulunmadığı )

• ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİ ( Boşanma/Kocanın Mahkemeye Delil Olarak Eşinin Bilgisi Dışında Eve Yerleştirdiği Cihazla Ses Kayıtlarına İlişkin CD Sunması - Delilin Elde Edilişinde Hukuka Uygunluk Nedenleri Varsa Kanuna Aykırı Olmayacağı/Sadakat Yükümlülüğü İle Bağdaşmayan Davranışların Tesbiti )

• SES KAYITLARININ DELİL NİTELİĞİ ( Kocanın Eşinin Bilgisi Dışında Eve Ses Kayıt Cihazı Yerleştirerek Sadakat Yükümlülüğü İle Bağdaşmayan Davranışlarını Tesbit Etmesi - Özel Hayatın Gizliliğinin İhlalinden Söz Edilemeyeceği/Boşanmaya Hükmedilmesi Gereği )

• EVLİLİĞİN YASAL YÜKÜMLÜLÜKLER ALANI ( Eşlerin Birlikte Yaşadıkları Ortak Konut/Diğer Eş İçin Dokunulmaz Olmadığı - Kocanın Eşinin Aleni Olmayan Konuşmalarını Kaydetmesi/Boşanma Davasında Delil Olarak Kullanılabileceği )

• DELİLİN ELDE EDİLİŞİ ( Boşanma Davası/Kocanın Mahkemeye Delil Olarak Eşinin Bilgisi Dışında Eve Yerleştirdiği Cihazla Ses Kayıtlarına İlişkin CD Sunması - Sadakat Yükümlülüğü İle Bağdaşmayan Davranışların Tesbiti/Anayasa İle Tanınmış Hakların İhlali Kabul Edilmemesi )

• KADININ SADAKAT YÜKÜMLÜLÜĞÜ İLE BAĞDAŞMAYAN DAVRANIŞLARI ( Kocanın Eşinin Bilgisi Dışında Eve Ses Kayıt Cihazı Yerleştirerek CD İle Tesbit Etmesi - Özel Hayatın Gizliliğinin İhlalinden Söz Edilemeyeceği/Hukuka Uygun Delil Niteliği )

2709/m. 20/1
4721/m. 166, 185/3

ÖZET : Bir delilin elde edilişi, kişilerin Anayasa ile tanınmış hakların ihlali suretiyle gerçekleşmiş ise, onun hukuka aykırı olarak elde edildiğinin kabulü gerekeceğinde duraksama bulunmamaktadır. Delilin elde edilişinde hukuka uygunluk nedenleri varsa, o zaman kanuna aykırılık ortadan kalkar. Kuşkusuz Anayasaya göre; herkes özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.

Ancak, evliliğin yasal yükümlülükler alanı, diğer eş için dokunulmaz değildir. Bu nedenle, eşinin sadakatinden kuşkulanan davacı-davalının, birlikte yaşadıkları her ikisinin de ortak mekanı olan konutta, eşinin bilgisi dışında ses kayıt cihazı yerleştirerek, eşinin aleni olmayan konuşmalarını kaydetmesinde bu suretle sadakat yükümlülüğü ile bağdaşmayan davranışlarını tesbit etmesinde özel hayatın gizliliğinin ihlalinden söz edilemez ve hukuka aykırılık bulunduğu kabul olunamaz.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hükmün temyizen murafaa icrası suretiyle tetkiki istenilmekle duruşma için tayin olunan14.10.2008 günü temyiz eden A.İ.D. ile vekili Av.G.T.geldiler. Karşı taraf tebligata rağmen gelmedi. Gelenin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Olayda; davacı-davalı koca tarafından mahkemeye delil olarak sunulan, ses kayıtlarına ilişkin CD.’nin , davalının “özel hayatının gizliliği” ihlal edilmek suretiyle hukuka aykırı yolla elde edildiği, bu nedenle delil olarak kullanılamayacağı ileri sürülmüş; mahkemece de; “davacı eşin delil olarak sunduğu ses kaydının davalının bilgisi dışında özel hayatın gizliliği ihlal edilerek hukuk dışı yollardan oluşturulduğu, bu sebeple itibar edilemeyeceği” kabul edilerek , “davalının sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışta bulunduğunu gösteren başkaca bir delil de getirilmediği” gerekçesiyle davacı-davalı kocanın açtığı boşanma davasının reddine karar verilmiştir.

Sunulan delil, eşlerin birlikte yaşadıkları konutta, davalının bilgisi dışında koca tarafından hazırlanan bir sistemle elde edilmiştir. Yapılan bilirkişi incelemesi sonucu, ( CD )’deki ses kayıtlarının, orjinal olduğu, üzerinde ekleme, çıkarma, kesinti ve kopyalama bulunmadığı tesbit edilmiştir. Davalı-davacı, kayıt altına alınan konuşmaların kendisine ait olmadığına ilişkin bir iddia ileri sürmemekte, bu delilin özel hayatının gizliliği ihlal edilerek elde edildiğini belirterek karşı çıkmaktadır.

Bir delilin elde edilişi, kişilerin Anayasa ile tanınmış hakların ihlali suretiyle gerçekleşmiş ise, onun hukuka aykırı olarak elde edildiğinin kabulü gerekeceğinde duraksama bulunmamaktadır. Delilin elde edilişinde hukuka uygunluk nedenleri varsa, o zaman kanuna aykırılık ortadan kalkar. Kuşkusuz Anayasaya göre; herkes özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz. ( Anayasa m,20/1 ) Ancak, evlilik birliğinde eşlerin, evliliğin devamı süresince birbirlerine sadık kalmaları da yasal bir zorunluluktur. ( TMK.m.185/3 ) Eşlerden birinin, bu alana ilişkin özel yaşamı, evlilikle biraraya geldiği ve birlikte yaşadığı hayat arkadaşı olan diğer eşi de en az kendisininki kadar yakından ilgilendirir. O nedenle, evlilikte, evlilik birliğine ilişkin yasal yükümlülükler alanı, eşlerin her birinin özel yaşam alanı olmayıp, aile yaşamı alanıdır. Bu alanla ilgili de eşlerin tek tek özel yaşamlarının değil bütün olarak aile yaşamının gizliliği ve dokunulmazlığı önem ve öncelik taşır. Bu bakımdan evliliğin yasal yükümlülükler alanı , diğer eş için dokunulmaz değildir. Bu nedenle, eşinin sadakatinden kuşkulanan davacı-davalının, birlikte yaşadıkları her ikisinin de ortak mekanı olan konutta, eşinin bilgisi dışında ses kayıt cihazı yerleştirerek , eşinin aleni olmayan konuşmalarını kaydetmesinde bu suretle sadakat yükümlülüğü ile bağdaşmayan davranışlarını tesbit etmesinde özel hayatın gizliliğinin ihlalinden söz edilemez ve hukuka aykırılık bulunduğu kabul olunamaz. Aksine, aile birliğine ilişkin ortak yaşanılan mekana davalının, meşru olmayan bir amaç için arkadaşlarını kabul etmesinde, aile hayatının gizliliğini ihlal söz konusudur. Bu bakımdan sözü edilen delilin elde edilişinde hukuka aykırılık bulunduğundan söz edilemez. O halde yapılan soruşturma ve toplanan delillerle; davalı-davacının; meşru olmayan bir amaç için karşı cins de dahil olmak üzere arkadaşlarını müşterek konuta aldığı ve sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı gerçekleşmiştir. Bu halde, taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Gerçekleşen olaylar karşısında davacı dava açmakta haklıdır. Bu koşullar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, davacı-davalı koca tarafından açılan boşanma davasının da kabulüne karar verilmesi gerekirken isteğin reddi doğru bulunmamıştır.

SONUÇ : Davacı-davalı kocanın temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün yukarda açıklanan sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre hükmün diğer yönlerinin incelenmesine yer olmadığına, duruşma için takdir olunan 550,00YTL vekalet ücretinin N.’den alınıp A.İ.’a verilmesine, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, iş bu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 20.10.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Kazancı
Old 20-06-2009, 09:11   #5
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan Ortak Hayatın Temelinden Sarsılması

T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
E. 2007/13838
K. 2008/13605
T. 20.10.2008

• BOŞANMA ( Kadının Eşine Hakaret Ettiği/Ortak Hayatı Temelinden Sarsacak Derecede ve Birliğin Devamına İmkân Vermeyecek Nitelikte Bir Geçimsizlik Olduğundan İstemin Kabulü Gereği )

• ORTAK HAYATIN TEMELİNDEN SARSILMASI ( Kadının Eşine Hakaret Ettiği - Boşanma İstemin Kabulü Gereği )

• DOĞUM TARİHİNDE NAFAKAYA HAK KAZANMA ( Çocuk İçin Doğum Tarihinden Geçerli Olmak Üzere Nafakaya Hükmedileceği - Boşanma Dava Tarihinden İtibaren Nafaka Takdir Edilemeyeceği )

• EVLİLİK BİRLİĞİNİN SARSILMASI ( Kadının Eşine Hakaret Ettiği - Boşanma İstemin Kabulü Gereği )

4721/m.166

ÖZET : Davalı-davacı kadının eşine hakaret ettiği anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davanın reddi doğru bulunmamıştır.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : 1-Davalı-davacı kadın 11.09.2006 tarihinde açmış olduğu boşanma davasından 21.09.2006 tarihinde feragat etmiştir. Feragat ile kocadan kaynaklanan kusurlu davranışlar affedilmiş en azından hoşgörüyle karşılanmıştır.

Yapılan soruşturma, toplanan delillerle davalı-davacı kadının eşine hakaret ettiği anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya ( TMK.md. 166/1 )karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davanın reddi doğru bulunmamıştır.

2-Birleşen nafaka davası yönünden temyiz incelemesine gelince;

Davalı-davacı kadın 14.03.2007 tarihinde açtığı birleşen nafaka davası ile müşterek çocuk 20.02.2007 tarihinde doğan Yasin Arda için nafaka isteğinde bulunmuştur. Çocuk için doğum tarihinden geçerli olmak üzere nafakaya hükmedilmesi gerekirken, boşanma dava tarihinden itibaren nafaka takdiri bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Hükmün yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, iş bu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 20.10.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Kazancı Bilişim
Old 13-07-2009, 15:52   #6
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Tam kusurlu Eşin Dava Hakkı

T.C.
YARGITAY
8. HUKUK DAİRESİ
E. 2007/20815
K. 2008/1713
T. 18.2.2008

• BOŞANMA ( İsteyebilmek İçin Tamamen Kusursuz ya da Az Kusurlu Olmaya Gerek Olmayıp Daha Fazla Kusurlu Bulunan Tarafın Dahi Dava Hakkı Bulunmakla Beraber Boşanmaya Karar Verilebilmesi İçin Davalının Az da Olsa Kusurunun Varlığı Gerektiği )

• KUSUR ( Boşanmayı İsteyebilmek İçin Tamamen Kusursuz ya da Az Kusurlu Olmaya Gerek Olmayıp Daha Fazla Kusurlu Bulunan Tarafın Dahi Dava Hakkı Bulunmakla Beraber Boşanmaya Karar Verilebilmesi İçin Davalının Az da Olsa Kusurunun Varlığı Gerektiği )

• AZ KUSURLU EŞ ( Boşanmaya Karşı Çıkarsa Bu Halin Tespiti Dahi Tek Başına Boşanma Kararı Verilebilmesi İçin Yeterli Olamayacağı )

• HAKKIN KÖTÜYE KULLANILMASI ( Boşanma - Az Kusurlu Eşin Karşı Çıkması Hakkın Kötüye Kullanılması Niteliğinde Olmalı Eş ve Çocuklar İçin Korunmaya Değer Bir Yararın Kalmadığının Anlaşılması Gerektiği )

• EVLİLİK BİRLİĞİNİN TEMELİNDEN SARSILMASI ( Eşlerden Beklenmeyecek Derecede Temelinden Sarsılması Tamamen Davacının Tutum ve Davranışlarından Kaynaklandığından Boşanma İsteminin Reddi Gereği )

4721/m.166/2

ÖZET : Boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz yada az kusurlu olmaya gerek olmayıp daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır.

Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu halin tespiti dahi tek başına boşanma kararı verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır.

Mevcut olaylara göre evlilik birliğinin, devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki bu sonuca ulaşılması tamamen davacının tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davalıya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda açıklanan nedenle isteğin reddi gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Davacı kocanın eşine şiddet uyguladığı , müşterek konutu terk ederek birlik görevlerini yerine getirmediği, güven sarsıcı davranışlarda bulunduğu anlaşılmaktadır.

Türk Medeni Kanununun 166.maddesi hükmünü tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamamak ve değerlendirmemek gerekmektedir. Çünkü böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer. Diğer taraftan gene böyle bir düşünce tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonrada mademki birlik artık sarsılmış diyerekten boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir.

Öyle ise Türk Medeni Kanununun 166.maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz yada az kusurlu olmaya gerek olmayıp daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır.

Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu halin tespiti dahi tek başına boşanma kararı verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır. ( TMK.md.166/2 )

Mevcut olaylara göre evlilik birliğinin, devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki bu sonuca ulaşılması tamamen davacının tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davalıya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda açıklanan nedenle isteğin reddi gerekirken yasa hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, iş bu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 18.02.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Kazancı Bilişim
Old 04-11-2009, 07:59   #7
Av. Taner BAŞ

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ

Esas No.
2006/16736
Karar No.
2007/5182
Tarihi
29.03.2007

İLGİLİ MEVZUAT
4721-TÜRK MEDENİ KANUNU (MK)/166

KAVRAMLAR
BOŞANMA
KUSURSUZ EŞ
EVLİLİK BİRLİĞİNİN TEMELİNDEN SARSILMASI

ÖZET
TÜRK MEDENİ KANUNUNUN 166. MADDESİ HÜKMÜNÜ TAMAMEN KUSURLU EŞİN DE DAVA AÇABİLECEĞİ VE YARARINA BOŞANMA HÜKMÜ ELDE EDEBİLECEĞİ BİÇİMİNDE YORUMLAMAMAK VE DEĞERLENDİRMEMEK GEREKMEKTEDİR. ÇÜNKÜ BÖYLE BİR DÜŞÜNCE, KİMSENİN KENDİ EYLEMİNE VE TAMAMEN KENDİ KUSURUNA DAYANARAK BİR HAK ELDE EDEMEYECEĞİ YÖNÜNDEKİ TEMEL HUKUK İLKESİNE AYKIRI DÜŞER. MEVCUT OLAYLARA GÖRE EVLİLİK BİRLİĞİNİN, DEVAMI EŞLERDEN BEKLENMEYECEK DERECEDE, TEMELİNDEN SARSILDIĞI KUŞKUSUZDUR. NE VAR Kİ BU SONUCA ULAŞILMASI TAMAMEN DAVACININ TUTUM VE DAVRANIŞLARINDAN KAYNAKLANMIŞ OLUP, DAVALIYA ATFI MÜMKÜN HİÇBİR KUSUR GERÇEKLEŞMEMİŞTİR. BU DURUMDA AÇIKLANAN NEDENLE İSTEĞİN REDDİ GEREKİRKEN YASA HÜKÜMLERİNİN YORUMUNDA YANILGIYA DÜŞÜLEREK BOŞANMAYA KARAR VERİLMESİ USUL VE KANUNA AYKIRIDIR

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR : Davacı tanık beyanlarında geçen olaylardan sonra evlilik birliği devam etmiştir. Boşanmaya neden olan olaylarda güven sarsıcı davranışlar içerisine giren, karısını babasının evine götürüp bırakan, birlik görevlerini yerine getirmeyen davacı koca tam kusurludur.
Türk Medeni Kanununun 166. maddesi hükmünü tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamamak ve değerlendirmemek gerekmektedir. Çünkü böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer. Diğer taraftan gene böyle bir düşünce tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonrada madem ki birlik artık sarsılmış diyerekten boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir.
Öyle ise Türk Medeni Kanununun 166. maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz ya da az kusurlu olmaya gerek olmayıp daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır.
Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu halin tespiti dahi tek başına boşanma kararı verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır. ( TMK.md. 166/2 )
Mevcut olaylara göre evlilik birliğinin, devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki bu sonuca ulaşılması tamamen davacının tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davalıya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda açıklanan nedenle isteğin reddi gerekirken yasa hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.
SONUÇ : Temyiz edilen hükmün gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 29.03.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Old 12-12-2010, 21:26   #8
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
E. 2009/14056
K. 2010/16155
T. 5.10.2010

• BOŞANMA ( Karşılıklı Kusur/Ortak Hayatı Temelinden Sarsacak Derecede ve Birliğin Devamına İmkan Vermeyecek Nitelikte Bir Geçimsizlik Yarattığı - Eşlerin Birlikte Yaşamaya Zorlanamayacağı )

• EVLİLİK BİRLİĞİN SARSILMASI ( Eşlerin Birlikte Yaşamaya Zorlanamayacağı - Eşine Şiddet Uygulayan İstemediğini Söyleyen Güven Sarsıcı Davranışlarda Bulunan Kocanın Yanında Eşine Sık Sık Hakaret Eden Kadının da Kusurlu Olduğu )

• KARI KOCANIN KARŞILIKLI KUSURLARI ( Eşine Şiddet Uygulayan İstemediğini Söyleyen Güven Sarsıcı Davranışlarda Bulunan Kocanın Yanında Eşine Sık Sık Hakaret Eden Kadın - Boşanma Kararı Verileceği )
4721/m. 166/1

ÖZET : Taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davalı-karşılık davacı da, dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında, eşleri birlikte yaşamaya zorlamak artık kanunen mümkün değildir.

DAVA : Taraflar arasında davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih ve numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Yapılan soruşturma, toplanan delillerle evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan olaylarda sık sık eşine şiddet uygulayan, eşini istemediğini söyleyen, güven sarsıcı davranışlarda bulunan davalı-karşılık davacı kocanın yanında, eşine sık sık hakaret eden davacı-karşılık davalı kadının da kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davalı-karşılık davacı da, dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında, eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görünmemesine göre, davalı-karşılık davacının davasının da kabulü ile boşanmaya ( TMK. md. 166/1 ) karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile karşılık davanın reddi doğru bulunmamıştır.

SONUÇ :
Temyize konu hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma sebebine göre kadının boşanma davasına yönelik temyiz itirazları ile diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 05.10.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.

Kazancı
Old 12-12-2010, 21:30   #9
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
E. 2009/8440
K. 2010/12941
T. 29.6.2010

• GENEL BOŞANMA NEDENİ ( Özel Boşanma Sebeplerinin Gerçekleşmemesi veya Özel Sebebe Dayalı Dava Hakkının Düşmüş Olması Halinde Deliller Genel Boşanma Sebebi Çerçevesinde Değerlendirilerek Karar Verilmesi Gerektiği )

• ÖZEL BOŞANMA NEDENİ ( Gerçekleşmemesi veya Özel Sebebe Dayalı Dava Hakkının Düşmüş Olması Halinde Deliller Genel Boşanma Sebebi Çerçevesinde Değerlendirilerek Karar Verilmesi Gerektiği )

• BOŞANMA NEDENLERİ ( Hem Özel Hem de Genel Sebebe Dayanılarak Boşanma Davası Açılmış İse Doğuracakları Hukuki Sonuçlar Farklı Olacağından Öncelikle Özel Boşanma Sebeplerinin Bulunup Bulunmadığının Belirlenmesi Gerektiği )

4721/m.161, 162/1, 163, 166/1

ÖZET : Hem özel hem de genel sebebe dayanılarak boşanma davası açılmış ise, doğuracakları hukuki sonuçlar farklı olacağından öncelikle özel boşanma sebeplerinin bulunup bulunmadığı belirlenmeli, özel sebep varsa, bu sebebe dayanılarak, özel boşanma sebeplerinin gerçekleşmemesi veya özel sebebe dayalı dava hakkının düşmüş olması halinde, deliller, genel boşanma sebebi çerçevesinde değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün temyizen mürafaa icrası suretiyle tetkiki istenilmekle, dosyadaki bütün kağıtlar okunup, gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Davalı, mütekabil boşanma davası açmış, mütekabil boşanma davasında; zina, olmazsa hayata kast, bu da olmazsa pek kötü davranış, bunun da kabul edilmemesi halinde haysiyetsiz hayat sürme, bu da kabul edilmediği takdirde evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle boşanmalarına karar verilmesini istemiştir. Zina, hayata kast, pek kötü muamele ve haysiyetsiz hayat sürme özel boşanma sebebi yanında genel boşanma ( TMK m. 166/1 ) sebebi de oluşturur. Böyle bir durum karşısında kalan eş, dilerse bu özel sebeplerin yanında genel sebebe, dilerse birine veya birkaçına birlikte dayanarak boşanma talep edebilir. Hem özel hem de genel sebebe dayanılarak boşanma davası açılmış ise, doğuracakları hukuki sonuçlar farklı olacağından öncelikle özel boşanma sebeplerinin bulunup bulunmadığı belirlenmeli, özel sebep varsa, bu sebebe dayanılarak, özel boşanma sebeplerinin gerçekleşmemesi veya özel sebebe dayalı dava hakkının düşmüş olması halinde, deliller, genel boşanma sebebi çerçevesinde değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir. Toplanan delillerin öncelikle özel boşanma sebepleri bakımından değerlendirilip, sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken, bu husus gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple ( BOZULMASINA ), bozma sebebine göre davalı-mütekabil davacının sair temyiz itirazları ile davacı-karşılık davalının temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 29.06.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Kazancı
Old 28-05-2011, 16:31   #10
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
E. 2008/19603
K. 2010/2135
T. 9.2.2010

• GÜVEN SARSICI DAVRANIŞLARDA BULUNMA (Davacı-Davalının Bir Başka Erkekle Değişik Mekanlarda Birlikte Görüldüğü - Evlilik Birliği Davacı-Davalının Kusurlu Davranışları Sonucu Temelinden Sarsıldığından Tam Kusurlu Olduğu/Tam Kusurlu Eşin Dava Açma Hakkı Bulunmadığı)

• EVLİLİK BİRLİĞİNİN TEMELİNDEN SARSILMASI (Davacı-Davalının Kusurlu Davranışları Sonucu Temelinden Sarsıldığından Tam Kusurlu Olduğu/Tam Kusurlu Eşin Dava Açma Hakkı Bulunmadığı - Boşanma Davasının Reddi Gereği)

• BOŞANMA (Davacı-Davalının Bir Başka Erkekle Değişik Mekanlarda Birlikte Görüldüğü - Evlilik Birliği Davacı-Davalının Kusurlu Davranışları Sonucu Temelinden Sarsıldığından Tam Kusurlu Olduğu/Tam Kusurlu Eşin Dava Açma Hakkı Bulunmadığı)

• TAM KUSURLU EŞİN DAVA AÇMA HAKKI BULUNMADIĞI (Davacı-Davalının Bir Başka Erkekle Değişik Mekanlarda Birlikte Görüldüğü - Evlilik Birliği Davacı-Davalının Kusurlu Davranışları Sonucu Temelinden Sarsıldığı/Tam Kusurlu Eşin Dava Açma Hakkı Bulunmadığı)

4721/m.166

ÖZET : Davacı-davalı tanıklarının bundan sonraki döneme ilişkin beyanları, davacıdan aktarmadır. Davacı-davalıdan aktarılan olaylar sabit kabul edilemez. Sunulan telefon görüşmelerinin ise davalı-davacı kocaya ait olduğu da kanıtlanamamıştır. Davacı-davalı (kadın)ın ise, boşanma davası öncesinde bir başka erkekle birlikte görüldüğü ve güven sarsıcı davranışlarda bulunduğu gerçekleşmiştir. Bu itibarla davacı-davalının , kocanın davasına yönelik temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden davacı-davalının, bir başka erkekle değişik mekanlarda birlikte görüldüğü anlaşılmaktadır. Evlilik birliği davacı-davalının kusurlu davranışları sonucu temelinden sarsılmıştır. Davacı-davalı tam kusurludur. Tam kusurlu eşin dava açma hakkı bulunmamaktadır. O halde davacı-davalı tarafından açılan boşanma davasının reddi gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hükmün her iki dava yönünden temyizen mürafaa icrası suretiyle tetkiki istenilmekle duruşma için tayin olunan 9.2.2010 günü tebligata rağmen taraflar adına kimse gelmedi. İşin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : 1- Davalı-davacının bir başka kadınla ilişkisi altı yıl öncesine aittir. Bu olay sonrasında tarafların barıştıkları ve 2002 doğumlu bir çocuklarının olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda, açıklanan eylemi nedeniyle koca, davacı-davalı (kadın) tarafından affedilmiş ve en azından hoşgörüyle karşılanmıştır. Affedilen ve hoşgörüyle karşılanan olaylar, boşanma sebebi olmaz. Davacı-davalı tanıklarının bundan sonraki döneme ilişkin beyanları, davacıdan aktarmadır. Davacı-davalıdan aktarılan olaylar sabit kabul edilemez. Sunulan telefon görüşmelerinin ise davalı-davacı kocaya ait olduğu da kanıtlanamamıştır. Davacı-davalı (kadın)ın ise, boşanma davası öncesinde bir başka erkekle birlikte görüldüğü ve güven sarsıcı davranışlarda bulunduğu gerçekleşmiştir. Bu itibarla davacı-davalının, kocanın davasına yönelik temyiz itirazları yerinde görülmediği gibi diğer temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir.

2- Davalı-davacının temyiz itirazlarına gelince;

Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden davacı-davalının, bir başka erkekle değişik mekanlarda birlikte görüldüğü anlaşılmaktadır. Evlilik birliği davacı-davalının kusurlu davranışları sonucu temelinden sarsılmıştır. Davacı-davalı tam kusurludur. Tam kusurlu eşin dava açma hakkı bulunmamaktadır. O halde davacı-davalı tarafından açılan boşanma davasının reddi gerekirken kabulü doğru bulunmamıştır.

SONUÇ : Hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, bu bentteki bozma sebebine göre davalı-davacının diğer yönlere ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, hükmün bozma kapsamı dışında kalan ve incelenmeyen yönler haricindeki temyize konu bölümlerinin yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, iş bu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 09.02.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Kazancı
Old 09-07-2011, 16:23   #11
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
E. 2010/2-704
K. 2011/55
T. 9.2.2011

• BOŞANMA ( Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması - Davalının Eşini Evde İstemediği ve Hakaret İçeren Mesajlar Gönderdiği/Birliğin Devamına İmkan Vermeyecek Nitelikte Geçimsizlik )

• EVLİLİK BİRLİĞİNİN TEMELİNDEN SARSILMASI ( Davalının Eşini Evde İstemediği ve Hakaret İçeren Mesajlar Gönderdiği/Birliğin Devamına İmkan Vermeyecek Nitelikte Geçimsizlik - Boşanma Kararı Verilmesi Gereği )

• EŞLERİ BİRLİKTE YAŞAMAYA ZORLAMAMAK GEREĞİ ( Davalının Eşini Evde İstemediği ve Hakaret İçeren Mesajlar Gönderdiği - Boşanma Kararı Verileceği/Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsıldığı )
4721/m. 166/1

ÖZET : Davalının, eşini evde istemediği ve hakaret içeren mesajlar gönderdiği anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir.

Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davanın reddi doğru değildir.

DAVA : Taraflar arasındaki “boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Fatih 2. Aile Mahkemesince davanın reddine dair verilen 16.09.2008 gün ve 2007/627 E. 2008/558 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine,

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 16.02.2010 gün ve 2008/20041 E-2010/2654 K. sayılı ilamı ile;

( ... Yapılan soruşturma, toplanan delillerle davalının, eşini evde istemediği ve hakaret içeren mesajlar gönderdiği anlaşılmaktadır.

Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir.

Olayların akışı karşısında davacı dava açmakta haklıdır.

Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya ( TMK. md. 166/1 ) karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davanın reddi doğru bulunmamıştır... ),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, 09.02.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.

Kazancı
Old 17-11-2011, 18:01   #12
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
E. 2011/10699
K. 2011/12514
T. 18.7.2011.

• EVLİLİĞİN TEMELİNDEN SARSILMASI ( Kocasına Tokat Atmak Suretiyle Fiziksel Şiddet Uyguladığı/Davalı-Davacı Kocanın da Eşine Basit Tıbbi Müdahale Gerektirir Şekilde Fiziksel Şiddet Uyguladığı - Kadının Davası Bakımından TMK’nun 166/2. Md.deki Boşanma Koşullarının Gerçekleştiği )

• BOŞANMA ( Kocasına Tokat Atmak Suretiyle Fiziksel Şiddet Uyguladığı/Davalı-Davacı Kocanın da Eşine Basit Tıbbi Müdahale Gerektirir Şekilde Fiziksel Şiddet Uyguladığı - Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsıldığı/Kadının Davası Bakımından TMK’nun 166/2. Md.deki Boşanma Koşullarının Gerçekleştiği )

• KUSUR ( Karşılıklı Tokat Atılması - Davacı-Davalı Kadının Daha Fazla Kusurlu Olduğu Her İki Taraf da Boşanma İstediğinden Kadının Davası Bakımından TMK’nun 166/2. Md.deki Boşanma Koşullarının Gerçekleştiği )

4721/m.166

ÖZET : Kocasına tokat atmak suretiyle fiziksel şiddet uyguladığı; buna karşılık davalı-davacı kocanın da eşine basit tıbbi müdahale gerektirir şekilde fiziksel şiddet uyguladığı ve bu eyleminden dolayı ceza mahkemesince mahkumiyetine karar verildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda evlilik birliğinin temelinden sarsılmasını gerektiren olaylarda her iki taraf da kusurlu olmakla birlikte, davacı-davalı kadının daha fazla kusurlu olduğu, her iki taraf da boşanma istediğinden kadının davası bakımından Türk Medeni kanununu 166/2. maddesindeki boşanma koşullarının gerçekleştiği görülmektedir. Açıklanan nedenlerle, davacı-davalı kadının boşanma davasının da kabulü ile boşanmaya karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davasının reddi doğru bulunmamıştır.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hükmün her iki dava yönünden temyizen mürafaa icrası suretiyle tetkiki istenilmekle duruşma için tayin olunan 10.05.2011 günü duruşmalı temyiz eden davacı-davalı E ile vekili ve karşı taraf davalı-davacı M ile vekili geldiler. Gelenlerin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Yapılan soruşturma, toplanan delillerle davacı-davalı kadının kocasına hakaret ve tehdit ettiği, kocasına tokat atmak suretiyle fiziksel şiddet uyguladığı; buna karşılık davalı-davacı kocanın da eşine basit tıbbi müdahale gerektirir şekilde fiziksel şiddet uyguladığı ve bu eyleminden dolayı ceza mahkemesince mahkumiyetine karar verildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda evlilik birliğinin temelinden sarsılmasını gerektiren olaylarda her iki taraf da kusurlu olmakla birlikte, davacı-davalı kadının daha fazla kusurlu olduğu, her iki taraf da boşanma istediğinden kadının davası bakımından Türk Medeni kanununu 166/2. maddesindeki boşanma koşullarının gerçekleştiği görülmektedir. Açıklanan nedenlerle, davacı-davalı kadının boşanma davasının da kabulü ile boşanmaya karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davasının reddi doğru bulunmamıştır.

SONUÇ : Davacı-davalı kadının temyizinin kabulü ile hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre tarafların kocanın boşanma davası ve ferilerine yönelik temyizinin incelenmesine yer olmadığına, duruşma için takdir edilen 825,00 TL. vekalet ücretinin M.'dan alınıp E.e verilmesine, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu acık olmak üzere, 18.07.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Kazancı
Old 17-11-2011, 18:02   #13
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
E. 2010/10662
K. 2011/12233
T. 14.7.2011

• EVLİLİK BİRLİĞİNİN TEMELİNDEN SARSILMASI ( Kadının Kocanın Davasına Karşı Çıkması ve Hakkın Kötüye Kullanılması Niteliğinde Olup Evlilik Birliğinin Devamında Korunmaya Değer Bir Yarar Kalmadığı - TMK’nun 166/2. Md. Koşullarının Kocanın Davası Bakımından Oluştuğu )

• HAKKIN KÖTÜYE KULLANILMASI ( Boşanma - Kadının Kocanın Davasına Karşı Çıkması ve Hakkın Kötüye Kullanılması Niteliğinde Olup Evlilik Birliğinin Devamında Korunmaya Değer Bir Yarar Kalmadığı/TMK’nun 166/2. Md. Koşullarının Kocanın Davası Bakımından Oluştuğu )

• BOŞANMA ( Kadının Kocanın Davasına Karşı Çıkması ve Hakkın Kötüye Kullanılması Niteliğinde Olup Evlilik Birliğinin Devamında Korunmaya Değer Bir Yarar Kalmadığı - TMK’nun 166/2. Md. Koşullarının Kocanın Davası Bakımından Oluştuğu )

4721/m.166

ÖZET : Gerçekleşen olaylara göre evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında davacı -karşılık davalı ( koca ), davalı-karşılık davacıya oranla daha fazla kusurlu ise de, kadın da boşanma talep ettiğine göre, kocanın davasına karşı çıkması, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup, evlilik birliğinin devamında korunmaya değer bir yarar kalmamış, Türk Medeni Kanunu'nun 166/2. maddesi koşulları kocanın davası bakımından oluşmuştur. Öyleyse dava ve karşılık davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmesi gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden; davacı-karşılık davalı ( koca )'nın güven sarsıcı davranışlarda bulunduğu ve ortak konutu terk ederek eşiyle birlikte yaşamaktan kaçındığı, davalı-karşılık davacı ( kadın )'ın da kocasını tehdit ettiği anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Gerçekleşen olaylara göre evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında davacı -karşılık davalı ( koca ), davalı-karşılık davacıya oranla daha fazla kusurlu ise de, kadın da boşanma talep ettiğine göre, kocanın davasına karşı çıkması, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup, evlilik birliğinin devamında korunmaya değer bir yarar kalmamış, Türk Medeni Kanunu'nun 166/2. maddesi koşulları kocanın davası bakımından oluşmuştur. Öyleyse dava ve karşılık davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmesi gerekirken yetersiz gerekçe ile davaların reddedilmesi doğru bulunmamıştır.

SONUÇ : Tarafların temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14.07.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Kazancı
Old 12-01-2012, 10:31   #14
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
E. 2011/2-414
K. 2011/483
T. 6.7.2011

• KARŞILIKLI BOŞANMA DAVASI ( Davalı Davacı Kadının da Kusurlu Olduğu/Eşine Hakaret Ettiği - Ortak Hayatın Temelinden Sarsıldığı/Davacı Davalı Kocanın Davasının da Kabulü İle Boşanmaya Karar Verileceği )

• ORTAK HAYATIN TEMELİNDEN SARSILMASI ( Boşanma Davası/Eşine Hakaret Eden Davalı Davacı Kadının da Kusurlu Olduğu - Ortak Hayatın Temelinden Sarsıldığı/Davacı Davalı Kocanın Davasının da Kabulü İle Boşanmaya Karar Verilmesi Gereği )

• EŞİN KOCASINA HAKARET ETMESİ ( Boşanma Davası/Eşine Hakaret Eden Davalı Davacı Kadının da Kusurlu Olduğu - Ortak Hayatın Temelinden Sarsıldığı/Davacı Davalı Kocanın Davasının da Kabulü İle Boşanmaya Karar Verilmesi Gereği )

4721/m.166

ÖZET : Karşılıklı boşanma davasında eşine hakaret eden davalı-davacı kadının da kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı-davalı koca da dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, davacı-davalı kocanın davasının da kabulü ile boşanmaya karar verilmelidir.
DAVA : Taraflar arasındaki "karşılıklı boşanma" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 4.Aile Mahkemesince asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulüne dair verilen 19.11.2008 gün ve 2003/886 E., 2008/1245 K. sayılı kararın incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2.Hukuk Dairesinin 07.07.2010 gün ve 2010/11420-13652 sayılı ilamı ile;

( ...Yapılan soruşturma, toplanan delillerle boşanmaya neden olan olaylarda eşine hakaret eden davalı-davacı kadının da kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı-davalı koca da dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, davacı-davalı kocanın davasının da kabulü ile boşanmaya ( TMK.md. 166/1 ) karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davacı-davalı kocanın davasının reddi doğru bulunmamıştır... ),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Davacı-Birleşen Dosya Davalısı Çağlar Alsan vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 06.07.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.

Kazancı
Old 12-01-2012, 10:54   #15
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
E. 2011/10789
K. 2011/11466
T. 5.7.2011

• BOŞANMA ( Davacı-Karşı Davalı ( Koca )'nın Almanya'daki Evin Kilidini Değiştirerek Eşini Eve Kabul Etmediği ve "...Bıraksın Yakamı" Diyerek Birlikte Yaşamaktan Kaçındığı - Koca Tamamen Kusurlu Olup Dava Açmakta Haklı Olmadığı )

• KUSUR ( Boşanma - Davacı-Karşı Davalı ( Koca )'nın Almanya'daki Evin Kilidini Değiştirerek Eşini Eve Kabul Etmediği ve "...Bıraksın Yakamı" Diyerek Birlikte Yaşamaktan Kaçındığı/Koca Tamamen Kusurlu Olup Dava Açmakta Haklı Olmadığı )

• KOCANIN EVİN KİLİDİNİ DEĞİŞTİRMESİ ( Eşini Eve Kabul Etmediği ve "...Bıraksın Yakamı" Diyerek Birlikte Yaşamaktan Kaçındığı - Koca Tamamen Kusurlu Olup Boşanma Davası Açmakta Haklı Olmadığı )

4721/m.166,197

ÖZET : Koca tanıklarının, kadınla ilgili beyanları başkalarından duyduklarına dayanmakta olup, sabit kabul edilemez. Bu nedenle, davalı-karşı davacı ( kadın )'nın sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığına ilişkin bir delil bulunmadığı gibi, ihtar isteğinden sonra başkaca kusurlu bir davranışı da ispatlanamamıştır. Davacı-karşı davalı ( koca )'nın ise, Almanya'daki evin kilidini değiştirerek eşini eve kabul etmediği ve "... bıraksın yakamı ..." diyerek birlikte yaşamaktan kaçındığı toplanan delillerle gerçekleşmiştir. Bu halde, koca tamamen kusurlu olup, dava açmakta haklı değildir. Öyleyse kocanın boşanma davasının reddine, kadının karşı boşanma davasının kabulüyle tarafların boşanmalarına karar verilmesi gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarda tarih numarası gösterilen hüküm davalı-karşı davacı ( kadın ) tarafından dava ve karşılık dava yönünden temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Koca, eşinin ortak haneye dönmesi için 29.12.2003 tarihinde ihtar talebinde bulunmuş, bu ihtara dayanarak 12.5.2004 tarihinde açtığı "terk sebebine dayanan boşanma" davası ile bununla birleşen kadının 5.2.2004 tarihinde açtığı Türk Medeni Kanunu'nun 197/2. maddesine dayanan nafaka davası reddedilmiş, her iki karar da kanun yollarından geçerek kesinleşmiştir. Tarafların, sözü edilen bu davalardan sonra biraya gelmedikleri anlaşılmaktadır. Koca tanıklarının, kadınla ilgili beyanları başkalarından duyduklarına dayanmakta olup, sabit kabul edilemez. Bu nedenle, davalı-karşı davacı ( kadın )'nın sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığına ilişkin bir delil bulunmadığı gibi, ihtar isteğinden sonra başkaca kusurlu bir davranışı da ispatlanamamıştır. Davacı-karşı davalı ( koca )'nın ise, Almanya'daki evin kilidini değiştirerek eşini eve kabul etmediği ve "... bıraksın yakamı ..." diyerek birlikte yaşamaktan kaçındığı toplanan delillerle gerçekleşmiştir. Bu halde, koca tamamen kusurlu olup, dava açmakta haklı değildir. Öyleyse kocanın boşanma davasının reddine, kadının karşı boşanma davasının kabulüyle tarafların boşanmalarına ( T.M.K. madde 166/1 ) karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.

SONUÇ : Temyiz edilen hükümün yukarda gösterilen sebeple her iki dava yönünden BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer yönlerin incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istenmesi halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 5.7.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Kazancı
Old 15-05-2012, 15:54   #16
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
E. 2011/2-634
K. 2011/720
T. 30.11.2011

• BOŞANMA (Olaylardan Sonra Tarafların Bir Araya Geldiği/Geçmişteki Olayları Affederek Evliliklerini Sürdürme İradesini Ortaya Koydukları - Birbirlerini Bağışlamalarından Önceki Olayların Boşanma Nedeni Olamayacağı)

• EŞLERİN BİRBİRLERİNİ BAĞIŞLAMALARINDAKİ ÖNCEKİ OLAYLARIN BOŞANMA NEDENİ OLAMAYACAĞI (Boşanma İstemine Dayanak Olaylardan Sonra Tarafların Bir Araya Geldiği - Geçmişteki Olayların Affedildiği)

• BOŞANMA DAVASINDA TARAFLARIN BİR ARAYA GELDİKLERİ (Boşanma İstemine Dayanak Olaylardan Sonra Tarafların Birbirlerini Bağışladıkları - Sonrasında Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsıldığını Kabule Yeterli Bir Olayın Davacı Yanca İspatlanamadığı)

4721/m.166

ÖZET: Boşanma istemine dayanak olarak gösterilen bir kısım olaylardan sonra taraflar yeniden bir araya gelmekle, geçmişteki olayları affederek, evliliklerini sürdürme iradesini ortaya koyduklarından, o zamana kadar aralarında geçen olaylar yönünden birbirlerini bağışladıklarının kabulü gerekir. Tarafların birbirlerini bağışlamalarından önceki olaylara boşanma nedeni olarak dayanılması ve boşanma kararı verilmesi olanaklı değildir. Tanık beyanlarına ve dosya kapsamına göre, tarafların bir araya gelip birbirlerini bağışlamalarından sonraki dönemde, aralarında evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını kabule yeterli olabilecek, bir olayın varlığı da davacı yanca ispatlanmış değildir.

DAVA : Taraflar arasındaki "boşanma" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Eskişehir 2.Aile Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 12.11.2009 gün ve 2009/189 E., 2009/879 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2.Hukuk Dairesinin 01.03.2011 gün ve 2010/233 E., 2011/3546 K. sayılı ilamı ile;

(... Davacı tanık beyanlarında geçen olaylardan sonra tarafların 14.2.2009 tarihinde barışıp bir araya geldikleri anlaşılmaktadır.

Türk Medeni Kanununun 166/1-2 maddesi uyarınca; boşanma kararı verilebilmesi için evlilik birliğinin, ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığının sabit olması gerekir. Oysa dinlenen davacı tanıklarının sözlerinin bir kısmı Türk Medeni Kanununun 166/1 maddesinde yer alan temelinden sarsılma durumunu kabule elverişli olmayan beyanlar olup, bir kısmı ise, sebep ve saiki açıklanmayan ve inandırıcı olmaktan uzak izahlardan ibarettir. Bu itibarla davanın reddi gerekirken delillerin takdirinde hataya düşülerek yetersiz gerekçe ile boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır...),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, boşanma, maddi-manevi tazminat ve nafaka istemine ilişkindir.

Davacı vekili, davalının kusurlu davranışları nedeniyle taraflar arasındaki evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını ileri sürerek tarafların boşanmalarına, doğacak çocuğun velayetinin davacıya verilmesine, davacı için tedbir ve yoksulluk, doğacak çocuk için iştirak nafakasına, davacı lehine maddi ve manevi tazminata karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, boşanma davasının kabulüne, velayetin davacıya verilmesine, nafaka ve maddi-manevi tazminat talebinin kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Davalı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece, yukarıda başlık bölümünde yazılı gerekçe ile karar bozulmuştur.

Yerel mahkemece, evlilik birliğinin bir süreç olup, geçimsizlik hususunun süreç içindeki tüm olaylarla ve algılarla ilgili olmasına rağmen beraberliğin bir süre devam etmesinin bozma ilamında barışma olarak kabul edilmesinin hayatın olağan akışına, insan psikolojisine uygun görülmediği; aksine kanaate varılması durumunda yaşanan ilk olumsuz olayda boşanma davası açmayan tarafın bir daha dava açamayacağı gibi bir sonuca varılması durumunu yaratacağı, bu nedenle bozma ilamına uyulmadığı, gerekçesi ile önceki kararda direnilmiş; hükmü davalı vekili temyize getirmiştir.

Bozma ve direnme kararlarının kapsamı itibariyle; eldeki davada boşanma istemine dayanak olarak gösterilen bir kısım olaylardan sonra tarafların barışıp bir araya geldiği, bir kısım tanık beyanları ile belirgin olduğu gibi, özel daire ve yerel mahkeme arasında da bu konuda uyuşmazlık bulunmamaktadır.

Uyuşmazlık; tarafların bir araya gelmesinin, önceki olaylar yönünden birbirlerini bağışladığı anlamına gelip gelmeyeceği ve bu olaylara dayanılarak boşanma kararı verilip verilemeyeceği; ayrıca, bir araya gelinmesinden sonraki dönemde de evlilik birliğini temelinden sarsacak nitelikte olayların gerçekleştiğinin davacı yanca ispatlanıp, ispatlanmadığı noktasında toplanmaktadır.

Öncelikle belirtmek gerekir ki, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan olaylardan sonra taraflar barışıp tekrar bir araya gelmiş ve evlilik birliğini devam ettirme iradesiyle birlikte yaşamaya başlamışlarsa, bu durum birbirlerini bağışladıkları anlamına gelir ve barışma öncesi nedenlere dayalı olarak boşanma kararı verilemez(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 21.03.2007 gün 2007/2-156 E., 2007/157 K. sayılı ilamı). Barışma sonrasında da, taraflar arasında evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olacak olayların gerçekleştiği ileri sürülmüşse bu hususun ayrıca kanıtlanması gerekir.

Somut olayda:

Boşanma istemine dayanak olarak gösterilen olaylardan sonra tarafların bir araya geldikleri olgusu, bir kısım tanıklarca beyan edildiği gibi, mahkemenin ve özel dairenin de kabulündedir.

Taraflar yeniden bir araya gelmekle, geçmişteki olayları affederek, evliliklerini sürdürme iradesini ortaya koyduklarından, o zamana kadar aralarında geçen olaylar yönünden birbirlerini bağışladıklarının kabulü gerekir.

Hal böyle olunca, tarafların birbirlerini bağışlamalarından önceki olaylara boşanma nedeni olarak dayanılması ve yine aynı nedenle boşanma kararı verilmesi olanaklı değildir.

Öte yandan, tanık beyanlarına ve dosya kapsamına göre, tarafların bir araya gelip birbirlerini bağışlamalarından sonraki dönemde, aralarında evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını kabule yeterli olabilecek, bir olayın varlığı da davacı yanca ispatlanmış değildir.

O halde, yukarıda açıklanan ilave gerekçelerle Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire Bozma kararına uymak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununa eklenen " Geçici madde 3" atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 30.11.2011 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

Kazancı
Old 15-05-2012, 16:09   #17
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
E. 2010/20751
K. 2011/20253
T. 29.11.2011

• BOŞANMAYI KABUL (Cevap Dilekçesinde Kabul Ettiğini Bildiren Davalının Fer'i Taleplerde Bulunması/Karşı Boşanma Davası Bulunmadığı - Hakimin Talep Olmaksızın Kendiliğinden Bir Davayı İnceleyemeyeceği ve Karara Bağlayamayacağı)

• HAKİMİN TALEPLE BAĞLILIĞI (Cevap Dilekçesinde Boşamayı Kabul Ettiğini Bildiren Davalının Fer'i Taleplerde Bulunması - Hakimin Talep Olmaksızın Kendiliğinden Bir Davayı İnceleyemeyeceği ve Karara Bağlayamayacağı/Karşı Boşanma Davası Bulunmadığı)

• BOŞANMA DAVASINDA FER'İ TALEPLER (Cevap Dilekçesinde Boşamayı Kabul Ettiğini Bildiren Davalının - Karşı Boşanma Davası Bulunmadığı/Hakimin Talep Olmaksızın Kendiliğinden Bir Davayı İnceleyemeyeceği ve Karara Bağlayamayacağı)

4721/m. 167
6100/m. 24/1
1086/m. 439/2

ÖZET : Davalı,cevap dilekçesinde boşanmayı kabul ettiğini bildirerek, fer'i taleplerde bulunmuştur. Davalının cevap dilekçesinde karşı boşanma davası açıldığından söz edilmemiştir. Diğer bir ifade ile davalının karşı boşanma davası bulunmamaktadır. Hakim, iki taraftan birinin talebi olmaksızın kendiliğinden bir davayı inceleyemez ve karara bağlayamaz.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm karşı dava nedeniyle veriler hükme yönelik temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Davalı,13.7.2009 tarihli cevap dilekçesinde boşanmayı kabul ettiğini bildirerek, fer'i taleplerde bulunmuştur. Davalının cevap dilekçesinde karşı boşanma davası açıldığından söz edilmemiştir. Diğer bir ifade ile davalının karşı boşanma davası bulunmamaktadır. Hakim, iki taraftan birinin talebi olmaksızın kendiliğinden bir davayı inceleyemez ve karara bağlayamaz (6100 s.HMK.m.24/l). Bu husus, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 439/2. maddesi gereğince kanunun sarih maddesine aykırı olduğundan bozma sebebi oluşturur. Açıklanan sebeple kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre davacının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 29.11.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Old 14-08-2012, 14:13   #18
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
E. 2010/19855
K. 2011/20465
T. 1.12.2011

• BOŞANMA ( Tarafların İki Yılı Aşkın Süreden Beri Fiilen Ayrı Yaşadıkları - Davalının Davaya İtirazı Hakkın Kötüye Kullanılması Niteliğinde Olup Evlilik Birliğinin Devamında Davalı Bakımından Korunmaya Değer Bir Yarar Kalmadığı/Davanın Kabulü Gereği)

• KADININ KOCASINA HAKARET ETMESİ ( Tarafların İki Yılı Aşkın Süreden Beri Fiilen Ayrı Yaşadıkları Dikkate Alındığında Davalının Davaya İtirazı Hakkın Kötüye Kullanılması Niteliğinde Olduğu - Evlilik Birliğinin Devamında Davalı Bakımından Korunmaya Değer Bir Yarar Kalmadığı)

• UZUN SÜREDİR AYRI YAŞAMA ( Tarafların İki Yılı Aşkın Süreden Beri Fiilen Ayrı Yaşadıkları - Davalının Davaya İtirazı Hakkın Kötüye Kullanılması Niteliğinde Olup Evlilik Birliğinin Devamında Davalı Bakımından Korunmaya Değer Bir Yarar Kalmadığı/Tarafların Boşanmalarına Karar Verilmesi Gerektiği)

4721/m.166,185/3

ÖZET : Davacının bir başka kadınla birlikte yaşadığı, bu suretle sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı anlaşılmakta ise de, davalının da kocasına "seni istemiyorum, senden nefret ediyorum, rezil, pislik" şeklinde sözler sarfederek hakaret ettiği gerçekleşmiştir. Bu durumda taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan bırakmayacak nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Mevcut olaylara göre, bu sonuca ulaşılmasında davacı daha fazla olmakla birlikte davalı da kusurludur. Tarafların iki yılı aşkın süreden beri fiilen ayrı yaşadıkları dikkate alındığında davalının davaya itirazı hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup, evlilik birliğinin devamında davalı bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamış, Türk Medeni Kanununun 166/2. maddesi koşulları oluşmuştur. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün bulunmamasına göre, davanın kabulüyle tarafların boşanmalarına karar verilmesi gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarda tarih numarası gösterilen hüküm davacı tarafından tamamına şamil olarak, davalı tarafından da tedbir nafakasının miktarına dair olarak temyiz edilmekle evrak okunup gereği düşünüldü:

KARAR : 1-) Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre tarafların tedbir nafakasına dair temyiz itirazları yersizdir.

2-) Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden; davacının bir başka kadınla birlikte yaşadığı, bu suretle sadakat yükümlülüğüne ( T.M.K. m. 185/3) aykırı davrandığı anlaşılmakta ise de, davalının da kocasına "seni istemiyorum, senden nefret ediyorum, rezil, pislik" şeklinde sözler sarfederek hakaret ettiği gerçekleşmiştir. Bu durumda taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan bırakmayacak nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Mevcut olaylara göre, bu sonuca ulaşılmasında davacı daha fazla olmakla birlikte davalı da kusurludur. Tarafların iki yılı aşkın süreden beri fiilen ayrı yaşadıkları dikkate alındığında davalının davaya itirazı hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup, evlilik birliğinin devamında davalı bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamış, Türk Medeni Kanununun 166/2 nci maddesi koşulları oluşmuştur. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün bulunmamasına göre, davanın kabulüyle tarafların boşanmalarına ( T.M.K. m. 166/2) karar verilmesi gerekirken, isteğin reddi doğru bulunmamıştır.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarda 2. bentte gösterilen sebeple bozulmasına, tedbir nafakasına dair temyiz itirazlarının yukarda 1. bentte gösterilen sebeple reddiyle hükmün bu bölümünün onanmasına, istenmesi halinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 01.12.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Kazancı
Old 13-11-2012, 14:06   #19
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
E. 2011/2-822
K. 2012/146
T. 14.3.2012

• EVLİLİK BİRLİĞİNİN TEMELİNDEN SARSILMASINA DAYALI MANEVİ TAZMİNAT TALEBİ ( Davacı Kadının Eşinin Ameliyatı Sırasında Yanına Gelmediğini Belirttiği/Davacının Evliliğini Devam Ettirdiği - Sonradan Geçmişe Yönelik Olayın Boşanmaya Konu Edilemeyeceği/Talebin Reddedileceği )

• EŞİNİN AMELİYATINDA YANINDA BULUNMAMASI NEDENİYLE KOCA HAKKINDA AÇILAN MANEVİ TAZMİNAT DAVASI ( Davacının Evliliğini Devam Ettirdiği - Sonradan Geçmişe Yönelik Olayın Boşanmaya Konu Edilemeyeceği/Davanın Reddine Karar Verileceği )

• BOŞANMA SEBEBİ ( Davacı Kadının Eşinin Ameliyatı Sırasında Yanına Gelmediğini Belirttiği/Davacının Evliliğini Devam Ettirdiği - Boşanmaya Konu Yapılmayan Geçmişe Yönelik Olayın Sonradan Boşanmaya Konu Edilemeyeceği )

• BOŞANMA DAVASI ( Davacı Kadının Eşinin Ameliyatı Sırasında Yanına Gelmediğini Belirttiği/Davacının Evliliğini Devam Ettirdiği - Boşanmaya Konu Yapılmayan Geçmişe Yönelik Olayın Sonradan Boşanmaya Konu Edilemeyeceği/Manevi Tazminat Talebinin Kabul Edilemeyeceği )

4721/m.174

ÖZET: Dava ve karşı dava, evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuksal nedenine dayalı boşanma ve tazminat istemine ilişkindir. Boşanma sebebini oluşturan olguyu, makul süre içerisinde boşanma davasına konu yapmayan ve evlilik birliğini devam ettiren eş, daha sonra geçmişe dönerek o olguyu boşanma sebebi yapamaz. Davalı/karşı davacı kadın, rahatsızlanarak cerrahi bir operasyon geçirmiş ve davacı/davalı koca, ameliyat sırasında davalı/karşı davacı eşinin yanında bulunmamış, tanık anlatımlarına göre ameliyat sonrası yanına gelmiştir. Yaşanan bu olay sonrasında, eldeki dava tarihine kadar, davalı/karşı davacı kadın tarafından, bu olaya dayalı olarak eşi aleyhine boşanma davası açılmamış ve evlilik birliği yaklaşık iki yıl süreyle devam ettirilmiş, sonrasında da davacı/davalı kocadan kaynaklanan ve davalı/davacı kadının kişilik haklarına saldırı teşkil eden bir olayın gerçekleştiği ispatlanamamıştır. Manevi tazminat talebinin reddine karar verilmelidir.

DAVA : Taraflar arasındaki “boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Küçükçekmece 1. Aile Mahkemesince davacı/karşı davalı Dursun Tosunoğlu’nun davasının reddine, davalı/karşı davacı Z. T.’nun davasının kabulüne dair verilen 3.12.2009 gün ve 2009/259 Esas ve 2009/1522 Karar sayılı kararın incelenmesi davacı/karşı davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 21.03.2011 gün ve 2010/4146 Esas ve 2011/4997 Karar sayılı ilamı ile;

(... 1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre davalı-davacı kocanın aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.

2-)Evlilik birliğinin sarsılmasına sebep olan olaylarda davacı-davalı kocadan kaynaklanan ve davalı-davacı kadının kişilik haklarına saldırı teşkil eden bir olayın varlığı ispatlanamamıştır. Davalı-davacının manevi tazminat talebinin reddine karar vermek gerekirken yazılı şekilde kabulü doğru değildir…),

Gerekçesiyle 2. bentte açıklanan sebeplerle manevi tazminat noktasından bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

H.G.K.nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava ve karşı dava, evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuksal nedenine dayalı boşanma ve tazminat istemine ilişkindir.

Yerel Mahkemece, davacı D. T. tarafından, açılan boşanma davasının reddine; karşı davacı Z. T. Tarafından açılan boşanma davasının ve tazminat taleplerinin kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Davacı/karşı davalının temyizi üzerine hüküm, Özel Dairece yukarda başlık bölümünde yer alan gerekçelerle manevi tazminat noktasından bozulmuştur.

Yerel Mahkemece önceki kararda ısrar edilmiş, direnme hükmünü temyize davacı/karşı davalı vekili getirmiştir.

H.G.K. önüne gelen uyuşmazlık, davalı/karşı davacı kadının kişilik haklarına saldırı teşkil eden bir olayın varlığının ispatlanıp ispatlanamadığı noktasında toplanmaktadır.

Bilindiği üzere, boşanma sebebini oluşturan olguyu, makul süre içerisinde boşanma davasına konu yapmayan ve evlilik birliğini devam ettiren eş, daha sonra geçmişe dönerek o olguyu boşanma sebebi yapamaz.

Eldeki davada, davalı/karşı davacı kadın, 2007 yılında rahatsızlanarak cerrahi bir operasyon geçirmiş ve davacı/davalı koca, ameliyat sırasında davalı/karşı davacı eşinin yanında bulunmamış, tanık anlatımlarına göre ameliyat sonrası yanına gelmiştir.

Her ne kadar, davalı/karşı davacı kadın vekilince bu husus boşanma ve manevi tazminat nedeni olarak belirtilmiş ise de, 2007 yılında yaşanan bu olay sonrasında, 20.04.2009 tarihinde açılan eldeki dava tarihine kadar, davalı/karşı davacı kadın tarafından, bu olaya dayalı olarak eşi aleyhine boşanma davası açılmamış ve evlilik birliği yaklaşık iki yıl süreyle devam ettirilmiş, sonrasında da davacı/davalı kocadan kaynaklanan ve davalı/davacı kadının kişilik haklarına saldırı teşkil eden bir olayın gerçekleştiği ispatlanamamıştır.

H.G.K.’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına, bozma ilamında ve yukarda açıklanan ilave nedenlerle, uyulmak gerekirken,önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu sebeple direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Davacı/karşı davalı D. T. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarda gösterilen ilave nedenlerden dolayı BOZULMASINA, 14.03.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Kazancı
Old 13-11-2012, 14:49   #20
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
E. 2012/12572
K. 2012/16716
T. 18.6.2012

• KARAR DÜZELTME İSTEMİ (Kadının Boşanma Hükmü Kesinleşmeden Bir Başka Erkekle Evlilik Dışı Olarak Birlikte Yaşadığı ve Bu Beraberlikten de Bir Çocuğunun Olduğu İddiası Ciddiyet Kazandığından Davalı Kocanın Talebinin Kabulü Gerektiği)

• BOŞANMA HÜKMÜ KESİNLEŞMEDEN BAŞKA ERKEKLE YAŞAYAN KADIN (Bu Beraberlikten de Bir Çocuğunun Olduğu İddiası Ciddiyet Kazandığından Davalı Kocanın Karar Düzeltme Talebinin Kabulü Gerektiği)

• SADAKAT YÜKÜMLÜLÜĞÜNE AYKIRI DAVRANIŞ (Sabit Kabul Edilmesi Durumunda Kusur Dağılımıyla Birlikte Boşanmanın Fer'i Nitelikteki İsteklerin Yeniden Değerlendirilmesi Gerekeceği - Tedbir ve Yoksulluk Nafakası/Maddi ve Manevi Tazminat)

• TEDBİR VE YOKSULLUK NAFAKASI (Sadakat Yükümlülüğüne Aykırı Davranış İddiasının Mahkemece Sabit Kabul Edilmesi Durumunda Kusur Dağılımıyla Birlikte Boşanmanın Fer'i Nitelikteki İsteklerin Yeniden Değerlendirilmesi Gerekeceği - Karar Düzeltme İstemi)

• KUSUR DAĞILIMININ YENİDEN DEĞERLENDİRİLMESİ (Karar Düzeltme İstemi/Tedbir ve Yoksulluk Nafakası/Maddi ve Manevi Tazminat - Sadakat Yükümlülüğüne Aykırı Davranış İddiasının Sabit Olması Durumunda Kusur Dağılımıyla Birlikte Boşanmanın Fer'i Nitelikteki İsteklerin Yeniden Değerlendirileceği)

• MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT (Karar Düzeltme İstemi - Sadakat Yükümlülüğüne Aykırı Davranış İddiasının Mahkemece Sabit Kabul Edilmesi Durumunda Kusur Dağılımıyla Birlikte Boşanmanın Fer'i Nitelikteki İsteklerin Yeniden Değerlendirilmesi Gerekeceği)

4721/m.185/3
6100/m.Geç.3
1086/m.440

ÖZET : 1- Davacı kadın yararına tedbir ve yoksulluk nafakası ile maddi ve manevi tazminata hükmedilen kararı davalı koca temyiz etmiştir. Onanan mahkeme kararı hakkında davalı koca karar düzeltme isteminde bulunmuştur. Davacı kadının boşanma hükmü kesinleşmeden bir başka erkekle evlilik dışı olarak birlikte yaşadığı ve bu beraberlikten de bir çocuğunun olduğu iddiası Cumhuriyet Başsavcılığının hazırlık sayılı soruşturma dosyasında mevcut davacı kadının kollukta alınan imzalı beyanı ile ciddiyet kazanmış olup; davalı kocanın karar düzeltme talebinin bu nedenle kabulü gerekmiştir.

2- Sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışı iddiasının mahkemece sabit kabul edilmesi durumunda; kusur dağılımıyla birlikte boşanmanın fer'i nitelikteki isteklerin yeniden değerlendirilmesi gerekecektir. Açıklanan nedenlerle; davacı kadının sadakat yükümlüğüne aykırı hareket ettiğine ilişkin kocanın iddiası üzerinde de durulup, kusur dağılım ve derecesinin yeniden değerlendirilmesi ve gerçekleşecek sonucuna göre boşanmanın fer'i istekler hakkında da yeniden bir karar verilmesi gerekir.

DAVA : Yukarıda tarihi, konusu ve tarafları gösterilen hükmün; onanmasına dair Dairemizin 3.11.2011 gün ve 16668-18183 sayılı ilamıyla ilgili karar düzeltme isteminde bulunulmakla, evrak okundu, gereği düşünüldü:

KARAR : 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 1.10.2011 tarihinde yürürlüğe girmiş ise de, bu Kanuna 6217 sayılı Kanunla ilave edilen geçici 3. maddenin (1.) bendinde, Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun kanun yollarına ilişkin hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı hükme bağlandığından, karar düzeltme talebinin incelenmesi gerekmiştir.

1-Mahkemece, boşanma davasının kabulüne, davacı kadın yararına 150 TL. tedbir ve yoksulluk nafakası ile 4.000 TL. maddi ve 4.000 TL. manevi tazminata hükmedildiği, kararın davalı koca tarafından temyiz edildiği, Dairemizin 3.11.2011 gün ve 2010/16668 esas, 2011/18183 karar sayılı ilamı ile onandığı anlaşılmıştır. Eşlerin sadakat yükümlülüğü evlilik süresince devam eder (TMK.m.185/3). Davacı kadının boşanma hükmü kesinleşmeden bir başka erkekle evlilik dışı olarak birlikte yaşadığı ve bu beraberlikten de bir çocuğunun olduğu iddiası Malatya Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/22048 hazırlık sayılı soruşturma dosyasında mevcut davacı kadının kollukta alınan imzalı beyanı ile ciddiyet kazanmış olup; davalı kocanın karar düzeltme talebinin bu nedenle kabulü ile Dairemizin 3.11.2011 gün ve 2010/16668 esas, 2011/18183 karar sayılı onama kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir.

2-Davalı kocanın temyiz itirazlarına hasren yapılan incelemede;

Mahkemece toplanan deliller ve yapılan araştırmaya evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında her iki taraf da kusurlu olmakla birlikte, davalı koca daha ağır kusurlu bulunarak boşanmaya karar verilmişse de; davacı kadının yukarıda 1. bentte açıklanan davanın açılmasından sonra gerçekleştiği konusunda ciddi deliller bulunan sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışı iddiasının mahkemece sabit kabul edilmesi durumunda; kusur dağılımıyla birlikte boşanmanın fer'i nitelikteki isteklerin yeniden değerlendirilmesi gerekecektir. Açıklanan nedenlerle; davacı kadının sadakat yükümlüğüne aykırı hareket ettiğine ilişkin kocanın iddiası üzerinde de durulup, kusur dağılım ve derecesinin yeniden değerlendirilmesi ve gerçekleşecek sonucuna göre boşanmanın fer'i istekler hakkında da yeniden bir karar verilmesi amacıyla hükmün bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Davalı kocanın karar düzeltme talebinin yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple kabulüne ve Dairemizin 3.11.2011 gün ve 2010/16668 esas, 2011/18183 karar sayılı onama kararının kaldırılmasına, temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre davalının diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin ve karar düzeltme harçlarının yatırana geri verilmesine, 18.06.2012 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY :

1-Davalı koca, gerek yerel mahkemenin gerekse davacı kadının haberi bile olmadığı "YENİ DELİLLERİ" "karar düzeltme" aşamasında Yargıtay'a sunmuş olup değerli çoğunluk boşanma davalarında karar düzeltme aşamasında bile sanki "YENİ DELİL" sunma konusunda bir usul kuralı varmış gibi bu YENİ DELİLİ esas alarak vermiş olduğu "ONAMA" kararını kaldırmıştır.

2-Boşanma Hukukunda davadan sonra gerçekleşen ve boşanma sebebi oluşturan her olay ancak "yeni bir davanın konusu" olabilir.

3-Boşanma Hukukunda karar düzeltme aşamasında delil sunma hakkını düzenleyen ve boşanma davalarına özgü bir usul kuralı yoktur. Nitekim değerli çoğunluk bu düşüncesine ilişkin bir usul hükmüne atıf yapamamaktadır. Çünkü böyle bir usul kuralı bulunmamaktadır.

4-Değerli çoğunluğun atıf yaptığı Türk Medeni Kanununun madde 185/3. hükmünün ise bir "usul kuralı" olmayıp "maddi hukuk kuralı" olduğu ise izahtan varestedir.

5-Maddi hukuka ilişkin bir kuralın ise içtihat yolu ile olsa dahi "usul kuralına""dönüştürülmesi" pozitif hukukta mümkün değildir.

6-Böyle bir uygulama başlatılırsa Yargıtay'da bulunan bütün boşanma dosyalarına bırakın temyiz aşamasını karar düzeltme aşamasında bile yeni delil listesi sunularak davaların sonlanamaz hale getirileceği bilimsel gerçektir.

Farklı düşünüyorum.

Kazancı
Old 13-11-2012, 15:43   #21
Av.Mehmet Ali Helvacı

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
E. 2011/2-890
K. 2012/239
T. 28.3.2012
• BOŞANMA VE MANEVİ TAZMİNAT DAVASI ( Boşanma Yönünden Kabul Edilip Kesinleşen Kararda Kocanın Ağır Kusurlu Olduğu Kadının Hafif Kusurlu Olduğu Olgusunun Manevi Tazminatın Belirlenmesinde Kesin Hüküm Oluşturacağı )
• KESİN HÜKÜM ( Boşanma Yönünden Kabul Edilip Kesinleşen Kararda Kocanın Ağır Kusurlu Olduğu Kadının Hafif Kusurlu Olduğu Olgusunun Manevi Tazminatın Belirlenmesinde Kesin Hüküm Oluşturacağı - Boşanma Davasındaki Kusur Belirlemesinin Tarafları Bağlayacağı )
• MANEVİ TAZMİNAT ( Boşanma ve Boşanmada Esas Alınan Davalının Daha Ağır Kusurlu Olduğuna İlişkin Belirleme Yönünden Temyiz Edilmemiş Olduğu - Manevi Tazminat Davası/Kesinleşmiş Mahkeme Kararı İle Tarafların Kusurları Belirlendiğinden Kesin Hüküm Oluşturacağı )
• KUSURUN HÜKÜM ALTINA ALINMASININ MANEVİ TAZMİNATIN BELİRLENMESİNE ETKİSİ ( Boşanma Yönünden Kabul Edilip Kesinleşen Kararda Kocanın Ağır Kusurlu Olduğu Kadının Hafif Kusurlu Olduğu Olgusunun Manevi Tazminatın Belirlenmesinde Kesin Hüküm Oluşturacağı )
4721/m.174
1086/m.237
6100/m.114

ÖZET : Boşanma ve manevi tazminat davasında uyuşmazlık; kararın boşanma ve boşanmada esas alınan davalının daha ağır kusurlu olduğuna dair belirleme yönünden temyiz edilmemiş olması karşısında, hükmedilecek manevi tazminata esas olmak üzere boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların eşit kusurlu kabul edilip edilemeyecekleri, noktasında toplanmaktadır. Boşanma kararının temyiz edilmemesi sebebiyle kusur oranı kesinleştiğinden, taraflardan birinin tazminat yönünden kusura itiraz etmesi, sonuca etkili değildir. Kesinleşmiş mahkeme kararı ile tarafların kusurları belirlendiğinden bundan sonra bu konuda kesin hükmün bağlayıcılığı kuralı gereği, yeniden inceleme yapılamaz, boşanma davasındaki kusur belirlemesi tarafları bağlar. Boşanma yönünden kabul edilip, kesinleşen, davalı-karşı davacı kocanın ağır kusurlu, davacı-karşı davalı kadının hafif kusurlu olduğu olgusunun, manevi tazminatın belirlenmesinde kesin hüküm oluşturacağı dikkate alınmalıdır.

DAVA : Taraflar arasındaki “boşanma ve manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 5. Aile Mahkemesince tarafların boşanmasına ve tarafların manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne dair verilen 3.3.2009 gün ve 2007/1103 E., 2009/256 K. sayılı kararın incelenmesi taraflar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 17.6.2010 gün ve 2009/10381 E.-12102 K. sayılı ilamı ile;

( ... 1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.

2- )Toplanan delillerden; boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların eşit kusurlu oldukları anlaşılmaktadır. Eşit kusurlu taraflar lehine manevi tazminata hükmedilemeyeceği nazara alınmadan, hem kadın hem de koca yararına manevi tazminata hükmedilmesi doğru görülmemiştir... ),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

H.G.K.nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava ve karşı dava, boşanma ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.

Mahkemece, evlilik birliğinin sarsılmasında davacı-karşı davalı kadının hafif, davalı-karşı davacı kocanın ise ağır kusurlu oldukları kabul edilerek tarafların boşanmalarına ve davacı karşı davalı kadın yararına 10.000 TL, davalı karşı davacı koca yararına 1.000 TL manevi tazminata hükmedilmiştir.

Boşanmaya dair hüküm taraflarca temyiz edilmediğinden kesinleşmiş; hükmü manevi tazminat ve buna esas alınan kusur noktasından olmak üzere taraflar vekili temyiz etmiştir.

Özel Dairece; boşanmaya dair hükme yönelik temyiz olmadığı için; sair temyiz itirazlarının da reddi ile, tazminata dair karar, yukarda başlık bölümünde açıklanan nedenlerle, tazminat noktasından bozulmuştur.

Mahkemece, önceki kararda direnilmiş; hükmü davalı karşı davacı vekili temyize getirmiştir.

Mahkeme ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlık; kararın boşanma ve boşanmada esas alınan davalının daha ağır kusurlu olduğuna dair belirleme yönünden temyiz edilmemiş olması karşısında, hükmedilecek manevi tazminata esas olmak üzere boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların eşit kusurlu kabul edilip edilemeyecekleri, noktasında toplanmaktadır.

İlkin, kadının hafif, kocanın ağır kusurlu kabul edilerek verilen boşanma kararının her iki tarafça temyize konu edilmemesi, bu haliyle kesinleşmiş olması karşısında, boşanma yönünden kabul edilen kusurun manevi tazminatın belirlenmesinde kesin hüküm oluşturup oluşturmayacağı; ön sorun olarak incelenmiştir.

Ön soruna yönelik olarak yapılan değerlendirmede öncelikle dava şartı, kesin hüküm, gerekçe ile hüküm fıkrası arasındaki bağın üzerinde durulmasında yarar vardır:

Dava şartları, mahkemece davanın esası hakkında yargılama yapılabilmesi için gerekli olan şartlardır.

Diğer bir anlatımla; dava şartları, dava açılabilmesi için değil, mahkemenin davanın esasına girebilmesi için aranan “Kamu Düzeni” ile ilgili zorunlu koşullardır.

Mahkeme, hem davanın açıldığı günde, hem de yargılamanın her aşamasında dava şartlarının tamam olup olmadığını kendiliğinden araştırıp, incelemek durumunda olup; bu konuda tarafların istem ve beyanları ile bağlı değildir.

Dava şartları, dava açılmasından, hüküm verilmesine kadar var olmalıdır. Dava şartlarının davanın açıldığı günde bulunmaması ya da bu şartlardan birinin yargılama aşamasında ortadan kalktığının öğrenilmesi durumunda, mahkemenin davayı mesmu ( dinlenebilir ) olmadığından reddetmesi gerekir.

Dava şartlarından bazıları olumlu ( davanın açılması sırasında var olması gerekli ); bazıları ise olumsuz ( davanın açılması sırasında bulunmaması gereken ) şartlardır.

Dava konusu uyuşmazlığın daha önce bir kesin hüküm ile "1086 Sayılı H.U.M.K. ( HUMK ) madde 237; 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ( HMK ) madde 114/1-i" çözümlenmemiş olması da dava şartıdır. Bu şart, olumsuz dava şartı olarak adlandırılır.

Keza hak düşürücü süre de olumsuz dava şartlarından olup davanın esastan görülmesine engel olup, yanlışlıkla işin esası incelenmiş ve herhangi bir sebeple ( davanın ispatı, kabul, feragat vs. ) esastan karar verilmiş olsa bile, hak düşürücü sürenin geçtiği anlaşıldığı takdirde, davanın bu sebeple reddi gerekir.

Kesin hüküm ise, hem bireyler için hem de devlet için hukuki durumda bir kararlılık ortaya koyar. Bununla, hukuki güvenlilik ve yargı erkine güven sağlandığından kamu yararı ile doğrudan ilgilidir.

Hemen belirtilmelidir ki, kesin hükmün amacı kişiler arasındaki uyuşmazlıkların kesin bir biçimde çözümlenmesidir. Bu amacın gerçekleşmesinde, hem kişilerin hem de Devletin yararı vardır. Çünkü kişiler, arasındaki uyuşmazlığın kesin bir biçimde sonuçlanması için dava sırasında bütün olanaklarını kullanırlar ve dava sonucunda verilecek kararla artık, bu uyuşmazlığın sona ermesini isterler. Bu açıdan, Devletin de menfaati söz konusudur. Çünkü Devlet, mahkemelerin sınırsız bir biçimde aynı uyuşmazlık ( dava ) ile sürekli ve yinelenerek meşgul edilmesini istemez.

Dava konusu uyuşmazlık hakkında bir kesin hüküm bulunuyorsa, aynı konuda, aynı taraflar arasında ve aynı dava sebebine dayanılarak yeni bir dava açılamaz.

Kesin hüküm itirazı, davanın her aşamasında ileri sürülebilir ve mahkemenin de; ( Yargıtay’ın da ) davanın her aşamasında kesin hükmün varlığını kendiliğinden gözetip, davayı kesin hükümden ( dava şartı yokluğundan ) reddetmesi gerekir. Yine kesin hüküm itirazı mahkemede ileri sürülmemiş olsa dahi, ilk defa Yargıtay`da ( temyiz veya karar düzeltme aşamasında ) ve dahası bozmadan sonra da ileri sürülebilir. Bu bakımdan usulü kazanılmış hakkın istisnasıdır ve tarafların iradesine de bağlı olmayan mutlak bir etkiye sahiptir. O sebeple kesin hükmün varlığının, yargılamanın bir kesiminde nazara alınmamış olması diğer bir kesiminde ele alınmasını engellemez ( H.G.K.’nun 5.6.1991 gün ve 1991/5-215-342 E., K. sayılı ilamı; Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, C.V., 6. Baskı, yıl 2001, s. 4980 vd. ).

Bu bağlamda kesin delil ise, yanları ve hakimi bağlayan, bu tip delillerle kanıtlanan olayın hukuksal doğru olarak kabul edilmesi gereken delillerdir. Hakimin kesin delilleri takdir yetkisi yoktur. Bu biçimde ispatlanan hususu doğru kabul etmek zorundadır.

Hukukumuzda kesin deliller sınırlı olup bunlar, ikrar ( HUMK. madde 236; HMK. madde 188 ), senet ( HUMK. madde 287; HMK. madde 193 ), yemin ( HUMK. madde 337; HMK. madde 228 ) ve kesin hükümdür ( HUMK. madde 237; HMK. madde 303 ).

Kesin hüküm de, aynı konuda daha sonra açılan davada kesin delil oluşturur ( Baki Kuru, age., C. II, s. 2034 vd ).

Kesin hüküm, şekli anlamda kesin hüküm ve maddi anlamda kesin hüküm, olmak üzere ikiye ayrılır.

Şekli anlamda kesin hüküm, sözü edilen karara karşı artık bütün olağan yasa yollarının kapandığı anlamına gelir. Bazı son kararlar verildikleri anda kesindirler ( Örneğin HUMK. m. 427; HMK. m. 361 ).

Yasa yolu açık olan bir karar, yasa yoluna başvurma süresi geçmekle de kesinleşir. Öte yandan, temyiz yolu açık olan bir karar temyiz edilip sonuçta onanmış ve karar düzeltme süresi geçirilmişse, ya da karar düzeltme yoluna gidilip de bu istem reddedilmişse veyahut yasa yoluna başvurmaktan feragat edilmişse verilen hüküm şekli anlamda kesinleşir.

Bir hüküm bir kere şekli anlamda kesinleşirse, artık bu hükme karşı, olağan yasa yollarına başvurulamaz. Bir kararın maddi anlamda kesinleşmesi için öncelikle şekli anlamda kesinleşmesi gerekir.

Maddi anlamda kesin hükmün koşulları 1086 Sayılı HUMK’nun 237. maddesinde açıklanmıştır. Birinci dava ile 2. davanın müddeabihlerinin ( konusunun ), dava sebeplerinin ( vakıaların ) ve taraflarının aynı olması maddi anlamda kesin hüküm oluşturur.

6100 Sayılı HMK’nun 303/1. maddesi de “Bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile 2. davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir.” şeklinde benzer bir tanımı içermektedir.

Kesin hükmün ilk koşulu, her iki davanın taraflarının aynı kişiler olması; 2. koşulu, müddeabihin aynılığı; 3. koşulu ise, dava sebebinin aynı olmasıdır.

Kesin hükmün 2. koşulu olan müddeabih, davaya konu yapılmış olan hak, yani dava ile elde edilmek istenilen sonuçtur. Önceki dava ile yeni davanın müddeabihlerinin ( konularının ) aynı olup olmadığını anlamak için hakimin, eski davada verilen kararın hüküm fıkrası ile yeni davada ileri sürülen talep sonucunu karşılaştırması gerekir. Eski ve yeni davanın konusu olan maddi şeyler fiziki bakımdan aynı olsa bile, bu şeyler üzerinde talep olunan haklar değişikse, müddeabihler aynı değil demektir.

Kesin hükmün 3. koşulu ise dava sebebinin aynı olmasıdır. Dava sebebi, hukuki sebep olmayıp, davacının davasını dayandırdığı vakıalardır. Öyle ise; her iki davanın da dayandığı maddi vakıalar ( olaylar ) aynı ise, diğer iki koşulun da bulunması halinde kesin hükmün bulunduğundan söz edilebilir.

Nitekim aynı ilkeler H.G.K.’nun 5.2.2003 gün ve 2003/21-30 E. 2003/57 K.; 8.12.2010 gün ve 2010/1-602 E. 2010/643 K. sayılı ilamlarında da vurgulanmıştır.

Kesin hüküm, ilk önce ( hükmü veren mahkeme de dahil diğer bütün ) mahkemeleri bağlar. Yani mahkemeler, aynı konuda, aynı dava sebebine dayanarak, aynı taraflar hakkında verilmiş olan bir kesin hüküm ile bağlıdırlar; aynı davayı bir daha ( yeniden ) inceleyemezler ( kesin hüküm itirazı ) ve aynı konuya dair yeni bir davada, önceki davada verilmiş olan kesin hüküm ile bağlıdırlar ( Baki Kuru, a.g.e., C. V, s. 5051- 5053 ).

Diğer taraftan hüküm fıkrasına sıkı sıkıya bağlı olan gerekçe kesin hüküm teşkil eder. Hangi gerekçenin hüküm fıkrasına sıkı sıkıya bağlı olduğu, her olayın özelliğine göre belirlenir. Kesin hüküm kural olarak hüküm fıkrasına münhasırdır ve gerekçeye sirayet etmez. Ancak gerekçe, hükme ulaşmak için mahkemece yapılan hukuki ve mantıki tahlil ve istidlallerden ( deliller ) ibaret kalmayıp, hüküm fıkrası ile ayrılması imkansız bir bağlılık içinde bulunuyor ise, istisnaen bu kısmın da kesin hükme dahil olduğunu kabul etmek gerekir.

Nitekim uygulamada da benzer nitelikte kararların verildiği görülmektedir.

Bunlardan birisi, boşanma ile birlikte görülen yoksulluk nafakasına dair uygulamadır. Buna göre, yoksulluk nafakası boşanmanın eki niteliğinde bir istek olduğundan boşanma kararı ve onun gerekçesiyle sıkı sıkıya bağlıdır. Kusur unsurunu tespit edecek olan hüküm, boşanmaya dair karardır. Boşanmada kusur unsuru tespit edilmiş ise bu husus sonradan istenecek yoksulluk nafakası için kesin hüküm ve bunun sonucu olarak kesin delil oluşturur. Boşanma davası ile yoksulluk nafakası davası arasında hukuki sebep birliği yoksa da biri diğerinin eki olması itibariyle, aralarında sıkı sıkıya bağlı, biri olmadan diğerinin varlık kazanamayacağı sebep ve sonuç ilişkisi vardır. Onun için, boşanma davasıyla belirlenen kusurluluk unsuru nafaka davası için dahi kesin hüküm ve kesin delil oluşturur. Kesinlik sadece hüküm fıkrası için söz konusu ise de, hüküm fıkrası ile gerekçesi arasında zorunlu bir bağ varsa hükmün gerekçesi de kesinlik kazanır. Davacı, boşanmada tam kusurlu bulunmuş ve verilen boşanma kararı şekli ve maddi yönden kesinleşmişse; kesinlik kazanan bir hükmün sonuçlarının ortadan kaldırılması yargılamanın iadesi ile mümkündür. Bunun dışında hükmün sonuçlarını ortadan kaldırmak mümkün değildir. Boşanma davasıyla kesinleşen kusurluluk olayı, yoksulluk davası için de kesin hüküm ve kesin delil oluşturur ( 2. HD. 10.2.1993 gün, 668/1096 E., K. sayılı kararı; Esat Şener, Nafaka, 1994, s. 130- 131 ).

Benzer şekilde Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 11.2.1982 gün ve 8582/1186 Sayılı kararında hakimi hüküm vermeye hukuken zorlayan gerekçenin kesin hüküm niteliğinde olduğu kabul edilmiştir ( YKD. Yıl: 1982, Sayı: 6, s. 784-786 ).

Somut olayın açıklanan ilkeler çerçevesinde değerlendirilmesine gelince:

Davacı-karşı davalı kadın tarafından davalı-karşı davacı koca aleyhine Türk Medeni Kanunu’nun 166/1. maddesine göre boşanma davası açılmış, taraflar karşılıklı olarak manevi tazminat isteminde bulunmuşlardır.

Mahkemece boşanmaya sebep olan olaylarda kadının hafif, kocanın ağır kusurlu olduğu kabul edilerek tarafların boşanmasına ve manevi tazminat isteminin karşılıklı olarak kısmen kabulüne karar verilmiştir. Taraflar temyizinde boşanma kararını temyiz etmemiş, ancak kararı manevi tazminat ve buna esas alınan kusur yönünden temyiz etmişlerdir.

Görüldüğü gibi, tarafların boşanma kararını temyizi söz konusu değildir. Bunun sonucu olarak boşanma kararı kusur durumu ile birlikte kesinleşmiştir. Taraflar, boşanma kararını temyiz etmemekle, bu husus gerekçe ve hüküm sonucu itibariyle kesinleşir. Durum bu olunca, boşanmaya sebep olan olaylarda kocanın ağır kusurlu kadının ise hafif kusurlu olduğu yolunda kesin hüküm oluştuğunun kabulü gerekir.

Bu nedenle, boşanmaya sebep olan aynı zamanda tazminata da konu olan olaylarda artık ne mahkemenin, ne de Yargıtay’ın kusuru incelemesi mümkün değildir. Aksinin kabulüyle kusur incelemesi yapılarak boşanmaya ve tazminata esas olan olaylarda davalı kocanın eşit kusurlu olduğunu söylemek kesin hüküm kuralına aykırıdır.

Her ne kadar, H.G.K.’nda yapılan görüşmeler sırasında, davalının boşanma davasında ayrıca tazminat talebinde bulunmaması halinde ve boşanma kararı kesinleştikten sonra tazminatla ilgili olarak açılacak bir davada kusur oranı boşanma kararı ile kesinleştiğinden yeniden kusur araştırılmasına girilemeyeceği ancak, burada boşanma ve tazminat birlikte talep edildiğinden ve temyizde kusura da itiraz edildiğinden durumun farklı olduğu ve tazminat yönünden kusurun incelenebileceği yönünde görüş ileri sürülmüş ise de; boşanma davası ile birlikte tazminat istenmesi halinde boşanma kararındaki kusur oranının kesinleşmesini engelleyen bir hüküm bulunmadığı, boşanma kararı temyiz edilmeyerek kesinleştiğine göre, ister boşanma davası ile birlikte açılmış olsun, isterse tazminat davası ayrı açılmış olsun artık kusur oranının kesinleştiği; boşanma ile birlikte kesinleşen kusur oranı ayrı açılan tazminat davasında hükme esas alınırken, boşanma ile birlikte açılan tazminat davasında kesin hüküm sayılmamasının hukuki bir dayanağı da olmadığı; boşanmadaki kusuru temyiz etmeyen tarafın, bu davranışı ile oluşan kesin hüküm halini alan kusura rağmen, tazminatı kusur yönünden temyizinin dikkate alınmaması gerektiği; gerekçesiyle, çoğunlukça bu görüşe itibar edilmemiştir.

Ayrıca belirtmekte yarar vardır ki, bir an için, boşanma kararını temyiz etmeyen tarafların kusura itirazının aynı zamanda boşanma kararının gerekçesinin de temyizi olduğu kabul edilse dahi, Özel Dairece sair temyiz itirazları reddedilmeyerek, boşanma kararının gerekçesi yönü ile kesinleştirilmemesi ve mahkemece boşanmaya sebep olan olayda kocayı ağır, kadını hafif kusurlu sayılarak boşanmaya karar verilmiş ise de dosya kapsamına göre olaylarda tarafların eşit kusurlu olduğu, ancak tarafların boşanma hükmünü temyiz etmediğinden sonuç olarak boşanmaları yönünde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik bulunmadığından sonucu itibarı ile doğru olan boşanma kararının ONANMASINA karar verilmesi ve böylelikle tarafların boşanmaya sebep olan olayda kocanın ağır, kadının hafif kusurlu olduğu yönünde kesin hüküm oluşmasının önlenmesi, bundan sonra tazminatın irdelenmesi gerekirdi. Oysa, Özel Daire tarafların kusur durumuna dair temyizini, boşanmanın gerekçesini temyiz olarak kabul etmemiş; aksine boşanmayı temyiz bulunmadığı gerekçesiyle bozma nedeni yapmaksızın kesinleştirmiştir. Böylece, kocanın boşanmadaki ağır, kadının hafif kusuru kesinleşmiştir.

Diğer taraftan, azınlık görüşünün kabulü halinde, H.G.K. kararına uymak zorunda olan mahkemenin, kesinleşen boşanma hükmüne rağmen, bu hükmü yeniden ele alarak, yeni kusur durumunu tespitle yeniden boşanma hükmü kurması gerekecektir ki, bu durum hükümle ilgili yukarda açıklanan tüm ilkelere aykırı olacaktır.

Kaldı ki, aynı konuda iki ayrı kusur oranı esas alınarak sonuca varılması, hukuken mümkün olmadığından, boşanma kararının kesinleşmesi ile tarafların kusuru kesinleşmiş olmakla; davalı-karşı davacı kocanın tazminat isteminde kusura itirazının hukuki anlamda sonuç doğurması da olanaklı değildir.

Sonuç olarak, boşanma kararının temyiz edilmemesi sebebiyle kusur oranı kesinleştiğinden, taraflardan birinin tazminat yönünden kusura itiraz etmesi, sonuca etkili değildir. Kesinleşmiş mahkeme kararı ile tarafların kusurları belirlendiğinden bundan sonra bu konuda kesin hükmün bağlayıcılığı kuralı gereği, yeniden inceleme yapılamaz, boşanma davasındaki kusur belirlemesi tarafları bağlar.

Açıklanan tüm bu nedenler karşısında, boşanma yönünden kabul edilip, kesinleşen, davalı-karşı davacı kocanın ağır kusurlu, davacı-karşı davalı kadının hafif kusurlu olduğu olgusunun, manevi tazminatın belirlenmesinde kesin hüküm oluşturacağı H.G.K.`nda yapılan görüşmede oyçokluğu ile kabul edilmiş, bu yönden direnme kararı yerinde bulunmuştur.

Ne var ki, kesinleşen kusur oranları dikkate alındığında TMK’nun 174/2 maddesine göre hükmedilen manevi tazminata yönelik diğer temyiz itirazları Dairesince incelenmediğinden, bu temyiz itirazlarının incelemesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle direnme uygun olup; davalı/karşı davacı A. P. vekilinin manevi tazminata yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 2. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 28.3.2012 gününde yapılan 2. görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.

Kazancı
Old 25-01-2013, 16:12   #22
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
E. 2012/241
K. 2012/18619
T. 4.7.2012

• BOŞANMA DAVASI ( Davacı Kocanın Davalı Eşine Fiziksel Şiddet Uyguladığından Cezalandırılmasına Karar Verildiği ve Taraflar Bu Olaydan Sonra Davacıdan Kaynaklanan Sebeplerle Aynı Konutta İki Yabancı Kişi Gibi Yaşamaya Devam Ettiklerinden Davanın Reddi Gerektiği )

• REDLE SONUÇLANAN BOŞANMA DAVASI ( Davacının Eldeki Davada Daha Önce Redle Sonuçlanan Boşanma Davasının Açılması Tarihinden Önceki Olaylara Boşanma Sebebi Olarak Dayanma Hakkını Yitirmiş Olacağı - Boşanma Davası )

• EVLİLİK BİRLİĞİNİN TEMELDEN SARSILMASI ( Boşanma Davası - Davalı Kadının Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılmasını Gerektirir Nitelikte Kusurlu Bir Davranışının Kanıtlanamadığı Anlaşıldığından Davanın Reddi Gerektiği )

4721/m.166/1-2

ÖZET : Dava, boşanma davasıdır. Davacı, eldeki davada, daha önce redle sonuçlanan boşanma davasının açılması tarihinden önceki olaylara boşanma sebebi olarak dayanma hakkını yitirmiş olur. Reddedilen davanın açılmasından sonra da; davacı kocanın davalı eşine fiziksel şiddet uyguladığı, bu eyleminden dolayı cezalandırılmasına karar verildiği; tarafların bu olaydan sonra davacıdan kaynaklanan sebeplerle aynı konutta iki yabancı kişi gibi yaşamaya devam ettikleri; davalı kadının evlilik birliğinin temelinden sarsılmasını gerektirir nitelikte kusurlu bir davranışının da kanıtlanamadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, davanın reddine karar verilmesi gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Yapılan araştırma ve toplanan delillerden, davacı kocanın daha önce redle sonuçlanan boşanma davaları açtığı, en son 04.04.2008 tarihinde Türk Medeni Kanununun 166/1-2. maddesine dayalı olarak açtığı davanın Burdur Aile Mahkemesinin 2008/134 esas, 2008/325 karar sayılı verilen ret hükmünün 24.12.2009 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Davacı, bu ret kararının sonucu olarak; reddedilen davanın açılması tarihinden önceki olaylara boşanma sebebi olarak dayanma hakkını yitirmiş olur.

Reddedilen davanın açılmasından sonra da; davacı kocanın davalı eşine fiziksel şiddet uyguladığı, bu eyleminden dolayı Burdur Sulh Ceza Mahkemesinin 2008/622 esas, 2009/36 karar sayılı kararıyla cezalandırılmasına karar verildiği; tarafların bu olaydan sonra davacıdan kaynaklanan sebeplerle aynı konutta iki yabancı kişi gibi yaşamaya devam ettikleri; davalı kadının evlilik birliğinin temelinden sarsılmasını gerektirir nitelikte kusurlu bir davranışının da kanıtlanamadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, davanın reddine karar verilmesi gerekirken; yetersiz gerekçeyle kabul edilip, boşanmaya karar verilmesi isabetsiz olmuş; bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 04.07.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kazancı
Old 25-01-2013, 16:25   #23
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
E. 2012/819
K. 2012/18343
T. 2.7.2012

• BOŞANMA DAVASI ( Tarafların Karşlıklı Olarak Güven Sarsıcı Tutum ve Davranışlarda Bulunduklarını Tanığa İtiraf Ettikleri/Birbirlerine Küfrettikleri - Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsıldığı/Davanın Kabul Edileceği )

• GÜVEN SARSICI TUTUM VE DAVRANIŞLAR ( Tarafların Karşlıklı Olarak Güven Sarsıcı Tutum ve Davranışlarda Bulunduklarını Tanığa İtiraf Ettikleri/Birbirlerine Küfrettikleri - Tarafların Eşit Kusurlu Olduğu/Boşanma Davasının Kabulü Gereği )

• EVLİLİK BİRLİĞİNİN TEMELİNDEN SARSILMASI ( Tarafların Karşlıklı Olarak Güven Sarsıcı Tutum ve Davranışlarda Bulunduklarını Tanığa İtiraf Ettikleri/Birbirlerine Küfrettikleri - Tarafların Eşit Kusurlu Olduğu/Boşanma Davasının Kabulü Gereği )
4721/m.166

ÖZET : Tarafların karşılıklı olarak güven sarsıcı tutum ve davranışlarda bulundukları, bu durumu her ikisinin de tanığa itiraf ettiği ve bu sebeple çıkan tartışmalarda birbirlerine küfrettikleri anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında evlilik birliğini temelinden sarsacak derecede ve ortak hayatın devamına imkan bırakmayacak nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabit olup, bu sonuca tarafların eşit kusurlu davranışlarıyla ulaşılmıştır. Gerçekleşen bu durum karşısında, davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmelidir.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden; tarafların karşılıklı olarak güven sarsıcı tutum ve davranışlarda bulundukları, bu durumu her ikisinin de tanık A.'ye itiraf ettiği ve bu sebeple çıkan tartışmalarda birbirlerine küfrettikleri anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında evlilik birliğini temelinden sarsacak derecede ve ortak hayatın devamına imkan bırakmayacak nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabit olup, bu sonuca tarafların eşit kusurlu davranışlarıyla ulaşılmıştır. Gerçekleşen bu durum karşısında, davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davanın reddi doğru bulunmamıştır.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02.07.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kazancı
Old 28-02-2013, 12:26   #24
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
E. 2012/8526
K. 2012/28702
T. 29.11.2012

• BOŞANMA DAVASI (Ortak Hayatı Temelinden Sarsacak Derecede ve Birliğin Devamına İmkan Vermeyecek Nitelikte Bir Geçimsizlik Mevcut Olduğundan Davalı Karşı Davacı Kocanın da Dava Açmakta Haklı Olduğu )

• KARŞI DAVA (Boşanma Davası - Ortak Hayatı Temelinden Sarsacak Derecede ve Birliğin Devamına İmkan Vermeyecek Nitelikte Bir Geçimsizlik Mevcut Olduğundan Davalı Karşılık Davacının Davasının da Kabulü ile Boşanmaya Karar Verilmesi Gerektiği )

• ORTAK HAYATIN TEMELİNDEN SARSILMASI (Birliğin Devamına İmkan Vermeyecek Nitelikte Bir Geçimsizlik Mevcut Olduğundan Davalı Karşı Davacı Kocanın da Dava Açmakta Haklı Olduğu - Boşanma Davası )

• GEÇİMSİZLİK (Boşanma Davası - Ortak Hayatı Temelinden Sarsacak Derecede ve Birliğin Devamına İmkan Vermeyecek Nitelikte Bir Geçimsizlik Mevcut Olduğundan Davalı Karşılık Davacının Davasının da Kabulü ile Boşanmaya Karar Verilmesi Gerektiği )

4721/m.166

ÖZET : Dava, boşanma istemidir. Taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davalı-karşı davacı koca da dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, davalı-karşılık davacının davasının da kabulü ile boşanmaya karar verilmesi gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm her iki dava yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Yapılan soruşturma, toplanan delillerle "evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan olaylarda eşine şiddet uygulayan, hakaret eden davalı-karşılık davacı koca yanında, eşine şiddet uygulayıp hakaret eden davacı-karşılık davalı kadının da kusurlu olduğu, kocanın kadını affettiğine ya da en azından hoşgörü ile karşıladığına dair tanık beyanının duyumdan ibaret olup itibar edilemeyeceği" anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davalı-karşı davacı koca da dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, davalı-karşılık davacının davasının da kabulü ile boşanmaya (TMK.md. 166/l )karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile kocanın davasının reddi doğru bulunmamıştır.

SONUÇ : Temyize konu hükmün yukarıda açıklanan sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre kadının boşanma davası ve fer'ilerine yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 29.11.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kazancı
Old 09-03-2013, 14:30   #25
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
E. 2012/13126
K. 2013/244
T. 14.1.2013

• BOŞANMA ( Davacı Kadının Başka Biri İle Yaşadığı ve Ondan Çocuğu Olduğu/Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsıldığı - Davalıya Kocaya Atfı Mümkün Hiçbir Kusur Gerçekleşmediği/İsteğin Reddi Gerektiği )

• DAVACININ TAM KUSURLU OLMASINA RAĞMEN BOŞANMA DAVASI AÇMASI ( Davacı Kadının Başka Biri İle Yaşadığı ve Ondan Çocuğu Olduğu - Boşanmaya Karar Verilebilmesi İçin Davalının Az da Olsa Kusurunun Varlığı ve Bunun Belirlenmesi Gerektiği/Boşanmaya Karar Verilemeyeceği )

• BOŞANMA DAVASI AÇMADA KUSUR ( Boşanmayı İsteyebilmek İçin Tamamen Kusursuz ya da Az Kusurlu Olmaya Gerek Olmayıp Daha Fazla Kusurlu Bulunan Tarafın Dahi Dava Hakkı Bulunduğu - Boşanmaya Karar Verilebilmesi İçin Davalının Az da Olsa Kusurunun Varlığı Gerektiği )

• KADININ BAŞKA BİRİ İLE YAŞAMASI ( Kadının Tam Kusurlu Olduğu/Evlilik Birliği Temelinden Sarsılmış Olsa da Davalı Kocanın Kusuru Olmadığı - Boşanmaya Karar Verilemeyeceği )

4721/m.166

ÖZET : Davacı kadının başka biri ile yaşadığı ve ondan bir çocuğunun olduğu anlaşılmaktadır. Boşanmaya neden olan olaylarda davacı kadın tam kusurludur. Boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz ya da az kusurlu olmaya gerek olmayıp daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır. Evlilik birliğinin, devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Bu sonuca ulaşılması tamamen davacının tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davalıya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. İsteğin reddi gerekirken boşanmaya karar verilmesi hukuka aykırıdır.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Toplanan delillerden davacı kadının başka biri ile yaşadığı ve ondan bir çocuğunun olduğu anlaşılmaktadır. Boşanmaya neden olan olaylarda davacı kadın tam kusurludur. Davalıdan kaynaklanan boşanmayı gerektirir maddi bir hadisenin varlığı da kanıtlanmamıştır.

Türk Medeni Kanununun 166.maddesi hükmünü tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamamak ve değerlendirmemek gerekmektedir.Çünkü böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer.Diğer taraftan gene böyle bir düşünce tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonrada mademki birlik artık sarsılmış diyerekten boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir. Öyle ise Türk Medeni Kanununun 166.maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz ya da az kusurlu olmaya gerek olmayıp daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır. Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu halin tespiti dahi tek başına boşanma kararı verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır. ( TMK.md.166/2 )

Mevcut olaylara göre evlilik birliğinin, devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki bu sonuca ulaşılması tamamen davacının tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davalıya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda açıklanan nedenle isteğin reddi gerekirken yasa hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle, 14.01.2013 tarihinde karar verildi.

Kazancı
Old 16-04-2013, 15:27   #26
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
E. 2012/11740
K. 2012/31926
T. 27.12.2012

• AĞIR KUSURLU EŞ ( Kocanın Eşine ve Kayınvalidesine Hakaret Ettiği/Sürekli Eşinin Kılık Kıyafetine Müdahale Ederek Aşağıladığı ve Kayınvalidesine "Gel Ahlaksız Kızını Al" Şeklinde Sözler Söylediği - Kadının Sık Sık Ailesinin Yanına Gelerek Evlilik Birliğine İlişkin Görevlerini İhmal Ettiği/Kocanın Ağır Kusurlu Olduğu )

• EVLİLİK BİRLİĞİNİN TEMELİNDEN SARSILMASINDA KOCANIN AĞIR KUSURLU OLMASI ( Eşine ve Kayınvalidesine Hakaret Ettiği/Sürekli Eşinin Kılık Kıyafetine Müdahale Ederek Aşağıladığı ve Kayınvalidesine "Gel Ahlaksız Kızını Al" Şeklinde Sözler Söylediği - Kadının Tazminat İsteğinin Reddedilemeyeceği )

• TAZMİNAT ( Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılmasında Kocanın Kadına Göre Ağır Kusurlu Olduğu - Tarafların Eşit Kusurlu Kabul Edilerek Kadının Tazminat İsteğinin Reddedilemeyeceği )

• KILIK KIYAFETE MÜDAHALE EDEREK EŞİNİ AŞAĞILAMASI ( Eşine ve Kayınvalidesine Hakaret Ettiği/Boşanma Davasında Kocanın Ağır Kusurlu Olduğu - Kadının Tazminat İsteğinin Kabulü Gerektiği )

4721/m.174

ÖZET : Davacı-davalı ( koca )'nın eşine ve kayınvalidesine "... o..." diyerek hakaret ettiği, sürekli olarak eşini kılık kıyafetine müdahale ederek aşağıladığı ve kayınvalidesine "gel, ahlaksız kızını al" şeklinde sözler söylediği, davalı-davacı ( kadın )'ın ise sık sık ailesinin yanına gelerek, evlilik birliğine ilişkin görevlerini ihmal ettiği anlaşılmaktadır. Evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında davacı-davalı ( koca )'nın kadına göre ağır kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Mahkemenin tarafları "eşit kusurlu" kabul etmesi ve buna bağlı olarak kadının tazminat isteklerini reddetmesi hukuka aykırıdır.

DAVA : Taraflar arasındaki "boşanma" davalarının birleştirilerek yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm; taraflarca, kusur belirlemesi ve kendi tazminat talepleri yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davacı-davalı ( koca )'nın temyiz itirazları yersizdir.

2-Davalı-davacı ( kadın )'ın temyiz itirazlarına gelince;

Mahkeme, "taraflar arasında evlilik birliğinin devamı yönünde bir amacın bulunmadığını, her iki tarafın da kusurun diğer tarafta olduğunu ispata çalıştığını, sunulan delillerin kesin doğrular olarak kabulüne imkan olmadığını, toplanan delillerden bir tarafın ağır kusurlu olduğu yönünde kabule götürecek kanaat oluşmadığını" belirterek tarafları "eşit kusurlu" kabul etmiştir. Oysa yapılan soruşturma ve toplanan delillerden; davacı-davalı ( koca )'nın eşine ve kayınvalidesine "... ******..." diyerek hakaret ettiği, sürekli olarak eşini kılık kıyafetine müdahale ederek aşağıladığı ve kayınvalidesine "gel, ahlaksız kızını al" şeklinde sözler söylediği, davalı-davacı ( kadın )'ın ise sık sık Ankara'da bulunan ailesinin yanına gelerek, evlilik birliğine ilişkin görevlerini ihmal ettiği anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu olaylara göre, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında davacı-davalı ( koca )'nın kadına göre ağır kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Mahkemenin sabit olan bu vakıalara karşın tarafları "eşit kusurlu" kabul etmesi ve buna bağlı olarak kadının tazminat isteklerini reddetmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerinin ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, aşağıda yazılı temyiz ilam harcının temyiz eden İ'ye yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna 103.50 TL. temyiz başvuru harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının yatıran B'ye geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle, 27.12.2012 tarihinde karar verildi.

Kazancı
Old Bugün  
Site Mübaşiri

 
 
Web www.turkhukuksitesi.com
 
 
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Yargıtay Kararları... Av.Duygu Keleş Meslektaşların Soruları 5 18-03-2008 12:06
Resmi evlilik olmasa da fiili birliktelikler aile oluşturur-AİHM kararları ve ilgili üye19576 Aile Hukuku Çalışma Grubu 0 07-09-2007 16:27
evlilik birliğinin kullanımına tesis edilen kişisel mal Almıla Aile Hukuku Çalışma Grubu 1 25-08-2007 12:31
Yargıtay Kararları adıge Hukuk Sohbetleri 5 28-07-2007 15:24
yargıtay kararları sedaoner Hukuk Soruları Arşivi 0 17-03-2006 22:30


THS Sunucusu bu sayfayı 0,23711610 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2013) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.