Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Meslektaşların Soruları Hukukçu meslektaşların hukuki nitelikte sorularını birbirlerine yöneltecekleri mesleki yardımlaşma forumu. SADECE hukuk fakültesi mezunları ile hukuk profesyonellerinin (bilirkişi, icra müdürü vb.) yazışmasına açıktır. [Yeni Soru Sorun]

Limited şirket ortağının imzası,faturasız senet verme

Yanıt
Old 01-08-2008, 13:55   #1
burakcak

 
Varsayılan Limited şirket ortağının imzası,faturasız senet verme

muvekkıl iki ortakli bir ltd şirketinin hissedarlarındandır.Ortakla anlaşmazlığa düşmüşler müvekkil diğer yetkili olan şirket ortağını işyerinden çıkarmıştır.Daha sonra buna içerleyen diğer ortak şirket imza yetkisinin kendisinde oldugunu fırsat bilerek herkese şirket senedi dağıtmıştır.Şimdi müvekkilim gelen hacizler yuzunden iş yapamaz hale gelmiştir.Ltd şirketi 50 mılyar sermayelı iki ortagından %50 hissesi vardır.Diğer ortak 60 mılyarlık bir senet vermiş daha sonra 10 milyarlık bir daha senet vermiştir.Şimdi ben bu senetlerin şirket senedi olmadığına dair menfi tesbit davası açmayı dusunuyorum.Zira herhangi bir mal alımı veya fatura söz konusu değildir.Birde eğer sermaye artırımı söz konusu ise bunu ortak kurul kararıyla almak gerekirdi.Böyle bir durumda olayımızda yok.Ne yapmalıyım yargıtay kararı olan arkadaşlar varsa bu konuda paylaşmalarını rica edıyorum.
Old 01-08-2008, 19:18   #2
Av.Mehmet Saim Dikici

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan burakcak
muvekkıl iki ortakli bir ltd şirketinin hissedarlarındandır.Ortakla anlaşmazlığa düşmüşler müvekkil diğer yetkili olan şirket ortağını işyerinden çıkarmıştır.Daha sonra buna içerleyen diğer ortak şirket imza yetkisinin kendisinde oldugunu fırsat bilerek herkese şirket senedi dağıtmıştır.Şimdi müvekkilim gelen hacizler yuzunden iş yapamaz hale gelmiştir.Ltd şirketi 50 mılyar sermayelı iki ortagından %50 hissesi vardır.Diğer ortak 60 mılyarlık bir senet vermiş daha sonra 10 milyarlık bir daha senet vermiştir.Şimdi ben bu senetlerin şirket senedi olmadığına dair menfi tesbit davası açmayı dusunuyorum.Zira herhangi bir mal alımı veya fatura söz konusu değildir.Birde eğer sermaye artırımı söz konusu ise bunu ortak kurul kararıyla almak gerekirdi.Böyle bir durumda olayımızda yok.Ne yapmalıyım yargıtay kararı olan arkadaşlar varsa bu konuda paylaşmalarını rica edıyorum.

Bilindiği gibi şirketler TTK 66-86 arasındaki hükümlere göre ticari defter tutmak, aldıkları ve verdikleri her türlü senet, çek, fatura, makbuz ve benzeri evrakların kaydını deftere işlemek zorundadır. VUK' da da benzeri yükümlülükler düzenlenmiştir.

Bu itibarla, şirket bir senet vermiş ise muhakkak karşılığında bir hizmet yahut mal almış olmalıdır. Şirket kayıtlarında herhangi bir mal girişi yahut hizmet alışı söz konusu değilse senet lehdarlarına karşı menfi tespit davasından sonuç alabilirsiniz.

Senetler 3. kişilere ciro ile devredilmiş ise bu durumda Menfi tespit davasından sonuç alabilmek için TTK.599/son uyarınca 3.kişilerin kötüniyetini ispatlamak zorundasınız.

Bence öncelikle senedi düzenleyen müdür ve ortak hareket ettiğini düşündüğünüz senet lehdarları hakkında suç duyurusunda bulununuz. Sahtecilik "İçerik" bakımından da mümkündür. Şeklen usulüne uygun ve tam olan senet içerik bakımından sahte olabilir. Yani senet bile bile sebepsiz verilmiş ise muhteva bakımından sahtedir denilebilir....

Akabinde menfi tespit davası açarsınız. Kolay gelsin.

Not: Sermaye artırımından kastınızı bu konu bakımından anlayamadım.
Old 01-08-2008, 20:59   #3
burakcak

 
Varsayılan merhaba

şirkete bir para girişi söz konusu ise belırlı bır sermayenın artması bakımından söyledim.Suc duyurusunda bulunduk fakat sorusturma devam edıyor acaba kotu nıyetlı bu takıp ıcın ekstradan tazminat hakkı dogarmı % 40 cıvarında.tskkr ederım bırde yargıtay kararı olsaydı dahada guzel olacaktı.
Old 01-08-2008, 21:00   #4
burakcak

 
Varsayılan

bonoda ciro söz konusu değil.davayı bırlıkte hareket eden hem sırket ortagına hem de lehdara karsı mı acmalıyım?
Old 01-08-2008, 21:26   #5
Av.Mehmet Saim Dikici

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan burakcak
bonoda ciro söz konusu değil.davayı bırlıkte hareket eden hem sırket ortagına hem de lehdara karsı mı acmalıyım?

Ciro yoksa Menfi tespit davasını lehdara açacaksınız.

Ben suç duyurusu anlamında ikisini de şikayet edebilirsiniz demiştim.
Old 01-08-2008, 21:33   #6
Av.Mehmet Saim Dikici

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan burakcak
şirkete bir para girişi söz konusu ise belırlı bır sermayenın artması bakımından söyledim.Suc duyurusunda bulunduk fakat sorusturma devam edıyor acaba kotu nıyetlı bu takıp ıcın ekstradan tazminat hakkı dogarmı % 40 cıvarında.tskkr ederım bırde yargıtay kararı olsaydı dahada guzel olacaktı.


Menfi tespit davasında kötüniyetli takip nedeniyle tazminat talep etmenizi öneririm. Hakim, takibi kötü niyetligörürse tazminata hükmedebilir.

Şirkete para girişi, takdir edersiniz ki kasa mevcudunu artırsa da teknik anlamda sermayeye tesiri olmaz.

Yargıtay kararı çok sayıda var. Herhangi bir içtihat programından yahut yargıtayın sitesindeki emsal kararlarından bulabilirisiniz.
Old 02-08-2008, 20:13   #7
Av. Hatun Olguner

 
Varsayılan

Kural olarak çek,senet vb kıymetli evrakın şirketin ticari defter ve kayıtlarında bulunmaması illetten mücerret olan kambiyo senetleri yönünden bir geçersizlik veya karşılıksızlık iddiasıyla karşılaşmalarına neden teşkil etmez. Senedin/çekin şirkete ait ticari kayıtlarda kayıtlı olmaması menfi tesbit davasında bedelsizlik iddiasında bulunmaya yetmeyecektir. Yargıtayın yerleşmiş görüş ve uygulaması da bu yöndedir.

Ancak yargılama sırasında her iki taraf ticari defter ve kayıtlara delil olarak dayanmışsa,daha doğrusu bu iddiayı ileri süren tarafın iddiasına ve delil olarak dayanmak istediği kayıtlara bu yönden karşı taraf itiraz etmemişse bu takdirde ticari kayıtlar delil olabilecektir.

Ve yine,gerçekte alacaklı olmadığı halde,şirketin bir ortağı ile işbirliği yaparak diğer ortağa veya şirkete zarar vermek amacıyla senette alacaklılık/lehtar sıfatını kabul eden kötüniyetli kişinin ve kötüniyetle borçlanan ortağın bu hareketleri hukuken haksız bir fiil teşkil ettiğinden ve haksız fiiller tanık dahil her tür delille kanıtlanabileceğinden,bu sebeple ve yolla tanık,ticari kayıtlar vs her tür delille menfi tesbit davasının kanıtlanabilmesi gerekmektedir. Bu konuda (kötüniyetli borçlanmanın haksız fiil olduğu konusunda)yargıtay kararları olduğunu hatırlıyorum.

Yine ayrıca bu şekilde gerçek olmayan bir alacak için (sahte) senet düzenlenmesi ve icra takiplerine konu yapılması ' bir kamu kurumu olan icra dairesinin aracı kılınması suretiyle nitelikli dolandırıcılık' suçunu teşkil ettiğinden bu konuda C.Savcılığına suçduyurusu yapılması mümkün ve faydalıdır.

----------------------------------------------------------
“…Çekin defterde kayıtlı olmamasının çekin karşılıksız olarak kabulüne yeterli değildir…” 11.HD. 25.2.1983 E. 707, K. 875 (GÜRBÜZ, Hulusi ( Ticari Senetlerin İptali Davaları ve Ticari Senetlere Özgü Sorunlar 1984 sh. 604)
----------------------------------------------------------
Old 02-08-2008, 20:31   #8
Av.Mehmet Saim Dikici

 
Varsayılan

Cımbızla Yargıtay Kararından alınan tek bir cümle yeterli olamaz Sayın Hatun. Bahsedilen kararın tam metnini eklerseniz daha faydalı olur. Ticari defter ile ispat usul ve esasları TTK.da düzenlenmiştir. Bu konuda yazılmış bir çok eser de vardır.
Old 02-08-2008, 22:35   #9
Av. Hatun Olguner

 
Varsayılan

Saim Bey ;

Bu konuyla (ticari kayıtlarda yeralmayan senetlerle) ilgili yazdıklarımı doğrulayan çok sayıda karar var,kötüniyetli iktisabın haksız fiil niteliğinde olup tanık dahil her tür delille kanıtlanabileceğine dair kararlar da. Ancak bugün haftasonu olduğu,işyerimde olmadığım,yarın da işhanı tamamen kapalı olacağı için kararları p.tesi günü aktarabilirim. Böylece,önemli bir konuyu birlikte işleyerek burada kalıcı ve faydalı bir paylaşımda bulunmuş oluruz. Bu akşam aktarabildiğim karar özeti,ev ortamında kaynak yetersizliğine bağlı olarak kısa oldu. Daha yeni kararlar da var yoksa ve bu kararlardan bu yıl epeyce okumuştum. Ama ezbere yazabilmek mümkün değil tabii. P. tesi günü vaktim olur olmaz aktararak soru sahibi arkadaşımıza araştırma ve davayı şekillendirip temellendirmede yardımcı olabilmeyi isterim ayrıca. İyi akşamlar.
Old 03-08-2008, 13:31   #10
Av.Mehmet Saim Dikici

 
Varsayılan

--------------------------------------------------------------------------------

Alıntı:
Kural olarak çek,senet vb kıymetli evrakın şirketin ticari defter ve kayıtlarında bulunmaması illetten mücerret olan kambiyo senetleri yönünden bir geçersizlik veya karşılıksızlık iddiasıyla karşılaşmalarına neden teşkil etmez.

Şirketler, çek veriyorsa karşılığında bir mal ya da hizmet alırlar. Bunu, TTK ve Vergi Usul Kanunu uyarınca yapmak zorundalar. Dolayısıyla çeki veren şirket, bu çeki defterine yazmamış olsa bile malın stoklarına girmesini engelleyemez. Yani malı ve hizmeti almak zorundadır ve bunu (paravan şirket değilse tabiki) gizleyemez, gizlemesi için sebep olmaz. Bu nedenle ticari defter kayıtları temel ilişkinin olup olmadığını ispatlamaya yardımcı olur.

Şöyle düşünelim: Bir protokol yapıp, bir mal alımı karşılığında çek verdiğinizi varsayalım. Ancak mallar protokolde belirtilen tarihte teslim edilmemiş olsun. Açacağınız Menfi tespit davasında çekin mal alımı için verildiğini ve malın teslim edilmediğini iddia eder ve protokole dayanabilirsiniz. Bunun gibi şirketlerde de ticari defterlerle malın alınmadığını ispatlayabilirsiniz sayın Hatun!
Old 03-08-2008, 16:25   #11
Av. Hatun Olguner

 
Varsayılan

Saim Bey : Eğer senette malen kaydı var ise,senet ciro edilmemişse veya kötüniyetli iktisap edeni tarafından takibe konulmuş ise,temel ilşkiden kaynaklanan defiler tabii ki menfi tesbit davası ile ileri sürülebilir. Ancak bu hallerde dahi senedin/çekin ticari defterlerde kayıtlı olmaması önem taşımamaktadır. Yani ticari deftere kayıt kıymetli evrakın hukuki itibarını ve tedavülünü,talep edilebilirliğini etkilememektedir. Yine senet ciro edilmişse zaten karşılıksızlık vb şahsi defiler alacaklı-hamile karşı ileri sürülemeyeceğinden bu halde de ticari belgenin ihdas ve tedavülünün defter kayıtlarına dayanması -- kıymetli evrakın illetten mücerret oluşu-- kuralı gereğince aranmayacaktır.

Bu konu kapsamındaki en önemli ayrıntı ve özellik,soruya konu olayda da uygulama yeri bulunabilecek ve çözücü olabilecek, ' kötüniyet ' unsurunun haksız fiil mahiyetinde bulunması ve tanık dahil her tür delille ispat edilebilecek oluşudur,ki bu husus,senedin ticari kayıtlarda bulunup bulunmaması konusundan daha öncelikli ve yeterli,elverişli bir ispat imkanı yaratabilecektir.


Bu konu önemli ve tartışılması,ihtimalere göre değerlendirilmesi ve örneklendirilmesi gerçekten faydalı olacaktır. Hele Saim Bey'in sırf bana takılmak için (bol bol 'Sayın' lı hitaplarda bulunarak) bu konuyu vesile yaparak tartışmayı verimlendirecek açılımlar yapacak oluşunu gözönünde bulundurursak,bu konudan burada bir doktora tezi çıkarırız...

( Az önce, kavramla arama yaptım,bu konu ile ilgili,karşıma İİH hocam Talih Uyar'ın tüm bu konuları Yargıtay Kararları ile birlikte içine alan güzel bir makalesi çıktı. E posta adresine yazarak izin istedim,eğer izin verir ve bildirirse bu makalesini buraya aktarmak imkanı olur. ( Olumsuz Tesbit Davalarında Kanıtlar konulu/isimli) Hocamızın internet sitesinde de bu makale var sanırım :

OLUMSUZ TESBİT DAVALARINDA

HTML olarak görüntüle
OLUMSUZ TESBİT DAVALARINDA. KANITLAR. Bu bölümde olumsuz tesbit davalarında, kendisine isbat yükü düşen tarafın1 bunu nasıl yerine getireceği yani; ...
www.talihuyar.com/yukle.asp?id=50 -
Old 03-08-2008, 20:07   #12
burakcak

 
Varsayılan mrb

şimdi ben muvekkıl adına acacagım davada şirket adına temsıl yetkısı olmadıgı ıcın şirket adına acamayacagım şahıs adına yanı muvekkıl adına senet lehdarına karşı boyle bır borcun olmadıgı seklınde dava acmalıyım.senedın sahsı bır senet oldugunumu ıddıa etmelıyım.bırde muvazaa iddiasıda ılerı surulebılır sanırım.yukarıdakı acıklamalardan kafam karıstı acıkcası tam bır karar metnı olursa ona gore dava acmak daha guzel olacak sanırım
Old 03-08-2008, 20:12   #13
burakcak

 
Varsayılan

birde senet lehdarı bır fabrıkada bır mılyar ısle calısan bır ıscıdır.Herhangı bır sekılde tacır veya esnaf degıldır.Ssk ya tabı bır kurumda calısmaktadır.
Old 03-08-2008, 22:23   #14
Av. Hatun Olguner

 
Varsayılan

Merhaba ,

Bu soru ve olay vesilesiyle konunun her yönü ile irdelenmesi,bu forumun bir hukuki kaynak,benzer olaylarda
başvurulabilecek,genel ve geniş bir veri alanı olma amacını gözönüne alırsak çok faydalıdır. Güzel bir bahis ve uygulamada en sık karşılaşılan dava türleri olduğu için öyle geniş bir ele alma meslektaş dayanışmasına da yarayacaktır. Bu nedenle ben bir konuda yazarken soru sahibine özgülemeden genel bir bilgi akışı oluşturması bakımından isme hitaben cevap vermemeyi genelde yeğliyorum.
Tabii bir de hukuki konuya odaklandığım için cevap yazmaya koyulana kadar isimleri unutuyorum. Ayrıca akılda kalması çok zor olan üye isimleri de var ki... hatırlamak bir yana anlamak ve yazabilmek çok zor. Nezaket borcumu bu şekilde açıklama gereği duydum bu vesileyle.

Bu davada kafa karıştıracak pek bir nokta olmaması lazım.

Şöyle ki,sizin muvazaa dediğiniz benim senet mümzisi ile lehtarı arasındaki kötüniyetli borçlanma olayı... Aynı anlama geliyor. Ama kötüniyet bir haksız fiil mahiyetinde kabul edildiğinden ve tanıkla kanıtlanması mümkün olduğundan ,anlattığınız somut gerekçeler ve gerçekler de nazara alındığında (mal alışverişi olmaması,lehtarın mali durumu-ki bu ölçü de yargıtay kararlarında önemsenen bir ölçüdür-) bu senedin şirketi bağlamaması baskın ihtimaldir. Davacılık sıfatının çözümünü şu şekilde düşünebiliriz : Ortağın bu kötüniyetli tutumu sonucu şirketin zarar görmekte olduğu,şekli temsil yetkisinin bulunmaması karşısında şirketin menfaatlerine yönelen bu açık va ağır zarar tehlikesi ve zararın kendisi nazara alınarak temsilde husule gelen boşluk ve fiili güçlükler de dikkate alınarak şirketi idare ve temsil hususunda bir kayyım tayini ticaret mahkemesinden istenebilir.(Ticaret mahkemesi yoksa bu görev ve sıfatla genel mahkemeden) Davayı şimdi ortak şahsen ve şirketi temsilen açar,kayyım tayin edildiğinde de şirket adına davaya icazet verir,böylece temsil sorunu halledilebilir.

Konuyla ilgili direkt kararlar aramak ve bulmak,dediğim gibi iş günü olarak p.tesinden itibaren olabilir...

Ama davanın çatısı ve usulünü kurarak açmak mümkün,kararlar sonra da eklenebilir...

AYRICA VE ÇOK ÖNEMLİ OLARAK ANLAŞMALI,BAŞKASINA ZARAR VERME AMACIYLA DÜZENLENEN SENETLERİ İCRA TAKİBİNE KONU YAPMAK KAMU KURUMU OLAN İCRA DAİRESİNİ ARACI KILARAK NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK SUÇUNU TEŞKİL ETTİĞİ İÇİN ( ESKİ TCK M 504;YENİ TCK M 158) SUÇDUYURUSU YAPMANIZ,ALACAKLI KONUMUNDA OLAN KİŞİYİ DÜŞÜNMEYE İTECEK VE BAŞKASI İÇİN HUKUKİ RİSKE GİRMEYİ GÖZE ALMAYARAK TAKİPTEN VE OLAYDAN ÇIKIŞ YOLU ARAMASINA NEDEN OLARAK OLAYA PRATİK ÇÖZÜM DE GETİREBİLECEKTİR.
Old 04-08-2008, 11:39   #15
Av. Hatun Olguner

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
11. HUKUK DAİRESİ
E. 1996/1825
K. 1996/1919
T. 21.3.1996
• KAYYIM TAYİNİ ( Kayyımın Şahsına Yönelik İddiaların İtiraz Yoluyla Diğer Kararların İse Temyizen İncelenmesinin Gerekmesi )
• ŞİRKETE KAYYIM TAYİNİ ( Davanın Ticaret Mahkemesinde Görülmesinin Gerekmesi )
• GÖREVLİ MAHKEME ( Ticaret Şirketlerine Kayyım Atanmasına Dair Davaların Ticaret Mahkemesinde Görülmesinin Gerekmesi )
• TİCARET ŞİRKETİNE KAYYIM TAYİNİ ( Davanın Ticaret Mahkemesinde Görülmesinin Gerekmesi )
6762/m.137
ÖZET : Kayyımın şahsına yönelik iddiaların itiraz yoluyla, diğer kararların ise, temyizen incelenmesi gerekir.

Ticaret Şirketlerine kayyım atanmasına dair davaların Sulh Hukuk Mahkemeleri’nde değil, Ticaret Mahkemeleri’nde görülmesi gerekmektedir.

DAVA : Hasımsız olarak açılan davadan dolayı Küçükçekmece Sulh Hukuk Mahkemesince verilen 15.11.1994 tarih ve 1631-1437 sayılı hükmün temyizen tetkiki davacılar Voyager ve PPI Holding BV vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacılar vekilleri ( birleştirilen dava dosyalarında ayrı ayrı ); müvekkili Asil Nadir’in kurucu ortağı ve %29 payı sahibi olduğu İngiltere’de kurulu PPI Holdingin İngiltere dışındaki ortaklıklarını Hollanda ve Man Adası’nda kurulu şirketler aracılığıyla gerçekleştirdiğini, bu şekilde Türkiye’de de dava dilekçesinde yazılı ( 9 ) şirkete PPI’a ortaklığı nedeniyle ortak olduğunu, müvekkilinin başkanlığını yaptığı PPI’ın ödemelerinde acze düştüğü gerekçesiyle İngiliz Yüksek Mahkemesi’nce PPI yönetimine kayyım atandığını, bu kayyımların Türkiye’deki şirketlerin yönetimine el atmaları ve bazı suistimallerinin ortaya çıktığını ileri sürerek Türkiye’deki ( 9 ) şirkete kayyım atanmasını talep ve dava etmiştir.

Davacı şirket vekili; İngiliz kayyımların Türkiye’deki şirketler nezdinde muamele yapamayacağına dair mahkeme kararı bulunması karşısında müvekkili şirketin ortakları olan PPI ile onun alt kuruluşu olan PPI Holding BV’nin haklarının korunması için kayyım atanmasını talep ve dava etmiştir.

Mahkemece; PPI ile bu şirketlerin iştirakinde bulunduğu Voyager Ltd. PPI Holding BV, Colar Holding BV, Red Pepers Ltd. şirketlerinin doğrudan doğruya veya Türkiye’de kurulu ünvanları yazılı ( 9 ) şirkete kayyım atanmasına karar verilmiştir.

Bu karara karşı muteriz Collar Holding BV ve A. Naif Zorlu vekilinin itiraz etmesi üzerine;

İtirazı inceleyen İstanbul 4. Ticaret Mahkemesince; ticari şirketlere kayyım atanmasının Sulh Hukuk Mahkemesinin görevinde olmadığı gerekçesiyle; 15.11.1994 tarihli kayyım atanması kararının iptaline hükmedilmiştir.

Aynı muterizlerin bu kararı 16.12.1994 tarihinde temyiz etmeleri ve 22.12.1994 tarihinde temyiz talebinden feragat etmesi üzerine;

Dairemizin 24.2.1995 tarih 1995/1435-1655 K. sayılı ilamıyla; temyizden feragat nedeniyle temyiz isteminin reddine karar verilmiştir.

Bu kez Voyager Ltd. ve PPI Holding BV vekili 15.11.1994 gün ve 1631/1437 sayılı karara, 15.9.1995 tarihinde ıttıla kesbettiklerini bildirerek, 25.9.1995 tarihinde temyiz talebinde bulunmuştur.

Dairemizin 29.2.1996 tarih 1995/8250 E-1214 K. sayılı ilamının ( 3. ) bendi uyarınca Küçükçekmece Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 15.11.1994 tarih 1994/1631 E-1437 K. sayılı kararının, Dairemizin 1996/1825 E.na kaydedildikten sonra muterizler Voyager Ltd. ve PPI Holding BV vekilinin temyiz talebinin yasal sürede olduğu anlaşıldığından işin esasına geçilerek yapılan incelemeye göre;

1-Davacılardan An Graphics A.Ş.’nin açtığı davada, muteriz iki şirket hakkında da kayyım atanması talebinde bulunulmuş ve talep doğrultusunda karar verilmiş ve bu kararla aleyhlerine karar tesis edilenlerin temyiz etmekte hukuk yararları olduğu kabul edilmiştir. Bu itibarla, temyiz talepleri yerinde ve usule uygun bulunmuştur.

İşin esasına gelince; kayyım tayini kararları işin mahiyetine göre itirazı veya temyizi kabil kararlardan olup, kayyımın şahsına yönelik iddiaların itiraz yoluyla, diğer kararların ise, temyizen incelenmesi gerekir. Yargıtay’ın yerleşik içtihatları da bu doğrultudadır ( YGHK. 6.7.1994 gün ve E.1994/2-384/K.501 ). Dava konusu somut olayımızda muterizler kayyımın şahsına yönelik bir itirazda bulunmadıklarından iddialarının temyizen incelenmesi gerekmektedir. Esasen muterizler de doğru olarak temyiz talebinde bulunmuşlardır.

Yine, Dairemizin yerleşik içtihatlarına göre, Ticaret Şirketlerine kayyım atanmasına dair davaların Sulh Hukuk Mahkemeleri’nde değil, Ticaret Mahkemeleri’nde görülmesi gerekmektedir.

Yerel Sulh Hukuk Mahkemesi’nin bu ilkeyi gözeterek, muterizlerin itirazlarını ve resen de her aşamada görevsizlik kararı verebileceğini nazara alarak davayı görev noktasından görevsizlik kararı vermesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmediğinden hükmün muterizler yararına bozulması gerekmiştir.

2-Muteriz şirketlerin işin esasına yönelik sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda ( 1. ) bentte açıklanan nedenlerle muterizler vekilinin temyiz taleplerinin kabulüyle hükmün muterizler yararına BOZULMASINA, ( 2. ) bentde açıklanan nedenlerle sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek olmadığına, muteriz şirketler vekili için taktir olunan ( 6.000.000 ) lira duruşma vekillik ücretinin davacı AN Graphics A.Ş.’nden alınarak muterizlere verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edenlere iadesine, 21.3.1996 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
---------------------------------------------------------------------------------------------
T.C.

YARGITAY

11. HUKUK DAİRESİ

E. 2003/5621

K. 2003/6912

T. 26.6.2003

• ANONİM ŞİRKETİN USULSÜZ OLARAK BORÇLANDIRILDIĞI VE YÖNETİM KURULU ÜYE SAYISININ YASAL ALT SINIRIN ALTINA DÜŞTÜĞÜ GEREKÇESİYLE ŞİRKETE KAYYIM ATANMASI TALEBİ ( Görevli Mahkeme )

• GÖREVLİ MAHKEME ( Anonim Şirketin Usulsüz Olarak Borçlandırıldığı ve İflasa Sürüklendiği Gerekçesiyle Şirkete Kayyım Atanması Talebi )

• KAYYIM ATANMASI DAVASINDA GÖREVLİ MAHKEME ( Anonim Şirketin Usulsüz Olarak Borçlandırıldığı ve Yönetim Kurulu Üye Sayısının Yasal Alt Sınırın Altına Düştüğü Gerekçesiyle Açılan )

• MUTLAK TİCARİ DAVA NİTELİĞİ ( Anonim Şirketin İyi Yönetilmediği Usulsüz Olarak Borçlandırıldığı ve İflasa Sürüklendiği Gerekçesiyle Şirkete Kayyım Atanması Davasında - Görevli Mahkeme )

• TİCARİ DAVA NİTELİĞİ VE GÖREVLİ MAHKEME ( Anonim Şirketin İyi Yönetilmediği ve Usulsüz Olarak Borçlandırıldığı Gerekçesiyle Şirkete Kayyım Atanması Talebi )

• YÖNETİM KURULU MEVCUDUNUN YASAL ALT SINIRIN ALTINA DÜŞTÜĞÜ GEREKÇESİYLE ANONİM ŞİRKETE KAYYIM ATANMASI TALEBİ ( GÖrevli Mahkeme )

6762/m.4,5

4721/m.427/4


ÖZET : Anonim şirketin usulsüz olarak borçlandırıldığı, uzun süredir iş ve işlemleriyle şirketi iflasa sürüklediği ve şirket yönetim kurulu mevcudunun yasal alt sınırın altına düştüğü gibi iddialarla kayyım atanması istemiyle açılan böyle bir davada, mutlak biçimde T. Ticaret Kanunu'nun anonim şirketlere ilişkin hükümleri ışığında kayyım atanmasını gerekli kılan olguların varlığı ve mahiyetinin değerlendirilerek belirlenmesinde zorunluluk bulunduğundan, ticaret şirketlerine kayyım atanmasına ilişkin davaların da TTK'nun 4 ncü maddesinin ilk fıkrasının birinci bendinde belirtilen biçimde geniş anlamda ticari dava niteliğinde olduğunun kabulü gerekir. Bir başka anlatımla, ticaret şirketlerine kayyım atanmasına ilişkin davaların, mutlak ticari davalardan olduğunun kabulü gerekir. Bu tür davaların ise Asliye Ticaret Mahkemelerinde incelenip sonuçlandırılması gerekir. Dairemizin kökleşmiş içtihatları ve vesayet makamları kararlarının temyiz mercii olan Yüksek 2. Hukuk Dairesi'nin yerleşmiş görüşü de bu yöndedir. Konu göreve ilişkin bulunduğundan, mahkemece re'sen görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, esasa girilerek, karar verilmesi doğru görülmemiştir.
DAVA : Taraflar arasında görülen davada Beyoğlu 1. Sulh Hukuk Mahkemesi'nce verilen 18.03.2003 tarih ve 2002/838-2003/191 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak Ü... Müzik Yapım Org San Tic. A.Ş. vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 17.06.2003 günde davacı avukatı ile davalı avukatı ve davalı şirket kayyumu gelip, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraflar avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR : Davacı vekili, ikametgahı yurtdışında bulunan müvekkilinin, % 99,9 oranında paydaşı bulunduğu davalı anonim şirketin temsil ve ilzamı ile yetkilendirilen birer pay sahibi iki ortakça şirketin usulsüz borçlandırıldığını, uzun süredir genel kurul toplantısı yapılmadığını, temsilcilerin kişisel harcamalarının şirkete yüklenerek şirketin batık hale getirildiğini, genel kurulun toplantıya çağrılması girişimlerinin sonuç vermediğini ileri sürerek, olağanüstü genel kurul toplantısı yapılıncaya kadar şirkete kayyım atanmasını hasımsız açtığı davada talep etmiştir.
Kayyım atanması istenilen davalı şirket vekili, iki kez genel kurul kararı alınmasına karşın davacının engellemeleri nedeniyle yapılamadığını, usulsüz borçlanma iddiasının doğru olmadığını, davacının yönetimi uzaklaştırmak için gerçek dışı iddialar ileri sürdüğünü savunmuştur.
Mahkemece, şirketin 18.07.2000 günlü genel kurulunda üç yıllığına yönetim kurulu üyeliğine seçilenlerden ikisinin istifa ettiği, ikisinin ise yetkilerinin Beyoğlu Asliye 2. Ticaret Mahkemesi'nin 14.01.2003 tarihli kararıyla kaldırıldığı, MK'nun 427/4 ncü maddesi kayyım tayini gerektiği sonucuna varılarak, davalı şirkete en az üç kişilik yönetim kurulu oluşturuluncaya kadar Av. 'ın kayyım atanmasına karar verilmiştir.
Kararı, kayyım atanması istenilen Ü... Müzik Yapım Org San Tic. A.Ş.vekili temyiz etmiştir.
1-Dava, davacının büyük paydaşı bulunduğu Ü... Müzik Yapım Org San Tic. A.Ş. ye kayyım atanmasına ilişkin olup, sulh hukuk mahkemesinde görülüp, sonuçlandırılmıştır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 397/2 nci maddesi hükmü uyarınca vesayet makamı, sulh hukuk mahkemesidir.Aynı Kanunu'nun 427/4 maddesi ile de bir tüzel kişinin gerekli organlardan yoksun kalması ve yönetiminin başka yoldan sağlanmaması halinde vesayet makamının yönetim kayyımı atayacağı öngörülmüştür.Yasa koyucunun anılan bende ilişkin gerekçesinde, söz konusu düzenlemenin türü ve niteliği ne olursa bütün tüzel kişileri kapsadığı belirtilmiştir.
Yasanın açıklanan bu düzenlemesi karşısında, tüzel kişilik taşıyan ticaret şirketlerine yönetim kayyımı atanmasına ilişkin istemlerin de sulh hukuk mahkemesince görülüp sonuçlandırılmasının, yasa normunun lafzına uygun olduğu kuşkusuzdur.Ancak, şirketin usulsüz olarak borçlandırıldığı, uzun süredir iş ve işlemleriyle şirketi iflasa sürüklediği ve şirket yönetim kurulu mevcudunun yasal alt sınırın altına düştüğü gibi iddialarla kayyım atanması istemiyle açılan böyle bir davada, mutlak biçimde T. Ticaret Kanunu'nun anonim şirketlere ilişkin hükümleri ışığında kayyım atanmasını gerekli kılan olguların varlığı ve mahiyetinin değerlendirilerek belirlenmesinde zorunluluk bulunduğundan, ticaret şirketlerine kayyım atanmasına ilişkin davaların da TTK'nun 4 ncü maddesinin ilk fıkrasının birinci bendinde belirtilen biçimde geniş anlamda ticari dava niteliğinde olduğunun kabulü gerekir. Bir başka anlatımla, ticaret şirketlerine kayyım atanmasına ilişkin davaların, mutlak ticari davalardan olduğunun kabulü gerekir. Bu tür davaların ise Asliye Ticaret Mahkemelerinde incelenip sonuçlandırılması gerekir. Dairemizin kökleşmiş içtihatları ve vesayet makamları kararlarının temyiz mercii olan Yüksek 2. Hukuk Dairesi'nin yerleşmiş görüşü de bu yöndedir. Konu göreve ilişkin bulunduğundan, mahkemece re'sen görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, esasa girilerek, karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu yön bakımından bozulması gerekmiştir.
2-Bozma içeriğine göre, kayyım atanması istenilen şirket vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ : Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle kararın görev yönünden BOZULMASINA, 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmemesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 26.06.2003 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
---------------------------------------------------------------------------------------------
T.C.

YARGITAY

11. HUKUK DAİRESİ

E. 1980/3232

K. 1980/3895

T. 16.9.1980

• SENEDİN KARŞILIKSIZ OLDUĞU İDDİASI ( Hamilin Bile Bile Borçlu Zararına Hareket Ettiğinin İspat Edilmesi Gereği )

• HAMİLİN BİLE BİLE BORÇLU ZARARINA HAREKET ETMESİ ( Senedin Bedelsiz Olduğunu İddia Edenin Hamilin Kötüniyetini İspat Etmesi Gereği )

• SENETTEKİ VADE TARİHİNİN VADEYİ UZATACAK ŞEKİLDE DEĞİŞTİRİLMESİ ( TTK.nun

599 ncu Maddedeki Şartların Varlığını Kabul İçin Yeterli Olmaması )
6762/m.598,599


ÖZET : Bir bonoyu elinde bulunduran kimse, kendi hakkı müteselsil ve birbirine bağlı cirolardan anlaşıldığı takdirde yetkili hamil sayılır. TTK.'nun 598. Ve 599. maddeleri gereğince borçlu, hamillerden biri ile kendi arasındaki ilişkiye dayanan defileri hamile karşı ileri süremez. Ancak, hamilin bilerek borçlunun zararına hareket etmesi durumu saklıdır.
DAVA : Taraflar arasındaki davadan dolayı İstanbul As. 10. Hukuk Hakimliğince verilen 19.10.1979 tarih ve 355/547 sayılı hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davalı avukatı tarafından istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen 16.9.1980 günde davalı avukatı Yurtay Gökay gelip davacı avukatı tebligata rağmen gelmediğinden temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraf avukat dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması duruşmadan sonraya bırakılmıştır. Bu kerre dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR : Davacılar vekili, müvekkili şirketin bankadaki kredi hesabı dolayısı ile teminat olarak bankaya verdiği 136.000 liralık senedin bilahare banka ile yapılan portokolde karşılıksız kalması sonucu şirketin müdürü olan dava dışı Bülent Yamanoğluna iade edildiğini vade ve lehtar haneleri boş olarak verilen bonoyu bu kişi doldurarak ve vade tarihinde de tahrifat yaparak durumu bilen davalı Sabri'ye ciro ettiğini ve onun tarafından da icra takibine konulduğunu ileri sürerek müvekkilinin bu bono ile borçlu olmadığının tesbitini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevabında bononun bedelsiz olmadığı gibi müvekkilinin hüsnüniyetli hamil olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanılan delillere, tanık anlatımlarına ve alınan bilirkişi raporuna dayanılarak bononun karşılıksız kaldığı gibi tahrif edilmiş senedi devir alan davalının da kötüniyetli olduğu görüşü ile davanın kabulüne ve davacıların borçlu olmadıklarının tesbitine karar verilmiştir.
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.
Bir bonoyu elinde bulunduran kimse, kendi hakkı müteselsil ve birbirine bağlı cirolardan anlaşıldığı takdirde yetkili hamil sayılır. TTK. 598 Yine TTK. 599. maddesi gereğince borçlu hamillerden biri ile kendi arasında doğrudan doğruya mevcut olan ilişkilere dayanan defileri hamile karşı ileri süremez; meğer ki hamil poliçeyi iktisap ederken bile bile borçlarının zararına hareket etmiş olsun. Olayda davacılar senet lehtarı Asbes Sanayi Kool.Şti. lehine düzenlenmiş oldukları iş bu dava konusu bononun karşılıksız olduğunu ileri sürmüşlerse de bu hususu kanıtlayamadıkları gibi biran için senedin bedelsiz olduğu kabul edilse dahi bu hususun TTK.nun 599 ncu maddesi gereğince davalı hamile karşı ancak onun senedin karşılıksız olduğunu bile bile davacılar zararına heraket etmiş olduğunun isbatı suretiyle davalıya karşı ileri sürmesi mümkün olabilir. Oysa, davalının senedin karşılıksız olduğunu bile bile davacılar zararına senedi iktisap ettiği yönü hiç bir şekilde ispat edilmiş değildir. Senet üzerindeki rakkamla yazılmış vade tarihindeki bir tek rakkamın o da vadeyi uzatacak nitelikte olmak üzere değiştirilmiş olması TTK.nun 599 ncu maddedeki şartların varlığını kabul için yeterli değildir. Kaldı ki vade tarihi yazı ile de yazılmış olup onda hiçbir değişiklik yapılmış değildir. Bu durumda mahkemenin sırf bu tarihi değişikliği nedeniyle davalıyı kötü niyetli addederek yazılı olduğu şekilde karar vermesi bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenler ile hükmün temyiz eden davalı yararına BOZULMASINANA, davalının iş bölümü yönünden süresinde ve davanın devamında bir itirazı mevcut olmadığından buna ilişkin temyiz itirazlarının reddine davalı vekili duruşmaya geldiğinden 3000 lira duruşma avuakatlık ücretinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 16.9.1980 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Old 04-08-2008, 13:18   #16
Av. Hatun Olguner

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
15. HUKUK DAİRESİ
E. 1983/4187
K. 1984/442
T. 16.2.1984
• MUVAZAA İDDİASININ TANIKLA İSPATI ( Borçludan Mal Kaçırmak İçin Yapılan )
• TANIKLA İSPAT ( Borçlunun Hacizden Mal Kaçırmak İçin Yaptığı Muvazaalı İşlem )
• BORÇLUDAN MAL KAÇIRMAK İÇİN MUVAZAALI İŞLEM ( Tanıkla İspat )
• SENEDE KARŞI SENETLE İSPAT ( Muvazaalı İşlem İddiası İçin Uygulanamaması )
• İYİNİYET ( Senede Karşı Senetle İspat Kuralının Muvazaa İddiasında Uygulanamaması )
1086/m.293
818/m.18
ÖZET : Borçlu tarafından muvazaa yolu ile mal kaçırmak üzere senet düzenlenmesi ya da aynı amaçla üçüncü kişinin senet düzenlemesine dolaylı olarak katılması halinde HUMK.nun 293. maddesine dayanılarak iddianın tanık sözleri ile ispatı mümkün olduğu gibi, Medeni Kanunun 2. maddesi gereğince de tanık dinletme isteğinin kabulü gerekir. Çünkü böyle bir durumda muvazaalı işlemin hedefi olan kimsenin elinde, bu akdin gerçeğe uygun olmadığını gösteren bir senet veya yazılı delil bulunması olanak dışıdır.

DAVA : S. ile alacaklı Ö. ve borçlu H. arasında çıkan davadan dolayı Yalova İcra Tetkik Mercii Hakimliği`nce verilen 21.7.1983 gün ve 64/66 sayılı hükmü onayan dairemizin 31.10.1983 gün ve 2852-2705 sayılı ilamı aleyhinde alacaklı Ö. vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla; dosyadaki kağıtlar okundu, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkillerinin noter senediyle satın aldığı 35 ... 548 plaka numaralı minibüse, alacaklı ve davalı Ö.`nün vazettiği haczin kaldırılması isteği ile istihkak davası açmıştır.

Davalı alacaklı satışın muvazaalı olduğu, satış bedelinin borçlu davalı tarafından ödendiğini savunmuştur.

Mahkemece, resmi senede karşı tanık dinlenemeyeceği, noter satış senedinden minibüsün davacıya ait olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle dava kabul edilmiştir.

Mahkeme kararını davalı Ö. temyiz etmiş, hüküm Dairemizin 31.10.1983 gün ve 2852/2705 sayılı, ilamı ile onanmıştır.

Davalı alacaklı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur. Davalı ve alacaklı Ö. vekili 6.6.1983 tarihli cevap layihasında ve duruşma esnasında istihkak iddiasının muvazaalı işleme dayandığını, alacaklıdan mal kaçırmak amacıyla vasıtanın satış senedinin davacı adına düzenlendiğini, satış bedelinin borçlu koca tarafından ödendiğini iddia etmiş ve bu iddianın tanık sözleriyle ispat edileceğini belirtmiştir.

Davacı ile borçlu olan davalı karı koca olup her ikisinin birlikte oturdukları evin önünde vasıtanın haczedildiği, hem borçlunun hem de davacı eşinin haciz sırasında hazır bulunmalarından ve haciz tutanağından anlaşılmaktadır.

BK.nun 18. maddesinde düzenlenen muvazaalı işlemin diğer bir yolu, tarafların gerçekten bir akit yapmakla beraber bu gerçek akdi saklamak amacıyla başka bir akit yapmak istiyormuş gibi ayrıca irade bildiriminde bulunmalarıdır. Bu durumda, görünüşte yapılan akit tarafların iradesine dayanmadığı için geçerli sayılamaz. Diğer bir deyimle, irade ile beyan arasındaki uygunsuzluktan beyan sahibinin ve karşı tarafın bilgileri mevcut olup, yaptıkları işlemin gerçekliğinde ve hukuki niteliğinde üçüncü kişileri yanıltmayı amaçlamışlardır. Bir kişinin, borçları nedeniyle yakında mallarının haczolunacağını düşünerek mal varlığını kaçırmak amacıyla yakın akrabasına devir yapması ya da devir işlemini dolaylı olarak gerçekleştirmesi de, danışıklı bir işlem sayılmalıdır ( K. Tunçomağ, T. Borçlar Hukuku, Cilt 1, Sh. 291 ).

Muvazaa sebebinin ortadan kalkması veya bir zamanın geçmesi ile görünüşteki işlem geçerlilik kazanamaz. Muvazaa iddiası gerek dava gerekse savunma ( def`i ) yolu ile de ileri sürülebilir ( Yargıtay HGK., 22.6.1983 gün ve E. 1981/1-497, K. 1983/719, Yargıtay Kararları Dergisi 1984, sayı 2, sh. 189 ).

Öte yandan, borçlu tarafından muvazaa yolu ile mal kaçırmak üzere senet düzenlenmesi ya da aynı amaçla üçüncü kişinin senet düzenlemesine dolaylı olarak katılması halinde HUMK.nun 293. maddesine dayanılarak iddianın tanık sözleri ile ispatı mümkün olduğu gibi, Medeni Kanunun 2. maddesi gereğince de tanık dinletme isteğinin kabulü gerekir. Çünkü böyle bir durumda muvazaalı işlemin hedefi olan kimsenin elinde, bu akdin gerçeğe uygun olmadığını gösteren bir senet veya yazılı delil bulunması olanak dışıdır. O halde, muvazaanın gerçekleşmesinde etkili olan davalı alacaklı, 3. kişi sıfatıyla davacının tasarrufunun muvazaalı olduğunu tanık sözleriyle ispat edebilir. Buna karşılık davacının, iddianın tanıkla ispat edilemeyeceğini ileri sürmesi, objektif iyiniyet kuralı ile bağdaşamaz ( Yargıtay HGK., 3.6.1964 gün ve 422/398; K. Tunçomağ age. sh. 296 ).

Tüm bu yönler gözden kaçırılarak davalı alacaklının muvazaa iddiasına ilişkin olmak üzere tanık dinletime usteğinin reddiyle yazılı olduğu şekilde ve eksik inceleme ile davanın kabulü usul ve yasaya aykırı olduğundan, davalı Ö. vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle Dairemizin 31.10.1983 gün ve 2852/2705 sayılı kararının kaldırılmasına ve mahkeme kararının davalılardan Ö. yararına BOZULMASINA, 16.2.1984 gününde oybirliğiyle karar verildi.
----------------------------------------------------------------------------------------------
T.C.

YARGITAY

3. HUKUK DAİRESİ

E. 2003/7663

K. 2003/7760

T. 19.6.2003

• BONO HAMİLİ ( İktisap Ederken Borçlu Zararına Hareket Etmiş İse Kişisel Definin Hamile Karşı İleri Sürelebileceği - Menfi Tespit Davası )

• MENFİ TESPİT DAVASI ( Bono Hamili İktisap Ederken Borçlu Zararına Hareket Etmiş İse Kişisel Definin Hamile Karşı İleri Sürelebileceği )

• BORÇLU ZARARINA BİLE BİLE HAREKET VE KÖTÜNİYET ( Menfi Tespit Davası - Tanık Dahil Her Türlü Delille İspatlanabileceği )

• KÖTÜNİYET VE BORÇLU ZARARINA BİLE BİLE HAREKET ( Menfi Tespit Davası - Tanık Dahil Her Türlü Delille İspatlanabileceği )

6762/m. 599

2004/m. 72

1086/m. 293

ÖZET : Dava, icra takibine konulan bonolar nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti talebine ilişkindir. Bonolarda, kendisine müracaat edilen kimse kişisel defilerini hamile karşı ileri süremez. Ancak hamil bonoyu iktisap ederken borçlu zararına hareket etmiş ise kişisel defi hamile karşı ileri sürebilir. Borçlunun zararına bile bile hareket ve kötüniyetin ise yasa koyucu herhangi bir yazılı isbat şeklinden söz etmediği cihetle şahit dahil her türlü delille ispat edilebileceğinin kabulü gerekir.
DAVA : Dava dilekçesinde Mersin 5. İcra Müdürlüğünün 2001/4701 sayılı dosyasında borçlu olmadığının tespiti, 170.000.000.- TL alacağın hükme bağlanması ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
KARAR : Davacı, davalıların I. Köyü Sulama Kooperatifi Başkanı aracılığıyla 1998-1999 yıllarında sera ürünlerini satın almak üzere anlaşma yaptıklarını, seracılara bu nedenle tohum, ilaç vb. emtia bedeline karşılık 100.000.000.- TL avans dağıtıp karşılığında 200.000.000 .- TL bedelli teminat bonosu aldıklarını, ancak 2 yıl boyunca ürünleri alarak müstahsil makbuzu veren davalıların ürün bedelini ödemedikleri gibi, bedelsiz kalan bonoyu icra takibine koyduklarını, bu nedenle bu bono nedeniyle borçlu olmadığının tespiti ile kalan 170.000.000 .- TL alacağın hükme bağlanmasını talep ve dava etmiştir.
Davalı Ziya, ürünleri teslim alan ve senet lehtarı olan şirketin faaliyet göstermediğini, senedi ciro yoluyla devralarak takibe koyan diğer davalının amcasının oğlu olduğunu ve davanın reddini savunmuştur.
Davalı Tevfik vekili, ürün bedelinin teslim alan kişiden istenebileceğini, müvekkilinin davada sözü edilen bonoları ciro yolu ile devralan iyi niyetli 3'üncü şahıs olduğunu belirterek davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, senedi tahsile koyan davalı Tevfik 3. şahıs olup lehdera karşı ileri sürülebilecek şahsi defilerin buna karşı ileri sürülemeyeceği ve senet bedelinin ödendiği yazılı belge ile kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddi cihetine gidilmiş hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dosya içeriğine göre; davacı davalılar ile yapılan anlaşma uyarınca avans almak suretiyle iki yıl sera ürünlerini P İnş. Taah. Yaş Sebze Meyve Nak. Tur. Ltd. Şirketine teslim etmeyi taahhüt etmiş, alınan avans nedeniyle şirket adına 200.000.000.TL bedelli bono vermiştir. Davalı Ziya bu şirketin kurucu iki ortağından biri olup, şirket müdürü olarak da görevlidir. Diğer davalı Tevfik ise amcasının oğlu ve aynı zamanda bonoyu takibe koyan 3'üncü kişidir.
TTK.'nun 599. maddesine göre; poliçeden dolayı kendisine müracaat olunan kimse keşideci veya önceki hamillerden biriyle kendi arasında doğrudan doğruya mevcut olan münasebetlere dayanan def'ileri müracaatta bulunan hamile karşı ileri süremez; meğer ki hamil poliçeyi iktisap ederken savunmaya esas olan durumu bile bile ve borçlunun zararına hareket etmiş ise borçlu bu savunmayı alacaklıya karşı ileri sürebilir. Bu maddede öngörülen borçlunun zararına bile bile hareket ve kötüniyetin ise yasa koyucu herhangi bir yazılı isbat şeklinden söz etmediği cihetle şahit dahil her türlü delille ispat edilebileceğinin kabulü gerekir.
Açıklanan bu maddi ve hukuki olgulara, dinlenen tanık beyanlarına ve davalı Ziya hakkında dava dilekçesinde şirketin adı belirtilerek temsilci sıfatıyla dava açılmış olmasına göre; mahkemece ibraz edilen müstahsil makbuzları davalı Ziya isticvap edilmek suretiyle gösterilerek, bilirkişi vasıtasıyla davacı alacağının varlığı incelenmeksizin eksik inceleme ile hüküm kurulması ve bu yöndeki talep hakkında bir karar verilmemesi doğru görülmemiştir.
Ayrıca kabule göre ise; yakın akrabalık ilişkisi ile tanık beyanlarına göre satım ilişkisinin tarafı olması ve şirketin faaliyetinin fiilen sona ermesi nazara alındığında senedi devralan davalı Tevfik'in iyi niyetli 3. kişi kabul edilmesi de doğru değildir.
SONUÇ : Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 19.6.2003 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Old 04-08-2008, 13:58   #17
Av.Mehmet Saim Dikici

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
11. HUKUK DAİRESİ
E. 1979/93
K. 1979/187
T. 22.1.1979
• SENETTE KARŞILIĞININ MALEN ALINDIĞININ YAZILI OLMASI ( İspat )
• TİCARİ DEFTERLER ( Sahibi Lehine ve Aleyhine Delil Olması )
• KANUNA UYGUN TUTULMAYAN TİCARİ DEFTERLER ( Sahibi Lehine Delil Olamaması )
6762/m.1465,84,85
ÖZET : TTK.'nun, 84 ve 1465 maddeleri gereğince, yasaya uygun olsun ya da olmasın, ticari defterler daima sahibi aleyhine yazılı delil olabilirler. Ancak, lehte delil sayılmaları, her halde yasaya uygun surette tutulmuş olmalarına bağlıdır. Bu husus, aynı kanunun 85. Maddesinin açık hükmü gereğidir.

DAVA : Mitaş Koll. Şirketi adına Gündüz Tüfekçi ile Sigma Tek Ltd. şirketi arasında çıkan davadan dolayı Ankara As.1.Ticaret Mahkemesince verilen 29.5.1978 gün ve 163/159 sayılı hükmü bozan dairenin 31.10.1978 gün ve 4210/4848 sayılı ilamı aleyhinde davacı avukatı tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunmuş ve karar düzeltem dilakçesinin süresi içinde verildiği anlışmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü :

KARAR : Davacı vekili müvekkili şirket ile davalı şirketin aynı konularda ticari çalışma yaptıklarını davalı şirketin ısrarı üzerinei müvekkili şirketin hiç bir mal almadığı halde 60.000 liralık hatır bonosu verdiğini davalı tarafın ise bu bonoya dayalı takibe giriştiğini belirterek söz konusu senedin iptalini istemiştir.

Davalı vekili savunmasında sözü edilen senedin alınan mal karşılığı verildiğini hatır bonosu olmadığını ileri sürmüştür.

Mahkemece iddia savunma bilirkişi raporu ve belgelere göre fatura ile ilgili malın davacıya teslimine ilişkin bir belgenin mevcut olmadığı faturanın tebliğ edilmediği ve davalı defterinde kapanış tasdiki bulunmadığı davacı defterlerinin usulünce düzenlendiği gerekçeleriyle karşılıksız olan senedin iptaline karar verilmiştir. 81 Davalı vekilinin temyizi üzerine hüküm dairenin 31.10.1978 günlü ve 4210/4848 sayılı kararı ile bozulmuştur.

Davacı vekili tarafından karar düzeltme isteğinde bulunulmuştur.

Gerçekten Dairemizin bozma kararında sözü edilen 12.4.1933 gün ve 30/6 sayılı Yargıtay içtihadı Birleştirme kararı gereğince borç ikrarını içeren beyyine aleyhine delil ikamesi caiz olup ikrarda borcun dayandığı neden açıkca belirtilmiş ise borçlu bu sebebin gerçekleşmediğini ispat edebilir. Kuşkusuz ispat yükümlüğünün ve şeklinin usul hukuku çerçevesinde çözümlenmesi gerekir. Davalı şirketin takip konusu yaptığı senette karşılığının malen alındığı yazılı olduğuna göre davacı bunun aksinin yazılı bir delil ile kanıtlamak hakkına sahiptir. Çünkü senet yazılı bir delil olmasına karşın her yazılı delilin senet sayılması olanaksızdır. Önemli olan yazılı delilin borç ikrarını içermiş olmasıdır.

Davalı senet karşılığını davacıya mal olarak satıldığına ileri sürmüştür. Şirket olarak tarafların tacir olmaları ve öne sürülen hukuksal işlemin niteliği bakımından tutmakla yükümlü oldukları defterlerin kendileri aleyhine ikrar teşkil edeceği ve yazılı delil düzeyinde bulunacağı tabiidir. Başka bir deyimle tacirler arasındaki işlemlerde bir tarafın bir birini teyit eden defterlerinin sahibinin ileri sürdüğü iddiayı doğrulaması yani tekzip etmemesi icap eder. Öte yandan TTK.nun 84 ncü ve 1465 nci maddeleri gereğince yasaya uygun olsun veya olmasın ticari defter daima sahibi aleyhine yazılı delil olduğu halde lehte delil sayılmaları için her halde yasaya uygun surette tutulmuş olmaları 85 nci maddenin açık hükmü gereğidir.

Olayda senet karşılığının mal verdiğini iddia eden davalı şirket anılan TTK.nun 1465 nci maddeye uygun olarak gerekli defterleri tutmamış ve duruşmanın son oturumunda mahkemece incelenen defterin ise kapanış tasdikinden yoksun bulunmuş olması itibarile lehine yazılı delil olarak kabul edilmesi olanaksızdır. İbraz edilen faturanın da akide edildiği ispat edilmemiş ve malların tesbitine ait herhangi bir tesellüm belgesi verilmemiştir. O halde davalı açısından mal verildiği ve bunun teslim olunduğu subuta ermemiştir.

Konu davacı bakımından incelendiğinde bozma kararında belirtildiğinin aksine onun defterlerinde senet karşılığı olan mal hakkında bir kayıt bulunamaması onun iddiasını doğrular nitelikte olduğu gibi esasen almadığını ileri sürdüğü bir malı defterlerine yazması da beklenemez. Davacının defterleri yasaya uygun şekilde düzenlenmiş olduğundan, TTK.nun 85 nci maddesi gereğince kendi lehine yazılı delil durumunda olacaktır. Çünkü davalıya ait defterin yasaya aykırı tutulmuş olması nedenile anılan maddenin ikinci fıkrasının yani davacı defterinin lehine delil olmak niteliğini ortadan kaldıran durumların artık uygulama olanağı yoktur. Bu itibarla davacının karar düzeltme isteğinin kabulü gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle Dairemizin 31.10.1978 gün ve 4210/4848 sayılı bozma kararı kaldırılarak sonucu itibarla doğrulolan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 1327 lira temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına 22.1.1979 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
Old 04-08-2008, 14:01   #18
Av.Mehmet Saim Dikici

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
11. HUKUK DAİRESİ
E. 1998/9419
K. 1999/1388
T. 22.2.1999
• İRSALİYEDEKİ TESLİM ALAN İMZASININ DAVALI ELEMANINA AİDİYETİNİN İNCELENMESİ ( Davacının Ticari Defterlerinin Usulüne Uygun Olmaması Halinde Delil Niteliğinin Bulunmaması )
• İSTİCVAP DAVETİYESİ GÖSTERİLMESİ GEREĞİ ( Ticari Defterleri Usulüne Uygun Tutulmamış Davacının Dosyaya İbraz Ettiği İrsaliyelerdeki İmzaların Davalı Tarafa Aidiyetinin Araştırılması )
• İMZANIN AİDİYETİNİN ARAŞTIRILMASI GEREĞİ ( Davacının Alacağı İspat İçin Sunduğu İrsaliyelerdeki Davalı Elamanın Ait Olduğu İddia Edilen )
• TİCARİ DEFTERLERİN LEHE DELİL NİTELİĞİ ( Defterlerin Usulüne Uygun Tutulmuş Olması Mecburiyeti )
6762/m.85
1086/m.179, 230, 231, 344
ÖZET : İrsaliyedeki imzanın davalı elemanına aidiyeti konusundaki delillerin, ancak davalı kayıtlarında bulunabileceği gözetilmeden, mahkemece; irsaliyedeki imzanın davalı elemanına aidiyeti konusunda davayı takip etmeyen davalı tarafa isticvap davetiye çıkarılması ve inkarı halinde davacı tarafa ispat olanağı tanınması gerekirken, dayanılan irsaliyedeki teslim alan imzasının davalı elemanına aidiyeti konusunda davacının delil göstermediği gerekçesiyle davanın reddedilmesi hatalıdır.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın Şişli 1.Sulh Hukuk Mahkemesince görülerek verilen 18.6.1998 tarih ve 567-594 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dava dosyası için Tetkik Hakimi Ali Orhan tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, davalının müvekkilden satın aldığı parke taşı bedelini ödemediğini, aleyhine girişilen icra takibine de itiraz ederek durdurduğunu ileri sürerek itirazın iptali ile %40 inkar tazminatına karar verilmesini istemiştir.

Davalı, davaya yanıt vermemiştir.

Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, davacının ticari defterlerinin yıl sonu kapanış onayının bulunmaması nedeniyle lehine delil olamayacağı, tek taraflı ve soyut olarak düzenlenen faturanın defter kayıtlarıyla doğrulanmadığı, sevk irsaliyesindeki imzanın davalı çalışanına ait olduğuna ilişkin yazılı kanıt gösterilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.

1-Dava, satış bedelinin ödenmediği iddiasıyla açılmış itirazın iptali davasıdır. Mahkemece, davacı defterlerinin usulüne uygun tutulmadığı gerekçesiyle dava reddedilmiştir.

Davacı tarafından satım sözleşmesi uyarınca malların davalıya teslim edildiği ve faturalarının düzenlendiği ileri sürülerek fatura ve irsaliyeler dosyaya ibraz edilmiştir. Her ne kadar davacının defterleri usulüne uygun değil ise de, defter delili dışında, dayanılan irsaliyedeki teslim alan imzasının davalı elamanına aidiyeti konusunda davacının delil göstermediği de davanın reddine gerekçe olarak gösterilmiştir. İrsaliyedeki imzanın davalı elamana aidiyeti konusundaki delil ancak davalı kayıtlarında bulunabilir. O halde mahkemece, irsaliyedeki imzanın davalı elemanına aidiyeti konusunda davayı takip etmeyen davalı tarafa isticvap davetiye çıkarılması ve inkarı halinde davacı tarafa ispat olanağı tanınması gerekir iken, yazılı şekilde eksik incelemeye dayanılarak hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

2-Öte yandan, yukarıda 1 nolu bentte açıklanan inceleme sonunda da bir sonuca varılmaması durumunda, davacının delil listesinde belirttiği delillerin dışında sair yasal delillere de dayandığı ve yasal deliller arasında yemin delilinin de bulunduğu gözetilerek, davalıya yemin teklif etme hakkı da hatırlatılarak sonucuna göre karar vermek gerekir iken bu hususunda gözönünde bulundurulmaksızın hüküm kurulması doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle dahi davacı yararına bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda 1 ve 2 nolu bentlerde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 22.2.1999 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Old 04-08-2008, 14:03   #19
Av.Mehmet Saim Dikici

 
Varsayılan

Not: TTK da düzenlenen hususlar ticari iş sayılır. Her ticari iş ile ilgili davalar ise Ticari dava sayılır. (TTK.3 ve 5 ) Çek, Ticaret kanununda düzenlendiğinden ticari iş kapsamındadır ve dava da ticari davadır. Şirketler de keza TTK da düzenlendiğinden ticari iş ve ticari dava kapsamındadır, bu anlamda sorun yoktur.


T.C.
YARGITAY
13. HUKUK DAİRESİ
E. 2002/13333
K. 2003/1875
T. 25.2.2003
• ALACAK DAVASI ( Davacının Ürettiği Mantarları Davalıya Sattığı Fakat Satış Bedelini Alamadığından Bahisle Açmış Olduğu Alacak Davası Olması )
• TİCARİ DEFTER ( Ticari Defterin Delil Mahiyetinin Yanlız Tacirler Arasında Hüküm İfade Etmesi )
• TACİR ( Davacının Tacir Olmadığının Tespit Edilmiş Olması )
• MANTARLARIN ŞİRKET NAM VE HESABINA ALINDIĞININ KABUL EDİLMESİ ( Hayatın Olağan Akışı ve Toplanan Delillerden Bu Sonuca Varılabilir Olmasının Gözetilmesi )
• DAVA KONUSU KAYITLARIN UYUMLU OLMASI ( Davalı Şirketin İsim ve Adresinin Bulunduğu Belgedeki Kayıtlar ile Müstahsil Mal Alım Kartındaki Kayıtların Uyumlu Olduklarının Tespit Edilmesi )
6762/m.82
ÖZET : Ticari defterler TTK. 82 maddesi gereğince ancak tacirler arasındaki uyuşmazlıklarda delil niteliğini taşır.Davacının tacir olduğu iddia ve kanıtlanmış değildir. Bu nedenle davalı defterlerindeki kayıtlar davacı aleyhine delil olmaz.

Davada dayanılan ve üzerinde davalı şirketin isim ve adresinin bulunduğu belgedeki kayıtlar, müstahsil mal alım kartındaki kayıtlarla uyum içerisinde olduğundan davaya konu mantarların davalı şirket nam ve hesabına alındığının kabulünü zorunlu kılar. Kaldı ki, alınan mantarların miktarı da göz önünde bulundurulduğunda bu miktar malın Şoför tarafından kendi adına alınması, hayatın olağan akışına ters düşer toplanan bu deliller karşısında mahkemece alınan mantar bedeli olan 1.906.140.000 TL.nın tahsiline hükmedilmesi gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı, ürettiği mantarları davalıya sattığını, davalının satış bedelini ödemediğini ileri sürerek 1.906.440.000 Tl. mantar bedelinin tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı, davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, davacının iddiasını ispat açısından davalının defter ve kayıtlarına dayandığı incelenen defter ve kayıtlarda davalıya mal teslimin gözükmediği, davalı şirkette şoför olarak çalışan ve mantarları teslim alan şahısların şirketin yetkisiz temsilcisi durumunda oldukları, davalının bu şoförlere mantar alımı konusunda yetki vermediği, bu nedenle şoförleri tarafından imzalanan kartın, altında imzası bulunmayan davalıyı bağlamayacağı, dayanılan bilgisayar kaydı altında da davalının imzası olmadığı gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Her ne kadar mahkeme kararının da diğer gerekçelerin yanında davalıya ait defter ve kayıtların incelenmesinden davacının davaya konu malları teslim ettiği hususunun ispatlanamadığı gerekçe gösterilmiş ise de, ticari defterler TTK. 82 maddesi gereğince ancak tacirler arasındaki uyuşmazlıklarda delil niteliğini taşır. Davacının tacir olduğu iddia ve kanıtlanmış değildir. Bu nedenle davalı defterlerindeki kayıtlar davacı aleyhine delil olmaz. Öte yandan mahkemenin de kabulünde olduğu gibi davada dayanılan müstahsil mal alım kartında imzası bulunan kişiler, davalı çalışanı olup, bu kartı imzalayanlardan tanık olarak dinlenen İrfan Soylak ve adem Sort davaya konu mantarları davacıdan davalı şirket adına aldıklarını ve malı davalıya teslim ettiklerini beyan etmişlerdir. Davalının satış müdürü olan diğer tanık ali Metin Dokutan ise mantarları şoförleri aracılığı ile toplattıklarını, davada dayanılan müstahsil mal alım kartının davalı şirkete ait olduğunu ve bu kartlarında mal alımı sırasında şoförlerce alınan mantar miktarı yazıldıktan sonra karşısına imza atıldığını, beyan etmiştir. Davalı vekili, bu tanıkların dinlendiği 30.4.2002 günlü oturumda, tanıklar dinlendikten sonra şoförlerin mantarları kendi adlarına aldıklarını ve yetkisiz temsilci olduklarını, bu nedenle de kendilerinin borçtan sorumlu bulunmadıklarını beyan etmiş, anılan belgeyi imzalayan şahısların şirket çalışanı olmadıkları yönünde bir itirazı olmamıştır. Diğer taraftan davada dayanılan ve üzerinde davalı şirketin isim ve adresinin bulunduğu belgedeki kayıtlar, müstahsil mal alım kartındaki kayıtlarla uyum içerisinde olduğundan davaya konu mantarların davalı şirket nam ve hesabına alındığının kabulünü zorunlu kılar. Kaldı ki, alınan mantarların miktarı da göz önünde bulundurulduğunda bu miktar malın Şoför tarafından kendi adına alınması, hayatın olağan akışına ters düşer toplanan bu deliller karşısında mahkemece alınan mantar bedeli olan 1.906.140.000 TL.nın tahsiline hükmedilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 25.2.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

yarx
Old 04-08-2008, 14:08   #20
Av.Mehmet Saim Dikici

 
Varsayılan

Sayın Burakcak,

Ben şunu ısrarla vurgulamak istiyorum. Şirketler, kanunda zikredilen ticari defterleri tutmak zorundadır. Çünkü şirketlerin hem vergi mükellefi olmaları hem de ortaklarının olması nedeniyle, aldıklarının, sattıklarının kayda geçirilmesi şarttır. Bu nedenle kanun uyarınca tacir, mal satınca sattığı malın türü, fiyatı ve adedini faturaya geçirmek ve bunu deftere işlemek, keza mal aldığında da aynı şekilde malın bütün detaylarını faturaya bağlı olarak defterlerine işletmek ve kayda almak, malı stoğa geçirmek zorundadır. Şirket kafasına göre karşılığı olmadan çek keşide edemez. Bir çek keşide etmişse, muhakkak ya mal almıştır veyahut hizmet satın almıştır. Aksi düşünülemez. Aksi durum hem kanuna hem hayatın olağan akışına ters olur.

Bu nedenle müvekkiliniz şirket bir çek vermişse muhakkak karşılığında bir şeyler almış olmalıdır. Bu yasanın emridir! Alınan şey de yine yasa uyarınca defterlere işlenmeli, mal envantere kaydedilmeli ve stoğa girmelidir. Bu anlamda şirket defterlerinde mal girişinin olması ispat için önemlidir. Şirket kayıtlarında mal girişi yoksa, verilen çek karşılıksızdır!

Ticari defterlerin delil niteliği TTK da vurgulanmıştır. Ticari defterlerin noter açılış ve kapanışları düzgün ise muhakkak delil niteliği olacaktır.

Sizin bu davayı açmanız halinde mahkeme bilirkişi incelemesi yaptıracak ve defterlerinizin usulüne uygun tutulmuş olması ve mal girişinin olmaması halinde çekin bedelsizliği ispatlanmış olacaktır.

Diğer görüşlere saygımız vardır. Ancak benim fikrim budur. Doğrusu da kanaatimce budur!







T.C.
YARGITAY
19. HUKUK DAİRESİ
E. 2004/9250
K. 2005/3392
T. 31.3.2005
• TİCARİ SATIŞ NEDENİYLE ALACAĞIN TAHSİLİ ( Davalıya Teslim Edildiği İddia Edilen Mallara İlişkin İrsaliyede İmza Bulmaması - Mal Teslimi ve Ödemeler Hususunda Taraf Defter ve Kayıtları Üzerinde İnceleme Yapılarak Sonucuna Göre Karar Verilmesi Gereği )
• DEFTER VE KAYITLAR ( Ticari Satış - Mal Teslimi ve Ödemelerin Taraf Defter ve Kayıtlarından Araştırılması )
• MAL TESLİMİ ( İrsaliyede Davalı veya Teslime Yetkili Kişinin İmzasının Bulunmaması - Ticari Defter ve Kayıtlar )
6762/m. 66
ÖZET : Uyuşmazlık ticari satış nedeniyle davacı alacağının tahsili için girişilen takibe itirazın iptaline ilişkindir.Mahkemece mal teslimi ve ödemeler hususunda taraf delilleri toplanıp, taraf defter ve kayıtları üzerinde ayrıntılı bilirkişi incelemesi yaptırılarak, takip tarihi itibariyle davacı alacağı saptanıp tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, davalının müvekkilinden fatura ve irsaliye karşılığı mal alıp bedelini ödemediğini aleyhindeki icra takibine de haksız olarak itiraz ettiğini belirterek, itirazın iptali ile takibin devamına, ve %40 tazminata hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı kendisine ait olan dava dışı inşaat şirketinin, davacıdan inşaat malzemesi satın alıp bedelini çek ve banka havalesi ile ödediğini, dava konusu faturaların gerçeği yansıtmadığını ve kendisine tebliğ edilmediğini bildirerek davanın reddi ile %40 tazminata hükmedilmesi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davacının davalıya teslim ettiğini iddia ettiği mallara ilişkin irsaliyelerde, davalı veya onun adına mal teslim almaya yetkili başka bir şahsa ait imza bulunmadığı, bu nedenle davacının davasını ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.

Uyuşmazlık ticari satış nedeniyle davacı alacağının tahsili için girişilen takibe itirazın iptaline ilişkindir.

Mahkemece mal teslimi ve ödemeler hususunda taraf delilleri toplanıp, taraf defter ve kayıtları üzerinde ayrıntılı bilirkişi incelemesi yaptırılarak, takip tarihi itibariyle davacı alacağı saptanıp tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme sonucu yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 31.03.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.

yar
Old 04-08-2008, 16:32   #21
Av. Hatun Olguner

 
Varsayılan

Konuya Saim Bey"in baktığı yön de muhakkak önemlidir.Ve,soru konusu olayın çözümünde de muvazaayı/kötüniyetle senet ihdasını kanıtlayacak delillerden en önemlisidir. Ancak bildiğimiz gibi senetler illetten mücerrettir ve senette malen kaydı yok ise,dünkü mesajlarımda da değindiğim gibi,bu mal alışverişinin,ticari kayıtların olayın hallinde etkin delil olma vasfı olmayacaktır.
Eğer senette malen kaydı var ise ( borç senedi çek ise bu kez öyle bir kayıt ta bulunmayacağından tartışılması,delillendirilmesi sözkonusu edilemeyecektir.)senetteki malen kaydının delaleti ile ve üstelik bu senet ciro edilmemiş veya şahsi defi ileri sürülebilecek koşullar var ise davada iddia ve araştırma konusu yapılabilecektir.

Oysa ki,senedin alacaklı lehtar ile borçlu şirket temsilcisi arasında muvazaa ve kötüniyetle, diğer ortaklara zarar verme kastı ile (haksız fiil mahiyetinde) düzenlendiğinin ve/veya aynı kötüniyetle ciro ile iktisab edildiğinin iddia edilmesi tanık dahil,Saim Bey"in dile getirdiği mal alım satımının mevcut olmaması dahil her tür delille ve daha geniş vasıtalarla ispatı mümkün olan bir iddia olacaktır.

Tüm bu yönleri tartışan güzel bir HGK okudum az önce :

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
E. 2003/19-290
K. 2003/286
T. 9.4.2003
• TESPİT DAVASI ( Menfi Tespit Davası İle Borçlu Olmadığının Tespit Esilmesi )
• MENFİ TESPİT DAVASI ( Davacının Alımından Vazgeçtiği Mal İçin Düzenlendiğini İddia Ettiği Senedin İcra Takibine Konulduğundan Bahisle Borçlu Olmadığının Tespitini Talep Etmesi )
• TARAFLAR ARASINDAKİ TİCARİ İLİŞKİNİN NİTELİĞİ ( Somut Olaya ilişkin Senedin Teminat Amacıyla Değil de Avans Amacıyla Verildiğinin Taraflar Arasındaki İlişkiden Ortaya Çıkması )
• İSPAT ( Kanıt Yükünün Senet Metnini Ta'lil Eden Davalı Tarafa Yükletilmesinin Mahkemece Gözetilmesinin Gerekmesi )
• BONO ( Ödeme Vaadi Niteliğinde Bir Kambiyo Senedi Olması )
• BONONUN ŞEKİL ŞARTLARI ( Vade ve Ödeme Yerinin Bonoda Belirtilmesinin Esaslı Şekil Şartı Oluşturmaması )
• İLLETE BAĞLI SENET ( Bononun İllete Bağlı Senetler İçerisinde Kabul Edilmemesi )
• VADE VE ÖDEME YERİ ( Vade ve Ödeme Yerinin Bonoda Belirtilmesinin Esaslı Şekil Şartı Oluşturmaması )
6762/m.688,691
1086/m.290
ÖZET : Dava konusu bono teminat olarak değil, alıcının ( davacı-borçlunun ) teslim aldığı mallarının bedeline mahsuben alındığı, anlaşılmaktadır. Davacı borçlu söz konusu bonoyu bir ticari ilişki sırasında, mal bedeli fatura edilip ödendiğinde geri verilmek üzere, teminat amacıyla verildiğini bildirmiş, alacaklı ise borç karşılığı verildiğini savunmuştur. Açıkça görüleceği üzere davacı borçlunun beyanı, senedin ihdas nedenine daha uygun bir beyan olup, her ne kadar dava dilekçesinde teminat olarak verildiğini belirtmiş ise de, taraflar arasındaki ticari ilişkinin niteliği göz önüne alındığında, sözü edilen senedin avans amacıyla verildiği belirgindir. Öyle ise, burada iki taraflı ta'lil söz konusu değildir."Malen"kaydı bulunan senedin ihdas nedenini, borç karşılığı verildiğini savunan davalı ta'lil etmiştir. Hal böyle olunca; mahkemece kanıt yükünün senet metnini ta'lil eden davalı tarafta olduğu gözetilerek, davalının savını kanıtlayabilmesi için olanak verilip, tüm deliller birlikte değerlendirilip sonucuna göre karar verilmesi gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki "menfi tesbit" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara Asliye 9. Ticaret Mahkemesince davanın reddine dair verilen 03.05.2001 gün ve 2000/101 E- 2001/470 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 16.05.2002 gün ve 2001/6344-2002/3718 sayılı ilamı ile; ( ...Davacı vekili, davalı tarafa sipariş edip daha sonra alımından vazgeçtiği mal için düzenlendiğini iddia ettiği senedin icra takibine konulduğunu ve karşılığı bulunmadığını ileri sürerek, söz konusu senetle borçlu olmadığının tesbitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davaya karşı cevabında, davacının, müvekkiline olan borcu nedeni ile dava konusu senedi keşide ettiğini, ancak el alışkanlığı nedeni ile senedin "Malen" kayıtlı olarak düzenlendiğini savunarak, senedin ihdas nedenini talil etmiştir. Bu durumda mahkemece, kanıt yükünün senet metnini talil eden davalı tarafta olduğu gözetilerek, davalıya ileri sürdüğü hususu ispat imkanı tanınıp tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, kanıt yükünün tayininde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, karşılıksız kalan kambiyo senedinden dolayı borçlu olmadığının saptanması isteminden ibarettir.

Davacı, davalının ortağı olduğu Y... İnş. Ltd. Şti ile inşaat malzemesi alımı konusunda eskiye dayalı mal alışverişlerinin olduğunu, icraya konulan senedin de yine böyle bir mal alışverişi sırasında, alınan malzeme tutarı hesap edilerek fatura edilip, bedeli ödendiği takdirde geri verilmek üzere teminat amacıyla verildiğini ancak, bu görüşmeden sonra aynı gün yapılan bir siparişten cayıldığını, buna karşılık, davalının senedi kendisine iade etmeyip, yırtıp atıyorum diyerek bir kağıt parçasını yırtığını, aradan üç yıl geçince de kötü niyetli olarak icraya koyduğunu savlayarak, sözü edilen alacağın var olmadığının saptanmasını ve takibin iptalini istemiştir.

Davalı ise, sözü edilen senedin bir borç ilişkisine dayalı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece; davacının dava konusu senedin teminat amacıyla düzenlendiğini, davalının ise nakden verildiğini savunmakla, her iki yanın da senetteki "malen" ibaresini ta'lil ettiği, bu durumda ispat yükünün yer değiştirmeyeceği, davacının davasını ispat etmesi gerektiği, davacının bir yazılı delilinin olmadığını ve yemin deliline de dayanmayacağını beyan ettiği ve böylece davasını kanıtlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine ilişkin olarak verdiği hüküm, Özel Dairece yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmuştur.

Hemen belirtelim ki, bono, ödeme vaadi niteliğinde bir kambiyo senedidir. Bu nedenle bonoyu düzenleyen, asıl borçlu durumundadır. ( TTK m 691/1 )

Bonoda şekil şartları TTK m 688'de sayılmıştır. Bunlar; "Bono"yada "Emre Muharrer Senet" ibaresi, kayıtsız şartsız bir bedel ödeme vaadi, vade, ödeme yeri, lehtar, keşide yeri ve tarihi, keşidecinin imzasıdır. Bunlardan vade ve ödeme yeri esaslı şekil şartlarından değildir.

Bu zorunlu şekil şartlarının yanında seçimlik şartlarda vardır. Zorunlu şartlardan biri eksik olduğu takdirde, senedin bono niteliği kaybolur. Buna karşılık bonoya isteğe bağlı olarak, faiz bedelinin nakden yada malen alındığı veya yetkili mahkeme kayıtları da konabilir. ( Prof Dr. Reha Poroy Kıymetli Evrak Hukuku Esasları 11. Bası İstanbul 1989 s. 237 vd. )

Yerleşik Yargıtay İnançlarında kabul edildiği gibi, bonolara özgü seçimlik unsurlardan biri de, temel borç ilişkisinden kaynaklanan borcun dayandığı nedenin gösterilmesine yönelik "bedel kaydı"dır. Temel borç ilişkisinin bir sözcükle senede yansıtılması, senedin bono niteliğini etkilemez. Bu tür kayıtlar, bonoyu düzenleyenin, "lehdardan karşı edimi aldığını" belirtmeğe yarar. Kambiyo hukuku yönünden önemi yoktur.

Bedel kayıtları daha çok bonoyu düzenleyenle, lehdar arasındaki iç ilişki yönünden ve ispat konusunda ( HUMK. md. 290 ) önem kazanır ve kişisel defi nedenlerinin varlığının kanıtlanmasını kolaylaştırır. Sözü edilen kayıtlar özellikle ispat hukuku açısından ilgilileri bağlayıcı niteliktedir. Bedel kaydı içeren bononun lehdarı, artık senedin "kayıtsız ve koşulsuz bir borç ikrarı olduğu" yolundaki soyutluk kuralına dayanamayacaktır. ( Y. 11. H.D. 7/10/1982 gün ve 1982/4034-3688 sayılı ilamı ).

Borç ikrarını içeren bir belge aleyhine kanıt sunulabilir. Ancak; ikrar borcun nedenini içeriyorsa, sadece bu nedenin gerçekleşmediğinin kanıtlanması gerekir ( Y.İBK. 12/4/1933 gün ve 1933/30-6 sayılı ilamı ).

Bono, bağımsız borç ikrarını içeren bir senettir. Bu nedenle bir illete bağlı olması gerekmez ve kural olarak ispat yükü senedin bedelsiz olduğunu savlayan tarafa aittir. Ancak, bir defa bir mal alışverişine dayandığı "malen" kaydıyla yada bir alacak borç ilişkisine dayandığı "nakten" kaydı ile senede yazılmışsa, artık buna uyulmak gerekir. Bu kayıtların aksinin savunulması senedin ta'lili ( nedene, illete bağlanması )anlamına gelir ki, böyle bir durumda kanıt yükümlülüğü yer değiştirir. Senedi talil eden, savını kanıtlamak yükümlülüğü altına girer. ( Y. 11. H.D. 4/5/1984 gün 1984/2517-2601 sayılı ilamı ).

Senette borcun nedeni "mal" yada "nakit" olarak belirtilmişse, davacının yazılı borç sebebine dayanmaya hakkı olacağından, ispat yükü bunun aksini ileri süren tarafa ait olacaktır. Eğer yanlardan biri senet metninde yazılı kaydın doğru olmadığını söylüyorsa, lehine olan senet karinesi çürümüş sayılacak, bunun sonucu olarak da, iddiası paralelinde ispat yükünüde üstlenecektir. Buna senedin ta'lili denmektedir. Bu anlamda ta'lil senet metninde açıklanan düzenleme ( ihdas ) nedenine aykırı beyanda bulunma anlamına gelir.

"Malen" ibaresi bulunan bir bonoda malın teslim alındığı, borçlu tarafından ikrar edilmiştir. Alacaklının teslim ettiğini kanıtlamak yükümlülüğü yoktur. Yazılı ikrarın aksini diğer bir deyişle, malın teslim edilmediğini borçlu kanıtlamak yükümlülüğündedir. ( Yargıtay Ticaret Dairesinin 10.4.1967 gün 558-1967 sayılı ilamı ve 23.11.1970 gün ve 2787-4659 sayılı ilamı, 11. H.D.nin 22/3/1983 gün ve 1983/772-1384 sayılı ilamı ).

Borçlu bonodaki "bedeli malen almıştır" kaydına rağmen bononun iptalini ister ve alacaklı bedelin mal olarak verilmediğini kabul, fakat nakden verildiğini iddia edecek olursa ispat külfeti hangi tarafa ait olacaktır.? Eş söyleyişle alacaklımı borçluya nakit verdiğini, yoksa borçlu mu alacaklıdan nakit almadığını kanıtlayacaktır. Bu ispat hangi koşullarda olacaktır.?

Mal kaydı bulunan bonoda borçlu alacaklıdan mal almadığını iddia, alacaklıda borçluya mal vermediğini kabul ederse borçlunun iddiası sabit olmuştur.

Alacaklının başka bir iddiası varsa, diğer bir deyişle alacağının bir alacak borç ilişkisine dayandığını iddia ediyorsa bunu ispatlamak yükümlülüğündedir. ( Dr. Fadıl Cerrahoğlu Hukuki Bahisler Bononun Temel İlişki Açısından Delil Niteliği ve Bonoda Bedel Kaydı makalesi, İstanbul Ticaret Odası Gazetesi 7 Nisan 1972 s. 8 ) Yargıtay'ın yerleşik görüşü de bu yöndedir ( 19. H.D. 14.4.1992 gün ve 1992/8081-4430 sayılı ilamı, Y. 11. H.D.nin 21.12.1983 gün ve 1983/5668-5790 sayılı ilamı. 11 HD. 16.6.1983 gün ve 1983/3004-3130 sayılı ilamı ).

Somut olayda dosya kapsamından anlaşıldığına göre; taraflar arasında süregelen ticari ilişkide davalı satıcı hiçbir bedel almadan davacı alıcıya mal göndermekte, alıcı, fatura düzenlenip para ödeninceye kadar geçen süre içinde geçerli olmak üzere, teslim aldığı malların bedeline mahsuben avans olmak üzere, satıcıya ( davalı-alacaklıya ) bir bono düzenleyip vermekte, fatura düzenlenip satış bedeli ödendiğinde, satıcıda bulunan bono alıcıya iade edilmektedir. O halde, dava konusu bono teminat olarak değil, alıcının ( davacı-borçlunun ) teslim aldığı mallarının bedeline mahsuben alındığı, anlaşılmaktadır. Davacı borçlu söz konusu bonoyu bir ticari ilişki sırasında, mal bedeli fatura edilip ödendiğinde geri verilmek üzere, teminat amacıyla verildiğini bildirmiş, alacaklı ise borç karşılığı verildiğini savunmuştur. Açıkça görüleceği üzere davacı borçlunun beyanı, senedin ihdas nedenine daha uygun bir beyan olup, her ne kadar dava dilekçesinde teminat olarak verildiğini belirtmiş ise de, taraflar arasındaki ticari ilişkinin niteliği göz önüne alındığında, sözü edilen senedin avans amacıyla verildiği belirgindir. Öyle ise, burada iki taraflı ta'lil söz konusu değildir."Malen"kaydı bulunan senedin ihdas nedenini, borç karşılığı verildiğini savunan davalı ta'lil etmiştir. Hal böyle olunca; mahkemece kanıt yükünün senet metnini ta'lil eden davalı tarafta olduğu gözetilerek, davalının savını kanıtlayabilmesi için olanak verilip, tüm deliller birlikte değerlendirilip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, kanıt yükünün tayininde yanılgıya düşülerek direnme kararı verilmesi hatalı olup bozulması gerekir.

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 09.04.2003 gününde, oybirliği ile karar verildi.
Old 04-08-2008, 19:42   #22
burakcak

 
Varsayılan

arkadaslar ben burda senedın talılınden bahsetmıyorum.sadece kotu nıyetlı sırket yontcısının yaptıgı bu davranısı nasıl ıspat edebılırım.bono tabıkıde sebebten mucerret ama 3 bır kısıye ciro soz konusu degıl.
Old 04-08-2008, 19:55   #23
Av. Hatun Olguner

 
Varsayılan

Kötüniyetli şirket yöneticisinin yaptığı bu davranışın nasıl ispat edilebileceği yukarıdaki mesaj ve yargıtay kararlarından çok açık anlaşılabiliyor. Zaten iki gündür konunun en çok bu yönü işlendi. Ama doğrusu hala sorunun ilk noktasına geri götürülüp sorulması verilmiş emeklere biraz yazık olduğunu--soru sahibi açısından- düşündürüyor...
Old 04-08-2008, 21:37   #24
Av.Mehmet Saim Dikici

 
Varsayılan

Siz, Sayın Hatun'u bile yıldırdınız ya ben size ne diyeyim Sayın Burakcak!?
Old 04-08-2008, 21:58   #25
KARİNE

 
Varsayılan

Sayın saim bey ve sayın olguner sizi teşekkür ederim.Siteye olan desteğiniz için içtihat programı gibisiniz iyi ki varsınız
Old 05-08-2008, 02:20   #26
Av. Hatun Olguner

 
Varsayılan

İçtihat programından çok daha fazla gibiyiz... Maksatlı bu teşekkürün örtmeye çalıştığı gibiyiz... Hukuk nosyonu ve doğru kavramlarla konuya yaklaşıp çözmeye çalışır ve bildiklerimizi,kendi hukuki bakışımızı desteklemek için (5 ay önce edindiğimiz içtihat programlarının yetmediği) başka ve çok çeşitli kaynaklardan da yıllardır yararlanır,araştırır gibiyiz... Emeğe,bilgiye ve mesleki kalite çabasına saygı borcunu göstermekten kaçınanların psikolojisini çok iyi anlar gibiyiz...
Old 05-08-2008, 06:53   #27
Av.Mehmet Saim Dikici

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan av.dodonova
Sayın saim bey ve sayın olguner sizi teşekkür ederim.Siteye olan desteğiniz için içtihat programı gibisiniz iyi ki varsınız

Yargıtay Kararı eklememiz tamamen soru sahibinin özel mesajlı ricasıyla olmuştur. Yoksa başka bir amacımız yoktur . Sayın Hatun'u daha fazla üzmemenizi rica ediyorum.
Old 05-08-2008, 12:32   #28
Av. Hatun Olguner

 
Varsayılan

Saim Bey,ben içtihat eklemeden önce konuya ilişkin hukuki çözüm önerilerimi kendim zaten yapmıştım ve hatırlarsanız içtihat eklememi istediğinizde,ancak p.tesi günü işyerindeki kaynakları kullanarak aktarabileceğimi size bildirmiştim. Bazı arkadaşları rahatsız eden ve dikkatten kaçırmak isedikleri mesele bu. İçtihatlardan önce yapılan yorumların tümünün içtihatlarla da desteklenmiş olması. Soru sahibinin bir teşekkür etme nezaketinden bile yoksun ve yapılan açıklamaları yok sayarak sorunun başına geri gitmesi,beni üzmedi de..., THS de bu yapıda ve düzeyde olan özel bir grubun alıştığım ve yadırgadığım reflekslerinin, benim için hiçbir önem taşımasa da,farkında olunduklarını anlatmak için yazdım yukarıdaki mesajı. Bu tip insanlar beni üzemez. Buraya yaptığım katkılar,insani ve mesleki paylaşımın değerini bilen,bu paylaşıma ihtiyacı olan ve bende birikmiş mesleki bilgi ve verileri benim paylaşma sorumluluğumdan kaynaklanan katkılardır ve bu güzel duygu ve paylaşımı karşılama niteliği olan sessiz ve saygılı çoğunluk içindir.

Biz,hayata çirkin ve negatif itmelere değil,güzel ve insancıl çağrılara ve alanlara odaklanarak katılırız. Ötekiler bizi değil ancak kendilerini üzebilirler...
Old 06-08-2008, 10:18   #29
KARİNE

 
Varsayılan

Sayın Olguner, gerçekten samimi bir şekilde teşekkür ettim herhangi bir maksatı yada altında bir eleştiri bulunmadığı gibi gerçekten takdir ediyorum.Zamanınızı deneyimsiz genç meslektaşlarınızın sorunlarına ayırdığınız için sadece huukuki yorumla yetinmeyip içtihatlar ile desteklediğiniz için teşekkür ettim.Bu tarz bir cevap geldiği için için üzüldüm
Old 06-08-2008, 12:23   #30
Av. Hatun Olguner

 
Varsayılan

Bu konuyu Saim Bey ile birlikte,her yönü ile,tartışılabilecek ve tartışılması gerekli bütün hukuki yönleri ile tartışmak güzeldi ve konunun temas ettiği yan konuların tümü,kişisel hukuki görüşlerimiz ve yargıtay kararları ile etraflıca işlendi,faydalı bir tartışma ve kaynak oluştu. Önemli olan budur. Sonuç güzel olmuştur. Amacımız hukuku birlikte aramak,anlamak,anlamaya gayret etmektir,yaptığımız tam olarak bu olmuştur,bu olmalıdır.
Old Bugün  
Site Mübaşiri

 
 
Web www.turkhukuksitesi.com
 
 
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Limited şirket ortağının kişisel alacaklılarının şirketi takip usulü me_as Meslektaşların Soruları 10 06-05-2013 17:38
Borçlu limited şirket ortağının başka bir şirkette müdür olması Turaney Meslektaşların Soruları 2 22-07-2008 15:29
Limited şirket ortağının şirketten olan alacağı Av.Nihan Meslektaşların Soruları 0 10-07-2008 11:19
Limited Şirket ortağının borcu yaşar Meslektaşların Soruları 3 02-12-2007 00:19
Limited şirket ortağının borcu için mağazada haciz ? Av.ZAFER İŞERİ Meslektaşların Soruları 1 20-04-2007 18:23


THS Sunucusu bu sayfayı 0,26782203 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2013) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.