Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Meslektaşların Soruları Hukukçu meslektaşların hukuki nitelikte sorularını birbirlerine yöneltecekleri mesleki yardımlaşma forumu. SADECE hukuk fakültesi mezunları ile hukuk profesyonellerinin (bilirkişi, icra müdürü vb.) yazışmasına açıktır. [Yeni Soru Sorun]

Trafik Kazalarından Kaynaklanan Davalarda Zamanaşımı

Yanıt
Old 23-03-2008, 16:49   #1
av_omerolgun

 
Varsayılan Trafik Kazalarından Kaynaklanan Davalarda Zamanaşımı

İyi akşamlar dilerim..Müvekkil 18.11.2002 tarihinde trafik kazası geçiriyor ve yaralanıyor.Bu kazada kendisi 2/8 oranında kusurlu.Yine kaza ile ilgili ceza dosyası halen derdesttir.Müvekkil adına 18.04.2003 tarihinde fazlaya ilişkin hakları saklı tutarak maddi ve manevi tazminat talepli dava açtık.Adli Tıp İhtisas Kurulu ise 21.02.2006 tarihinde maluliyet durumu ile ilgili rapor verdi.Hesap bilirkişisi ise 17.03.2008 tarihinde müvekkilin maddi zararına ilişkin raporunu tamamladı.Şimdi davamızı islah edeceğiz.Ancak islah talebimiz zamanaşımı engeline takılırmı? Şimdiden teşekkür ederim..
Old 23-03-2008, 23:36   #2
Av. Can DOĞANEL

 
Varsayılan

Olayda 5 yılık ceza zamanaşımı süresi geçmiş görünüyor. Ancak aşağıdaki karar işinize yarayabilir. Bu arada taraflar arasında taşıma sözleşmesi ilişkisi var ise (müvekkilinizin otobüs yolcusu iken kaza geçirmesi gibi) zamanaşımı süresi 10 yıldır. Taşıma sözleşmesi yoksa aşağıdaki kararda anlatıldığı gibi zamanaşımı define karşı zararı öğrenme tarihi yönünden itirazda bulunmanız ve bu yönde savunma yapmanız iyi olur. Ayrıca malüliyet durumunda zaman içinde gelişme (artma) varsa bu da zararı öğrenme tarihini etkilemektedir.

T.C. YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu
Esas: 2002/4-1022
Karar: 2002/1034
Karar Tarihi: 27.11.2002
ÖZET : Dava, trafik kazası sonucu davacının yaralanması nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkin ek davadır.
Zamanaşımı; yasada belirlenen koşullar altında bir alacağa ilişkin dava hakkının, belli bir sürenin geçmesi sonucu düşmesidir. Zamanaşımına uğramış bir borç ödenebilir niteliğini yitirmemekte, ancak dava edilemeyen eksik bir borca dönüşmektedir. Eş deyişle, zamanaşımı borcu ortadan kaldırmaz, ancak borç yaptırım gücünden yoksun kalır. Yasa koyucu, Borçlar Kanunu'nun 125. ve devamı maddelerindeki genel zamanaşımı süresinden ayrılarak, haksız eylemler için Borçlar Kanunu'nun 60. maddesinde zamanaşımı sürelerini özel olarak düzenlemiştir.
Borçlar Kanunu'nun 60. maddesinin birinci fıkrasında, "zarar ve ziyan yahut manevi zarar namıyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazarrır olan tarafın zarara ve failine ıttılaı tarihinden itibaren bir sene ve herhalde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz" hükmüne yer verildikten sonra; ikinci fıkrasında, tazminat isteminin ceza yasalarının daha uzun bir zamanaşımı süresine bağlı tuttuğu cezalandırılabilir bir eylemden ileri gelmesi halinde daha uzun olan ceza zamanaşımı süresinin uygulanacağı vurgulanmıştır. Madde metnine göre, gerek Borçlar Kanunu'nun 60/1. fıkrasında öngörülen zamanaşımı süresinin gerekse ceza kanunları gereğince öngörülen uzamış ceza zamanaşımı süresinin, zararı ve faili öğrenme tarihinden başlayacağında duraksama bulunmamaktadır.
Öğreti ve uygulamada kabul edilen genel kurala göre, zarar görenin zararı öğrenmesinden amaç, zararın mahiyeti ( kapsamı ) ve esaslı unsurları hakkında bir dava açmaya, davayı ciddi ve objektif şekilde desteklemeye ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hal ve şartları öğrenmiş olmasıdır. Eğer zararın kapsamını belirleyecek husus "gelişmekte olan bir durum" ise zamanaşımı bu gelişme sona ermedikçe işlemeye başlamaz.
Vücut bütünlüğünün ihlalinden doğan zarar, ancak bakım ve tedavi sonucunda düzenlenen hekim raporuyla belirli bir açıklığa kavuşmaktadır. Zararın mahiyet ve şumülü anlaşılmadan mutlaka haksız eylem tarihinden itibaren dava açılması gerektiği yolundaki bir görüş, Borçlar Kanunu'nun 60. maddesinin "zararı öğrenme" kavramına uygun düşmez.
Davacının olay nedeni ile oluşan zararı gelişen bir durum göstermektedir. Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu'nca düzenlenen 8.11.1999 tarihli raporda dahi davacının zararı kesin ve net olarak belirlenememiş, ancak zarar belli bir açıklığa kavuşmuştur. Görülüyor ki, davacının en son raporun alınmasından önce bir tazminat davası açması esasen mümkün değildir.
Bu durumda, davanın 8.11.1999 günlü son raporun alınmasından ve meslekte kazanma güç kaybının öğrenilmesinden sonra beş yıllık zamanaşımı süresi geçmeden, 10.8.2000 tarihinde açıldığı anlaşıldığından, mahkemece davanın reddine karar verilmesi ve yerinde olmayan gerekçelerle direnilmesi isabetsizdir.

(818 S. K. m. 41, 60) (2918 S. K. m. 109) (765 S. K. m. 459, 102)
Dava: Taraflar arasındaki "maddi tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Balıkesir 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce davanın reddine dair verilen 8.11.2000 gün ve 2000/593 E. - 692 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 24.9.2001 gün ve 2001/4157-8400 sayılı ilamı ile, ( ...Dava, trafik kazası sonucu davacının yaralanması nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkin ek davadır.
Mahkemece olayın 21.1.1991 tarihinde meydana geldiği, gerek 2918 Sayılı Yasanın 109/2 gerekse Borçlar Kanununun 60/2 maddeleri uyarınca uzamış ( ceza ) zamanaşımının uygulanması gerektiği, davalının ceza mahkemesince Türk Ceza Kanununun 459/3 maddesi uyarınca cezalandırılması nedeniyle Türk Ceza Kanununun 102/4. maddesi gereği zamanaşımı süresinin 5 yıl olduğu, olay tarihi ile dava tarihi arasında 9 yıl süre geçtiği gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Zamanaşımı süresinin başlaması için haksız eylemden zarar görenin hem "faili" hem de "zararı" öğrenmiş olması gerekir. ( BK. 60/1 ) Eğer zararın kapsamı gelişen bir durumdan ileri geliyorsa, gelişme sona ermeden önce zamanaşımı işlemeye başlamaz. Bedensel zararın gelişirn gösterdiği durumlarda da aynı ilke geçerlidir.
Davaya konu olayda, davacı vekili, kazadan doğan zararları ve beden gücü kaybının kesin olarak tespitinin yıllar süren tedaviden dolayı ancak 10.4.2000 tarihli bilirkişi raporuyla mümkün olabildiğini belirtmiştir. Dosyadaki Balıkesir SSK Hastanesi'nin 25.1.1991 günlü raporunda sol kalça sağ kapikol kırığı, sol humerus kırığı ve burun kırığının mevcut olduğu ve hayati tehlike geçirdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinin 11.10.1996 tarihli raporunda sol kolun humerus kemiğindeki kırık, ayrıca uyluk kemiği boyun kırığı nedeniyle ortopedik ameliyat olduğu, ancak sol uylukkemiği başında nekroz geliştiği ve L kalça ekleminde flexion 90 derece, abduksiyon 60 derece olmak üzere hareketlerinde kısıtlanma saptandığı, Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun 11.2.1998 günlü raporunda, sağ klavikula kırığının şifa bulduğu tespit edilerek davacının arızasının fonksiyonel araz bırakmadan iyileşmiş olduğundan sürekli maluliyet tayinine mahal olmadığına, iyileşme süresinin 3 aya kadar uzayabileceği yine Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu'nun 8.11.1999 günlü raporunda, çektirilen grafilerin incelenmesinde sol kalçada ileri derecede aortroz görüldüğü, ileride total kalça protezi gerekeceği, % 27,2 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağı, ileride total kalça protezi uygulanması halinde yeniden değerlendirileceği belirtilmiştir.
Açıklanan şu maddi olguya göre olayda gelişen durumun bulunduğu, zararın son rapor tarihi olan 8.11.1999 tarihi itibariyle dahi netleşmediği, davanın ise 10.8.2000 tarihinde açıldığı dikkate alınarak tazminat kapsamının belirlenmesi gerekirken davanın zamanaşımından reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup kararın bozulması gerekmiştir... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava, trafik kazası sonucu davacının yaralanması nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkin ek davadır.
Davacı, 25.1.1991 tarihinde davalılardan Hüseyin'in diğer davalı Yakup'a ait araçla yaptığı trafik kazası sonucu hayati tehlike tevlit edecek şekilde yaralandığını ve maddi zarara neden olduğunu, kusur durumuna göre Balıkesir Asliye 2. Hukuk Mahkemesi'nin 1991/870 esas, 2000/314 karar sayılı dosyasında 34.125.000.- TL. maddi tazminatın hüküm altına alındığını; ancak, gerçek zararı ve beden gücü kaybını uzun yıllar süren tedavi sonucu ilk davada alınan Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 3. İhtisas Kurulunun 8.11.1999 tarihli maluliyet oranına ilişkin rapordan sonra düzenlenen 10.4.2000 tarihli hesap bilirkişi raporuyla öğrenebildiğini; bu nedenle bilirkişi raporunda % 27,2 maluliyet oranı ve davalının % 75 kusur durumuna göre hesaplanan 3.902.688.225 TL. maddi zarardan, ilk davada hükmedilen 34.125.000 TL.düşürüldükten sonra bakiye 3.868.563.225 TL maddi zararının tazminine karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, trafik kazasının 25.1.1991 tarihinde meydana geldiğini, olay tarihinden itibaren TCK.'nun 102/4. maddesinde öngörülen beş yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra açılan ek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemenin, "davalı Hüseyin aleyhine açılan kamu davası sonucu TCK.'nun 459/3. maddesi uyarınca cezalandırıldığı, buna göre fiilin TCK.'nun 102/4. maddesine göre beş yıllık zamanaşımına tabi olup, ek davanın olay tarihinden itibaren zamanaşımı süresi geçtikten sonra açıldığı" gerekçesiyle davanın reddine dair verdiği karar, özel dairece yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuştur.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının trafik kazasından doğan gelişen zararının bulunup bulunmadığı, zamanaşımı süresinin başlangıcına, en son rapor tarihi 8.11.1999 ya da olay tarihi 25.1.1991 gününün mü esas alınması gerektiği noktalarındadır.
Öncelikli olarak, bir usul hukuku kavramı olan zamanaşımı olgusu üzerinde durulmalıdır.
Zamanaşımı; yasada belirlenen koşullar altında bir alacağa ilişkin dava hakkının, belli bir sürenin geçmesi sonucu düşmesidir. Zamanaşımına uğramış bir borç ödenebilir niteliğini yitirmemekte, ancak dava edilemeyen eksik bir borca dönüşmektedir. Eş deyişle, zamanaşımı borcu ortadan kaldırmaz, ancak borç yaptırım gücünden yoksun kalır.
Yasa koyucu, Borçlar Kanunu'nun 125. ve devamı maddelerindeki genel zamanaşımı süresinden ayrılarak, haksız eylemler için Borçlar Kanunu'nun 60. maddesinde zamanaşımı sürelerini özel olarak düzenlemiştir.
Borçlar Kanunu'nun 60. maddesinin birinci fıkrasında, "zarar ve ziyan yahut manevi zarar namıyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazarrır olan tarafın zarara ve failine ıttılaı tarihinden itibaren bir sene ve herhalde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz" hükmüne yer verildikten sonra; ikinci fıkrasında, tazminat isteminin ceza yasalarının daha uzun bir zamanaşımı süresine bağlı tuttuğu cezalandırılabilir bir eylemden ileri gelmesi halinde daha uzun olan ceza zamanaşımı süresinin uygulanacağı vurgulanmıştır. Madde metnine göre, gerek Borçlar Kanunu'nun 60/1. fıkrasında öngörülen zamanaşımı süresinin gerekse ceza kanunları gereğince öngörülen uzamış ceza zamanaşımı süresinin, zararı ve faili öğrenme tarihinden başlayacağında duraksama bulunmamaktadır.
Bu noktada, "zararın öğrenildiği tarihin" belirlenmesinde yarar vardır.
Öğreti ve uygulamada kabul edilen genel kurala göre, zarar görenin zararı öğrenmesinden amaç, zararın mahiyeti ( kapsamı ) ve esaslı unsurları hakkında bir dava açmaya, davayı ciddi ve objektif şekilde desteklemeye ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hal ve şartları öğrenmiş olmasıdır. Eğer zararın kapsamını belirleyecek husus "gelişmekte olan bir durum" ise zamanaşımı bu gelişme sona ermedikçe işlemeye başlamaz.
Yeri gelmişken belirtilmelidir ki, "gelişen durum" aynı olaya ilişkin olarak zaman içinde zararın artması veya yeni zararların doğması halidir. Bundan ayrı, zarar görenin kendi imkânlarıyla ya da başkasının yardımıyla zarar verici fiilin sonuçlarının gidişini ve kesinleşen durumu değerlendirebilmesi gerekir.
Özellikle, vücut bütünlüğünün ihlalinden doğan zarar, ancak bakım ve tedavi sonucunda düzenlenen hekim raporuyla belirli bir açıklığa kavuşmaktadır. Zararın mahiyet ve şumülü anlaşılmadan mutlaka haksız eylem tarihinden itibaren dava açılması gerektiği yolundaki bir görüş, Borçlar Kanunu'nun 60. maddesinin "zararı öğrenme" kavramına uygun düşmez.
Nitekim, İsviçre Federal Mahkemesi kararları ve öğretide, vücut bütünlüğünün ihlalinden doğan zararlarda zamanaşımı süresinin ancak kesin teşhisten, özellikle sürekli sakatlığa ilişkin kesin raporun öğrenilmesinden sonra işlemeye başlayacağı kabul edilmektedir. ( Prof. Dr. İsmet Sungurbey, Medeni Hukuk Sorunları, IV Cilt, İstanbul 1980, S: 415 vd. BGE "İsviçre Federal Mahkemesi Kararları, Resmi Külliyat" Cilt 89 11S: 415; BGE, 89 11 402 ).
Somut olayda, Balıkesir SSK Hastanesi'nin 25.1.1991 tarihli olay tarihi itibarıyla düzenlenen raporunda, davacının sol kalça sub kapikal kırığı, sol humerus kırığı, burun kırığı mevcut olup, hayati tehlikesinin bulunduğu belirtilmiş; ardından davacı 20.8.1991 gününde açtığı ilk davada, davalılardan Hüseyin'in kusurlu davranışlarıyla meydana gelen traiık olayı sonunda cismani zarara uğradığı, tedavi ve diğer harcamalarının devam ettiği, tedavisinin çok uzun süreceğini ileri sürmek suretiyle fazlaya ilişkin talep hakkını saklı tutarak, şimdilik kaydıyla 45.500.000 TL. maddi tazminat istemiştir. Bu davanın devamı sırasında İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalı'nda 19.9.1996 günü muayene olmuş ve düzenlenen 11.10.1996 tarihli raporda, "sol kol humerus kemiğinde kırık ve uyluk kemiği boyun kırığı nedeniyle ortopedik ameliyat geçirdiği, ancak ( sol ) uyluk kemiği başında nekroz geliştiği" ve "kalça ekleminde flexion 90 derece, abduksiyon 60 derece olmak üzere hareketlerinde kısıtlanma saptandığı, maluliyet raporunun adli tabiblikçe verilmesinin uygun olduğu" belirtilmiştir. Nihayet davacı Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 3. İhtisas Kurulu'na sevkedilmiş, 24.12.1997 günü yapılan muayenisinden sonra mahkemeden yeniden çektirilecek grafileri istenerek, 8.11.1999 tarihli son rapor düzenlenmiştir. Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu'nun raporunda, "sol kalçada ileri derecede aortroz görüldüğü, hali hazır durumu ile yaşına göre, % 27,2 ( yüzde yirmiyedi nokta iki ) oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağı, ileride total kalça protezi uygulanması halinde yeniden değerlendirileceği" mütalaa olunmuştur.
Şu hale göre, davacının olay nedeni ile oluşan zararı gelişen bir durum göstermektedir. Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu'nca düzenlenen 8.11.1999 tarihli raporda dahi davacının zararı kesin ve net olarak belirlenememiş, ancak zarar belli bir açıklığa kavuşmuştur. Görülüyor ki, davacının en son raporun alınmasından önce bir tazminat davası açması esasen mümkün değildir.
Bu durumda, davanın 8.11.1999 günlü son raporun alınmasından ve meslekte kazanma güç kaybının öğrenilmesinden sonra beş yıllık zamanaşımı süresi geçmeden, 10.8.2000 tarihinde açıldığı anlaşıldığından, mahkemece davanın reddine karar verilmesi ve yerinde olmayan gerekçelerle direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının özel daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 27.11.2002 gününde oyçokluğuyla karar verildi. (¤¤)
Old 23-03-2008, 23:49   #3
Av.Armağan Konyalı

 
Varsayılan

Sayın Av.Can Doğanel'in gönderdiği karar yeterli ise de günümüzde tek kararla yetinilmediğinden aşağıdaki kararı da gönderiyorum. Karar özeti sorunuzun yanıtını oluşturmaktadır.

Saygılarımla

T.C.
YARGITAY
Dördüncü Hukuk Dairesi
E: 2003/10558
K: 2003/12734
T: 4.11.2003

TRAFİK KAZASI NEDENİYLE TAZMİNAT
ZAMANAŞIMI

ÖZET:
Olay tarihinden itibaren 5 yıl, Adli Tıp Kurumunun daimi iş gücü kaybına ilişkin rapor tarihindenitibaren 1 yıllık süre geçtikten sonra verilen ıslah dilekçesi ile istenen zarar miktarının zamanaşımına uğradığının kabulü gerekir.

(1086 s. HUMK. m. 83, 87)
(818 s. BK. m. 60)

Davacı Muhammet vekili avukatı tarafından, davalılar Metin ve Ekrem aleyhine 5.4.1999 ve 25.3.2002 gününde verilen dilekçeler ile trafik kazası nedeniyle uğranılan zararın tazmininin istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; mahkemece davanın kabulüne dair verilen 27.1.2003 günlü kararın Yargıtay'da duruşmalı olarak incelenmesi davalı Metin vekili, duruşmasız olarak incelenmesi de davalı Ekrem, tarafından süresi içinde istenilmekle, tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, trafik kazası nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir. Yerel mahkemece dava kabul edilmiş, karar davalılar tarafından temyiz edilmiştir. Davaya konu trafik kazası 21.7.1996 tarihinde meydana gelmiş olup, davacının kalıcı iş gücü kaybına ilişkin rapor 15.11.2000 tarihini taşımaktadır. Davacı 5.4.1999 tarihli dava dilekçesinde fazlaya ilişkin haklarınısaklı tutmuş, 25.3.2002 tarihlt ıslah dilekçesi ile bu saklı tutulan kısmın hüküm altına alınmasını istemiştir. Davalılar ıslah edilen kısmın zamanaşımına uğradığını savunmuşlar, yerel mahkeme ıslah edilen dava, önceki davanın devamı olduğu yeni bir dava sayılamayacağı ve ilk dava ile ıslah dilekçesi arasında beş yıllık zamanaşımı süresi dolmadığından zamanaşımı defi reddedilmiştir. fslah olarak adlandırılan dilekçe, HUMK'nun 83. ve devamı maddelerinde yer aldığı biçimde ve aynı yasanın 87. maddesindeki usule ait bütün işlemlerin değiştirilmesini öngördüğü halde, bu davaya konu ıslah dilekçesi ilk dava dilekçesinde istenen zararın geriye kalan bölümünün saklı tutu lmasından sonra fazla çıkan zararın istenmesini içermektedir. Davacı bu nitelikteki birolay için ayrı bir davaile de geriye ,kalan zararını isteyebilirdi. BLi hususda Anayasa Mahkemesi'nin HUMK'nun. 87. maddesinin son cümlesindeki "müddei ısla~ suretiyle müddeabihi ıslah edemez" hükmünün iptalinden sonra müddeabihin ıslah yoluyla istenmeside olanaklıkılınmıştır. Şu durumda Anayasa Mahkemesi'nin kararından sonra bu nitelikteki bir istem
,için ayrı bir dava açılıp, eldekiyle birleştirme yolunagidilmeyecek aynı dava içinde geriye kalan miktar istenebilecektir. Bunun içinde, yeni bir dava açılmış gibi, istem miktarını içeren dilekçe karşı tarafa tebliğ edilecek, harç yatırılacaktır. Böyle bir dilekçe ıslaholarak nitelendirilse bile, zamanaşımı ve hak düşürücü süre gibi hususları kesmeyecektir. Şu durumda bu içerikteki bir, dilekçenin, bu tür uyuşmazlıklarda başlı başına bir dava olarak kabulü gerekir. Islah dilekçesi ile istenen, daha önceki dava dışında kalan bir alacağı içermektedir. Bu bakımdan ilk dava ile davanın açılması, daha sonraki ıslah dilekçesindeki miktar için zamanaşımını kesmez. Bu nedenle yerel,mahkemenin gerekçesi doğru değildir. Öte yandan davacının yaralanması sonucu gelişen durumun en geç Adli Tıp Kurum'nun daimi işgücü kaybına ilişkin 15.11.2000 tarihli raporuna kadar devam ettiği, böylece davacının bu tarihten itibaren ancak bir yıllık sürede davasını açabileceği kabul edilmelidır. Borçlar Kanunu'nun 60. maddesindeki ceza zamanaşımı, olay tarihinden başlayarak ancak, gelişen bir durum olduğu sürece ve bu durumun devamı süresince işlemez. Gelişen durlim 15.11.2000 tarihinde sonuçlandığına, olay tarihinden itibaren 5 yıl, rapor tarihinden itibaren bir yıllık süre geçtikten sonra ıslah dilekçesi verilmiş, olduğuna göre, ıslah dilekçesi ile istenenzarar miktarının zamanaşımına uğradığıriın kabulü ile by kalem fsteme yönelik davanın reddi gerekirken yazılı gerekçe ile kabulü doğru görülmediğinden kararm bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle davalılar yararına (BOZULMASINA), diğer temyiz itirazlarının bozma nedenine göre şimdilik incelenmesine yer olmadığına ve te my iz eden davalı Metin vekili için takdir olunan 275.000.000 lira duruşma avukatlık ücretinin davacıya yükletilmesine ve peşin alınan harcın ,istek halinde geri verilmesine, 4.11.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: Üyemiz Sayın Av.Canan Timur http://www.turkhukuksitesi.com/showp...20&postcount=3
Old 24-03-2008, 14:45   #4
Av.Dursun KARACA

 
Varsayılan

Trafik kazalarından kaynaklanan tazminat davalarında, BK. 60 da öngörülen 1 yıllık süre değil, 2918 sayılı yasadanın 109/1 maddesindeki 2 yıllık süre dikkate alınmalıdır. Her ne kadar söz konusu olayda, Adli Tıp raporundan itibaren 2 yıllık süre geçmiş ise de, olayla ilgili değerlendirme yapılırken sürenin 2 yıl olduğu dikkate alınmalıdır, kanaatindeyim.
Old 25-03-2008, 12:54   #5
av_omerolgun

 
Varsayılan

Adli tıp raporu üzerinden 2 yıl henüz geçmedi..2008 yılı temmuzunda doluyor süre.Bu nedenle zamanaşımına uğramadığı kanaatindeyim.Bunun dışında burada mutlaka ceza zamanşımı süreside gözönüne alınacaktır.Ancak bu süre kaza tarihinden itirabenmi başlar?Yoksa adli tıp raporunun verildiği tarihtenmi?Bence zararın öğrenilmesiden(Burada zarar adli tıp raporu ile öğreniliyor) itibaren 5 yıllık zamanaşımı süresinin başlaması gerekir.ÖZellikle son eklenen yargıtay kararından çıkardığım anlam bu.Zahmet edip yanıt verenlerin hepsine teşekkür ederim..Dava sonucunu ve temyiz edilirse yargıtay ilamınıda burada yazacağım..
Old 25-03-2008, 12:57   #6
av_omerolgun

 
Varsayılan

Yargıtay kararına tekrar baktım.Adli tır raporunun verilmesinden itibaren 5 yıl değilde 2 yıllık zamanaşımı süresi var
Old 25-03-2008, 14:21   #7
veyselaybek

 
Varsayılan

Armağan arkadaşımızın sunduğu yargıtay kararı çok açık.
Old 25-03-2008, 14:26   #8
Av.Suat Ergin

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan av_omerolgun
Adli tıp raporu üzerinden 2 yıl henüz geçmedi..2008 yılı temmuzunda doluyor süre.Bu nedenle zamanaşımına uğramadığı kanaatindeyim.Bunun dışında burada mutlaka ceza zamanşımı süreside gözönüne alınacaktır.Ancak bu süre kaza tarihinden itirabenmi başlar?Yoksa adli tıp raporunun verildiği tarihtenmi?Bence zararın öğrenilmesiden(Burada zarar adli tıp raporu ile öğreniliyor) itibaren 5 yıllık zamanaşımı süresinin başlaması gerekir.ÖZellikle son eklenen yargıtay kararından çıkardığım anlam bu.Zahmet edip yanıt verenlerin hepsine teşekkür ederim..Dava sonucunu ve temyiz edilirse yargıtay ilamınıda burada yazacağım..

Sizin olayınızda "gelişmekte olan bir durum" var mıdır?

Saygılarımla
Old 25-03-2008, 15:28   #9
Av.Mustafa yağan

 
Varsayılan Son adli tıp raporundan itibaren

son adli tıp malulilyet raporundan itibaren KTK na göre 2 yıldır,fakat gelişen bir durum varsa maluliyet artarsa o zaman yeniden 2 yıl işler,
Old 25-03-2008, 15:30   #10
Av.Mustafa yağan

 
Varsayılan

Yolcu ise taşıma akdine göre B.K nu 125 10 yıl olur,iş-trafik kazası ise gene 10 yıldır
Old 07-04-2008, 18:25   #11
Av. Ö.Erol Yavuz

 
Varsayılan

Soruda ceza davasının derdest olduğu bildirilmektedir. CMK düzenlemesinde, artık katılma yoluyla ceza davasında kişisel hak istemi sözkonusu değildir. Ancak olay tarihi 18.11.2002 dir.

5320 sayılı yasanın geçici 1.inci maddesi “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce ceza mahkemelerinde açılmış bulunan davalardaki şahsi hak talepleri, görevsizlik kararı verilmeyerek bu mahkemelerce sonuçlandırılır.” hükmünü taşımaktadır.

Öte yandan, 07.12.1955 tarih, 1955/17 e. 1955/26 k. sayılı Y.İ.B.K 'da belirtilen “ceza davası devam ettiği müddetçe mutazarrırın sıfatını alarak ceza mahkemesinden tazminat talep edebileceği ve bu itibarla haksız fiilin Devlet tarafından takibi mümkün oldukca tazminat davasını kabul etmemenin manasız olacağı mülahazası” dikkate alınarak, ıslah talebinin zamanaşımı engeline takılmaması gerekir.

Saygılarımla.
Old 07-04-2008, 18:59   #12
law in law

 
Varsayılan

zamanaşımına uğramıştır.
BK 41- BK 60/2 deki zamanaşımı dolmuştur.Ceza zamanaşımı TCK 459 olduğundna beş yıldır.
Adli tıp maluliyet raporundan itibaren bir yıllık sürede geçmiştir. 2008 için ıslah zamanaşımı engeline takılır.
Old 09-04-2008, 22:09   #14
Av. Ö.Erol Yavuz

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av.Bülent S.Akpunar
http://www.turkhukuksitesi.com/showt...819#post147819
Gönderme yapılan forum konusunda 07.12.1955 t. ve 17/26 sayılı içtihadı birleştirme kararının etkisini yitirdiği belirtilmektedir. 5271 Sayılı CMK'nun yürürlüğe girdiği 01.06.2005 tarihinden sonraki hadiseler için bir duraksama yoktur ve CMK düzenemesinde artık katılma yoluyla ceza davasında kişisel hak isteminin söz konusu olmadığı cevabımda zaten belirtilmiştir. Ancak bu tarihten önceki hadiseler açısından da belirtilen İçtihadı birleştirme kararının etkisini yitirdiği mi ileri sürülmektedir ?

Saygılarımla.
Old 10-04-2008, 10:44   #15
Sadık

 
Varsayılan

Ortada bir kamu davası da var. Ben burada uzamış zamanaşımı olduğu kanaatindeyim. Hatta, uzamış zamanaşımı da TCK 67/4 uyarınca yarısı kadar tekrardan uzamıştır.
Old 15-04-2008, 15:49   #16
Av.Suat Ergin

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan av.gunnursancak
Maddi tazminata ilişkin bilirkişi raporunu kabul eden taraf, devam eden ilk celseye kadar ıslah talebini yapabilir. Zamanaşımı sorunu yoktur. Çünkü dava zamanında açılmıştır.

Sayın av.gunnursancak,

Öncelikle THS'ye hoşgeldiniz. Hem bu forumun mesajlarını, hem de THS Forum İçi Arama motoruna 'Zamanaşımı' yazdığınızda karşınıza çıkan diğer forumları ve sunulan Yargıtay kararlarını okuduğunuzda, görüşünüz değişecektir.

Saygılarımla
Old 15-04-2008, 22:32   #17
av.s_ulusinan

 
Varsayılan

Birçok meslektaşım kendince doğru bulduğu yorumu yazmış ve hepsinin kendine göre haklı gerekçeleri var. Ben de nacizane görüşümü eklemek istedim... Gerek BK 60/1-2 maddeleri ve gerekse KTK 109/1-2 maddeleri incelendiğinde; her ikisinde de zamanaşımı süresinin zarara ve failine ittılaı tarihinden itibaren başlayacağı açıkça ifade edilmiştir. 10 yıllık zamanaşımı için ise herhangi bir başlangıç koşulu aranmamış ve olay tarihi başlangıç kabul edilmiştir. (Bu arada KTK 09'daki iki yıllık özel sürenin sadece medi tazminat taleplerine ilişkin olduğunu, manevi tazminat taleplerinin bu kapsamda yer almadığını hatırlatmak isterim).

Somut olayımızda mağdur olan kişi gerçek zararını, sakatlığının gerçek boyutunu Adli Tıp Kurumu raporu ile nihai olarak öğrenmiş olmaktadır. Bu nedenle BK'daki bir yıllık (veya KTK daki 2 yıllık) zaman aşımı sürelerinin Adli Tıp Raporu tarihinden itibaren hesaplanması gerekmektedir. Diğer taraftan uzamış ceza zamanaşımını düzenleyen 2. fıkralar incelendiğinde; (BK 60/2; "Şukadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruru zaman tatbik olunur" hükmü görülmektedir. Burada da zamanaşımının başlangıcı için birinci fıkradaki koşullardan (faili ve zararı birlikte öğrenme) farklı bir ifade kullanılmamakta ve uzamış zamanaşımı süresinin doğrudan olay tarihinden hesaplanması gerektiği yönünde bir ibare yer almamaktadır. Bu durumda ceza zamanaşımı süresinin birinci fıkradaki düzenlemeye aykırı şekilde olay tarhinden başlatılmasının hukuki dayanağı yoktur. Belirtilen nedenle; uzamış (ceza) zamanaşımının da (somut olayda 5 yıl) failin ve gerçek zararın öğrenildiği tarihten yani Adli Tıp Raporu tarihinden itibaren hesaplanması gerektiğini düşünüyorum.
Bu düşüncemi doğrulayan ve sayın Doğanel tarafından eklenen 2002 tarihli HGK kararına katılıyorum. Saygılarımla...

Old 16-04-2008, 09:10   #18
Av. Murat E.

 
Varsayılan

Zamanaşımı ile ilgili bir sorun olmadığı kanaatindeyim. Zamanaşımı için, zararın öğrenildiği tarih geçerlidir. bilirkişi raoru da size zararı öğrenmenizi sağlar. Burada tarfik kanununun, maddi tazminat için öngördüğü 2 yıllık zamanaşımı geçerlidir. Zaten manevi tazminat taleplerinizi ıslah etmeyeceğinizi düşünüyorum. Islah hususunda zamanaşımı problemi yoktur. Zira uygulamadan da bunun doğruluğu kanıtlanmıştır.
Old 24-04-2008, 14:26   #19
av_omerolgun

 
Varsayılan

Zahmet edip soruma cevap veren bütün meslektaşlara teşekkür ederim..KYTK'dan kaynaklanan zamanaşımı konusunda cidden çok aydınlatıcı bir tartışma oldu.Söz konusu dosya bu gün karara çıktı.Ancak karşı taraf vekili zamanşımı itirazında bulunmadı veya bulunmayı unuttu..))
Old 24-04-2008, 17:08   #20
Av. Ö.Erol Yavuz

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan av_omerolgun
zamanaşımı konusunda cidden çok aydınlatıcı bir tartışma oldu

Ceza zamanaşımının başlangıcı ve uygulama biçimi tam olarak açıklığa kavuşmadı galiba,

Alıntı:
Yazan Sayın Av.Can Doğanel'in eklediği, YHGK 2002/4-1022 e. 2002/1034 k. sayılı 27.11.2002 tarihli kararı
davanın 8.11.1999 günlü son raporun alınmasından ve meslekte kazanma güç kaybının öğrenilmesinden sonra beş yıllık zamanaşımı süresi geçmeden, 10.8.2000 tarihinde açıldığı anlaşıldığından,

Buna karşılık,

Alıntı:
Yazan Sayın Av.Armağan Konyalı'nın eklediği, Y.4.HD 2003/10558 e. 2003/12734 k. sayılı 04.11.2003 tarihli kararı
davacının yaralanması sonucu gelişen durumun en geç Adli Tıp Kurum'nun daimi işgücü kaybına ilişkin 15.11.2000 tarihli raporuna kadar devam ettiği, böylece davacının bu tarihten itibaren ancak bir yıllık sürede davasını açabileceği kabul edilmelidır. Borçlar Kanunu'nun 60. maddesindeki ceza zamanaşımı, olay tarihinden başlayarak ancak, gelişen bir durum olduğu sürece ve bu durumun devamı süresince işlemez. Gelişen durum 15.11.2000 tarihinde sonuçlandığına, olay tarihinden itibaren 5 yıl, rapor tarihinden itibaren bir yıllık süre geçtikten sonra ıslah dilekçesi verilmiş, olduğuna göre

Saygılarımla.
Old 30-06-2008, 20:26   #21
Av. Ö.Erol Yavuz

 
Varsayılan

Hukuk Genel Kurulunun 2008 tarihli kararı, kurulun son bakış açısını yansıtıyor. Karar eklidir.

Saygılarımla.

T.C. YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu

Esas : 2008/4-326
Karar : 2008/325
Karar Tarihi : 16.04.2008

ÖZET: Dava, yaralanma ile sonuçlanan trafik kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Uzamış zamanaşımı, suç sayılan eylemin failinin, tazminat davasının açılmasından önce veya davanın görülmesi sırasında ölmüş olduğu durumlarda, mirasçıları bakımından da uygulanır. Bu nedenle ıslah yoluyla artırılan maddi tazminat tutarı yönünden zamanaşımının gerçekleşmiş olduğunun kabulü ve ıslaha konu talep bölümünün zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekir.

(818 S. K. m. 41, 60) (2918 S. K. m. 109) (765 S. K. m. 102, 103, 104)

Dava: Taraflar arasındaki <maddi ve manevi tazminat> davasından dolayı yapılan yargılama sonunda;

Üsküdar Asliye 3. Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 7.12.2004 gün ve 1999/1045-2004/481 sayılı kararın incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 14.11.2006 gün ve 2005/10112-2006/12226 sayılı ilamı ile;

<…1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.

2- Davalıların diğer temyiz itirazlarına gelince; dava, trafik kazası sonucu yaralanma nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm davalılar tarafından temyiz olunmuştur.

Davaya konu olay 13.1.1996 tarihinde gerçekleşmiştir. Eldeki dava ise 22.11.1999 gününde açılmış ve 2.000.000.000. TL maddi tazminatın hüküm altına alınması istenilmiştir. Yargılama sırasında 25.2.2004 tarihli dilekçe ile bilirkişi tarafından bildirilen miktar itibariyle dava konusu 19.485.911.250 TL. olarak ıslah edilmiş ve mahkemece de bu miktara hükmedilmiştir. Islah her ne kadar önceden açılan bir davadaki isteklerin somut olayda olduğu gibi fazlasını içeren bir talep ise de; daha önce açılan dava ile ıslah edilen bölüm yönünden zamanaşımı kesilmiş olmaz. Davalı, ıslah edilen kısım ile ilgili olarak zamanaşımı savunmasında bulunmuştur. Islah tarihi itibariyle zamanaşımı süresinin dolmuş olduğu da anlaşılmaktadır. O halde ıslah edilen bölüm yönünden zamanaşımı nedeniyle davanın reddi gerekirken istemin tümünün kabulü doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir…> gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davalılar vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, yaralanma ile sonuçlanan trafik kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

Davacı Muzaffer Ayan vekili, 13.1.1996 tarihinde yaya olarak yolun karşısına geçmek isteyen davacıya, davalı Nurettin Türkmen’in kullandığı 34 Y 3805 plakalı aracın çarparak yaralanmasına neden olduğunu, sonuçta davacının Sultanbeyli Devlet Hastanesince düzenlenen 16.9.1999 tarihli rapora göre %51 oranında sakat kaldığını, olayda tüm kusurun davalıda olduğunu; kaza nedeniyle davacının aylarca çalışamadığını, yeşil kart almak zorunda kaldığını, olayın yaralamalı trafik kazası niteliğinde olması nedeniyle beş yıllık zamanaşımı süresine tabi bulunduğunu ileri sürerek, maddi tazminat miktarı yönünden fazlaya ait talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydıyla, şimdilik iki milyar TL. maddi ve üç milyar TL. manevi tazminat olmak üzere toplam beş milyar TL. tazminatın olay tarihinden itibaren faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş; yargılama sırasında maddi tazminat talebini ıslah yoluyla 19.485.911.250 TL. ye yükseltmiştir.

Davalılar (Nurettin Türkmen mirasçıları) İkbal Türkmen ve arkadaşları vekili, kazanın meydana gelmesinde kusurun, trafik ışığı ve trafik polisi bulunmayan bir yerde yolun karşısına geçmeye çalışan davacıda olduğunu, o nedenle tazminat isteyemeyeceğini, istenilen miktarın da fahiş bulunduğunu cevaben bildirmiş; 3.3.2004 günlü dilekçesinde ise, 2918 S.K. nun 109. ve TCK. nun 102/4.maddeleri uyarınca olayda beş yıllık uzamış zamanaşımının geçerli bulunduğunu, bu hususun dava dilekçesinde de ifade edildiğini, olayın 13.1.1996 tarihinde meydana geldiğini, aradan yaklaşık sekiz yıllık bir sürenin geçtiğini, bu durum karşısında ıslah dilekçesiyle talep edilen miktar yönünden zamanaşımı süresinin dolduğunu belirtmiş ve zamanaşımı definde bulunmuştur.

Yerel Mahkeme; Karayolları Trafik Kanunu’nun 109. maddesi uyarınca olayda uzamış ceza zamanaşımının uygulanması gerektiğini, olay tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 102/4. maddesine göre uygulanacak ceza zamanaşımı süresinin beş yıl olduğunu, davacının yarasının süreç içerisinde gelişme gösterdiğini, Sultanbeyli Devlet Hastanesi Sağlık Kurulunun 21.9.1999 tarih ve 1999/549 nolu raporuna göre maluliyet oranı %51 iken, Haydarpaşa Numune Hastanesi Sağlık Kurulu tarafından düzenlenen 2.2.2000 tarihli raporda maluliyet oranının %56 olarak belirlendiğini, Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun 18.4.2001 günlü raporunda ise %13 oranında meslekte kazanma gücünü kaybettiğinin açıklandığını, haksız eylemin etkileri devam ettiği sürece zamanaşımından söz edilemeyeceğini, davacının maluliyet oranı ile ararın kapsamını ancak Adli Tıp Kurumu raporu ile öğrenmiş olacağından, zamanaşımının Adli Tıp Kurumu raporunun tarihinden itibaren hesaplanması gerektiğini, bu durumda ise ıslah ile istenilen tazminat bölümü yönünden zamanaşımı süresinin dolmadığını gerekçe göstererek, kusur oranlarına ve tazminat hesabına ilişkin bilirkişi raporlarını esas almak suretiyle davanın kısmen kabulüne, 19.495.911.250 TL. maddi, 1.000.000.000 TL. manevi tazminatın 13.1.1996 olay tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar vermiş; davalılar vekilinin temyizi üzerine Özel Daire metni yukarıda buluna ilamla kararı bozmuş; Yerel Mahkeme, gerekçesini tekrar ederek önceki kararında direnmiştir.

Yargılama sırasında ölen davalı Nurettin Türkmen yönetimindeki minibüsün, 13.1.1996 günü, yaya olarak yolun karşısına geçmekte olan davacıya çarptığı ve yaralanmasına neden olduğu çekişmesizdir. Görülmekte olan dava 22.11.1999 tarihinde açılmış; dava dilekçesinde fazlaya ilişkin hak saklı tutulmak suretiyle iki milyar TL. maddi ve beş milyar TL. manevi tazminatın tahsili istenilmiş, tazminat hesabı konusundaki 5.2.2004 tarihli bilirkişi raporunun sunulmasından sonra, davacı vekili 25.2.2004 tarihli ıslah dilekçesiyle maddi tazminat talebini 19.485.911.250 TL. olarak ıslah etmiş; davalı vekili, ıslah yoluyla talep edilen miktar yönünden, usulüne uygun şekilde zamanaşımı definde bulunmuştur.

Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, ıslah yoluyla talep edilen maddi tazminat bölümü yönünden zamanaşımı gerçekleşmiş olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Olaydan sonra davacı hakkında Sultanbeyli Devlet Hastanesince düzenlenen 21.9.1999 gün ve 4664 sayılı sağlık kurulu raporunda, davacının mevcut durumunun iş ve gücüne %51 oranında mani olduğu belirtilmiş; Haydarpaşa Numune Hastanesince düzenlenen 2.2.2000 ün ve 614/E-38 nolu (özürlüler için) sağlık kurulu raporunda, sakat işçi olarak çalışabileceği, özür grubuna göre çalışma gücünde %56 oranında kayıp bulunduğu açıklanmıştır. Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu’ nca düzenlenen 18.4.2001 gün ve 1769 nolu raporda ise, davacının %13 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş olduğu yönünde görüş bildirilmiştir.

Somut olayda, davacının uğradığı zararın kapsamının Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu’nca düzenlenen 18.4.2001 tarihli raporuyla belirlendiği ve davacının bu rapor içeriğini 11.9.2001 günlü oturumda elden yapılan tebliğ üzerine öğrenmiş olduğu davalı tarafın da kabulündedir.

Bu noktada, trafik kazalarından doğan maddi zararların tazmini istemiyle açılan davalarda zamanaşımı konusuna ilişkin olarak, yasal durum ve yerleşik uygulamaya egemen ilkeler hakkında şu genel açıklamaların yapılmasında yarar görülmüştür.

Somut olayda olduğu gibi, trafik kazası sonucunda bir kimsenin yaralanmasına neden olunması, ona karşı işlenmiş bir haksız fiil niteliğindedir. Borçlar Kanunu’ nun 41. maddesinde genel olarak haksız fiil tanımlanmış, 60. maddesinde de, haksız fiilden zarar görenin, bundan kaynaklanan zararının tazmini istemiyle açacağı davanın, zararı ve faili öğrendi tarihten itibaren bir ve her halde haksız fiil tarihinden itibaren on yıllık zamanaşımı süresine tabi bulunduğu belirtilmiştir. Buna karşılık, 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu’ nun 109. maddesinin ilk fıkrasında, yine bir haksız fiil niteliğindeki trafik kazalarından doğan tazminat taleplerinin tabi bulunacağı zamanaşımı süresi yönünden Borçlar Kanunu’nun 60. maddesindeki düzenlemeden farklı, özel bir hüküm getirilmiş; anılan hükümdeki bir yıllık zamanaşımı süresi, bu tür tazminat davaları yönünden iki yıl olarak düzenlenmiştir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise, davanın cezayı gerektiren bir eylemden doğması ve Ceza Kanununun bu eylem için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmesi halinde, bu sürenin, maddi tazminat talebiyle açılacak davalar için de geçerli olacağı hükme bağlanmıştır.

Görüldüğü üzere, Borçlar Kanunu’nun 60. ve 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 109/2. maddesindeki düzenlemeler, zamanaşımı süresinin başlangıcı yönünden birbirine paraleldir. Aralarındaki tek fark, zamanaşımı süresinin trafik kazalarından doğan tazminat talepleri bakımından bir yıl yerine, iki yıl olarak öngörülmesidir.

2918 S.K. nun 109/2. maddesindeki düzenlemenin gözden kaçırılmaması gereken yönü, ceza kanununa öngörülen daha uzun zamanaşımı (uzamış zamanaşımı) süresinin tazminat talebiyle açılacak davalar için de geçerli olabilmesinin, sadece eylemin ceza kanununa göre suç sayılması koşuluna bağlanmış bulunmasıdır. Eylemin ceza kanununda suç sayılmış olup olmadığı, kural olarak hukuk hakimince belirlenecektir. Söz konusu hüküm, ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için, sadece eylemin aynı zamanda bir suç oluşturmasını yeterli görmekte; fail hakkında mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı, hatta böyle bir ceza davasının açılması ya da zarar görenin o davada tazminat yönünden bir talepte bulunmuş olması koşulu aranmamaktadır. Ceza davasının açıldığı hallerde, sanığın mahkumiyet kararından önce veya sonra ölmüş olması da, sonuca etkili değildir. Yine, söz konusu hükümde, ceza zamanaşımının uygulanması bakımından, sürücü ve diğer sorumlular (örneğin işleten) arasında bir ayırım da yapılmamış; böylece kuralın bunların tümü için geçerli olduğu öngörülmüştür.


Ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı (uzamış zamanaşımı) süresi, her halde olay tarihinden itibaren işlemeye başlar; sürenin işlemeye başlaması için, zarar görenin zararı ve onun failini öğrenmesi koşulu aranmaz. Ancak, zarar veya onun faili, uzamış zamanaşımı süresinin bitmesinden sonra öğrenilmiş ise; davanın öğrenme tarihinden itibaren, 2918 S.K. nun 109. maddesindeki iki yıllık süre içerisinde açılması gerekir.

Öte yandan, uzamış zamanaşımı, suç sayılan eylemin failinin, tazminat davasının açılmasından önce veya davanın görülmesi sırasında ölmüş olduğu durumlarda, mirasçıları bakımından da uygulanır.

Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya dönüldüğünde:

Görülmekte olan davadaki tazminat isteminin dayandırıldığı eylemin, aynı zamanda olay tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 456. maddesi çerçevesinde müessir fiil suçunu da oluşturduğu; yaralanmanın derecesi ve anılan hükümdeki cezanın tür ve miktarı itibariyle, somut olayda 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 109/2. maddesi uyarınca, tazminat istemi bakımından, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 102/4. maddesinde öngörülen beş yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği açıktır. Esasen, bu konuda Yerel Mahkeme ile Özel Daire arasında bir uyuşmazlık da bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, söz konusu beş yıllık sürenin hangi tarihten itibaren başlayacağı noktasındadır.

Yukarıda belirtildiği üzere, uzamış zamanaşımı süresi olay tarihinden itibaren işlemeye başlar. Bu kuralın dayanağı, somut olay bakımından 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’ nun 103. maddesindeki <Müruruzamanın başlangıcı tamamıyla icra olunmuş cürüm ve kabahatler hakkında fiilin vukuu gününden… itibar olunur> hükmüdür. Öte yandan, aynı Kanunun 104. maddesinde zamanaşımının kesildiği haller için salt ceza davaları yönünden öngörülen <yarı oranında uzama> kuralı, hukuk davalarında uygulanmaz.

Açıklanan bu duruma göre;

Görülmekte olan davadaki tazminat isteminin dayandırıldığı trafik kazası 13.1.1996 günü meydana gelmiş; dava 22.11.1999 tarihinde; yani, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 109/1. maddesinde öngörülen iki yıllık sürenin bitiminden sonra ve ancak aynı maddenin ikinci maddesi uyarınca uygulanması gereken beş yıllık uzamış zamanaşımı süresinin dolmasından önce, dolayısıyla da süresi içerinde açılmıştır.

Eldeki davada, davacının olay nedeniyle uğradığı zararının kapsamını, Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun buna ilişkin 18.4.2001 tarihli raporunun tebliğ edildiği 11.9.2001 günlü oturumda öğrenmiş olduğu, taraflar arasında çekişmesizdir. Bu öğrenme tarihi itibariyle, beş yıllık uzamış zamanaşımı süresi dolmuştur.

Yukarıda değinildiği gibi, zararın veya failin uzamış zamanaşımı süresinin bitmesinden sonra öğrenildiği durumlarda, tazminat talebi, öğrenme tarihinden itibaren 2918 S.K. nun 109. maddesindeki iki yıllık zamanaşımı süresine tabidir; öğrenme tarihinden itibaren yeni bir uzamış (somut olaydaki gibi beş yıllık) zamanaşımı süresi işlemez. Buna göre uzamış zamanaşımı süresi içerisinde açılan ve fazlaya ilişkin hakkın saklı tutulduğu eldeki davada, davacı, maddi tazminat talebini ıslah yoluyla en geç 11.9.2003 tarihine kadar artırabilecekken, ıslah konusundaki dilekçesini zamanaşımı süresinin bitiminden çok sonra 25.2.2004 tarihinde vermiş; davalı taraf da, süresi içerisinde ve usulüne uygun şekilde, ıslahla artırılan tutarla sınırlı olarak zamanaşımı definde bulunmuştur.

Hal böyle olunca, ıslah yoluyla artırılan maddi tazminat tutarı yönünden zamanaşımının gerçekleşmiş olduğunun kabulü ve ıslaha konu talep bölümünün zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekir.

Yerel Mahkemece, Özel Dairenin aynı gerekçeye dayalı bozma ilamına uyulması gerekirken, olaya ve hukuksal duruma uygun düşmeyen gerekçeyle önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır.

Sonuç: Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK. nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 16.04.2008 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Old Bugün  
Site Mübaşiri

 
 
Web www.turkhukuksitesi.com
 
 
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Ayıba karşı tekeffül ve malın kullanılamamsından kaynaklanan zararlar tolga Meslektaşların Soruları 4 05-10-2007 15:12
Tüzel Kişi Tacirin İşçi Alacaklarından Kaynaklanan Borcuna Uygulanacak Faiz Oranı? Av.Turhan Demiroğlu Meslektaşların Soruları 2 30-04-2007 09:57
Temyizdeki artışlardan kaynaklanan rücu davası ve Anayasa Mah.Kararı AV.SERTANn Meslektaşların Soruları 4 13-04-2007 11:16
BK. 18'e göre açılacak davalarda zamanaşımı Avukat Nevzat Kaya Meslektaşların Soruları 4 09-04-2007 17:55
Trafik Kazasından Kaynaklanan Tazminat glossator Meslektaşların Soruları 0 13-05-2002 22:32


THS Sunucusu bu sayfayı 0,19132304 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2013) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.