Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Meslektaşların Soruları Hukukçu meslektaşların hukuki nitelikte sorularını birbirlerine yöneltecekleri mesleki yardımlaşma forumu. SADECE hukuk fakültesi mezunları ile hukuk profesyonellerinin (bilirkişi, icra müdürü vb.) yazışmasına açıktır. [Yeni Soru Sorun]

Hizmet Tespiti Davası, Hak Düşürücü Süre!

Yanıt
Old 22-04-2007, 21:48   #1
Avukat Canip Kazan

 
Varsayılan Hizmet Tespiti Davası, Hak Düşürücü Süre!

Sayın meslektaşlar,
İşçi, 1990-2003 (Mart) yılları arasında mermer ocağında sigortalı olarak çalışmıştır. İşten çıkarılışı sonucunda kıdem tazminatı vs işçilik alacaklarına dair açtığı davayı kazanmıştır.
İşçi, sigorta pirimleri eksik ödendiğinden hizmet tespiti davası açmak istemektedir. Bu davada hak düşürücü olan 5 yıllık süre işten çıkışından itibaren mi başlayacaktır yoksa yer yıl için ayrı ayrı mı başladığı (ve önceki yıllara ilişkin sürenin geçtiği ) kabul edilecektir. Şimdiden teşekkürler!
Old 22-04-2007, 21:51   #2
Av.Turan

 
Varsayılan

sayın meslektaşım, kişinin işten çıkarıldığı tarihte başlar. o nedenle de daha zamanınız var davayı açabilirsiniz.
Old 23-04-2007, 13:19   #3
angora

 
Varsayılan hizmet tespitinde hak düşürücü süre

aşağıdaki yargıtay kararı sanırım size yardımcı olacaktır

T.C.

YARGITAY

21. HUKUK DAİRESİ

E. 2001/4946

K. 2001/5194

T. 2.7.2001

• HİZMET TESPİTİ ( Davacının Davalılardan İşverenlere Ait İşyerinde Aralıksız Hizmet Akdiyle Çalıştığının Tespitine Karar Verilmesini İstemesi )

• HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE ( Hizmet Tespiti Davasının Çalışılan Hizmetlerin Geçtiği Yılın Sonundan Başlayarak Beş Yıllık Hak Düşürücü Süre İçerisinde Açılmasının Gerekmesi )

• ZAMANAŞIMI ( Hizmet Tespiti Davasının Çalışılan Hizmetlerin Geçtiği Yılın Sonundan Başlayarak Beş Yıllık Hak Düşürücü Süre İçerisinde Açılmasının Gerekmesi )

• İŞE GİRİŞ BİLDİRGESİNİN VERİLMESİ VEYA ÇALIŞMANIN KURUMCA TESPİT EDİLMESİ ( Bu Durumda Beş Yıllık Hak Düşürücü Süreden Bahsedilememesi )

506/m.79


ÖZET : 506 sayılı Yasanın 79/8. maddesine göre, yönetmelikle tespit edilen belgeler işverenleri tarafından verilmeyen sigortalılar ile çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalıların, çalıştıkları hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıllık hak düşürücü süre içerisinde dava açmaları gerekmektedir. Yönetmelikle tespit edilen, işe giriş bildirgesi gibi belgelerin verilmesi veya çalışmanın Kurumca tespit edilmesi durumunda 5 yıllık hak düşürücü süreden bahsedilemeyeceğinin düşünülmemesi hatalıdır.
DAVA : Davacı, davalılardan işverenlere ait işyerinde 1.9.1980-1.9.1983 ile 1.6.1984-29.3.1988 tarihleri arasında aralıksız hizmet akdiyle çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davacı ile davalılardan kurum vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Mesut Balcı tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
KARAR : 1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre davalı Kurumun tüm, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine,
2- Dava, davalıya ait işyerinde 1.9.1980-1.9.1983 tarihleri arasında hizmet akdine dayalı olarak geçen Kuruma kayıt ve tescil edilmeyen sigortalı hizmetlerinin tespiti istemine ilişkindir. Bu yönü ile davanın yasal dayanağı belirgin olarak 506 sayılı Yasanın 79/8. maddesidir. Anılan maddede yönetmelikle tespit edilen belgeler işveren tarafından verilmeyen sigortalılar ile çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalıların çalıştıkları hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde dava açacakları hükmü öngörülmüştür. Madde de belirtildiği üzere yönetmelikle tespit edilen belgelerin ( işe giriş bildirgesi ) verilmesi veya çalışmanın Kurumca tespit edilmesi durumunda 5 yıllık hak düşürücü süreden bahsedilemeyeceği açık- seçiktir. Somut olayda davacı ile ilgili olarak 312-168 sayılı ve 15.9.1986 tarihli SSK Müfettişi raporu ile davacının 1.9.1980 tarihinden itibaren davalı işyerinde çalıştığının tespit edildiği ve primlerinin de tahsil edildiği dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca 5 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemeyeceği ortadadır.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ : Hükmün yukarda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 2.7.2001 gününde oybirliğiyle karar verildi. yarx
Old 23-04-2007, 23:19   #4
nephilis

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan av.can
Sayın meslektaşlar,
İşçi, 1990-2003 (Mart) yılları arasında mermer ocağında sigortalı olarak çalışmıştır. İşten çıkarılışı sonucunda kıdem tazminatı vs işçilik alacaklarına dair açtığı davayı kazanmıştır.
İşçi, sigorta pirimleri eksik ödendiğinden hizmet tespiti davası açmak istemektedir. Bu davada hak düşürücü olan 5 yıllık süre işten çıkışından itibaren mi başlayacaktır yoksa yer yıl için ayrı ayrı mı başladığı (ve önceki yıllara ilişkin sürenin geçtiği ) kabul edilecektir. Şimdiden teşekkürler!

Sayın av.can, eğer bahsettiğiniz dönem içerisinde sözkonusu işçi bakımından işe giriş çıkışlar varsa ve işçinin bu giriş-çıkışlarda doldurduğu işe giriş bildirim formu üzerindeki imzası yönünden herhangi bir sahtelik iddiası da mevcut değilse 5 yıllık süreler kesintiye uğrayan her dönemin sonundan ayrı ayrı başlar.
Old 24-04-2007, 10:28   #5
Sinerji Hukuk Yazılımları

 
Varsayılan

Aşağıdaki karar tartışmaya katkıda bulunur umarız... İyi Çalışmalar...

T.C. YARGITAY
21.Hukuk Dairesi

Esas: 2004/6010
Karar: 2004/9621
Karar Tarihi: 09.11.2004

ÖZET: Kural olarak işe giriş bildirgeleri sigortalının imzasını içermelidir. Sigortalı, bildirgeyi hile, hata veya manevi baskı altında imzaladığını ileri sürmemiş veya imzanın kendisine ait olmadığını söylememiş ise, işe giriş bildirgesinin verildiği tarihten önceki çalışmalar, hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurulmazsa hak düşürücü süreye uğrar. Ayrıca, davacının aynı işyerinde bu tarihten sonra çalışmasını sürdürmesinin veya 5 yıllık hak düşürücü süre içerisinde tekrar aynı işyerine girerek çalışmasının, hak düşürücü sürenin işlemesine engel olmayacağı ve hak düşürücü sürenin, kesilmesi ve durmasının mümkün bulunmadığı hukuksal gerçeği de ortadadır. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 26.02.2003 gün ve E:2003/21-43, K:2003/97 Sayılı Kararı da aynı doğrultudadır.Ancak, işe ilk giriş bildirgesindeki imzanın davacıya ait olmadığının saptanması halinde diğer deliller hep birlikte değerlendirilerek çalışmanın tespitine karar verilebilir.

(506 S. K. m. 79/10)

Davacı davalılardan işverene ait işyerinde 5.8.1996-1.12.1996 tarihleri arasında sigortalı olarak çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.

Hükmün davalılardan Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

KARAR

1-Dava, 05.08.1996-01.12.1996 tarihleri arasında davalı işverene ait işyerinde hizmet akdine dayalı olarak geçen ve kuruma kayıt ve tescil edilmeyen hizmetlerin tespiti istemine ilişkindir.

Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş ise de, bu sonuç usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır.

Bu yönüyle davanın yasal dayanağı belirgin olarak 506 Sayılı Yasa'nın 79/10. maddesidir. Anılan maddede, yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları kurumca tespit edilemeyen sigortalıların, çalıştıklarını, hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilecekleri öngörülmüştür. Somut olayda, davalı işverene ait işyerinden davacı adına 01.12.1996 tarihli işe ilk giriş bildirgesinin kuruma verildiği, daha önceki çalışmalara ilişkin hiçbir resmi belge bulunmadığı ve mahkemeye de 24.04.2002 tarihinde başvurulduğu dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
Kural olarak işe giriş bildirgeleri sigortalının imzasını içermelidir. Sigortalı, bildirgeyi hile, hata veya manevi baskı altında imzaladığını ileri sürmemiş veya imzanın kendisine ait olmadığını söylememiş ise, işe giriş bildirgesinin verildiği tarihten önceki çalışmalar, hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurulmazsa hak düşürücü süreye uğrar. Ayrıca, davacının aynı işyerinde bu tarihten sonra çalışmasını sürdürmesinin veya 5 yıllık hak düşürücü süre içerisinde tekrar aynı işyerine girerek çalışmasının, hak düşürücü sürenin işlemesine engel olmayacağı ve hak düşürücü sürenin, kesilmesi ve durmasının mümkün bulunmadığı hukuksal gerçeği de ortadadır. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 26.02.2003 gün ve E:2003/21-43, K:2003/97 Sayılı Kararı da aynı doğrultudadır.Ancak, işe ilk giriş bildirgesindeki imzanın davacıya ait olmadığının saptanması halinde diğer deliller hep birlikte değerlendirilerek çalışmanın tespitine karar verilebilir. Oysa, mahkemece bu yönde hiçbir araştırma ve inceleme yapılmamıştır. Somut olayda, davacı, 03.03.2003 tarihli celsede işe ilk giriş bildirgesindeki imzanın kendisine ait olmadığını iddia etmiştir. Bu durumda mahkemece, hizmet tespiti davalarının özelliği dikkate alınarak işe giriş bildirgesindeki imza üzerinde yöntemince uzman bilirkişiler aracılığı ile inceleme yaptırılmak oluşacak sonuca göre hak düşürücü sürenin geçip geçmediği belirlenmek ve tüm deliller hep birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar vermek gerekirken, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

2-Kabule göre de, ifadeleri hükme dayanak alınan tanıklar davacıyla birlikte çalışan ve kayıtlara geçmiş kişiler olmadığı gibi, aynı çevrede benzer işi yapan başka işverenlerin çalıştırdığı ve bordrolara geçmiş kimseler de değildir. Bu bakımdan, tanık sözleri çalışma olgusu yönünden somut olgulara dayanmamakta soyut düzeyde kalmaktadır. Giderek, tanık sözlerinin inandırıcı güç ve nitelikte olduğu söylenemez. Ayrıca, tespiti istenilen süreler çok öncelere ilişkin bulunduğundan tanıkların bu sürelerle ilgili bilgileri bu güne değin eksiksiz olarak hafızalarında korumaları da hayatın olağan akışına ve yaşam deneyimlerine uygun düşmez. Hal böyle olunca, işveren tarafından Sosyal Sigortalar Kurumu'na verilen dört aylık sigorta primleri bordroları celp edilerek, davacı ile aynı tarihlerde çalışan ve söz konusu dönem bordrolarında kayıtlı tanıkların bilgilerine başvurmak ve gerektiğinde komşu veya benzer işi yapan işverenlerin kayıtlarına geçmiş kimselerin tespit edilerek, anılan kişilerin beyanlarına başvurulmak ve sonucuna göre karar vermek gerekirken, mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması da isabetsizdir.

O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.

Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 09.11.2004 gününde oy birliği ile karar verildi.

Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programları
**************************************

Old 24-04-2007, 10:56   #6
Av.Duran Küçüköner

 
Varsayılan

Sayın Av.Can
Bu konudaki ayrıntılı bilgiye ve Yargıtay kararlarına gerek kendi internet sitem üzerindeki Hizmet Tespiti isimli makaleden ( http://www.unzile-durankucukoner.av....tidavaları.doc ) ve gerekse Türk Hukuk Sitesinde yayınlanan 506 sayılı SSK'na göre Hizmet Tespiti Davası adlı ( http://www.turkhukuksitesi.com/makale_452.htm ) makaleden yararlanabilirsiniz.
Saygılarımla
Old 06-06-2008, 17:55   #7
faruksa

 
Varsayılan Benzer bir durum !

1989 yılında işe başlayan işçinin sigorta primleri 1992 yılına kadar yatırılmamıştır. Daha sonraki yıllarda ise primler yatırlmış fakat hep farklı işe giriş - çıkış yapılarak ve eksik bir şekilde yatırılımıştır.bu durumda da hak düşürücü süre aranmalı mıdır?
yani sigorta primlerinin yatırılıyor olması hususu süreyi etkiler mi ? cevaplarsanız sevinirim saygılarımla
Old 08-06-2008, 14:20   #8
AV.SEDAT

 
Varsayılan

İşçinin aralıklı çalışmalarında, işe giriş bildirgeleri üzerindeki imza kendisine ait ise her çalışma dönemindeki eksik bildirimlerle ilgili tespit davası hakkı için hak düşürücü düre, ayrı ayrı hesaplanır...

Yok eğer işçi işe giriş bildirgelerini kendisi imzalamamış ise bu durumda son çıkış yılının bitiminden itibaren 5 yıllık süre işler...
Old 11-06-2008, 12:33   #9
faruksa

 
Varsayılan

Öncelikle çok teşekkür ederim.
Bir sorum daha olacak.İşçi Müteahhit Firma da çalıştığından Primleri bazen Müteahhit firma tarafından bazende iş sahibi firma tarafından ödenmiş.bu durumda açılacak davada birden fazla hasım olarak gösterilmeli mi yoksa ayrı davalr mı açılmalı hangisi daha mantıklı ve makul olur görüşleriniz için şimdiden teşekkürler saygılarımla
Old 11-06-2008, 12:38   #10
TRINITY

 
Varsayılan

Sayın Faruksa,
Yargıtay içtihatlarına göre işçinin fiili olarak yanında çalıştığı kişi işverendir ve husumet ona yani iş sahibi firmaya yöneltilmelidir.
Saygılar...
Alıntı:
T.C. YARGITAY
10.Hukuk Dairesi

Esas: 2002/8433
Karar: 2003/1328
Karar Tarihi: 28.02.2003

ÖZET: Çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, işverenler arasındaki hukuksal ilişkinin dayanağının somut olaydaki gibi 506 sayılı Yasanın 87. Maddesi olması halinde asıl işverenin, alt işverene hizmet akdi ile bağlı sigortalının açacağı hizmet tespiti davasında -işveren olarak- taraf gösterilip gösterilemeyeceği sorunudur. 506 sayılı Yasanın 4.maddesi ile <sigortalıları çalıştıran gerçek ve tüzel kişiler <İşveren> olarak tanımlanmıştır. <Çalıştıran> olgusu, tespiti istenen sürelere ilişkin hizmet akdinin tarafı konumunda olan ve hizmet akdini düzenleyen <işvereni> ifade etmektedir. Davacı sigortalının taraf olduğu hizmet akdinin dava dışı alt işverenler tarafından düzenlenmiş olması karşısında ise hizmet tespitine yönelik davanın da bu işverenlere karşı husumet yöneltilerek açılması gerekir. Kaldı ki bu tür tespit davalarının sigortalıyı fiilen çalıştıran işverenlere yöneltilmesi gerekir.


(506 S. K. m. 4, 79, 82, 87) (4792 S. K. m. 24) (HGK. 14.11.2001 T. 2001/9-711 E. 2001/820 K.)

Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 02.01.1992-02.01.1998 tarihleri arasında fasılasız olarak geçen çalışmalarının tespiti ile bu çalışmalarının sigortalı hizmetlerden sayılması gerektiğinin tespitine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.

Hükmün, davalılar Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi F. Arkan tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Davacı sigortalı, davalılardan T... Rafinerileri AŞ. işçisi olarak çalışmasına karşın Kuruma eksik bildirilen çalışmalarının tespitini istemektedir.

Davalı T... Rafinerileri AŞ. ise; davacı ile aralarında hizmet ilişkisi bulunmadığını, genel temizlik, bakım gibi hizmetleri satın aldıkları müteahhit firma sigortalısı olduğunu iddia ederek <husumet itirazlarının kabulü ile davanın reddine> karar verilmesi gereğini savunmuştur.

Mahkemece Körfez İş Mahkemesinde açılarak, sonuçlanmış olan işçilik haklarına dair dava dosyalarındaki < davacının gerçekte davalı T... AŞ. işçisi olduğu, taşeron işçisi olarak gösterilmesinin muvazaalı olduğu> yönündeki saptamalar irdelenerek ve ayrıca <işverenlerin taşeron firmalar olması halinde de 506 sayılı Yasanın 87. Maddesi hükmü ile de davalı T... AŞ. nin sorumlu olacağı> gerekçeleriyle istemlerinin kabulüne karar verilmiştir.

1- Bir çoğunun işyeri adresi olarak T... Rafinerisini gösterdiği saptanan; Ç... Ticaret, E...-F... Limited Şirketi, Ç... Müşavirlik Limited Şirketi, O... Nakliyat, L... Kocaeli Anonim Şirketi, E... Limited Şirketi gibi işyerlerinden Kuruma işe giriş bildirgeleri verilerek, bir kısım hizmet sürelerinin bildiriminin de anılan işyerlerince yapıldığı, ancak davaya konu sürelerde işveren olarak davalı T... Anonim Şirketinden Kuruma yapılmış bir bildirimin bulunmadığı davacının Sosyal Sigortalar Kurumundan celbedilen özlük dosyasının incelenmesinden anlaşılmaktadır.

Davada çözümlenmesi gereken ilk uyuşmazlık, davalı T... Anonim Şirketi ile dava dışı yükleniciler arasında yapılan <Bakım, onarım hizmetleri> işine dair sözleşmelerin muvazaaya dayanıp dayanmadığı ve bunun sonucu olarak da davalı T... Anonim Şirketinin gerçek işveren olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Muvazaa; tarafların üçüncü kişileri aldatmak kastı ile gerçek iradelerine uymayan, kendi aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratma konusunda anlaşmalarıdır.

Davalı bir kamu iktisadi kuruluşu olup yasa, kanun hükmünde kararnameler gereği Bakanlar Kurulu ve Bakanlıklarca alınan kararlara göre düzenleme yapmak zorundadır.

Bu bağlamda, kapalı zarf ve özel götürü birim fiyat usulü ile bakım-onarım işi ihalesi, özel ve genel şartname, teklif alma şartnamesi, teklif mektubu gözetilerek yukarıda isimleri yazılı firmalara verilmiştir.

Davacının ücretini, sosyal haklarını, sigorta primlerini ödeyen, kendi işyerinden işe giriş bildirgesini ve prim bildirgelerini veren, ihale suretiyle davalı T... Anonim Şirketinden sözleşme kapsamında tanımlanan işi alan dava dışı işverenlerdir. Davalı asıl işveren ile ihale ile iş alan alt işverenler arasında düzenlenen sözleşme ve eki şartnamelere göre işe alınacak sigortalılarla ilgili çalışma koşulları, sosyal ve ekonomik haklar ile ilgili düzenlemeler asıl işverenin alt işverenle birlikte sorumluluğunu düzenleyen mevzuat hükümleri sonucu olup, alt işverenin, işverenlik sıfatını ve sorumluluklarını ortadan kaldıran düzenlemeler değildir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.11.2001 gün, 2001/9-711 Esas, 2001/820 Karar sayılı kararında da ifade edildiği gibi, alt işverenlerin değişmesine karşın, davacı sigortalının ihaleyi alan yeni alt işveren yanında çalışmasını sürdürmesini engelleyici bir düzenleme olmadığı gibi, koşullarının oluşması halinde 506 sayılı Yasanın 82. Maddesi kapsamında işyeri devri olarak da ele alınabileceğinden bu durumu da muvazaa olarak değerlendirmek mümkün olmamaktadır.

Belirtilen nedenlerle, davalı T... Anonim Şirketi ile dava dışı işverenler arasındaki hukuksal ilişkinin muvazaaya dayandığı iddiası ispatlanamadığından, davalı T... Anonim Şirketinin -gerçek- işveren olarak kabulünde isabet bulunmamaktadır.

Çözümlenmesi gereken diğer bir uyuşmazlık ise, işverenler arasındaki hukuksal ilişkinin dayanağının somut olaydaki gibi 506 sayılı Yasanın 87. Maddesi olması halinde asıl işverenin, alt işverene hizmet akdi ile bağlı sigortalının 506 sayılı Yasanın 79/10. Maddesi uyarınca açacağı hizmet tespiti davasında -işveren olarak- taraf gösterilip gösterilemeyeceği sorunudur.

506 sayılı Yasanın 4.maddesi ile <sigortalıları çalıştıran gerçek ve tüzel kişiler <İşveren> olarak tanımlanmıştır. <Çalıştıran> olgusu, tespiti istenen sürelere ilişkin hizmet akdinin tarafı konumunda olan ve hizmet akdini düzenleyen <işvereni> ifade etmektedir. Davacı sigortalının taraf olduğu hizmet akdinin dava dışı alt işverenler tarafından düzenlenmiş olması karşısında ise hizmet tespitine yönelik davanın da bu işverenlere karşı husumet yöneltilerek açılması gerekir. Kaldı ki anılan Yasanın 79/10. maddesine göre bu tür tespit davalarının sigortalıyı fiilen çalıştıran işverenlere yöneltilmesi gerekir.
506 sayılı Yasanın 87. Maddesi ile asıl işveren ile alt işveren arasındaki ekonomik ve mali yönden sorumluluk hukukunun sınırlarının belirlendiği, maddede geçen <bu kanunun işverene yüklediği ödevler> tanımlamasın asıl işverene, alt işverenin taraf olduğu hizmet sözleşmeleri nedeniyle açılacak hizmet tespiti davalarında <pasif husumet ehliyetini> amaçlamadığı anlaşılmaktadır.

Davanın, tespiti istenen sürelere ilişkin hizmet sözleşmelerinin tarafı olan alt işverenlere yöneltilmesinde hizmet ilişkisinin ve süresinin tespitinde, gerek ispat külfeti, gerekse delillere ulaşabilme gibi konular nedeniyle de davanın sübutu için önemi açıktır.

2- Kabule göre de, davalı Kurum 4792 sayılı Yasanın 24/c maddesi ile her türlü harçtan muaf olmasına karşın yargı harcı ile sorumluluğuna karar verilmesi isabetsizdir.

Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular dikkate alınarak davalı T... Anonim Şirketi hakkında açılan davanın husumet itirazı nedeniyle reddi gerekirken, yazılı gerekçelerle kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul olunmalı ve hüküm bozulmalıdır.

Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, Üye M. Zafer Erdoğan ve Neslihan Sever’in muhalefetlerine karşı; Başkan Resul Aslanköylü, Üye Coşkun Erbaş ve Süleyman Caner’in oylarıyla ve oyçokluğuyla 28.02.2003 gününde karar verildi.

-KARŞI OY-

Dava <hizmet tesbitine> ilişkin olup, mahkeme talebin kabulüne karar vermiştir.

Davalı T... A. Ş.’nin 506 Sayılı Kanunun 87. maddesi anlamında asıl işveren, dava dışı firma ve şirketlerin ise alt işveren (=aracı) oldukları konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Bozma kararında, sonuç olarak hizmet tesbiti davalarında husumetin sigortalıyı çalıştıran alt işverenlere yöneltilmesi gerektiği, 87. madde ile asıl işverene yüklenen sorumluluğun içinde, pasif husumet ehliyetinin yer almadığı kabul edilerek, davalı T... A.Ş. hakkındaki davanın husumetten reddedilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Davanın yasal dayanağını oluşturan 87. maddenin 1. fıkrasında <... bu kanunun işverene yüklediği ödevlerden dolayı, aracı olan üçüncü kişi ile birlikte asıl işveren de sorumludur> şeklindeki hükmün kapsamı içinde, sigortalıların işe giriş bildirgelerinin verilmesi, aylık sigorta primlerinin kuruma yatırılması ve prim bildirgelerinin verilmesi, keza 4 aylık sigorta bordrolarının verilmesi gibi ödevler yer almakta bunların yasal sürede yerine getirilmemesi halinde ise alt işveren ile birlikte asıl işveren de müteselsilen sorumlu olmaktadır. 506 Sayılı Kanunun 79/10 maddesinde ifadesini bulan hizmet tesbiti davaları kural olarak bu ödevi yerine getirmeyen işverene karşı açılmalıdır. Şayet varsa onunla birlikte müteselsilen sorumlu olan asıl işverene karşı da dava açılabilir.

Burada asıl işveren yönünden ihtiyari dava arkadaşlığından söz edilebilir.

Zira, hizmet tesbiti davası sonunda, verilen ilam doğrultusunda primlerin kurumca tahsili söz konusu olacağından ve 87. maddenin açık ve buyurucu hükmü karşısında prim ödeme yükümlüsü olarak asıl borçlu ile birlikte müteselsilen sorumlu olan asıl işverenden de bu primler istenebileceğinden hizmet tesbiti davalarında husumetin asıl işverene de yöneltilmesi mümkündür.

Zira sonucu itibariyle bu dava asıl işverenin de hak alanını ilgilendirmektedir. Kaldı ki bu yaklaşım çelişkili kararların verilmesini önleyeceği gibi, usul ekonomisi yönünden de fayda sağlayacaktır.

Bu durumda yapılacak iş, asıl işveren hakkındaki davanın husumetten reddine karar vermek değil, bilakis asıl işverenle birlikte müşterek ve müteselsil sorumluluğu olan alt işverenleri de davaya dahil ederek uyuşmazlığı esastan çözmektir.

Açıklanan sebeplerle çoğunluğun kararına katılmıyoruz. (¤¤)
Old 13-01-2011, 10:16   #11
hewal65

 
Varsayılan

değerli meslektaşlarım yanıtlarınız için şimdiden teşekkürler;
müvekkilim ocak 1969 yılında belediyede işçi olarak çalışmaya başlıyor. 1990 yılına kadar aralıksız çalışıyor. daha sonra o dönem gelen belediye başkanı işten çıkarıyor. 1994 te tekrar işe alınıyor. ve 1999 da işten çıkarılıyor.

bu arada işveren belediye yalnızca 1989 yılında 254 gün prim yatırmış. müvekkil emeklilik için gidip baktığında sadece 254 günlük hizmeti gözükmektedir.

hizmet tespit davalarında hak düşürücü sürenin hizmetin bittiği yıldan sonra 5 yıl içerisinde (hak düşürücü süre) açılması gerektiği tartışmasızdır. fakat 1989 yılında işe giriş bildirgesinin verilmiş ve kısmi prim yatırılmış olması;
1- hak düşürücü süreyi keser mi?
2- hak düşürücü süreyi keserse 1989 dan önceki 20 senelik çalışma da tespit edilebilir mi?

(ayrıca elimizde 0cak 1969-ekim 1973 tarihlerinde çalıştığına dair dönemin belediye başkanının imzası bulunduğu bir belge var)
Old 13-01-2011, 11:06   #12
AV.SEDAT

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan hewal65
değerli meslektaşlarım yanıtlarınız için şimdiden teşekkürler;
müvekkilim ocak 1969 yılında belediyede işçi olarak çalışmaya başlıyor. 1990 yılına kadar aralıksız çalışıyor. daha sonra o dönem gelen belediye başkanı işten çıkarıyor. 1994 te tekrar işe alınıyor. ve 1999 da işten çıkarılıyor.

bu arada işveren belediye yalnızca 1989 yılında 254 gün prim yatırmış. müvekkil emeklilik için gidip baktığında sadece 254 günlük hizmeti gözükmektedir.

hizmet tespit davalarında hak düşürücü sürenin hizmetin bittiği yıldan sonra 5 yıl içerisinde (hak düşürücü süre) açılması gerektiği tartışmasızdır. fakat 1989 yılında işe giriş bildirgesinin verilmiş ve kısmi prim yatırılmış olması;
1- hak düşürücü süreyi keser mi?
2- hak düşürücü süreyi keserse 1989 dan önceki 20 senelik çalışma da tespit edilebilir mi?

(ayrıca elimizde 0cak 1969-ekim 1973 tarihlerinde çalıştığına dair dönemin belediye başkanının imzası bulunduğu bir belge var)

506 nın 79/10 maddesi, "belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları, kurumca tespit edilmeyen sigortalılar" gibi bir ifade getirmiş... Sizin müvekkiliniz açısından kuruma bildirge verildiği için bu hak düşürücü sürenin başlamasını da bitmesini de engelliyor. Yani süreyi sadece kesmiyor, başlamasına da engel oluyor.

2 mesaj yukarıda 2008 yılında yazdığım görüş ise tamamen şahsıma aittir ve yerleşmiş uygulamaya göre "yanlıştır"

Herhangi bir belgesi herhangi bir tarihte kuruma ibraz edilmiş olan sigortalı istediği zaman, hiçbir sınırlamaya tabi olmaksızın dava açabiliyorken, bildirgeleri hiç verilmemiş olanlar, hizmetin sona erdiği tarihten itibaren 5 (daha önce 10 du) yıl içinde dava açmak zorundalar.

Bana göre bu hüküm; devletin, hayali hizmetlere ilişkin tespit davalarının önünü almak ve sigorta kurumlarını hiç prim tahsil edemeden bir sürü insanı emekli etmekten kurtarmaya yönelik getirdiği bir koruma...

Yani devlet burada şunu demiş: "hiçbir bildirgede adınız geçmemişse 5 yıl içinde dava açın ki, ssk da tespit edilecek muhtemel hizmetinize ilişkin prim alacaklarını henüz ortada olması muhtemel işverenden tahsil etme imkanı bulsun". Bir yönüyle hatalı bir madde... En azından 5 yıllık süre geçtikten sonra ispat şartı ağırlaştırılarak (belki resmi belgelerle ispat gibi şartlar getirilerek)davaların dinlenmesine cevaz verilebilirdi... Neticede re'sen tescil gibi bir görevi var kurumun, ve onun görevini savsamasının ceremesini işçiye çektirmek pek mantıklı gözükmüyor.

Mesela sizin müvekkilin hiç verilmiş bildirgesi olmadığını düşünelim; yine de ilgili dönemlerin belediye muhasebe kayıtlarında kendisine ödenen maaşları görmek mümkündür. Ne bileyim, başkan tarafından başka bir kuruma yazılmış bir yazıda görevli olarak ismi geçmiş olabilir. yani hepsi de resmi pek çok belgeyle hizmet ispat edilebilir, ama işte hak düşürücü süre hakkın özünü ortadan kaldıran, resen dikkate alınan birşey deyip geçiyorlar.

Bu veriler ışığına müvekkilinizin kuruma verilmiş belgeleri mevcut olmakla, 79/10 kapsamında değildir ve 1969 yılından bu yana ilgili belediyede çalışmakta olduğuna ilişkin tespit talebinizi şu anda da 10 yıl sonra da dava edebilirsiniz.

Edit: Mesajınızı tam okumamışım. 69-90 yılları arasında kesintisiz çalışma konusunda yukarıda yazdıklarım geçerli, ancak 94-99 dönemi için - o dönemde kuruma verilmiş hiçbir belge olmadığından - ayrı bir hak düşürücü süre hesabı yapılıp yapılmayacağı konusunda tereddüt doğabilir.

İşe giriş bildirgesinin (işçinin imzasını taşısa dahi) verildiği tarih öncesindeki çalışmaların kesintisiz olduğu sürece hak düşürücü süreden etkilenmeyeceğine dair, (yukarıdaki 2004 tarihli yine 21 HD kararına ters yönde) yine 21 HD tarafından verilmiş yeni tarihli karar ise aşağıdadır:


T.C.
YARGITAY
21. HUKUK DAİRESİ
E. 2008/9842
K. 2009/7830
T. 4.6.2009
• ÇALIŞMANIN TESPİTİ ( İşe Giriş Bildirgesi Aylık Sigorta Primleri Bildirgesi Dönem Bordrosu Belgelerinden Birisinin Dahi Kuruma Verilmiş Olması veya Kurumca Fiilen ya da Kayden Sigortalı Çalışma Olgusunun Tesbiti Halinde Hak Düşürücü Süreden Söz Edilemeyeceği )
• HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE ( Çalışmanın Tespiti - İşe Giriş Bildirgesi Aylık Sigorta Primleri Bildirgesi Dönem Bordrosu Belgelerinden Birisinin Dahi Kuruma Verilmiş Olması veya Kurumca Fiilen ya da Kayden Sigortalı Çalışma Olgusunun Tesbiti Halinde Söz Edilemeyeceği )
• SİGORTALI ÇALIŞMA OLGUSU ( Çalışmanın Tespiti - İşe Giriş Bildirgesi Aylık Sigorta Primleri Bildirgesi Dönem Bordrosu Belgelerinden Birisinin Dahi Kuruma Verilmiş Olması veya Kurumca Fiilen ya da Kayden Sigortalı Çalışma Olgusunun Tesbiti Halinde Hak Düşürücü Süreden Söz Edilemeyeceği )
• KURUMA VERİLEN BELGELER ( Belgelerinden Birisinin Dahi Kuruma Verilmiş Olması veya Kurumca Fiilen ya da Kayden Sigortalı Çalışma Olgusunun Tesbiti Halinde Hak Düşürücü Süreden Söz Edilemeyeceği )
506/m.79/1
ÖZET : Davacı, davalı işveren nezdinde çalıştığının tespiti ile işçilik alacaklarının tahsiline karar verilmesini istemiştir. İşverenin, sigortalılara ilişkin hangi belgeleri Kuruma vermesi gerektiği Kanunun 79/1. maddesinde açıkça ifade edildiği üzere yönetmeliğe bırakılmıştır. Atıf yapılan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde, işverence Kuruma verilecek belgeler; işe giriş bildirgesi, aylık sigorta primleri bildirgesi, dönem bordrosu vs. şeklinde sıralanmıştır. Bu belgelerden birisinin dahi Kuruma verilmiş olması veya Kurumca, fiilen ya da kayden sigortalı çalışma olgusunun tesbiti halinde hak düşürücü süreden söz edilemeyecektir.

DAVA : Davacı, davalı işveren nezdinde 1.12.1998-31.5.2004 tarihleri arası çalıştığının tespiti ile işçilik alacaklarının tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.

Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Sultan Namazcı tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:

KARAR : Dava, davacının davalıya ait işyerinde hizmet akdine dayalı olarak geçen 01.12.1998-31.05.2004 tarihleri arasında sürekli çalıştığından bildirilmeyen sürelerin tespiti ile işçilik alacaklarının davalı işverenden istemine ilişkindir.

Mahkemece işçilik alacaklarına yönelik talebin kısmen kabulüne, 21.4.200 tarihli işe giriş bildirgesinin verilmesinden önceki süreye yönelik davanın hak düşürücü süreden reddine karar verilmiştir.

Uyuşmazlık; davada hak düşürücü sürenin gerçekleşip gerçekleşmediği noktasında toplanmaktadır.

Çalıştırılanlar, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 3. maddesinde belirtilen istisnalardan olmamak kaydıyla, 2. maddede öngörülen koşulların varlığı halinde kendiliğinden sigortalı sayılırlar.

Sigortalılar ile bunların işverenleri hakkında sigorta hak ve yükümlerinin sigortalının işe alındığı tarihten başlayacağına ilişkin norm, sigortalının kayıt altına alınabilmesi ile sonuç doğurur.

Bildirimsiz geçen çalışmaların tespitine ilişkin dava koşullan 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 79/10. maddesinde tanımlanmıştır. Bunlar; 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalı sayılma, yönetmelikte tespit edilen belgelerinin Kuruma verilmemiş ya da çalışmaların Kurumca saptanamamış olması ile anılan davanın hak düşürücü süre içerisinde açılmış olması şeklinde sıralanabilir.

Sigortalı, bildirimsiz kalan çalışmalarının tespitini hak düşürücü sürenin işlemeye başladığı, hizmetin geçtiği yılın sonundan itibaren beş yıl içerisinde isteyebilir. Hak düşürücü süre, bildirimsiz kalan çalışmalar yönünden öngörülmüştür.

İşverenin, sigortalılara ilişkin hangi belgeleri Kuruma vermesi gerektiği Kanunun 79/1. maddesinde açıkça ifade edildiği üzere yönetmeliğe bırakılmıştır. Atıf yapılan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde, işverence Kuruma verilecek belgeler; işe giriş bildirgesi, aylık sigorta primleri bildirgesi, dönem bordrosu vs. şeklinde sıralanmıştır. Bu belgelerden birisinin dahi Kuruma verilmiş olması veya Kurumca, fiilen ya da kayden sigortalı çalışma olgusunun tesbiti halinde hak düşürücü süreden söz edilemeyecektir.

Kesintili çalışmanın varlığı halinde ise, kesintinin öncesi ve sonrasında oluşacak her çalışma devresi için dava koşullarının varlığı yukarıda belirtilen olgular dikkate alınarak belirlenecektir.

Somut olaya bakıldığında; davalı işveren tarafından çalınmalarının bir bölümünün Kuruma bildirilerek, kayda geçtiği; dosya içeriği ve bordro tanık beyanlarına göre Kuruma bildirilmeyen, iddia konusu devrede aralıksız çalışma olgusunun kanıtlanmış olması karsısında, hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.02.2003 gün ve 2003/21-44-98; 23.06.2004 gün ve 2004/21-369-371 sayılı Kararlarında da bu hususlara değinilmiştir.

Yapılacak iş; Davacının 01.12.1998-31.05.2000 tarihleri arasında çalışmalarının sürekli olduğu ve bu çalışmaların 21.04.2000-31.05.2000 tarihleri arasındaki dönem davalı Kuruma tam olarak bildirildiğinden bu dönemin yeniden tesbitinde hukuki yarar olmadığı gözetilerek 01.12.1998 tarihinden bildirimin yapıldığı 21.04.2000 tarihine kadar tesbite yönelik istemin kabulüne karar verilmesi gerektiği düşünülerek davacının isçilik alacakları bilirkişiye hesaplattırılarak sonuca gitmekten ibarettir.

Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile davanın kısmen kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacının sair temyiz itirazlarının incelemesine, şimdilik yer almadığına, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 04.06.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Old 17-01-2011, 20:28   #13
avbilgen

 
Varsayılan

Zaten sorular yanıtlanmış ama eksik ifade edilen bir konu var. Zamanaşımı "işten ayrıldığı tarih değil işten ayrıldığı tarihin yıl sonundan başlar" . Bazı somut olaylarda bir gün çok önemli olduğu için belirtmek istedim. İyi çalışmalar.
Old 18-01-2011, 00:28   #14
AV.SEDAT

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan avbilgen
Zaten sorular yanıtlanmış ama eksik ifade edilen bir konu var. Zamanaşımı "işten ayrıldığı tarih değil işten ayrıldığı tarihin yıl sonundan başlar" . Bazı somut olaylarda bir gün çok önemli olduğu için belirtmek istedim. İyi çalışmalar.
Evet, yalnız hizmetin sona erdiği yılın sonundan başlayan süre zamanaşımı değil, hak düşürücü süredir...
Old 19-11-2011, 15:07   #15
krizantem

 
Varsayılan

Değerli Meslektaşlar...Hizmet tesbit davası açacağız ancak işveren bir müddet evvel vefat etmiş ve mirasçıları mirası reddetmişlerdir.Bu durumda hizmet tesbit davasını davalısı olarak kimi göstermemiz gerekir?Yalnızca SGK'ya davayı yöneltmemiz halinde sonuç alabilir miyiz? Teşekkür ederim..
Old 19-11-2011, 15:21   #16
Av. Caner Arıcı

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan krizantem
Değerli Meslektaşlar...Hizmet tesbit davası açacağız ancak işveren bir müddet evvel vefat etmiş ve mirasçıları mirası reddetmişlerdir.Bu durumda hizmet tesbit davasını davalısı olarak kimi göstermemiz gerekir?Yalnızca SGK'ya davayı yöneltmemiz halinde sonuç alabilir miyiz? Teşekkür ederim..

Sayın krizantem;

Hizmet tespiti davası kamu düzenine ilişkindir ve SGK'nın yanı sıra işveren, işveren ölmüşse mirasçıları davalı olarak gösterilmelidir.

Mirasçıların mirası reddetmiş olmaları aleyhlerine hizmet tespiti davası açılmasına mani değildir. Mirasçıların mirası reddetmiş olmaları sadece primlerin tahsili konusunda önem taşıyacak; yani dava neticesine göre kurum mirası reddetmiş mirasçılardan primleri tahsil edemeyecektir.

SGK yanında, mirası reddetmiş olsalar dahi bu kişileri de davalı olarak göstermelisiniz...
Old 24-11-2011, 23:08   #17
murka

 
Varsayılan

Değerli meslektaşlarım;
Hizmet tespiti hususunda bir sorum olacaktır.Yanıtlarınız ve yardımlarınız için şimdiden teşekkür ediyorum.
Müvekkilimin müteveffa eşi 1987 yılında vefat etmiştir.1976 yılında ve 1978 yılında aynı işyerinde çalışmıştır.1976 yılında 29 gün sigortalı gösterilmiş ve işten çıkış gösterilmiştir.1978 yılında ise 15 gün sigortalı gösterilmiştir.Ve zaten işyeri bu tarihten sonra da yasa kapsamında çıkmıştır.Bu işyerinde çalışmaya başladığı ilk tarih olan 1976 yılında 29 günden daha fazla süre ile eşinin çalıştığını müvekkilim beyan etmektedir.Ancak işten çıkış gösterildiğine göre bu belgelerde imzası olup olmadığını bilmiyorum.Var ise; imza inkarı halinde de şahsın vefat etmesinden dolayı başkaca resmi evraklarla karşılaştırma yoluna gidilecektir.
Fakat en başta sorum şu ki; 1976 ve 1978 yıllarında çalışmış , işe girişi yapılmış ve kuruma sunulmuş ancak arada da farklı bir işyerinde daha çalışmış olan müteveffanın hak düşürücü süre nedeni ile hak kaybına uğrayıp uğramayacağıdır?Arada çalışmış olduğu işyerinde 1977 yılı mart ayında işe girmiş görünüyor ancak çıkış yapılmamıştır.Her ne olursa olsun 1978 yılı temmuz ayında farklı bir yerde çalışmaya başlayarak işten çıktığı aşikardır.
Nasıl bir yol izlemem konusunda önerilerinizi rica ediyorum..
Saygılar...
Old 25-11-2011, 00:09   #18
Av. Caner Arıcı

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan murka
Değerli meslektaşlarım;
Hizmet tespiti hususunda bir sorum olacaktır.Yanıtlarınız ve yardımlarınız için şimdiden teşekkür ediyorum.
Müvekkilimin müteveffa eşi 1987 yılında vefat etmiştir.1976 yılında ve 1978 yılında aynı işyerinde çalışmıştır.1976 yılında 29 gün sigortalı gösterilmiş ve işten çıkış gösterilmiştir.1978 yılında ise 15 gün sigortalı gösterilmiştir.Ve zaten işyeri bu tarihten sonra da yasa kapsamında çıkmıştır.Bu işyerinde çalışmaya başladığı ilk tarih olan 1976 yılında 29 günden daha fazla süre ile eşinin çalıştığını müvekkilim beyan etmektedir.Ancak işten çıkış gösterildiğine göre bu belgelerde imzası olup olmadığını bilmiyorum.Var ise; imza inkarı halinde de şahsın vefat etmesinden dolayı başkaca resmi evraklarla karşılaştırma yoluna gidilecektir.
Fakat en başta sorum şu ki; 1976 ve 1978 yıllarında çalışmış , işe girişi yapılmış ve kuruma sunulmuş ancak arada da farklı bir işyerinde daha çalışmış olan müteveffanın hak düşürücü süre nedeni ile hak kaybına uğrayıp uğramayacağıdır?Arada çalışmış olduğu işyerinde 1977 yılı mart ayında işe girmiş görünüyor ancak çıkış yapılmamıştır.Her ne olursa olsun 1978 yılı temmuz ayında farklı bir yerde çalışmaya başlayarak işten çıktığı aşikardır.
Nasıl bir yol izlemem konusunda önerilerinizi rica ediyorum..
Saygılar...

Sevgili meslektaşım... Kısaca ve sorunuzla bağlı kalarak: İşe giriş bildirgelerinin bulunduğu 1976 ve 1978 yılları için, işe giriş bildirgelerindeki işe başlama tarihlerinden itibaren o yılların sonuna kadar olan süreler yönünden hakdüşürücü süreden bahsedilemez. O halde, işe giriş bildirgelerinde görülen işe başlama tarihleri ile o yılların sonuna kadar olacak tarih aralıklarını (iddia ettiğiniz fiili hizmet süresini) belirterek, ve başka işyerinde hizmetlerinin görüldüğü sürelerle çakıştırmamaya dikkat ederek davanızı açabilirsiniz. Davanızda sorununuz hakdüşürücü süre olmayacaktır...
Old 25-11-2011, 08:54   #19
üye38503

 
Varsayılan

Açmış olduğum bir hizmet tespit davasında davalı şirket " X İnş. Tic. San. A.Ş " iken " X Yapı Kimyasal A.Ş " olmuş ve tebligatı bu değişiklik nedeniyle yani davalı sıfattaki şirket olmadığından bahisle almamıştır.

Şimdi ne yapmam gerekiyor. Ayrı bir dava mı açmam gerek? Sonra birleştirme talep etmek için? Aynı dava içinde yeni bir talep mi yapmam gerek? Ayrı veya aynı dava içerisinde yeni davalı olarak yeni şirketi mi, eski şirketin ortaklarını mı, yoksa her ikisini birden mi davalı göstermem gerek?

Davanın hizmet tespit davası olması sebebiyle mahkeme kendiliğinden bana süre verecek midir?
Old 25-11-2011, 08:56   #20
murka

 
Varsayılan

Değerli meslektaşım Caner Bey;
Öncelikle teşekkür ederim.
Doğru mu anlıyorum; 02.07.1976 yılında işe girmiş kişi için çıkış tarihi 01.08.1976 gösterilmiş olsa bile, Farklı bir yerde çalışmaya başladığı tarihe kadar ki müvekkilim bunu ifade ediyor, 25.12.1976 yılına kadar hizmet tespitini talep edebilir miyim?
Old 25-11-2011, 12:45   #21
Av. Caner Arıcı

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan murka
Değerli meslektaşım Caner Bey;
Öncelikle teşekkür ederim.
Doğru mu anlıyorum; 02.07.1976 yılında işe girmiş kişi için çıkış tarihi 01.08.1976 gösterilmiş olsa bile, Farklı bir yerde çalışmaya başladığı tarihe kadar ki müvekkilim bunu ifade ediyor, 25.12.1976 yılına kadar hizmet tespitini talep edebilir miyim?

Sevgili meslektaşım;

Kural olarak "İŞE GİRİŞ BİLDİRGESİ"nde işçinin imzasının bulunması şarttır. İşe giriş bildirgesinde işçinin imzası varsa, o belgedeki işe giriş tarihinden önceki çalışmalar hakkında hakdüşürücü süre işler. Ancak, eğer ki işçinin imzası yoksa veya imza işçiye ait değilse veyahut da hata hile ve baskı ile imzalatıldıysa işe giriş bildirgesindeki tarihin öncesindeki fiili çalışmalar hakkında hakdüşürücü süre olmaz ve bu sürenin dahi tespiti istenilebilir.

"İŞTEN AYRILIŞ BİLDİRGESİ" verilmesi ise işveren için bir zorunluluktur; işçinin imzasının bulunması şart değildir. SSK dosyasını inceleyiniz ve işten ayrılış bildirgesine bakınız; işçinin imzası yoktur. Eğer böyle ise, sorunuzla bağlı kalarak (02.07.1976 tarihli işe giriş bildirgesinde işçinin imzasının bulunup bulunmaması veya kendisine ait olup olmaması ve diğer hususları değerlendirmek size ait olmak üzere); 02.07.1976 ilâ 25.12.1976 tarihleri arasında, kuruma bildirilen günler haricinde kalan günlerde de zorunlu sigortalı olarak çalıştığının tespitini dava etmeniz halinde HAKDÜŞÜRÜCÜ SÜRE ile karşılaşmayacaksınız.

Saygılarımla...
Old 25-11-2011, 13:05   #22
Av. Caner Arıcı

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Mezopotamyalı
Açmış olduğum bir hizmet tespit davasında davalı şirket " X İnş. Tic. San. A.Ş " iken " X Yapı Kimyasal A.Ş " olmuş ve tebligatı bu değişiklik nedeniyle yani davalı sıfattaki şirket olmadığından bahisle almamıştır.

Şimdi ne yapmam gerekiyor. Ayrı bir dava mı açmam gerek? Sonra birleştirme talep etmek için? Aynı dava içinde yeni bir talep mi yapmam gerek? Ayrı veya aynı dava içerisinde yeni davalı olarak yeni şirketi mi, eski şirketin ortaklarını mı, yoksa her ikisini birden mi davalı göstermem gerek?

Davanın hizmet tespit davası olması sebebiyle mahkeme kendiliğinden bana süre verecek midir?

Sevgili meslektaşım;

Anladığım kadarıyla müvekkilinizin hizmetlerinin geçtiği yıllarda şirket ünvanı "x İnş... Şti." iken, hizmetin sona ermesinden sonraki bir tarihte ünvan değişikliği ile "x Yapı Kimya... Şti." olmuş; ve siz de hizmetlerin geçtiği zamanki ünvanı yazarak davanızı açmışsınız!...

Eğer durum böyle ise;

Duruşmada "x İnş... Şti. ile tebliğ mazbatasında yazan x Yapı Kimya... Şti.'nin ortaklarını ve yönetim kurulu üyelerini de gösterir şekilde ticaret sicil kayıtlarının ve ayrıca her iki şirket arasında devir söz konusu ise veya ünvan değişikliği var ise buna ilişkin kayıtların ilgili ticaret sicil memurluğundan celbini" talep edin. Gelen cevapta devir veya ünvan değişikliğinin söz konusu olduğu belirtilirse; yeni bir dava açmadan "davaya ünvan değişikliği nedeniyle davalının eski ve yeni ünvanı ile devam edilmesini" talep edin. Bu durumda mevcut dava devam edecek ve kararda da "DAVALI : X İNŞ... ŞTİ; ünvan değiştirmekle, X YAPI KİMYA... ŞTİ." şeklinde geçecektir. Önce bu yolu denemenizi öneririm

Saygılarımla...
Old 12-12-2011, 15:57   #23
avukat443

 
Varsayılan

slm benimde bir sorum olacak. müvekkilimin biri15.03.1975 tarihinde bir ilçe vergi dairesinden vergi karnesi alıyor. işe başlama tarihi 21.03.1975 olarak yazılmış. işveren olarak x gerçek kişisi ve imzası var. iş adresinde orman dikme y köyü yazıyor. ortalama 30 gün süreyle 8- 10 işçi orman dikme işi yapıyorlar. işveren olarak görünen aslında işçi başı başka bir işçi. orman bölge müdürlüğü asıl işi yaptıran ancak vergi karnesinde işveren sadece x. sigortada herhangi bir kayıt yok. hizmet tespiti davası açsak zamanaşımı sözkonusu olur mu? x gerçek kişisi ölmüş, davalı olarak orman bölge müdürlüğü ve sgk gösterilebilir mi? orman dikme işinde sigortalı sayılabilinir mi? şimdiden teşekkür ediyorum
Old 13-12-2011, 21:27   #24
AVUKAT4772

 
Varsayılan

Kanaatimce, işçi sıfatıyla(kazma,kürek) çalıştırılmıştır.husumeti her iki tarafa birden yöneltmeniz lazım.Kolay gelsin....
Old 14-12-2011, 08:39   #25
avukat443

 
Varsayılan

her iki taraf derken orman bilge müdürlüğü ile sgk mı ölen x'in yakınlarıyla sgk mı? birde zamanaşımı konusunda bilgisi olan meslektaşlarımdan yardım bekliyorum. zamanaşımı 5 yıl ancak vergi karnesi verilmiş olması durumunda 5 yıl geçerli olur mu?
Old 14-12-2011, 10:08   #26
murka

 
Varsayılan

Umarım bu kararlar yardımcı olur..
İyi çalışmalar...

T.C.
YARGITAY
21. HUKUK DAİRESİ
E. 2008/9842
K. 2009/7830
T. 4.6.2009
• ÇALIŞMANIN TESPİTİ ( İşe Giriş Bildirgesi Aylık Sigorta Primleri Bildirgesi Dönem Bordrosu Belgelerinden Birisinin Dahi Kuruma Verilmiş Olması veya Kurumca Fiilen ya da Kayden Sigortalı Çalışma Olgusunun Tesbiti Halinde Hak Düşürücü Süreden Söz Edilemeyeceği )
• HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE ( Çalışmanın Tespiti - İşe Giriş Bildirgesi Aylık Sigorta Primleri Bildirgesi Dönem Bordrosu Belgelerinden Birisinin Dahi Kuruma Verilmiş Olması veya Kurumca Fiilen ya da Kayden Sigortalı Çalışma Olgusunun Tesbiti Halinde Söz Edilemeyeceği )
• SİGORTALI ÇALIŞMA OLGUSU ( Çalışmanın Tespiti - İşe Giriş Bildirgesi Aylık Sigorta Primleri Bildirgesi Dönem Bordrosu Belgelerinden Birisinin Dahi Kuruma Verilmiş Olması veya Kurumca Fiilen ya da Kayden Sigortalı Çalışma Olgusunun Tesbiti Halinde Hak Düşürücü Süreden Söz Edilemeyeceği )
• KURUMA VERİLEN BELGELER ( Belgelerinden Birisinin Dahi Kuruma Verilmiş Olması veya Kurumca Fiilen ya da Kayden Sigortalı Çalışma Olgusunun Tesbiti Halinde Hak Düşürücü Süreden Söz Edilemeyeceği )
506/m.79/1
ÖZET : Davacı, davalı işveren nezdinde çalıştığının tespiti ile işçilik alacaklarının tahsiline karar verilmesini istemiştir. İşverenin, sigortalılara ilişkin hangi belgeleri Kuruma vermesi gerektiği Kanunun 79/1. maddesinde açıkça ifade edildiği üzere yönetmeliğe bırakılmıştır. Atıf yapılan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde, işverence Kuruma verilecek belgeler; işe giriş bildirgesi, aylık sigorta primleri bildirgesi, dönem bordrosu vs. şeklinde sıralanmıştır. Bu belgelerden birisinin dahi Kuruma verilmiş olması veya Kurumca, fiilen ya da kayden sigortalı çalışma olgusunun tesbiti halinde hak düşürücü süreden söz edilemeyecektir.
DAVA : Davacı, davalı işveren nezdinde 1.12.1998-31.5.2004 tarihleri arası çalıştığının tespiti ile işçilik alacaklarının tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Sultan Namazcı tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:
KARAR : Dava, davacının davalıya ait işyerinde hizmet akdine dayalı olarak geçen 01.12.1998-31.05.2004 tarihleri arasında sürekli çalıştığından bildirilmeyen sürelerin tespiti ile işçilik alacaklarının davalı işverenden istemine ilişkindir.
Mahkemece işçilik alacaklarına yönelik talebin kısmen kabulüne, 21.4.200 tarihli işe giriş bildirgesinin verilmesinden önceki süreye yönelik davanın hak düşürücü süreden reddine karar verilmiştir.
Uyuşmazlık; davada hak düşürücü sürenin gerçekleşip gerçekleşmediği noktasında toplanmaktadır.
Çalıştırılanlar, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 3. maddesinde belirtilen istisnalardan olmamak kaydıyla, 2. maddede öngörülen koşulların varlığı halinde kendiliğinden sigortalı sayılırlar.
Sigortalılar ile bunların işverenleri hakkında sigorta hak ve yükümlerinin sigortalının işe alındığı tarihten başlayacağına ilişkin norm, sigortalının kayıt altına alınabilmesi ile sonuç doğurur.
Bildirimsiz geçen çalışmaların tespitine ilişkin dava koşullan 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 79/10. maddesinde tanımlanmıştır. Bunlar; 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalı sayılma, yönetmelikte tespit edilen belgelerinin Kuruma verilmemiş ya da çalışmaların Kurumca saptanamamış olması ile anılan davanın hak düşürücü süre içerisinde açılmış olması şeklinde sıralanabilir.
Sigortalı, bildirimsiz kalan çalışmalarının tespitini hak düşürücü sürenin işlemeye başladığı, hizmetin geçtiği yılın sonundan itibaren beş yıl içerisinde isteyebilir. Hak düşürücü süre, bildirimsiz kalan çalışmalar yönünden öngörülmüştür.
İşverenin, sigortalılara ilişkin hangi belgeleri Kuruma vermesi gerektiği Kanunun 79/1. maddesinde açıkça ifade edildiği üzere yönetmeliğe bırakılmıştır. Atıf yapılan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde, işverence Kuruma verilecek belgeler; işe giriş bildirgesi, aylık sigorta primleri bildirgesi, dönem bordrosu vs. şeklinde sıralanmıştır. Bu belgelerden birisinin dahi Kuruma verilmiş olması veya Kurumca, fiilen ya da kayden sigortalı çalışma olgusunun tesbiti halinde hak düşürücü süreden söz edilemeyecektir.
Kesintili çalışmanın varlığı halinde ise, kesintinin öncesi ve sonrasında oluşacak her çalışma devresi için dava koşullarının varlığı yukarıda belirtilen olgular dikkate alınarak belirlenecektir.
Somut olaya bakıldığında; davalı işveren tarafından çalınmalarının bir bölümünün Kuruma bildirilerek, kayda geçtiği; dosya içeriği ve bordro tanık beyanlarına göre Kuruma bildirilmeyen, iddia konusu devrede aralıksız çalışma olgusunun kanıtlanmış olması karsısında, hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.02.2003 gün ve 2003/21-44-98; 23.06.2004 gün ve 2004/21-369-371 sayılı Kararlarında da bu hususlara değinilmiştir.
Yapılacak iş; Davacının 01.12.1998-31.05.2000 tarihleri arasında çalışmalarının sürekli olduğu ve bu çalışmaların 21.04.2000-31.05.2000 tarihleri arasındaki dönem davalı Kuruma tam olarak bildirildiğinden bu dönemin yeniden tesbitinde hukuki yarar olmadığı gözetilerek 01.12.1998 tarihinden bildirimin yapıldığı 21.04.2000 tarihine kadar tesbite yönelik istemin kabulüne karar verilmesi gerektiği düşünülerek davacının isçilik alacakları bilirkişiye hesaplattırılarak sonuca gitmekten ibarettir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile davanın kısmen kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ : Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacının sair temyiz itirazlarının incelemesine, şimdilik yer almadığına, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 04.06.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.


Hukuk Genel Kurulu E: 1999/21-985, K: 1999/985, Tarih: 24.11.1999

Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenilen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde açılması gerekir.

(506 s. SSK. m. 79/8)

Taraflar arasındaki "hizmet tesbiti" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ekinözü Asliye (İş) Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 11/6/1998 gün ve 1997/70 - 1998/38 sayılı kararın incelenmesi davalı S.S.K. vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 8/12/1998 gün ve 1998/8396-8575 sayılı ilamı ile; (... 506 sayılı Kanunun 79/8. maddesi hükmünce, Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tesbiti istenilen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde açılması gerekir.

Davacının tesbitini istediği çalışmaların 1976-1977 yılları arasında geçtiği, Mahkemeye 1997 yılında başvurulduğu hizmetin geçtiği yılın sonu olan 1977 yılı sonundan, dava tarihine kadar hak düşürücü sürenin fazlasıyla geçtiği, dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.

Öte yandan, davacının aynı işyerinde bu tarihten sonra çalışmasını sürdürmesinin veya 5 yıllık hak düşürücü süre içerisinde tekrar aynı işyerine girerek çalışmasının, hak düşürücü sürenin işlemesine engel olamayacağı ve hak düşürücü sürenin kesilmesi ve durmasının mümkün bulunmadığı hukuksal gerçeği de ortadadır.

Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki olgular nazara alınarak, davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddi gerekirken yazılı biçimde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır.

O halde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli hüküm bozulmalıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davalı S.S.K. vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü.

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Davalı S.S.K. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, 24/11/1999 gününde, oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

UYUŞMAZLIK: Taraflar arasındaki uyuşmazlık sigortalılık süresinin (hizmet akdiyle çalıştığı sürenin) tesbitine ilişkin açılan davada hakdüşürücü sürenin geçip geçmediğine ilişkindir.

Maddi Olay, Yasa Hükümleri, Deliller ve Tartışılması:

Davacı 24/09/1997 tarihli dava dilekçesinde; davalı işveren Belediyeye ait işyerinde 14/04/1976 tarihinde işe başladığı ve sürekli çalıştığı halde işe giriş bildirgesinin 01/03/1977 tarihinde verilmiş olduğunu, Sosyal Sigortalar Kurumu'na bildirilmeyen 14.04.1976-01/03/1977 devresinin tesbitini istemiştir. Davalı Belediyece düzenlenen ve mahkemeye ibraz edilen 15/01/1998 tarihli hizmet belgesinde ise, davacının işçi olarak 13/04/1976 tarihinde sigortalı olarak işe başladığını 28/02/1980 tarihine kadar işçi olarak Belediyede çalıştığı sonradan aynı Belediyede Emekli Sandığı'na tabi memur olarak çalışmasını 15/01/1998 tarihine kadar sürdürdüğü belirtilmiştir.

Öncelikle belirtelim ki 506 sayılı Yasa'nın 6. maddesinin başlığı sigortalılığın başlangıcı ve mecburi oluşu olup bu maddede aynen "Çalışanlar, işe alınmalarıyla kendiliğinden "sigortalı" olurlar. Sigortalılar ile bunların işverenleri hakkında sigorta hak ve yükümleri sigortalının işe alındığı tarihten başlar. Bu suretle sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılmaz ve vazgeçilmez. Sözleşmelere sosyal sigorta yardım ve yükümlerinin azaltmak veya başkasına devretmek yolunda hükümler konulamaz." denilmekte ve sigortalılığın vazgeçilmez feragat edilmez hak olduğu vurgulanmaktadır. Sigortalılığın tesbiti devresi ise kamu düzenine ilişkin olup mahkemece gereği gibi özenle delillerin toplanarak sonuca varılması gerekmektedir. Sigortalılığın tesbiti davalarında hakdüşürücü süreye ilişkin yasal madde ise 506 sayılı Yasa'nın 79/8; maddesi olup maddede aynen "Yönetmelikle tesbit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tesbit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır." Belediyeye ait işyerine 14/04/1976 tarihinde işe girerek 28/02/1980 tarihine kadar sosyal sigortaya tabi işçi statüsünde ve sonradan 15/01/1998 tarihine kadar memur olarak çalıştığı işe giriş bildirgesinin 1/03/1977 tarihinde verildiği ve 01/03/1977 tarihinden 28/2/1980 tarihine kadar da primlerinin Sosyal Sigortalar Kurumu'na ödendiği uyuşmazlık konusu değildir. 29/02/1980 tarihine kadar ki bildirimlerle Sosyal Sigortalar Kurumu davacının işyerinde çalıştığından haberdardır. 506 sayılı Kanun'un 79. maddesine göre noksan bildirilen sürelere ait primleri tahsil etmek hak ve yükümlülüğüne sahip olduğu gibi 506 sayılı Kanunun 140. maddesi uyarınca (506 S.K. 9, 140) idari para cezası uygulamak zorunluluğu da vardır. Kurum'un haberdar olduğu durumlarda hakdüşürücü süre sözkonusu değildir. Zira davacının sigortalılık hizmet süresi 14/04/1976-28/02/1980 devresi arasında geçmiştir. Bu sürenin herhangi bir bölümünde Kurum'un sigortalının çalıştığından haberdar olması yeterlidir. Zira 506 sayılı Kanun'un 79/8. maddesinde hizmetlerin sözcüğü o işyerindeki sigortalı hizmetlerinin bütününü kapsar ve davacının 14/04/1976-28.02.1980 devresinde sürekli çalıştığı da resmi kayıtlarla sabittir. Yasa koyucunun amacı da bu doğrultudadır. Sadece davacının 1976 yılındaki çalışması yönünden konunun düşünülmesi ise sosyal güvenlik hukuku kurallarıyla, yasa koyucunun amacıyla bağdaşmaz. Dairemizin kakarlarındaki görüşte bu doğrultudadır. Davalı Sosyal Sigortalar Kurumu 14/04/1976-28/02/1980 devresi içerisinde sürekli olarak 01/03/1977-28/02/1980 devresindeki bildirimlerle davacının işveren Belediyede çalıştığından haberdardır. Sosyal sigortalar Yasası'nın Kuruma tanıdığı hak ve yükümlülüklerini yerine getirmesi gerekirken özellikle noksan bildirilen sürelerin tesbiti için müfettiş marifetiyle tahkikat yaptırarak prim tahsili ve idari para cezası (506 sayılı Kanun 79, 9, 140) tahakkuk ve tahsili cihetine gitmesi gerekirken bunları yapmadığı ve davacının işyerinde çalışmasından haberdar olduğu halde hakdüşürücü süreden bahsetmeye hak ve yetkisinin bulunmadığı açık ve seçik ortadadır.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme kararının onanması gerekirken Yüksek Özel Daire görüşü doğrultusunda bozma kararı veren çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
Old 14-12-2011, 12:37   #27
avukat443

 
Varsayılan

teşekkür ediyorum cevaplar için. umarım davamız reddedilmez. davalı olarak mirasçıları ve sgk göstereceğiz. tanıklar ve vergi karnesi de delil. vergi karnesinin maliye bakanlığınca verilmiş olması sorunu da mevcut. işveren başka bir kuruma herhangi bir belge vermemiş.
Old Bugün  
Site Mübaşiri

 
 
Web www.turkhukuksitesi.com
 
 
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
itirazın iptali davası, hak düşürücü süre av.naim Meslektaşların Soruları 14 05-07-2011 17:35
Tam Yargı Davası-Hak Düşürücü Süre ve Bir Aile Dramı Av. Can DOĞANEL Meslektaşların Soruları 6 04-04-2010 13:20
hizmet tespiti davası ismail ünlü Meslektaşların Soruları 8 30-05-2009 15:02
Hizmet Tespiti- Alacak Davası av.egemen Meslektaşların Soruları 3 21-02-2007 15:40
Kadastro tespiti-hak düşürücü süre mehmet sirn Meslektaşların Soruları 3 14-11-2006 12:47


THS Sunucusu bu sayfayı 0,24871612 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2013) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.