Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Hayata Kast, Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranış Nedeniyle Boşanma

Yanıt
Old 16-04-2007, 15:33   #1
av.okan yılmaz

 
Varsayılan Hayata Kast, Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranış Nedeniyle Boşanma

GİRİŞ

Anayasamızın ‘Ailenin Korunması’ başlıklı 41.maddesi; ‘Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır. Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar.’ şeklindedir. Anayasamızda da açıkça belirtildiği üzere toplumun temelini aile teşkil etmektedir. Toplumumuzda da aile kutsal kabul edilmekte ve aile kurulması ve kurulan ailenin devamı için büyük bir toplumsal baskı ve yaptım uygulanmaktadır. Bir kızın gelinliği ile çıktığı eve ancak kefeni ile dönebileceği anlayışı da aileye verilen önemden kaynaklanmatadır. Ülkemizin birçok yerinde sadakatsizlik bir ölüm nedeni olarak görülmekte ve töre cinayetleri işlenmektedir. Sosyolojik açıdan büyük öneme sahip aile kurumuna; Anayasamız, kanunlarımız, örf ve adetlerimiz büyük önem vermiştir. Ailenin korunmasını devletin görevleri arasında sayılmış ve bu kurumu azami derecede koruması hedeflemiştir.

Ailenin temeli ise evlilik müessesesi ile atılmaktadır. Evlilik; ayrı cinse mensup kişilerin, tam ve sürekli bir hayat ortaklığı kurmak üzere, hukukun aradığı koşullara uygun olarak[1], birliğinin mutluluğunu sağlama, sadakat gösterme, yardım etme ve her zaman dayanışma içerinde olma, müşterek çocukların bakım ve yetiştirilmesi yükümlülükleri altına girerek müşterek bir yaşam kurmak amacıyla birleşmeleridir. Asolan ve hedeflenen evliliğin devamlılığıdır. Ancak ülkemizin sosyal yapısı dikkate alındığında; görücü usulü, aile baskısı, hatta berdel usulü ile tarafların hiç sevmedikleri ve istemedikleri kişilerle evlenmeye zorlanması, evlenme yaşının küçük olması nedeniyle bireylerin henüz kendi kişilikleri oturmadan ve kendi hayat görüşü şekillenmeden başka biriyle müşterek yaşam kurması, tarafların birbirlerini yeterince tanıma fırsatı olmadan ve evlilik kurumunun anlam ve önemini kavrayamadan evlenmeleri vs. nedenlerle evlilikten beklenen amaç gerçekleşmemekte ve taraflar evlilik birliğine son vermek istemektedir. Tabiî ki tek boşanma nedeni bu saydığımız olaylar değildir. Boşanmaya sebep olan bu olaylar önceden saptanması zor olan ve sosyal şartlara göre değişen sayısız hadiseden oluşmaktadır.[2] Tarafların mizaç ve karakter olarak birbirlerine uyum sağlayamamaları, aralarındaki derin fikir ve düşünce ayrılığı, taraflar arasındaki sevgi ve saygının yok olması, beklentilerin karşılanmamış olması, tarafların kusurlu davranışları vs. nedenlerle de müşterek yaşam çekilmez bir hal alabilmektedir.

Kanunumuzda evliliğin sona erme nedenleri olarak; evliliğin hükümsüzlüğü, ölüm, gaiplik, eşlerden birinin cinsiyet değiştirmesi ve boşanma sayılmıştır. Aile hukukuna egemen olan ilkelerden biride düzenleme serbestîsi olmamasıdır. Bu ilke gereğince; taraflar kanunda sayılmayan bir nedenle boşanamayacaklar, kendi iradeleri ile kanunda sayılmayan bir nedeni boşanma sebebi yapamayacaklar ve mahkeme kararı olmadan boşanamayacaklardır.

MK.nun 161-165 maddeleri arasında özel boşanma nedenleri sayıldıktan sonra bu nedenlere girmese dahi müşterek yaşamın temelden sarsılması ve tarafların artık bir araya gelme ihtimallerinin bulunmaması halinde boşanmayı sağlayacak genel boşanma nedenini 166 maddesinde düzenlemiştir. Bu nedenlerden bir kısmı mutlak boşanma nedeni bir kısmı ise nisbi boşanma nedenidir. Mutlak boşanma nedenleri ile nisbi boşanma nedenleri arasındaki en önemli fark; mutlak boşanma nedeninin gerçekleşmesi halinde ayrıca evlilik birliğinin temelden sarsılıp sarsılmadığının ve müşterek yaşamın devamının taraflardan beklenip beklenemeyeceği hususları araştırılmaksızın boşanma kararı verilebilmesidir.

Bu yazımızda özel ve mutlak boşanma nedenlerinden olan ve MK.162.maddede düzenlenen hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış nedeniyle boşanma üzerinde durulacaktır.

I- YASAL DÜZENLEME

A- ESKİ MEDENİ KANUNUN MEHAZI İSVİÇRE MEDENİ KANUNUN 138 NCİ MADDE METNİ: Eşlerden biridiğerinin hayatına kasteder veyahut kendisine pek fena muamelede bulunur veya haysiyetini ağır surette rencide ederse diğer taraf boşanma davasında bulunabilir.

Mağdurun boşanma sebebine ittilaından itibaren altı ay ve her halde sebebin vukuu tarihinden itibaren beş sene geçmekle dava müruru zamana uğrar.

Kusurlu eşini affeden karı yada kocanın dava hakkı yoktur. [3]

B- MÜLGA 743 SAYILI TÜRK KANUNU MEDENİSİ METNİ (MD.130) : Karı kocadan her biri, diğeri tarafından hayatına kasdedilmesi veya kendisine pek fena muamelede bulunulması sebebiyle boşanma davası ikame edebilir.

Davaya hakkı olan karı veya kocanın, sebebine muttali olduğu günden itibaren altı ay ve her halde mezkur sebebin vukuundan beş sene geçmesiyle boşanma davası sakıt olur.

Af halinde dava mesmu olmaz.

C- YÜRÜRLÜKTE BULUNAN 4721 SAYILI TÜRK MEDENİ KANUNU METNİ (MD.162):Eşlerden her biri diğeri tarafından hayatına kastedilmesi veya kendisine pek kötü davranılması ya da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunulması sebebiyle boşanma davası açabilir.

Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her halde bu sebebin doğumunun üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.

Affeden tarafın dava hakkı yoktur.

D- 4721 SAYILI TÜRK MEDENİ KANUNU 162 NCİ MADDESİNİN GEREKÇESİ:

Yürürlükten kaldırılan Kanunun 130 uncu maddesini karşılamaktadır.

Yürürlülükten kaldırılan kanunda ‘cana kast’ ve pek fena muameleler boşanma sebebi olarak öngörülmüştür. Oysa uygulamada ve özellikle Yargıtay içtihatlarında eşlerden birinin diğerine karşı ‘onur kırıcı davranışta bulunması’ da boşanma sebebi sayılmaktadır. Maddeye ‘onur kırıcı davranışta bulunma sebebi de ve öylece ‘hayata kast’, ‘pek kötü davranış’ ve ‘onur kırıcı davranış’ olmak üzere madde üç boşanma sebebini kapsayacak hale getirilmiştir.

Maddenin ikinci ve üçüncü fıkraları sadeleştirilmek suretiyle yeniden kaleme alınmıştır.[4]

E. DEĞİŞİKLİĞİN DEĞERLENDİRMESİ

Mehaz İsviçre Medeni Kanununun 138 maddesi, bizim şimdiki 162 nci maddemizdeki gibi 3 ayrı boşanma nedeni düzenlemiştir. Ancak mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi yasalaştırılırken ‘onur kırıcı davranış’ boşanma nedeni olarak 130 madde kapsamında değerlendirilmemiştir. Eski Medeni Kanundaki düzenleme ile ‘onur kırıcı davranış’ özel boşanma nedeni değildir ve boşanmaya karar verilebilmesi için sadece eylemin varlığı yeterli olmayıp ayrıca bu eylem nedeniyle müşterek hayatın çekilmez bir hal alması ve açılan davada kusur durumunun incelenmesi gerekecektir. Oysa Yargıtay İçtihatlarında ‘onur kırıcı davranış’ fena muamele kapsamında değerlendirilmiş ve 130 uncu madde kapsamına dâhil edilmiştir. Yeni Medeni Kanunun gerekçesinde, daha önce yasada (Eski MK) bulunmamasına karşın Yargısal İçtihatlarda onur kırıcı davranışın boşanma nedeni olarak sayıldığı belirtilmekte, açıkça ifade edilmese de, metnin kapsamının bu nedenle genişletildiği anlaşılmaktadır.[5] Kanun koyucuyu bu değişikliğe iten Yargıtay kararlarına örnek olarak aşağıdakiler gösterilebilir;

‘ Dinlenen davacı tanıkları davalının eşine karşı muhtelif yer ve zamanlarda devamlı olarak ‘Pezevenk, alman domuzu, senin gibi kocam yok’ şeklinde hakaret ettiğini ifade etmişlerdir. Bu durumda koca bakımından evlilik birliği, müşterek hayatı sürdürme, kendisinden beklenemeyecek biçimde temelden sarsılmıştır. O halde mahkeme tarafından boşanmaya karar verilmesi (gerekir).’[6]

‘ Toplanan delillerden, davalının davacı kocasına kavat, pezevenk, senden iğreniyorum diye ağır hakaret edip onurunu kırdığı gerçekleşmiştir. Davacının bu eylemi sebebi ile aile birliğinin koca açısından çekilebilirliğinden söz edilemez. Bu itibarla boşanmaya karar verilmesi (gerekir).’[7]

‘ Davalının, başkalarının yanında, kocası hakkında (bizim hayvan, bizim öküz, domuz, hayvan, geri zekalı, saf, pısırık, geri kafalı) gibi sözler sarf ettiği ve bu suretle davacıyı incitip küçülttüğü gerçekleşmiştir. Bu durumda davacı açısından ortak yaşam çekilmez bir hal aldığından boşanmaya karar verilmesi (gerekir).’ [8]

‘ Şeref ve haysiyete yönelik ağır hakaretler pek fena muamele sayılır’ [9]

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu 162 nci maddesi ile Mehaz İsviçre Medeni Kanunu ve Yargıtay kararları ile uyum sağlanmış ve ‘onur kırıcı davranış’ maddeye bir boşanma sebebi olarak eklenmiştir. Onur kırıcı davranış nedeniyle boşanma sebebi hukukumuza kanun hükmü olarak ilk defa dâhil edilmiştir.[10] TMK.md.162 içerinde ‘hayata kast’, ‘pek fena muamele’ ve ‘onur kırıcı davranış’ olmak üzere 3 ayrı boşanma sebebi vardır. Yazımızda bu sebepler tek tek incelenecektir.

II- MEDENİ KANUN’UN 162 NCİ MADDESİNDE DÜZENLENEN BOŞANMA NEDENLERİN İNCELENMESİ

A-HAYATA KAST

Mülga 743 sayılı kanundaki ‘cana kast’ ibaresi yeni kanunların herkes tarafından anlaşılması düşüncesi ile sadeleştirilmiş ve ‘hayata kast’ olarak değiştirilmiştir. Aslında bu değişiklik yapılmasa dahi madde metni zaten anlaşılabilecek bir yapıya sahipti.

Kast; ‘kanunun suç saydığı bir eylemi ve onu meydana getirecek hareketin sonuçlarını bilerek ve isteyerek işleme iradesi’[11] anlamına gelmektedir. ‘hayata kast’ ise bir eşin diğer eşin hayatına, sonuçlarını bilerek ve isteyerek kanunun yasakladığı şekilde son vermek için giriştiği eylemidir. Hemen belirtmek gerekir ki Kanun koyucu, bu hükümle neticesi alınamayan olayları boşanma sebebi saymış, böylece kastı cezalandırmıştır.[12] Örneğin, eşini öldürmek üzere tabancayla ateş edilmesi, fakat eşe isabet ettirilememesi; eşin tabağına çok güçlü bir zehir konulması, fakat eşten önce bir kedinin veya köpeğin tabaktaki yemeği yiyip bitirmesi ve anında ölmesi[13]; intihar vasıtaları temin etmek suretiyle, diğer eşi(n) intihara teşvik (edilmesi)[14] gibi durumlarda hayata kast vardır. Bunun yanında henüz diğer eşin hayatına yönelik fiili bir saldırı olmasa dahi bu yönde ciddi hazırlıkların varlığı halinde de hayata kastın varlığının kabul edilebileceğini savunan görüşlerde vardır.

Kanun tarafından yasaklanan ve cezalandırılan her durumda Hayata kasttan bahsetmek mümkün değildir. Hayata kastın varlığından söz edebilmek için eylemin öldürme niyeti ve kastı ile yapılması gerekmektedir. Bu nedenle de; ihmal, tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu yapılan eylemler Ceza Hukuku gereğince cezalandırılsa dahi Boşanma Hukuka anlamında ‘hayata kast’ kapsamında bir boşanma nedeni olmayacaktır. Örneğin; havagazı musluğunun dalgınlıkla açık bırakılmış olması[15]veya dikkatsiz otomobil kullandığı için ağır bir trafik kazasına ve yanında seyahat eden eşinin ağır yaralanarak komada kalmasına ve ölümden dönmesine yol açan eş, cana(hayata) kast eylemini işlemiş sayılmaz.[16]Ancak aynı eylem ceza kanunu kapsamında (Eski TCK.m.459 Yeni TCK.m.89) suçtur ve hapis cezası vardır.

Hayata kastın varlığından söz edebilmek için bu eylemin mutlaka diğer eşe yönelik olması gerekmektedir. Bu nedenle, eş dışındaki kişilere (örn. Eşin anne, baba veya kardeşlerine) yönelen eylemler 162 nci madde kapsamında değil, ‘suç işleme’ (Yeni MK.m.163, Eski MK.m.131) veya genel geçimsizlik sebebi (Yeni MK.m.166, Eski MK.m.134) çerçevesinde düşünülmelidir.[17]

Hayata yönelen kast eyleminin bizzat eşler tarafından yapılması şart değildir. Onun (eşin) telkin ve teşviki veya azmettirmesi ile, başkalarının yaptığı eylemlerde, cana kast kapsamının içine girdiği takdirde boşanma sebebi gerçekleşmiş olur.[18]

Hayatına kastedilen eşin ölmemiş olması şarttır. Çünkü ölümle, evlilik birliği kendiliğinden sona ermektedir. Bu nedenle de boşanma sebebi olarak hayata kast, teşebbüs aşamasında kalmış olan eylemlerdir. Ancak hemen belirtmek gerekir ki; eylemin tam ya da eksik teşebbüs aşamasında kalmış olması sadece ceza hukuku bakımından önem taşımaktadır. Boşanma hukuku açısından bunun bir önemi olmayıp sadece eylemin varlığı boşanma için yeterli olmaktadır. Örneğin; koca evin tabanına, karısının ölümünü sağlayacak biçimde elektrik akımı vermiş, sonucu ümitle beklemekte iken, kadın eve geldiğinde, kesilen şehir cereyanı yüzünden, ölüm olayı gerçekleşmemiştir.[19]Bu olay ceza hukuku açısından eksik teşebbüs olmasına rağmen boşanma hukuku açısından 162 madde kapsamında bir boşanma nedenidir.

Hayata kastın boşanma nedeni olarak kabul edilebilmesi için kovuşturmanın yapılıp yapılmamasının bir önemi yoktur.[20]Eşler hayatlarını tehlikeye düşürecek eylem nedeniyle şikâyette bulunmamış dahi olsa affetmemek kaydıyla bu eylemi bir boşanma nedeni olarak kullanma imkâna sahiptir.

Öldürme kastının planlanmış bir eylemle veya ani bir hareketle ortaya çıkması da madde açısından fark yaratmaz.[21]

İntihara teşvik, ancak teşvik eden eşin gerekli araçları teşvik edilen eşe vermesi halinde hayata kast sayılmaktadır.[22]

Kullanılan aracın ille de eşin yaşamına son vermeye elverişli olmasına gerek yoktur. Burada önemli olan husus aracın amacı gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceği değil, eşin diğer eşi öldürmeyi amaçlamış olmasıdır. Bu amacın ispatlanması boşanmayı sağlamak için yeterlidir. Örneğin zehirli sanılarak zararsız yılanın eşin yatağına konulması, zehir sanılarak zararsız bir gıdanın eşin yemeğine konulmasında da araç elverişsizse de hayata kast boşanma nedenini oluşturur.[23]

Eşin hayatına kasteden kişinin kendisinin de ölmek istemiş olması, örneğin evin kapısını kendisinin ve eşinin üzerine kapatıp evi ateşe vermesi, havagazı musluğunu açması kusursunu ortadan kaldırmaz; zira her hayat birbirinden bağımsız ve kutsaldır.[24]

Bir eylemin cana kast sayılabilmesi için, bu eylemi işleyen eşin kusurlu olması gerekir; dolayısıyla akıl hastası ya da ayımdım gücünden yoksun eşin, diğer eşi öldürmeye kalkışması durumunda hayata kasttan söz edilemez.[25]Bu durumda ancak 165 madde deki akıl hastalığı özel nedenine veya 166 madde genel boşanma nedenlerine dayanılabilir.

Bir eşin diğer eşi sürekli olarak ölümle tehdit etmesi halinde durum ne olacaktır? Bu tehditten korkan eşin artık ortak yaşamı devam ettirme imkânının ortadan kalkması ve artık bu eşin müşterek yaşama zorlanamayacağı hususları dikkate alınarak, eğer ciddi bir korku ve paniğe sebep olmuşsa bu tehditte 162 madde kapsamında değerlendirilmesidir. Ancak; eşlerin birbirlerine yönelik öldürme tehditlerinin, başka hareketlerle desteklenmedikçe, hayata kast sayılmayacağı öğretide genel kabul gören bir görüştür.[26]

Ancak Yargıtay ‘Evlenmeden önce kendisi ile metres hayatı yaşadığını başkalarına anlatan kocasını silah çekerek ölümle tehdit eden kadının kusuru, kocaya göre daha hafiftir. daha fazla kusurlu kocanın açtığı boşanma davasının reddi isabetlidir.’[27]demek suretiyle ölümle tehdit halinde kusur değerlendirmesine girmiştir. Oysa hayata kastın mutlak boşanma sebebi olması nedeniyle kusur araştırmasının yapılmaması gerekmektedir. Dolayısıyla bu karardan Yargıtay’ın tehdidi 162 madde anlamında boşanma nedeni olarak kabul etmediği sonucu çıkmaktadır.

Hayata kast mutlak boşanma sebepleri arasında yer almakta olup, hâkimin takdir yetkisini ortadan kaldırmaktadır. Hayata kastı ortaya çıkaran eylemlerin ispat edilmesi halinde hâkim, bu olgunun evlilik birliğini ne ölçüde etkilediği sorunu üzerinde durmaksızın boşanmaya karar verecektir.[28]

Hayata kasta dayalı boşanma davalarında hakime kusur kıyaslaması yapma yetkisi tanınmamıştır. Şu halde, davalının hayata kast eden nitelikteki eyleminin kanıtlanması varsayımında, artık davacının kusurlu olup olmadığı veya kusurlu ise bunun derecesinin ne olduğu meselesi üzerinde muhakeme yapılmayacaktır. Zira evlilik birliğini zedeleyen hiçbir eylem veya kusurlu hareket, insanın yaşama hakkına yönelik bir saldırıya kıyaslanamaz[29]

B-PEK KÖTÜ DAVRANIŞ

Pek fena muamele (davranış), eşe eziyet veren, acı çektiren, bedeni ve ruhsal sağlığını bozan davranışlardır.[30]MK. Değişikliğinden önce ‘ağır surette onur kırıcı davranış’ bir boşanma nedeni olarak Eski MK. 138 nci madde kapsamında sayılmadığından bazı yazarlar pek fena muameleyi ‘zulüm ve işkence’ - ‘namus ve şerefi ihlal’ olmak üzere iki ana başlık altında incelemekte idi. Ancak değişiklik ile ikili bir ayrım yapmaya ihtiyaç kalmadığı kanaatindeyim.

Pek kötü davranıştan söz edebilmek için eylemin;
a)Bilinçli ve isteyerek işlenmiş olması
b)Diğer eşe yönelik olması
c)Niteliği itibariyle eşe acı veren, eziyet çektiren ve beden ve ruh yapısı üzerinde tahrip edici olması gerekmektedir.

Pek kötü davranışa örnek olarak doktrinde;Eşini dövme, mahzene(veya odaya) kapatma, soğuk taş üzerinde çıplak ve aç bırakma, işkence etme,[31]aşırı derecede cinsi münasebette bulunma,[32] bilerek bulaşıcı hastalık bulaştırma, elektrik şoku uygulama[33], gibi örnekler verilmiştir.

Hangi eylemlerin pek kötü davranış sayılacağının önceden tek tek sayılması mümkün değildir; her somut olayda hâkim takdir edecektir.[34] Hâkim, hangi davranışların ‘pek kötü’ sayılacağını takdir ederken eşlerin eğitim, kültür ve sosyal özelliklerinin yanı sıra yaşadıkları çevrenin toplumsal yapısına göre bir değerlendirmeye gidecektir. [35]

Yine bu değerlendirme; toplumun genel kanaatlerine göre değil, pek kötü davranışa maruz kalan eşin durumuna göre değerlendirme yapılacaktır.

Bazı yazarlar bir davranışın pek kötü davranış olarak nitelendirebilmesi için objektif ve sübjektif ölçütlerin gerçekleşmesi şartını aramaktadırlar.

Objektif olarak fiilin basit bir fiilden daha ağır, mesela vücut tamamiyetine yönelmiş veya sıhhati ihlal edici mahiyette olması gerekir. Hafif yaralamalar, tokat atmak, bazen dövmek, objektif açıdan pek fena(kötü) muamele(davranış) kavramına dâhil olmayabilir, fakat bu tip hareketler tekrarlanır ve karşı tarafta bir korku yaratırsa, pek fena(kötü) muamele(davranış) kavramına dahil olur.[36]

Davranışın bir kez veya birden fazla gerçekleşmiş olması tek başına bir ölçü oluşturmaz. Yasa kötü davranış değil, ‘pek kötü’ davranıştan söz etmiştir. Örneğin eşe yönelik tokat atma veya hafif yaralama biçimindeki eylemlerde kötüdür ancak burada yasanın aradığı yoğunluk yoktur.[37] Dolayısıyla genel geçimsizlik nedeni olabilecek bir eylemdir; ancak madde 162 kapsamında değildir.[38] Ancak Yargıtay bir kararında ‘ Davalı eşi olan davacıya müessir fiilde bulunmaktan mahkûm olmuştur. Dövme olayının fena muamele olduğu ve medeni kanunun 130/1 ( yeni medeni kanun 162 md.) maddesi hükmü uyarınca boşanma kararı verilmesi için bir defa yapılmasının yeterli olduğu düşünülmeden, davanın reddi doğru bulunmamıştır’[39]demek sureti ile sadece eylemin varlığını yeterli bulmuş, ağırlığına veya hafifliğine bakmadan tek seferlik bir müessir fiili madde kapsamında değerlendirmiştir.

Sübjektif yönden bir fiilin pek fena(kötü) muamele(davranış) sayılıp sayılmayacağı tespit edilirken ise, durumun söz konusu muameleye uğrayan eş açısından ne şekilde değerlendirileceği göz önünde tutulur. Bu değerlendirmede eşlerin özel durumları, kültür seviyeleri, karakterleri önemli rol oynar. Böyle olunca da aynı fiil, bazı kimseler açısından pek fena muamele sayılır, bazı kimseler açısından sayılmaz. Eşin yapılan muamele sonucu evlilik birliği ile ilgili hisleri yönünden, artık evlilik birliğini devam ettiremeyecek duruma düşmüş olup olmadığına bakılır; o eşten, o evlilik birliğini o şartlar altında devam ettirmesi artık beklenemeyecekse yapılan fiil sübjektif açıdan da ‘pek fena muamele’ kavramına girer.[40]

Pek kötü davranışın oluşabilmesi ve dava açılabilmesi için bu davranışın kasten yani yapılaması gerekmektedir. Yani bu dava kusura dayalı bir davadır. Bu nedenle de davranışı gerçekleştiren eşin akıl hastası veya ayırdım gücünden yoksun olması halinde 162 madde kapsamında dava açılması mümkün değildir.

Eşin eylemi bizzat ifa etmemesi fakat başkaları aracılığı ile (örneğin tutacağı adamlara veya akrabalarına eşine dövdürmesi) yaptırması halinde ne olacaktır? Burada pek kötü davranışın bizzat diğer eş tarafından yapılma şartı yoktur, eşlerden birine kasıtlı olarak ifa edilmesi yeterlidir. Yani burada önemli olan eşlerden birinin pek kötü davranışa maruz kalmasıdır. Bu nedenle de azmettiren eşinde 162 madde kapsamında değerlendirilmesi gerekir.

Eşin akrabalarının pek kötü davranışa maruz kalmaları 162 madde kapsamında değerlendirilemez. Kötü davranışa bizzat eşin maruz kalması şarttır.

C-AĞIR SURETTE ONUR KIRICI DAVRANIŞ

Daha önce kanunumuzda özel boşanma nedenleri arasında sayılmayan ve genel boşanma nedenleri arasında değerlendirilen ‘ağır surette onur kırıcı davranış’ Medeni Kanunumuzda yapılan değişiklik ile MK. Md. 162 kapsamına dâhil edilmiştir. Bu değişiklik Mehaz İsviçre Medeni Kanununa ve değişiklikten önceki Yargıtay uygulamalarına paralel olmuştur. Her ne kadar Eski Medeni Kanunda ‘Ağır surette onur kırıcı davranış’ özel boşanma nedeni olarak düzenlenmemiş ise de Yargıtay birçok kararında bu tür eylemleri 130 madde (yeni MK.162) kapsamında değerlendirmekte idi.

Bu değişiklik ile ‘ağır surette onur kırıcı davranış’ mutlak boşanma nedeni haline gelmiş ve sadece davranışın ispatı ile kusur değerlendirmesi yapılmadan boşanma imkânı sağlamıştır.

Onur kelimesinin aslı Arapça olup şeref kelimesinin karşılığı olarak kullanılmaktadır. Türkçemiz de Onur; İnsanın, kendi değerine olan saygı, haysiyet, İç değer, şeref[41] anlamlarına gelmektedir. Onur (şeref, haysiyet); insanın bir özne olarak doğuştan sahip olduğu temel değerdir.[42] Bu nedenle de her birey, doğuşta bu hakka sahiptir ve bu hakkını herkese karşı ileri sürebilir. Bu temel hakkın korunması devletinde başlıca görevleri arasında sayılmış ve Anayasamızın başlangıç hükmünde ‘… Her Türk vatandaşının bu Anayasadaki temel hak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak milli kültür, medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme ve maddi ve manevi varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu….’ Belirtilerek her Türk vatandaşının onurlu bir yaşam hakkı olduğu açıkça vurgulanmıştır. Eşlerde birbirlerinin ‘onurlu yaşam sürme haklarına’ saygı göstermek ve bu hakkın ihlali niteliğindeki davranışlardan kaçınmak zorundadırlar.

Medeni kanunumuzun 185 nci maddesi ile eşlere; birliğin mutluluğunu elbirliğiyle sağlama yükümlülüğü yüklenmiştir. Müşterek hayatın ve mutluluğun temeli ise; eşlerin birbirlerinin kişilik değerlerine ve onurlarına saygı duymalarından geçmektedir. Sevgi ve saygının yok olduğu bir evliliğin devam etmesi mümkün değildir. Bu nedenlede kanun koyucu
Ağır derecede onuru kırılan eşe müşterek yaşama son verme yani boşanma imkânı tanımıştır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta MK.162 madde de düzenlenen boşanma nedeninin ‘onur kırıcı davranış’ değil ‘ağır surette onur kırıcı davranış’ olmasıdır. Yasa koyucu bu hüküm ile mutlak boşanma nedeni olan onur kırıcı davranışın ağır olması şartını getirmiştir. Ağır olmayan onur kırıcı davranış ise MK.166 madde kapsamında genel boşanma nedeni oluşturmaktadır.

Bir davranışın ‘ağır surette onur kırıcı davranış’ olarak nitelendirilebilmesi için;

a) Ağır surette onur kırıcı davranış, eşin şeref ve haysiyetine yönelik olmalıdır.[43] Eylemin söz veya yazı ile yapılmış olması önemli değildir.[44]

b) Eylemin Türk Ceza Kanununda düzenlenen hakaret ve sövme (TCK. md.125) suçlarının tüm unsurlarını taşıması, başka anlatımla, ceza hukuku bakımından suç oluşturması zorunlu değildir.[45] Ancak; boşanma davasında talebin dayandırıldığı maddi vakıanın aynı zamanda ceza davasına konu yapılması ve bununda delil olarak gösterilmesi halinde ceza davasının sonucunun beklenmesi gerek[46]ecektir. Ceza Mahkemesince, aynı zamanda boşanma nedeni olan bir suçtan dolayı verilen mahkûmiyet kararında belirlenen maddi olgu ( olay ), boşanma davasında hukuk hâkimini bağlar ve başka bir kanıt aramadan boşanmaya karar vermesi gerekir.[47]

c) Davranışın kasıtlı olması ve tahkir (Hareket etmek, hor görmek, küçük görmek, aşağı ve alçak addetmek)[48] niyetiyle yapılması gerekmektedir. Eşin kızgınlıkla gösterdiği tepki (incitici söz), eleştiri veya şaka amacıyla söylenen sözler, ya da isabetsiz (abartılı) benzetmeler onur kırıcı nitelikte ( MK.162 anlamında) olmayabilir; başka anlatımla, işlenen fiil dış ağılamada kırıcı nitelik gösterse bile, asıl olan şeref ve haysiyete kasıtlı bir saldırının olup olmadığını tespit etmektir.[49]

d) Eleştiri, şaka, takılma gibi tolerans sınırını aşan birçok davranış objektif veya sübjektif açıdan onur zedeleyici bir görünüm arzetse de, bu durum, 162 nci madde açısından yeterli bir sebep sayılmaz. Yasa koyucu ‘ağır derecede’ onur kırıcı davranışı boşanma sebebi saydığına göre, eylemin bu ölçüde olup olmadığının özel bir dikkatle tartılması gerekir. Örneğin Yargıtay kararlarında; davalının pazarda kocasına –idamdan döndün, ama seni oğluma öldürteceğim, şerefsiz, namussuz-; yine davalının konsoloslukta eşine – oruspu, ibne çocuğu, namussuz,- şeklinde sözler sarf etmesini ağır derecede onur kırıcı davranışlar olarak kabul etmiştir.[50]

Eylemin onur kırıcı nitelikte olup olmadığı hâkim tarafından takdir edilecektir; burada eylemin gerçekleşme yeri, zamanı, eşlerin ve bulundukları çevre/yer/toplumun sosyal ve kültürel düzeylerinin (inanç ve gelenekleri) birlikte değerlendirilmesi gerekir.[51]

Ağır derecede onur kırıcı davranışı tespit eden hakim; kusur incelemesi yapmaksızın ve evlilik birliliğin temelden sarsılıp sarsılmadığı hususunda ayrıca bir araştırma yakmaksızın boşanmaya karar verecektir.

e) Davranışın kasıtlı yapılaması ve tahkir niyeti arandığından, davranışta bulunan eşin kusur ehliyetine yani ayırt etme yeteneğine haiz olması gerekmektedir.

III- DAVA HAKKININ DÜŞMESİ

A-SÜRENİN GEÇMESİ

MK.162 madde de öngörülen her üç boşanma nedenine dayanarak dava açmaya hakkı olan eşin; boşanma sebebini öğrenmesinden itibaren altı ay ve her halde bu sebebin doğumunun üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.

Bu süre hak düşürücü nitelikte olup, açılan davaya hâkim öncelikle ve re’sen davanın süresinde açılıp açılmadığını araştırmak zorundadır.

Hayata kast, pek kötü davranış, ağır derecede onur kırıcı davranış niteliğindeki eylemler hakkında ceza kovuşturması açılması veya açılmış bulunan bir ceza davasının sürüyor olması, yasadaki altı aylık sürenin başlamasını durduran bir neden değildir.[52]

B – AF

MK.162/son fıkrası ‘Affeden tarafın dava hakkı yoktur’ şeklindedir. Af ile madde de sayılan davranışların hukuki yaptırımı olan boşanma sonucuna ulaşma imkânı ortadan kalkmaktadır. Af; tek taraflı, şekle ve kabule tabi olmayan, şahsa sıkı sıkıya bağlı bir haktır. Af iradesinin geçerli olabilmesi için hata, hile, tehdit, aldatma gibi irade sakatlıklarının bulunmaması gerekmektedir.

Af açıkça yapılabileceği gibi zımnen de yapılabilir.

Bir eşin diğer eşe önceden sen benim hayatıma kast edebilir, pek kötü davranışta bulunabilir ve ağır surette onurumu kırabilirsin şeklinde vereceği muvafakat geçerli olmayacaktır. Yeni Medeni kanunumuzun 23 ncü maddesi ‘kimse özgürlüklerinden vazgeçemez veya onları hukuka ya da ahlaka aykırı olarak sınırlayamaz’ demek suretiyle kişilik haklarından feragatin geçersiz olacağını açıkça düzenlemiştir.

Davada taraflar iddialarını ispatla mükellef olduklarından, ‘af’ iddiasını ispat yükü iddia eden tarafa aittir. Ancak af, aynı zamanda bir itiraz niteliğinde olduğundan davalı tarafından açıkça ileri sürülmese de, delillerden bu hususun anlaşılması halinde, hâkim tarafından re’sen nazara alınmalıdır.[53]

Yapılan ceza kovuşturmasından veya açılmış bulunan ceza davasında şikâyetten vazgeçen eş affetmiş sayılacak ve 162 madde kapsamında dava açabilecek midir? Yargıtay tek başına şahsi ceza davasından vazgeçmesini, eşin cezadan kurtulmasına yönelik olduğu ve eşi affetmiş sayılmayacağı, bu nedenle de boşanma davasını açabileceği yönünde karar vermiştir.[54] Ancak başka bir kararında; "şu anda sanıkla barıştım, dava ve şikayetimden vazgeçiyorum" şeklindeki beyanı ceza davasındaki şikayetten vazgeçme yanında, boşanma nedeni yapılan davranışından ötürü eşini affettiği ve boşanma nedeninin ortadan kalktığı şeklinde değerlendirmiştir.[55]

SONUÇ

Yeni Medeni Kanunun 162 maddesine mehaz İsviçre Medeni Kanunu ve değişiklikten önce Yargıtay Kararlarında ‘ağır hakaret’ olarak nitelendirilen ve eski medeni kanun 130 ncü madde kapsamında bir boşanma değerlendirilen ‘ağır surette onur kırıcı davranış’ nedeninin eklenmesi kanun ile uygulamanın bütünleşmesini sağlamıştır.

MK.162 madde de sayılan her üç boşanma nedeni de mutlak boşanma nedenidir. 162 nci maddenin mutlak boşanma nedeni olması hasebiyle açılan davada hâkim öncelikle davayı süre ve af yönüyle değerlendirecek ve daha sonra sadece davacının ‘hayata kast, pek kötü davranış veya ağır surette onur kırıcı davranışın’ varlığını ispatlaması halinde; kusur kıyaslaması yapmadan ve müşterek yaşamın temelden sarsılıp sarsılmadığı hususunda ayrıca bir araştırma yapmaksızın boşanmaya karar verecektir. Buda davacıya ispat kolaylığı tanımaktadır.

MK.162 nci maddedeki boşanma nedenlerine dayalı olarak eşin genel boşanma sebebine dayanmasına hiçbir engel yoktur. Yani bu üç davranış için eş isterse özel boşanma nedenine dayalı olarak, isterse MK.166 maddesi kapsamında genel boşanma nedenine dayanarak veya hem 162 nci madde hem de 166 ncı maddeye birlikte dayanarak dava açabilir. Özel boşanma nedenine ( Md.162 ) ya da genel boşanma ( Md.166 ) dayanılması halindeki farklar şunlardır;

Sadece 162 madde kapsamında dava açılması halinde hakim, madde kapsamındaki boşanma nedenlerinin gerçekleşip gerçekleşmediğinin ispatlanmasına bakacaktır. Bu davada ayrıca; kusur kıyaslaması yapamayacak ve evlilik birliğinin temelden sarsılıp sarsılmadığı konusunda ayrıca bir inceleme yapmayacaktır.

166 ncı madde kapsamında dava açıldığında hakim; tarafların kusur değerlendirmesini yapacak, kimsenin kendi kusuruna dayalı olarak çıkar elde edemeyeceği temel prensibinden hareketle davacının kusurlu olması halinde davasını red edebilecek veya davalının bu yöndeki iddiasının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup olmadığını araştırmak zorunda kalabilecektir. Bu halde sadece davranışın varlığını ispat yeterli olmayacak ve davacının ayrıca evlilik birliğinin temelden sarsıldığını ve artık tarafların bir araya gelerek bu evliliği devam ettirme ihtimallerinin ortadan kalktığını da ispatlaması gerekecektir.




KAYNAKÇA

1- ÖZTAN, Bilge: Medeni Hukuk’un Temel Kavramları, Ankara 1998

2- ÖZTAN, Bilge: Aile Hukuku, Ankara 1979

3- FEYZİOĞLU, F.N.: Aile Hukuku, 3.Baskı, İstanbul 1986

4- ŞAHAN, Gökhan: Ahudergi, Yıl 1, Sayı 3

5-TUTUMLU, M.AKİF: Evliliğin Butlanı Boşanma Ayrılık Sebepleri ve Boşanmanın Hukuki Sonuçları, Ankara 2002

6- KAÇAK, Nazif: Boşanma Nafaka mal Rejimleri Velayet, Ankara 2004

7- İNAL, Nihat: Boşanma Nafaka Eşya Nişanlanma Davaları, Ankara 1998

8- İNAL, Nihat: Nafaka Boşanma, Ankara 1971

9- AKINTÜRK, Turgut: Aile Hukuku, Ankara 1996

10- ZEVKLİLER, Aydın/HAVUTÇU Ayşe: Medeni Hukuk (Temel Bilgiler), Ankara 2003

11- ARSLAN, Yusuf; Bütün Yönleriyle Boşanma Davaları, Ankara 1970

12-ŞENER, Esat: Türk Medeni Kanunu, Cilt 1, Ankara 1998

13-ZEVKLİLER, Aydın/ACARBEY, M.Beşir/GÖKYAYLA, K.Emre: Medeni Hukuk, Ankara 2000



























[1] ÖZTAN, Bilge: Medeni Hukuk’un Temel Kavramları, Ankara 1998, sy.347 (Medeni)


[2] FEYZİOĞLU, F.N.: Aile Hukuku, İstanbul 1986, sy.301; ŞAHAN, Gökhan: Ahudergi, Yıl 1, Sayı 3, sy.15;


[3] TUTUMLU, M.Akif: Evliliğin Butlanı Boşanma Ayrılık Sebepleri ve Boşanmanın Hukuki Sonuçları, Ankara 2002, sy.163


[4] TUTUMLU, sy.162 ; KAÇAK, Nazif: Boşanma Nafaka mal Rejimleri Velayet, Ankara 2004, sy.55

[5] TUTUMLU, sy.164


[6] Y.2.HD. 15.12.1992, E.1992/11135, K.1992/12626; TUTUMLU, sy.164; KAÇAK,sy.56


[7] Y.2.HD. 5.6.1986, E.1986/5648, K.1986/5857; TUTUMLU, sy.164; KAÇAK,sy.56


[8] Y.2.HD. 10.4.1986, E.1986/3061, K.1986/3834; TUTUMLU, sy.164; KAÇAK,sy.56

[9] Y.2.HD. 29.9.1988, E.1988/7363, K.1988/8606; KAÇAK,sy.56

[10] KAÇAK,sy.56

[11] Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programları/sözlük

[12] ŞENER, Esat:Türk Medeni Kanunu, c.1,sy.372


[13] ZEVKLİLER, Aydın/HAVUTÇU Ayşe: Medeni Hukuk (Temel Bilgiler), Ankara 2003, sy.272


[14] İNAL, Nihat: Boşanma Nafaka Eşya Nişanlanma Davaları, Ankara 1998, sy.117(Boşanma); İNAL, Nihat: Nafaka Boşanma, Ankara 1971, sy.304 (Nafaka)


[15] AKINTÜRK, Turgut: Aile Hukuku,sy.215


[16] ZEVKLİLER/HAVUTÇU, sy.272

[17] TUTUMLU, sy.165

[18] ŞENER, c.1,sy.372

[19] ŞENER, c.1,sy.371


[20] ŞENER, c.1,sy.371; KAÇAK,sy.57

[21] TUTUMLU, sy.165; KAÇAK,sy.57


[22] TUTUMLU, sy.165; İNAL, Boşanma, sy.117

[23] KAÇAK,sy.57

[24] TUTUMLU, sy.165

[25] ZEVKLİLER/HAVUTÇU, sy.272

[26] TUTUMLU, sy.165

[27] Y.HGK.nun 26.11.1980 tarih ve 1980-216 E., 1980-2485 s.ilamı/ Mevdata Hukuk Yazılımları Ldt.Şti.-Mevzuat ve İçtihat Programı


[28] TUTUMLU, sy.166


[29] TUTUMLU, sy.166, KAÇAK, sy.58


[30] ZEVKLİLER, Aydın/ACARBEY, M.Beşir/GÖKYAYLA, K.Emre: Medeni Hukuk, Ankara 2000, sy 892


[31] ZEVKLİLER/ HAVUTCU, sy.272


[32] İNAL (Nafaka), sy 305; ARSLAN, Yusuf: Bütün Yönleriyle Boşanama Davaları, Ankara 1970, sy.18


[33] KAÇAK, sy.59


[34] KAÇAK, sy.59


[35] KAÇAK, sy.59


[36] ÖZTAN: (Aile), sy.231


[37] TUTUMLU: sy.167; KAÇAK; sy.60


[38] KAÇAK; sy.60


[39] Y.2.HD.04.03.1996 tarih 1996/1432,2070; KAÇAK: sy.65-66


[40] ÖZTAN: (Aile), sy.231-232

[41] Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programları/sözlük

[42] TUTUMLU: sy.170

[43] KAÇAK:sy.62

[44] TUTUMLU: sy.172

[45] TUTUMLU: sy.172; KAÇAK:sy.62

[46] TUTUMLU: sy.172

[47] Bkz.Y.2.HD.29.09.1988 tarih E.1988/7363, K.1988/8606

[48] Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programları/sözlük

[49] TUTUMLU: sy.172

[50] TUTUMLU: sy.173

[51] TUTUMLU: sy.172

[52] TUTUMLU: sy.176; KAÇAK:sy.65

[53] TUTUMLU: sy.176

[54] Bkz. Y.2.HD.24.02.2005 T., E.2005/719, K.2005/2799


[55] Bkz. Y.HGK.20.05.1992 T., E.1992/2-60, K.1992/344
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Fiili ayrılık nedeniyle boşanma av.sertan Meslektaşların Soruları 18 21-03-2016 18:21
cana kast , boşanma, mal rejimi Konuk Kadınlara Hukuki Destek Merkezi (KAHDEM) 1 27-03-2007 19:52
Boşanma Davası/ Özel Hayata İlişkin Geçimsizlikler Nasıl Ispatlanır? hırs Meslektaşların Soruları 2 21-03-2007 17:29
boşanma davasında kötü söz betimlemeleri zeynep deniz alıcı Hukuk Soruları Arşivi 2 28-03-2006 15:22
Terk Nedeniyle Boşanma glossator Meslektaşların Soruları 3 17-04-2002 00:46


THS Sunucusu bu sayfayı 0,10094690 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.