Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Meslektaşların Soruları Hukukçu meslektaşların hukuki nitelikte sorularını birbirlerine yöneltecekleri mesleki yardımlaşma forumu. SADECE hukuk fakültesi mezunları ile hukuk profesyonellerinin (bilirkişi, icra müdürü vb.) yazışmasına açıktır. [Yeni Soru Sorun]

İmar mevzuatına muhalefet nedeniyle kesilen ceza- itiraz- idari dava

Yanıt
Old 18-02-2007, 19:53   #1
Av.Bülent Özkan

 
Varsayılan İmar mevzuatına muhalefet nedeniyle kesilen ceza- itiraz- idari dava

Sevgili Arkadaşlar;
Müvekkil tapuda x gayrımenkulün 5/60 oranında malikidir. Müvekkil zamanında müteahhit olan A ile arsa payı karşılığı kat yapımı sözleşmesi yapmış bunun yanında A üzerine kayıtlı bulunan 5/60 hissesini adına tescil ettirmeyi A ile anlaşarak başarmıştır.
Fakat binanın yapımı sırasında 4 katı tamamlayan A ortadan kaybolmuştur. Sonrasında tapuda 5/60 oranında malik görünen diğer paydaşlar İmar mevzuatına aykırı olarak binaya kendi başlarına 2 kaçak kat çıkmışlardır.
Müvekkil payına denk düşen giriş kattaki dairesini ise hiç kullanamamıştır. Tapudaki diğer paydaşlar müvekkilin dükkanına kilit vurmuş ve dükkana müdahale ettirmemişlerdir.
Bundan sonra müvekkil belediyeye başvurarak yapıya kaçak kat çıkıldığını ihbar etmiş Belediye keşif yapmıştır.
En son belediye tarafından İmar mevzuatına muhalefet edildiği gerekçesi ile müvekkil hissesine 700 YTL para cezası kesilmiştir.

Soru_ belediyenin 13.02.2007 tarihinde tebliğ ettirdiği cezaya ilişkin ne yapılabilir?
Saygılaımla...
Old 18-02-2007, 20:35   #2
gencerx07

 
Varsayılan

idarenin verdiği para cezalarına karşı 15 gün içerisinde sulh ceza mahkemesine itirazda bulunabilinir. eğer bu süre kaçmışsa idare mahkemesinde iptal davası açarsınız.
Old 18-02-2007, 21:08   #3
Av.Şehper Ferda DEMİREL

 
Varsayılan

Sorunuzda mantık ya da kelime hatası mı var, yoksa ben mi anlayamıyorum?

Müteahhit = A
Müvekkiliniz = M

A ile M , arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi tanzim ediyor. Buna rağmen müteahhit (A) kendi adına kayıtlı 5/60 hisseyi M'ye devrediyor (?).

(Buraya kadar olan kısmı anlayamadım)

*

A inşaatı tamamlamadan kaçıyor. 60/60'ın içindeki 55/60 paya sahip birileri, A ve M'den habersiz kaçak iki kat çıkıyor.

M , bu katları çıkanları ihbar ediyor, belediye 42.madde uygulaması yapıyor ve M'nin payına da 5/60 ceza düşüyor (?)...

İ.K.m.21 gereği her türlü inşaat yapımı, idareden ruhsat alınmasına bağlıdır. Aksi halde belediye 32.m.gereği yıkım kararı alabileceği gibi, yanı sıra 42.m.uyarınca da imalatı imar suçu kabul edilerek, "yapı sahibi ve müteahhit" adına uygulama yapar.

Müvekkiliniz ihbar eden konumunda olduğu için, esasen belediyenin ihbarcı arsa payı sahibi hakkında ceza tertip etmemesi beklenir olandı. Ancak ihbarcı olduğunuz halde, "yapı sahibi=arsa sahibi" mantığıyla toplu ceza tertibine gidilmiş gibi görünüyor. Tabii bunda , hukuki yararınız olduğu halde kal davası açmamanız da etken olmuş olabilir.


Önerim, genel mahkemede kaçak katlar için kal isteği, adınıza kayıtlı kat için de müdahalenin men'i talepli bir dava ve belediye tarafından uygulanan 42.madde uygulamasına karşı da idare mahkemesinde iptal davası açmanız ve açacağınız idari davada da, genel mahkemedeki kal talebinizden söz etmeniz.

Saygılarımla...
Old 18-02-2007, 21:17   #4
Av.Bülent Özkan

 
Varsayılan

Sayın Demirel;
Söz konusu yapı içindeki dükkanı alsa bile müvekkil, huzur ortamının sağlanamayacağını düşündüğünden izale-i şuyu davası açmış bulunmaktayız. Müvekkil davadan önce sahib olduğu dükkanın takribi bedelini diğer paydaşlardan talep etmiş fakat uzlaşma girişimi sonuçsuz kalmış idi.
(Düzeltme yapmam gerekecek: Müteahhit ile müvekkil satış vaadi sözleşmesi yapmıştır.)

Bu şartlarda kaçak katı yapan diğer paydaşlardır.Belediyece para cezası kesilmiştir. 42. maddeye göre kesilen cezalara Yukarıda Gencer 07 nin bahsettiği şekilde Sulh Ceza Mahkemesinde itiraz etmeyi mi İdare Mahkemesinde iptal davası açmayı mı tercih etmek gerekir?
(Müvekkil sahip olduğu taşınmaz için müdahalenin meni davası açmak istememiş, taşınmaz kendi zilyedliğine geçse bile diğer pay sahipleri ile sürekli sürtüşme olacağına inanmıştır.)
Saygılarımla...
Old 18-02-2007, 21:41   #5
Av.Armağan Konyalı

 
Varsayılan

Sayın Av. Bülent Özkan

60 gün içinde İdare Mahkemesine başvurmanız gerekmektedir.

Sulh ceza mahkemeleri 5560 sayılı kanunla yapılan değişiklikle 19.12.2006 tarihinden itibaren artık görevsizdir.

5560 sayılı kanunla değiştirilen Kabahatler Kanununun ilgili maddeleri aşağıda sunulmuştur:

"MADDE 3 : (1) Bu Kanunun;
a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,
uygulanır."

''MADDE 27 : İdarî yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idarî yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idarî yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddiaları bu işlemin iptali talebiyle birlikte idarî yargı merciinde görülür." ( müvekkilinize para cezası verilirken yıkım kararı da verildiğini düşünerek 27.maddeyi de yazıyorum. Aksi halde de zaten 3.madde idare mahkemesine başvuru gereğini göstermektedir.)

Saygılarımla
Old 18-02-2007, 21:49   #6
Av.Bülent Özkan

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av.Armağan Konyalı
Sayın Av. Bülent Özkan

60 gün içinde İdare Mahkemesine başvurmanız gerekmektedir.

Sulh ceza mahkemeleri 5560 sayılı kanunla yapılan değişiklikle 19.12.2006 tarihinden itibaren artık görevsizdir.

5560 sayılı kanunla değiştirilen Kabahatler Kanununun ilgili maddeleri aşağıda sunulmuştur:

"MADDE 3 : (1) Bu Kanunun;
a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,
uygulanır."


sN. kONYALI
iMAR Kanununun 42. maddesi metni:
Ceza hükümleri:
Madde 42 - Ruhsat alınmadan veya ruhsat veya eklerine veya imar mevzuatına aykırı olarak yapılan yapının yapı sahibine ve müteahhidine, istisnalar dışında özel parselasyon ile hisse karşılığı belirli bir yer satan ve alana 500 000 TL.' dan 25 000 000 liraya kadar para cezası verilir. Ayrıca fenni mesule bu cezaların 1/5'i uygulanır.
Birinci fıkrada belirtilen fiiller dışında bu Kanunun 28, 33, 34, 39 ve 40 ıncı maddeleri ile 36 ncı maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen yükümlülükleri yerine getirmeyen mal sahibine, fenni mesule ve müteahhide 500 000 TL.'dan 10 000 000 liraya kadar para cezası verilir.
Birinci ve ikinci fıkralarda belirtilen fiillerin tekrarı halinde para cezaları bir katı artırılarak verilir.
Yukarıdaki fıkralarda gösterilen cezalar, ilgisine göre doğrudan doğruya belediyeler veya en büyük mülki amir tarafından verilir.
Bu cezalara karşı cezanın tebliğinden itibaren yedi gün içinde sulh ceza mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz, zaruret görülmeyen hallerde evrak üzerinde inceleme yapılarak sonuçlandırılır. İtiraz üzerine verilen karar kesindir

Belediyenin ceza ihbarnamesinde de 7 günlük süreden bahsedilmektedir. 5560 sayılı Kanunun 3. maddesi a bendinde de diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmamasından bahsetmektedir. 1.İmar Kanunu 42. madde aksine hüküm istisnası içinde sayılmayacak mıdır?
2.Aynı maddede geçen yapı sahibi deyimi kimleri işaret eder?
Şimdiden teşekkürler


Saygılarımla
Old 18-02-2007, 22:00   #7
Av.Armağan Konyalı

 
Varsayılan

Sayın Av. Bülent Özkan

Büyük harflerle yazdığınız bu eski kanun metnini nerden bulduğunuzu merak ediyorum. Kaç yıl oldu hatırlamıyorum ama 42.maddenin 5. fıkrası Anayasa Mahkemesince iptal edildi. Maddenin kanun yoluyla ilgili 5.fıkrası artık yok.

Eğer Belediyeden gelen idari yaptırım kararının bildiriminde 7 gün içinde başvurmanıza ilişkin bir kayıt varsa bu bildirim de geçersizdir. Bu hususa karşı da başvuru yoluna gidebilirsiniz. Başvuru yolu 60 gün içinde idare mahkemesidir.

3194 sayılı İmar Kanununda sözü edilen yapı sahibi ruhsatsız yapıyı YAPAN'dır. Bu yapıyı yapan tapuda yazılı malik olabileceği gibi, kiracı veya fuzuli şagil biri de olabilir. Bir başka deyişle, yapıyı yapan malik değilse, malik yapı sahibi sayılmaz. Sizin olayınızda yapı sahibi diğer hissedarlardır.

Ama Belediyeler yapıyı kimin yaptığını araştırma gücünü bulamadıklarından tapu kayıtlarındaki malikler hakkında işlem yapmaktalar. Bu nedenle ruhsatsız yapıyı, malik olsa da, müvekkilinizin yapmadığına ilişkin delillerinizi sunduğunuzda başvurunuz haklı görülecektir.

Saygılarımla
Old 18-02-2007, 22:02   #8
Av.Bülent Özkan

 
Varsayılan

Sn. Konyalı
internetin azizliğine uğradım... Sanırım Belediyelerin de bu fıkranın
iptal edildiğinden haberi yok
Old 09-03-2007, 11:54   #9
justice is lost

 
Varsayılan

5326 sayılı Kanundan sonra ve fakat 5560 sayılı Kanunun yürürlüğünden önce 42. maddeye göre (müstakil olarak) verilen para cezaları için hangi yargı yerinin görevli olduğu hususu tartışmalı... Kimi hukukçular 5560 sayılı yasa ile değişikliğe uğrayan Kabahatler Kanunu'nun 3. maddesini gerekçe göstererek, para cezasının iptali için idari yargı yerinde dava açılması gerektiğini ileri sürerken, kimileri de anılan işlemin iptali için gidilecek kanun yolunun İmar Kanununda açıkça gösterilmemiş bulunmadığından ötürü, anılan değişikliğin imar para cezaları bakımından önem arzetmediğini savunuyorlar. Ben de bu ikinci görüşten yanayım...

Zira İmar Kanununun 42/5. maddesinin Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilmesinden sonra konuyla ilgili yasal düzenleme hala yapılmış değil. Dolayısıyla şu anda, adı geçen idari para cezaları için 5326 sayılı Kanunun uygulanması gerekir...


Öte yandan Uyuşmazlık Mahkemesi'nin konuya ilişkin son kararları da, imar para cezasının iptali davalarında adli yargının görevli olduğu yönünde (mesela E.2006/189, K.2006/164, T. 2.10.2006). Ancak bu karar da 5560 sayılı yasanın yürürlüğünden önce verilmiş...

Değerli görüşlerinizi bekliyorum, saygılarımla...

Not: "Olması gereken hukuk" çerçevesinden baktığımda, 42. maddeye göre verilen para cezalarına ilişkin uyuşmazlıkların idari yargıda çözümlenmesi gerektiğini düşünüyorum.








Şu durumda, 3194 sayılı Kanunun 42. maddesine dayanılarak verilen imar para cezasının iptali davasında idare mahkemesi mi, sulh ceza mahkemesi mi görevli?
Old 24-07-2007, 18:08   #10
Suat Baddal

 
Varsayılan imar kanunu 42 -para cezasına karşı yargı yolu?

Merhaba,

Konuya biraz geç dahil olsam da, fikrimi belirtmek istiyorum.

Kabahatler yasasının aşağıdaki 16. maddesinin 1.paragrafı, idari yaptırımları, idari para cezası ve idari tedbirler olarak ikiye ayırdıktan sonra,2 paragrafı,idari tedbirleri açıyor ve "mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer tedbirlerdir." diyor.

27 madde ise her iki idari yaptırımın birlikte ve aynı anda uygulandığı ( Yani hem para cezası hem de elkoyma)durumlarda acil ve hızlı bir yol olarak Sulh ceza mahkemesini yetkilendiriyor.

Bu halde, imar kanununun 42 maddesine karşı açılacak davalarda, özellikle de anayasa mahkemesinin sulh ceza mahkemesini yetkili kılan paragrafı iptali nedeniyle, İdare Mahkemelerinin yetkili olduğunu düşünüyorum.

Saygılarımla,

Av. Suat Baddal


MADDE 16.- (1) Kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımlar, idari para cezası ve idari tedbirlerden ibarettir.

(2) İdari tedbirler, mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer tedbirlerdir.



Başvuru yolu

MADDE 27.- (1) İdari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı kesinleşir
Old 13-12-2007, 14:50   #11
ekinheval

 
Varsayılan

15 Kasım 2007 Tarih, Sayı: 26701

Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:

Esas Sayısı : 2007/35
Karar Sayısı : 2007/36
Karar Günü : 5.4.2007

İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ula Sulh Ceza Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun’un 31. maddesiyle değiştirilen 30.3.2005 günlü, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinin, Anayasa’nın 2., 125., 140., 142. ve 155. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.

I- OLAY
İmar Kanunu’nun 42. maddesi uyarınca verilen para cezasının iptali istemiyle açılan davada, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.

II- İTİRAZ KONUSU YASA KURALI
Kabahatler Kanunu’nun 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesiyle değiştirilen ve iptali istenilen bendin yer aldığı 3. maddesi şöyledir:
“Madde 3 - (1) Bu Kanunun;

a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,
uygulanır.”

III- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince yapılan ilk inceleme toplantısında, başvuru kararı ve ekleri, ilk inceleme raporu, itiraz konusu Yasa kuralı ve gerekçesi ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

Anayasa’nın 152. ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 28. maddesine göre, bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya kanun hükmünde kararnamenin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık savının ciddi olduğu kanısına varırsa, bu hükmün iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurmaya yetkilidir. Ancak, bu kurallar uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesi’ne başvurabilmesi için, elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması ve iptali istenen kuralın o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak yasa kuralları ise, davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikteki kurallardır.

Ruhsat ve eklerine aykırı yapıldığı gerekçesiyle mühürlenerek inşaatı durdurulan yapı sahibine İmar Kanunu’nun 42. maddesi uyarınca verilen para cezasının iptali istemiyle açılan davada Mahkeme, Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinin Anayasa’ya aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27. maddesinin (1) numaralı fıkrasında idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararlarına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği belirtilmekte, 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde de diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, idarî yaptırım kararlarına karşı bu Kanun’da öngörülen kanun yoluna ilişkin kuralların uygulanacağı hükme bağlanmaktadır. Anılan Yasa’nın 27. maddesine 5560 sayılı Yasa ile eklenen (8) numaralı fıkrada ise idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde, idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği hükmü yer almaktadır.

3194 sayılı İmar Kanunu’nun 32. maddesinde, ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapıların inşaatının idarece derhal durdurulması ve ruhsata uygun hale getirilmemesi halinde yıktırılması, 42. maddesinde de ruhsat alınmadan veya ruhsat veya eklerine veya imar mevzuatına aykırı olarak yapılan yapının sahibine ve müteahhidine para cezası verilmesi öngörülmektedir.

İmar Kanunu’nun 42. maddesi uyarınca verilen para cezaları, bir yapının ruhsatsız veya ruhsata aykırı veya imar mevzuatına aykırı yapıldığının tespit edilmesi anlamını taşımaktadır. Uygulamada söz konusu aykırılığın tespiti, devam eden inşaatlarda yapı tatil zaptı, tamamlanmış olan yapılarda ise yapı tespit zaptı düzenlenmesiyle gerçekleşmekte ve bu suretle idari işlem kimliğine bürünmektedir. Söz konusu işlemler, yerleşik yargı kararlarında idari davaya konu oluşturabilecek nitelikte idari işlemler olarak kabul edilmektedirler.

Kabahatler Kanunu’nun 27. maddesi, “idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması hali”nin varlığını aramaktadır.

Bu çerçevede, İmar Kanunu’nun 42. maddesi uyarınca para cezası verilmesi işlemi, imar mevzuatına aykırı bir yapılanmanın tespiti, önlenmesi veya giderilmesine yönelik idari bir işlemin devamı niteliğinde olduğundan, Kabahatler Kanunu’nun 27. maddesinin (8) numaralı fıkrası uyarınca idari yaptırım kararının yanı sıra idari yargının görev alanına giren başka bir kararın da verilmiş olduğunun ve buna bağlı olarak söz konusu para cezalarına karşı açılacak davalarda idari yargının görevli olduğunun kabulü gerekmektedir. Bu durumda, İmar Kanunu’nun 42. maddesi uyarınca verilen para cezasına karşı Sulh Ceza Mahkemesinde açılan dava, itiraz başvurusunda bulunan Mahkeme’nin görevine girmemektedir.
İtiraz başvurusunun Mahkeme’nin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir.

IV- SONUÇ
6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun’un 31. maddesiyle değiştirilen 30.3.2005 günlü, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendine ilişkin başvurunun, Mahkeme’nin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, Mehmet ERTEN, A. Necmi ÖZLER ve Şevket APALAK’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, 5.4.2007 gününde karar verildi.


Başkan
Tülay TUĞCU Başkanvekili
Haşim KILIÇ Üye
Sacit ADALI

Üye
Fulya KANTARCIOĞLU Üye
Ahmet AKYALÇIN Üye
Mehmet ERTEN

Üye
A. Necmi ÖZLER Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR Üye
Şevket APALAK

Üye
Serruh KALELİ Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT



KARŞIOY YAZISI

5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun, (1) numaralı fıkrasının itiraz konusu (a) bendine ilişkin kuralın da yer aldığı 3. maddesinde,
“(1) Bu Kanunun;
a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,
uygulanır” denilmektedir.
İtiraz konusu kuralda, idari yaptırım kararlarına karşı başvurulacak yargı yerinin belirlenmesinde izlenmesi gereken yöntem açıklanmıştır. Buna göre, yargı yerinin belirlenmesine ilişkin diğer kanunlarda aksine bir hüküm bulunmaması halinde bu Kanunda yer alan hükümler uygulanarak yargı yeri saptanacaktır.
5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27. maddesinin (8) numaralı fıkrasında ise “İdarî yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idarî yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idarî yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddiaları bu işlemin iptali talebiyle birlikte idarî yargı merciinde görülür” denilmektedir.
Hükümde, idari yaptırım kararlarına karşı idari yargı mercilerine başvurabilmek için gerekli olan koşullar gösterilmiştir. Buna göre, idari yargının yetkili yargı mercii olabilmesi için, idari işlemle yaptırım kararlarının birlikte dava konusu edilmesi gerekmektedir.
Somut olay ise ruhsat ve eklerine aykırı yapılan inşaatın mühürlenmesi ve durdurulmasına ilişkin idari işleme dayanılarak verilen imar para cezası ve verilen bu para cezasının iptali istemidir. İmar para cezasının iptaline ilişkin açılmış bir dava bulunduğu halde, idari işlemin iptali için açılmış bir davanın varlığı saptanamamıştır. Kabahatler Kanunu’nun 27. maddesinin (8) numaralı fıkrası uyarınca, idari yargının yetkili yargı mercii olabilmesi için, idari işlemle yaptırım kararlarının birlikte dava konusu edilmesi gerekmektedir. Oysa, idari işlemin dava konusu edilmesi, yaptırım kararının dava konusu edilmesi ve bu davaların birlikte açılması yolundaki koşullar olayda gerçekleşmemiştir. Bu durumda, idari yargı merciini yetkili kılan 27. maddenin (8) numaralı fıkrasındaki hükmün olayda uygulanma yeri bulunmamaktadır.
Diğer taraftan, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yetkili yargı yerini belirleyen 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi, adli yargıyı yetkili kılarken diğer kanunlarda aksine bir hükmün bulunmamasını da aramaktadır. Yargı yetkisiyle ilgili diğer kanunlarda aksine bir hüküm bulunmadığı için Anayasaya aykırılık başvurusunda bulunan mahkemenin somut olayda davayı görme yetkisi bulunmakta, dolayısıyla da 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yetkili yargı yerini belirleyen 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uygulanacak kural olmaktadır.
Açıklanan nedenlerle başvurunun esasının incelenmesi gerekirken, yetkisizlikten dolayı redde ilişkin çoğunluk gerekçesine katılmıyoruz.

Üye
Mehmet ERTEN Üye
A. Necmi ÖZLER

AZLIK OYU

İptal istemine konu yapılan 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Yasa’yla değişik 3. maddesinin 1/a bendinde, idari yaptırım kararlarına karşı diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde kanun yolları bakımından bu Yasa’nın uygulanacağını belirtmektedir.
Ancak, 5560 sayılı Yasa’nın 30. maddesiyle 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27. maddesine eklenen 8. bentte ise, idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişiyle ilgili idari yargının görev alanına giren karar verilmişse, idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının diğer işlemin iptali istemiyle birlikte idari yargıda görüleceği belirtilmiştir.
Bu kurallara göre, kanun yoluna ilişkin tersi bir kural yoksa, idari yaptırım kararına karşı adli yargıda dava açılacak, ancak aynı konuda idari yargının görev alanına giren bir idari işlem de varsa, idari yaptırım ve diğer idari işleme karşı birlikte idari yargıda dava açılabilecektir.
Başvuran mahkemenin önünde salt para cezasına ilişkin dava bulunduğuna, para cezasıyla ilintili idari yargının görevine giren bir işlemin olduğuna ve buna karşı dava açıldığı yolunda bir belirleme yapılmadığına göre, ortada sulh ceza mahkemesinin ele alacağı bir dava olduğu ve buna olanak veren kuralı uygulayıp Anayasa yönünden irdeliyeceği açıktır.
Belirtilen nedenlerle, itirazın esasa geçilmesi gerekirken yetkisizlikten reddedilmesinde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle karara karşıyım.

Üye
Şevket APALAK
Old 06-06-2010, 02:06   #12
Av.Armağan Konyalı

 
Varsayılan

Aradan geçen zaman içinde Anayasa Mahkemesi kararları değişti, Kanun değişti, düzen değişti:

17.12.2009 tarihli değişiklik sonrasında İmar Kanunu'nun 42.maddesine göre verilen cezalara karşı 15 gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulması gerekir.

Aksini düşünen varsa tartışalım. Siz neden aksini düşündüğünüzü yazınız, ben de bu nedene yanıt vereyim. Yoksa şimdi hemen gelişmelerin hepsini birden anlatırsam dinlerken canınız sıkılır.

Saygılarımla
Old 27-09-2010, 14:03   #13
Av. Bülent Sabri Akpunar

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av.Armağan Konyalı
Aradan geçen zaman içinde Anayasa Mahkemesi kararları değişti, Kanun değişti, düzen değişti:

17.12.2009 tarihli değişiklik sonrasında İmar Kanunu'nun 42.maddesine göre verilen cezalara karşı 15 gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulması gerekir.

Aksini düşünen varsa tartışalım. Siz neden aksini düşündüğünüzü yazınız, ben de bu nedene yanıt vereyim. Yoksa şimdi hemen gelişmelerin hepsini birden anlatırsam dinlerken canınız sıkılır.

Saygılarımla

Armağan Abi,

Düzen değişti dediğiniz için soruyorum, KK md. 27/8 değişti mi? Uygulanmıyor mu?


Olayda, Müvekkilin posta kutusuna Belediyenin Encümen Kararı bırakılmış (?) . Kararda 3194/md. 32 ve 5940 ile değişik md.42'ye göre "yıkım" ve "..-TL " para cezası "verilebilmesine " ("verilmesine" denmemiş! 5394 S. Belediye Yasası'nın 34/e maddesine göre Belediyelerde İPC'yi encümen vermiyor mu? Kelime yazım hatası mı yoksa İmar Müdürlüğü mü karar verecek??) ve kararın gereği için İmar Müdürlüğüne havalesine... şeklinde...

1. KK. md 26 : " İdarî yaptırım kararı, 11.2.1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre ilgili kişiye tebliğ edilir. Tebligat metninde bu karara karşı başvurulabilecek kanun yolu, mercii ve süresi açık bir şekilde belirtilir." hükmüne göre, bu şekilde tesis edilen bir İPC kararı usule uygun mudur?Tebligat Yasası Hükümleri uygulanmaz mı? Dava süresi için ıttıla kesbetmiş olduk mu?
Yaptırım Kararı velev ki 3194 'e göre verildi , o kararın dahi resmi tebliği gerekmez mi? ( Sübjektif idari işlemlerin ilgililer bakımından hukuksal sonuç doğurabilmesinin temel koşulu işlemin yöneldiği kişiye yazılı olarak tebliğ edilmesidir. Bu nitelikteki bir tebliğin yapılmaması durumunda işlemin o kişi bakımından hukuksal sonuç doğurduğundan bahsedilemez. Dan.8.D. 2003/5276 E.)

Ayrıca yaptırım kararına dayanak İPC tutanağı yok, başvurulacak merci ve süresi gösterilmemiş?!(Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır. 1982 A.Y. md. 40/2 ) Ayrıca, idari işleme esas alınan "ruhsatsız yapı " eyleminin 42. maddenin değiştirilmesinden önce /sonra yapılıp yapılmadığı çok önemli ama kararda (tunanak) yok ve inşa tarihi de yazmıyor.

2. Bu durumda, KK md. 27/8 delaletiyle İdari Yargı Mercii görevli değil midir? Uygulamada bu kararlara karşı şu an Sulh Ceza Mahkemeleri bakmakta mı?Nereye başvurulmalı?

3. İPC ile idari işlem "Yıkım" birlikte verilmiş.Yıkım hususu müvekkilin ihtiyariyle yerine getirilirse, idari işlem gereği yerine getirilmiş olacağından salt İPC için Sulh Cezaya gidilebilir mi?

Teşekkürler
Old 04-10-2010, 00:20   #14
Av.Armağan Konyalı

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av. Bülent Sabri Akpunar
Düzen değişti dediğiniz için soruyorum, KK md. 27/8 değişti mi? Uygulanmıyor mu?
KK 27/8 değişmedi. Uygulanıyor. Ama İmar Kanunu 42 değişti: İdari para cezası 10 iş günü içinde verilmek zorunda. Buna karşılık yıkım kararı ancak 30 gün sonra verilmek zorunda. Bir başka deyişle artık idari para cezasının yıkım kararıyla birlikte verilmesi mümkün değil. İdari para cezası ve yıkım iki ayrı kararla verilebilir. Bu nedenle bence KK 27/8'de yazan ''İdarî yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idarî yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idarî yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddiaları bu işlemin iptali talebiyle birlikte idarî yargı merciinde görülür.'' koşulu gerçekleşmemiş oluyor. İdari para cezası verilmesi ile yıkım kararı ayrı zamanlarda verilir ve ayrı ayrı verilir. Bu nedenle yıkım kararı ''yapılan işlem kapsamında'' sayılamaz.

Sizin sözünü ettiğiniz kararda bu nedenle vahim bir yanlışlık var. Yıkım kararı henüz verilmemiş olmalı. Ya da para cezası geç verilmiş olmalı.
Alıntı:
Olayda, Müvekkilin posta kutusuna Belediyenin Encümen Kararı bırakılmış (?) . Kararda 3194/md. 32 ve 5940 ile değişik md.42'ye göre "yıkım" ve "..-TL " para cezası "verilebilmesine " ("verilmesine" denmemiş! 5394 S. Belediye Yasası'nın 34/e maddesine göre Belediyelerde İPC'yi encümen vermiyor mu? Kelime yazım hatası mı yoksa İmar Müdürlüğü mü karar verecek??) ve kararın gereği için İmar Müdürlüğüne havalesine... şeklinde...
Karar yanlış yazılmış olmalı. Belediyelerde İPC'yi encümen verir. İPC miktarı belli olduğuna göre para cezası verilmiş demektir.
Alıntı:
1. KK. md 26 : " İdarî yaptırım kararı, 11.2.1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre ilgili kişiye tebliğ edilir. Tebligat metninde bu karara karşı başvurulabilecek kanun yolu, mercii ve süresi açık bir şekilde belirtilir." hükmüne göre, bu şekilde tesis edilen bir İPC kararı usule uygun mudur?Tebligat Yasası Hükümleri uygulanmaz mı? Dava süresi için ıttıla kesbetmiş olduk mu?
Posta kutusuna belediyenin encümen kararı bırakılmaz. Tebligat Kanunu hükümlerine göre ilgilisine tebliğ edilir.

Bu durumda belediye sanki tebliğ edilmiş gibi size ödeme emri çıkaracak. Ödeme emrine itiraz etmeniz gerekecek. Tebligat yapılmadan ödeme emri çıkarılamayacağına ilişkin itirazınız mahkemece kabul görmezse yapılacak bir şey kalmayacaktır. Bu yüzden hemen şimdi bu yanlış ve usulsüz encümen kararına usul ve esastan itiraz etmenizde yarar var. İşi ödeme emrine itiraz aşamasına bırakmamak daha doğru olur.
Alıntı:

Yaptırım Kararı velev ki 3194 'e göre verildi , o kararın dahi resmi tebliği gerekmez mi? ( Sübjektif idari işlemlerin ilgililer bakımından hukuksal sonuç doğurabilmesinin temel koşulu işlemin yöneldiği kişiye yazılı olarak tebliğ edilmesidir. Bu nitelikteki bir tebliğin yapılmaması durumunda işlemin o kişi bakımından hukuksal sonuç doğurduğundan bahsedilemez. Dan.8.D. 2003/5276 E.)
Gerekir. Encümen kararına itiraz ederken bu konu da dile getirilmeli.
Alıntı:
başvurulacak merci ve süresi gösterilmemiş
Encümen kararına itiraz ederken bu konu da dile getirilmeli.
Alıntı:
Ayrıca yaptırım kararına dayanak İPC tutanağı yok
İPC tutanağı her olayda gerekmez. İPC kararının dayanağı Yapı Tatil Tutanağı'dır. Yapı Tatil Tutanağı zaten tutulduğu gün yapı yerine asılmakla ve bir sureti muhtara bırakılmakla tebliğ edilmiş sayılır. (Bakınız İmar Kanunu m. 32) Yapı Tatil Tutanağı ayrıca kararla birlikte tebliğ edilmez. Öte yandan kararın gerekçesinde Yapı Tatil Tutanağı'nın tarih ve sayısının yer alması doğru olur. Aksi halde kararın dayanağı ve gerekçesi yok demektir.
Alıntı:

Ayrıca, idari işleme esas alınan "ruhsatsız yapı " eyleminin 42. maddenin değiştirilmesinden önce /sonra yapılıp yapılmadığı çok önemli ama kararda (tutanak) yok ve inşa tarihi de yazmıyor.
Encümen kararına itiraz ederken bu konu da dile getirilmeli.
Alıntı:

2. Bu durumda, KK md. 27/8 delaletiyle İdari Yargı Mercii görevli değil midir? Uygulamada bu kararlara karşı şu an Sulh Ceza Mahkemeleri bakmakta mı?Nereye başvurulmalı?
PARA CEZASIYLA BİRLİKTE YIKIM KARARI VERİLMEDİYSE: (verilemeyeceği yukarıda açıklanmıştı)
Sadece para cezası verilmesi halinde başvuru mercii başlı başına bir düğüm olarak uygulamacının baş ağrısıdır. Kanun koyucu on yıldan beri imar suçlarının sulh ceza mahkemesinde görülmesini istiyor ama yargı on yıldan beri imar suçlarının idare mahkemesinde görülmesini istiyor. Bu mücadele halen sürmekte olduğundan belirsizlik de sürmekte. Bence 15 gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulmalı, sulh ceza görevsizlik kararı verirse görevsizlik kararından 30 gün içinde (veya 30 günlük süre dolsa bile, 60 günlük süre henüz dolmamışsa encümen kararının tebliğinden itibaren 60 gün içinde) idare mahkemesine başvurulmalı.
PARA CEZASIYLA BİRLİKTE YIKIM KARARI VERİLDİYSE: (verilemeyeceği yukarıda açıklanmıştı) Bu durumda KK 27/8 gereğince doğrudan idare mahkemesine gidilmeli.
Alıntı:

3. İPC ile idari işlem "Yıkım" birlikte verilmiş.Yıkım hususu müvekkilin ihtiyariyle yerine getirilirse, idari işlem gereği yerine getirilmiş olacağından salt İPC için Sulh Cezaya gidilebilir mi?
Bence gidilmemeli: Mahkemelerin görevi Anayasa ile belirlenmiş bulunmakta. Yargı yolunu (kamu yararı yoksa) kanunla bile değiştirmek mümkün değil. İmar Kanunu 42 yıkım ile para cezasının birlikte verilmesi halinde idare mahkemesini görevli kılmış. Bu durumda kişilere kendi eylemleriyle yargı yolunu değiştirme hakkı tanınmamış demektir.

SONUÇ: Ben posta kutunuza bırakılan encümen kararının bir ceza kararı olmadığını, sadece bir uyarı yazısı olduğunu düşünmek istiyorum. Belediye memurlarının arada bir hata yapması mümkündür ama belediye encümeninin bu kadar hatayı aynı kararda yapması mümkün değildir.

Öte yandan belediye encümeninin görevi uyarıda bulunmak değil, kanun gereğini yapmaktır. O yüzden, neresinden bakılırsa bakılsın, posta kutunuza bırakılan kağıt kanuna aykırıdır.

Sevgilerimle Saygılarımla
Old 05-05-2011, 21:45   #15
Av. Ö.Erol Yavuz

 
Varsayılan imar para cezasına itirazda yargı yolu

Alıntı:
Yazan Av.Armağan Konyalı
Aradan geçen zaman içinde Anayasa Mahkemesi kararları değişti, Kanun değişti, düzen değişti:

17.12.2009 tarihli değişiklik sonrasında İmar Kanunu'nun 42.maddesine göre verilen cezalara karşı 15 gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulması gerekir.

Aksini düşünen varsa tartışalım. Siz neden aksini düşündüğünüzü yazınız, ben de bu nedene yanıt vereyim. Yoksa şimdi hemen gelişmelerin hepsini birden anlatırsam dinlerken canınız sıkılır.

Bir davamda gelişmeleri şöyle belirtmiştim.

3194 sayılı İmar Kanunu'nun 42. maddesinin beşinci fıkrasının birinci tümcesinde yer alan, imar para cezalarına karşı cezanın tebliğinden itibaren yedi gün içinde sulh ceza mahkemesine itiraz edilebileceğine ilişkin kural; uyuşmazlığın çözümünün idarî yargının görev alanına girdiği, idarî yargının görevine giren bir uyuşmazlığın çözümünde adlî yargının görevlendirilmesi konusunda yasakoyucunun mutlak bir takdir hakkı bulunmadığı, yıkım ve para cezasını içeren bir idarî işlemin bir bölümünün idarî yargının, diğer bir bölümünün ise adlî yargının denetimine bırakılmasında kamu yararı bulunmadığı gerekçesiyle, Anayasa Mahkemesi'nin 1996/72 e. 1997/51 k. sayılı ve 15.05.1997 tarihli kararı ile karar yayınlandığı tarihten 6 ay sonra yürürlüğe girmek üzere iptal edilmiştir. Karar, 01.02.2001 tarih ve 24305 sayılı Resmi Gazete'de yayınlamış, yasama organınca bu konuda bir düzenleme yapılmamıştır.

Uyuşmazlık Mahkemesi; 2002/9 e. 2002/17 k. sayılı ve 27.05.2002 tarihli kararı ile imar para cezalarına ilişkin Yasa'daki görev hükmünün 1.8.2001 tarihinde yürürlükten kalktığını ve kural olarak, idare hukukunun müeyyidesi olan idari para cezalarından doğan uyuşmazlıklarda idari yargı yerlerinin görevli olduğuna göre imar para cezasına ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın görüm ve çözümünde dahi idari yargı yerinin görevli olduğunu ve görev kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel hukuk ilkesinin geçerliliğini belirtmiştir.

01.06.2005 tarihinde, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanunun diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda; diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu’nun 1, 2, 16 ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.( Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümünün 2005/76 e. 2005/102 k. sayılı ve 21.11.2005 tarihli kararı )

Daha sonra, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 2005/108 e. 2006/35 k. sayılı ve 1.3.2006 tarihli kararıyla iptal edilmiş; gerekçeli karar 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmadığı süreçte, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı belirtilmiştir. (Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümünün 2006/127 e. 2006/141 k. sayılı ve 02.10.2006 tarihli kararı)

Son olarak, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3 üncü maddesini değiştiren, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde,

“(1) Bu Kanunun;

a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında uygulanır.” denilmiştir.

Kabahatler Kanunu'nun 27. maddesine, 5560 sayılı Kanun ile eklenen sekizinci fıkrada ise;

“(EKLENMİŞ FIKRA RGT:19.12.2006 RGNO:26381 KANUN NO:5560/34)
(8) İdarî yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idarî yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idarî yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddiaları bu işlemin iptali talebiyle birlikte idarî yargı merciinde görülür.”

düzenlemesi ile Kabahatler Kanunu'ndaki düzenlemelerin ortaya çıkardığı ve yukarıda özetlenen gelişime aykırılık oluşturan durum giderilmeye çalışılmıştır.

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu’nun; İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı ancak; idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği anlaşılmaktadır. (Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümünün 2007/27 e. 2007/84 k. sayılı ve 04.06.2007 tarihli kararı bu doğrultudadır.)

Sevgi ve saygılarımla.
Old 05-05-2011, 21:48   #16
Av. Ö.Erol Yavuz

 
Varsayılan

Uyuşmazlık mahkemesinin, sonraki 2008/12 e. 2008/217 k. sayılı ve 13.10.2008 tarihli kararında ise sadece para cezası verilen bir olay nedeniyle “idari para cezasına konu yapı ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın (yapı tatil zaptı) da verildiği anlaşıldığından” gerekçesi ile idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği belirtilmiştir.

Saygılarımla.
Old 06-11-2012, 18:39   #17
sevda

 
Varsayılan

Merhaba.
Bu konuda yapılan daha önceki ve diğer başlıklardaki tartışmalara bakınca, kafam karıştı açıkçası. 3194 S.Y.nın 42. maddesi uyarınca kesilen para cezası ve öncesinde tutulan yapı tatil tutanağına karşı idari yargıya mi, adli yargıya mı gitmek gerekiyor. Sözkonusu yer 1985-1990 yıllarında yapılmış, kullanılmakta olan ve eklenti niteliğinde bir yerse bugün yapı tatil tutanağı tutulması ve ceza kesilmesi ne anlama gelir, başvurunun ya da davanın seyrini etkileyebilir mi, yapı tatil tutanağı mühür yerine geçer mi, fiziki olarak mühürleme sözkonusu değil, ama tutanakta inşaat mühürlenerek tatil edilmiştir diyor, oysa ki inşaat yok, kullanılan bir eklenti var.ne önerirsiniz, yapı tatil tutanağının ve idari para cezasının iptalini birlikte istemeli miyim, 60 gün içinde idari yargıda mı? teşekkürler.
Old 06-11-2012, 19:12   #18
Av.Armağan Konyalı

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan sevda
Bu konuda yapılan daha önceki ve diğer başlıklardaki tartışmalara bakınca, kafam karıştı açıkçası.
Eski tarihli yanıtları (benim yanıtlarım da dahil olmak üzere) okumayınız. Sayın Ö.Erol Yavuz son mesajlarda gelişimi ayrıntısıyla açıklamış ve idari yargının görevli olduğunu yazmıştır. Uygulamada da idari yargı
1-idari para cezalarına ilişkin davaları
2- yıkım kararlarına ilişkin davaları
3- yapı tatil zaptının iptaline ilişkin davaları görmektedir. Bugün için görev sorunu kalmamıştır.

Alıntı:
Sözkonusu yer 1985-1990 yıllarında yapılmış, kullanılmakta olan ve eklenti niteliğinde bir yerse bugün yapı tatil tutanağı tutulması ve ceza kesilmesi ne anlama gelir, başvurunun ya da davanın seyrini etkileyebilir mi,

Ruhsatsız yapının kullanılıyor durumda olması yapı tatil zaptı tutulmasına engel değildir. Bu davanın seyrini etkilemez.
Alıntı:
yapı tatil tutanağı mühür yerine geçer mi, fiziki olarak mühürleme sözkonusu değil, ama tutanakta inşaat mühürlenerek tatil edilmiştir diyor,
Fiziki olarak mühürleme olmaması idari para cezası verilmesini veya yıkım kararı verilmesini etkilemez.
Alıntı:
oysa ki inşaat yok, kullanılan bir eklenti var.
Yapı tatil zaptı ruhsatsız (veya ruhsat ve eklerine aykırı) olan yapılar için tutulur. Yapı tatil zaptı tutulması için devam eden bir inşaat olması gerekmez. Kullanılan bir eklenti de ruhsata aykırılıktır.
Alıntı:
yapı tatil tutanağının ve idari para cezasının iptalini birlikte istemeli miyim,
Birlikte veya ayrı ayrı isteyebilirsiniz. Ayrı ayrı isterseniz iki ayrı davayı kaybettiğiniz için belediyeye iki ayrı avukatlık ücreti ödemek zorunda kalırsınız.

Bence 1990 yılında yapılmış bir yapı için idari para cezası verilmesi (Kabahatler Kanunu'ndaki zamanaşımı süreleri ve İmar Kanunu'nun 42.maddesinin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla) mümkün değildir.

Ancak yıkım kararı için zamanaşımı söz konusu değildir.

İptalini istediğiniz kararlar ve bu kararların dayanağı olan işlemlerde, sizin anlattığınız kadarıyla ''zamanaşımından'' ve ''42.maddenin yürürlük tarihinden önce yapılmış binaya 42.maddeye göre ceza verilmesinden'' başka hukuka aykırılık bulunmamakta.

O halde sadece idari para cezasının iptalini istemeniz doğru olur. Yapı tatil zaptının iptali veya yıkım kararının iptali davası açmanız nafile olacaktır.

Alıntı:
60 gün içinde idari yargıda mı?
Evet

Kolay gelsin.
Old 07-11-2012, 18:08   #19
sevda

 
Varsayılan

Yanıtınız için çok teşekkür ederim. taşların yerine oturmasını sağladı.
yapı tatil tutanağında: " imar kanununun 32. ve 42. maddesine istinaden işlem yapılmak üzere inşaat mühürlenerek tatil edilmiştir" denilmesine rağmen fiziki mühürleme olmaması, eklentinin hala kullanılıyor olması nedeniyle önemli; mühür fekki suçu işlenmiş olur mu bu durumda. ne yapmak gerek?
tekrar teşekkürler.
Old 07-11-2012, 22:41   #20
Av.Armağan Konyalı

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan sevda
fiziki mühürleme olmaması, eklentinin hala kullanılıyor olması nedeniyle önemli; mühür fekki suçu işlenmiş olur mu bu durumda.
Yapı tatil zaptı ile mühürlenen şey bina değil, inşaattır. Bir başka deyişle, mühür inşaata devam edilmemesi için konur. Mühür inşaata girilmemesi veya inşaatın kullanılmaması için konmaz.

Sizin olayınızda mühürlenen inşaat zaten bitmiş olduğundan inşaata devam edilmesi söz konusu değildir. Bu nedenle sizin olayınızda mühür bozma suçu oluşmaz.

Saygılarımla
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
gürültü nedeniyle idari para cezası Av. Esra Elif Şener Meslektaşların Soruları 27 28-12-2009 09:50
Haksız mahkumiyet nedeniyle uğranılan zarar ( idari ve cezai yönden ) dilekgulsen Meslektaşların Soruları 2 17-02-2007 11:23
trafikte kırmızı ışıkta geçen bir araç için gıyabında kesilen ceza Av.Ceylan Pala Karadağ Meslektaşların Soruları 4 16-01-2007 11:40
orman kanununa muhalefet suçlarında ceza zamanaşımı avsel Meslektaşların Soruları 1 07-01-2007 12:16
6136 sayılı yasaya muhalefet-tutuklamaya itiraz Av.Dostum Ceza Hukuku Çalışma Grubu 2 28-07-2006 21:30


THS Sunucusu bu sayfayı 0,19201303 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2013) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.