Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Meslektaşların Soruları Hukukçu meslektaşların hukuki nitelikte sorularını birbirlerine yöneltecekleri mesleki yardımlaşma forumu. SADECE hukuk fakültesi mezunları ile hukuk profesyonellerinin (bilirkişi, icra müdürü vb.) yazışmasına açıktır. [Yeni Soru Sorun]

Tapunun Kaydının Hukuki Değerini Yitirmesi

Yanıt
Old 17-11-2006, 15:11   #1
Av. Arzu Mercan

 
Varsayılan Tapunun Kaydının Hukuki Değerini Yitirmesi

Merhaba,
A 'nın 1957 yılında aldığı tapulu bir arazisi var. A 1990 yılında vefat ediyor. A'nın tek mirasçısı B bu arada yurt dışında çalışıyor. 1991 yılında A'nın arazisinin de olduğu yerde kadastro çalışması yapılıyor. Kadastro tespitinde memurlar hatalı olarak A'nın tapu sahibi olduğun fark etmiyorlar ve arazisini Hazine adına tescil ediyorlar. Kadastro tutanakları 1993 yılında kesinleşiyor.
B 2006 de sözkonusu taşınmaz ile ilgili işlem yapmak istediğinde tapu kaydının hukuki değerini yitirdiğini öğreniyor. 10 yıllık zamanaşımı süresini geçtiği için tapu iptal davası açamıyor.
Bu durumda Devlete karşı tazminat davası açma hakkı olabilirmi?
Old 17-11-2006, 23:41   #2
Jeanne D'arc

 
Varsayılan

Haksız fiilin tüm unsurları (haksız ve hukuka aykırı fiil, zarar, illiyet bağı, kusur) gerçekleşmiştir. Arsa bedeli ve bu arada mülkiyet hakkının kullanılamaması nedeniyle mahrum kalınan kar ve oluşan diğer zararlar talep edilebilir.

Saygılarımla.
Old 17-11-2006, 23:54   #3
Yücel Kocabaş

 
Varsayılan


Sorunun yanıtı pek olumlu gözükmemekte ,

"Tapu sicilinin tutulmasından doğan zararlardan Devletin sorumlu olacağı Yeni Medeni Kanunun 1007. maddesinde düzenleme altına alınmıştır. Ancak Devletin sorumluluğundan söz edilebilmesi için tapu sicilinin tutulmasında tapu sicil müdürü ya da memurunun hukuka aykırı bir işleminin ve bununla zararlı sonuç arasında nedensellik bağının varlığı gerekir. Kadastro çalışmaları ve faaliyetleri sırasındaki işlemler tapu sicili tutma kavramı içinde yorumlanamaz. O halde Hazine kadastro tesp
iti sırasında yapılan hatalardan MK.'nun 1007. maddesine göre sorumlu tutulamaz. Dairemiz bu görüşü benimsemiş olup istikrarlı biçimde de uygulamaktadır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 26/10/1980 gün ve 1978/4-624 Esas, 1980/2478 Karar sayılı kararı da bu doğrultudadır. " ( 4.HD:. 26.12.2002 E. 2002/14339 K. 2002/14717)

"Bu itibarla zarar ile sicilin tutulması arasında ilişkinin bulunması icap ettiğinden, sicil tutulması ile ilgili olmayan, kanun yolları gösterilmiş ve bu yollara müracaat suretiyle düzeltilmesi olanakları bulunan kadastro çalışma ve faaliyetleri sırasındaki işlemleri sicil tutma kavramı içinde mütalaa edilemiyeceğinden Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. "( HGK. 26.111980 T. E. 1978/4-624 K.1980/2478)

Saygılarımla.
Old 18-11-2006, 00:14   #4
Jeanne D'arc

 
Varsayılan

Sayın Yücel Kocabaş,

Olayda; zarar görenin murisi adına kayıtlı arazi, devletin idari bir tasarrufu ile (kadastro çalışmasıyla) hazine adına kayıt edilmiştir. Oysa alıntıladığınız kararlar; devletin tapu sicilinin tutulmasıyla ilgili kusursuz sorumluluğuna ve kadastro çalışmasının, tapu sicilinin tutulması kapsamına girip-giremeyeceğine ilişkin kararlardır.

Ancak olayda tapu sicilinin tutulması olarak değerlendirilmese bile (bence öyle de değerlendirilebilir esasında) devletin idari tasarrufundan kaynaklı bir haksız fiili ve bundan doğan zarar vardır. Bu haliyle de haksız fiilden kaynaklı kusur sorumluluğu vardır. Aksi hem mülkiyet hakkına ve hem de hukuk devleti ilkesine terstir.

Ancak zor olmakla birlikte; bir de kadastro tutanaklarına 1 aylık itiraz süresinde itiraz edilmemesi ve itiraz süresinin kaçırılması halinde ilanın kesinleşmesinden itibaren işlemeye başlayacak 1 ve 10 yıllık süreler konusunda; mağdur olan kişinin yurtdışında yaşamış olması, kadastrodan, ilanlardan hiçbir şekilde haberinin olmaması, hakkının fahiş surette haleldar olması vs. etkenler ilanen tebligatı geçersiz bırakabilir mi, bu konuda bir şeyler yaparak kadastroya itiraz davası açma imkanı hasıl olabilir mi? Bildiğim kadarıyla tapu reformunu gerçekleştirmek amacıyla, 1 ve 10 yıllık sürelerin uygulanmasında devlet çok kati davranmış ve haksızlıklar oluşsa bile yine de istikrar sağlanması düşüncesine öncelik tanımış idi. Bir de fahiş orandaki hakkaniyete aykırı durumlar nedeniyle, sanırım 1983 yılında hak düşürücü süreler bakımından bir af yasası çıkarılıp, bir defaya mahsus tekrar dava açma imkanı (şartlarını hatırlamıyorum) verilmişti. Araştırılmasında fayda vardır.

Daha olmadı (zaten devlet adına kayıtlı ama idare, dava yoluyla bedeli ödemek zorunda kalacağından) devlete burayı kamulaştırması teklif edilebilir mi? Veya kamulaştırmasız el atma düşünülebilir mi?

Saygılarımla.
Old 18-11-2006, 20:03   #5
Yücel Kocabaş

 
Varsayılan

Sayın (Jeanne D'arc) ,

Kadastro tespiti işlemlerindeki hatalardan dolayı devletin sorumluluğuna gidilemeyeceği tarihli HGK. Kararında kabul edilmiş , sonraki kararlara da etkili olmuştur. Yargıtay’ın görüşü örneklerini verdiğim kararlarda yazılı olduğu şekilde olumsuzdur.

Bununla beraber, sizin savunduğunuz ve kadastro işlemlerinde de hazinenin sorumlu olacağını savunanlar da vardır. Örneğin Prof. Şeref Ertaş , 1980 tarihli HGK kararına Eşya Hukuku isimli kitabında yer vermekte ve bu karara tam olarak katılmadığını ifade etmektedir.

Ne var ki, sonuç itibariyle uygulamada yargıtayın yerleşen içtihatı geçerli olacağından ben Yargıtay görüşüne ağırlık vererek soruyu yanıtlamaya çalıştım.

Kad. K.nun 12/3 md. gelince, buradaki 10 yıllık süre hak düşürücü süredir. Kamu düzeni ile ilgilidir. Hakimin hak düşürücü süreyi uzatma yetkisi bulunmamaktadır. Kad. Kanunu bir tasfiye kanunu niteliğinde olduğundan bazı hakları sınırlandırmaktadır. Eski 766 sayılı Tap.K.nunda da aynı 10 yıllık hak düşürücü süre yer almakta idi. Kanun koyucu ülke çapında kadastro düzenini sağlayabilmek için bu gibi kısıtlayıcı önlemleri daima uygun bulmuştur.Sözünü ettiğiniz 1 yıllık süre 3402 sayılı Kad.K.nun geçici 4.md.sindeki süre olmalı . O süre de haksızlık yapıldığının kabulü anlamında değil, Şehir kadastrosu davalarında 10 yıllık süre bulunmadığından onlara da 1 yıllık ek süre tanıyıp sonra hepsini 10 yıl ile sınırlandırmak gayesiyle tanınmıştır. Fakat bu böyle mi olmalı ? Elbette tartışılabilir.

Sonuç olarak: asıl soruya dönersek; Kad.K.nun 12/3 md.sindeki hak düşürücü sürenin , mazeret ne derecede haklı olursa olsun değiştirilmesi ve uzatılması mümkün değildir. Yargıtay yerleşen kararları ile Kad. faaliyetleri nedeniyle devletin sorumluluğunu kabul etmemektedir. Bu konuda İç hukukta olumlu bir sonuca varma imkanı bulunmadığı hakkındaki kanımı yineliyorum.

Saygılarımla.
Old 20-11-2006, 09:12   #6
Av. Arzu Mercan

 
Varsayılan

Merhaba,
Benim araştırmalarında beni maalesef Yücel Beyin tespit ettiği noktalara götürdü. Bu noktada Jeanne D'arc gibi mülkiyet hakkının ihlal edildiğini düşünüyorum. AHİS 1 nolu protokolü ve 1. maddesinin uygulanmasına ilişkin araştırma yapıyorum. Bu konu ile ilgili bir ilerleme sağladığımda tekrar yazacağım.
Yanıtlarınız için çok teşşekkür ederim.
Old 24-11-2006, 03:50   #7
ibreti

 
Varsayılan

1.HD'sinden Kadastro İşlemlerinin hatalı olmasında idarenin sorumluluğuna gidilebileceğine dair bir karar var. Konu buradakine birebir uymamakla birlikte işlemden sorumluluğu getirdiği için sunuyorum.. (Sn.C.Doğanel temin etti.)
-
**************
KADASTRO EKİBİNİN HATALI İŞLEMLERİ - SİCİLE GÜVEN İLKESİ UYARINCA DAVALILARIN ZARARA UĞRAMASI - TAZMİNAT DAVASI - KUSURSUZ SORUMLULUK - TAPU İPTALİ VE TESCİL - DEVLETİN TAZMİNAT ÖDEMESİ - KUSURSUZ SORUMLULUK
KAYIT NO : 64650
**************
Esas Yılı : 2002
Esas No : 3549
Karar Yılı : 2002
Karar No : 5807
Karar Tarihi : 07.05.2002
Daire No : 1
Daire : HD
**************
ÖZET : Dava konusu taşınmaz, sanki orman sınırları içerisinde değilmiş gibi, senetsizden kişi adına 1959 yılında tespit edilmiş, sonradan satım suretiyle el değiştirmiş; 1994 tarihinde davalı üzerine kaydedilmiştir.Bu arada hazine tespite ses çıkarmamıştır.1982 tarihinde taşınmaz 1744 sayılı yasa ile orman dışına çıkarılmış, yine hazine davalının satın almasından sonra şerh koydurmuş; eldeki davayı ise, çıkarmadan itibaren 20 yıla yakın bir süre geçtikten sonra açmıştır.Kadastro ekibinin hatalı işlemleri sonucu davalıların ( karşı davacılar ) bayii adına tespiti ve kesinleştirilmesi, buna bağlı olarak sicil oluşturulması, sicile yerin orman tahdidinde kaldığına ilişkin bir şerhin verilmemesi nedeniyle ve sicile güven ilkesi uyarınca davalıların zarara uğradıkları yadsınamaz ( inkar edilemez ) bir gerçektir. Davalıların, akdine müracaat etme olanağının bulunması, kusursuz sorumluluktan ötürü hazineye karşı dava açmasını engellemez.Bu durumda uğranılan zararın hazine tarafından karşılanması gereği belirtilen ilkelerin bir sonucudur.

**************
(2709 s. K. m. 40/3, 129/5) (4721 s. K. m. 1007) (818 s. K. m. 55)
DAVA : Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan tapu iptali, tescil, alacak davasının yapılan yargılamasında, mahkemece asıl davanın kabulüne, karşı davanın reddine dair verilen karar karşı davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle, duruşma günü olarak saptanan 7.5.2002 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vs.vekili avukat Ahmet ile temyiz edilen Hazine vekili avukat Gülderen geldiler duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı,bilahare dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR : Davacı hazine vekili, dava konusu taşınmazın öncesinin orman olduğunu hazine adına orman dışına çıkarılan yerde kaldığı halde tapu maliki adına tescil edildiğini, ormanların özel mülke konu olamayacağını ileri sürerek davalılar adına olan tapu kaydının iptali ile hazine adına tescilini istemiştir.Davalı-karşı davacılar ise, tapu siciline güvenerek taşınmazın üzerinde şerh olmadan satın aldıklarını tapu iptal edildiği takdirde, zarara uğrayacaklarını ileri sürerek 15.374.000.000 TL. tazminat istemişlerdir.Toplanan delillere ve tüm dosya içeriğine göre, dava konusu taşınmazın 1938 yılında 3116 sayılı yasaya göre yapılan tahditte orman tahdit sınırları içerisinde kaldığı, orman sınırları içinde iken 1959 tarihinde yapılan arazi kadastrosu sonucu tahdit dışında imiş gibi senetsizden davalı ve karşı davacıların bayii üzerine tescil edildiği, 16.2.1977 tarihinde başlayıp 14.9.1982 tarihinde kesinleşen 1744 sayılı yasaya göre yapılan orman sınırları dışına çıkarma işlemi ile dava konusu taşınmazın orman sınırları dışına çıkarıldığı, 11.7.1994 tarihinde davalıların tapu kaydına güvenerek pay satın aldığı daha sonra 9.11.1995 tarihinde tapu kaydına orman şerhi konulduğu sabittir.
Gerçekten, taşınmaz orman sınırları içerisinde iken kadastro tespiti ile kişiler üzerine yapılan tescilin yolsuz olduğu kuşkusuzdur.Ne var ki, davalılar yolsuz oluşan tapu kaydına güvenerek taşınmazın bedelini ödemek suretiyle tapudan pay alan 2.el konumundadırlar.Taşınmazın tapu kaydı üzerinde ormandan çıkarıldığına ilişkin hiçbir şerh bulunmamaktadır.Başka bir anlatımla temlikten önce hazine tarafından tapunun yolsuz olduğundan bahisle açılmış bir dava yoktur.
Öncelikle belirtmek gerekir ki Anayasa'nın 40 ncı maddesinin 3.fıkrasında "kişinin resmi görevliler tarafından vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da kanuna göre Devletçe tazmin edilir." Hükmü öngörülmüş, 129 ncu maddenin 5 nci fıkrasında "memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davalarının ancak idare aleyhine açılabileceği" açıklanmıştır.M.K.nun 1007 nci maddesi bu bağlamda yorumlandığında, tapu sicillerinin tutulmasından ve bundan doğan zararlardan devletin sorumlu olacağı ilkesinin benimsendiği anlaşılmaktadır. Yasanın bu açık hükmünün kaynak olduğu devletin sorumluluğu tapu sicilinin tutulması sırasında, sicil memurunun hukuka aykırı işlemi ile sonuç arasında nedensellik bağının varlığı gerekli ise de, eylem yada işlemin kusura dayanması gerekmez.Zira devletin sorumluluğu kusursuz sorumluluktur.Anılan ilke 27.3.1957 tarih ve 1/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararı ile benimsenmiş, B.K. nun 55 nci maddesindeki sorumluluğun kusura dayanmadığı 22.6.1966 tarih 7/7 sayılı İnançları Birleştirme kararı ile de tekrarlanmıştır.Adam çalıştıran ( somut olayda devlet ) objektif özen eksikliğinin doğurduğu zarardan sorumludur.Çalışanın seçiminde, talimat vermede ve denetlenmesindeki eksiklik yada bozukluk nedeniyle çalışan çevre ve ilgililer için hakların kazanılması ve kullanılması açısından özel bir tehlike oluşturur.Kusursuz sorumluluk, tapu siciline bağlı çıkarların ve ayni hakların yanlış tescil sonucu sicile güven ilkesi yönünden değişmesi yada yitirilmesi bu haklardan yoksun kalınması temeline dayanır.Çünkü sicillerin doğru tutulmasını üstlenen ve taahhüt eden devlet, aykırı kayıtlardan doğan zararları da ödemeyi taahhüt etmektedir.Dayanaksız yada hukuksal duruma uymayan kayıtlar düzenlemek taşınmazın niteliğinde yanlışlıklar yapmak da aynı kapsamda düşünülmelidir.
Somut olayda, dava konusu taşınmaz, sanki orman sınırları içerisinde değilmiş gibi, senetsizden kişi adına 1959 yılında tespit edilmiş, sonradan satım suretiyle el değiştirmiş; 1994 tarihinde davalı üzerine kaydedilmiştir.Bu arada hazine tespite ses çıkarmamıştır.1982 tarihinde taşınmaz 1744 sayılı yasa ile orman dışına çıkarılmış, yine hazine davalının satın almasından sonra şerh koydurmuş; eldeki davayı ise, çıkarmadan itibaren 20 yıla yakın bir süre geçtikten sonra açmıştır.Kadastro ekibinin hatalı işlemleri sonucu davalıların ( karşı davacılar ) bayii adına tespiti ve kesinleştirilmesi, buna bağlı olarak sicil oluşturulması, sicile yerin orman tahdidinde kaldığına ilişkin bir şerhin verilmemesi nedeniyle ve sicile güven ilkesi uyarınca davalıların zarara uğradıkları yadsınamaz ( inkar edilemez ) bir gerçektir. Davalıların, akdine müracaat etme olanağının bulunması, kusursuz sorumluluktan ötürü hazineye karşı dava açmasını engellemez.Bu durumda uğranılan zararın hazine tarafından karşılanması gereği belirtilen ilkelerin bir sonucudur.
Hal böyle olunca, davalı ve karşı davacının gerçek zararının miktarının araştırılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken karşı davanın reddine ilişkin hüküm kurulması doğru değildir.Davalı-karşı davacılar vekilinin temyiz itirazı yerindedir.Kabulüyle hükmün yukarıda açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.nun 428.maddesi uyarınca BOZULMASINA, 4.12.2001 tarihinde yürürlüğe giren Av.ücret tarifesinin 14.maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 250.000.000. TL. duruşma Av.parasının temyiz edilenden alınmasına ve peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine 7.5.2002 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Medeni Kanunun önceki 917; yeni 1007.maddesi ile, tapu sicilinin tutulmasından doğan zararlardan ötürü Devletin doğrudan doğruya sorumlu olacağı ilkesi benimsenmiştir.Anılan maddeye dayanılarak açılan davalarda zarar sicil tutma kavramına giren bir işlemden veya böyle bir işlemin yerine getirilmemiş olmasından doğabilir.Bu zararı doğuran işlemin veya yerine getirilmemiş olmasının hukuka aykırılığı da gereklidir.
Hemen belirtilmelidir ki, sicil tutulmasıyla ilgisi olmayan yasa yolları gösterilmiş olan ve yasal yollara başvurularak düzeltilmesi olanakları bulunan kadastro çalışma faaliyetleri ile nitelik yitirmeden dolayı orman rejimi dışına çıkarma işlemleri sicil tutma kavramı içersine girmez.
Ancak, kadastro sonucu kesinleşen tutanağın sicile yanlış işlenmesi halinde M.K.nun 1007.maddesi uygulanma olanağı bulur.
Öte yandan, Devlet ( kamu ) malı içinde kalan yer hakkında oluşturulan kadastral kayıt, hukuken geçersiz bir kayıttır.Nitekim, hazinece açılan tapu iptal ve tescil davası kabul edilmiştir.Çekişmeli taşınmazın sonradan nitelik yitirmeden ötürü orman rejimi dışına çıkarılması, gerçek kişiler yararına ayni bir hak doğurmuş değildir.Hazinenin kadastral parsel kaydına satış suretiyle el değiştirmeden sonra şerh koydurması ve kadastro tespitinden uzunca sayılabilecek bir süreyi takiben iptal ve tescil davasını açması, onun ( hazinenin ) tazmini sorumluluğunu ortaya çıkaramaz.Somut olayın oluşumu ve özellikleri nedeniyle, Borçlar Kanunu'nun haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümlerinin uygulanabileceği de söylenemez.Taşınmazı satın alan kişi, yalnızca akdine ( bayiine ) karşı dava ve talep hakkını kullanabilir.
Açıkladığım nedenlerden dolayı hükmün Onanması gerektiği kanaatini taşıdığımdan, sayın çoğunluğun bozma kararına katılamıyorum.



**************
.: CopyRight by Sinerji A.Ş. :.
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Senette malen Kaydının yazılmış olması Brusk Meslektaşların Soruları 56 18-06-2012 16:47
Sabıka Kaydının Memuriyete Etkisi - Evrakta Sahtecilik Staj.Av.Selçuk Meslektaşların Soruları 1 25-12-2006 16:37
Nüfus kütüğünde olmaması gereken bir şahsın kaydının silinip veraset ilamı alınması!! derya2003 Meslektaşların Soruları 7 30-09-2006 09:47
Tapu Kaydının Geçerliliği ŞEN ÇELİK Meslektaşların Soruları 7 23-03-2004 22:54
Bekleyen Hukuki Çalışmalar Admin Hukuk Haberleri 0 04-10-2002 13:47


THS Sunucusu bu sayfayı 0,04192901 saniyede 16 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.