Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Meslektaşların Soruları Hukukçu meslektaşların hukuki nitelikte sorularını birbirlerine yöneltecekleri mesleki yardımlaşma forumu. SADECE hukuk fakültesi mezunları ile hukuk profesyonellerinin (bilirkişi, icra müdürü vb.) yazışmasına açıktır. [Yeni Soru Sorun]

imamın namazı hızlı kıldırması görev suçu mudur?

Yanıt
Old 31-03-2010, 20:52   #1
avukat.derviş.yıldızoğlu

 
Varsayılan imamın namazı hızlı kıldırması görev suçu mudur?

Müvekkilim 657 sayılı yasaya tabi bir imam.
Bu müvekkilin görev yaptığı camideki cemaaetten birkaç kişi, müvekkilin namazı hızlı kıldırdığı gerekçesiyle Müftülüğe ve savcılığa suç duyurusunda bulunuyor.
İmam hakkında idari yönden yapılan soruşturmada, muhakkik raporuna göre; İslami esaslara göre namazın hızlı kıldırılmaması gerektiğini, imamın namzı hızlı kıldırdığının sabit olduğunu, bir imamın namazın hızlı kıldırılmasının islama aykırı olduğunu bilmesi gerektiği böylelikle imamın görevini gereği gibi yapmadığı gerekçesiyle suçlu olduğunu belirtiyor.
Sizce bu durum gerek cezai ve gerekse idari ve disiplinsel yönden suç teşkil eder mi? ederse hangi suç kapsamında kalır? Değerli görüşlerinizi bekliyorum
Old 31-03-2010, 23:26   #2
Av.Bülent AKÇADAĞ

 
Varsayılan

Değerli meslektaşım,

Fıkra gibi traji-komik bir durum.

İdari yönden imamın suçlu bulunması hakkında yorum yapmamakla birlikte,

Ceza Hukuku açısından değerlendirdiğimizde, İmamın namazı hızlı kıldırdığı için TCK m. 257 kapsamında görevi kötüye kullanma suçunun oluşup oluşmadığı tartışılabilinir.


Ancak TCK m.257/2'de (2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Madde metninde ihmal veya gecikmeden söz edilmektedir. Eğer imamın namazı hızlı kıldırması "görevinin gereklerinin yapılmasında ihmal" çerçevesinde değerlendirilirse ilgiili madde kapsamına girecektir. Çünkü maddenin devamında kişilerin mağduriyetinden söz edilmiştir. Anladığım kadarıyla da camii cemaati bayağı bi mağdur durumda

Ancak ben yinede imamın namazı hızlı kıldırmasının görevi kötüye kullanma olarak değerlendirilemeyeceğini, bu bağlamda Cumhuriyet Savcılığına da böylesi bir başvuru yapılması halinde de takipsizlikle sonuçlanacağını düşünmekteyim.
Old 31-03-2010, 23:28   #3
Av.Cihan Nuri

 
Varsayılan

"İslami esaslara göre namazın hızlı kıldırılmaması gerektiğini, imamın namazı hızlı kıldırdığının sabit olduğunu," konu hakkında bir tespit ve bilirkişi incelemesi yapılmışmı? veya yapılırsa nasıl yapılcak ? bunlar yapılmadan namazı hızlı kıldırdığının sabitliğine nasıl ulaşılmış sorularına öncelikle yanıt bulmak gerekir düşüncesindeyim.
Old 31-03-2010, 23:44   #4
Av.Mehmet Saim Dikici

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan avukat.derviş.yıldızoğlu
Müvekkilim 657 sayılı yasaya tabi bir imam.
Bu müvekkilin görev yaptığı camideki cemaaetten birkaç kişi, müvekkilin namazı hızlı kıldırdığı gerekçesiyle Müftülüğe ve savcılığa suç duyurusunda bulunuyor.
İmam hakkında idari yönden yapılan soruşturmada, muhakkik raporuna göre; İslami esaslara göre namazın hızlı kıldırılmaması gerektiğini, imamın namzı hızlı kıldırdığının sabit olduğunu, bir imamın namazın hızlı kıldırılmasının islama aykırı olduğunu bilmesi gerektiği böylelikle imamın görevini gereği gibi yapmadığı gerekçesiyle suçlu olduğunu belirtiyor.
Sizce bu durum gerek cezai ve gerekse idari ve disiplinsel yönden suç teşkil eder mi? ederse hangi suç kapsamında kalır? Değerli görüşlerinizi bekliyorum

Komedi gibi... Namazın kılınışı ile ilgili hız limiti mi var? Ne tuhaf bir yaklaşımdır bu!? Belki idari bakımdan uyarı cezası gibi bir disiplin cezası uygulanabilir. Ben bu olayda ceza hukuku yönünden herhangi bir suçun oluşmayacağı kanaatindeyim.
Old 01-04-2010, 09:03   #5
halit pamuk

 
Varsayılan

İmam, Vaiz, tipik bir kamu görevlisi değildir. Aynı zamanda cemaatin bir parçasıdır. Yani sosyal yönü var. Vaiz, cemaate din konusunda öğütler verir,bilgi verir. Ancak, Namazın kılınışı konusunda farklı mezheplerde farklı uygulmalar mevcuttur. Yani bunun limitini bulunduğu bölgenin cemaati belirleyecektir. Cemaat ile vaiz bir bütündür.

Yani Cemaat rahatsız olmuşsa oradaki imamın yeri değiştirilir. Ancak, bunun haricinde imamın dini yol göstericiliğinin siyasete bulaşmadığı sürece ne disiplin soruşturması ne de cezai açısından bir suç unsuru olduğunu düşünmüyorum.
Old 01-04-2010, 11:52   #6
tkocak

 
Varsayılan

Olayda; Diyanet İşleri Başkanlığının namazın nasıl kıldırılması gerektiğine dair herhangi bir tebliğ ve genelge vb. varsa, tanık ifadeleri ile de bu düzenleyici işlemlerce belirlenen usul ve esaslara aykırılık sabit ise 657 125 C/A (kurumlarınca belirlenen usul ve esasları kasten yerine getirmemek) dayanak alınarak aylıktan kesme cezası verilebilir, yalnız soruşturmacının müvekkilinizi suçlu bulduğunu belirtiyorsunuz; soruşturmacılar olayı tahlil ettikten sonra verilmesi gereken cezayı da zaten önerirler (disiplin amiri veya kurul kabul eder veya etmez)
Old 01-04-2010, 12:19   #7
halit pamuk

 
Varsayılan

Namaz'ın kılınması konusunda bir genelge olamaz. Varsa bile hukuki olmadığı gibi dini açıdan da sakıncalıdır. Bu konuda Anayasa'dan bile (bireyin vicdanı için)üstün bir kaynak var çünkü.

Aynı zamanda Konuya laiklik ilkesi açısından da bakmak gerekiyor, Din işlerinin devlet işlerine karışmaması gerektiği gibi, devletin de din işlerine karışmaması gerekiyor.Sadece Devlet, bireyin dinini en iyi şekilde yerine getirmesi için tüm önlemleri almalı.

Ya değilse olay Caminin kamusal alan olarak değerlendirilip Cami de Başörtüsü takılamaz sonucu bile doğurur.

Bu açıdan bakıldığında 2007 tarihli genelge bile bazı yanlış ifadeler kullanılmış ama bu genelgeye bakıldığıında dahi bu konuda bir düzenleme göremeyiz. Bu genelgeden başlıklar:



MADDE 10- (1) Toplumu din konusunda aydınlatma görevi ifa edilirken; vaaz eden, hutbe okuyan ve konferans veren bütün görevlilere, özellikle, teşkilatımız mevzuat ve prensiplerini bilemeyecekleri dikkate alınarak Başkanlığımız personeli olmayanlara aşağıdaki hususlara dikkat etmeleri önceden hatırlatılacak, hutbe ve vaazları yakından izlenecek, bu hususlara dikkat etmeyenlere vaaz ve irşat görevi verilmeyecek, bu kimseler vaiz ise haklarında gerekli kanunî işlem yapılacaktır:

a) Hutbe, vaaz ve konferanslarda dinî bütünlüğü, millî birlik ve beraberliği güçlendirecek konulara ağırlık verilecektir. Yıkıcı, bölücü propagandalara, zararlı akımlara karşı gerekli tedbirler alınacaktır.

b) Vaaz ve hutbelerde toplumun dinî, ilmî ve ahlâkî konularda bilgi ve kültürünün artırılması hedef alınacak, fitne, tefrika ve bölücülüğün kötülüğü, sevgi, acıma duygusu, af ve hoş görü gibi hasletlerin fazileti, akraba, komşu ve insan hakları, düzenli ve tutumlu yaşama, sosyal dayanışma ve yardımlaşmanın önemi, lüks, israf ve düzensiz yaşamanın zararları gibi yurt kalkınmamızın güçlenmesine yardımcı olacak ve millî bütünlüğümüzü pekiştirecek konulara yer verilecektir.

c) Hutbe, vaaz ve konferanslarda samimî, duygulu, toplumun içinde bulunduğu manevî hastalıkları tedavi edici, ölçülü, yapıcı, uyarıcı, teşvik edici, sevdirici ve müjdeleyici ifadeler kullanılacak; aşırı, kırıcı, itham edici ifadelerden; bıktırıcı ve mesnetsiz sözlerden, dinî ve ilmî kesin bilgilere uymayan görüşlerden kaçınılacaktır.

ç) Vaaz ve hutbelerde; siyaset ve şahsiyat yapmaktan kaçınılacak, konu bütünlüğü sağlanacak, iç ve dış politik konulara kesinlikle girilmeyecektir.

d) Vaizlerin, hazırlıksız ve üç aylık vaaz ve irşat programına alınmayan konularda vaaz etmeleri önlenecektir. Ancak olağanüstü durumlarda ilgili müftülüğün bilgisi dâhilinde hutbe ve vaaz konularında değişiklik yapılabilecektir.

e) Vaaza ezândan en az kırk dakika önce başlanacak, ezânla birlikte vaaza hemen son verilecek, cemaatin ezânı dinlemesi sağlanacaktır. Namazdan sonra yapılan vaazlar için de kırk dakikalık süre esas alınacaktır.

f) Vaazların sunumunda mümkün olan her türlü teknik imkândan istifade edilebilecektir. (Görüntülü vaaz usûlü gibi.)

g) Hatipler, Cuma günleri minberde;

1) İkinci hutbede Nahl Sûresi’nin 90’ıncı âyet-i kerimesini okumadan önce, Türkçe olarak, “Allahım! İslâm’a ve müslümanlara yardım et! Devletimizi, ülkemizi ve milletimizi her türlü tehlikelerden koru! Bize dünya ve ahirette iyilik, güzellik ve nimetler ihsan eyle! Bizi, ana-babamızı ve bütün müminleri bağışla! Şüphesiz sen dualarımızı işitir ve kabul edersin!” şeklinde duâ edecekler,

2) Nahl Suresi’nin 90’ıncı âyet-i kerimesinin lafzını okuduktan sonra, "Şüphesiz Allah, adaleti, ihsanı/yararlı amelleri en güzel bir şekilde yapmayı, akrabalara yardım etmeyi emrediyor, her türlü edepsizlik ve çirkinliği, haram ve kötülüğü, azgınlık ve zulmü yasaklıyor. O, düşünüp tutasınız diye size böyle öğüt veriyor." şeklinde meâlini de vereceklerdir.

(2) Yetkisiz kişilerin vaaz etmelerine ve hutbe okumalarına kesinlikle izin verilmeyecektir. Ancak, Diyanet İşleri Başkanlığı Görev ve Çalışma Yönergesi'nin 113 ve 114’üncü maddeleri uyarınca emekli Başkanlık üst düzey elemanlarıyla, emekli müftü, emekli vaiz ve fahrî vaizlik belgesi bulunanlar ile vaaz etme ehliyet ve niteliğinde olan diğer elemanlardan mahallî müftülüğün bilgisi veya izniyle azamî ölçüler içerisinde istifade cihetine gidilecektir. Ayrıca Yönergenin 116’ncı maddesi uyarınca da, Başkanlık kuruluşu dışındaki dinî bilgi ve tecrübeleri ile tanınmış kimselerden, bu Yönerge esaslarına uygun olarak vaaz veya konferans verdirmek suretiyle yararlanılacaktır.

(3) İrticalen hutbe okunması kesinlikle önlenecek, iklim şartları ve mesai saatleri dikkate alınarak hutbeler kısa okunacak, Arapça bölümleri dâhil on dakikayı geçmeyecektir.

(4) Cuma günlerinin dışında, müftülüklerce belirlenecek günlerde, yine müftülüklerce belirlenecek vaizler tarafından merkezî camilerde İSTİCVAP (soru-cevap) metodu ile vaaz ve irşat hizmeti sunulacaktır.

(5) İdrak edilecek mübarek gün ve geceler ile Kutlu Doğum Haftası ve Camiler ve Din Görevlileri Haftası münasebetiyle, müftülüklerce;

a) Özel programlar hazırlanarak bu zamanların manevî havasından da istifade edilerek, dinî ve ahlâkî konularda vatandaşlarımızın aydınlatılmasına çalışılacaktır.

b) Bu vesileler ile cezaevleri, yetiştirme yurtları, huzurevleri ve hastaneler imkânlar ölçüsünde ziyaret edilecektir.

c) İmkânlar nispetinde konferans, panel vb. etkinlikler düzenlenecektir.

ç) Günün, gecenin ve haftanın mana ve ehemmiyetini belirten hutbe ve broşürler hazırlanarak dağıtılacaktır.

d) Mahallî basın yoluyla ve diğer araç ve gereçlerle halka yeterince duyurular yapılacaktır.

e) Vaaz ve irşat ekipleri oluşturularak, çevredeki kasaba ve köylere de din hizmeti götürülecektir.

(6) İl ve ilçe müftülüklerince hazırlanacak mekânlarda, Başkanlığımız basılı ve görüntülü yayınlarından da istifade edilerek, halka yönelik irşat hizmetlerinin takviye edilmesi cihetine gidilecektir.




MADDE 33 Cami Hizmetlerinin daha etkin hale getirilmesi

b) Cami görevlileri;

1) Kılık, kıyafet, tavır, davranış ve aile yaşantıları bakımından topluma iyi örnek olacaklar, estetik açıdan uygun olmayan kıyafetlerle topluma girmeyecekler ve halkın yadırgayacağı davranışlardan uzak duracaklardır.

2) Her türlü siyasî görüş ve düşüncenin dışında kalarak toplumun bütün kesimlerine eşit mesafede duracaklar; hoşgörülü, başkalarının inanç, düşünce ve vicdanî kanaatlerine saygılı, farklı görüşleri anlayışla karşılayan, toplumdaki yanlışlıkları, doğruyu ve güzeli anlatarak düzeltmeye çalışan, herkese karşı tatlı dilli, güler yüzlü, açık kalpli ve samimî kişiler olacaklardır.

3) Görev anlayışlarında korku değil, sevgi hareket noktası olacaktır. Mahallin örf ve âdetlerine saygılı olacaklar, İslâm’a uygun olmayan uygulamaları, kırıcı olmadan ve tedricî bir yöntem takip ederek düzeltmeye çalışacaklardır.

4) Görev yaptığı çevredeki halkı çok yönlü olarak tanımak için özel bir gayret içine girecekler, ihtiyaç sahiplerinin sıkıntılarının giderilmesi hususunda varlıklı kimselerle muhtaç kişiler arasında irtibat kurulmasında aktif rol oynayacaklar, gerekiyorsa sorunların çözümü için resmî veya gayri resmî kuruluşlarla irtibata geçerek rehberlik hizmetinde bulunacaklardır.

5) Çevrelerindeki insanların ve özellikle gençlerin uyuşturucu, alkol ve kumar gibi zararlı alışkanlıklardan korunması hususunda ailelerle işbirliği yapacaklardır.

6) İmkânlar ölçüsünde cami içinde veya müştemilatında okuma odaları oluşturarak, buralara konacak müftülükçe uygun görülen kitapları halkın istifadesine sunacaklardır.

7) Halkın ve özellikle gençlerin camilere ilgisini artırmak amacıyla, sosyal faaliyetlere yönelecekler; imkânları uygun olan camilerde, uygun bir yere bilgisayar sisteminin kurulmasına ön ayak olacaklar ve bu sistemden kendi kontrollerinde yararlanılmasını sağlayacaklardır.

8) Uygun mekânı olan müftülük ve cami dernekleri ile işbirliğine giderek, halka ve özellikle kadınlara yönelik konuşma, konferans ve seminerler tertip edeceklerdir.

9) Görev mahallî çevresinde bulunan okullar, çocuk ıslahevleri, huzurevleri gibi kurumları belirli aralıklarla, özellikle mübarek gün ve gecelerde ziyaret ederek, buralarda görevli personel ve diğer şahıslarla diyalog ortamını geliştireceklerdir.

10) Görev mahallindeki insanların nişan, düğün, cenaze vb. merasimlerine ayırım yapmaksızın ve herhangi maddî menfaat beklentisi içinde olmadan iştirak ederek sevinç ve kederlerine ortak olacaklardır.

11) Hizmetlerini aksatacak ve toplumda itibar ve güven duygusunu sarsacak söz ve davranışlardan uzak durarak, birinci derecede mesailerini aslî görevleri olan din hizmetine tahsis edecekler ve diğer meşguliyetlerini arka plana iteceklerdir.

12) Ekolojik dengenin korunması hususunda duyarlı olacaklar ve halkı bu konuda uyaracaklardır.




Diyanet işleri Başkanlığının yönergesi de şöyle:


Cami Görevlilerinin Riayet Edeceği Hususlar
Madde 120- Cami görevlileri, görevlerinde ve çevre ile ilişkilerinde şu hususlara riayet ederler:
a) Dini ve mesleki konularda sürekli olarak kendini yeniler ve geliştirirler,
b) (Değişik: 06/06/2008 tarihli ve 50 sayılı onay) Camide namaz kıldırma, hutbe okuma ve vaaz etme; cenaze namazı ve defin esnasında sarık ve cübbe giyerler. Ayrıca din hizmetlerinin ifası niteliğindeki programlarda da dini kisve giyebilirler. Sarık ve cüppelerini daima temiz tutarlar; kılık, kıyafet ve davranışlarıyla kendilerinin ve mesleklerinin onur ve vakarını korurlar; çevresindekilere daima saygı ve güven telkin ederler,
c) Ölüm, nikah, nişan, mevlit, hatim ve benzeri merasimlere katıldıklarında mesleğin şeref ve haysiyetini rencide edici tutum ve davranışlardan sakınırlar.
d) Din görevliliği sıfatını zedeleyici yerlerde bulunmaktan ve içinde bulunduğu toplumun dini duygularını sarsıcı söz ve davranışlardan kaçınırlar,
e) Görevli bulunduğu caminin ve camideki teberrükât eşyasının bakımı ile korunmasında gerekli titizliği gösterirler, hakikî ve hükmî şahıslar tarafından yapılacak her türlü tadilat ve onarımı müftülüğe bildirirler, f) Ehil ve yetkili olmayan kimselere kendi görevlerini yaptırm
Old 01-04-2010, 12:50   #8
Av.Mehmet Saim Dikici

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av. Adnan Koray
Caminin kamusal alan olarak değerlendirilip Cami de Başörtüsü takılamaz sonucu bile doğurur.

Konuyla ilgisi yok ama, cami de kamusal alandır ancak tam aksine camiilere kadınlar başörtüsüz giremezler. Paradoks burada açıkça ortaya çıkıyor.

Maalesef tuhaflıklarla dolu bir ülkeyiz.
Old 01-04-2010, 13:12   #9
Av.Kaan

 
Varsayılan

Alıntı:
"...kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi,..."


Zarar var mı zarar? Zarar yoksa suç da yok...

İdari yönden; -eğer iddia doğru ise - göreviğinin gerektiği titizliği, inceliği, daha doğru ifadeyle ehemmiyeti göstermediği için uyarı cezası almalıdır.
Old 01-04-2010, 17:22   #10
Noyan Yiğit

 
Varsayılan

Malatya da sanıyorum "şeker hoca"lakaplı halk ve cemaat ile çok iyi ilişkiler kuran ve halk tarafından çok sevilen bi hoca. Aylardan ramazan, malum teravih namazı var. O akşamda çok önemli bi milli maç var. Cemaat hoca efendiye diyorki "hocam teravihi kaçırmak istemiyoruz, ancak biliyorsunuz milli maç da var ne yapalım" hoca da diyor ki " siz merak etmeyin, ben namazı biraz hızlı kıldırır, sizi maça yetiştiririm". Ezan okunuyor neyse teravih namazı başlıyor, hoca ilk 4 rekatı çok hızlı kıldırıyor, sonraki rekatlarda namazı normal bir hızda kıldırıyor. Namaz bitiyor. Cemaat maça biraz geç kalıyor. Diyorlar ya hocam ilk dört rekatta çok iyi gidiyordun ne oldu sonradan yavaşladın! Hoca diyorki "kardeşim iyi gidiyorduk da, yolda radara rastladık. Bu nedenle frene bastık biraz".Meğerse hoca ilk 4 rekatı kıldırdıktan sonra arkasına dönüp bi bakıyor ki Müftü bey arkasında namaz kılıyor. Bu yaşanmış bi olay. Bazen demek ki namazlarda da sürat yapılabiliyor. Belki bu imam arkadaş da bi şeylere yetişecekti, ama radarı farketmemiş!
Biraz espiri katmak istedim olaya.
Old 01-04-2010, 18:14   #11
S Ömer Şimyek

 
Varsayılan

Hakikaten sadece Türkiye'de karşılaşılabilecek enteresan ve komik bir durum.
Mağdurların mağduriyetlerini nasıl ispatlayacaklarını, şahit olarak kimi göstereceklerini oldukça merak ediyorum. Zira manevi olarak bir mağduriyetleri söz konusu olsa gerek. Muhtemelen deliller kısmında amel defterleri" bulunabilir.
Neticelenince bizleri de bilgilendirirseniz seviniriz.
Old 01-04-2010, 19:57   #12
Gemici

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan avukat.derviş.yıldızoğlu
Müvekkilim 657 sayılı yasaya tabi bir imam.
Bu müvekkilin görev yaptığı camideki cemaaetten birkaç kişi, müvekkilin namazı hızlı kıldırdığı gerekçesiyle Müftülüğe ve savcılığa suç duyurusunda bulunuyor.
İmam hakkında idari yönden yapılan soruşturmada, muhakkik raporuna göre; İslami esaslara göre namazın hızlı kıldırılmaması gerektiğini, imamın namzı hızlı kıldırdığının sabit olduğunu, bir imamın namazın hızlı kıldırılmasının islama aykırı olduğunu bilmesi gerektiği böylelikle imamın görevini gereği gibi yapmadığı gerekçesiyle suçlu olduğunu belirtiyor.
Sizce bu durum gerek cezai ve gerekse idari ve disiplinsel yönden suç teşkil eder mi? ederse hangi suç kapsamında kalır? Değerli görüşlerinizi bekliyorum

Alıntı:
Yazan Av.Adnan Koray
Namaz'ın kılınması konusunda bir genelge olamaz. Varsa bile hukuki olmadığı gibi dini açıdan da sakıncalıdır. Bu konuda Anayasa'dan bile (bireyin vicdanı için)üstün bir kaynak var çünkü.

Aynı zamanda Konuya laiklik ilkesi açısından da bakmak gerekiyor, Din işlerinin devlet işlerine karışmaması gerektiği gibi, devletin de din işlerine karışmaması gerekiyor.Sadece Devlet, bireyin dinini en iyi şekilde yerine getirmesi için tüm önlemleri almalı.

Ya değilse olay Caminin kamusal alan olarak değerlendirilip Cami de Başörtüsü takılamaz sonucu bile doğurur.



1. Söz konusu imam bir devlet memuru, çünkü bir kamu kuruluşunda çalışıyor.
2. Çalıştığı kamu kuruluşu dini bir kuruluş ve bu dini kuruluşun kendisine has bir özelliği var. Anayasadaki laiklik ilkesine rağmen ve bu ilkeye, benim görüşüme göre, ters düşmesine rağmen. Bu kuruluşun Laiklik ilkesine ters düşüp düşmediği olayımızda ikinci planda ve tartışmanın dışında kalıyor. Aynı durum Sayın Adnan Koray'ın tespiti için de geçerli.
3. Diyanet İşleri Başkanlığı İslam Dini'nin belirli bir mezhebini temsil etmektedir ve bu mezhebin namazın nasıl kılınacağına dair bir yorumu vardır. Bu açıdan bakılınca imam namazı istediği gibi kıldıramaz. Namazın Sünni Mezhebi'nin yorumuna göre kılınması gerekir. Bu yoruma göre namazın belirli zamanları, bir edebî, farzları, sünnetleri ve namazın vacipleri vardır.
4. Diyanet İşlerine Başkanlığı'na bağlı olarak çalışan bir imamın bunları bilmesi ve bu yönde uygulaması gerekir. Bir terlikçi ustasının terliği nasıl yapacağına benzer olay.
5. İmam bunu yapmadığı zaman ne olur peki? İşvereninin kendisine verdiği görevi, işverenin istediği yönde ve görevin gerektirdiği yönde yapmamış olur. İşveren disiplin cezası verebilir.
6. Ama buradaki disiplin cezası TCK tarafından öngürülen bir ceza değildir, çünkü ceza kanununun öngördüğü türden bir suç söz konusu değildir, görevini gerektiği gibi yapmama fiili 'kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olmadığı ya da kişilere haksız bir kazanç sağlamadığı sürece'

Saygılarımla
Old 01-04-2010, 22:31   #13
üye14072

 
Varsayılan

vaktiyle köyün gençleri, hocaya gitmişler hocam maç var terafiyi biraz hızlı kıldırırmısınız diye ricacı olmuşlar,

çocuklar siz camiye geliyorsunuz,
doğru yoldasınız,
ben sizi seviyorum,
der
ve bir terafi kıldırır ki
çocuklar maçtan önceki diziyi bile seyrederler,

yanılmıyorsam
yozgat çandır (benim köyüm)
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Askerden Fİrar SuÇu Temadİ Mİ Yoksa MÜtemadİ SuÇ Mudur ? concept Meslektaşların Soruları 7 08-10-2012 09:53
ADSL ortak kullanma Bilişim suçu mudur? AdaletTR Fikri Haklar ve Bilişim Hukuku Çalışma Grubu 18 07-01-2011 22:25
nitelikli yağma suçu oluşmuş mudur Av.Bedia Meslektaşların Soruları 3 14-02-2010 11:11
karşılıksız çek keşide etme suçu kasıtlı bir suç mudur? iözkurt Meslektaşların Soruları 8 13-10-2008 13:57


THS Sunucusu bu sayfayı 0,21930909 saniyede 16 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.