Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Meslektaşların Soruları Hukukçu meslektaşların hukuki nitelikte sorularını birbirlerine yöneltecekleri mesleki yardımlaşma forumu. SADECE hukuk fakültesi mezunları ile hukuk profesyonellerinin (bilirkişi, icra müdürü vb.) yazışmasına açıktır. [Yeni Soru Sorun]

yıllık izin ücreti kaç yıllık zamanaşımına tabidir?

Yanıt
Old 07-10-2015, 11:18   #1
av.tgb

 
Varsayılan yıllık izin ücreti kaç yıllık zamanaşımına tabidir?

Yargıtay 9. HD.E. 2012/22755, K. 2012/32787,T. 3.10.2012 kararı "Yıllık izin ücreti iş sözleşmesinin feshi ile muaccel olup dönemsel bir nitelik taşımadığından, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu uygulaması yönünden 10 yıllık genel zamanaşımına tabidir." şeklinde iken, Yargıtay 22. HD.,E. 2015/1616, K. 2015/357, T. 19.1.2015 kararı ise "Mülga 1475 Sayılı Kanunda ücret alacaklarıyla ilgi olarak özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediği halde, 4857 Sayılı Kanunun 32/8 maddesinde, işçi ücretinin beş yıllık özel bir zamanaşımı süresine tabi olduğu açıkça belirtilmiştir." şeklindedir. Sizce hangi görüş doğrudur?
Old 07-10-2015, 11:50   #2
kezzy

 
Varsayılan

Belirttiğiniz kararların birince "ücret" ten bahsediliyor, diğerinde "yıllık ücretli izin" den.

Taraflar arasındaki sözleşmede aksine bir hüküm yoksa genel olarak işçiler, devlet memurlarından farklı olarak, çalıştıkları ayın ücretini, bu ayın sonunda talep ve davaya hak kazanırlar. Aylık ücretler için zamanaşımı, her bir ayın ücretinin muaccel olduğu tarihten itibaren ayrı ayrı işlemeye başlar ve beş yıl sonra zamanaşımına uğrar.

Fazla çalışma, hafta ve genel tatilde çalışma ücretleri ile ikramiye ve sosyal yardımlara ilişkin ücretler doğdukları anda muaccel olur ve bu tarihten itibaren zamanaşımı işlemeye başlar.

Tüm bu işçi alacakları için dava açıldığında, davalının zamanaşımı savunması ile karşılaşılırsa, beş yıllık zamanaşımı süresi, davanın açıldığı tarihten geriye doğru hesaplanacaktır. Bu halde davanın açıldığı tarihten beş yıl önce muaccel hale gelen alacakların zamanaşımına uğradığı kabul edilecektir (İş Kanunu m.32/f.8).

İşçilerin yıllık izin ücretleri ise, yıllık iznin hak edildiği anda değil, iş sözleşmesinin herhangi bir nedenle sona erdiği anda muaccel olur. Diğer bir ifadeyle iş sözleşmesi devam ederken yıllık izinlerin ücreti talep edilemez.

Dolayısıyla belirttiğiniz kararlarda ki iki görüşte doğrudur
Old 07-10-2015, 11:52   #3
av.tgb

 
Varsayılan

kararın genelinde yıllık izinden bahsediyor, böyle bi kısmını alınca anlaşılmıyor tabi.
Old 07-10-2015, 11:59   #4
kezzy

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan av.tgb
kararın genelinde yıllık izinden bahsediyor, böyle bi kısmını alınca anlaşılmıyor tabi.

Şimdi anlaşılır olmuştur umarım
Old 07-10-2015, 13:33   #5
av.tgb

 
Varsayılan

yıllık izin ücreti 10 yıllık zamanaşımına tabi diyorsunuz yani ? ikinci kararda 5 yıl diyor, kafamı karıştırdı.

T.C.
YARGITAY
22. HUKUK DAİRESİ
E. 2015/1616
K. 2015/357
T. 19.1.2015
YILLIK İZİN ALACAĞI İSTEMİ ( Zamanaşımı - Bakiye Alacağa Dair Ek Davanın Fesih Tarihinden İtibaren Beş Yıllık Zamanaşımı Süresi Geçtikten Sonra Açıldığı/Davalı Taraf Süresi İçinde Zamanaşımı İtirazında Bulunduğu - Mahkemece İstemin Zamanaşımı İtirazı Sebebi İle Reddedileceği )
ZAMANAŞIMI BAŞLANGICI ( Yıllık İzin Alacağı - İş Sözleşmesinin Feshinde Kullanılmayan Yıllık Ücretli İzin Hakkı İzin Alacağına Dönüşeceği/Zamanaşımı İş Sözleşmesinin Feshinden İtibaren İşlemeye Başlayacağı )
BAKİYE ALACAĞA DAİR EK DAVA / ZAMANAŞIMI ( Yıllık İzin Alacağı - Davanın Fesih Tarihinden İtibaren Beş Yıllık Zamanaşımı Süresi Geçtikten Sonra Açıldığı/Davalı Süresinde Zamanaşımı İtirazında Bulunduğu - Alacağının Zamanaşımı İtirazı Sebebi İle Reddine Karar Verileceği )
ZAMANAŞIMI ( Yıllık İzin Alacağı - Bakiye Alacağa Dair Ek Davanın Fesih Tarihinden İtibaren Beş Yıllık Zamanaşımı Süresi Geçtikten Sonra Açıldığı/Davalı Süresinde Zamanaşımı İtirazında Bulunduğu - İstemin Zamanaşı İtirazından Dolayı Reddi Gerektiği )
4857/m.32/8,59
ÖZET : Uyuşmazlık; yıllık izin alacağının zaman aşımına uğrayı uğramadığına ilişkindir.Bakiye alacaklara dair ek dava, fesih tarihinden itibaren beş yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra açılmıştır. Davalı taraf süresi içinde zamanaşımı itirazında bulunduğuna göre bakiye yıllık izin ücreti alacağının zamanaşımı itirazı sebebi ile reddine karar verilmesi gerekir.
DAVA : Davacı, ihbar tazminatı, iş güvencesi tazminatı ve yıllık izin ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, istemi kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR : Davacı vekili, Dinar Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2007/304 esas sayılı dosyası ile fazlaya dair haklarını saklı tutarak ihbar tazminatı, iş güvencesi tazminatı ve yıllık izin ücreti alacaklarının davalıdan tahsili için dava açtıklarını, mahkemece verilen kararın Yargıtay'ca onanarak kesinleştiğini belirterek anılan alacakların bakiyesinin hüküm altına alınmasını istemiştir.
Davalı vekili, zamanaşımı itirazında bulunmuş ve davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1- ) Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- ) Taraflar arasında yıllık izin ücreti alacağının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
4857 Sayılı İş Kanunu'nun 59. maddesinde, iş sözleşmesinin feshi halinde kullanılmayan izin sürelerine ait ücretlerin, son ücret üzerinden ödenmesi gerektiği kurala bağlanmıştır. İş sözleşmesinin feshinde kullanılmayan yıllık ücretli izin hakkı izin alacağına dönüşür. Bu sebeple zamanaşımı da iş sözleşmesinin feshinden itibaren işlemeye başlar.
Mülga 1475 Sayılı Kanunda ücret alacaklarıyla ilgi olarak özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediği halde, 4857 Sayılı Kanunun 32/8 maddesinde, işçi ücretinin beş yıllık özel bir zamanaşımı süresine tabi olduğu açıkça belirtilmiştir.
Somut olayda, davacı kesinleşen Dinar Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2007/304 esas sayılı dosyasında hükme esas alınan bilirkişi raporu ile belirlenen bakiye ihbar tazminatı, iş güvencesi tazminatı ve yıllık izin ücreti alacaklarının hüküm altına alınması istemi ile dava açmıştır. Davalı taraf ise, zamanaşımı itirazında bulunmuştur. Mahkemece, zamanaşımı itirazı reddedilerek davanın kabulüne karar verilmiştir. Ancak davacının iş sözleşmesinin 20.12.2004 tarihinde feshedildiği kesinleşen kısmi dava dosyası içeriği ile sabittir. Bakiye alacaklara dair ek dava ise 18.8.2014 tarihinde, fesih tarihinden itibaren beş yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra açılmıştır. Davalı taraf süresi içinde zamanaşımı itirazında bulunduğuna göre bakiye yıllık izin ücreti alacağının zamanaşımı itirazı sebebi ile reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile kabul edilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ : Temyiz olunan hükmün yukarda açıklanan sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istenmesi halinde ilgiliye iadesine, 19.01.215 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Old 07-10-2015, 13:49   #6
kezzy

 
Varsayılan

İşçilerin ücretlerinin beş yıllık zamanaşımına tabi olduğu İş Kanunuda açıkça düzenlenmiştir.

İş Kanunu’nun kapsamında iş sözleşmesine dayanarak çalışan işçiler anılan İş Kanunu gereğince Borçlar Kanunu’nun hükümleri çerçevesinde hizmet akdine dayanarak çalışan işçilerin ücretleri de beş yıllık zamanaşımı süresine tabidir.

Buna karşılık iş sözleşmesinden doğan diğer borçlar, özellikle sözleşmeden doğan bir borcun ifa edilmemesi nedeniyle istenen tazminat talepleri on yıllık zamanaşımı süresine tabidir.

İş Kanunu kapsamındaki işçilerin fazla çalışma ücretleri ile yıllık ücretli izin ücretleri de beş yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Ancak fazla çalışma ücretleri fazla çalışmanın gerçekleştiği ay muaccel hale gelir ve zamanaşımı süresi bu tarihten itibaren işlemeye başlarken; yıllık ücretli izin ücretleri, işçinin izne hak kazandığı tarihte değil, işçinin işten ayrılmasıyla muaccel hale gelir ve bu tarihten itibaren ileriye doğru beş yıl geçtikten sonra zamanaşımına uğrar.
Old 07-10-2015, 13:57   #7
av.tgb

 
Varsayılan

Diğer kararı da eklersem kafamın neden karıştığı anlaşılır. Teşekkür ederim cevaplarınız için.
YARGITAY
9. HUKUK DAİRESİ
Esas Numarası: 2012/22755
Karar Numarası: 2012/32787
Karar Tarihi: 03.10.2012

BEŞ YILLIK ZAMANAŞIMI SÜRESİNE TABİ ALACAKLAR

818 s. BK/126
6098 s. TBK/147
4857 s. İşK/159

Davacı, hafta tatili ücreti, fazla çalışma ücreti, genel tatil ücreti, izin ücreti ile ücret alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalılardan EÜAŞ Genel Müdürlüğü avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi C.Çelik tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR : 1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalı EÜAŞ'ın aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Taraflar arasında uyuşmazlık, işçinin kullandırılmayan izin sürelerine ait ücretlere hak kazanıp kazanmadığı noktasında toplanmaktadır.
4857 sayılı İş Kanununun 59 uncu maddesinde, iş sözleşmesinin herhangi bir nedenle sona ermesi halinde, işçiye kullandırılmayan yıllık izin sürelerine ait ücretlerin son ücret üzerinden ödeneceği hükme bağlanmıştır. Yıllık izin hakkının ücrete dönüşmesi için iş sözleşmesinin feshi şarttır. Bu noktada, sözleşmenin sona erme şeklinin ve haklı nedene dayanıp dayanmadığının önemi bulunmamaktadır.
Somut olayda dava tarihi itibariyle davacının davalı işyerinde çalışmaya devam ettiği sabittir. 19.04.2010 tarihinde dinlenen davacı tanıkları iş sözleşmesinin işveren tarafından 2010 yılı Şubat ayında feshedildiği beyan etmiştir. Davacı 27.1.2012 tarihinde davasını ıslah etmiştir. Dosya içinde davacının iş sözleşmesinin hangi tarihte sona erdiğine ilişkin bir belge veya bilgi bulunmamaktadır. Davacının hak kazandığı yıllık izne ilişkin kıdeme esas süresi tam tespit edilmeden ve İş Kanunu 53/4-b maddesinde düzenlenen hizmet süresi 5 yıldan fazla15 yıldan az olanlara 20 gün yıllık izin verileceğine ilişkin hüküm dikkate alınmadan 6. tam yıl için 21 gün üzerinden hesaplama yapılarak izin alacağının hüküm altına alınması hatalıdır.
3-Davacı işçinin fazla çalışma yapıp yapmadığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
Dosyada tanık olarak dinlenen davacı tanıkları işyerinde 24 saat çalışma 48 saat istirahat şeklinde çalışıldığını, bakım zamanlarında ise daha fazla çalışıldığını beyan etmiş iseler de bakım zamanlarında ne şekilde fazla çalışma yapıldığına ilişkin bir açıklama bulunmamaktadır. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda yılın bakım yapılmayan 6 aylık döneminde haftalık 4 saat üzerinden fazla çalışma hesaplanmış olup bu davalı bakımından usulü kazanılmış hak oluşturmuştur. Ancak bilirkişi raporunda bakım yapılan yılın 6 aylık döneminde haftalık 18 saat fazla çalışma yapıldığı belirtilerek hesaplama yapılması hatalıdır. Davacının 24 saat çalışma 48 saat dinlenme şeklindeki çalışması nazara alındığın da 3 haftalık periyotlarda ilk haftada 3 gün diğer iki haftada ise ikişer günlük çalışma mevcuttur. Yine Hukuk Genel Kurulu ve Dairemizin yerleşik içtihatlarına göre 24 saat çalışma yapılan işyerlerinde işçinin en fazla 14 saati çalışarak geçirdiği kabul edilmiştir. İş Kanunun 63/2. maddesinde günlük çalışma süresi en fazla 11 saat olabileceğinden haftalık 45 saati aşmasa bile 11 saati aşan kısım fazla çalışma olarak kabul edildiğinden davacı haftalık 18 saatlik fazla çalışma hesaplanan dönemde üç haftalık periyotta ilk hafta 9 diğer iki haftada ise 6'şar saat fazla çalışma yaptığından buna göre fazla çalışma alacağının hesaplanarak hüküm altına alınması gerekir.
4- Taraflar arasında, işçilik alacaklarının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Somut olayda:
Taraflar arasında, işçilik alacaklarının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu "eksik bir borç" haline dönüştürür ve "alacağın dava edilebilme özelliği"ni ortadan kaldırır.
Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir.
Zamanaşımı, bir maddi hukuk kurumu değildir. Diğer bir anlatımla zamanaşımı, bir borcu doğuran, değiştiren ortadan kaldıran bir olgu olmayıp, salt doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır. Bu bakımdan zamanaşımı alacağın varlığını değil, istenebilirliğini ortadan kaldırır. Bunun sonucu olarak da, yargılamayı yapan yargıç tarafından yürüttüğü görevinin bir gereği olarak kendiliğinden göz önünde tutulamaz. Borçlunun böyle bir olgunun var olduğunu, yasada öngörülen süre ve usul içinde ileri sürmesi zorunludur. Demek oluyor ki zamanaşımı, borcun doğumu ile ilgili olmayıp, istenmesini önleyen bir savunma olgusudur. Şu durumda zamanaşımı, savunması ileri sürülmedikçe, istemin konusu olan hakkın var olduğu ve kabulüne karar verilmesinde hukuksal ve yasal bir engel bulunmamaktadır.
Hemen belirtmelidir ki, gerek İş Kanununda, gerekse Borçlar Kanununda, kıdem ve ihbar tazminatı alacakları için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmemiştir.
Uygulama ve öğretide kıdem tazminatı ve ihbar tazminatına ilişkin davalar, hakkın doğumundan itibaren, Borçlar Kanununun 125 inci maddesi uyarınca on yıllık zamanaşımına tabi tutulmuştur. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren Türk Borçlar Kanunu'nun 146 ıncı maddesinde de genel zamanaşımı 10 yıl olarak belirlenmiştir.
Tazminat niteliğinde olmaları nedeni ile sendikal tazminat, kötüniyet tazminatı, işe başlatmama tazminatı, 4857 sayılı İş Kanununun; 5 inci maddesindeki eşit işlem borcuna aykırılık nedeni ile tazminat, 26/2 maddesindeki maddi ve manevi tazminat, 28 inci maddedeki belgenin zamanında verilmemesinden kaynaklanan tazminat, 31/son maddesi uyarınca askerlik sonrası işe almama nedeni ile öngörülen tazminat istekleri on yıllık zamanaşımına tabidir.
Bu noktada, zamanaşımı başlangıcına esas alınan kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı hakkının doğumu ise, işçi açısından hizmet aktinin feshedildiği tarihtir.
Zamanaşımı, harekete geçememek, istemde bulunamamak durumunda bulunan kimsenin aleyhine işlemez. Bir hakkın, bu bağlamda ödence isteminin doğmadığı bir tarihte, zamanaşımının başlatılması hakkın istenmesini ve elde edilmesini güçleştirir, hatta olanaksız kılar.
İşveren ve işçi arasındaki hukuki ilişki iş sözleşmesine dayanmaktadır. İşçinin sözleşmeye aykırı şekilde işverene zarar vermesi halinde, işverenin zararının tazmini amacı ile açacağı dava Borçlar Kanununun 125 inci maddesi (6098 Sayılı TBK 146 )uyarınca on yıllık zaman aşımına tabidir.
4857 sayılı Kanundan daha önce yürürlükte bulunan 1475 sayılı Yasada ücret alacaklarıyla ilgi olarak özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediği halde, 4857 sayılı İş Kanunun 32/8 maddesinde, işçi ücretinin beş yıllık özel bir zamanaşımı süresine tabi olduğu açıkça belirtilmiştir. Ancak bu Kanundan önce tazminat niteliğinde olmayan, ücret niteliği ağır basan işçilik alacaklar, Borçlar Kanununun 126/1 maddesi (6098 Sayılı TBK 147 )uyarınca beş yıllık zamanaşımına tabidir.
Yıllık izin ücreti iş sözleşmesinin feshi ile muaccel olup dönemsel bir nitelik taşımadığından, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu uygulaması yönünden 10 yıllık genel zamanaşımına tabidir.
İşverence işçiye fazladan ödenen ücret ve ücret eklerinin geri alınmasında da uyuşmazlığın temelinde sözleşme ilişkisi olmakla zamanaşımı süresi beş yıl olarak uygulanmalıdır. Dairemizin kararları da bu yöndedir (Yargıtay 9.HD. 27.02.2012 gün 2009/43216 E, 2012/6010 K. ).
Kanundaki zamanaşımı süreleri, Borçlar Kanununun 127 nci maddesi (6098 Sayılı TBK 148 )gereğince tarafların iradeleri ile değiştirilemez.
İş sözleşmesi devam ederken kullanılması gereken ve iş sözleşmesinin feshi ile alacak niteliği doğan yıllık izin ücreti alacağının zamanaşımı süresinin fesih tarihinden başlatılması gerekir (HGK. 05.07.2000 gün ve 2000/9-1079 E, 2000/1103 K ).
Sözleşmeden doğan alacaklarda, zamanaşımı alacağın muaccel olduğu tarihten başlar. (BK. m. 128 ). Borçlar Kanununun 101 inci maddesi uyarınca, borcun muaccel olması, ifa zamanının gelmiş olmasını ifade eder. Borcun ifası henüz istenemiyorsa muaccel bir borçtan da söz edilemez.
818 Sayılı Borçlar Kanununun 128 inci maddesinde zamanaşımının nasıl hesaplanacağı belirtilmiştir. Bu maddenin birinci fıkrası, zamanaşımının alacağın muaccel olduğu anda başlayacağı kuralını getirmiştir. Aynı yönde düzenleme 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 151 inci maddesinde yer almaktadır.
Borçlar Kanunun 131 inci maddesi gereğince, asıl alacak zaman aşımına uğradığında faiz ve diğer ek haklar da zamanaşımına, uğrar. Diğer bir deyişle faiz alacağı asıl alacağın tabi olduğu zamanaşımına tabi olur. Türk Borçlar Kanunu'nun 152 inci maddesi de aynı doğrultudadır.
Borçlar Kanununun 133/2 maddesi (6098 Sayılı TBK 154 )uyarınca, alacaklının dava açmasıyla zamanaşımı kesilir. Ancak zaman aşımının kesilmesi sadece dava konusu alacak için söz konusudur.
Borçlar Kanununun 132/4 maddesinde "Hizmet mukavelesinin devam ettiği müddetçe hizmetçilerin, istihdam edenlere karşı olan alacakları hakkında" zamanaşımının işlemeyeceği ve duracağı belirtilmiştir. Bu maddenin iş sözleşmesiyle bağlı her kişiye uygulanması olanağı bulunmamaktadır. Hizmetçiden kastedilen, kendisine ev işleri için ücret ödenen, iş sahibiyle aynı evde yatıp kalkan, aileden biriymiş gibi ev halkı ile sıkı ilişkileri olan kimsedir. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 153/ 4 üncü maddesinde daha açık bir düzenlemeye yer verilerek, zamanaşımının, ev hizmetlileri yönünden hizmet ilişkisi süresince işlemeyeceği öngörülmüştür.
Borçlar Kanununun 133 üncü maddesinde (6098 Sayılı TBK 154 )zamanaşımını kesen nedenler gösterilmiştir. Bunlardan borçlunun borcunu ikrar etmesi (alacağı tanıması ), zamanaşımını kesen nedenlerden biridir. Borcun tanınması, tek yanlı bir irade bildirimi olup; borçlunun, kendi borcunun devam etmekte olduğunu kabul anlamındadır. Borç ikrarının sonuç doğurabilmesi için, eylem yeteneğine ve malları üzerinde tasarruf yetkisine sahip olan borçlunun veya yetkili kıldığı vekilinin, bu iradeyi alacaklıya yöneltmiş bulunması ve ayrıca zamanaşımı süresinin dolmamış olması gerekir. Gerçekte de borç ikrarı, ancak, işlemekte olan zamanaşımını keser; farklı anlatımla zamanaşımı süresinin tamamlanmasından sonraki borç ikrarının kesme yönünden bir sonuç doğurmayacağından kuşku ve duraksamaya yer olmamalıdır.
Borçlar Kanununun 133/2 maddesi (6098 Sayılı TBK 154/2 )hükmü uyarınca, dava açılması veya icra takibi yapılması zamanaşımını kesen nedenlerdendir. Yasanın 135 inci maddesi ise, zamanaşımının kesilmesi halinde yeni bir sürenin işlemesi gerektiğini açıkça belirtmiştir. Madde açıkça düzenlemediğinden ihtiyati tedbir istemi ile mahkemeye başvurma veya işçilik alacaklarının tespiti ve ödenmesi için Bölge Çalışma İş Müfettişliğine şikayette bulunma zamanaşımını kesen nedenler olarak kabul edilemez. Ancak işverenin, şikayet üzerine Bölge Çalışma Müdürlüğünde alacağı ikrar etmesi, zamanaşımını keser.
Uygulamada, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması, dava açma tekniği bakımından, tümü ihlal ya da inkar olunan hakkın ancak bir bölümünün dava edilmesi, diğer bölümüne ait dava ve talep hakkının bazı nedenlerle geleceğe bırakılması anlamına gelir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca benimsenmiş ilkeye göre, kısmi davada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmuş olması, saklı tutulan kesim için zamanaşımını kesmez, zamanaşımı, alacağın yalnız kısmi dava konusu yapılan miktar için kesilir.
Zamanaşımı, dava devam ederken iki tarafın yargılamaya ilişkin her işleminden ve hakimin her emir ve hükmünden itibaren yeniden işlemeye başlar ve kesilmeden itibaren yeni bir süre işler.
Borçlar Kanunun 134 üncü maddesi hükmü, "Müruruzaman müteselsilen borçlu olanlardan veya taksimi kabil olmayan bir borcun müşterek borçlularından birine karşı katedilmiş olunca diğerlerine karşı da katedilmiş olur" kuralını içermektedir. Bu maddeye göre, müteselsil borçlulardan birine karşı zamanaşımının kesilmesi diğer müteselsil borçlulara karşı da zamanaşımını keser. Benzer bir düzenleme 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren Türk Borçlar Kanunu'nun 155 inci maddesinde yer almaktadır.
Borçlar Kanununun 139 uncu maddesinde (6098Saylı TBK 160 ), zamanaşımından feragat düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre, borçlunun zamanaşımı defini ileri sürme hakkından önceden feragati geçersizdir. Önceden feragatten amaç, sözleşme yapılmadan önce veya yapılırken vaki feragattir. Oysa daha sonra vazgeçmenin geçersiz sayılacağına ilişkin yasada herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. O nedenle borç zamanaşımına uğradıktan sonra borçlu zamanaşımı defini ileri sürmekten feragat edebilir. Zira, burada doğmuş bir defi hakkından feragat söz konusudur ve hukuken geçerlidir. Bu feragat; borçlunun, ileride dava açılması halinde zamanaşımı definde bulunmayacağını karşılıklı olarak yapılan feragat anlaşmasıyla veya tek yanlı iradesini açıkça bildirmesiyle veyahut bu anlama gelecek iradeye delalet edecek bir işlem yapmasıyla mümkün olabileceği gibi, açılmış bir davada zamanaşımı definde bulunmamasıyla veya defi geri almasıyla da mümkündür.
Zamanaşımı süresinin dolmasından sonra alacaklıya yöneltilen borç ikrarının, zamanaşımı definden zımni (örtülü )feragat anlamına geldiği, öğretideki baskın görüşlerle ve yargı inançlarıyla da doğrulanmaktadır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 19/11/1963 T. 03.10.20125924-6419 sayılı kararı ). Dahası, zamanaşımı süresinin dolmasından sonra alacaklıya karşı bir borç ikrarında bulunan borçlunun, bu borç ikrarına dayanılarak açılan davada zamanaşımı defini ileri sürmesi, çelişkili davranış yasağını oluşturur. Bu durum Medeni Kanunun 2 nci maddesine aykırı olup, hukuken korunamaz ( HGK. 23.02.2000 gün ve 2000/15-71 E, 2000/116 K ).
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 7 nci maddesinde, iş mahkemelerinde sözlü yargılama usulü uygulanır. Ancak 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 447 inci maddesi ile sözlü yargılama usulü kaldırılmış, aynı yasanın 316 ve devamı maddeleri gereğince iş davaları için basit yargılama usulü benimsenmiştir.
Sözlü yargılama usulünün uygulandığı dönemde zamanaşımı def'i ilk oturuma kadar ve en geç ilk oturumda yapılabilir. Ancak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun yürürlükte olduğu dönemde 319 uncu madde hükmü uyarınca savunmanın değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin verilmesiyle başlayacağından, zamanaşımı defi cevap dilekçesi ile ileri sürülmelidir. 01.10.2011 tarihinden sonraki dönemde ilk oturuma kadar zamanaşımı definin iler sürülmesi ve hatta ilk oturumda sözlü olarak bildirilmesi mümkün değildir.
Dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması durumunda, 1086 sayılı HUMK hükümlerinin uygulandığı dönemde, ıslah dilekçesinin tebliğini izleyen ilk oturuma kadar ya da ilk oturumda yapılan zamanaşımı defi de ıslaha konu alacaklar yönünden hüküm ifade eder. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamada, 317/2 ve 319. maddeler uyarınca ıslah dilekçesinin davalı tarafa tebliği üzerine iki haftalık süre içinde ıslaha konu kısımlar için zamanaşımı definde bulunulabileceği kabul edilmelidir.
Cevap dilekçesinde zamanaşımı defi ileri sürülmemiş ya da süresi içince cevap dilekçesi verilmemişse ilerleyen aşamalarda 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 141/2 maddesi uyarınca zamanaşımı defi davacının açık muvafakati ile yapılabilir.
1086 sayılı HUMK yürürlükte iken süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı define davacı taraf süre yönünden hemen ve açıkça karşı çıkmamışsa (suskun kalınmışsa )zamanaşımı defi geçerli sayılmakta iken, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun uygulandığı dönemde süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı definin geçerli sayılabilmesi için davacının açıkça muvafakat etmesi gerekir. Başka bir anlatımla 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamalar bakımından süre geçtikten sonra ileri sürülen zamanaşımı define davacı taraf muvafakat etmez ise zamanaşımı defi dikkate alınmaz.
Zamanaşımı definin cevap dilekçesinin ıslahı yoluyla ileri sürülmesi de mümkündür (Yargıtay HGK. 04.06.2011 gün 2010/ 9-629 E, 2011/ 70. K. ).
Davacı, mahkemece alınan bilirkişi raporuna göre fazla çalışma ve genel tatil alacağı yönünden davasını ıslah etmiştir. Davalı işveren, ıslaha karşı süresinde verdiği yazılı itiraz dilekçesinde zamanaşımı definde bulunmuştur. Hem mülga 818 sayılı Borçlar Kanunun 126/3, hem de 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Borçlar Kanunun 147/1 maddesine göre işçi ücretlerine ilişkin davalar 5 yıllık zamanaşımına tabidir. Fazla çalışma ve genel tatil alacakları bu tür alacaklardandır. Bu nedenle ıslahla talep edilen fazla çalışma ve genel tatil alacağının ıslah tarihinden geriye doğru 5 yılın dışında kalan ve dava dilekçesinde talep edilen miktardan fazla olan kısmı zamanaşımına uğramıştır. Gerekirse bilirkişiden ek rapor alınmak suretiyle usulü kazanılmış haklarda nazara alınarak davacının fazla çalışma ve genel tatil alacağı hakkında yeniden bir karar verilmelidir.
SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 03.10.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Old 07-10-2015, 14:04   #8
kezzy

 
Varsayılan

Haklısınız karar metinlerini tam okuyunca çelişkili bir durum çıkıyor, bu durumda 2015 tarihli karara katılıyorum
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
davacı tanık beyanı yıllık izin ücreti SINIRSIZ Meslektaşların Soruları 9 26-06-2013 12:46
İşçinin Ölümü Halinde Mirasçıları fazla mesai ücreti, hafta tatili ve yıllık izin ücretini talep edebilir mi? Av. Tekin Meslektaşların Soruları 1 15-04-2013 16:00
yıllık izin ücreti -betül- Meslektaşların Soruları 1 22-06-2012 15:44
boşanma ilamında yer alan nafaka hükmü de 10 yıllık zamanaşımına mı tabidir.? asyadan Meslektaşların Soruları 10 01-04-2010 02:34
zamanaşımı itirazında bulunulmamış ise fazla mesai ve yıllık izin ücreti avukat erdoğan Meslektaşların Soruları 3 02-03-2009 16:29


THS Sunucusu bu sayfayı 0,04739094 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.