Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Tapu Dışı (Harici) Satış

Yanıt
Old 10-05-2007, 10:14   #1
Av.Elvan Akkaya

 
İnceleme Tapu Dışı (Harici) Satış

Eşya Hukuku hçg üyesi değilim.bu konuyu meslektaşların soruları kısmında da açabilirdim ancak, gruba katkısı olacağını düşündüğüm için (her ne kadar soru sorarak başlasam da, verilecek cevaplarla ve kendi bulduğum cevapları daha sonra burada paylaşacağım garantisiyle konunun yararlı hale geleceğine inanıyorum) sorumu buraya yöneltiyorum:

bilindiği gibi kadastro kanunu 13/B-b maddesinde

"zilyet taşınmaz malı kayıt malikinden veya mümessillerinden tapu dışı bir yolla iktisap ettiğini, onların beyanı veya herhangi bir belge ile veya bilirkişi veyahut tanık sözleriyle ispat ettiği ve ayrıca en az 10 yıl müddetle çekişmesiz, aralıksız ve malik sıfatıyla zilyet bulunduğu takdirde zilyet adına tespit olunur." hükmü yer almaktadır.

elimdeki davada 1948 yılında yapılmış harici bir satış sözleşmesi bulunmaktadır.
müvekkilin babası A , bu dönemde kardeşi B den borç alıyor, rehin olarak da tapulu yerini ona veriyor.ancak sözleşme satış sözleşmesi halinde ve kusursuz düzenlenmiş.tanıkların ve muhtarın huzurunda. gerçi sözleşmede muhtarın mührü olmasına rağmen imzası görünmüyor.

bir süre sonra A borcunu ödeyip sözleşmeyi geri almak istiyor.ancak karşı taraf kabul etmiyor. ne yeri veriyor, ne parayı kabul ediyor.

o süreden beri de taşınmazı B ve mirasçıları kullanıyor.
bu arada 1995 yılında müvekkil taşınmazı resmi yolla babasından satın alıyor.tapu şu an müvekkilin üzerinde.

2006 yılında müvekkil taşınmazı tapusuna dayanarak kullanıyor.(fındığını topluyor)
men'i müdahele davası da bu aşamada açılıyor.

benim sorum;
1-) tapulu taşınmazların harici yolla satılamayacağına ilişkin bir çok yargıtay kararı,İBK kararı geçersiz durumda mı kalmıştır?

2-) 1987 yılında çıkarılan kadastro kanunu 1948 yılında gerçekleşmiş durumu da kapsar mı?

3-) tapu iptali tescil davası açmaları gerekmez mi? yani men'i müdahale davasını kazanma şansım var mıdır?

hepinize iyi çalışmalar dilerim.
Old 10-05-2007, 17:10   #2
halit pamuk

 
Varsayılan

Merhaba,

1.Tapulu taşınmazlar harici yolla satılamaz.Yani bu konudaki yargıtay içtihatları geçerliliğini koruyor.Burada bir sorun yok.

Ancak, sizin bahsettiğiniz K.K.m.13 B-b hükmü,esprisi, kadastro tespiti öncesi durumlar için söz konusu olup kadastro bölgesi ilan edilmiş kadastrosu yapılıp tespit yapıldıktan sonra yapılan tapu harici satışlar için bu hükmün uygulama olanağı yoktur. Bu nedenle yargıtay'ın müstekar içtihatları geçerliliğini korumaktadır.

"
T.C.

YARGITAY

8. HUKUK DAİRESİ

E. 1992/9163

K. 1993/5313

T. 13.5.1993

• TAPU İPTALİ VE TESCİL ( Tapulu Taşınmazın Resmi Memur Huzurunda ve Resmi Şekilde Yapılması )

• MEN'İ MÜDAHALE ( Harici Satışın Geçersiz Olması Nedeniyle )

• HARİCİ SATIŞ ( Kural Olarak Geçersiz ve Mutlak Butlanla Batıl Olması )

• ZİLYEDLİK ( Satışın Kadastrodan Önce Yapılıp On Yıl Boyunca Elinde Bulundurma )

• TAPULAMA BÖLGESİ ( Harici Satışın Geçerli Olması )



ÖZET : Tapulu taşınmazların resmi memur huzurunda ve resmi şekilde yapılmayan harici satış işlemleri, kural olarak geçersiz ve mutlak butlanla batıl olmakla birlikte taşınmazın tapulama bölgesinde olması, geçersiz satışın kadastrodan önce yapılıp, satış tarihi ile tesbit tarihi arasında 10 yıllık zilyedliğin kanıtlanması halinde, mülkiyetin satış gereğince zilyede geçtiğinin kabulü gerekir. Bu nedenle, nizalı taşınmazın bulunduğu yerin tapulama bölgesi olup olmadığı, bu yerde evvelce kadastro yapılıp yapılmadığı, halen kadastro faaliyetlerinin bulunup bulunmadığı ve 3402 sayılı Kanunun davaya uygulanma olanağının var olup olmadığı araştırılmalıdır.
DAVA : Keziban ile davalı ve karşılık davacılar Yaşar ve müşterekleri aralarında ki tapu iptali tescil ve men'i müdahale davasının yapılan yargılaması sonunda, davacının davasının kabulüne davalı ve karşılık davacıların davasının reddine dair, ( Derinkuyu Asliye Hukuk Hakimliği )nden verilen 5.5.1992 gün ve 83-62 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı ve karşılık davacılar vekilleri tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR : Mahkemece, davacı Keziban'ın açmış olduğu tapu iptal ve tescil davasını 3402 sayılı Kanunun 13/B-b maddesindeki şartların oluşması nedeniyle kabul etmiştir. İptaline karar verilen 11.8.1960 tarih, 1085 numaralı tapu kaydı 4753 sayılı Kanun hükümlerine göre oluşmuştur. Taşınmaz 5.10.1968 tarihli harici satış senedi ile tapu maliki tarafından davacının babası Hasan Hüseyin'e satılmıştır.
Davada tapulu taşınmazın harici satışı söz konusudur. Kural olarak tapuda kayıtlı taşınmaz mallarla ilgili temliki tasarrufların MK.nun 634, Tapu Kanununun 26 ve Borçlar Kanununun 213. maddelerine göre tapu memuru önünde resmi şekilde yapılması zorunludur. Buna rağmen yurdumuzda bu kurala uyulmadan yaygın bir şekilde harici satım ve taksimler yapılmaktadır. Taşınmaz malın alıcıya devredilerek zilyetliğine geçmesine rağmen geçerli olmayan harici satış ve taksim sözleşmelerinin varlığı ve yaygınlığı karşısında Kanun koyucu fiili durumu hukuki duruma uydurmak için mülga 766 sayılı Tapulama Kanununun 32/C ve 34. maddelerinde olduğu gibi, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 13/B-b ve 15/1. maddeleri ile geçersiz ve mutlak butlan ile batıl olan ve resmi şekilden yoksun olarak tapulamadan önce düzenlenen harici satışları ve taksimleri tasfiyeye yönelik hükümler getirmiş ve şekil yönünden geçersiz olan tapu dışı satış ve taksimlere geçerlilik tanıyarak fiili durumu hukuki duruma uygun hale getirmek istemiştir. Böylece MK.nun ve Tapu Kanununa aykırılığı düzeltmeye amaçlayan başka bir tasfiye kuralı daha getirilmiştir.Buna göre; tapuda kayıtlı taşınmazın kayıt sahibi veya mirasçıları tarafından tapu dışı ( harici ) yolla zilyede satıldığı, belgelerle veya bilirkişi yada tanık beyanları ile sabit olduğu ve satış tarihi ile tesbit tarihi arasında on yıllık zilyetliğin varlığı kanıtlandığı takdirde mülkiyetin satış gereğince zilyede geçtiği mülga 766 sayılı Tapulama Kanununun 32/C ve 3402 sayılı Kanunun 13/B-b maddeleri uyarınca kabul edilmelidir. Ancak, bu maddelerin zilyet lehine uygulanabilmesi için satışın kadastrodan önce yapılması ve o bölgede kadastro faaliyetlerine başlamış olması veya Kadastro Kanununa göre çalışma alanına henüz sıra gelmemiş olması gerekir. Bunun içinde mahkemece nizalı taşınmazın bulunduğu bölgede tapulama ( Kadastro ) yapılıp yapılmadığı veya tapulamanın ( Kadastro ) başlayıp başlamadığı ve o yerin Tapulama ( Kadastro ) bölgesi olup olmadığının araştırılması gerekir.
SONUÇ : Açıklanan araştırmalar yapılmadan ve taşınmazın bulunduğu bölgede evvelce kadastro yapılıp yapılmadığı ve halen kadastro faaliyetinin mevcut olup olmadığı tesbit edilmeden ve 3402 sayılı Kanunun davaya uygulama şartları bulunup bulunmadığı araştırılmadan eksik inceleme ile hüküm verilmiş olması isabetsiz ve temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün ( BOZULMASINA ) ve 75000 lira peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 13.5.1993 tarihinde oybirliğiyle karar verildi."


2.Her olaya oluştuğu tarihteki hukuk kurallarını uygulamak gerekir.

"
T.C.

YARGITAY

16. HUKUK DAİRESİ

E. 2002/8583

K. 2002/8657

T. 11.7.2002

• TAPU DIŞI SATIM ( Kadastro Tespitinin 5602 Sayılı Tapulama Hükümlerine Göre Yapılmış Olması - Satımın Geçerli Olması İçin Kadastrodan Önce Yapılmasının Yeterli Olduğu Ve Ayrıca Süre Öngörülmediği )

• KADASTRO TESPİTİ ( 5602 Sayılı Tapulama Hükümlerine Göre Yapılmış Olması - Tapu Dışı Satımın Geçerli Olması İçin Kadastrodan Önce Yapılmasının Yeterli Olduğu Ve Ayrıca Süre Öngörülmediği )

• 5602 SAYILI TAPULAMA KANUNA GÖRE KADASTRO TESPİTİ ( Tapu Dışı Satımın Geçerli Olması İçin Kadastrodan Önce Yapılmasının Yeterli Olduğu Ve Ayrıca Süre Öngörülmediği )

• ZAMANAŞIMI SÜRESİ ( Kadastro Tespitinin 5602 Sayılı Tapulama Hükümlerine Göre Yapıldığına Göre Tapu Dışı Satımın Geçerli Olması İçin Kadastrodan Önce Yapılmasının Yeterli Olduğu Ve Ayrıca Süre Öngörülmediği )

• KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI ZİLYETLİĞİ ( Kadastro Tespitinin 5602 Sayılı Tapulama Hükümlerine Göre Yapılmış Olması/Kadastro Kanunu'nun 13/B-B Maddesinde Öngörülen 10 Yıllık Sürenin Uygulanmayacağı - Tapu Dışı Satımın Geçerli Olması İçin Kadastrodan Önce Yapılmasının Yeterli Olduğu )

• TASDİKLİ YOKLAMA KAYITLARI ( Tapu Kaydı Niteliğinde İse De Kadastro Kanunu'nun 14/E Maddesi Gereğince Zilyetlik Belgesi Niteliğinde Olduğu - Tapu Dışı Satım )

• ZİLYETLİK BELGESİ ( Tasdikli Yoklama Kayıtlarının Bu Nitelikte Olduğu - Tapu Dışı Satım )



ÖZET : Mahkemece tapu dışı satımın varlığı kabul edildiği halde 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 13/B-b maddesinde öngörülen 10 yıllık süre dolmadığından davanın reddine karar verilmiş ise de; mahkemenin kabulü dava konusu olaya uygun düşmemektedir. Her olaya oluştuğu tarihteki hukuk normlarının uygulanması gerekir. Çekişmeli parsel 21.11.1955 tarihinde tespit olunmuştur. Kadastro tespiti 5602 sayılı Tapulama hükümlerine göre yapılmıştır. Anılan Kanun'un 13/C-ç maddelerinde tapu dışı satımın geçerli olması için kadastrodan önce yapılması yeterli görülmüş ve ayrıca süre öngörülmemiştir. Kazanılmış hakların mahkemelerce dikkate alınması zorunludur. Davanın bu gerekçe ile reddedilmesi de yasaya uygun bulunmamaktadır.
Tasdikli yoklama kayıtları tapu kaydı niteliğinde ise de; tasdikli yoklama kayıtları 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14/E maddesi gereğince zilyetlik belgesi niteliğindedir.
DAVA : Taraflar arasında kadastro tesbitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
KARAR : Kadastro sırasında 5 parsel sayılı 26600 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz tapu kaydı nedeniyle tapu malikleri Ali ve Hüseyin adına tespit edilmiştir. Davacı Hasan , Ali hissesini başkasına sattığından hakkı olmadığına, Mustafa taşınmazı Hüseyin varislerinden haricen satın aldığına dayanarak dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda; çekişmeli parselin tespit gibi tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı Halil tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece yapılan araştırma, inceleme ve uygulama hükme yeterli değildir. Davalı tarafın dayandığı Şubat 288/34 ve 396 nolu kaydın yoklama kaydı olup olmadığı kesin olarak belirlenmemiştir. Tasdikli yoklama kayıtları tapu kaydı niteliğinde ise de; tasdikli yoklama kayıtları 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14/E maddesi gereğince zilyetlik belgesi niteliğindedir. Kaydın tasdikli olup olmadığı Tapu Sicil Müdürlüğü'nden sorulmalı, Tapu Arşiv Daire Başkanlığı'ndan tapu örneği istenip karşılık yazı denetlenmelidir. Mahkemece bu yönde araştırma yapılmaksızın tedavül görmeyen kaydın tapu kaydı olarak nitelendirilmesi doğru değildir.
Öte yandan, kayıt malikleri Hüseyin ve Ali'nin ölüm tarihleri araştırılmamış, terekenin mirasçılarına nasıl ve ne şeklide intikal ettiği belirlenmemiş, kayıt maliklerinin ölümünden sonra terekenin paylaşılıp paylaşılmadığı bilirkişi ve tanıklardan sorulmamış, bu konuda davacılara kanıtlama olanağı verilmemiştir. Kabule göre de; mahkemece tapu dışı satımın varlığı kabul edildiği halde 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 13/B-b maddesinde öngörülen 10 yıllık süre dolmadığından davanın reddine karar verilmiş ise de; mahkemenin kabulü dava konusu olaya uygun düşmemektedir.
Her olaya oluştuğu tarihteki hukuk normlarının uygulanması gerekir. Çekişmeli parsel 21.11.1955 tarihinde tespit olunmuştur. Kadastro tespiti 5602 sayılı Tapulama hükümlerine göre yapılmıştır. Anılan Kanun'un 13/C-ç maddelerinde tapu dışı satımın geçerli olması için kadastrodan önce yapılması yeterli görülmüş ve ayrıca süre öngörülmemiştir. Kazanılmış hakların mahkemelerce dikkate alınması zorunludur. Davanın bu gerekçe ile reddedilmesi de yasaya uygun bulunmamaktadır.
SONUÇ : Temyiz itirazlarının bu nedenlerle kabulü ile hükmün BOZULMASINA 11.7.2002 gününde oybirliğiyle karar verildi.

3. Kanaatimce tapu iptal ve tescil davası açmaları gerekir.Menİ Müdahale isteyecek olan tapuya sahip olan müvekkiliniz...
Old 10-05-2007, 17:48   #3
Av.Elvan Akkaya

 
Varsayılan

kadastro geçmemiş araziden. gerçi kadastro bölgesi dahilinde ancak kadastro çalışması ve tespit yapılmamış.

olayın oluş tarihi 1948 ancak, kanunun aradığı nizasız ve fasılasız 10 yıllık süre yönünden hak iddia edemiyoruz. zira nizadan kasıt dava açılmasıdır. müvekkilin babası , abisine karşı dava açmadan olayı halletmeye çalıştığından nizayı kanıtlayamıyoruz.

ayrıca 1948 den beri zilyetlik onlarda.

az önce bu dosyanın keşfini yaptık. büyük ihtimalle de redle sonuçlanacak. verdiğiniz kararları mahkemeye sunacağım. umarım faydası olur.

ama konu ile ilgili görüşlerinizi ve kararları burada paylaşmaya devam edebiliriz.

teşekkürler syn korayad.
Old 10-05-2007, 23:02   #4
halit pamuk

 
Varsayılan

Ayrıca bir hususa daha dikkatinizi çekmek isterim

K.K.m.13 uyarınca açılan davada ya da yapılan savunmaya olayınız üzerinden değerlendirirsek:yapılan sözleşmenin bozulduğunu da ileri sürebilirsiniz.Kanaatimce kadastro tespiti yapılana kadar sözleşmeden tek taraflı olarak dönülebilir. Müvekkilinizin babası da oğuluna temlik yaparak sözleşmeyi bozmuştur.

"
T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

E. 1996/1-844

K. 1997/271

T. 2.4.1997

• HARİCİ SATIŞ ( Tapulu yerin )

• TAPULU YERİN HARİCİ SATIŞI

• KAL ( Tapulu yerin haricen satımı )

• HARİCİ SATIŞ SÖZLEŞMESİNİN BOZULMASI

ÖZET :Tapulu taşınmazın harici satışı geçersizdir. Ancak tapulama bölgelerinde mülga 766 Sayılı Kanunun 32/c ve yiirürlukteki 3402 sayılı kanunun 13/B-b maddelerinde öngörülen koşullann gerçekleşmesi halinde harici satışlara değer verileceği kuşkusuzdur. Ne var ki, tapu dışı işleme yönelik sözleşme bozulmuşsa zilyedin değinilen yasa hükümlerinden yararlanma olanağı kalmaz.
DAVA VE KARAR : Taraflar arasındaki "müdahalenin meni, kal, Tapu iptali ve tescil" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ayvacık Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine, Karşı davanın kabulüne dair verilen 15.6.1995 gün ve 1993/198- 1995/227 sayılı kararın incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 1.Hukuk Dairesinin 20.11.1995 gün ve 1995/14363-15396 sayılı ilâmı;
( ...Dava tapuya dayalı elatmanın önlenmesi ve yıkım isteğine ilişkindir. Davalı ise harici satın almaya dayanarak iptal ve tescil istemiş, her iki da-va birleştirilmiştir. Toplanan delillere ve tüm dosya içeriğine göre, çekişmeli yerin davacıların tapusu kapsamında kaldığı sabittir. Uyuşmazlık harici satış nedeniyle tapu kaydının hukuki kıymetini yitirip yitirmediği, diğer bir anlatımla; davalının harici satışa dayanan zilyetliğine değer verilip verilmeyeceği noktasında toplanmaktadır. Bilindiği üzere tapulu taşınmazın harici satışı geçersizdir. Ancak tapulama bölgelerinde yürürlükten kalkmış olan 766 sayılı Yasanın 32/C, halen yürürlükte bulunan 3402 sayılı Yasanın 13/B-b maddelerinde öngörülen koşulların gerçekleşmesi halinde harici satışlara değer verilebileceği kuşkusuzdur. Ne varki, tapu dışı işleme yönelik sözleşme bozuimuşsa zilyedin değinilen Yasa hükümlerinden yararlanma olanağı kalmaz. Dinlenen tanık beyanlanna göre taşınmazın önceki maliki Vahdettin'in harici satıştan hemen sonra çekişmeli taşınmazın davacı kızlarına kayden temlik etmek suretiyle harici satışı bozulduğu anlaşılmaktadır. Esasen davalı fiili durum dışında harici satışı varlığını inandırıcı delillerle ispat etmişte değildir. Hal böyle olunca; elatmanın önlenmesi ve yıkım davasının kabulü, iptal ve tescil davasının reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
YARGITAY HUKUK GENEL KURULU KARARI:
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Taraflar karşılıklı idda ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ : Davacılar vekilinin temyiz itiraziarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı ( BOZULMASINA ) bozmada oybirliği sebebinde oyçokluğu ile karar verildi.



İBK.6.6.1997.T ve 94-5 E -97-2K sayılı içtihati birleştirme kararında

"
VIII-TAPU DIŞI SÖZLEŞMELERİN BOZULMASI
Az yukarda açıklandığı üzere, kural olarak tapulu taşınmazların tapu dışı bir yolla mülkiyetinin naklini öngören sözleşmeler geçersizdir. Belirli şartların varlığı halinde Kadastro Kanununda bu sözleşmelere geçerlik tanınmıştır. Kadastro Kanunu, bölgede yürürlüğe girmeden yapılan tapu dışı sözleşmeler tapu kaydının hukuki geçerliliğini koruması kaydıyla süresi ne olursa olsun tek taraflı irade beyanı ile bozulabilir. Kadastro Kanunu bölgede yürürlükte olsa bile, sözleşme tarihinden itiraben on yıllık süre geçmemiş ise, tapu dışı sözleşme tarafların tek taraflı irade beyanı ile ancak ortadan kaldırılabilir. Esasen bu sözleşmeler geçerlik kazanıncaya kadar askıda sayılırlar. Kadastro Kanununun bölgede yürürlüğe girmesiyle, Kanunun yürürlüğünden önce yapılan ve varlığını koruyan sözleşmeler on yıllık süre geçmiş olmak kaydıyla geçerlilik ve bağlayıcılık kazanırlar. Daha sonra bu sözleşmeden tek taraflı olarak dönülemez. Yine, Kanunun yürürlüğünden sonra yapılan tapu dışı sözleşmeler de on yıllık süre geçmiş ise geçerlilik kazanır ve tek taraflı irade beyanıyla ortadan kaldırılamazlar. Hukuken geçerli hale gelmiş bu sözleşmelerin ancak genel hükümlere göre iptali istenebilir.
Kadastro Kanununun bölgede yürürlüğe girmesiyle, önceki dönemde yapılan sözleşmelerin, geçerlik kazanması, daha sonra bu tür sözleşme yapılamayacağı şeklinde yorumlanamaz"

demektedir.
Old 11-05-2007, 11:44   #5
Av.Elvan Akkaya

 
Varsayılan

10 yıllık süre sözleşme tarihinden başladığına göre bizim süremiz (sözleşme tarihi 1948, oğluna temlik 1995) yasa önünde geçmiş görünüyor sayın korayad.

ancak tapu kaydının hükmünü yitirmemesi için 20 yılda bir intikal olması gerektiği şartını taşıyıp taşımadığını inceleyeceğim.

genel hükümlere göre sözleşmenin iptalini nasıl isteyebilirim?

satış senedi olarak düzenlenen belge aslında A nın borcuna karşılık teminat olarak verilmiş.parasını götürdüğünde geri vermemişler.ama bu hiç bir şekilde adli makamlara yansımamış.rehin olduğuna dair de tanıkların bilgisi yok.

müvekkil 60 yıl sonra yere resmen giriyor.
şöyle de bir durum var ki, yerin tapusu nedeniyle tarım kredisi kullanan da müvekkil.

10 yıl konusu benim aleyhime bir durum yani.
Old 11-05-2007, 14:58   #6
halit pamuk

 
Varsayılan

Sayın Elvann,

Evet, maalesef kendiyle çelişerek yargıtay 10 yıllık bir süre içinde sözleşmenin bozulabileceği hükmüne varmış. Ama (benim kanaatimin sizin işinize yaramasa da) Tespit yapılana kadar sözleşmenin bozulabilmesi gerekir. Çünkü,kadastro kanunu,tasfiye kanunudur.Tasfiye ise özellik ve istisna arzeden bir durumdur. Bu mantıkla aslında hiçbir zaman geçerli olamamış bir sözleşmeye kanun koyucu bu istisnai şartlarda geçerli olmasını sağlamıştır.

Burada kanunun yorumundan anlaşılması gereken:geçerlilik şartı,kadastro sonucu yapılan tespit... Ama Yargıtay hiçbir kanuni dayanağı olmayacak şekilde yorum yaparak; aslında geçerli olmayan bir sözleşmeye 10 yıllık süre geçtikten sonra geçerli hale gelmesi sonucunu doğurmasını sağlamıştır.HGK'nin ezbere hukuk anlayışı sonucu 1997 tarihli İBK'sını böyle yorumlaması bence kabul edilemez. Hiçbir hukuk mantığı da bunu kabul etmez.

Ben yine de sözleşmeyi bozduğunuzu ileri sürmeniz gerektiğini düşünüyorum.


Bana göre kabul edilemeyecek olan HGK'YI yayınlıyorum:


T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

E. 2003/7-42

K. 2003/39

T. 29.1.2003

• KADASTRO TESBİTİNE İTİRAZ ( Harici Satıştan Dönme - 10 Yıllık Davasız Kesintisiz ve Malik Sıfatıyla Zilyet Varken Tapu İle 3. Kişiye Yapılan Satış/Gerçekleşen Tapu Dışı Satımı Bozamayacağı )

• HARİCİ SATIŞTAN DÖNME ( 10 Yıllık Davasız Kesintisiz ve Malik Sıfatıyla Zilyet Varken Tapu İle 3. Kişiye Yapılan Satış - Gerçekleşen Tapu Dışı Satımı Bozamayacağı )

• TAPU DIŞI SATIŞTAN TEK TARAFLI DÖNME ( 10 Yıllık Davasız Kesintisiz ve Malik Sıfatıyla Zilyet Varken Tapu İle 3. Kişiye Yapılan Satış - Gerçekleşen Tapu Dışı Satımı Bozamayacağı )

• ZİLYETLİKLE KAZANMA ( Harici Satışla Alınan Tapulu Taşınmazı - 10 Yıl Geçtikten Sonra Tapu İle 3. Kişiye Yapılan Satış - Gerçekleşen Tapu Dışı Satımı Bozamayacağı )

• ZİLYET YARARINA KAZANILMIŞ HAK DOĞMASI ( Tapu Dışı Yapılan Satış - 10 Yıllık Davasız Kesintisiz ve Malik Sıfatıyla Kullanma/Tapu İle 3. Kişiye Yapılan Satışın Gerçekleşen Tapu Dışı Satımı Bozamayacağı )

• TAPU SİCİLİNE İYİ NİYETLE DAYANMA ( Harici Satıştan Dönen Satıcı - Tapu İle 3. Kişiye Yapılan Satışın Gerçekleşen Tapu Dışı Satımı Bozamayacağı )

• İÇTİHADI BİRLEŞTİRME KARARLARININ GEREKÇESİ VE YORUMU ( Aydınlatıcı Yol Gösterici Sonuçlarıyla Bağlayıcı Soyut Kararlar Olması

( YİBK.6.6.1997 gün 1994/5 - 2 )
ÖZET : 1. Tapu dışı satım sözleşmesinin temel öğelerinden biri 10 yıllık davasız, kesintisiz ve malik sıfatıyla zilyetliktir. Tapu dışı satım tarihinden itibaren 10 yıl içinde sözleşme askıdadır. Bu süre içinde gerek kayıt maliki satıcı ve gerekse zilyet olan alıcı tarafından sözleşme çekişme yaratılarak ve dava açılarak bozulabilir. 10 yıllık süre içinde sözleşmenin tek taraflı olarak bozulabileceği kuşkusuzdur. Ancak 10 yıllık süre geçtikten sonra tapu dışı satım geçerlik kazanacağından tek taraflı bir işlemle bozulamaz. Zira kanunda 10 yıllık süre geçtikten sonra bu satıma değer verilerek zilyet adına taşınmazın tespiti öngörülmüştür. Bir başka anlatımla, zilyet yararına kazanılmış hak doğmuştur. Zilyet adına tespit ve tescil için kayıt maliki veya mirasçılarının muvafakati gerekli değildir. Kayıt sahibi satıcının 10 yıllık süre geçtikten sonra da sözleşmeyi tespit tarihine kadar tek taraflı olarak bozması halinde bu kuralın işlemesi olanaksız hale gelir.
2. Somut olayda taraflar kardeş olup, zilyetlik ve tapu dışı satım olgusunun bilinmemesi ve öğrenilmemiş olması mümkün değildir. Türk Kanunu Medenisi'nin 932. ve Türk Medeni Kanunu'nun 1024. maddeleri uyarınca bir ayni hakkın yolsuz olarak tescil edildiğini bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişiler bu tescile dayanamazlar. T.M.K.'nun 3/2. maddesi gereğince durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyi niyet iddiasında bulunamaz.
3402 Sayılı Kadastro Kanunu'nun 13/B-b maddesi uyarınca davalı taraf yararına tapu dışı satım geçerli hale geldikten sonra davacı 7.9.1983 tarihinde tapu ile taşınmazı satın almıştır. Bu durumda iki geçerli satıştan önceki satışa değer verilmesi gerekir. Davacı tapu dışı satışı bilmesi gereken kişi olduğundan T.K.M. 931 ve T.M.K.'nun 1023 maddesi hükümlerinden yararlanamaz ve tapu ile yapılan satış gerçekleşen tapu dışı satımı bozamaz.
3. İçtihadı Birleştirme kararları konularıyla sınırlı, gerekçeleri ile açıklayıcı, aydınlatıcı, yol gösterici, sonuçlarıyla bağlayıcı soyut kararlardır.
İçtihadı Birleştirme Kararlarının gerekçesi ile sonuç bölümü bir bütündür. Bu nedenle sonuç bölümü kararın gerekçelerinden soyutlanamaz. İçtihadı Birleştirme Kararları uygulanırken ve yorumlanırken gerekçeden yararlanılması zorunludur. Ayrı metinler halinde düzenlendiği halde kanunların yorumlanması sırasında gerekçelerinden yararlanıldığı, kanun koyucunun amacına uygun olarak yorum ve uygulama yapıldığı hukukun bilinen bir gerçeğidir. Aynı metin içinde düzenlenen ve birbirinin ayrılmaz parçası olan İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinden yararlanılmaması düşünülemez.
DAVA : Taraflar arasındaki " kadastro tespitine itiraz " davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ezine Kadastro Mahkemesi'nce davanın kabulüne dair verilen 18.9.2000 gün ve 2001/6-14 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 7.Hukuk Dairesi'nin 11.2.2002 gün ve 2001/10287-2002/1060 sayılı ilamı;
( ...Kadastro sırasında 1350 parsel sayılı 16000 m2 yüzölçümündeki taşınmaz tapu kayıtlarına, vergi kaydına ve zilyetliğe dayanılarak davacı Mehmet Şekerci adına tespit edilmiştir.Ayhan Akbulut'un itirazı komisyonca kabul edilerek 1/2 payının tespit gibi Mehmet Şekerci ve 1/2 payının önceki malik Emine Şekerci'den gelen bağış ve zilyetliğe dayanılarak Hacer Akbulut adına tespitine karar verilmiştir. Davacı Mehmet Şekerci tespit nedenlerine dayanarak ve taşınmazın Hacer'e bağışlanmadığını Hacer'in zilyetliği bulunmadığını öne sürerek komisyon kararın iptali ve taşınmazın müstakilen adına tescili için Kadastro Mahkemesinde dava açmıştır. Komisyon kararında belirtilen nedenlere dayanarak 1/2 payın adına tescili istemiyle Hacer Akbulut davaya katılmıştır.Kadastro Mahkemesince davacı Mehmet Şekerci'nin davasının kabulüne 1350 parsel sayılı taşınmazın tespit gibi davacı Mehmet Şekerci adına tapuya tesciline katılan davalı yönünden mahkemenin görevsizliğine dosyanın görevli ve yetkili Ezine Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Bu karara dayanarak Hacer Akbulut taşınmazın 1/2 payının adına tescili istemiyle Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açmıştır.Asliye Hukuk Mahkemesince Kadastro Mahkemesinin görevli olduğundan söz edilerek görevsizlik kararı verilmiştir.Yargıtay 20.Hukuk Dairesi tarafından Kadastro Mahkemesinin mercii tayinine karar verilmiştir. Mahkemece daire bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda katılan davalının davasının kabulüne, tespite dayanak yapılan 7.9.1983 tarihli 7, 8, 9 nolu tapu kayıtlarının iptaline dava konusu 1350 sayılı parsel sayılı taşınmazın 1/2 şer pay Hacer Akbulut ve Mehmet Şekerci adlarına tapuya tesciline karar verilmiş;hüküm davalı Mehmet Şekerci tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece dava konusu taşınmazın davacı ile davalıya ( davaya katılan ) tapu kaydı maliki tarafından 965-967 yıllarında yarı yarıya bağışlandığı, taşınmazın kayden 983 yılında davacıya satıldığı tarihe kadar 10 yıllık sürenin geçtiği bu nedenle davacıya tapu kaydı üzerinde yapılan bağışın geçersiz olduğu gerekçe gösterilerek taşınmazın taraflar adına yarı yarıya tesciline karar verilmiş ise de, varılan sonuç konuyu düzenleyen kanun hükümlerine uygun düşmemektedir. Tapuda kayıtlı bir taşınmazın kadastrodan önce tapu dışı bir yolla satış ya da bağışının geçerli olabilmesi için öncelikle taşınmazın bağışlanan kişilere zilyetliğinin devredilmesi bu kişiler tarafından tesbit tarihine kadar 10 yıl süreyle kullanılması ayrıca taşınmaza ait kadastro tutanağının düzenlendiği tarihe kadar bu satış veya bağışın bozulmamış olması gerekir.Taşınmazın tesbiti 984 yılında yapılmıştır. Ancak, bu tarihten önce 983 yılında tapu kayıt maliki taşınmazın tamamını tapuda davacıya bağışladığından tapu dışı bağış bozulmuş olmaktadır.Kuşkusuz taşınmazın yarısı kendisine bağışlanan davalının diğer dava hakları saklıdır.Bu durumda tapu dışı bağış tesbit tarihinden önce bozulmuş olduğuna göre taşınmazın tamamının davacı adına tesciline karar verilmesi gerekirken paylı olarak taraflar adına tesciline karar verilmesi isabetsizdir.Ancak,tesbit tarihinden önce taşınmazda davalının bir kısım ağaçlar diktiği belirtildiğine göre bunların cinsi ve yaşının tesbiti ile muhtesat olarak davalıya ait olduğunun gösterilmesi gerekir. Açıklanan nedenlerle temyiz itirazları yerindedir... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
KARAR : Çekişmeli parselin Ezine ilçesi, Akköy'de bulunduğu, Kadastro Kanunu'nun bölgede 21.3.1983 tarihinde yürürlüğe girdiği, tapu dışı satımın 1965-1967 yılları arasında gerçekleştiği, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 13/B-b maddesinde öngörülen tapu dışı satım şartlarının gerçekleştiği hususunda Özel Daire ile yerel mahkeme arasında görüş aykırılığı bulunmamaktadır. Aykırılık; tapu dışı satım ve teslim tarihinden itibaren çekişmesiz, aralıksız ve malik sıfatı ile 10 yıllık süre geçtikten sonra tespit tarihine kadar kayıt maliki satıcının tek taraflı olarak tapu dışı satımı bozup bozamayacağı, kayden davalıya yapılan satıma değer verilip verilemeyeceği hususlarındadır.
Tapulama Kanunlarında belirli koşulların varlığı halinde tapu dışı satıma değer verilmiş ve geçerlilik tanınmıştır.
Kadastro Kanunları, T.M.K.'nun öngördüğü biçimde sicil oluşturulmasını hedefleyen süresi işlevi ile sınırlı geçici, zilyetliğe özel önem ve değer vermek suretiyle tasfiyeyi amaçlayan özel kanunlardır. Bu nedenle Kadastro Kanunlarında Medeni Kanun gibi temel kanunlara aykırı düşen hükümlere de yer verilmesi gerekmiştir. Tapu dışı satıma değer verilmesine ilişkin hüküm de bunlardan birisi ve en önemlisidir. Tapu dışı satıma değer verilmemesi halinde tasfiyenin yapılması ve eylemli duruma paralel yasal sicillerin oluşturulması mümkün değildir.
3402 Sayılı Kadastro Kanunu'nun 13/B-b maddesinde "zilyet, taşınmaz malı kayıt maliklerinden veya mirasçılarından veya mümessillerinden tapu dışı bir yolla iktisap ettiğini, onların beyanı veya herhangi bir belge ile veya bilirkişi veyahut tanık sözleri ile ispat ettiği ve ayrıca en az 10 yıl müddetle çekişmesiz, aralıksız ve malik sıfatıyla zilyet bulunduğu taktirde, zilyet adına ... tespit olunur." hükmüne yer verilmiştir.
Tapu dışı satıma değer verilebilmesi için zilyedin taşınmazı kayıt sahibi veya mirasçılarından tapu dışı bir yolla iktisap etmesi, zilyetliğin çekişmesiz, aralıksız ve malik sıfatıyla 10 yıl sürdürülmesi gerekir. Açıklanan koşulların tümünün birlikte gerçekleşmesi halinde tapu dışı satım geçerli hale gelir. Aksi halde geçerli bir tapu dışı satım sözleşmesinden söz edilemez.
Tapu dışı satım sözleşmesinin temel öğelerinden biri 10 yıllık davasız, kesintisiz ve malik sıfatıyla zilyetliktir. Tapu dışı satım tarihinden itibaren 10 yıl içinde sözleşme askıdadır. Bu süre içinde gerek kayıt maliki satıcı ve gerekse zilyet olan alıcı tarafından sözleşme çekişme yaratılarak ve dava açılarak bozulabilir. 10 yıllık süre içinde sözleşmenin tek taraflı olarak bozulabileceği kuşkusuzdur. Ancak 10 yıllık süre geçtikten sonra tapu dışı satım geçerlik kazanacağından tek taraflı bir işlemle bozulamaz. Zira kanunda 10 yıllık süre geçtikten sonra bu satıma değer verilerek zilyet adına taşınmazın tespiti öngörülmüştür. Bir başka anlatımla, zilyet yararına kazanılmış hak doğmuştur. Zilyet adına tespit ve tescil için kayıt maliki veya mirasçılarının muvafakati gerekli değildir. Kayıt sahibi satıcının 10 yıllık süre geçtikten sonrada sözleşmeyi tespit tarihine kadar tek taraflı olarak bozması halinde bu kuralın işlemesi olanaksız hale gelir.
3402 Sayılı Kadastro Kanunu'nun 13/B-b ve Medeni Kanunun Hüsnüniyete ilişkin hükümleri karşısında kural olarak tapusuz satım geçersiz olduğuna göre kanunda süre öngörülmüş olmasının nedeni açıklanamaz. Zira geçersiz olan sözleşmenin de bozulmasından söz edilemez. Kayıt maliki tarafından tespit tarihine kadar sözleşme tek taraflı olarak bozulabilecek ise 10 yıllık süreye ne gerek vardır. Aksinin kabulü halinde taşınmaz mal fiyatlarının zaman içinde aşırı yükselmesi nedeni ile hiçbir kayıt maliki sözleşmeyle kendisini bağlı saymaz. Bir başka anlatımla alıcı zilyet, satıcı kayıt malikinin insafına terkedilmiş olur.
Kadastro Kanunu'nun 13/B-a maddesinde kayıt sahibi veya mirasçılarının muvafakatları zorunlu olduğu halde tapu dışı temlike ilişkin 13/B-b maddesinde muvafakata gerek bulunmamaktadır. 10 yıllık süre geçtikten sonra kayıt malikinin tek taraflı olarak satımı bozması halinde onun onayı gerekli hale gelecektir. Böyle bir sonuç kanun koyucunun amacına ve varmak istediği hedefe aykırı düşer. Ayrıca, B-a bendinde onay aradığına göre B-b bendinin düzenlenmesi gereksiz olurdu.
6.6.1997 tarih 1994/5 esas ve 1997/2 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı ile tapulu taşınmazların tapu dışı bir yolla mülkiyetinin naklini öngören sözleşmelerin Kadastro Kanunu'nun bölgede yürürlüğe girmesinden sonra da yapılabileceğine, anılan maddede öngörülen 10 yıllık sürenin tespit tarihine göre hesaplanması gerektiğine karar verilmiştir.
2797 Sayılı Yargıtay Kanunu'nun 45/5 maddesinde İçtihadı Birleştirme Kararlarının bağlayıcı olduğu belirtilmiş, son fıkrasında ise "İçtihadı Birleştirme Kurulları, genel kurulların veya dairelerin kararlarındaki gerekçe ve görüşlere bağlı olmaksızın sorunu başka bir görüşle karara bağlayabileceği" hükmüne yer verilmiştir.
İçtihadı Birleştirme kararları konularıyla sınırlı, gerekçeleri ile açıklayıcı, aydınlatıcı, yol gösterici, sonuçlarıyla bağlayıcı soyut kararlardır.
İçtihadı Birleştirme Kararlarının gerekçesi ile sonuç bölümü bir bütündür. Bu nedenle sonuç bölümü kararın gerekçelerinden soyutlanamaz. İçtihadı Birleştirme Kararları uygulanırken ve yorumlanırken gerekçeden yararlanılması zorunludur. Ayrı metinler halinde düzenlendiği halde kanunların yorumlanması sırasında gerekçelerinden yararlanıldığı, kanun koyucunun amacına uygun olarak yorum ve uygulama yapıldığı hukukun bilinen bir gerçeğidir. Aynı metin içinde düzenlenen ve birbirinin ayrılmaz parçası olan İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinden yararlanılmaması düşünülemez.
İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçe kısmındaki VIII. bölümü "Tapu Dışı Sözleşmelerin Bozulması" başlığını taşımaktadır.
Bu bölümde tapu dışı sözleşmelerin bozulabileceği haller açıklanarak "... Kadastro Kanunu'nun bölgede yürürlüğe girmesiyle, kanunun yürürlüğünden önce yapılan ve varlığını koruyan sözleşmeler 10 yıllık süre geçmiş olmak kaydıyla geçerlilik ve bağlayıcılık kazanırlar. Daha sonra bu sözleşmelerden tek taraflı olarak dönülemez. Yine, kanunun yürürlüğünden sonra yapılan tapu dışı sözleşmelerde 10 yıllık süre geçmiş ise geçerlilik kazanır ve tek taraflı irade beyanıyla ortadan kaldırılamazlar." ... şeklinde gerekçeyle 10 yıllık süre geçtikten sonra tapu dışı sözleşmeleri tek taraflı olarak ortadan kaldırılamayacağı açıkça vurgulanmıştır. Gerekçeyle kararın sonuç bölümü birbirini tamamlamaktadır. Büyük Genel Kurulun çoğunluk görüşünün Yargıtay Kanunu'nun 45/son maddesi uyarınca gerekçeye yansıtıldığı anlaşılmaktadır.
Kadastro, taşınmaz malların tespit günündeki geometrik ve hukuki durumunun belirlenmesidir. İçtihadı Birleştirmede zilyetleri korumak ve eylemli duruma değer vermek amacıyla 10 yıllık sürenin tespit tarihine göre hesaplanması öngörülmüştür. İçtihadı Birleştirme Kararının sonuç bölümünde tapu dışı satımdan tespit tarihine kadar dönülebileceğine ilişkin hiçbir hüküm bulunmamaktadır. İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesi ve sonuç bölümü birbirini doğrulamaktadır. Kararın gerekçesi yok sayılarak tespit tarihine kadar satımdan dönülebileceğini kabul İçtihadı Birleştirme Kararının amacına aykırı düştüğü gibi gerek Kadastro Kanunu'nun 13/B-b maddesini ve gerekse İçtihadı Birleştirme Kararını uygulanamaz hale getirir.
Somut olayda taraflar kardeş olup, zilyetlik ve tapu dışı satım olgusunun bilinmemesi ve öğrenilmemiş olması mümkün değildir. Türk Kanunu Medenisi'nin 932 ve Türk Medeni Kanunu'nun 1024 maddeleri uyarınca bir ayni hakkın yolsuz olarak tescil edildiğini bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişiler bu tescile dayanamazlar. T.M.K.'nun 3/2. maddesi gereğince durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyi niyet iddiasında bulunamaz.
3402 Sayılı Kadastro Kanunu'nun 13/B-b maddesi uyarınca davalı taraf yararına tapu dışı satım geçerli hale geldikten sonra davacı 7.9.1983 tarihinde tapu ile taşınmazı satın almıştır. Bu durumda iki geçerli satıştan önceki satışa değer verilmesi gerekir. Davacı tapu dışı satışı bilmesi gereken kişi olduğundan T.K.M. 931 ve T.M.K.'nun 1023 maddesi hükümlerinden yararlanamaz ve tapu ile yapılan satış gerçekleşen tapu dışı satımı bozamaz.
Bu nedenle usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının onanması gerekir.
SONUÇ : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan gerekçelerle ( ONANMASINA ), oyçokluğu ile karar verildi.
Old 23-06-2007, 15:48   #7
av.gzm

 
Varsayılan

benim de bir sorum olacak; fakat bizim arazimiz tapusuz.
Şöyle ki;
müvekkilim davacıdan davacıya ait olan tapusuz taşınmazı 09.10.1991 tarihli köy ihtiyar heyeti onaylı satım senedi ile satın almış bulunmaktadır.

bölgede başlayan kadastro çalışmaları nedeni ile söz konusu arsanın müvekkilim adına tespitini engellemek maksadı güden kötüniyetli davacı,müvekkilim hakkında müdahalenin men'i davası açmış bulunmaktadır.

elimizde köy ihtiyar heyeti onaylı satım senedi mevcut.sizce ne yapabiliriz?
Old 24-06-2007, 00:34   #8
halit pamuk

 
Varsayılan

Merhaba,

Sayın Av.gzm,

Kadastro Kanunun 33. maddesinde;

"
Bu Kanunun zilyede tanıdığı haklar, kadastrosuna başlanan bölgede zilyedin leh ve aleyhine açılan davalarda iddia ve def'i olarak ileri sürülebilir. Bu hükümler henüz kesinleşmemiş davalarda da uygulanır."

Aleyhinize açılan bu davada kadastro kanunun hükümlerini ileri sürebilirsiniz.



Kadastro Kanunun 13. maddesinde;

"
b) Zilyet, taşınmaz malı, kayıt malikinden veya mirasçılarından veya mümessillerinden tapu dışı bir yolla iktisap ettiğini, onların beyanı veya herhangi bir belge ile veya bilirkişi veyahut tanık sözleriyle ispat ettiği ve ayrıca en az on yıl müddetle çekişmesiz, aralıksız ve malik sıfatıya zilyet bulunduğu takdirde zilyet adına,"

demektedir. Yani, taşınmaz malı tapu dışı yolla iktisap ettiğinizi elinizdeki belge ile ispat etmeniz gerekecektir.Yani mahkeme 13.B-b'yi uygulaycaktır. Aşağıdaki içtihatın sonuç bölümünü dikkatlice okumanızı öneririm.




T.C.

YARGITAY

1. HUKUK DAİRESİ

E. 2004/1024

K. 2004/1742

T. 25.2.2004

• ELATMANIN ÖNLENMESİ VE ECRİMİSİL ( Davacıların Miras Bırakanları Adına Kayıtlı Altı Parça Taşınmazı Haksız Biçimde Davalının Kullandığını İleri Sürerek Elatmının Önlenmesi ve Ecrimisil İsteminde Bulunmaları )

• ZİLYETLİĞİN VERDİĞİ HAKLAR ( Kadastro Kanunu'nun Zilyede Tanıdığı Hakların Kadastrosuna Başlanan Bölgede Zilyedin Leh ve Aleyhine Açılan Davalarda İddia ve Def'i Olarak İleri Sürülebilmesi ve Bunun Henüz Kesinleşmemiş Davalarda da Uygulanması )

• REHİN SENEDİ BAŞLIĞI ( İçeriğinde Taşınmazların Borç Karşılığı Belli Bir Süre Kullanımına İmkan Tanıdığı Görüldüğünden Bunun Satış Senedi Biçiminde Değerlendirilmeleri Olanağı Olmaması )

• KADASTRO KANUNUNDA ZİLYETLİK ( Bu Kanunun Zilyede Tanıdığı Hakların Kadastrosuna Başlanan Bölgede Zilyedin Leh ve Aleyhine Açılan Davalarda İddia ve Def'i Olarak İleri Sürülebilmesi ve Bunun Kesinleşmemiş Davalarda da Uygulanması )




ÖZET : Davalı, savunmasında, taşınmazları davacıların miras bırakanlarından haricen satın aldığını ve zilyedi bulunduğunu söyleyerek üç adet senet ibraz etmiştir. Bu senetlerden ikisinin "Rehin Senedi" başlığını taşıdığı, içeriğinde taşınmazların borç karşılığı belli bir süre kullanımına imkan tanıdığı görülmekte olup satış senedi biçiminde değerlendirilmeleri olanağı yoktur. Bunun yanında "satış vaadi ve zilyetliği devir senedi" başlıklı belgenin ise satış senedi biçiminde düzenlendiği şüphesizdir.
3402 Sayılı Kadastro Yasası'nın 33/son maddesinde "Bu Kanunun zilyede tanıdığı haklar, kadastrosuna başlanan bölgede zilyedin leh ve aleyhine açılan davalarda iddia ve def'i olarak ileri sürülebilir. Bu hükümler henüz kesinleşmemiş davalarda da uygulanır" hükmü yer almaktadır.
DAVA : Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, miras bırakanları adına kayıtlı altı parça taşınmazı haksız biçimde davalının kullandığını ileri sürerek; elatmanın önlenmesi ve ecrimisil istemişler, sonradan bir parça taşınmaz yönünden davadan feragat etmişlerdir.
Davalı, taşınmazları davacıların miras bırakanlarından 1975 ve 1977 yıllarında haricen satın aldığını, kullanımının haksız olmadığını ve davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, tapulu taşınmazın harici senetle satışının geçerli bulunmadığı, davalının elatmasının keşfen saptandığı gerekçesiyle feragat edilen taşınmaz dışındaki diğer taşınmazlara elatmasının önlenmesine ve kısmen ecrimisile karar verilmiş, feragat edilen taşınmaz bakımından ise dava reddedilmiştir.
Karar, davalı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Murat Ataker'in raporu okundu, düşüncesi alındı, dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR : Dava, elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişmeli taşınmazların 1962 yılında 4753 Sayılı Yasaya göre yapılan dağıtımında davacıların miras bırakanları adına tescil edildiği anlaşılmaktadır.
Davalı, savunmasında, taşınmazları davacıların miras bırakanlarından haricen satın aldığını ve zilyedi bulunduğunu söyleyerek üç adet senet ibraz etmiştir. Bu senetlerden ikisinin "Rehin Senedi" başlığını taşıdığı, içeriğinde taşınmazların borç karşılığı belli bir süre kullanımına imkan tanıdığı görülmekte olup satış senedi biçiminde değerlendirilmeleri olanağı yoktur. Bunun yanında "satış vaadi ve zilyetliği devir senedi" başlıklı belgenin ise satış senedi biçiminde düzenlendiği şüphesizdir.
Bilindiği üzere, 3402 Sayılı Kadastro Yasası'nın 33/son maddesinde "Bu Kanunun zilyede tanıdığı haklar, kadastrosuna başlanan bölgede zilyedin leh ve aleyhine açılan davalarda iddia ve def'i olarak ileri sürülebilir. Bu hükümler henüz kesinleşmemiş davalarda da uygulanır" hükmü yer almaktadır.

SONUÇ : Hal böyle olunca; öncelikle bölgede kadastro çalışmalarının başlayıp başlamadığının merciinden sorulması, daha sonra satış vaadi ve zilyetliği devir senedi başlıklı belgenin mahallinde uygulanması, çekişmeli taşınmazlardan hangilerini kapsadığının açıklığa kavuşturulması, bölgede kadastro çalışmaları başladığı takdirde kapsadığı taşınmazlar bakımından Kadastro Yasası'nın 33/son maddesi hükmünün yollamasıyla aynı Yasanın 13/B-b maddesinin dikkate alınıp değerlendirilmesi, henüz kadastro çalışmaları başlamamış ise senetteki bedel üzerinden davalı yararına hapis hakkı tanınmak suretiyle bir hüküm kurulması gerekirken noksan soruşturma ile yazılı olduğu üzere karar verilmesi isabetsizdir. Davalının temyiz itirazı yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenden ötürü HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 25.2.2004 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Old 24-06-2007, 11:53   #9
av.gzm

 
Varsayılan

Sayın Korayad;
öncelikle yanıtınız için teşekkürler.Fakat bizim olayımızda taşınmaz tapusuz ve satım senedinde teslime ilişkin herhangi bir ibare mevcut değil.

Olayda teslim hususunu nasıl ispatlayabilirim?

Taşınmaz tapusuz olduğu için;kötüniyetli davacının amacı ; K.K 14'deki 20 yıllık fasılasız NİZASIZ koşulunu engellemek.

Davacının açmış olduğu müdahalenin men'i davasına cevaben satım senedimi ibraz etmekten başka ne yapabilirim?
Old 24-06-2007, 23:24   #10
halit pamuk

 
Varsayılan

Sayın Av. Gzm,

Haklısınız, sanırım dosyayı ayrıntısı ile bilmediğimiz için; sorunuzu okurken taşınmazın tapusuz olmasını gözden kaçırmışım:

Bu durumda kad. K. m.14 uygulanacaktır.

şimdi sorun, 20 yıllık süre sorunudur.Bunu ise, eklemeli zilyetlik hükümlerine dayanarak aşılabilir.Yani satıcının zilyetlik süreleri eklenebilir,diye düşünüyorum.

Eklemeli zilyetliğe dayanılabilmesi için de zilyetliğin devren iktisabının kanıtlanması gerekir. Dosya kapsamından, dinlenen bilirkişi ve tanık beyanlarından devir ve zilyetlik olgusu kanıtlanabiliyorsa, sorun yok demektir.
Old 25-06-2007, 08:48   #11
av.gzm

 
Varsayılan

Sayın Korayad;
Yanıtınız için çok teşekkür ederim.
Benim de düşüncem öncelikle müdahalenin men'i davasına cevaben satım senedini ibraz edip davanın reddini sağlamak.
şayet bu süre içinde kadastro çalışmaları başlarsa kadastro tutanağına satım senedini geçirtip şerh koymak.
daha sonra da zaten eklemeli zilyetlik hükümlerinden yaralanarak müvekkil adına tespit sağlanabilir kanaatindeyim
Old 06-06-2014, 10:50   #12
Av.Ersin64

 
Varsayılan

Merhaba arkadaşlar ;

Bu konuda bir olayım var ve ben KK 12/3 maddedeki 10 yıllık hak düşümü süresine takılmış durumda bulunmaktayım.

Olay şu şekilde ; Müvekkil 1972 yıllında bir taşınmazı harici yolla (muhtar ve iki tanık huzurunda ) satın almıştır. İş bu yerde 1986 yılında kadastro çalışmaları tamamlanmıştır. Şu anda ise tapu iptal ve tescil davası açmayı düşünüyorum. Ancak 10 yıllık süre dolması sebebi ile tereddütlerim var. 10 yıllık hak düşürücü süreyi aşabilirimiyim , bununla ilgili yargıtay kararı varmı ?? Aksi halde bedel iadesi isteyeceğim. Bu konularda yardımcı olan arkadaşlara şimdiden teşekkür ederim.
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Harici Sözleşme ile Gayrimenkul Satışı ISIL YILMAZ Borçlar Hukuku Çalışma Grubu 32 24-01-2017 18:16
M.k 713/2 e göre tapu iptali ve tescil, 20 yıllık süreden sonra intikal ve satış Av.Adem Eyidoğan Meslektaşların Soruları 1 03-04-2007 09:35
tapu tashihi ve tapu memurunun verdiği zarardan dolayı tazminat davası av.emre Meslektaşların Soruları 1 13-12-2006 14:57
Harici Satışın Geçersizliği AV.SERTANn Borçlar Hukuku Çalışma Grubu 5 20-12-2004 22:35


THS Sunucusu bu sayfayı 0,07185411 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.