Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Maddi tazminat ve tesbit davası

Yanıt
Old 19-07-2006, 20:34   #1
genç osman

 
Varsayılan Maddi tazminat ve tesbit davası

Maddi zararın tazmini için açılacak bir dava, aynı zamanda bu zararın tespitini de kapsamaz mı? Yani , ayrıca eda davası niteliğinde olan maddi tazminat davasından önce , öncü bir dava niteliğinde olan tespit davasını açmanın gereği usul ekonomisine aykırı değil midir? Bilindiği üzere; tespit davası hükmünün icrai bir kabiliyeti yoktur. Doğrudan zararın tazmini için açılan bir dava ile bir taşta iki kuş vurmak varken, uygulamada genelde önce tespit, sonra da eda davası prosedürü takip edilmektedir. Bunun gerekçesi de sanırım zararın bir an önce tespiti. Ama, eda davasıyla da aynı tespit gecikmeksizin yapılamaz mı... Kafama takıldı paylaşmak istedim... Görüşlerinizi paylaşırsanız sevirinim...
Old 25-09-2006, 09:44   #2
gerunsal

 
Varsayılan

Uygulamada doğrudan tazminat davasının açılmamasının öncelikle bir tespit ardından eda niteliği taşıyan tazminat davasının açılmasının en önde gelen nedeni tespit davasının tazminat davasına oranla daha kısa zamanda sonuçlanması ve daha sonra açılması muhtemel tazminat davasında davacı lehine kesin kanıt teşkil etmesidir. Her ne kadar tespit davası sonucundaki karar icra kabiliyeti olmayan bir karar olsa da karşı taraf üzerinde menfi bir etki yaratarak çoğu kez ayrıca bir tazminat davasına gerek kalmaksızın çok daha kısa bir prosedürle zararın tazminine olanak sağlamaktadır.

İşbu nedenle özellikle zararın ya da karşı tarafın kusurunun ispatının güç olduğu hallerde tespit davasına öncelik verilmesi yerinde olacaktır.
Old 25-09-2006, 18:07   #3
ISIL YILMAZ

 
Varsayılan eda davası

Birçok Yargıtay kararına göre ( İş Hukukundaki ayrık durumlar dışında ) eda davası açılabilecek hallerde tespit davası açılamaz.Bu konuda Baki Kuru hocanın kitaplarına da bakabilirsiniz.
Saygılar
Old 25-09-2006, 18:08   #4
ISIL YILMAZ

 
Varsayılan

T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

E. 2004/7-411

K. 2004/477

T. 31.3.2004

• TESPİT DAVASI ( Davacının Bir Hakkı Veya Hukuki Durumu Güncel Bir Tehlike İle Tehdit Edilmiş ve Zarar Verebilecek Nitelikte İse ve Tespit Hükmü Bu Tehlikeyi Kaldırmaya Elverişli İse Hukuki Yararın Varlığının Kabulü Gereği )

• HUKUKİ YARAR ( Davacının Bir Hakkı Veya Hukuki Durumu Güncel Bir Tehlike İle Tehdit Edilmiş ve Zarar Verebilecek Nitelikte İse ve Tespit Hükmü Bu Tehlikeyi Kaldırmaya Elverişli İse Varlığının Kabulü Gereği - Tespit Davası )

• EDA DAVASI ( Açılması Mümkün Olan Hallerde Tespit Davası Açılmasında Hukuki Yarar Mevcut Olmadığı )

• KADASTRO HARİCİNDE DEVLETİN HÜKÜM VE TASARRUFU ALTINDA BULUNAN TAŞINMAZ ( Üzerinde Bulunan Ağaçların Aidiyetinin Tespiti İstemi - Davacının Hukuki Yararının Bulunduğu )

• DEVLETİN HÜKÜM VE TASARRUFU ALTINDA BULUNAN TAŞINMAZ ( Kadastro Harici Bırakılan - Üzerinde Bulunan Ağaçların Aidiyetinin Tespiti İstemi/Davacının Hukuki Yararının Bulunduğu )

• KAMULAŞTIRMA ( Zilyedi Tarafından İktisap Edilmemiş Yer - Bina ve Ağaçların Takdir Olunan Bedelinin Zilyedine Ödeneceği/Tespit Davası )

3402/m.12/3

2942/m.19/11-12

4721/m.25

2004/m.69,72,89

1086/m.519

5846/m.15,67

6762/m.58

2822/m.46


ÖZET : Dava, kadastro haricinde ve devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan taşınmaz üzerinde bulunan ağaçların aidiyetinin tespiti istemine ilişkindir.
Tespit davaları, bir hukuki ilişkinin var olup olmadığının saptanmasına ilişkin davalardır.
Tespit davası açılabilmesi için hukuki ilişkinin varlığı şartı yanında davacının bu ilişkinin varlığını tespitte hukuki yararı da bulunmalıdır.
Davacının bir hakkı veya hukuki durumu güncel bir tehlike ile tehdit edilmiş ve bu durum davacıya zarar verebilecek nitelikte ise ve tespit hükmü, bu tehlikeyi kaldırmaya elverişli ise hukuki yararın varlığının kabulü gerekir.
Eda davası açılması mümkün olan hallerde tespit davası açılmasında hukuki yarar mevcut değildir.
2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 19/12 maddesine göre, başkası adına tapulu, sahipsiz ve zilyedi tarafından iktisap edilmemiş yerin kamulaştırılmasında, bina ve ağaçların takdir olunan bedeli zilyedine ödenir. Olayda, dava konusu ağaçların davacıya ait parselin bitişiğinde ve ancak tapulama dışı alanda kaldığı, kamulaştırma bürosundan gelen yazıya göre kamulaştırma alanı içerisinde olup, su altında kaldığından durumu tereddütlüdür. Davacının ağaçların kendisine ait olduğunu tespit ettirmekte hukuki yararı vardır. Çünkü, alacağı tespit hükmü, ileride ağaçların kamulaştırma bedelinin tahsiline ilişkin olarak açacağı eda davasının öncüsü olacaktır.
DAVA : Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
KARAR : Dava, kadastro haricinde ve devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan taşınmaz üzerinde bulunan ağaçların aidiyetinin tespiti istemine ilişkindir.
Davacı, dava konusu yerde bulunan ağaçların, kendisi tarafından dikildiğini ileri sürerek, bu ağaçların kendisine ait olduğunun tespitini istemiştir.
Davalı Hazine davanın reddini savunmuştur.
Yerel mahkemenin, davanın 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 19/11. maddesinden kaynaklandığını, ağaçların kamulaştırma alanı içerisinde bulunan tapulama dışı bölgede kaldığını ve ağaçların davacıya ait olduğunun dosya kapsamına göre sabit görüldüğünü açıklayarak, davanın kabulüne ilişkin olarak kurduğu hüküm; Özel Daire'ce, yukarıda belirtilen şekilde, ağaçların tapulama dışı bırakılmış bölümde yer aldığı ve kamulaştırmaya tabi tutulmadığı anlaşıldığından davacının tespit istemede hukuki yararı yoktur, gerekçesiyle bozulmuştur.
Görüldüğü üzere yerel mahkeme ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlık, davacının böyle bir dava açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
Tespit davaları, bir hukuki ilişkinin ( münasebetin ) var olup olmadığının saptanmasına ilişkin davalardır.
Tespit davası, HUMK'da açıkça düzenlenmiş değildir. Fakat bazı özel yasalarda tespit davalarını düzenleyen özel hükümler mevcuttur ( MK m. 25; İİK m. 69, II, m. 72, m. 89, III; HUMK m. 519; 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri K. m. 15, III. m. 67, II; TTK m. 58/a; 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt K. m. 46; ).
Ancak, öğretide tespit davalarının caiz olduğu hakkında tam bir görüş birliği vardır.
Tespit davasının işlevi, bir hukuki ilişkinin var olup olmadığının saptanması olup, bundan ileri gitmez. Bu tespit işlemi ( bölümü ) eda davalarında da vardır. Ancak, eda davalarının ikinci bir ( eda ) bölümü vardır ki, bu bölüm tespit davalarında yoktur. Bu nedenle, eda davası, aynı konudaki tespit davasını ( talebini ) da içeren geniş kapsamlı bir davadır. İşte bundan dolayıdır ki, tespit davası, eda davasının öncüsüdür.
Tespit Davasının Şartları:
a. Hukuki İlişki ( Münasebet ) Şartı: Hukuki ilişkiden maksat, bir kişi ile diğer bir kişi veya bir mal ( eşya ) arasında somut bir olaydan doğan hukuki ilişkidir.
b. Hukuki Yarar ( Menfaat ) Şartı: Davacının hukuki ilişkinin hemen tespitinde hukuki yararının bulunması şarttır. Her davada bulunması gereken hukuki yararın önemi, kendisini özellikle tespit davasında gösterir.
Bir hukuki ilişkinin hemen tespit edilmesinde hukuki yararın bulunması, şu üç şartın birlikte varlığına bağlıdır: 1 ) Davacının bir hakkı veya hukuki durumu güncel ( halihazır ) bir tehlike ile tehdit edilmiş olmalı; 2 ) Bu tehdit nedeniyle, davacının hukuki durumu tereddüt içinde olmalı ve bu husus davacıya zarar verebilecek nitelikte bulunmalı; 3 )Yalnız kesin hüküm etkisine sahip olup, cebri icraya yetki vermeyen ( icraya konulamayan ) tespit hükmü, bu tehlikeyi kaldırmaya elverişli olmalıdır.
Buna karşılık, görülmekte olan veya açılacak bir davada iddia veya savunma olarak ileri sürülebilecek konular için ayrı ( müstakil=bağımsız ) bağımsız bir tespit davası açmakta hukuki yarar yoktur.
Eda davası açılması mümkün olan hallerde de tespit davası açılmasında hukuki yarar mevcut değildir. Çünkü, yukarıda da belirtildiği üzere eda davası sonunda verilen hüküm ile, aynı zamanda dava konusu hukuki ilişkinin var olup olmadığı da tespit edilir ve ondan sonra bu tespite dayalı olarak eda hükmü kurulur. Yargıtay'ın kararlı uygulamasına göre de, eda davası açmak mümkün ise, tespit davası açılamaz.
Eda davası açmak mümkün ise tespit davası açılamaz kuralının geçerli olabilmesi için, eda davası sonunda verilecek hükmün tespite ilişkin bölümü ile tespit davası sonunda alınacak tespit hükmü arasında, meydana getirdikleri kesin hüküm ( m. 237 ) etkisi bakımından hiç biri fark bulunmaması gerekir. Diğer bir söyleyişle tespit davası ile istenen hukuki korunma, eda davası ile tamamen elde edilebilecekse, o zaman, davacının ayrı bir tespit davası açmakta hukuki yararı yoktur. ( Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, C. II. 2001 baskı s. 1409-1448 ).
2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 19/12 maddesinde ""... Başkası adına tapulu, sahipsiz ve zilyedi tarafından iktisap edilmemiş yerin kamulaştırılmasında, bina ve ağaçların 11 ve 12. maddeler uyarınca takdir olunan bedeli zilyedine ödenir..."" hükmü yer almaktadır.
Somut olayda dava konusu ağaçların davacıya ait parselin bitişiğinde ve ancak tapulama dışı alanda kaldığı, kamulaştırma bürosundan gelen yazıya göre kamulaştırma alanı içerisinde olup, 01.08.2000 tarihi itibarıyla su altında kaldığı anlaşılmaktadır. Davacı taşınmaz üzerindeki muhdesat niteliğindeki ağaçların kendisine ait olduğunu, yani hukuki ilişkiyi tespit ettirmek istemiştir. Davacının ağaçların kendisine ait olduğunu tespit ettirmekte hukuki yararı vardır. Çünkü ağaçlar su altında kaldığından durumu tereddütlüdür. Alacağı tespit hükmü, ileride ağaçların kamulaştırma bedelinin tahsiline ilişkin olarak açacağı eda davasının öncüsü olacaktır. Bu husus dava ve ıslah dilekçesi, kadastro müdürlüğünden ve kamulaştırma bürosundan gelen yanıt yazılar, bilirkişi raporları ile dosya kapsamı birlikte düşünüldüğünde belirgin hale gelmektedir.
Açıklanan bu olgular karşısında yerel mahkemenin hukuki yararın bulunduğuna ilişkin direnme kararı yerindedir.
Ne var ki, hükmün esasına ilişkin temyiz itirazları incelenmediğinden dosyanın Özel Dairesi'ne gönderilmesi gerekir.
SONUÇ : Temyiz itirazlarının kabulü ile dosyanın Özel Dairesi'ne gönderilmesine, 31.3.2004 gününde karar verildi. yarx
Old 25-09-2006, 18:09   #5
ISIL YILMAZ

 
Varsayılan

T.C.

YARGITAY

7. HUKUK DAİRESİ

E. 2003/1306

K. 2003/2003

T. 12.6.2003

• MÜLKİYETİN TESPİTİ DAVASI ( Dinlenebilmesi İçin Davacının Hakkının veya Hukuki Bir Durumunun Tehlikeyle Karşı Karşıya Kalması - Hakkın Sağlanmasında Bir Duraksamanın Ortaya Çıkması Davacının da Böyle Bir Talepte Hukuki Yararının Olmasının Zorunlu Olduğu )

• DAVA HAKKI ( Tespit Davasının Dinlenebilmesi İçin Davacının Hakkının veya Hukuki Bir Durumunun Tehlikeyle Karşı Karşıya Kalması - Hakkın Sağlanmasında Bir Duraksamanın Ortaya Çıkması/Davacının da Böyle Bir Talepte Hukuki Yararının Olmasının Zorunlu Olduğu )

• EDA DAVASI ( Davacının Hakkının ve Zararının Açacağı Bir Eda Davasında Kanıtlayabileceği Olanağı Bulunduğundan Tespit Davası Açmakta Hukuki Yararı Bulunmadığı )

• HUKUKİ YARAR ( Tespit Davasının Dinlenebilmesi İçin Davacının Hakkının veya Hukuki Bir Durumunun Tehlikeyle Karşı Karşıya Kalması - Hakkın Sağlanmasında Bir Duraksamanın Ortaya Çıkması/Davacının da Böyle Bir Talepte Hukuki Yararının Olmasının Zorunlu Olduğu )

4721/m.716


ÖZET : Tespit davasının dinlenebilmesi için davacının hakkının veya hukuki bir durumunun tehlikeyle karşı karşıya kalması hakkın sağlanmasında bir duraksamanın ortaya çıkması davacının da böyle bir talepte hukuki yararının olması zorunlu olup, diğer bir koşulunda eda davası açılamaması durumunun bulunması gerektiği, somut olayda davacının hakkının ve zararının açacağı bir eda davasında kanıtlayabileceği olanağı bulunduğundan tespit davası açmakta hukuki yararı bulunmamaktadır.
DAVA : Mülkiyetin tesbiti istemi ile açılan davada mahkemece verilen karar davacı tarafından incelenmesi istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla, dosya incelendi. Dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi, gereği görüşüldü:
KARAR : Davacı Mehmet mülkiyeti hazineye ait olan 1036 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan 2418 adet çeşitli cins ve yaşta meyveli, meyvesiz ağaçların, iki katlı kargir evin, iki adet damın, iki adet havuzun, üç adet kuyunun sulama boruları ve elektrik tesislerinin kendisine ait olduğunun tesbitine ve tapu kütüğünün beyanlar hanesine şerh verilmesi istemiyle hazine aleyhine Asliye Hukuk Mahkemesinde mülkiyet tesbiti davası açmıştır. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava hazineye ait 1036 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki muhdesatın aidiyetinin tespitine ilişkindir. Mahkemece hukukumuzda genel anlamda tesbit davası mevcut olmadığı, bazı istisnalar dışında bu yöndeki isteklerin araştırılıp, sonucuna göre hüküm kurulabileceği yargı kurallarının gereğidir. Tespit davasının dinlenebilmesi için davacının hakkının veya hukuki bir durumunun tehlikeyle karşı karşıya kalması hakkın sağlanmasında bir duraksamanın ortaya çıkması davacının da böyle bir talepte hukuki yararının olması zorunlu olup, diğer bir koşulunda eda davası açılamaması durumunun bulunması gerektiği, somut olayda davacının hakkının ve zararının açacağı bir eda davasında kanıtlayabileceği olanağı bulunduğundan iş bu davanın açmakta hukuki yararı bulunmadığı nedeni ile davanın reddine karar verilmesinde herhangi bir yasaya aykırı durum yoktur. Kuşkusuz eda davası açılacak yerde, tespit davası açmakta hukuki yarar bulunmamaktadır. SONUÇ : Bu nedenle mahkemece kurulan hükümde herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden davacının yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddi ile hükmün ONANMASINA, ilam harcı peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, 12.6.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
Old 27-09-2006, 08:59   #6
genç osman

 
Varsayılan Teşekkürler

Değerli meslektaşlarım, aydınlatıcı paylaşımlarınız için çok çok TEŞEKKÜRLER...Saygılarımla...
Old 19-04-2007, 14:23   #7
gülşahi

 
Varsayılan kusursuz sorumluluk

oncelıkle herkese merhaba ben marmara hukuk 2snf ogrencısıyım.borclar hukukuyla ılgılı kusursuz sorumluluk konusunda aklıma takılan seyler var bunu olayda ılerı surmek ıstıyorum:A tüzel kişisi ayakkabı ımalatı ve satısı ıle ugrasmakta ana sozlesmesınde de bu durum yasılı bulunmaktadır.organ sıfatına sahıp B ayakkabı ımalatında kullanılmak usere derı satın almak usere gıttıgı C ısyerınde pasarlıkta bulunacagı D adlı sahısla spor hakkında tartısır ve orada bulunan bır tabloyu bu sahsa vurmak suretıyle yaralanmasına sebebıyet verır.bunun userıne D hastaneye kaldırılır 3 ay sureyle calısamas ve 1 mılyar hastane masrafı odemek sorunda kalır ayrıca ısyerınden bu kadar ayrı kalması sebebıyle ıs hayatındakı popularıtesını yıtırmıs.iş ilişkıisi bosulmustur. olay boyledır sorum ıse su:Bnın fııılınden kım veya kımler sorumludur,sorumlulugun turunu belırtınıs.sımdıden cok tesekkur edıyorum....
Old 21-05-2007, 11:28   #8
şahin aksu

 
Varsayılan

Sevgili gülşahi, ben akdeniz hukuk 3 ten şahin, elimden geoldiğince yardımcı olmak isterim. Öncelikleorgan sıfatına haiz olduğu için (A) tüzel kişisi bundan kusursuz olarak sorumludur. Yani normal olarak tazminat davasının kurucu unsurlarından biri kusurdur. Ancak borçlar kanunumuz bu konuda fazla radikal davranmamıştır. BK m 55 adam çalıştıranın sorumluluğu m.56 hayvan tututcusunun sorumluluğu MK. m 750 tasınmaz malikinin sorumluluğu gibi hallerde kusuru karine olarak kabul etmiştir ve buralarda kusuru bile olmasa kusur karinesi koyarak sorumlu tutmuştu. Ancak bu kişilerin rücu haklarını haiz tutarak sorumluluğu hafifletmiştir. Ancak BK. 100 ifa yardımcısının fiilinden dolayı sorumlulukta kurtuluş kanıtı getirme olanağını kaldırmış ve kusursuz olduğunu ispet etmesinin bir manası kalmamıştır. Sadece olaya mücbür sebep veya 3. kişinin ağır kusuru olduunu ispat hakkında kurtuluş tanımıştır. Yani uygun illiyet bağını kesmesi durumunda. Burada ise organ sıfatına sahip (B) den dolayı (A) tüzel kişisinin kusursuz sorumluluğu vardır. Ancak gördüğüm kadarı ile burada (B) nin hareketi keza TCK hükümlerine göre de suuç teşkil ediyor ve bu kusursuz sorumluluğu önleyebilir. Yani tüzel kişisi (B) nin fiilinin olayla ilgisi olmadığını, fiilinin suç teşkil ettiğini ve kişisel kin ve garezle hareket ettiğini ispat ederse kusursuz sorumluluktan kurtulabilirdi. Ancak her halde rücu hakkı saklıdır. Eğer cevabımda yanlışlık veya eksiklik varsa ve ek yerden cevabı bulursan beni de aydınlatmanı isterim teşekkür ederim.
Old 28-05-2007, 22:07   #9
Juniore

 
Varsayılan Kusursuz Sorumluluk

Alıntı:
Yazan şahin aksu
organ sıfatına sahip (B) den dolayı (A) tüzel kişisinin kusursuz sorumluluğu vardır. Ancak gördüğüm kadarı ile burada (B) nin hareketi keza TCK hükümlerine göre de suuç teşkil ediyor ve bu kusursuz sorumluluğu önleyebilir. Yani tüzel kişisi (B) nin fiilinin olayla ilgisi olmadığını, fiilinin suç teşkil ettiğini ve kişisel kin ve garezle hareket ettiğini ispat ederse kusursuz sorumluluktan kurtulabilirdi. Ancak her halde rücu hakkı saklıdır. Eğer cevabımda yanlışlık veya eksiklik varsa ve ek yerden cevabı bulursan beni de aydınlatmanı isterim teşekkür ederim.

Dokuz Eylül Hukuk Fakultesi 2.sınıf öğrencisiyim.Açıklamalarınızın alıntı yaptığım bu bölümünde sizinle aynı fikirde olmadığımı belirtmek isterim.Şöyle ki;

Tüzel kişilerin organları yardımcı kişi olaran nitelendirilemez.MK. md 50'ye göre;organın davranışı,tüzel kişinin davranışı sayılır.Tüzel kişi organların verdiği zararlardan BK md.55 veya md.100'e göre değil, md 41'e göre doğrudan doğruya sorumlu olur,burada da kusur sorumluluğundan bahsetmek mümkündür.Ama bu demek değildir ki tüzel kişiler adam çalıştıran sıfatına sahip olamaz,burada esas olan nokta organ sıfatıyla yardımcı kişi sıfatı aynı şahısta birleşemeyeceğidir.
Ceza Hukuku bakımından da kısa bir açıklama yapmak gerekirse; bilindiği gibi faile suçun isnad olunabilmesi için maddi ve manevi unsurların bir arada olması ayrıca işlenen fiilin hukuka aykırı olması gerekir.Maddi unsur bakımından tipiklik yani kanundaki tipe uygunluk,manevi unsur olarak da kast veya taksir aranır.Ancak Borçlar Hukukunda -özele inecek olursak Sorumluluk Hukukunda- tazminat borcunun doğması için aranan unsurlar farklıdır.Bu bakımdan ceza hakiminin vereceği karar kamu güvenliği,kamu yararı bakımından değerlendirilirken özel hukuk hakiminin vereceği karar kişinin mağduriyetini gidererek hakkaniyet ölçüsünde zararını tazmin ettirmeye yöneliktir.Bu nedenle verilen kararların birbirinden bağımsız oldukları ve yargılamada dikkate alınmayacağını düşünüyorum.
Old 26-07-2010, 23:42   #10
sevda mert

 
Varsayılan maddi-manevi tazminat

iyi akşamlar sevgili meslektaşlar;
bir arkadaşımıza bundan birkaç yıl evvel mülteci sıfatına haiz olduğundan bahisle askerlikten muafsın deyip (bu konuda askerlik şubesince verilmiş belge de bulunmakta) gönderiyorlar.aradan uzunca bir zaman geçtikten sonra yanlışlık olmuş deyip yoklamasını yaptırmak üzere askerlik şubesine çağırıyolar.arkadaşımız da askerlik yapmayacağı düşüncesi ile evlenmeye kalkıyor,bununiçin kredi çekiyor,şimdi askere gitmesi durumunda kazancından mahrum kalacak.sorum şu bu olay sözleşmeye aykırılık veya haksız fiil kapsamında sayılıp maddi ve manevi tazminat davasına konu olabilir mi?
Old 31-05-2012, 11:44   #11
düzzgün

 
Varsayılan

merhaba benim de bir sorum olacakı. hukuk davasında vekillik ettiğim bir müvekkilim var.
müvekkilimin hakkında şikayette bulunduğu kişiler müvekkil tanık dinletemediğinden dolayı beraat ettiler. ve ceza mnahkemesi iftiradan dolayı suç duyurusunda bulundu. şu anda iftira nedeniyle ayrı bir ceza davası açıldı. müvekkil bu davada tanıkları dinletecek. müvekkile henüz bu ceza davası sonuçlanmadan manevi iftira nedeniyle tazminat davası da açıldı. manevi tazminat davasının müvekkil iftiradan hüküm giydikten sonra açılması gerekmez mi. hukuk mahkemesi bekletici mesele yapabilir mi. tazminat davası şartları oluştuktan sonra açılması gereken bir dava değil midir? henüz müvekkil aleyhine verilmiş bir mahkumiyet yok. usulden red olabilir mi? teşekkürler.
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
İş Kazasından Doğan Maddi, Manevi Tazminat Davası üye8180 Meslektaşların Soruları 13 12-05-2010 11:15
Kiracının Açtığı Kira Tesbit Davası Admin Meslektaşların Soruları 32 22-02-2010 14:40
Eda ve tesbit davası genç osman Medeni Usul, İcra ve İflas Hukuku Çalışma Grubu 5 09-09-2008 13:43
Gayrimenkul Tesbit Ve Tescil Davası Halil BURAK Hukuk Soruları Arşivi 1 02-03-2002 00:39
Maddi Ve Manevi Tazminat Davası kamilserdar Hukuk Soruları Arşivi 1 17-02-2002 00:50


THS Sunucusu bu sayfayı 0,05665588 saniyede 15 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.