Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Meslektaşların Soruları Hukukçu meslektaşların hukuki nitelikte sorularını birbirlerine yöneltecekleri mesleki yardımlaşma forumu. SADECE hukuk fakültesi mezunları ile hukuk profesyonellerinin (bilirkişi, icra müdürü vb.) yazışmasına açıktır. [Yeni Soru Sorun]

Boş Teminat Senedi Ve İcra Takibi(Düpedüz Sahtekarlık)

Yanıt
Old 30-06-2005, 15:06   #1
moonliner

 
Varsayılan Boş Teminat Senedi Ve İcra Takibi(Düpedüz Sahtekarlık)

Müvekkilim bir köy tüzelkişiliğinden dükkan kiralayarak üzerinde sadece bedelin, keşideci olarak kendisinin ve kefil olarak iki kişinin daha isimlerinin bulunduğu bir TEMİNAT senedini köy muhtarına vermiştir. Bir süre sonra müvekkil kiracı olduğu dükkandan çıkımış, köy muhtarı da kira ilişkisinin sona ermesi nedeniyle müvekkilin keşidecisi olduğu senedi kendisine ulaştırmak üzere senette kefil olarak gözüken şahıslardan birine vermiştir.Bu şahıs eline geçirdiği senedi icra takibine koyarak haksız olarak senet bedelini müvekkilimden tahsil etmek istemektedir.Bunu başarabilmek için de kendisi senette kefil olarak gözüktüğü için bir arkadaşının ismini lehdar kısmına yazmayı planlamaktadır.(Zira müvekkilime bir avukattan uyarı mektubu gelince durum ortaya çıkmıştır.)
Üzerinde ne vade tarihi,ne düzenleme tarihi ne de lehdar ismi bulunan sözkonusu senedi sonradan doldurarak icra takibine konu yapmaları durumunda müvekkilim lehdara karşı senedin teminat senedi olarak verildiğini ancak yazılı delil ile ispatlamak durumundadır.Lehdar ile aralarında hiçbir hukuki ilişki bulunmayan müvekkiliminin bunu yazılı olarak ispat etmesi mümkün değildir.Bu durumda senedi ödemekle tehdit edilen müvekkilimi koruyacak adalet mekanizması nerede bulunmaktadır?
Senedin İcra Takibine konması durumunda Savcılığa şikayette bulunmayı düşünüyoruz.Senedi kefile teslim eden muhtar bu hususta tanıklık yapmayı kabul etti.Fakat bu şikayetin icra takibini durdurmaya etkisi yok.Ne yapmamı önerirsiniz?Gerçekten hazmedilemeyecek bir biçimde haksızlık var ortada.Görüşlerini paylaşacak üyelere şimdiden teşekkür ederim.
Old 30-06-2005, 17:53   #2
Av.M.Aydın Bilen

 
Varsayılan

İİK.madde 72.menfi tesbit davası.
Takipten önce dava açılarak,teminat mukabilinde takibin yapılmaması için ihtiyati tedbir kararı alınabilir.
Old 01-07-2005, 09:15   #3
moonliner

 
Varsayılan

Menfi Tespit davası açabilmek değil sorun.Davayı kanıtlayabilmek.Senet teminat senedi fakat takibi açacak olan kişi ile müvekkilim arasında hiçbir ilişki yok.Senet köy tüzelkişiliğine lehdar ismi boş olarak veriliyor.Senedi ele geçiren kişi kendi adını yazarak takip yapıyor.Elimizde yazılı delil yok.Bu sebeple davayı kanıtlamak güç.
Old 01-07-2005, 11:00   #4
Av. Bülent Sabri Akpunar

 
Varsayılan

Sayın moonliner,
Açığa imza ve teminat iddiası yazılı delille kanıtlanmadıkça senedin iptalini gerektirmeyeceğinden lehdar (veya kötüniyetli ciranta)ya karşı açacağınız menfi tespit davasında tebdir nedeniyle bir de tazminat ödemek zorunda kalınabilir.
Old 01-07-2005, 11:34   #5
kağanulaş

 
Varsayılan

Ceza hukukunda gerçeği her türlü delil ile ispat edilebilme kuralının esas olduğunu düşünüyürdum. ancak bir de şöyle bir kuraldan bahsediyorlar : "aynı hukuk düzeninde aynı olay ile ilgili olarak birbiriyle çelişen iki ispat kuralı olmaz" Bu durumda ceza mahkemesi "iş hukuki ihtilafa ilişkindir, tanıkla ispat olmaz, yazılı delil gerekir" diyebiliyormuş. Yani şikayet ve ceza davasından fazla bir şey beklememek gerektiğini düşünüyorum. Ancak Bonolarda TTK md. 690 atfı sebebiyle uygulanacak olan açık poliçe hükümleri açısından şöyle bir durum oluşabilir:
Açığa imzadan söz edebilmek için ortada bir bononun bulunması ve bu bononun bazı eksikliklerinin sonradan doldurulması gerekir. Eğer başta keşideci tarafından bono vasfını kazanacak kadar unsuru yazılmamış ise eldeki belgeyi bir bono saymamak gerekir. Bono sayılmayan belgenin de açık poliçe hükümlerine göre doldurulması söz konusu olmayacaktır. Bahsettiğiniz senette keşide yeri bulunmamaktadır. Senet olarak işlem yapılmak isteniyorsa bu kısım doldurulacaktır; ki bu durumda evrakta sahtecilik sebebiyle suç duyursunda bulunabilirsiniz (zira lehdar kanunen doldurma selahiyeti bulunmayan ifadeler yazarak lehine evrak düzenlemiş olacaktır). Ya da keşide yerini yazmadan ilamsız takip yapılacaktır. Bu durumda da itirazın kaldırılması veya iptali davasında ispat yükü karşı tarafta olacaktır. keşide yeri doldurulmadan kambiyo takibi yapılırsa da şikayet yoluyla takibin iptali mümkün olacaktır.
Old 01-07-2005, 15:53   #6
avuka8890

 
Varsayılan

Kural:
1- HUMK. 288: Senetle ispat zorunluluğu
2- Bononun teminat senedi olduğuna ilişkin açılan menfi tespit davasının tanıkla ispatı mümkün değildir.
3- Açığa atılan imzanın anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğunu ispat zorunluluğu, borçluya aiittir.

Ancak olayımızda teminat senedinin yada açığa imzanın ispat zorunluluğu söz konusu değildir. Zira, burada teminat konusu olan ilişki sona ermiştir. Bu husus bizzat alacaklı (muhtar) tarafından da ifade edilmektedir. Bu itibarla, burada "bedelsiz kalmış bir senedin istimali" söz konusudur. İspat sorunu, hukuki işleme değil, hukuki fiile ilişkin olduğundan, bu hususun her türlü delille ispatı mümkündür. Burada öncelikle senette imzası olanlara ve uyarıyı yapmış olan vekile ihtarname gönderilmeli; teminat ilişkisinin son bulduğu, bu itibarla senedin iadesinin gerektiği aksi halde sorumlular hakkında ceza davası ve tazminat talep edileceği bildirilmelidir. Bu konuda menfi tespit davası açılabileceği gibi bedelsiz kalmış senedin istimaline yönelik ceza davası da açılabilir.
Old 02-07-2005, 12:27   #7
Av. Bülent Sabri Akpunar

 
Varsayılan

Sayın Kağan Ulaş,

Özel hukukta kesin delille ispatı gereken hususlar ceza hukukunda da aynı yöntemle ispatlanmalıdır. Aksi halde imzanın bir değeri kalmaz, borcundan kurtulmak isteyen herkes iki tane yalancı şahitle borçlu olmadığını ispat ederek hukuku kötüye kullanmış olurdu. Ayrıca açık bonoda imza gerekli ve yeterlidir; Açık bono tedavüle çıkarılırken doldurulmasıyla geçerli hale gelir.Anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğunu ispat davacıya düşer ve kesin delil gerektirir.

Sayın Avuka8890,
İmzalı senedin alacaklısı esasen olayda "muhtar" olarak gözükmeytese de açık bononun lehine düzenlendiği lehdar başkası olduğunda bu durum nasıl ispatlanacaktır? Lehdar borçluya ödünç para verdim derse teminat iddiasının hukuki fiil veya işlem olmasının ne önemi olacaktır?Ayrıca teminat iddiasının hukuki fiil olduğundan bahisle tanıkla ispatlanacağı iddiasına da katılmıyorum. Yukarıdaki ihtimalde (ödünç verme) dahi bononun teminat senedi olması veya anlaşmaya aykırı doldurulduğu iddiaların kesin delille ispatlanmadıkça kambiyo senetlerinin tedavül kabiliyeti ve mücerretlik ilkeleri nedenleriyle iptal edilebileceğini sanmıyorum.

Açık senedi düzenleyen kişi, bu imzasına katlanmalıdır zira senedin karşı tarafça düzenlenmesine razı olmuş ve adı üstünde ona bu hususta "açık yetki" vermiştir. Senetin düzenlenme amacı olan hukuki ilişkinin yazılı olarak (örneğin sözleşme) elde bulunmadığı -ki bu bile şahsi defidir- bir durumda "teminat" amacıyla açık senet verildiğinde buna katlanmak zorundasınız. En azından senette "bedeli teminattır" şeklinde bir kloz olması bile yargılamada avantaj sağlayacaktır. Ne var ki salt "teminat " ibaresi dahi üzerinde alacaklının imzası bulunan ve senedin neyin teminatı olduğuna dair ilgili yazılı bir belge olmadıkça işe yaramayacaktır.

Olayda bence senedin "hile" ile ele geçirildiği hususunda şahit dinletilebilir zira bu durum bir "haksız fiil"dir. Ciro halinde kötüniyet ispatlanmalıdır.

Saygılarımla
Old 02-07-2005, 21:37   #8
Av.Mehmet Saim Dikici

 
Varsayılan Belki bir katkı

Senet metninde, senedin ne için verildiği yazıyor mu? (Kötüniyetli hamil yazmışsa tabi ki) Bedeli malen ahzolunmuştur yahut nakden alınmıştır gibi...

Malın teslimi ile paranın teslimi ispat noktasında farklı esaslara tabidir.

Sayın Akpunar'ın son cümlesi hariç tüm dediklerine katılıyorum. Hile ile elimden aldılar dese bile bu yanlış olacaktır. Çünkü senet düzenleyenin elinden hile ile alınmamış! Adam rızasıyla muhtara vermiş. Muhtardan dönüşte bir kötüniyet iddiası var ki o da kendisi o aşamada hamil olmadığından bu iddiası dinlenemez.

Gerçek adaleti sağlamayacak olsa bile şekli adaletin geçerli olduğu somut olayda, senetle ispat kuralı şarttır. Bu nedenle ve ne yazık ki ispat etme şansınız; "senette malen kaydı yoksa ya da lehdar tüzel kişi ticaret şirketi değilse" sıfırdır.
Old 04-07-2005, 11:20   #9
moonliner

 
Varsayılan

Senedi icra takibine koymakla tehdit eden ve müvekkilime uyarı mektubu gönderen avukata başvurarak senet aslını görmek istedim.Senette malen veya nakden ibaresi de yok.İcra takibine koyarlarken üzerine ne yazacakları da belli değil.Forumda yardımcı olmaya çalışarak cevap yazan tüm meslektaşlarıma teşekkür ederim.Şekli adaletin gerçek adaletin önüne geçtiği yolundaki görüşe tamamen katılıyorum.Sanırım avukatlık mesleğinden hiç haz almıyorum.Bir meslektaşımın da bile bile bu durumu haksız surette lehine kullanmasını ve gerçekten borçlu olmadığını bildiği bir şahsı tehdit etmesini esefle kınıyorum.
Old 04-07-2005, 16:42   #10
avuka8890

 
Varsayılan

Burada, hepimiz açık bir hukuka aykırılığın, haksızlığın farkındayız. Ancak ispat külfeti nedeniyle, hukuki bir girişim yapıp yapmama konusunda hepimizin tereddütleri var.

Ancak;
Daha önceki mesajımın ikinci cümlesinde "bonunun teminat senedi olduğuna ilişkin iddianın tanıkla ispat edilemeyeceği" kuralını ben de ifade etmiştim. Ayrıca, "teminat senedi iddiasının hukuki fiil olduğu yönünde" her hangi bir ifade kullanmadım. Bononun teminat senedi olup olmadığı iddiası elbette hukuki işleme yöneliktir. Ve tanıkla ispat edilemez. Ancak burada sorun, bononun teminat senedi olarak verilip verilmediği noktasında değildir. Zira, alacaklı ile borçlu görünen arasında bononun teminat senedi olarak verildiği konusunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. Burada ispat edilmesi gereken husus, "borcu doğuran sebebin ortadan kalktığı" yada "senedin bedelsiz kaldığı" olgusudur. Zira alacaklı olan muhtar, teminata konu olan borç ilişkisinin bittiğini kabul etmekte ve bonoyu borçluya iade etmek üzere, bonoda imzası bulunan diğer bir kişiye teslim etmektedir. İşte, varlık nedeni ortadan kalkan ve borçluya iade edilmesi gereken bononun alacaklı tarafından, borçluya teslim edilmek üzere başka bir şahsa verilmesi ve bonoyu, iade etmek üzere teslim alan kötüniyetli şahsın, bu senedi sahibi zararına kullanması hukuki bir fiili ifade etmektedir ki, bu hususun tanıkla ispatı da mümkün olabilir.

Elbette senedi iyiniyetle devralan şahıslara karşı yapılabilecek bir şey yok. Ancak burada iyiniyetli şahısların olabileceği ihtimali çok zayıf görünüyor. Organize bir şekilde oluşturulan bu sahteciliğin ceza yargılaması ile ortaya çıkarılmasının mümkün olduğu kanısındayım.

Benzer bir davada Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun verdiği kararı (uzun oluşu nedeniyle kısmen kısaltarak) bilgilerinize sunuyorum.

o SAHTECİLİK
o BEDELSİZ SENET İSTİMALİ
o AÇIĞA İMZALI KAĞIDI, İMZA SAHİBİNİN RIZASI DIŞINDA RESMİ BELGEDEN SAYILAN BONO BİÇİMİNDE DÜZENLEYEREK, HUKUKÇA HÜKMÜ HAİZ NİTELİKTE KULLANMAK SAHTECİLİK CÜRMÜNÜ OLUŞTURUR

[YARGITAY
CEZA GENEL KURULU]
------------------
E.#2001/6-70
K.#2001/77
01.05.2001

Ankara İkinci Ağır Ceza Mahkemesi'nden verilen 02.06.2000 gün ve 275/151 sayılı hüküm sanıklar vekilleri ile katılanlar vekili tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay Altıncı Ceza Dairesince 27.02.2001 gün ve 1708/1847 sayı ile;

Yargıtay C. Başsavcılığı 10.04.2001 gün ve 120764 sayılı itiraznamesi ile;

"1 - Müdahillerin murisi tarafından ticari işlerinde kullanılmak üzere sanık N.'den aldığı paralara karşılık teminat olarak adı, soyadı ile imzasını kapsayan senedin borçların ev satışı ile kapatılması sonucu alacak-borç ilişkisi bitmesine rağmen bedelsiz kaldığı halde bulunmaması nedeniyle iade edilmediği daha sonra senedin sanık N. tarafından sanık C.'ye verildiği bu sanığın boş yerleri kendi el yazısı ile tamamlayarak diğer sanık Z.'ye ciro
ettiği, bu sanık tarafından icra yoluna başvurulduğu iddia, tanık anlatımları ve bilirkişi raporu, sanıkların kaçamaklı savunmaları ile anlaşılmış olmasına göre;
Sanıkların eyleminin "elinde bedelsiz olarak kalmış bir senedin istimali" olduğu ve TCK.nun 509/1. maddesinde yazılı suçu oluşturduğu, takip tarihine nazaran 4616 sayılı Yasanın 1/4. maddesi hükmü uyarınca davanın ertelenmesi hususunun değerlendirilmesi lüzumu,
2 - Suça konu senedin sanık N.'ye, İ. tarafından aralarındaki borç ilişkisi nedeniyle teminat olarak rıza sonucu teslim edildiği, böylece TCK.nun 509/2. maddesi anlamında rıza dışı (bertakrip) ele geçirmenin sözkonusu bulunmadığı ve eylemin TCK.nun 509/1. maddesine girdiğinin gözetilmemesi itiraz nedenlerimizi kapsamaktadır.

KARAR:
Somut olayda Yerel Mahkeme; İ.'nin boş olarak imzalayıp borcu mukabilinde N.'ye verdiği ve borç ödenmekle bedelsiz kalıp iadesi gereken senedin İ.'nin ölümünden sonra sanık N. tarafından, fikir ve eylem birliği içinde olduğu diğer sanıklardan C.'ye verildiğini, boş yerleri bu sanık tarafından doldurulan ve bedel kısmına "153.000.000.000" lira yazılan senedin diğer sanık
Z.'ye ciro edildiğini, sanık Z.'nin de senedi icraya koyduğunu belirterek tüm sanıkların TCY.nın 64. maddesi delaletiyle 509/1 ve 522. maddeleri uyarınca cezalandırılmalarına karar vermiş, sanıklar ve katılan vekillerince temyiz edilen hüküm Özel Dairece, sanıkların eylemlerinin TCY.nın 509/2. maddesi yollamasıyla 342/1. maddesine uyan suçu oluşturduğu gerekçesiyle bozulmuş,
Sanıklardan Z.'nin borçlusu İ., alacaklısı C. olan, 26.06.1997 düzenleme, 15.06.1998 ödeme tarihi ve 153.000.000.000 lira bedelli senetle ilgili olarak 24.03.1999 tarihinde ihtiyati haciz yoluyla İ. mirasçıları olan katılanlar Ö. ve L. ile senedi kendisine ciro eden sanık C. haklarında icra takibine geçmesi üzerine katılanların da avukatları aracılığıyla 08.04.1999 tarihli dilekçe ile
Ankara C. Başsavcılığına başvuruda bulunarak; senedi tahsile koyan Z. ile ona ciro eden ve senedin alacaklısı gözüken C.'yi tanımadıklarını, daha önceden konkordato talebi Mahkemece kabul edilen babaları İ.'nin tüm alacaklarının başvuruda bulunup alacaklarını kaydettirdikleri halde bu şahısların başvuruda
bulunmadığını, sağlığında N. ve V. isimli şahıslardan faizle borç para alan babalarının daha sonra Ankara'da dört, İstanbul'da bir apartman dairesi ile Alanya'da bir yazlığın tapularını borcu mukabilinde bu şahıslara devrederek borcunu ödediği halde, borcuna teminat olarak verdiği boş senedin bu şahıslar
tarafından kaybolduğu söylenerek iade edilmediğini, V. ve N. isimli şahısların yedlerindeki sözkonusu teminat senedini iş ilişkileri bulunan C. ve Z. ile birlikte tahrif ederek takibe konu senedin oluşturulduğunu bildirerek şikayetçi olmaları üzerine hazırlık soruşturmasına başlanılmıştır.

Sanık N. bu şikayet nedeniyle kollukta verdiği 29.04.1999 günlü ilk ifadesinde; İ.'nin sıkışık olduğunu, dairelerini satmak istediğini söylemesi üzerine Ankara'daki dört, İstanbul'daki bir dairesini ve Alanya'daki yazlığını peşin para vererek satın aldıklarını, İstanbul'da ticaretle uğraşan ve K... Otelini işleten C.'nin otelinde ziyarete gittiğinde İ.'nin oraya geldiğini, aralarında alacak-verecek hususlarında ve İ.'nin Ankara'daki otelinin işletmesinin C.'ye verilmesi konusunda konuştuklarını, C.'nin bir miktar para
verdiğini söyleyerek karşılığında senet istemesi üzerine İ.'nin de bir yıl sonra 1998 yılında ödenmek üzere bir senet verdiğini, imza sırasında senedin alacaklı ve miktar kısımlarının boş olup olmadığını görmediğini belirtmiş, sanık C.'nin yakalanması üzerine yeniden gözaltına alındığında kollukta verdiği 14.05.1999 günlü ikinci ifadesinde ise; İ. ile pek çok ticari ilişkileri olduğunu, bazı gayrimenkullerini satmak istemesi üzerine pazarlıkla bu gayrimenkulleri satın aldıklarını, tapuların devrinden önce parayı
verdiklerini, karşılığında da tapular devredilinceye kadar teminat olmak ve tapuların devrinden sonra iade edilmek üzere kendisinden imzalı boş senet aldığını, tapuların devrinden ve karşılıklı olarak birbirlerinden alacaklarının kalmamasından sonra iade ederim dediğini, kendilerinden devamlı araba alıp satan C.'nin bir ara işyerine geldiğini, bir arabanın devir belgelerini ararken yanında çalışanlardan birisinin getirdiği dosyaların
arasından İ.'nin imzaladığı boş senedin çıktığını, C.'nin senedi görerek kime ait olduğunu sorduğunu, kendisinin de İ.'nin sağlığında iken istediği senet olup, hayret edilecek şey, adamın ölümünden sonra ortaya çıktı diye cevap verdiğini, geride İ.'nin yakını kalıp kalmadığını ve malı mülkü olup olmadığını soran C.'ye geride kızları var, şirketi yürütemeyip devrettiler dediğini, onun da işlerinin bozuk olduğunu söyleyip senedi bana ver kredi için
kullanayım diye teklifte bulunduğunu, kendisinin ise senette alacağı kalmadığını, mirasçılarına iade edeceğini söyleyerek sümenin altına koyduğunu, daha sonra C. ile galerideki araçlara bakmaya gittiklerini ve büroya çok girip çıkan olduğunu, ertesi günü imzalı boş senedi sümenin altında bulamadığını,yanlış anlaşılmaktan korktuğu için İ.'nin yakınlarına haber veremediğini,
hatta katılan Ö.'nün yanında avukatları ile birlikte gelerek murisin borcu olup olmadığını ve senedin ne olduğunu sorduğunda murisin borcunun olmadığını söylediğini, murisin ayrıldığı eşi G.'nin telefonla kardeşi V.'yi arayarak C.'yi tanıyıp tanımadıklarını ve kendilerine kalan senedin ne olduğunu sorduğunu, V.'nin de töhmet altında kalmamak için kendilerinde senet olmadığını bildirdiğini, bu konuşmaların kardeşi V. tarafından kendisine
aktarılması üzerine sümen altındaki senedin sanık C. tarafından alındığını anlayarak telefonla C.'yi aradığını, C.'nin bir fırsatını bulup senedi sümen altından aldığını, günlerce düşündükten sonra durumu Z. isimli arkadaşına açtığını, onun da birileri ile görüştükten sonra senedi kendin doldur, eski tarihler at ve bana ciro et dediğini, mali sıkıntı içinde olduğundan bu şekilde hareket etmek zorunda kaldığını, bu durumu karşı tarafa bildirmeleri
halinde senedi N. verdi diye söyleyeceğini bildirerek kendisini tehdit ettiğini, bu nedenle bir süre suskun kaldığını belirtmiş, duruşmada da aynı doğrultuda savunma yapmıştır.

Sanık Z. kollukta; sanık C.'nin 1997 yılında 3-5 ay içinde ödeyeceğini söyleyerek kendisinden birkaç kez borç aldığını, kayıt tutmadığı için borç miktarını bilemediğini, karşılığında senet almadığı gibi faiz de talep etmediğini, bir ara işyerine geldiğinde birlikte borcu hesapladıklarını ve 153.000.000.000 alacaklı olduğunu tespit ettiğini, söz verdiği tarihte ödemeyince defalarca arayıp C.'den parasını istediğini, 1998 yılı başlarında görüştüklerinde sanık C.'nin 26.06.1997 düzenleme tarihli, 15.06.1998 ödeme tarihli, borçlu kısmında İ. yazılı olan senedi göstererek borcu karşılığında senedi vereceğini söylediğini, senedin kimin olduğunu sorduğunda da, senet sahibi İ.'nin Ankara'da müteahhitlik yaptığını, alacağına karşılık bu senedi
aldığını, bu şahsın çok zengin biri olup senedi kolaylıkla ödeyebileceğini söyleyerek senedi kendisine ciro ettiğini, vadesi dolduğunda ise bizzat İ.'den bedelini alıp getireceğini ve senedi alacağını söylediğini, on ay kadar beklemesine karşın para ödenmeyince ve sanık C. ile görüşemeyince Avukatına
senedi icraya koyması hususunda talimat verdiğini, sonraki işlemleri ise takip etmediğini, İ.'nin senedin vadesi dolmadan öldüğü hususunda bilgisi olmadığını, İ.'nin ölümünden avukatı aracılığı ile sonradan haberdar olduğunu belirtmiş, Savcılık ifadesi ile duruşmadaki sorgusunda kolluk ifadesini doğrulayarak benzer savunma yapmıştır.
Katılan L.B. ile Ö. aşamalarda şikayet dilekçeleri doğrultusunda beyanda bulunmuşlar, tanık G.'de; boşandığı eşi İ.'nin senette belirtilen bir borcunun olmadığını, İ.'nin V. ve N.'den faizle borç alarak karşılığında teminat senedi verdiğini İ.'nin kendisinden duyduğunu, daha sonra da dairelerini bu şahıslara devretmesine ve borcunun kalmamasına karşın teminat senedinin iade
edilmediğini belirtmiştir.

Tanıklar Ü., C., aşamalarda benzer biçimde; İ.'nin aldığı borçlar
karşılığında V. ve N.'ye teminat senedi verdiğini,

Sanık N.'nin açık ikrarından anlaşıldığı üzere, katılanların babası olan İ.'nin 1994 yılı içinde kısa aralıklarla Ankara Gaziosmanpaşa'daki dört apartman dairesi ile Alanya'daki yazlığını sanık N. ile onun kardeşi olup hakkındaki beraat hükmü kesinleşn V.'ye haricen satarak bedelini aldığı, buna mukabil adı-soyadı ve şirketinin o tarihteki adresini yazıp imzaladığı, diğer
tüm kısımlarını ise boş bıraktığı bir senedi gayrimenkullerin tapuda devrine ilişkin resmi işlemler gerçekleşinceye kadar teminat olmak üzere sanık N.'ye tevdi ve teslim ettiği, bilahare gayrimenkullerin resmi satış işleminin tapuda gerçekleştirilmesine, karşılıklı borç ve alacak mevcut olmamasına ve İ. tarafından müteaddit kereler geri verilmesi istenmesine karşın sözkonusu teminat senedinin bulunamadığı gerekçesiyle İ.'nin vefat ettiği 24.03.1998
tarihine kadar kendisine ve bu tarihten sonra da mirasçılarına iade
edilmediği,

Sanık N., İ.'nin vefatından sonra kendisiyle görüşmeye gelen mirasçılarına kendisinde teminat senedi olmadığını söyleyerek bu hususu inkar etmiş olduğu gibi, hazırlık soruşturmasının başlangıcında kolluk tarafından alınan ilk ifadesinde de, takibe konulan senedi borcu mukabilinde İ.'nin imzalayıp sanık C.'ye verdiğini söyleyerek gerçeğe aykırı beyanda bulunmuş, t a ki sanık C.'nin yakalanıp suça konu imzalı kağıdı kendini kurtaracak bir meblağ yazıp tahsil edersin diyerek N.'nin verdiğini açıklamasından sonra, kolluk tarafından yeniden gözaltına alındığında verdiği ikinci ifadesinde; suça konu senedin
İ.'ye ait teminat senedi olup, habersizce sümeninin altından sanık C. tarafından alındığını tevil yollu ikrar etmiştir.

Sanıkların eylemlerinin yasadaki suç tiplerinden hangisine uyduğunun belirlenebilmesi bakımından, Ceza Kanunumuzun 509. maddesinin 1. ve 2. fıkralarında yazılı suçların unsurlarının incelenmesi, güveni kötüye kullanmak suçları ve sahtecilik suçları ile ilişkilendirilmesi, buna göre hangi nitelikte olduklarının yasal düzenleme, yargı kararları ve öğretideki görüşlerden yararlanılarak ortaya konması yararlı olacaktır.

Konumuzu ilgilendiren suçlardan 509. maddenin 1. fıkrasında yer alan "açığa atılmış imzanın suiistimali" suçunun oluşması için gerekli iki ön koşul bulunmaktadır.

Ön koşullardan ilki; açığa atılmış bir imzanın varlığıdır.
Açığa imzayı taşıyan kağıdın yazısız bulunması şart olmayıp, Kanunumuzda belirtilen "yazısız" kavramını, belge oluşturmayan, tamamlanmış bir hukuki işlemi ifade etmeyen manasında anlamak gerekir. Buna göre, imzalı kağıt üzerinde hukuki muamelenin yazılabilmesini sağlayacak derecede bir açıklık bırakılmış olması ve yazılmış bulunan yazıların hukuki bir hüküm ifade etmemesi yeterli ve gereklidir.

İkinci ön koşul ise; kağıdın, açığa imzayı atan tarafından, önceden ve iradi (rızai) olarak faile teslim edilmiş olmasıdır.

Yine bu suçun oluşumu için imzalı yazısız kağıdın geri verilmek veya kararlaştırılan bir hukuki muameleyi tavsip ettirmek amacıyla verilmesi gerekir. Nitekim Kanunumuz "... iade veya muayyen suretle istimal etmek üzere ... kendisine tevdi olunan" demekle, sadece tevdi ve teslimi yeterli görmemiş, bunun ayrıca inançlı bir muameleye (fiduciaire) dayanması gerektiğini ortaya
koymuştur. Bu muamelenin yazılı veya sözlü olmasının suçun oluşumuna etkisi yoktur.
Suçun maddi unsuru; açığa imzayı taşıyan kağıda sahibinin zararına olarak hukukça hükmü haiz bir muamele yazılmasıdır. Hukukça hükmü haiz muameleden kastolunan, bununla bir borç ihdas edilmesi veya ortadan kaldırılmasıdır. Bu suç Ceza Kanunumuzda mala karşı işlenen cürümler arasında düzenlenmiş
olduğundan, failin bu suçun maddi unsurunu oluşturacak olan hareketi, mağdurun malvarlığında bir noksanlık meydana getirmeye yahut zarar vermeye yönelik olmalıdır. Yazılan muamele kararlaştırılan sınırlar içinde kalmışsa, açığa atılan imza kötüye kullanılmış olmadığından, bu durumda eylemin de suç teşkil
etmeyeceği kuşkusuzdur.

TCK.nun 509. maddesinin 1. fıkrasında yer alan ve unsurları ile koşulları açıklanan açığa imzanın suiistimali suçu, bu özellikleri gereği güveni kötüye kullanmak suçunun özel bir türüdür.

Konumuzu ilgilendiren suçlardan 509. maddenin 2. fıkrasında düzenlenen "ele geçirilen, imzalı yazısız kağıdı kullanmak" suçunu inceleyecek olursak;
Ceza Genel Kurulumuzun 02.11.1999 gün ve 259/252 sayılı kararında vurgulandığı üzere, bu fıkranın uygulanabilmesi için, geri verilmek veya üzerine kararlaştırılan bir hukuki işlemi yazmak üzere ilgilisine teslim edilen ve önceden imzalanmış bulunan boş kağıdın, imza sahibinin istek ve iradesi dışında fırsatını bularak ele geçiren sanık tarafından hukukça geçerli bir hale getirilmesi ve hukuki bir sonuç doğurması gerekir. Diğer bir anlatımla, ele geçirilen imzalı fakat yazısız kağıt sanık tarafından doldurulmalı, hukuki sonuç yaratacak bir duruma getirilmelidir.

Bu suçun faili, imza sahibi tarafından kendisine tevdi edilmemiş olan imzalı ve yazısız bir kağıda, imza sahibinin rıza ve muvaffakati dışında herhangi bir suretle zilyet olarak hukukça hükmü haiz işlem yazan veya yazdıran kişidir.
509. maddenin 2. fıkrasına göre, bu suç failleri hakkında altıncı babın üçüncü ve dördüncü fasıllarında açıklanan hükümlere göre ceza verilir. Kanunumuzun altıncı babının üçüncü faslında "Evrakta sahtekarlık" dördüncü faslında ise "Hüviyet Cüzdanı ve Nüfus Tezkeresi, Pasaport, Ruhsatname, İlmuhaber,
Şahadatnema ve Beyannamelerde Sahtekarlık" suçları düzenlenmiştir.

Açığa imzayı taşıyan kağıt, imza eden tarafından teslim edilmeyip de herhangi bir bahane ile fırsatını bularak (bertakrib) ele geçirildikten sonra buna hukuken geçerli bir işlem yazıldığı takdirde evrakta sahteciliğin bir türü mü yoksa güveni kötüye kullanmanın bir çeşidinin mi gerçekleşeceği gerek yargı kararlarında gerekse doktrinde tartışılmış, yerleşik biçimde yargısal
kararlarda ve hemen tüm yazarlar tarafından ise öğretide, bu halde oluşan suçun sahtecilik cürmü olduğu konusunda görüş birliği oluşmuştur.

Gerek açıklanan yargısal kararlarda vurgulanan gerekse yukarıdaki alıntılarda belirtilen ve öğretide geniş katılım bulan görüş doğrultusunda, TCK.nun 509/2. maddesinde yazılı suçu, niteliği itibariyle bir sahtecilik suçu olup, koruduğu hukuki yarar belgeye duyulan güvendir. Sahtecilik suçu olmasının doğal sonucu olarak da, mala karşı suçlarda ortak hükümler olan TCK.nun 522, 523 ve 524. maddelerinin bu suç failleri hakkında uygulanması
olanağı bulunmamaktadır.

Yapılan açıklamalar ışığında somut olayı değerlendirecek olursak;

Sanık N.'nin İ.'ye ait bir kısım gayrimenkulleri 1994 yılında haricen satın aldığı ve bedelini ödediği, İ.'nin de adı ve soyadını yazarak pul üzerine ve açığa imza attığı, diğer kısımlarını ise boş bıraktığı matbu bono kağıdını tapuda resmi satış işlemi yapılıncaya kadar geçerli ve ödenen bedele teminat olmak üzere N.'ye verdiği, bilahare tapuda resmi satış gerçekleştirilmesine,
karşılıklı alacak ve borçları kalmamasına ve İ. tarafından iadesi istenmesine karşın sanık N.'nin imzalı boş kağıdı İ.'ye ve onun 24.03.1998 tarihinde vefat etmesinden sonra da mirasçılarına iade etmediği, İ.'nin ölümünden sonra imzalı boş bono kağıdının varlığından haberdar olarak doldurup kullanmak üzere
kendisine vermesini isteyen sanık C.'nin arzusu doğrultusunda, ihtiyaç duyduğu bedeli yazarak doldurması ve tahsil etmesini söyleyerek sanık C.'ye verdiği, C.'nin de bu durumdan bilgi sahibi olduğu belirlenen diğer sanık Z.'yle anlaşıp miktar kısmına 153.000.000.000 lira bedel, alacaklı kısmına ise kendi adını yazıp, boş olan diğer kısımları da doldurarak TTK.nun 692 ve 693.
maddelerinde yazılı koşulları taşıyan bir bono haline getirmek suretiyle sanık Z.'ye ciro ettiği, bu sanığın da suça konu bonoyu takibe koyduğu anlaşılmaktadır.

Bu itibarla, açığa imza sahibi tarafından kendisine tevdi olunmayan imzalı yazısız kağıda imza sahibinin rızası dışında zilyet olup, resmi belgeden sayılan bono biçiminde düzenleyen sanık C.'nin, kendisine tevdi olunan imzalı boş kağıdı, zilyetliğinden vazgeçerek, hukukça hükmü haiz olacak biçimde doldurup kullanması için sanık C.'ye veren sanık N.'nin ve bertakrib ele
geçirildiğini bildiği imzalı boş kağıda hukukça hükmü haiz muamele yazılmasına fikren ve eylem olarak iştirak ederek bu belgeyi kullanan sanık Z.'nin eylemleri TCK.nun 509/2. maddesi delaletiyle 342/1. maddesinde yazılı sahtecilik cürmünü oluşturmaktadır. Yargıtay C. Başsavcılığının, sanık N.'nin suçunun sabit olmadığına, sanıklar C. ile Z.'nin eylemlerinin ise TCK.nun 509/1. maddesinde yazılı suçu oluşturduğuna ilişen itirazı bu yönüyle isabetli bulunmadığından reddine karar verilmelidir.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının REDDİNE, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına tevdiine, 01.05.2001 günü oybirliği ile karar verildi.
Old 04-07-2005, 21:36   #11
Av. Bülent Sabri Akpunar

 
Varsayılan

Şekli gerçeğin maddi gerçeği karartması ne yazık ki hukukta karşımıza çıkabiliyor. Bir günlük bir süreyi kaçırdığınızda veyahut hiç beklemediğiniz bir şekilde başka bir amaçla atmış olduğunuz imza nedeniyle dahi alacağınızı yitirebiiyor veya borçlanabiliyorsunuz.

Yanıtlarınızda dikkatimi çeken nokta "alacaklı muhtar" dan bahsetmeniz.Sayın moonliner'ın olayı anlattığı şekilde biz alacaklının (teminat olsa da) o olduğunu bilebiliyoruz ama siz hakime bunu nasıl açıklayacaksınız?Bir senedi iptal ettirebilmek için onlarca "muhtar bulunabilir" (!) ama ne yazık ki bir "imza"nın değeri daha kıymetli olabiliyor..

Sayın Dikici yorumlarınız için sağolun;üstadımızın fikirlerimize iştirak ettiğini duymak inanın keyif verici.Yalnız "hile " konusunda hemfikir olmadığınızı belirtmişsiniz.Aslına bakarsanız bu hususu ben de eklemek için biraz düşündüm.Zira hile hepimizin bildiği gibi bir "irade fesadı" dır ve kişinin işlemi yaparken aldatılması nedeniyle aslında gerçeği bilseydi yapmayacağı bir işlemi yapmasıdır.Olayda hile sonucunda yapılmış bir işlem veya verilmiş bir irade beyanı yok.Bu nedenle tam anlamıyla hileye başvurulamayabilir.Sayın moonliner'a belki bir çıkar yolu olur diye eklemek istedim.

Ne var ki senedi rıza dışı ele geçirerek doldurmak tabiidir ki suç teşkil eder.Avuka8890 un belirtmiş olduğu kararda da bunun üzerinde durulmuştur.Yine de kararda "ikrar" dan bahsedilmekte olduğundan ve ikrar edilen bir hususun ayrıca ispatlanmasına da gerek olmayacağından bence karar senete karşı senet kuralına istisna teşkil etmez .

Saygılar Sunarım
Old 04-07-2005, 21:37   #12
Av. Bülent Sabri Akpunar

 
Varsayılan

T.C.

Y A R G I T A Y

İ.B.K.

E. 1988 / 1
K. 1989 / 2
T. 24.03.1989




MAL A.C./EMNİYETİ S./AÇIĞA İMZANIN SUİSTİMALI 509

765 / TCK. - 59.

İMZALI VE YAZISIZ BİR KAĞIDA SAHİBİNİN ZARARINA OLARAK HUKUKÇA HÜKMÜHAİZ BİR
MUAMELE YAZILDIĞI VEYA YAZDIRILDIĞI İDDİASIYLA TÜRK CEZAKANUNUNUN 509.
MADDESİNE DAYANILARAK ŞİKAYET ÜZERİNE AÇILAN CEZADAVASINDA SANIĞA YÜKLENEN BU
EYLEMİN HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİKANUNUN CEVAZ VERDİĞİ AYRIK DURUMLAR DIŞINDA
TANIKLA İSBAT EDİLEMEZ.

DAVA : Ordu Asliye Ceza Mahkemesinin 25.12.1987 gün ve 467/679 sayılı
yazısında "Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17.3.1986 gün ve 1985/9-464 esas ve
1985/126 sayılı kararı ile Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 24.9.1985 gün ve
1985/3520-3982, 10.4.1986 gün ve 1986/240-2335 ve yine aynı Dairenin 6.10.1986
gün ve 1986/3224-4942 sayılı, Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 8.10.1987 gün ve
6037/8399 sayılı kararları arasında içtihat aykırılığı bulunduğu ileri
sürülerek başvurulması üzerine Yargıtay 1. Başkanlık Kurulunca; "imzalı boş
senedin, sanıkla mağdur arasındaki anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu
iddiasıyla açılan kamu davasında sanığın bu eyleminin tanıkla isbat edilip
edilemeyeceği" konusunda sözü edilen kararlar arasında aykırılık bulunduğu
belirtilerek, 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 16 ve Yargıtay İç Yönetmeliğinin
14. maddeleri uyarınca konunun Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel
Kurulunda görüşülmesine, 25.2.1988 gün ve 15 sayı ile karar verilmiştir.
11.11.1988 gününde toplanan Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel
Kurulunda, önce kararlar arasında aykırılık bulunup bulunmadığı ve içtihadı
birleştirmeye gerek olup olmadığı sorunu üzerinde durulmuş ve aynı konuda daha
önce yapılan bir başvuru da evrakla birleştirilerek 24.2.1989 günlü toplantıda
sözü geçen kararlar arasında yukarda belirtilen konuda içtihat aykırılığının
bulunduğuna oybirliğiyle karar verildikten sonra esasın görüşülmesine
geçilmiştir.
Esasın incelenmesinde önce konu ile doğrudan doğruya ilgili yasa
maddelerini gözden geçikmekte yarar bulunmaktadır. Bu maddeler şöyle
sıralanabilir:
"Türk Ceza Kanunu madde 509 - Bir kimse iade veya muayyen bir suretle
istimal etmek üzere kendisine tevdi olunan imzalı ve yazısız bir kağıda
sahibinin zararına olarak hukukça hükmü haiz bir muamele yazar veya yazdırır,
yahut elinde bedelsiz olarak kalmış olan bir senedi istimal ederse, mutazarrır
olan kimsenin şikayeti üzerine üç aydan üç seneye kadar hapis ve yüzelli
liradan aşağı olmamak üzere ağır para cezasına mahkum olur..
Bu imzalı ve yazısız kağıt esasen kendisine tevdi ve teslim olunmayıp da
bertakrip ele geçirerek birinci fıkradaki cürmü işlemiş ise, altıncı babın
üçüncü ve dördüncü fasıllarında beyan olunan ahkama göre ceza verilir.
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu madde 255 - Bir fiilin suç olup olmaması,
adi hukuka müteallik bir meselenin halline bağlı ise ceza mahkemesi bu meseleye
dahi ceza işlerindeki usul ve deliller için mer'i kaidelere göre karar verir.
Bununla beraber mahkeme, muhakemeye ara ve hukuk davası açılması için
alakadarlara bir mehil verebilir.
Hukuk Mahkemesinden bu bapta bir hüküm çıkmasını da bekleyebilir.
Türk Ticaret Kanunu madde 592 - Tedavüle çıkarılırken tamamen doldurulmamış
bulunan bir poliçe, aradaki anlaşmalara aykırı bir şekilde doldurulursa bu
anlaşmalara riayet edilmemiş olması keyfiyeti hamile karşı ileri sürülemez;
meğer ki hamil poliçeyi kötü niyetle iktisap etmiş veya iktisap sırasında
kendisine ağır bir kusurun isnadı mümkün bulunmuş olsun.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu madde 288 - Bir hakkın doğumu, düşürülmesi,
devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla
yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri beşbin
lirayı geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin
miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma ibra gibi herhangi bir sebeple
beşbin liradan aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu madde 290 - Senede bağlı olan her çeşit
iddiaya karşı defi olarak ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan
kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler beşbin liradan az
bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu madde 290 - senede bağlı olan her çeşit
iddiaya karşı defi olarak ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan
kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler beşbin liradan az
bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu madde 314 - Resmi ve gayri resmi her nevi
senedatın sahteliğini iddia eden kimse asıl davayı rüyet eden mahkemede bu
iddiasını gerek davayı asliye gerek davayı hadise suretiyle ikame edebilir.
Usulüne tevfikan icra kılınan tetkikat neticesinde senedin sahte olmadığına
dair mahkemeden sadır olan karar kesbi katiyet ettikten sonra işbu senet
hakkında mehakimi cezaiyede dahi sahtelik iddiası mesmu olmaz.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu madde 315 - Mahkemece sahtelik sebebiyle
iptal edilen senet hakkında ciheti cezaiyece ademi mesuliyet ve beraate dair
verilecek karar hukuk mahkemesince senedin iptali hakkındaki karara haizi tesir
değildir.
Borçlar Kanunu madde 53 - Hakim, kusur olup olmadığına, yahut haksız fiilin
faili temyiz kudretini haiz bulunup bulunmadığına karar vermek için ceza
hukukunun mesuliyete dair hükümleri ile bağlı olmadığı gibi, ceza mahkemesinde
verilen beraet kararı ile de mukayyet değildir. Bundan başka ceza mahkemesi
kararı, kusurun takdiri ve zararın miktarını tayin hususunda dahi hukuk
hakimini takyit etmez."
Konu ile ilgili olan bu maddelerden, gerçek veya tüzel kişiler arasında
imzalı boş kağıdın ileride senet biçimen dönüştürülmek üzere verilmesinin
mümkün olduğu anlaşılmaktadır. Ancak, bu boş kağıdın, aradaki anlaşmaya aykırı
olarak senet biçimine getirilmesinin suç oluşturduğu iddiasıyla açılan ceza
davasında iddianın sübutu açısından olayda tanık dinlenip dinlenemeyeceği
konusunda ceza ve hukuk usulü yasaları farklı düzenlemeler getirdiğinden hangi
usul hükümleri uygulanmak suretiyle uyuşmazlığın çözümlenebileceği hususunda
uyuşmazlık bulunmaktadır.
Önce, imzalı boş kağıdın veya açık senedin yahut açık kambiyo senedinin
poliçe, bono ve çek borçlu tarafından alacaklıya verilmesinin Türk Hukuku
yönünden geçerli olduğunu belirtmek gerekir. Borçlunun sadece imzasını taşıyan
ve onun rızası ile alacaklıya verildikten sonra alacaklı tarafından doldurulan
bu boş kağıt bir senet olarak meydana çıkmaktadır. HUMK.nun 288. maddesine
göre, "Bir hakkın doğumu, düşürülmesi,.. itfası amacıyla yapılan hukuki
işlemlerin yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri beşbin lirayı geçtiği
takdirde senetle ispat olunması gerektiği gibi aynı Yasanın 290. maddesine göre
de, "Senede bağlı olan her çeşit iddiaya karşı defi olarak ileri sürülen ve
senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan
hukuki işlemler..." tanıkla ispat olunamaz. Nitekim, 12.4.1933 gün ve 31/7
sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında, senede müstenit olan her nevi iddiaya
karşı dermeyan olunacak savunmalarının tanıkla ispatının mümkün olmadığına
karar verilmiştir. Bu hükümlerden ve İçtihadı Birleştirme Kararından
anlaşıldığı üzere, senetle ispat zorunluğu yalnız hukuki işlemler muameleler
içindir. Hukuki fiiller ise, tanıkla ispat edilebildiği için bunların senetle
ispatı zorunluluğu yoktur.
Bir borcu ödemek acaba maddi fiil midir? Borcu ödemek, bir borcu sona
erdirme amacına yönelik olduğu için hukuki fiil değil, hukuki işlemdir. Senede
karşı ileri sürülen hukuki işlemler değeri ne olursa olsun tanıkla ispat
olunamaz. Bu kural HUMK.nun 290. maddesinde hükme bağlanmıştır.
Bununla beraber senede karşı, senetle ispatın bazı istisnaları HUMK.nun
293. ve 294. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu istisnalar dışında, imzalı boş
kağıdın senet haline dönüştürülmesine karşı borçlu tarafından ileri sürülen
hususların senetle ispatı gerekmektedir. Öte yandan, imzalı boş kağıda
alacaklıya veren borçlu, diğer tarafta güvenmiştir. Bu güvene dayanarak rızası
ile imzalı boş kağıdı veren kimse muhtemel tehlikelere ve onun hukuki
sonuçlarına katlanmalı ve senede karşı savunması yazılı delillerle ispat
etmelidir.
İmzalı boş bir kağıdın aradaki anlaşmaya aykırı olarak hukukça geçerli bir
senet haline getirildiği iddiasının istisnalar dışında tanıkla ispatının mümkün
olmadığı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu yönünden açıklanmış bulunmaktadır.
Acaba, bu ispat biçimi TCK.nun 509. maddesi yönünden ceza mahkemesinde de
geçerli midir?
CMUK.nun 255. maddesine göre, bir fiilin suç olup olmaması adi hukuka
ilişkin bir sorunun çözümüne bağlı ise, ceza mahkemesi bu borunu ceza işlerinde
uygulanan serbest delil ilkesi çevresinde çözümler. Bununla beraber ceza
mahkemesi, yargılamaya ara vererek hukuk davası açılması için ilgililere uygun
bir süre verebilir ve hukuk mahkemesinden bu konuda bir karar çıkmasını da
bekleyebilir. Ceza mahkemesi, ilgililere süre vererek hukuk mahkemesinden bir
kararın çıkmasını beklediği takdirde, hukuk mahkemesi, ceza usulünde benimsenen
serbest delil ilkesi hükümlerine göre değil, hukuk usulünde uygulanan
istisnalar dışında senede karşı ancak senetle iddiaların ispat edilebileceği
ilkesi uyarınca bir karar tesis etmek zorundadır. Bunun sonucu olarak hukuk
mahkemesinin senet hakkında verdiği kararın ceza mahkemesini bağlayacağının
tartışmasız olması gerekmektedir. Bu konuda aksi yönde ileri sürülen görüşlerin
kabulü mümkün değildir. Çünkü ceza mahkemesi adi hukuka ilişkin uyuşmazlığın
hukuk mahkemesinde çözümüne imkan tanıdıktan sonra bu mahkemeden verilen ve
kesinleşen kararı aynen uygulamaması açık bir çelişki olur. İşte bu nedenledir
ki, ceza mahkemesi adi hukuka ilişkin bir sorunu ceza usulü kuralları içinde
karara bağlamadan bu sorunun hukuk mahkemesinde, çözümüne imkan tanımışsa,
artık hukuk mahkemeden verilen ve kesinleşen kararı aynen uygulamaması açık bir
çelişki olur. İşte bu nedenledir ki, ceza mahkemesi adi hukuka ilişkin bir
sorunu ceza usulü kuralları içinde karara bağlamadan bu sorunun hukuk
mahkemesinde, çözümüne imkan tanımışsa, artık hukuk mahkemesinden verilen
kararla bağlı olduğunun kabulü gerekmektedir. Biraz önce değinilen adi hukuka
ilişkin sorunu ceza mahkemesi kendisi karara bağlamak istediği takrdirde, yine
aynı kuralları, yani hukuk usulünde benimsenen kuralları uygulaması icpa eder.
Aksi halin kabulünde çelişkili kararların tesisi olasılığı nedeniyle hak ve
nısfet kurallarına aykırı bir sonuç ortaya çıkmaktadır ki, bu da yargıya olan
güveni sarsar. Her ne kadar CMUK.nun 255. maddesinde bir fiilin suç olup
olmaması adi hukuka ilişkin bir sorunun çözümüne bağlı olduğu takdirde, ceza
mahkemesi bu sorunu dahi ceza işlerindeki usul ve deliller için geçerli
kurallara göre karar verir biçiminde ise de, bu somut uyuşmazlıkta ceza
mahkemesi, bir fiilin suç olup olmamasını değil, bir hukuki işlemin, yani senet
düzenlenmesi halinin suç olup olmamasını karara bağlamaktadır. Başka bir
deyişle, sanık tarafından yapılan hukuki işlemin ve özellikle anlaşmaya aykırı
düzenlendiği ileri sürülen senede ilişkin hukuki işlemin suç olup olmadığı
incelenmektedir. Bu nedenle ceza hakimi, imzalı boş kağıdın aradaki anlaşmaya
aykırı doldurulduğu iddiasının sübutunu hukuk usulünde öngörülen kuralları
uygulamak suretiyle çözümlemek zorunludur.
Ceza ve hukuk mahkemelerinde, sübuta ilişkin bir sorunun çözümünde farklı
usul kurallarının uygulanmasının kabulünde farklı sonuçların çıkacağı açıktır.
CMUK.nun 255. maddesinin alındığı Alman Usulünde bu farklılık yoktur. Çünkü bu
ülkede gerek ceza ve gerek hukuk usulünde serbest delil istemi uygulanmaktadır.
Öte yandan, imzalı boş kağıdın anlaşma dışı doldurulduğu iddiasının ceza
mahkemesinde serbest delil usulü ve hukuk mahkemesinde ise, istisnalar dışında
sınırlı delil usulüne göre çözümünün ve bundan dolayı farklı sonuçların ortaya
çıkmasının kabulü adalet ve hakkaniyete aykırı düşer. Bu itibarla, imzalı boş
kağıdın anlaşma dışı doldurulduğu iddiasına ilişkin adi hukuka ait sorunun
çözümünde, ceza ve hukuk mahkemelerinden verilen kararların farklı sonuçlarının
uygulamada doğuracağı sakıncaların önlenmesi bakımından, tanıkla ispat
konusunda ceza mahkemesinin hukuk mahkemesinin bağlı olduğu usul kurallarını
uygulaması gerekir.
Biraz önce açıklanan görüş, yalan yere yemin suçunda ceza mahkemelerinde
tanık dinlenip dinlenmeyeceğine ilişkin içtihat uyuşmazlığını çözen 2.4.1941
gün ve 19.12 sayılı İçtihadı Birleştirme kararında da benimsenmiştir.
Diğer taraftan Borçlar Kanunu'nun 53. maddesi hükmünce "Hakim kusur olup
olmadığına, yahut haksız fiilin faili temyiz kudretini haiz bulunup
bulunmadığına karar vermek için Ceza Hukukunun mes'uliyete dair hükümleriyle
bağlı olmadığı gibi, Ceza mahkemesinden verilen beraet kararıyle de mukayyet
değildir". Bu hükümlerle hukuk hakimine kuşkusuz ceza hukukunun sorumluluğa
ilişkin kuralları karşısında geniş bir serbestlik tanımaktadır. B.K.nun 53.
maddesinde benimsenen esaslara göre, ceza mahkemesince delil yetersizliğinden
dolayı verilen bir beraet kararının hukuk hakimini bağlamayacağı; ancak ceza
hakimi failin yasayı ihlal ettiğini tespit etmesi halinde hukuk hakiminin bu
kararla bağlı olduğu ve artık işlenen fiilin hukuka aykırı olmadığına karar
veremeyeceği yerleşmiş Yargıtay uygulamaları gereğidir.
İmzalı boş bir kağıdın anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu iddiasının
cezada sabit görülerek verilen mahkumiyet kararının aksine olarak hukuk
mahkemesinde böyle bir iddianın yerinde olmadığının kabulü ile alacağın gerçek
bulunduğu sabit olduğu takdirde, alacaklı ceza kararı sonucu mahkum olacak ve
fakat aynı alacaklı hukuk mahkemesi kararı sonucu alacağını icrada tahsil
edecektir. Böylesine çelişkili durumun ortaya çıkmasına hukuk mantığının cevaz
vermeyeceği doğaldır. Bu sonucu benimsemek Borçlar Kanunu'nun az önce açıklanan
53. maddesindeki hukuki esaslarla da bağdaştırılamaz. Aksinin kabulü halinde
senet borçlusu hiç bir zaman ne İcra Tetkik Mercii Hakimliğine, ne de Ticaret
Mahkemesine başvurma yoluna gitmeyecek, şahit temin ederek C. Savcılığına
başvurarak dava açılmasını, kamu davasına da katılarak şahsi hakkının hüküm
altına alınmasına ve asıl önemli olan TCK.nun 36. maddesine dayanarak davaya
konu belgenin zoralımına karar verilmesini sağlayabilecektir. Hal böyle olunca
ve bu yol açılınca H.U.M.K. ve İ.İ.K. hükümleriyle getirilen sınırlamaların
uygulama olanağı da eylemli olarak kalkacaktır.
Kaldı ki, cebinde gerçeğe ve hukuka uygun olarak düzenlenmiş senet bulunan
alacaklının senede konu alacağını tahsil edememe tehlikesinden de öteye TCK.nun
509. maddesinde gösterilen sonucu bakımından çok ağır olan bir cezanın tehdidi
altında bulundurulması, hatta H.U.M.K. ile İ.İ.K., Ticaret Kanunu hükümlerine
güvenerek alacağını sağlam gördüğü için, şahit temini yolunu hiç aklına
getirmediğinden, kolayca mahkum edilebilme yolu açılacaktır.
Böyle bir yolun açılması, toplumda güveniu sarsara, ökonomik bayatı alt-üst
edecek sonuçları doğuracaktır.
Bu nedenlerle içtihat aykırılığının imzalı boş senedin, sanıkla mağdur
arasındaki anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu iddiasıyla açılan kamu
davasında sanığın bu eyleminin H.U.M.K.nun cevaz verdiği istisnalar dışında
tanıkla ispat edilemeyeceği doğrultusunda giderilmesi uygun bulunmuştur.
SONUÇ : İmzalı ve yazısız bir kağıda sahibinin zararına olarak hukukça
hükmü haiz bir muamele yazıldığı veya yazdırıldığı iddiasıyla Türk Ceza
Kanunu'nun 509. maddesine dayanılarak şikayet üzerine açılan ceza davasında
sanığa yüklenen bu eylemin Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun cevaz verdiği
ayrık durumlar dışında tanıkla ispat edilemeyeceğine ilk iki toplantıda üçte
iki çoğunluk sağlanamadığından 24.3.1989 günlü üçüncü toplantıda alt çoğunlukla
karar verildi. ******
Old 04-07-2005, 21:58   #13
Av.Mehmet Saim Dikici

 
Varsayılan

Alıntı:
Sayın Dikici yorumlarınız için sağolun;


Sayın Akpunar,

Sadece gerçeği yazdım. Bu siteye ciddi ve "doğru" bir şekilde katkı sunuyorsunuz. Yalnızca bu konuda değil hemen hemen her konuda aynı durum geçerli. Benimkisi sadece hakkı teslim etmek. Siz de sağolun.

Saygılarımla.
Old 03-08-2006, 11:11   #15
Almıla

 
Varsayılan

Teminat senedinde açılacak menfi tespit davasında ispatın zorunluluğu ile ilgili beyanlarınız gerçekten faydalı oldu. Yalnız; takibe konu senet üzerinde malen yahut nakden kaydının bulunmamasının senedin teminat olarak verildiğine karine oluşturduğuna yönelik yargı kararlarını hatırlıyorum.

Benim olayımda davalı - alacaklı (senedin teminat olarak verildiği asıl şahıs) açılmış menfi tespit davasında senedin altındaki asıl borç ilişkisini de beyandan kaçınmıştır. Senet illetten mücerret olduğu için ,açılmış bu menfi tespit davasında davalıyı senetteki asıl borç ilişkisinin mahiyetini açıklamaya zorlayabilmemi sağlayacak herhangi bir hukuki dayanak var mıdır? acaba

Yardımcı olursanız sevinirim. Vakit ayıracak arkadaşlara şimdiden teşekkürler.
Old 03-08-2006, 11:26   #16
Av. Bülent Sabri Akpunar

 
Varsayılan

Senette malen yada nakten kaydı yoksa alacaklının senedin neyin karşılığında alınmış olduğuna dair dair ispat yükü yoktur.Borçlu yazılı belgeyle veya kesin delille teminat veya bedelsizlik iddiasını ispat etmek zorundadır.
Old 03-08-2006, 16:35   #17
avfehmi

 
Varsayılan

Sayın meslektaşlarım kefil hem lehdar olamaz.Buna benzer bir yargıtay kararı da hatırlıyorum.Eğer senet metninde kefilin imzası varsa ve lehtar kısmı doldurulursa iş kolay.Ayrıca Menfi tespit davası açılarak(şu anda yazılı bir belge veya yazılı delil başlangıcı sayılır ve muhtarlık davalı olur.Onlarda lehtar kısmı boş, kefil olarak kişileri ve borçluyu bildiren bir dilekçe yazar.Dava kabul edilir ve kötüniyetli 3. kişileri bağlar.Senet ortaya çıktığında lehtar kısmı sonradan doldurulmuşsa inceleme ile yazı incelemesi ile ortaya çıkar ve daha önceden açılan dava kanıt olarak sunulur.Bu halde tanık olarak muhtar belki dinlenir ve aynı senet olduğu yönünüde beyanda bulunursa dava kazanılır.

Sadece bir öneri
Old 03-08-2006, 16:49   #18
Almıla

 
Varsayılan

Sayın Av. Bülent AKPUNAR;
Cevabınız için teşekkürler. Benim isteğim davalı alacaklının senede konu alacağın saiki hakkında davalının beyanını alabilmek. Buna göre şartları oluşursa ispat külfetini davalıya yüklemeyi düşünüyorum.

Davalı cevap dilekçesinde herhangi bir şekilde asıl borç doğurucu mevzuyu anlatmıyor ve ticari ilişkiyi de kabul etmiyor. Ticari ilişkinin devam ettiği dönemlerde teminat maksadı ile verilmiş; ticari ilişkinin sonlanmasının üzerinden yıllar geçtikten sonra da tahsile konulan bu takibin iptalini sağlamak için önerilerinizi bekliyorum. Teşekkürler
Old 04-08-2006, 00:19   #19
ibreti

 
Varsayılan

Faruk Aşçıoğlu'nun editörlüğünde Beta Yayınlarında çıkan ADLİ BELGE İNCELEMESİ adlı bir kitap var.

Uygulamada sık sık karşılaştığımız üzere açık olarak verilen senetlerin önemli bir kesiminde BONONUN ASLİ UNSURLARI eksik veriliyor. Tanzim tarihi, tanzim yeri vs. Bu yön göz önüne alındığında adi senet hükmündeki bir belgeye sonradan tanzim tarihi, tanzim yeri, lehtar gibi unsurların eklenmesi suç sayılan bir eylem.
"Nasıl kanıtlanacak" denilebilir..
Şöyle;
Yazıda kullandığımız mürekkepler kurşun nitrat içeriklidir. Işıktan etkilenirler. Tıpkı fotoğraf film ve kağıtlarında olduğu gibi (ki çoğumuz sararan ve morlaşan fotoğraflar görmüşüzdür) ışık ile karbon aktivitesi kazanırlar.

Farklı tarihlerde yazılan yazılar (yani senede sonradan eklenen metinler) farklı oranlarda etkileneceğinden bu yöndeki bir inceleme (ki yazı farklılığı da tespit edileceğinden) sahteciliğin tespiti mümkün olacaktır.

Tabiki bu söylediğim senedin verilme tarihi ile yazı eklenmesi tarihi arasında bir yıldan fazla zaman geçen durumlarda mümkündür.

Saygılarımla..
Old 04-08-2006, 01:50   #20
Av. Şehper Ferda DEMİREL

 
Varsayılan

Sayın Moonliner,

-Köy karar defterinde, kiralama ilişkisine ve alınan teminat senedine dair bir karar alınmamış mı?

-Muhtar, senedin kim tarafından doldurulduğunu, yazıların kime ait olduğunu ve ne kadar unsurunun yazılı olduğunu biliyor mu? (tabii bu da eğer yukarıdaki ihtimal mevcutsa bir anlam ifade edebilir)

-Kiralama ilişkisine dair bir yazılı belge ve bu belgede anılan senedin bahsi geçiyor mu? Ve senetteki diğer kefilin davranışı nasıl veya nasıl olacak?

-TCK.m.209-210'dan yola çıkılarak savcılığa suç duyurusunda bulunulup, ayrıca takibe geçilmeden önce , şu anki lehdar vekilinin ihtarı ve yukarıdaki seçeneklerden bir veya birkaçı ile -eğer var ise tabii- takibe geçilmeden evvel menfi tespit davası açılarak, neden sonuç alma ihtimali olmasın?

Ayrıca keşide tarihinin sonradan yazıldığı bilirkişi incelemesinde tespit edilebilir ise, endişelenmesi gereken siz olmayacaksınız.

Bu kadar riske karşı tarafın girmeyeceğini ve aslında takibe girişmeyeceklerini, sadece şanslarını denediklerini sanıyorum. Öyle olmasa, neden takibe geçmeden "uyarı mektubu (o da ne ise?)" göndersinler ki?

Mektup metninde neler yazıyor? Belki işinize yarayabilecek cümleler mevcuttur...
Old 04-08-2006, 01:59   #21
Av. Şehper Ferda DEMİREL

 
Varsayılan

Eğer senedin herhangi bir aşamada köy tüzelkişiliğine tevdi edildiğini resmi olarak kanıtlayabiliyorsanız, senet üzerinde, anlaşıldığı kadarıyla muhtarın cirosu da olmadığından, takibe geçmeleri halinde, ciro silsilesinin muntazam olmamasından yola çıkarak da sonuç alabilirsiniz.
Old 04-08-2006, 18:20   #22
lawyer382

 
Varsayılan

sayın ibreti,

başımdan geçen bir olayda gerek Adli Tıp Kurumu gerekse polis krimonoloji labaratuarı, yazı yaşı tayininin mümkün olmadığını belirterek gerekli incelemeyi yapamadılar.

saygılarımla
Old 19-08-2006, 16:04   #23
Av.Ender

 
Varsayılan

Müvekkilinizin bu parayı ödemek zorunda kalacağını düşünüyorum. Açıkçası hukuken işinizin zor olduğunu düşünüyorum
Old 17-09-2006, 00:28   #24
Fevzi Yavuz

 
Varsayılan

Sorun özel hukuka ilişkin senede karşı senetle ispat zorunluluğunun ceza hukukunda karşılanmasıyla ilgili,Hernekadar Ceza Makemesi hukuk mahkemesinin kararıyla bağlı değil ve maddi gerçeği araştırmakla yükümlüysede ceza hukukunda farklı özel hukukta farklı bir ispat yöntemi de kabul edilemez nitekim Yargıtayın son kararlarıda bu yönde ve anlaşılırdır ancak bu olayın özelliğine bakıldığında ceza hakimine madi gerçeğin karineden daha farklı olduğunu düşündürecek emareler mevcuttur.Herşeyden önce senet gerçek bir kira ilişkisine dayalı olarak verilmiş teminat senedidir.Kira ilişkisi sona ermiş ve senet bedelsiz kalmıştır.Şayet Muhtar bu senedi kendi adına icraya koysa veya ciro etseydi senedi tanımlayan ve teminat seedi olduğuna dair bir sözleşme veya kira akti üzrinde bir kayır yoksa aksini ispat zor olurdu ancak durum farklıdır.Senet sözleşmenin hiç bir şekilde tarafı olmayan bir kişi tarafından ve güven suistimal edilerek ele geçirilmiştir bu nedenle bence tanıkla ispatı da mümkündür.Bu anlamda sayın avuka8090 ın görüşlerine katılıyorum.Ancak soru sahibi sayın meslekdaşım pratik bir çözüm isteiğine ve muhtarda yardıma hazır olduğuna göre eski kira kontratında bu senet tanımlanmalı güveni kötüye kullanmak ve bedelsiz senedi tahsile koymak suçundan dolayıda eski kefili şikayet etmesini salık veririm.
Benzer bir durum başıma geldi.Bedelsiz senedi icraya koymaktan savcılığa müracatta bulundum savcılık ortada senet olmadığ için delil yokluğundan takipsizlik kararı verdi.İki yıl sonra şahıs senedi icraya koydu şimdi sanık sıfatıyla yargılanıyor,menfi tespit davası da açıldı neticenin lehimize gelişeceğini düşünüyorum.Saygılarımla
Old 18-09-2006, 18:45   #25
üye7160

 
Varsayılan

DeĞerlİ MeslektaŞim ,benzer Bİr Olayi Bende YaŞadim.malumunuz Üzere Hukukumuz Da Bu Tarz Davalar Yazili Delİlle İspat Olunabİlmektedİr.(humk 290)
Ancak Bu Durumun DiŞinda Bazi İstİsnaİ Durumlar SÖz Konusu OlduĞunda (ÖrneĞİn Hİle Gİbİ) Humk.293 Maddesİnde De BelİrttİldİĞİ Üzere Tanik Dİnletebİlmenİz MÜmkÜndÜr.ben Hİle,sahtecİlİk Vs.olgulari Kuvvetlİdİr Dİyerek Bu Davayi Aydinlatacak Taniklarimizin Dİnlenmesİ SaĞlamiŞtim.bence Sİzde Bİr Deneyİn..saygilarimla..
Old 19-09-2006, 12:45   #26
Av.mdogan

 
Varsayılan

kambiyo senetlerinde senedin teminat senedi olduğunu ispatlayabılmek için herşeyden önce senedin ustünde teminat özelliği yazılmalı ve ayrıca teminata esas hukuki ilişkinin ayrı bir sözleşmeyle yapılması ve bu senedin özelliklerinin sözleşmeye konu edinilmesi gerekir.Bence burda herşeyin bittiği kanatindeyim.zira herhangi bir delil sözkonusu değildir.SAYGILARIMLA
Old 19-09-2006, 14:55   #27
atk

 
Varsayılan

Bir yıl önceki bu olayın akibetini ben şahsen çok merak ettimve sevgili moonlinerden bir bilg, vermesini diliyorum.
Butür bir olaylara bir meslektaşımın ortak olmuş olması beni çok üzüyor
Old 05-05-2008, 09:40   #28
AV. NURAN

 
Varsayılan

sayın moonliner muhtar ile aranızda; söz konusu senedin sadece yazılı unsurlarının ve senedin hangi hukuki ilişkiden kaynaklandığının belirtildiği, ayrıca bu senedin teminat senedi olduğuna ilişkin bir yazılı belge eski tarihli bir yazılı belge tanzim etmeniz,sorunu çözerdi diye düşünüyorum. Olayınız nasıl sonuçlandı bilemiyorum sonucunu buraya yazabilirseniz iyi olur
Old 08-07-2009, 23:22   #29
Av. Pekince

 
Varsayılan

Her ne kadar oldukça eski bir konu alsada şunu belirtmek istedim: Somut olay, ceza yargılamasında herhangi bir ispat güçlüğü yaşamaz ve ceza yargılaması kapsamında her türlü delille ispat edilebilir bence. Zira sadece boş senedin kötü niyetle doldurulması söz konusu olsaydı; yukarıda sayın meslektaşımın yazdığı:

İMZALI VE YAZISIZ BİR KAĞIDA SAHİBİNİN ZARARINA OLARAK HUKUKÇA HÜKMÜHAİZ BİR
MUAMELE YAZILDIĞI VEYA YAZDIRILDIĞI
İDDİASIYLA TÜRK CEZAKANUNUNUN 509.
MADDESİNE DAYANILARAK ŞİKAYET ÜZERİNE AÇILAN CEZADAVASINDA SANIĞA YÜKLENEN BU
EYLEMİN HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİKANUNUN CEVAZ VERDİĞİ AYRIK DURUMLAR DIŞINDA
TANIKLA İSBAT EDİLEMEZ.

özetli karar uyarınca hukuk yargılamasının ispat koşulları aranacakdı. Lakin burda senedin doldurulması yanında ele geçirilmesi de suç teşkil etmektedir. Emniyeti suistimal söz konusudur.
Old 15-05-2010, 04:26   #30
Av.İlkay

 
Varsayılan

senedin ziyaı-iptali diye bir mevzu vardı.Eğer köy muhtarı senedi kefile verdim diyorsa ve senet sizin elinize ulaşmadıysa bu yolu da deneyebilirsiniz. Kıymetli Evrak Hukukundan hatırladığım kadarıyla..
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Tehir-i İcra için Teminat Mektubu Adli Tip Meslektaşların Soruları 26 12-12-2011 13:26
Miras Payının Devri Ve Teminat Senedi kenank Meslektaşların Soruları 3 14-03-2007 16:12
İcra Takibi mehmetaytekin Hukuk Soruları Arşivi 8 14-03-2007 12:35
Teminat Senedi hamburabi42 Meslektaşların Soruları 3 17-11-2006 17:20
Derneklere Yönelik İcra Takibi taskapan Meslektaşların Soruları 4 17-06-2005 14:44


THS Sunucusu bu sayfayı 0,07389688 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.