Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Meslektaşların Soruları Hukukçu meslektaşların hukuki nitelikte sorularını birbirlerine yöneltecekleri mesleki yardımlaşma forumu. SADECE hukuk fakültesi mezunları ile hukuk profesyonellerinin (bilirkişi, icra müdürü vb.) yazışmasına açıktır. [Yeni Soru Sorun]

Ayıplı Konut & Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi

Yanıt
Old 24-04-2007, 16:33   #1
Bahadır Turan DURMAZ

 
İnceleme Ayıplı Konut & Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi

Karışık gibi gelebilir ama çok basit bir dava örneği anlatacağım bu konu hakkında ilgililerin görüşlerini almak istiyorum.


A şirketi yüklenici firma
B şahsı arsa sahibi
C şahsı yüklenici firmadan tamamlanmış konut satın alan.

1 - A, B ile aralarında yapılan kat karşılığı inşaat sözleşmesini gereği gibi yerine getirmez. Örn; bahçe kapısı elektrikli yerine düz takılır, asansör 8 kişilik yerine 4 kişilik yapılır vs.
2 - A, kat karşılığı inşaat sözleşmesinden kendi payına düşen daireyi, oturma iznini vs aldıktan sonra hiçbir eksiği olmaksızın C’ye satar.
3 – A ile B arasında ‘eksik inşaat’ sebebiyle uyuşmazlık görülür. Bu uyuşmazlıkta C, tanıklık yapar, ortak yerlerdeki eksik gördüğü şeyler hakkında yeminli ifade verir. Akabinde daireyi görerek ve beğenerek aldığını ifade eder.


DAVA
C, eksik işler hakkında yeminli ifadesinden yaklaşık 1 yıl sonra A aleyhine Tüketici Mahkemesinde dava açar. Dava, A’dan satın alınan dairedeki ve ortak kullanım yerlerindeki (kat karşılığı inşaat sözleşmesinde belirtilen hususlardan eksik olanların) tespit olunacak ayıplar nedeniyle, ayıbın neden olduğu değer kaybının bedelden indirimini ve dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ister.


SORULAR
1 – Tüketici mahkemesi görevli midir, dava süresinde açılmış mıdır?
2 – C, satın aldığı beğenerek aldığı dairedeki, kat karşılığı inşaat sözleşmesine göre ortaya çıkan eksiklikleri isteyebilir mi?
3 – C, kat karşılığı inşaat sözleşmesine göre tespit olunacak ortak yerlerdeki eksiklikleri talep edebilir mi?
4 – İlgili gördüğünüz diğer hususlar hakkındaki görüşleriniz?
Old 24-04-2007, 17:02   #2
Hasan Coşkun

 
Varsayılan

1 Dava ayıba dayandığından ve nihai tüketicilik ol
duğundan tüketici mahkemesi görevlidi
2 Burda daire müteahiten alındığından eksik işler bedelini müteahitten isteyemez.Dairenin mevcut haliyle satın alındığı kabul edilir.Eğer daire müteahitten değil arsa sahibinden alınsaydı arsa sahibine halefiyet yoluylaeksik iş bedeli istenebilirdi.Esasaen bana göre bu durumda halefiyet yoktur ama yargıtay öyle düşünüyordu,içtihat değişti mi bilmiyorum.
Old 24-04-2007, 17:04   #3
Bahadır Turan DURMAZ

 
Varsayılan

Sevgili meslektaşım konu ile ilgili yargıtay kararı var ise bunu bizlerle paylaşırsanız mutlu olurum.


Alıntı:
Yazan rasnolnikov
1 Dava ayıba dayandığından ve nihai tüketicilik ol
duğundan tüketici mahkemesi görevlidi
2 Burda daire müteahiten alındığından eksik işler bedelini müteahitten isteyemez.Dairenin mevcut haliyle satın alındığı kabul edilir.Eğer daire müteahitten değil arsa sahibinden alınsaydı arsa sahibine halefiyet yoluylaeksik iş bedeli istenebilirdi.Esasaen bana göre bu durumda halefiyet yoktur ama yargıtay öyle düşünüyordu,içtihat değişti mi bilmiyorum.
Old 24-04-2007, 17:16   #4
Hasan Coşkun

 
Varsayılan

ndördüncü Hukuk Dairesi
Esas No
: 2004/00780
Karar No
: 2004/02600
Tarih
: 02.04.2004
Mahkemesi: Ankara 21. Asliye Hukuk

Tarih: 08.07.2003

Numarası: 2001/129-2003/566

Davacı: Cavit

Davalı: İsmet vd.

Davacı vekili, tarafından, davalılar aleyhine 14.02.2001 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 08.07.2003 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Duran vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:


KARAR
Dava, kat karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca yükleniciye bırakılan bağımsız bölümlerin, ondan temlik alınması nedeniyle kişisel hakka dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.

Kural olarak, kat karşılığı inşaat sözleşmeleri karşılıklı edimleri içeren tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerdir. Sözleşmenin taraflarından arsa sahibi, sözleşmeye uygun koşullarda arsasını yükleniciye teslim etmek, yüklenici kendisine karşı edimini yerine getirdiğinde de edimi karşılığı yükleniciye bırakılan bağımsız bölümlerin tapusunu ona devretmekle yükümlüdür.

Sözleşmenin diğer tarafı olan yüklenicinin edim borcu ise, sözleşmede kararlaştırılan koşullarda binayı yapıp arsa sahibine teslim etmektir.

İşte böyle bir sözleşme imzalayan yüklenici, inşaat sözleşmesinden doğan edimlerini yerine getirdiğinde arsa sahibine karşı kişisel hak kazanır ve sözleşme uyarınca kendisine bırakılan bağımsız bölümlerin tapusunun adına nakledilmesini arsa sahibinden isteyebileceği gibi, Borçlar Kanunu'nun 162 ve devamı maddeleri uyarınca, bu kişisel hakkını arsa sahibinin rıza ve onayını almaya gerek olmaksızın yazılı olmak koşuluyla üçüncü kişilere de devir ve temlik edebilir. Yüklenicinin kişisel hakkını temellük eden üçüncü kişi de bu hakkını, yüklenicinin halefi olarak arsa sahibine karşı ileri sürme olanağına sahiptir.

Ancak gerek yüklenici gerekse ondan kişisel hakkını yazılı olarak temellük eden halefi üçüncü kişinin, bu hakkı arsa sahibine karşı ileri sürebilmesi için, yukarıda değinildiği üzere, yüklenicinin sözleşmenin kendisine yüklediği edimini tam olarak yerine getirmiş olması zorunludur.

Yükleniciden temellük edilen kişisel hakkın, dava yoluyla arsa sahibine karşı ileri sürülmesi halinde mahkemece yapılacak iş; kat karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca yüklenicinin edim borcunu tam olarak yerine getirip getirmediğini araştırmaktır.

Bina sözleşmeye uygun olarak tamamlanmışsa tescil kararı verilmelidir. Ancak; eksik bırakılan bir iş varsa, ve bu eksiklikte pek az ve arsa sahibi tarafından katlanılacak boyutta ise davacıya, yüklenicinin halefi olarak bu eksikliği tamamlama olanağı tanınmalı veya saptanacak bedelinin tamamının para ile karşılanması halinde kişisel hakkın doğduğu kabul edilmeli ve tescil hükmü kurulmalıdır.

Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında;

Davacı vekili, davalı yüklenici İsmet ile arsa sahibi diğer davalılar arasında yapılan Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi gereğince yükleniciye kalan 10 ve 11 numaralı bağımsız bölümlerin yüklenici tarafından davacıya satıldığını, bedelin ödendiğini belirterek, nizalı bağımsız bölümlerin tapu kayıtlarının iptali ile davacı adına tescilini istemiştir.

Davalılar cevap vermemişlerdir.

Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı arsa sahiplerinden Duran vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Yüklenici ile arsa malikleri arasında düzenlenen inşaat sözleşmesine göre, binanın sözleşme de belirtilen teknik şartlara uygun olarak tamamlanması ve iskan ruhsatının alınması yüklenicinin yerine getirmesi gereken edimler olup, bu edimlerin tamamı yerine getirildiğinde ise arsa malikinin tapu verme yükümlülüğü doğacaktır. Dosyada mevcut bilirkişi raporlarında binanın tamamlandığı sözleşmeye ve projeye aykırı bir durumun bulunmadığı belirtilmiştir… Belediye Başkanlığınca binaya iskan izni için 12.10.2000 tarihinde başvuru yapıldığı ancak henüz yapı kullanma izin belgesinin verilmediğinin bildirilmesi üzerine, davacının daire başına isabet eden iskan masrafını yatırması suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Oysa, yüklenicinin halefi olan davacının, arsa sahiplerine düşen tüm daireler yönünden halefiyet yoluyla iskan ruhsatı alması halinde tescil isteme hakkının doğacağı, gözetilerek, davacıya iskan ruhsatını alması için önel ve yetki verilerek sonucuna göre bir karar vermek gerekirken, bu husus dikkate alınmadan yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün (BOZULMASINA) , peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, 02.04.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Old 24-04-2007, 18:16   #5
ISIL YILMAZ

 
Varsayılan

Sn. Durmaz,

Geçenlerde biz de bir meslektaşımızla TKHK'da "eksik" var mıdır, diye tartışıyorduk. Tartışmanın çıkış noktası ayıpta ihbar gerekir, ancak eksikte gerekmez, kuralı idi. TKHK'daki ayıplı mal tanımına bakıldığında ( m.4 ), çeşitli nedenlerle eksiklik içeren malların ayıplı sayıldığı görülecektir. Bence, bu tanım Borçlar Hukuku anlamında eksik kavramını tam içermemektedir. Gelelim, sorularınıza;

1. Olayda tüketici mahkemesinin görevli olacağına dair bir şüphem yok. ( TKHK m.1-2 ve 3 uyarınca ) . Dava süresinde açılmış mı derseniz, cevap biraz ayrıntılı olmak zorunda. Konut amaçlı taşınmazlarda ayıpların neden olduğu zararlar nedeniyle tüketicinin haklarını ileri süreceği zamanaşımı teslimden itibaren 5 yıldır. ( m.4 ) Teslim tarihini yazmadığınız için bu genel bilgi ile yetineceğim.

Yalnız, burada bir başka konu var ki, o da ihbar süresi. Yine TKHK m.4 uyarınca, ayıbın satıcı/sağlayıcıya ihbarı gerekiyor. İhbar mükellefiyetine uyulmaması karşı tarafın ileri süreceği en önemli savunma olacaktır. ( Gerçi ben bu savunmayı ne kadar ileri sürdümse de bir sonuç alamadım, sanki hiç ihbar lafı etmemişiz gibi kararlar çıktı, Yargıtay ne diyecek diye bekliyoruz, ama...) Sizin durumunuzda, C ( alıcı ) eksikleri ( ayıp diyelim,şimdilik ) 1 yıl önceki davada beyan etmiş ve konutu beğenerek aldığını ifade etmiş. Bu da kanımca, aleyhe bir durumdur.

2. C'in eksiklikleri isteyebilmesinin önündeki temel engel, bu eksiklikleri biliyor olmasının yanı sıra buna rağmen ihbar mükellefiyetine uymamış olmasıdır. Aşağıda TKHK m.4/5'i alıntılıyorum :

"Ayıplı malın neden olduğu zararlardan sorumluluğa ilişkin hükümler dışında, ayıplı olduğu bilinerek satın alınan mallar hakkında yukarıdaki hükümler uygulanmaz."

Bu durumda, mevzuat uyarıca C, ancak ( 1 yıl önce ) bilmediği, sonradan kullanımla ortaya çıkan ayıplara ilişkin haklarını kullanabilir.

3. Yukarıdaki cevap , bu madde için de geçerlidir. Ancak, sorunuzda, C'nin ortak yerere ilişkin tanıklık yapıp yapmadığını çıkaramadım. Eğer ortak yerlerdeki ayıpları bilmiyorsa, kat maliki olarak kat mülkiyeti kanunu uyarınca ortak yerlere arsa payı oranında malik olduğundan, bu orana göre hesaplanacak hakkını isteyebilir.

Saygılar.
Old 25-04-2007, 00:26   #6
Kadir COŞKUN

 
Varsayılan

Sayın Işıl YILMAZ' a aynen katılıyorum. Sayın YILMAZ' ın belirttiği gibi davalı vekilliğini üstlendiğimiz birçok dosyada ayıbı ihbar süresi noktasındaki itirazlarımız mahkemelerce dikkate alınmamakta ve yargıtay incelemesinde de bu husus bozma nedeni yapılmakmaktadır.

Alıntı:
"Ayıplı malın neden olduğu zararlardan sorumluluğa ilişkin hükümler dışında, ayıplı olduğu bilinerek satın alınan mallar hakkında yukarıdaki hükümler uygulanmaz."
hükmünü bir an için gözardı ettiğimizi düşünürsek buradaki ayıbı ihbar konusunda C nin dinleteceği tanık beyanları ile de ayıp ihbarının yapılmış sayılacağı ve sürenin kesilmiş olacağı kanısındayım. Bu ilişkinin bir ticari iş olmadığından hareketle burada ki ayıbı ihbar hiçbir şekle tabi değildir.

Saygılarımla...
Old 25-04-2007, 13:10   #7
Bahadır Turan DURMAZ

 
Varsayılan

A, ile C arasındaki ilişki kesinlikle alım-satım ilişkisi. Alım satım akitlerinde tarafların borçları bellidir. Bir taraf malı teslim edecek diğeri karşılığını. Şimdi, A sattığı konutu C'ye teslim etmiş. Teslim borcunu yerine getirmiş ancak diyoruz ki, ya teslim ettiği mal ayıplıysa...
1 - İddia edilen ayıplardan bir kısmı görünen ayıp ise bunu konutu teslim aldıktan sonra süresinde ihbar etmeliydi aksi halde hak iddia edemez diyoruz.
2 - Eğer ayıp gizli ise ne olacak. Uyuşmazlığın ana noktası bu (konut için). Gizli ayıptan kastedilen şey "asgari teknik standartlara" uymama mı, yoksa hakkaten gizli bir ayıp mı? Örnek olarak sıvanın nedensiz yere patlaması vs. Somut olayda verilen örnek gibi bir durum yok. Gizli ayıp olarak dayanılan bütün unsurlar, "kat karşılığı inşaat sözleşmesinde yapılması arsa sahiplerine vaat edilen fakat yapılmayan" unsurlar. Örnek: Pencerelerin 1. sınıf olması gerekirken 3. sınıf olması vs.

Şimdi öncelikle konunun bu yönüyle aydınlanması gerekir diye düşünüyorum.
Old 25-04-2007, 13:28   #8
Sinerji Hukuk Yazılımları

 
Varsayılan

Görev sorunuyla ilgili bir Yargıtay kararını ekte sunuyoruz. İyi çalışmalar...

T.C. YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu

Esas: 2005/14-490
Karar: 2005/563
Karar Tarihi: 05.10.2005

ÖZET : Olayda taşınmazın konut olarak kullanılmak üzere yükleniciden satın alındığı anlaşılmaktadır. 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun'un 3/c maddesinde sadece "Ticaret konusu taşınır mallar" kanun kapsamına alınmış iken 4822 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 3/c maddesi ile "konut ve tatil amaçlı taşınmaz mallar" da Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun kapsamına alınmıştır. 4077 Sayılı Kanunun 23. maddesinde ise; bu kanunun uygulanmasıyla ilgili olarak çıkacak her türlü uyuşmazlıklara TÜKETİCİ MAHKEMELERİNDE bakılacağı hükme bağlanmıştır.
Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup, yargılamanın her aşamasında kendiliğinden ( re'sen ) dikkate alınması gerekir ve taraflar için usuli kazanılmış hak doğmaz. Bu nedenle sonradan çıkan bir kanunla kabul edilen görev kuralı geçmişe etkili bir biçimde uygulanır ve davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme yeni bir kanunla görevsiz hale gelmişse görevsizlik kararı verilmesi zorunludur. Bu durumda 4077 Sayılı Kanunun 23. maddesi gereğince davaya bakmakla tüketici mahkemesi görevli olduğundan mahkemenin görevsiz olması nedeniyle ön sorun kabul edilip, hükmün bu nedenle bozulması gerekir.


(4077 S. K. m. 3, 23) (1086 S. K. m. 7, 27)

Dava: Taraflar arasındaki "tapu iptali ve tescil" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Gölbaşı ( Ankara ) Asliye Hukuk Mahkemesi'nce davanın kabulüne dair verilen 20.11.2003 gün ve 2002/181-2003/1363 sayılı kararın incelenmesi bir kısım davalılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin 26.04.2004 gün ve 1697-3368 sayılı ilamı ile,

"...Dava, kat karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca yükleniciye bırakılan bağımsız bölümlerin, ondan temlik alınması nedeniyle kişisel hakka dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.

Kural olarak, kat karşılığı inşaat sözleşmeleri karşılıklı edimleri içeren tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerdir. Sözleşmenin taraflarından arsa sahibi, sözleşmeye uygun koşullarda arsasını yükleniciye teslim etmek, yüklenici kendisine karşı edimini yerine getirdiğinde de edimi karşılığı yükleniciye bırakılan bağımsız bölümlerin tapusunu ona devretmekle yükümlüdür.

Sözleşmenin diğer tarafı olan yüklenicinin edim borcu ise, sözleşmede kararlaştırılan koşullarda binayı yapıp arsa sahibine teslim etmektir.

İşte böyle bir sözleşme imzalayan yüklenici, inşaat sözleşmesinden doğan edimlerini yerine getirdiğinde arsa sahibine karşı kişisel hak kazanır ve sözleşme uyarınca kendisine bırakılan bağımsız bölümlerin tapusunun adına nakledilmesini arsa sahibinden isteyebileceği gibi, Borçlar Kanunu'nun 162 ve devamı maddeleri uyarınca, bu kişisel hakkım arsa sahibinin rıza ve onayını almaya gerek olmaksızın yazılı olmak koşuluyla üçüncü kişilere de devir ve temlik edebilir.

Yüklenicinin kişisel hakkını temellük eden üçüncü kişi de bu hakkını, yüklenicinin halefi olarak arsa sahibine karşı ileri sürme olanağına sahiptir.

Ancak gerek yüklenici gerekse ondan kişisel hakkını yazılı olarak temellük eden halefi üçüncü kişinin, bu hakkı arsa sahibine karşı ileri sürebilmesi için, yukarıda değinildiği üzere, yüklenicinin sözleşmenin kendisine yüklediği edimini tam olarak yerine getirmiş olması zorunludur.

Yükleniciden temellük edilen kişisel hakkın, dava yoluyla arsa sahibine karşı ileri sürülmesi halinde mahkemece yapılacak iş; kat karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca yüklenicinin edim borcunu tam olarak yerine getirip getirmediğini araştırmaktır.

Bina sözleşmeye uygun olarak tamamlanmışsa tescil kararı verilmelidir.

Ancak; eksik bırakılan bir iş varsa, ve bu eksiklikte pek az ve arsa sahibi tarafından katlanılacak boyutta ise davacıya, yüklenicinin halefi olarak bu eksikliği tamamlama olanağı tanınmalı veya saptanacak bedelinin tamamının para ile karşılanması halinde kişisel hakkın doğduğu kabul edilmeli ve tescil hükmü kurulmalıdır.Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında;

Davacı, yükleniciden satış vaadi sözleşmesi ile satın aldığı B Blok 9 numaralı bağımsız bölümün adına tescilini istemiştir.Davalı arsa sahipleri davaya cevap vermemiş; davalı yüklenici ise arsa sahibinin öldüğünü, mirasçılarının satışa izin vermediklerini, bundan kendisinin de zarar gördüğünü, mahkemenin vereceği karara itirazının olmayacağını bildirmiştir.

Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.

Hükmü arsa sahibinin bir kısım mirasçısı davalılar temyiz etmiştir.

Yüklenici ile arsa maliki arasında yapılan inşaat sözleşmesine göre, binanın sözleşmede belirtilen teknik şartlara uygun olarak tamamlanması, sözleşme tarihinden itibaren işçi ücretleri, SSK primleri ve vergilerin ödenmesi ile iskan ruhsatının alınması yüklenicinin yerine getirmesi gereken edimler olup bu edimlerin tamamı yerine getirildiğinde ise arsa malikinin tapu verme yükümlülüğü doğacaktır. Dosyada mevcut bilirkişi raporu ve taraf beyanlarından yukarıda sözü edilen inşaat borçlarının ödenip ödenmediği ve iskan ruhsatının alınıp alınmadığı anlaşılamamaktadır. Yüklenicinin halefi olan davacının iskan ruhsatını alması ve bunun içinde inşaat borçlarının ödenmesi halinde tescil isteme hakkı doğacağından; davacıya varsa sigorta prim ve vergi borçlarını ödemesi ve iskan ruhsatını alması için süre ve yetki verilerek sonucuna göre bir karar vermek gerekirken bu husus dikkate alınmadan yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir... )

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Karar: Dava, kat karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca yükleniciye bırakılan bağımsız bölümün ondan temlik alınması nedeniyle kişisel hakka dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.

Yerel mahkemenin davanın kabulüne yönelik kararı özel dairece yukarıdaki gerekçeyle bozulmuş, yerel mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

İşin esasına geçilmeden önce, tüketici mahkemesinin mi yoksa genel mahkemenin mi görevli olduğu ön sorun olarak ele alınmıştır.

Somut olayda taşınmazın konut olarak kullanılmak üzere yükleniciden satın alındığı anlaşılmaktadır. 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun'un 3/c maddesinde sadece "Ticaret konusu taşınır mallar" kanun kapsamına alınmış iken 4822 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 3/c maddesi ile "konut ve tatil amaçlı taşınmaz mallar" da Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun kapsamına alınmıştır. 4077 Sayılı Kanunun 23. maddesinde ise; bu kanunun uygulanmasıyla ilgili olarak çıkacak her türlü uyuşmazlıklara TÜKETİCİ MAHKEMELERİNDE bakılacağı hükme bağlanmıştır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup, yargılamanın her aşamasında kendiliğinden ( re'sen ) dikkate alınması gerekir ve taraflar için usuli kazanılmış hak doğmaz. Bu nedenle sonradan çıkan bir kanunla kabul edilen görev kuralı geçmişe etkili bir biçimde uygulanır ve davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme yeni bir kanunla görevsiz hale gelmişse görevsizlik kararı verilmesi zorunludur. Bu durumda 4077 Sayılı Kanunun 23. maddesi gereğince davaya bakmakla tüketici mahkemesi görevli olduğundan mahkemenin görevsiz olması nedeniyle ön sorun kabul edilip, hükmün bu nedenle bozulması benimsendiğinden, işin esasına yönelik inceleme yapılmamıştır.

Yerel mahkemenin direnme kararının açıklanan bu gerekçe ile bozulması gerekir.

Sonuç: Bir kısım davalılar vekilinin temyiz itirazları yukarıda açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden direnme kararının bu gerekçelerle HUMK'nun 429. maddesi gereğince GÖREV YÖNÜNDEN BOZULMASINA, bozma nedenine göre şimdilik sair temyiz itirazlarının incelenmesine gerek olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 05.10.2005 gününde, oyçokluğuyla karar verildi. (¤¤)

Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programları
**************************************

Old 25-04-2007, 13:47   #9
Sinerji Hukuk Yazılımları

 
Varsayılan

Hak düşürücü süreye ilişkin bir karar... İyi çalışmalar...

T.C. YARGITAY
13.Hukuk Dairesi

Esas: 2002/10673
Karar: 2002/13269
Karar Tarihi: 10.12.2002

ÖZET: Davacının dava konusu ve 31.1.2000 tarihinde teslim aldığı araçta mevcut basit bir muayene ve gözlem ile anlaşılamayacak derecede bagaj ve kaporta değişim ve boyanmasının gizli ayıp olduğunun kabulü zorunludur. Bu durumda, <ayıp ortaya çıktığına göre, ayıbın hile ile gözlenmesi söz konusu değildir.> Şeklindeki mahkeme gerekçesi yerinde değildir.

(4077 S. K. m. 4) (4721 S. K. m. 2) (818 S. K. m. 125, 127, 198)

Dava: Taraflar arasındaki tüketici davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü:

Karar: Davacı, davalılardan 31.1.2000 tarihinde satın aldığı Mercedes marka aracın arka bagaj kapağı ile çamurluklarının değiştirilmiş ve boyanmış olduğunu 8.10.2001 tarihinde tespit edildiğini, sorunun giderileceğine ilişkin söz verilmesine rağmen daha sonra başka araç satmaya kalkıştıklarını, aracın gizli ayıplı olarak satıldığını ileri sürerek, aracın değiştirilmesini veya, ödenen 127.500 DEM. in tahsilini istemiştir.

Davalılar, öncelikle zamanaşımı nedeniyle davanın reddini dilemişlerdir.

Mahkemece, araçtaki gizli ayıbın 2 yıllık zamanaşımı dolmadan ortaya çıktığı, hile ile gizlenmesinin söz konusu olmadığı, davanın 4077 sayılı yasanın 4. maddesinde belirtilen zamanaşımı süresi dolduktan sonra açıldığı gerekçesi ile zamanaşımı nedeniyle davanın reddine ilişkin verilen karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı taraf, davalılardan satın aldığı binek tipi Mercedes marka aracın gizli ayıplı olarak satıldığını iddia ederek, aracın değiştirilmesini veya ödenen bedelin iadesini istemiş olup, uyuşmazlığın 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümleri çerçevesinde çözümleneceği açıktır. Anılan yasanın 4/IV maddesi hükmü gereğince, satıcı daha uzun bir süre için garanti vermemiş ise, ayıplı maldan ve ayıplı malın neden olduğu her türlü zarardan dolayı açılacak davalar, ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile malın tüketiciye teslim tarifinden 2 yıllık zaman aşımına tabidir. Ancak satıcı satılan malın ayıbını tüketiciden hile ile gizlemiş ise, 2 yıllık zaman aşımı süresinden yararlanamaz. BK.nun 207/1 maddesi ile uyumlu olan Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun bu hükmü ile, zamanaşımının sözleşme ile uzatılabileceği kabul edilerek BK.nun 127. maddesinde kabul edilen ana kurala ayrık getirilmiştir. Bununla birlikte uzatılan sürenin dahi genel zamanaşımı süresi olan (BK. m. 125) 10 yıllık süreyi aşamayacağını hemen belirtmek gerekir.

Satıcı bozuklukları bildiği halde gizlemeye çalışırsa veya pasif davranarak suskun kalırsa dahi, tüketicinin korunması hakkında kanunun 4/IV maddesi anlamında hilenin varlığının kabulü zorunlu olup, 2 yıl yerine 10 yıllık zamanaşımı uygulanmalıdır. Ne var ki 2 yıldan sonraki sürede öğrenilen bozukluk ile ilgili ihbarın belli bir sürede yapılıp yapılmayacağı ile ilgili yasada açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Şayet satıcı davranışları ile tüketiciyi oyalayarak ve kötü niyet ile 2 yılık zamanaşımı süresini geçirilmiş ise MK. 2. maddesi gereğince, zamanaşımı definden yararlandırılmaması gerektiği hususu Dairemizce de duraksamaya yer vermeden kabul edilmektedir. Ancak, yukarıda değinildiği gibi, 2 yıllık süreden sonra hile ile gizlenen bozukluk öğrenilmiş ise, durum hemen satıcıya ihbar etmeyen tüketicinin 10 yıllık süre içinde her zaman dava açabileceğini kabul etmek hukuk güvenliği ve ticari hayatın güvenliği bakımından mümkün değildir. Kaldı ki, tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun 30. maddesinde, bu kanunda hüküm bulunmayan hallerde genel hükümlerin uygulanacağı düzenlenmiş olup, bu durumda BK.nun 198. maddesi gereğince, ayıp sonradan çıkarsa, derhal satıcıya ihbar edilmelidir. Aksi takdirde satılan bu ayıp ile beraber kabul edilmiş sayılır. Anılan yasa maddesindeki bildirme (ihbar) süreleri bir hak düşürücü süre olup, bu nedenle hakim tarafından resen göz önünde tutulur.

Bu açıklamalardan sonra somut olaya dönecek olursak, davacının dava konusu ve 31.1.2000 tarihinde teslim aldığı araçta mevcut basit bir muayene ve gözlem ile anlaşılamayacak derecede bagaj ve kaporta değişim ve boyanmasının gizli ayıp olduğunun kabulü zorunludur. Bu durumda, <ayıp ortaya çıktığına göre, ayıbın hile ile gözlenmesi söz konusu değildir.> Şeklindeki mahkeme gerekçesi yerinde değildir. Ne var ki davacının aracı 31.1.2000 tarihinde teslim aldığı, 8.10.2001 tarihinde gizil ayıbı öğrendiği ihtilafsız olup, her ne kadar, davacı taraf süresinde ihbar yapıldığını ve yazılı olarak davalının ayıbı kabul ettiğini bildirmiş ise de, bu hususta yasal hiçbir delil ve belge sunamamıştır. O halde mahkemece davacının satın aldığı aracı ayıbı ile birlikte kabul ettiğinin kabulü ile 18.4.2002 tarihinde açılan iş bu davanın BK.nun 198/2 maddesi gereğince reddi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı ise de, sonucu itibariyle doğru olan kararın yukarıdaki gerekçeye nazaran onanmasına karar vermek gerekmiştir.

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle sonucu itibariyle doğru olan kararın BOZULMASINA, 10.12.2002 gününde oybirliği ile karar verildi.

Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programları
**************************************

Old 25-04-2007, 13:48   #10
Bahadır Turan DURMAZ

 
Varsayılan

Sevgili Sinerji Grup

öncelikle ilgi ve alakasınız için teşekkür ediyorum. Ancak gönderdiğiniz kararın konu ile uyumlu olmadığını düşünüyorum zira dava tapu tescil iptal davası değil ve A,B ve C arasında herhangi bir temlik ilişkisi yok. Bu bakımdan teşekkür etmekle birlikte gönderilen içtihat konusunda arkadaşların kafasının karışmamasını umuyorum.
Old 25-04-2007, 13:54   #11
Sinerji Hukuk Yazılımları

 
Varsayılan

Sayın Durmaz, kararı görev boyutuna açıklık getirmesi açısından dikkatinize sunmuştuk. "Somut olayda taşınmazın konut olarak kullanılmak üzere yükleniciden satın alındığı anlaşılmaktadır. 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun'un 3/c maddesinde sadece "Ticaret konusu taşınır mallar" kanun kapsamına alınmış iken 4822 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 3/c maddesi ile "konut ve tatil amaçlı taşınmaz mallar" da Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun kapsamına alınmıştır. 4077 Sayılı Kanunun 23. maddesinde ise; bu kanunun uygulanmasıyla ilgili olarak çıkacak her türlü uyuşmazlıklara TÜKETİCİ MAHKEMELERİNDE bakılacağı hükme bağlanmıştır. " paragrafının "Tüketici mahkemesi görevli midir, dava süresinde açılmış mıdır?" sorunuzun birinci bölümüne yanıt olduğunu düşünüyoruz. İyi Çalışmalar...
Old 25-04-2007, 14:01   #12
Bahadır Turan DURMAZ

 
Varsayılan

Sinerjigrup,

Yanlış anlaşılmak istemem, gösterdiğiz ilgi için mutlu oldum ve tekrar teşekkür ederim. Görev yönüyle gönderdiğinizi de anladım.

Ancak kararın görev dışındaki diğer gerekçelerinin okuyucuların aklını karıştırmaması için açıklama gereği duydum. Tekrar teşekkür ederim
Old 25-04-2007, 14:13   #13
Av.Mehmet Saim Dikici

 
Varsayılan

Alıntı:
1 - A, B ile aralarında yapılan kat karşılığı inşaat sözleşmesini gereği gibi yerine getirmez. Örn; bahçe kapısı elektrikli yerine düz takılır, asansör 8 kişilik yerine 4 kişilik yapılır

Bir parantez açmak istiyorum: Burada ayıplı ifa mı vardır yoksa yükümlenilenden başka bir edimin ifası mı vardır? Konu bence tartışılmalıdır. Olayımızda, (sorudan anlayabildiğim kadarıyla) binanın bahçe kapısının elektrikli olması gerekirken, elektrikli değil başka bir şey yani düz kapı takılmıştır. Düz kapı sağlam ve eksiksizdir ancak sözleşme ile yükümlenilen edime uygun değildir.

Örnekle: Kapı elektrikli kapı olarak yapılıp, teslim edilseydi ve fakat çalışmasaydı, ayıplı teslim denebilirdi. Olayımızda böyle bir durum yok gibi.

Ben böyle anlıyorum. Yanlış mı değerlendiriyorum?

Saygılar.
Old 25-04-2007, 14:20   #14
ISIL YILMAZ

 
Varsayılan

Alıntı:
ayıptan kastedilen şey "asgari teknik standartlara" uymama mı, yoksa hakkaten gizli bir ayıp mı?

Sn.Durmaz,

Gizli ayıp, teknik bir inceleme olmaksızın tespit edilemeyen ve kullanım sonucu zaman içinde ortaya çıkan ayıptır. Yapının asgari teknik standartlara uygun olmadığı zamanla anlaşılırsa bu da bir gizli ayıp olmalıdır. Kaldı ki, bu tür bir ayıp yapının fen ve sanat kaidelerine uygun olmadığı anlamına gelir.

Sizin sorunuz aslında 1.sınıf denmesine rağmen 3.sınıf malzeme ile yapının teslim edilmiş olmasıdır. Burada , malzemenin kalitesi hemen anlaşılacak gibiyse açık ayıptan değilse gizli ayıptan söz etmek gerekir. ( Aslında taahhüde hiç uygun yapılmamış işin noksan sayılacağına ve noksan/olmayan işte ayıp hükümlerinin uygulanmayacağına dair tartışmalar varsa da, burada TKHK'daki ayıp kavramı ihtiyacınızı karşılar gibi görünüyor ) Çünkü madde 4'te şu hüküm var :

"......veya satıcı tarafından bildirilen veya standardında veya teknik düzenlemesinde tespit edilen nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan ya da tahsis veya kullanım amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mallar, ayıplı mal olarak kabul edilir."

Umarım açıklayıcı olmuştur.

Saygılar.
Old 25-04-2007, 14:36   #15
Bahadır Turan DURMAZ

 
Varsayılan

Sayın Dikici'nin,

Çok güzel bir noktaya değindiğini düşünüyorum. Uyuşmazlığın çözümünde çizilecek yol haritasındaki taraflar arasındaki hukuki ilişki ve bu ilişkinin niteliğinin çözüme kavuşturulmasındaki en önemli taşlardan birisine işaret edilmiştir. Bu konuda bakınız;

T.C. YARGITAY HUKUK GENEL KURULU
T. 27.9.2000
E. 2000/15-1134
K. 2000/1191
ÖZET : Bağımsız bölümde mesaha noksanlığı, diğer bir anlatımla, sözleşmede kararlaştırılan, bağımsız bölümün alan itibariyle noksan ifası, hukuki tanımı ile ayıp değil eksik iştir. Tam karşılıklı sözleşmelerden olan istisna akitlerinde, işin eksik ifası halinde uygulanacak yasa maddeleri borcun ifa edilmemesine ilişkin genel hükümlerdir. Ayıplı iş vasıf noksanlığını ifade ettiği halde, noksan iş kavramı yapılmayan işi ortaya koyar, ayıplı işler hakkında BK. 359-363 maddeleri uygulanırken eksik işler bu maddelerin kapsamı dışında bırakılmış, BK. Md. 96 kapsamında tutularak, borçlunun kusurlu ifa imkansızlığından veya gereği gibi ifa etmemesinden, yahut sözleşmenin müsbet ihlalinden kaynaklanan tazminatla giderilmesi sağlanmıştır. Eksik işlere dayanan giderim davalarında, uygulanacak yasa maddeleri belirli ve açıktır. Hakimin herşeyden önce bu hükümleri uygulayarak uyuşmazlığı çözümlemesi gerekir.
Old 25-04-2007, 14:44   #16
Bahadır Turan DURMAZ

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan ISIL YILMAZ
Sn.Durmaz,

Gizli ayıp, teknik bir inceleme olmaksızın tespit edilemeyen ve kullanım sonucu zaman içinde ortaya çıkan ayıptır. Yapının asgari teknik standartlara uygun olmadığı zamanla anlaşılırsa bu da bir gizli ayıp olmalıdır. Kaldı ki, bu tür bir ayıp yapının fen ve sanat kaidelerine uygun olmadığı anlamına gelir.

Sizin sorunuz aslında 1.sınıf denmesine rağmen 3.sınıf malzeme ile yapının teslim edilmiş olmasıdır. Burada , malzemenin kalitesi hemen anlaşılacak gibiyse açık ayıptan değilse gizli ayıptan söz etmek gerekir. ( Aslında taahhüde hiç uygun yapılmamış işin noksan sayılacağına ve noksan/olmayan işte ayıp hükümlerinin uygulanmayacağına dair tartışmalar varsa da, burada TKHK'daki ayıp kavramı ihtiyacınızı karşılar gibi görünüyor ) Çünkü madde 4'te şu hüküm var :

"......veya satıcı tarafından bildirilen veya standardında veya teknik düzenlemesinde tespit edilen nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan ya da tahsis veya kullanım amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mallar, ayıplı mal olarak kabul edilir."

Umarım açıklayıcı olmuştur.

Saygılar.

Sn. Yılmaz,

Sanırım uyuşmazlığa düştüğümüz noktada karşı taraf vekili olarak harika olabilirdiniz

Şimdi ayırdetmeye çalıştığımız şey;
1 - Sözleşmenin tarafı olmayan alıcı C'nin kat karşılığı inşaat sözleşmesinde yapılması kararlaştırılan fakat yapılmayan veya farklı yapılan şeyleri ayıplı mal adı altında talep edebilip edememesi,
2 - Pencerenin 1. sınıf olması kat karşılığı inşaat sözleşmesinde öngörülmüşken, alıcı C'nin evi kapısıyla penceresiyle görüp beğenerek satın almasından sonra, satıcınında C'ye pencerelerin 1. sınıf olacağına dair bir taahhüdünün bulunmadığına göre, 1. sınıf olmayan pencereler C yönünden ne ifade etmektedir?

Sizin verdiğiniz cevaba göre, C'nin kat karşılığı inşaat sözleşmesinin tarafı olması gerekir.
Old 25-04-2007, 14:55   #17
ISIL YILMAZ

 
Varsayılan

Sn.Durmaz,

Doğrusu, konuyu C'ye yapılmış bir 1. sınıf malzeme taahhüdü olarak anladığımı söylemeliyim. Son cevabım, bu mantık üzerine kurulmuştu.

Şunu tekrar etmek isterim, asgari teknik standart ifadesi inşaat sektöründe bir yapının belirlenmiş, genel standartlara uygunluğu anlamında kullanılıyor. (Ancak, siz sanırım aradaki sözleşmede ( kat karşılığı inşaat sözl.) belirlenen asgari standartları murad etmişsiniz.

Saygılar.
Old 25-04-2007, 15:08   #18
Bahadır Turan DURMAZ

 
Varsayılan

Işıl Hn.

Asgari teknik standart diye tabir ettiğim şey;


Bilindiği üzere konutların bu standartlara uygun yapılıp yapılmadığının denetimini belediyeler; “imar planı”, “yönetmelik (deprem, imar vs.)”, “inşaat ruhsatı”, “yapı kullanım izni”, “ruhsat ve ekleri” ‘ne uygun olup olmadığını kontrol ederek yapar. Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için bazı kavramların açıklanmasında yarar vardır:

Yapı (İnşaat) Ruhsatı: Yapı ruhsatı alabilmek için aşağıda saydığımız hususlar eksiksiz yerine getirilmelidir. Yapı ruhsatı alınmadan inşaata devam edilmesi durumunda, ceza kesilerek ruhsat alınması istenecek, buna rağmen alınmazsa ilgili inşaat yıktırılacaktır. Aşağıda listelenen teknik şartların yerine getirilip getirilmediği Belediye tarafından periyodik olarak inşaat bitimine kadar kontrol edilmektedir. Söz konusu inşaat ayrıca “Deprem Yönetmeliği’ne” de uygun olmak zorundadır.

Yapı Kullanım İzni (İskan Raporu / Oturum İzni): İskan raporu, ruhsatlı binalar için ruhsat ve eklerine uygun olarak tamamlandığını gösteren; ruhsat bilgilerini inşaatın bitim tarihini, tapu kaydını, adresini, bağımsız bölümlerin cinslerini, numaralarını, arsa paylarını, metrekarelerini, sınıflarını, mal sahiplerini gösteren ve Belediyenin İmar Müdürlüğü Yapı Kullanma İzni birimince düzenlenen bir belgedir.

İskan Raporu Almanın Koşulları; Tasdikli projesine göre bina tamamen bittiği taktirde tamamına, kısmen tamamlanmış binalarda ise tamamlanan kısımlarına kullanma izni verilebilmesi için bu kısımların ihtiyaçlarını karşılayacak kömürlük, kapıcı dairesi, sığınak, kalorifer dairesi gibi ortak mahallerin inşa edilerek tamamlanmış olması ve binada gerekli emniyet tedbirlerinin alınması zorunludur. Devam etmekte olan yapılarda, biten bağımsız bölüme kısmi yapı kullanma izni verilebilmesi için kolon filizlerinin dış cephede görülmeyecek şekilde kiremit çatı örtüsü veya parapet duvarı yapılmak suretiyle gizlenmesi ve emniyete alınması şarttır.

Yapı kullanma izni verilebilmesi için, yapının aplikasyon, temel, su basman, ısı yalıtım ve kaba inşaat vizelerinin yapılmış olması zorunludur.

İskan raporu almak için inşaat sahibi, müteahhidi veya yetkilisi bir dilekçe ile Belediyeye başvurmalıdır. Başvuruyu alan Yapı Kullanma İzni teknik elemanları binanın ruhsat ve eklerine uygun olarak yapılıp yapılmadığını yerinde kontrol ederek saptar. BİNANIN HERHANGİ BİR TEKNİK EKSİKLİĞİ yoksa mal sahibi veya müteahhidinden yapıyla ilgili olarak Su idaresi, TEDAŞ, TÜRK Telekominikasyon A.Ş., Sivil Savunma Müdürlüğü, İtfaiye Müdürlüğü gibi kuruluşlardan su, elektrik, telefon, sığınak, yangın, asansör tesisatları ile ilgili teknik raporlarla, yapının fenni sorumlusundan yapının kontrolü altında ruhsat ve eki projesine uygun olarak yapıldığına dair noter onaylı taahhütnameyi Yapı kullanma İzni Amirliğine vermesi istenir. Teknik raporlarla taahhütname verildikten sonra yapı için Genel İskan Raporu düzenlenir.

Tam olarak bu.
Old 25-04-2007, 16:34   #19
HÜLYA ÖZDEMİR

 
Varsayılan

Alıcı ile satıcı arasında inşaatın özelliklerine ilişkin yazılı bir sözleşme ve buna aykırılık var ise, alıcının satıcıya karşı talep edilebilecek haklarını bu sözleşme hükümleri belirler.
Ayrıca ( ilaveten ) kamu düzenine ilişkin ve yüklenicinin uyma zorunluluğu bulunan imar kanunun emredici hükümlerine aykırılıktan kaynaklanan eksikliklere yönelik talep ve haklarınızın da mevcut olduğunu düşünüyorum.
Ancak alıcı ile satıcı arasındaki sözleşmede , kendisinden bağımsız ve şartlarının kendisini bağlamadığı arsa sahibi ile yüklenici arasında yapılan sözleşme koşullarına bir atıfta bulunulmuş ise ( örneğin arsa sahibi ile yapılan sözleşme koşullarına uygun ve aynı özellikte bir binanın teslimi taahhüt edilmiş ise arsa sahibinin haklarına halef olmaksızın o özelliklere haiz bir edimin ifasını veya eksikliklerin istemi mümkün olabilir )
Old 25-04-2007, 16:40   #20
Bahadır Turan DURMAZ

 
Varsayılan

Alıcı ve satıcı arasında sadece bir alım-satım sözleşmesi var.Bu sözleşme ise sadece konutun fiyatını belirliyor.Onun dışında konutun niteliğine ilişkin bir düzenleme yok. Bu durumda alıcı neyi talep edebilir?
Old 25-04-2007, 16:44   #21
HÜLYA ÖZDEMİR

 
Varsayılan

Sadece yüklenici açısından kamu düzenine ilişkin uyulması zorunlu hükümler içeren imar kanuna aykırılık teşkil eden ayıplı ve eksik işler nedeniyle uğradığı zararın tazminin isteyebilir diye düşünüyorum.
Eğer örnek daire olarak yüklenici tarafından gösterilen dairenin özelliklerini taşımayan bir daire teslim edilmiş ise; örnek dairede delil tespiti yaptırıp, yüklenicinin güven telkin eden ve hileli davranışları ile müvekkilinizin tabiri caizse dolandırılarak, bu vasıfta bir daireyi satma taahhüdünde bulunulduğunu ve alıcının gördüğü bu özelliklere haiz bir daireyi alma iradesinin yüklenicinin hileli davranışları ile oluşturulduğunu ispatlayabilirsiniz.
Zira yüklenici tarafından yapılan ve müşteriye gösterilen örnek dairelerin amacı devam eden, tamamlanmamış bir inşaatta gelecekte aynı özelliklere haiz bir daireyi tamamlayıp,alıcıya teslim etme taahhüdü , iradesi ve amacı içeren bir eylem ve satış - pazarlama tekniğidir.
Old 28-04-2007, 20:10   #22
Hasan Coşkun

 
Varsayılan

Alıcı ile satıcı arasında bir satış sözleşmesi var,eser sözleşmesi yok dolayısıyla eksik işler bedeli istenemez.Kat karşılığı inşaat sözleşmesi arsa sahibiyle yüklenici arasındadır.Yükleniciden daire alan daireyi satış tarihindeki haliyle almıştır.Kat karşılığı inşaat sözleşmesinin tarafı olmadığından bu sözleşmedeki arsa sahibinin haklarından yararlanamaz.
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi Feshi/görev AVTEMEL Meslektaşların Soruları 16 15-09-2020 14:07
Kat KArşılığı İnşaat Sözleşmesinin Feshi Av.Mustafa Çiçek Meslektaşların Soruları 3 08-02-2011 13:01
Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi-Yüklenicinin Borcu Nedeniyle Ferağdan Kaçınma empas Meslektaşların Soruları 8 19-05-2009 12:47
Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi/ Ruhsatsız Yapı ozlm Meslektaşların Soruları 3 19-04-2007 16:08
Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi Aysel Hukuk Soruları Arşivi 1 27-02-2002 16:47


THS Sunucusu bu sayfayı 0,08660889 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.