Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Anket Sonucu: ceza muhakemesinde cinsel suç mağduru kadının korunmasını yeterli buluyor musunuz?
evet yeterli olması gereken kadar 1 16,67%
hayır yeterli değil bu konuda çalışılması gerekli 5 83,33%
Oy Verenler: 6. Bu ankette oy kullanamazsınız. (Anket no : 59)

Ceza Muhakemesinde (Cinsel Suç) Mağduru Kadının Korunması"

Yanıt
Old 01-05-2003, 13:32   #1
neslihanvural

 
İnceleme ceza Muhakesinde (cinsel Suç) mağduru Kadının Korunması"

ceza muhakesinde (cinsel suç) mağduru kadının korunması" Bu konuda batı ülkelerinde çok sayıda
çalışmalar ve kanuni düzenlemeler var. Biz de ise yeterince düzenlenmemiş.
ceza muhakemesinde kadını bu konuda koruyan kanunlar yeterlimi?
Old 02-05-2003, 10:22   #2
hukukbilgisi

 
Varsayılan

Konuyla doğrudan ilgili olmasa bile, cinsel saldırılara maruz kalan kadınlar açısından çok olumlu bir mahkeme kararını sizlerle paylaşmak
istiyorum:

Sarkıntılık suçlarında her zaman tanık gerekli olmadığıyla ilgili:

http://www.bilgistan.net/Hukuk/haber...lik_tanik.html
Old 02-05-2003, 10:58   #3
Sibel

 
Varsayılan

Sorunuzun bir alt başlığında yer alabilecek konuyu Doç.Dr.Vahit Bıçak sitesinde ayrıntılı açıklamış... Birkaç alıntıyı aşağıda sunuyorum.
.................................................. .................................................. ....
Son yıllara kadar ırza geçme suçu birbirine yabancı kişiler arasında işlenen bir suç olarak algılanmıştır. Birbirini bir şekilde tanıyan kişiler arasında da bu suçun işlenebileceği olgusu belli oranda ihmal edilmiştir.
Irza geçme eylemini icra eden kişinin genellikle yabancı biri olduğu varsayımı gerçeği tam yansıtmamaktadır. Birçok ırza geçme olayı, birbirini tanıyan kişiler arasında olmaktadır. Bir kişinin çıktığı arkadaşı, aile dostu, sınıf arkadaşı, iş arkadaşı da aynı zamanda kendisinin ırzına gecen kişi olabilir. Russell tarafından ortaya konulan verilere göre, ırza geçme suçunun işlendiği anda suçun faili ile mağduru arasındaki ilişki oranları şöyledir:
Yabancı % 12
Yeni Tanışan % 17
Aile Dostu % 2
Arkadaş % 8
Çıkılan % 8
Erkek arkadaş % 5
Eski ve mevcut kocalar % 23
Aşık, eski aşık % 15
Otorite kullanan % 7
Diğer % 3
Birlikte yaşayan (evlilik sözleşmesi ile veya evlilik sözleşmesi olmaksızın) kişiler arasında ırza geçme olgusu son yıllarda, özellikle Batıda gündeme gelen ciddi bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır. ABD'de eşler arası ırza geçme fiilinin boyutunu tespit amacıyla yapılan bilimsel çalışmalar evli kadınların yüzde 14 ile 25 arasındaki bir oranının rıza dışı cinsel ilişkiye eşleri tarafından maruz bırakıldığı tahminlerini ortaya çıkarmaktadır. Eş tarafından işlenilen ırza geçme eyleminde ırza geçme fiilinin hangi sıklıkta gerçekleştiği de önemlidir. Mağdur kadınlarla yapılan söyleşide, kadınların yüzde 17’sinin bir kez, yüzde 8'inin iki kez, yüzde 15'inin 3 ile 10 kez, yüzde 5'inin 11 ile 20 kez, yüzde 55’inin 20 defadan fazla eşleri tarafından ırzlarına geçildiği ortaya çıkmıştır.




Avrupa İnsan Hakları Komisyonu ve Divanının Tavrı
İngiltere'de o1an iki ayrı olayda, sanık kocaların (SW ve CR) milli mahkeme kararlarıyla tatmin o1mamaları ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmalarıyla “eşler arası rıza dışı cinsel ilişki”nin “ırza geçme” suçunu oluşturup o1uşturmadığı sorunu Avrupa İnsan Hakları Komisyonu ve Divanı kararlarına konu o1muştur Her iki dava birleştirilerek karara bağlanmıştır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 7. maddesi şöyledir:
“1. Hiç kimse, işlediği zaman ulusal ve uluslararası hukuka göre bir suç oluşturmayan bir eylem ya da kusurundan ötürü herhangi bir biçimde suçlanamaz. Yine hiç kimseye suçun işlendiği zaman uygulanan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.
2. Bu madde, işlendiği zaman uygar uluslarca benimsenmiş genel hukuk ilkelerine göre suç sayılan herhangi bir eylem ya da kusurdan ötürü bir kimsenin yargılanmasına ve cezalandırılmasına engel değildir”.
Komisyon kararında yer verilen görüşler şöyledir: Sözleşmenin 7. maddesi hukuk devletinin en önemli unsurlarından birisi olup Sözleşme sisteminde çok önemli bir yere sahiptir. Savaş, olağanüstü hal durumunda bile istisnası sözkonusu değildir. Bu madde bireylerin keyfi yargılanmalarını, mahkum edilmelerini ve cezalandırılmalarını önlemeye yönelik bir güvencedir. Anılan madde, sanığın aleyhine olarak ceza hukuku normlarının geçmişe yürümesini engellemeyi, suçların ve cezaların kanunlar tarafından öngörülebileceğini ve suçların kıyas yoluyla çoğaltılabilme yasağını öngörmektedir. Bu prensiplerden bir suçun kanunda açıkça tanımlanması gereği ortaya çıkmaktadır. Ancak hukuki bir norm herhangi bir hukuk sisteminde ne kadar açık kaleme alınırsa alınsın, yargısal yorum kaçınılmazdır. Şüpheli durumların açıklığa kavuşturulması, değişen şartlara uyumlaştırılmasına ihtiyaç her zaman olacaktır. Sözleşmenin 7. maddesi, ceza sorumluluğu koyan normların mahkeme kararı ile açıklığa kavuşturulmasına, suçun temel unsurları ile uyumlu olan ve öngörülebilir gelişmelere engel olacak şekilde algılanamaz.
Sözleşmenin 7. maddesi ile yasaklanan, önceden cezai müeyyideye bağlanmayan bir fiilden dolayı kişilerin cezalandırılması, veya mevcut suçların daha önceden açıkça suç oluşturmayan bir fiili kapsayacak şekilde genişletilmesidir. Suçun mevcut bir unsurunun açıklığa kavuşturulması veya yeni bir duruma uygulanması veya toplumdaki gelişmelere uyumlaştırılması 7. maddenin ihlali sayılamaz. Suçu oluşturan ana unsurlar mahkeme kararı ile değiştirilemez. Mahkemeler hukuku geliştirme işlevlerini yerine getirebilirler; ancak yorum yoluyla hukukun gelişimi "öngörülebilirlik" kriteri ile sınırlıdır. Bireyler hareketlerinin neticelerini tahmin edebilmelidirler. Ancak neticenin tam olarak tahmin edilebilmesi gerekli değildir, esasen bu mümkün de değildir.
Avrupa İnsan Hakları Divanı da kararında eşi ile rızası hilafına cinsel ilişkide bulunan kişinin ceza yargılamasına karşı bağışıklı olmasının çağdaş evlilik anlayışına uymadığı gibi Sözleşmenin temel amaçlarından olan insan haysiyet ve şerefine saygı gösterilmesini sağlamaya da ters düşeceğini hükme bağlamıştır. Diğer bir ifade ile 7. maddenin amacı kişilerin keyfi olarak yargılanmaları, mahkum edilmeleri ve cezalandırılmalarının önüne geçmektir. Irza geçme suçunda kocanın karısına karşı muafiyete sahip olduğu şeklinde kabul edilemez düşünce tarzının terk edilmesi çağdaş evlilik anlayışı ile uyum içinde olma yanında Sözleşmenin temel amaçlarından olan insan özgürlüğü ve haysiyetine saygı ilkeleri ile de örtüşmektedir.

Türk Hukukunda Durum
Türk hukukunda eşler arası rıza dışı cinsel ilişkiyi açıkça suç olarak düzenleyen bir norm mevcut değildir. Aynı şekilde, eşler arası rıza dışı cinsel ilişkinin suç oluşturmadığına ilişkin açık bir normun varlığı da sözkonusu değildir. Dolayısıyla, genel olarak ırza geçme suçunu düzenleyen TCK. 414 ve 416. maddelerinin yorumu önem kazanmaktadır.
Anılan maddelerde düzenlenen ırza geçme suçu, cebir, şiddet ve tehdit kullanmak suretiyle herhangi bir kimsenin ırzına geçilmesi olarak tanımlanmıştır. Bu suçun oluşması için cinsel ilişki ve kast unsurlarının varlığı gerekir. Yasal tanımda cinsel ilişkinin evli olmayan kişiler arasında olması gerektiğine ilişkin açık ya da örtülü bir ifade mevcut değildir. Ancak, doktrinde eşler arası rıza dışı cinsel ilişkinin suç oluşturmayacağına ilişkin görüşler ileri sürülmüştür. Örneğin, "Cebrin 'gayr-i meşru' olması da lazımdır. Eşler arasında normal şartlar altında, normal temasa matuf hallerde cebir gayrimeşru değildir. Eğer müessir fiil işlenecek olursa onlar müstakilen cezalandırılırlar" görüşü Prof. Dr. Faruk Erem tarafından açıklanmıştır. Aynı şekilde, "Türk hukukunda kocanın cinsel ilişkide bulunmak istemeyen karısının ırzına geçmesi suç oluşturmamaktadır" görüşü Prof. Dr. M. Emin Artuk tarafından da ifade edilmiştir.
Eşler arası rıza dışı cinsel ilişkinin ırza geçme suçu oluşturmayacağına ilişkin ortaya atılan bu görüşler tartışma konusu yapılmaya elverişlidir. Çünkü, Türk Ceza Kanunu açıkca veya örtülü olarak kocaya veya eşe bir muafiyet tanınmaktadır.
Yargıtay düzenli olarak şu ifadelerle karar vermiştir:
"Gayri tabii yoldan cinsi temasa mecbur eden kocanın fiilinde müessir fiil ve cismen eza kasdı bulunmadığı cihetle failin "fena muamele" cürmünden mahkumiyeti gerekir"
"Karısını manevi cebir kullanarak anal (ters) ilişkiye zorlayan sanığın eylemi TCK 478/1-3 maddesindeki suçu oluşturur"
"Evli olduğu mağdurenin iradesine karşın zorla ters (anal) ilişkide bulunan sanığın eylemi, aile bireylerine kötü muamele suçunu oluşturur".
Yargıtay'ın vaginal ilişki konusundaki yaklaşımının belirsizliği ve anal ilişkiyi ırza geçme olarak değerlendirmeme yaklaşımı kadının cinsel iradesinin korunması açısından son derece olumsuzdur. Irza geçme suçu ile aile fertlerine kötü muamele suçu arasında büyük farklılık vardır. Irza geçme suçu için öngörülen ceza minimum yedi yıl ağır hapis cezası iken aile bireylerine kötü muamele suçunun cezası altı ay hapis cezasıdır. Irza geçme suçu re'sen takip edilen bir suç olduğu halde aile fertlerine karşı kötü muamele suçunun takibi şikayete bağlıdır. Irza geçme suçu Ağır Ceza Mahkemesi'nin görevine girerken, aile bireylerine karşı kötü muamele Asliye Ceza mahkemesinin görev alanına girmektedir.

Sonuç
Birlikte yaşama olgusu birlikte yaşayan taraflara birtakım haklar verebilir. Ancak, kişinin eşi ile zorla cinsel ilişkide bulunması, eşini dövmesi birlikte yaşama olgusunun verdiği hakların kötüye kullanılmasının iki açık örneğidir. Nasıl ki mağdurla fail arasında evlilik ilişkisinin bulunması adam öldürme suçunu ortadan kaldırmıyorsa, ırza geçme suçu da mağdurla fail arasında birlikte yaşam olgusundan dolayı ortadan kalkmamalıdır. Irza geçen, mağdurla yakınlığı ne olursa olsun ırza geçendir. Günümüzde evlilik eşitler arası ortaklık olarak algılanmaktadır. Hukuk normları çağdaş değerlerle uyumlu olarak yorumlanmalıdır.
Eşin ırzına geçilmesi olayı bir vakumda gerçekleşmemektedir; eşin ırzına geçilmesi eşler arasında eşit olmayan bir ilişkinin sonuçlarından biridir. Yetkinin kötüye kullanılması, yetkiyi kötüye kullananın pozisyonu değişmedikçe ortaya çıkarılamaz, önlenemez. Ekonomik olarak bağımsız olmayan kadın kendisi ile rızası dışı cinsel ilişkide bulunan eşi ile birlikte yaşamak zorunda kalacaktır. Dolayısıyla bu durumdaki kadınların korunabilmesi işin kadının ekonomik durumunun iyileştirilmesi gerekmektedir.
Eşler arası rıza dışı cinsel ilişki suç sayılırsa bu durum birçok eş açısından caydırıcılık fonksiyonu ifa edebilecek ve kadının cinsel iradesinin eşine karşı korunmasına önemli katkılar sağlayabilecektir. Irza geçme suçundan kocanın muaf olduğunun kabulü ise kadını aşağılama yanında, tüm kadınlar işin potansiyel bir tehlike oluşturacaktır.
Old 04-05-2003, 15:23   #4
aytenagirdemir

 
Varsayılan

Merhaba,

Cinsel suç mağdurlarının korunmasına bunun için gerekli yasal düzenlemelere ilişkin ayrıca yazı yazma hakkımı saklı tutarak,

Hukuk bilgisinin bahsettiği kararı aşağıya naklediyorum. Oldukça ilginç bir karar daha önce bu kararı duymuştum ancak bulup da okuyamamıştım. Teşekkür ediyorum kendisine.
* Sarkıntılık için tanığa gerek yok ERSAN ATAR Ankara - Milliyet
Mahkeme, sarkıntılıkta ‘iftira’ savunmasını haklı bulmadı: Bir kadın başkasını zarara uğratmak uğruna neden kendisine zarar versin
8 ay hapse mahkûm edildi
KADINLARIN maruz kaldığı ancak tanık olmadığı için karşı tarafın cezalandırılmasının güçleştiği "sarkıntılık" suçuyla ilgili bir davada, ilginç bir karar çıktı. Beyaz Enerji davası sanıklarından Birsel Sönmez’in avukatı Memduh Tekelioğlu, yanında ücretli çalışan kadın avukat E.C.’ye sarkıntılık yaptı. Ankara 9. Sulh Ceza Mahkemesi, Tekelioğlu’nu 8 ay hapse mahkûm etti.

Tanık aranması gerekmez
KARARIN gerekçesinde şöyle denildi: "Suç kanıtı olarak mutlaka tanık aranması birçok olayın da karşılıksız ve cezasız kalması gibi hukuken tecviz olunamayacak (kabul edilemeyecek) bir sonuca yolaçar ki, uygulamada böyle bir anlayış zorunlu görünmeyip, olayın özelliğine göre durumun değerlendirilmesi gibi bir yol benimsenmiştir."

İftira, kabul edilemez
YAN delillerle sarkıntılık olayının doğruluğunun ispatlanması halinde suçun işlenmiş kabul edilebileceğinin belirtildiği kararda, özellikle sekreterlerin maruz kaldığı sarkıntılık ve taciz olaylarından sonra işyeri sahiplerinin genellikle dile getirdikleri "iftira atıyor" savunmasının kabul edilemeyeceği vurgulandı.

Kendisi daha çok zarar görür
MAHKEME, kararında şunları vurguladı: öDavaya katılan, henüz avukatlık mesleğinin başlangıç yıllarında, bekâr genç bir bayan olup kendisiyle ilgili böyle bir iddiayı ortaya koymasında, toplumumuzda hâkim olan sosyal ve ahlaki değerler de gözetildiğinde kişiliğinin ve mesleki saygınlığının zarara uğrayacağı muhakkaktır. Başkasını zarara uğratmak isterken kendisini zarara uğratması insanın doğasına aykırı bir olgudur."
Old 05-05-2003, 10:23   #5
Av.Mehmet Saim Dikici

 
Varsayılan

Merhaba,

Konu oldukça ilgimi çekti. Ben olayın kadın, yahut erkek mağdur temasından çok yargılama ve delillerin değerlendirilmesi noktasına takıldım.

Ceza hukuku, dolayısıyla ceza usulüne çok yakın olmasam da, okul yıllarından hatırladığım kadarıyla Yargıtay'ın delil - hakim'in takdir hakkına bakışı normal değil.

Elbetteki Hayatın olağan akışına ters nitelikteki olgular değerlendirilmesi gereken hususlardır. Lakin, konu olayda mağdur sıfatı taşıyan şahıs hiç bir delil sunmadan salt şikayet beyanı ile zanlının mahkum olmasına neden olacak bir hak, emsal ve daha kötüsü yetki kazanmaktadır.

Hiç bir zaman şikayet eden kişi, salt beyanıyla davanın ispatlanmasını sağlayamaz. Sağlayamamalıdır. Aksi takdirde, öyle yada böyle bir şekilde /iftira suçu/ fiili olarak kanundan çıkarılmış, anlamsız bir suç vasfı niteliğine bürünmüş olur..

Diğer yandan, şikayet eden kişi kendi davasının tanık'ı sıfatını taşıyamaz evrensel kuralını çiğneyerek neredeyse, müşteki=tanık anlamına gelecek bir sonuca çıkmış oluruz..

Herkesin, kadın yahut erkek hatta çift cinsiyetli kişilerin kişiliğinin toplumda yara almasına neden olacak bir olguyu mahkemeye taşımasından, onların kişiliğinin bir şekilde zarar görmesi mümkündür. Bu bağlamda, bana ateş etti diyen bir avukat'ın, bir doktor'un yahut mühendisin beyanı, hiç bir araştırmaya gerek kalmadan salt '' olay gerçek olmasa avukat-doktor-mühendis kişi mesleğindeki itibarına zarar gelir'' endişesiyle şikayet etmezdi... '' hayatın olağan kurallarına ters'' düşen kural kapsamında değerlendirilirek, kanunda belirtilmeyen bir delil ihdas edilmiş olacaktır..

Kadın hakkına özen gösteren saygıdeğer meslektaşlarımızın olaya bakış açımı, kadın düşmanlığı olarak değerlendirmemelerini rica ederim..
Saygılarımla..
Old 05-05-2003, 14:29   #6
hukukbilgisi

 
Varsayılan

Değerli meslektaşımın kaygılarını paylaşıyorum, ve kadın düşmanı olarak değerlendirmediğimi belirtmek isterim.

Tanık aranması gerekmez
KARARIN gerekçesinde şöyle denildi: "Suç kanıtı olarak mutlaka tanık aranması birçok olayın da karşılıksız ve cezasız kalması gibi hukuken tecviz olunamayacak (kabul edilemeyecek) bir sonuca yolaçar ki, uygulamada böyle bir anlayış zorunlu görünmeyip, olayın özelliğine göre durumun değerlendirilmesi gibi bir yol benimsenmiştir."

Kararın aktardığım bölümündeki 'olayın özelliğine göre durumun değerlendirilmesi' cümlesi benim yüreğime su serpiyor. Sanıyorum haberin bu şeklinde aktarılışında medyanın abartma payını da düşünmek gerekir. Mahkemelerin salt mağdur beyanıyla hüküm kurabileceğine ihtimal vermiyorum...

Ceza yargılamasında kadının mağduriyetine yol açan pek çok uygulama var.. Bu zorluklar karakolda başlar ve yargılama bitene kadar da devam eder. Hele bir de medyaya malzeme olunmuşsa, telafisi mümkün olmayacak pek çok acı ceker kadın..

Özellikle medya aracılığıyla kamuoyuna aktarılan olaylarda pek çok tatsızlık yaşanıyor. Kadına akrabaları ve çevresince müthiş bir baskı uygulanıyor. Önce işvereni kovuyor, sonra akrabaları ve dostları izole ediyor ve nihayet eşi boşanıyor vs..

Kadın, yaşadığı acı olay yetmezmiş gibi bir de toplumun hücumuna maruz kalıyor.

Kanımca bu konuda mağduru öncelikle medyadan ve medyaya üzerine vazife olmayan bilgileri aktaran memurlardan korumak gerekiyor...

Sadece ihbar veya şikayetle hüküm kurulmasının çok büyük riskler taşıdığı da açıktır.
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Stj. Av. ne "ofisboy"dur, ne de adliyedeki caycinin "ciragi..." metin karadag Hukuk Stajı ve Meslek Seçimi 26 28-07-2007 20:47
Ceza Muhakemesinde X haber elamanın hukuki statüsü nedir? Brusk Ceza Hukuku Çalışma Grubu 6 24-05-2007 17:53
FSEK anlamında"eser"; "Mezdeke"oryantal grup adı ve oluşturdukları karakter eser mi? Aslı Hukuk Soruları Arşivi 6 27-12-2006 01:32
Sempozyum:Türk Ceza Kanununda Ve Tasarıda Cinsel Suçlar Av.Habibe YILMAZ KAYAR Adliye Duvarı 0 22-06-2003 21:58
Ceza Muhakemesinde Yargılamanın Yenilenmesi" neslihanvural Meslektaşların Soruları 1 01-05-2003 13:02


THS Sunucusu bu sayfayı 0,04795003 saniyede 15 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.