Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Yargıtay HGK. 2006/9-155 E. 2006/248 K. İçtihat

Üyemizin Özeti
Dosya içeriği dikkate alındığında müfettiş raporunun aksini kanıtlayacak bilgi ve belgeye ulaşılamadığı görülmektedir. Taraflar arasında iş ilişkisi bulunmadığının saptanmış olması karşısında, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
(Karar Tarihi : 26.04.2006)
Dava: Taraflar arasındaki davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 1. İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 10.2.2005 gün ve 1109-11 sayılı kararın incelenmesi taraflar vekili tarafından istenilmesi üzerine,

Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 4.10.2005 gün ve 9202-32319 sayılı ilamı ile,

1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davacının tüm temyiz itirazları yerinde değildir.

2- Davalının temyizine gelince;

Davacı, davalıya ait apartmanda kapıcı kaloriferci olarak 1986-2003 yılları arasında çalıştığını ileri sürerek bir kısım işçilik hakları yönünden isteklerde bulunmuştur.

Davalı ise, davacı ile aralarında iş sözleşmesinin bulunmadığını, 1984 yılında davacının eşi ile kapıcı, kaloriferci olarak çalışmak üzere bir sözleşme yapıldığını bildirmiştir.

Mahkemece, davacı ile davalı arasında iş ilişkisinin olduğu ve zaman zaman davacıya eşinin de yardım ettiği gerekçesiyle isteklerin kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Davacının eşinin, 1984-1986 yılları arasında kapıcı kaloriferci olarak çalıştığı tartışmasızdır. Bu tarihte memur olarak çalışmaya başlayan davacının eşi ailesi ile birlikte kapıcı dairesinde oturmaya devam etmiş ve özellikle apartmanın doğalgaza geçtiği 1996 yılına kadar kaloriferleri yakmıştır. Davalıya ait işyeri sekiz daireli bir apartman olup, davacının eşinin aynı zamanda devlet memuru olması, bu işyerinde kısmi çalışmaya engel değildir. Nitekim tarafların ortak olarak dinlettiği tanık ve bir kısım diğer tanıklar kapıcı kaloriferci olarak çalışanın, davacının eşi olduğunu açıklamışlardır. Dosya içeriğine göre davacı da zaman zaman eşine yardımda bulunmuştur. Bu durumda taraflar arasında iş ilişkisinin varlığı kanıtlanabilmiş değildir. Davanın husumet yokluğu sebebiyle reddi gerekirken, mahkemece yazılı şekilde isteklerin kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Karar: Dava, 1986-2003 yılları arasında, kapıcı-kaloriferci olarak çalışma iddiasına dayalı işçilik hak ve alacakları istemine ilişkindir.

Uyuşmazlık, iş sözleşmesine dayalı çalışma olgusunun, davacı yönünden gerçekleşip gerçekleşmediği noktasında toplanmaktadır.

Davacı G. vekilinin şikayet dilekçesi üzerine iş müfettişi tarafından yapılan inceleme sonucunda düzenlenen rapor ve eki tutanakta <... şikayetçinin 17 yıl 2 ay 7 gün boyunca ücret almadan çalışma iddiasının makul ve kabul edilebilir ciddiyette olmadığı, şikayetçinin eşinin hem Orman Bakanlığında hem de apartmanda çalışmasının yasal olmayacağı dolayısıyla bu yola başvurmuş olmasının ilgili makam ve mercileri yanıltıcı bir teşebbüs olarak değerlendirilebileceği...> belirtilerek, sonucuna ulaşılmıştır.

İlke olarak, iş sözleşmesine dayanarak çalışanlar işçi sayılırlar (4857 sayılı İş Kanunu madde 2).

İşçi kavramının ölçütünü oluşturan iş sözleşmesi anılan Yasanın 8. maddesinde; <... bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşme...> olarak tanımlanmaktadır.

İşçi sıfatının kazanılması iş sözleşmesinin varlığına dayandığından, her şeyden önce ortada taraflar arasında serbest iradeleriyle kabul edilmiş bir sözleşme ilişkisinin bulunması zorunludur.

Gerek iş hukuku öğretisinde gerekse yargısal kararlara göre iş sözleşmesi, iş görme, ücret ve bağımlılık olmak üzere üç unsurdan oluşmaktadır. İş sözleşmesinin varlığı için her şeyden önce bir iş görme ediminin taahhüt edilmiş bulunması gerekmektedir. Bunun dışında ücrette iş sözleşmesinin esaslı unsurlarındandır. Ücret söz konusu olmadıkça iş sözleşmesinin varlığından söz edilemeyecektir.

Somut uyuşmazlıkta, davacının eşi ile 1984 yılında kurulan iş ilişkisi, anılan kişinin bir kamu kurumunda işçi olarak çalışmaya başlamasına karşın, kısmi süreli olarak sürdürülmekte olduğu anlaşılmakta olup, 8 daireli ve doğalgazla ısınan apartmanda davacının bir kısım faaliyetinin kocasına yardım kapsamında ele alınması gerekmektedir.

4857 sayılı İş Kanununun 92/son maddesinde yer alan <Çalışma hayatını izleme, denetleme ve teftişe yetkili iş müfettişleri tarafından tutulan tutanaklar aksi kanıtlanıncaya kadar geçerlidir.> hükmü, gerekse 506 Sayılı Kanunun 130/4. maddesinde yer verilen hükmü karşısında, dosya içeriği dikkate alındığında müfettiş raporunun aksini kanıtlayacak bilgi ve belgeye ulaşılamadığı da görülmektedir.

Taraflar arasında iş ilişkisi bulunmadığının saptanmış olması karşısında, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

KARAR : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK. nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 26.04.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.
İlgili Mevzuat Hükmü : İş Kanunu MADDE 8 :TANIM VE ŞEKİL

İş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir. İş sözleşmesi, Kanunda aksi belirtilmedikçe, özel bir şekle tâbi değildir.

       Süresi bir yıl ve daha fazla olan iş sözleşmelerinin yazılı şekilde yapılması zorunludur. Bu belgeler damga vergisi ve her çeşit resim ve harçtan muaftır.

       Yazılı sözleşme yapılmayan hallerde işveren işçiye en geç iki ay içinde genel ve özel çalışma koşullarını, günlük ya da haftalık çalışma süresini, temel ücreti ve varsa ücret eklerini, ücret ödeme dönemini, süresi belirli ise sözleşmenin süresini, fesih halinde tarafların uymak zorunda oldukları hükümleri gösteren yazılı bir belge vermekle yükümlüdür. Süresi bir ayı geçmeyen belirli süreli iş sözleşmelerinde bu fıkra hükmü uygulanmaz. İş sözleşmesi iki aylık süre dolmadan sona ermiş ise, bu bilgilerin en geç sona erme tarihinde işçiye yazılı olarak verilmesi zorunludur.



 
Şerhi Ekleyen Üyemiz:
Gökhan TAZEGÜL
Hukukçu
Şerh Son Güncelleme: 15-11-2009

THS Sunucusu bu sayfayı 0,01962805 saniyede 8 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.