Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

818 S.lı Borçlar Kanunu (Eski) MADDE 13
Tahriri olması icabeden akitlerde, borç deruhte edenlerin imzaları bulunmak lazımdır.

       Hilafı kanunda yazılı olmadıkça imzalı bir mektup veya asli borcu üzerine alanlar tarafından imza edilmiş olan telgrafname tahriri şekil makamına kaim olur.

Elektronik Sözleşmelerde Yazılılık Sorunu (Faks, Email, İnternet Sözleşmelerinde Yazılılık)

Üyemizin Notu: Elektronik Sözleşmelerde Yazılılık Sorunu (Faks, Email, İnternet Sözleşmelerinde Yazılılık) (*)

Geleneksel sözleşmelerin şekillerinden biri olan “yazılılık” konusunun elektronik sözleşmeler söz konusu olduğunda ne kadar uygulanabilir olduğu ve elektronik bir metnin geleneksel anlamda “yazılı” olarak kabul edilip edilemeyeceği elektronik sözleşmelerin tartışmalı konularından birini oluşturmaktadır.

Esasında bu konunun sıkça tartışılmasının en önemli nedenlerinden biri geleneksel Borçlar Kanunu hükümlerinin bir sözleşmenin “yazılı” şekle tabi olmasını düzenlemesi karşısında, elektronik olarak akdedilmiş böyle bir sözleşmenin kanunen geçerli olup olmadığını tesbit etmek ve eğer geçerli kabul edilebilirse, hangi şartlarda bu sözleşmeye geçerlilik tanınacağını belirlemektir.

Elektronik Sözleşmelere ilişkin özel hukukî düzenlemeler yapan ülkeler açısından bu sorun pratikte değerini yitirmiş bulunmaktadır, zira bu özel mevzuat düzenlemelerinde çoğu kez hangi sözleşmelerin elektronik olarak yapılabileceği, elektronik olarak yapılacak bir sözleşmenin hangi esaslar dahilinde akdedilmesi gerektiği ve hatta elektronik kayıtların ispat şekli açısından değerleri yer almaktadır. Dolayısıyla özel bir yasa ile düzenlenen bu konuların ayrıca geleneksel borçlar kanunu açısından da ele alınmasının bir önemi kalmamaktadır.

Ancak Türkiye gibi henüz elektronik sözleşmelerle ilgili bir yasal düzenleme yapamamış ülkelerde (1), bu sözleşmelerin tüm sonuçları sadece Borçlar Kanunu hükümlerine tabi olacağından Borçlar Kanununun geleneksel sözleşmeler için getirdiği genel kuralların ve bu anlamda yazılılık sorununun da tartışılması gerekmektedir.

Elektronik sözleşmelerde yazılılık sorununun hukuki çerçevesi bu şekilde çizildikten sonra, öncelikle geleneksel sözleşme hukukunda “yazılılık” konusu irdelenmelidir: Bir akdin “yazılı” olması, doktrinde çeşitli şekillerde tanımlanmaktadır: TEKİNAY yazılı şekilden, “sözleşmenin mahiyet ve konusu göstermeye yeterli olan ve borç altına girenlerin ya da bir hakkı devredenlerin imzalarını ihtiva eden herhangi bir yazının” anlaşılması gerektiğini belirtmektedir. OĞUZMAN’a göre yazılılık “akdi oluşturan irade beyanlarının veya beyanlardan birinin yazılı bir metinde açıklanması ve beyanda bulunan tarafından imzalanmasıdır.” KOCAYUSUFPAŞAOĞLU, yazılı şeklin en önemli özelliği olarak, “şekle bağlı beyanın bu yoldan sürekli ve dayanıklı bir cismani dayanağa bağlanmış” olmasını belirlemektedir. İNAN ise “bir hukuki muamelenin herhangi bir tarzda, örneğin el yazısı, daktilo makinası, teksir makinası ve sair aletlerle, borç yüklenen tarafından imza edilmiş bir senede, belgeye bağlanmasını” yazılılık unsurunun yerine gelmesi olarak nitelendirmektedir. Yazılılığın üç temel unsuru vardır: Metin, imza ve imzalı metnin karşı tarafa gönderilmesi/teslim edilmesi.(2)

Bu tanımlara göre yazılılıktan bahsedince yazının mutlaka bir kağıt üzerine yazılması zorunluluğundan söz etmek mümkün değildir. Nitekim doktrinde de yazının üzerine yazıldığı maddenin önem taşımadığından bahsedilmektedir. Yazının bir kağıda yazılması âdetse de, bir plakete hatta bir taşa bile yazılabilir.(3) Doktrindeki bu genel fikrin verdiği güçle, yazının bir bilgisayar sisteminde yazılması durumunda da yazılılık unsurunun gerçekleşmiş olacağını düşünülebilmektedir. Bilgisayar ekranında görünmesi durumunda da bir irade beyanı “yazı” şeklinde oluşmakta ve kağıt üzerindeki yazıdan en azından dış görünüş açısından bir farkı kalmamaktadır.

Ancak yazılılık şeklinin tek unsuru yazı olmayıp, şeklin tanımı söz konusu yazının altında irade beyanı sahibinin (sahiplerinin) imzası olmasını şart koşmaktadır. TEKİNAY, imzayı “yazılı bir irade açıklamasının kendisine ait olduğunu ifade etmek amacıyla bir kimsenin ismi için kullandığı özel biçimdeki çizgi ve harflerden kurulu bir işaret” olarak tanımlamaktadır. EREN’e göre imza “kişinin hüviyetini gösteren, onu belirleyen ve diğerlerinden ayıran bir işarettir”. İNAN’a göre de imza “âkitin hüviyetini tesbite yarayan ve ekseriyetle adını ve soyadını ihtiva eden bir işarettir”. İmzayı her zaman özel bir işaret olarak da algılamamak gerektiği inancındayım. Örneğin, kişinin özel bir işaretleme kullanmadan, sadece ismini yazması da kanaatimce imza niteliğinde olacaktır. İmzanın sözleşmeler hukuku açısından üç (4) önemli unsuru (ve aynı zamanda da hukuki amacı) olduğundan bahsedilmelidir:

a) İmza sahibini imzaladığı metinle ilişkilendirmek,
b) İmza sahibinin kimliğini tesbit etmek,
c) İmza sahibin imzaladığı metine onay ve tasdikini (kabul) tesbit etmek.

Ayrıca imza prosedürünün usul hukuku açısından ispat kolaylığı yarattığı da yeri gelmişken zikredilmelidir.

Türk Hukuku açısından konu Borçlar Kanununun 14 ve 15. maddesinde düzenlenmektedir: 14. madde açık olarak imzanın bir kimsenin el yazısı ile olması gerektiğini kesin bir hükme bağlamaktadır. Bu durum dikkate alındığında elektronik bir sözleşme metninin geleneksel borçlar hukuku mevzuatına göre yazılı olarak nitelendirilmesi oldukça güçleşmektedir, zira metnin altının fiziksel bir medyada olduğu şekliyle irade beyanı sahibi tarafından el yazısı ile imzalanması mümkün değildir. Bu varsayımdan hareketle uzun yıllar boyunca elektronik sözleşmeler, doktrinde “yazılı” kabul edilmeyerek, yazılı bir sözleşmenin sahip olduğu hukuki güvenceden yoksun kalmışlardır. Hatta konuyla ilgili özel hukukî düzenlemeler yapılmasının en önemli gerekçelerinden birini de esasında bu durum oluşturmuştur. Nitekim, bu konuda hukuki düzenlemeler yapan ülkelerin pek çoğunda da aynı nedenden dolayı elektronik imzaya ilişkin düzenlemelerin, elektronik sözleşmeler ve ticarete ilişkin hukuki düzenlemelerden daha önce yapıldığını görmekteyiz.

Her ne kadar gerek Türk Borçlar Kanununda gerekse benzer diğer borçlar hukuku sistemlerinde geleneksel anlamda imza denilince kasıt el yazısı ile yazılan bir yazı ise de, bu konudaki hukuki düzenlemelerden önce de elektronik bir dökümanın imza unsuru çeşitli soru işaretlerine sahip olmuştur.

Bu konudaki ilk tartışmalar teleks ve faks iletişimlerinin yaygınlaşmaya başlaması ile hızlanmış ve teleks ve faks yoluyla gönderilen bir dökümanın “yazılılık şekline” uygun olup olmadığı tartışma konusu olmuştur. Teleks açısından bu soruya daha kesin bir hayır yanıtı vermek kolaydır, zira teleks üzerinde “imza” atılması mümkün olmayıp, teleks daha çok şahıslar arası direkt telgraf vasfında bir teknolojidir. Aslında telgraf açısından çeşitli Borçlar Hukuku sistemlerinde (ve bu bağlamda Türk Hukukunda da) yazılı şeklin unsurlarına haiz olduğu yolunda düzenleme ve görüşler vardır (BK.13/II). Ancak bu hükmün telekse kıyas yoluyla uygulanması pek güçtür zira telgraftan farklı olarak telekste metin objektif bir üçüncü kişinin (örneğin Posta İdaresi) muhafazası altında olmayıp, doğrudan doğruya icapçı tarafından gönderilmektedir. Teleks metni içinde “imza” unsurunun tamamlanması da mümkün olmadığından teleks metninin yazılı kabul edilmesi olası değildir. (5)

Faks iletişimi açısından ise durum biraz daha bulanıklaşmaktadır, zira teorik olarak faks metni bir imza ihtiva etmektedir. Ancak faks metni altındaki imzanın geçerli bir imza olarak tesbiti ciddi bir sorundur, zira

a) Faks teknolojisinin yapısı gereği bu imzanın orjinal metnin altında yer aldığından emin olmak imkansızdır (Örneğin bir başka metin altındaki imza fotokopi yoluyla gönderilmeden önce faks metni altına aktarılabilir)

b) Faks teknolojisinde irade beyanının beyan sahibi gözüken kişi tarafından göndermiş olup olmadığını anlamak çoğu kez mümkün değildir. (Faks makinelerinde zaman zaman gönderici numarası belirmekteyse de, bu numara göndericinin gerçek numarası olmayıp, yine gönderici tarafından belirlenen bir numaradır, dolayısıyla faks makinesini programlamayı bilen bir kişinin herhangi bir kişinin adı ve numarası ile faks göndermesi mümkündür)

c) Geleneksel bir yazılı metinden farklı olarak faks metni altındaki imzanın gerçekten göndericiye ait olup olmadığının bir uzman tarafından anlaşılması dahi çoğu kez mümkün olmayacaktır, zira bu araştırma faks/fotokopi metinlerde teknik olarak çok güçtür.

Dolayısıyla faks yoluyla gönderilen bir metnin de yazılı kabul edilmesinin mümkün olmadığı kabul edilmelidir. (6)

Bilgisayar ortamında hazırlanan bir elektronik sözleşmede ise o sözleşmenin altına irade beyanında bulunan kişinin isimin yazılması veya onu gösterir bir işaretleme yapılması pratikte bir değer ifade etmemektir (7), zira elektronik bir doküman herkes tarafından hazırlanmış olabileceğinden imza şeklinde bu yazıyı irade beyanı sahibine atfetmek ve hukuken imza vasfında kabul etmek olası değildir. Diğer bir deyişle imzanın hukuki amaçları arasında sayılan imza sahibini imzaladığı metinle ilişkilendirmek, imza sahibinin kimliğini tesbit etmek ve imza sahibin imzaladığı metine onay ve tasdiki (kabul) tesbit etmek unsurlarından bu örnekte söz etmek mümkün olmamaktadır.

Bununla birlikte elektronik sözleşmelerin tek oluşma şekli bu olmadığından, çeşitli değişik tipteki elektronik sözleşmelerde irade beyanının bir kişiye atfına delalet edecek çeşitli teknik yöntemler bulunmaktadır. Örneğin, email’le akdedilen bir sözleşmede kullanılan email adresleri, internet üzerinden akdedilen sözleşmelerde IP adresi denilen özel kodlar, ya da kullanıcı adı/şifre/manyetik kart/smart kart gibi kimlik tespitine yardımcı olacak araçlar bir irade beyanını bir kişiye atfetmek konusunda önemli yardımcılardan sadece birkaçıdır.

Teknik yönden bu araçların hepsi aynı güvenlik derecesine ve sonuçları yönünden de aynı kesinlik oranına sahip değildir. Örneğin, sanılanın aksine email adreslerinin tesbiti irade beyanını bir kişiye atfetmek konusunda çok zayıf bir teknik metottur, zira kişilerin kendilerine ait olmayan adresleri kullanarak email göndermeleri teknik olarak mümkündür.(8) Bununla beraber, bir kişinin internete bağlandığı sırada aldığı ve o esnada internette bir tek onun bu adrese sahip olması nedeniyle adeta dijital bir parmak izi hüviyetine sahip olan IP numarası, teknik olarak bir irade beyanını bir kişiye atfetmek konusunda çok güçlü bir araçtır. (9)

Elektronik sözleşmeleri geleneksel borçlar hukuku çerçevesinde yazılılık sorunu açısından değerlendirirken tüm bu teknik araçlar önemli yapı taşları olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu sözleşmelerin (en azından bir kısmının) geleneksel sözleşmeler hukuku anlamında “yazılı” kabul edilmesine gerekçe olarak öne sürülen en önemli nedeni, bu teknik araçlar kullanılarak bir irade beyanının bir kişiye atfının mümkün olması, yani imzanın gerekli unsurlarını taşıması oluşturmaktadır. İmza müessesinin sözleşmeler hukuku anlamında önemi ve fonksiyonu esasında bir irade beyanını KİMİN yaptığını tesbit etmek olduğundan, elle kağıt üzerine yazılmış bir isim olmasa dahi, eğer aynı kesinlikle bir irade beyanının bir başka araçla beyan sahibine aidiyeti saptanabiliyorsa, bu durumda bu sözleşmeye yazılılık şeklinin verdiği hukuki güvenceyi vermek gerekir. Zira çeşitli teknik yöntemlerle bir irade beyanının bir şahsa atfının yapılabildiği, bir diğer deyişle imzanın unsurlarının mevcut olduğu durumlarda imza şeklî olarak el ile atılmamış olsa bile unsurları mevcut bir imzadan söz etmek olasıdır.

Tüm bu tartışmaları hızlandıran en önemli gelişme ise ayrıntılarına aşağıda değinilecek olan elektronik imza olarak bilinen bir teknik metodun doğuşu ve yaygınlaşmaya başlamasıdır. Elektronik imza öncesinde elektronik sözleşmelerde yaygın olarak kullanılan diğer teknik metodlar genellikle el yazısı ile atılmış bir imzanın sağladığı güvence ve kesinlik oranlarına sahip olmadıklarından, bu metod kullanılarak akdedilmiş bir elektronik sözleşmeyi “yazılı” kabul etme noktasında çekinceler de daha kuvvetli bulunmaktaydı. Ancak elektronik imzanın doğuşu ile birlikte bu metodun elle atılmış imza kadar, hatta belki ondan daha kuvvetli şekilde irade beyanının sahibine atfının mümkün olması, elektronik olarak akdedilen sözleşmelerdeki imzaya ilişkin tartışmaları hızlandırmıştır.

Elektronik imza veya başka bir teknik imkanla bir irade beyanının sahibine aidiyetini saptanabiliyorsa ve bu saptamanın kesinliği ve gücü de kağıt üzerine elle atılmış bir imzanınki ile eşdeğerse (ve hatta ondan daha güçlüyse), bu durumda bu elektronik sözleşmeyi “imza unsuru tamamlanmış yazılı bir sözleşme” hüviyeti içinde değerlendirmek mümkün olacak mıdır? İmzanın en önemli üç unsurunu da içinde barındıran elektronik imza ile imzalanmış bir belge örneğinde hukukî unsurlar mevcut olduğundan bu soruya olumsuz yanıt verilmesi ilk bakışta güç gözükmektedir. Ancak bu güçlüğe rağmen kanaatimce bu sorunun cevabının-Türk Hukuku açısından ele alındığında- olumsuz olması zorunludur. Zira Borçlar Kanunu 14. maddesi 1. fıkrasındaki “elle” ibaresi, bir kişiye başka teknik imkanlarla atfedilebilecek irade beyanlarında bu teknik imkanları kanunun aradığı anlamda “imza” olarak nitelendirebilmeyi engeller niteliktedir. Esasında varılan bu sonuç kanaatimce çok adil değildir. Çünkü parmak izi kontrolü, göz retinası taraması gibi kullanılan bazı metotlar gerek güvenlik açısından, gerekse sonuçlarının kesinliği yönünden elle yazılan bir yazıya oranla teknik yönden çok daha güçlü durumdadır ve imzanın hukuki tüm unsurlarını da taşımaktadır. Buna rağmen yasanın yazılı bir sözleşme için tanıdığı hukuki güvenceleri elle atılmış bir imza için tanırken, bu teknik yollar kullanılarak oluşturulan bir irade beyanı için tanımamayı mantıklı bir sonuç olarak kabul etmenin güçlüğü ortadadır. Ayrıca yasa koyucunun imza yerine kaim olmak üzere 15. madde ile parmak izine, 14/2 ile alet kullanılması ve yine aynı maddede âmalar için özel metotlar getirmesine istinaden, bu konudaki itirazlar biraz daha da güçlenmektedir, zira elle atılmış bir imzanın yazılılık şeklinin olmazsa olmaz TEK şartı olmadığı anlaşılmaktadır. Ancak herşeye rağmen, bu düzenlemelerin özel olarak yasada yer almış olması karşısında, yasada yer almayan diğer teknik metotların m.14/1’in açık ifadesi karşısında Türk Hukukunda yazılılık çerçevesi içinde kendine yer bulması mümkün gözükmemektedir.

Ancak kabul etmek gerekir ki, yasa koyucunun bu maddeyi ihdas ederken tek amacı aslında bir irade beyanını bir kişiye atfedebilmek için sağlıklı bir metot oluşturmaktan ibarettir, yoksa yasa koyucu aslında beyanın onayının özellikle “kağıt üzerine kalemle çizilmiş olması” ile ilgili değildir. Yasanın hazırlandığı yıl da dikkate alındığında bu metot o dönem için belki de tek “güvenilir” metot olduğundan yasa koyucunun metni bu şekilde kaleme alması normal karşılanmalıdır. Bu nedenle aslında elektronik sözleşmelerde irade beyanını güvenli bir şekilde bir kişiye atfedebilen teknik yollar, yasa koyucunun getirmeye çalıştığı sistem içinde “imza” olarak kabul edilebilecek mahiyettedir. Fakat Türk Hukuku dikkate alındığında belirtilen teknik yöntemler yasa koyucunun getirmeye çalıştığı sisteme tam olarak uysalar dahi, yasanın açık metni karşısında imza olarak kabul edilmeye elverişli değildirler. Bununla birlikte yasa koyucu “el ile yazılma” konusunda bu kadar kesin bir hüküm getirmeseydi veya bu konuda bizim yasamızdan farklı bir şekilde kaleme alınmış başka bir ülke mevzuatı dikkate alınsaydı, bu durumda yazılılık konusu tartışılırken yasa koyucunun amacı da dikkate alınarak bu tip elektronik sözleşmelerin yazılılık şekil şartına uygun olarak değerlendirilmesi kanaatimce mümkün olacaktır.

Elbette ki, bu konudaki en iyi hukuki çözüm konuyla ilgili özel yasal düzenlemeler yaparak, elektronik sözleşmeleri zorlama şekilde geleneksel Borçlar Hukuku sistemleri içine yerleştirmeye çalışan bu yorumları nihayete erdirmek ve konuyu bu özel hukuki düzenleme içinde çözmektir. Nitekim uygulamada da, hemen her ülkenin bu yolu izleyerek, gerek elektronik sözleşmelerle ilgili olsun gerekse elektronik imza ile ilgili olsun özel yasalar çıkarttıkları görülmektedir.

Son olarak burada tartışılan teknik metotlara ait yorumların sadece elektronik bir irade beyanının Borçlar Hukuku anlamında yazılı bir sözleşmeye ilişkin şekil şartının yerine gelip gelmediği noktasında zikredildiğinin altını çizmek isterim. Bu yorumlar söz konusu irade beyanının hukuki anlamda geçerliliği ya da usul hukuku açısından ispat değerine ilişkin değildir.

-----------------
(*) Sinan Öztürk Elektronik Sözleşmeler (Kuruluş ve Geçerlik Şartları) – İ.Ü.SBE.Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, 2002, sf.146

(1) Bu tezin yazıldığı 2002 tarihi itibariyle.
(2) KOCAYUSUFPAŞAOĞLU yazılılığın bu üçüncü unsuru ile ilgili ilginç bir örneğe değinmektedir: 1905 tarihinde Alman İmparatorluk Mahkemesinde görülen bir davada yargılama konusu olay şu şekilde cereyan etmiştir: Evli bir kadın kocasının ve alacaklının gözü önünde kocasının borcu için bir kefalet senedi imzalamış, ve tam bu esnada koca bu olayı gururuna yediremeyerek yan odada tabanca ile intihar etmiştir. Bu olay ortalığı karıştırmış ve alacaklı imzalanan bu metni o anda almayı ihmal etmiştir. Bilahare kadının bu metni teslimden imtina etmesi üzerine alacaklının açtığı davada Mahkeme, imzalı dahi olsa metnin borçlunun fiili hakimiyeti altında bulunduğunu ve teslim edilinceye kadar her zaman borçlunun irade beyanından rücu edebileceğini hükme bağlamış ve böylece yazılı belgenin teslimini yazılılık şeklinin bir unsuru kabul edilmiştir.
(3) OĞUZMAN, A.e., s..118.; İNAN, A.e, s.138. EREN ise aynı fikirde olmakla beraber “metnin sürekli ve dayanıklı bir madde üzerine yazılmış olmasını” aramaktadır. EREN, A.e., s.337
(4) KOCAYUSUFPAŞAOĞLU iki amaçtan söz etmektedir: a) imzayı atan kişinin belli edilmesi, teşhisinin sağlanması, b) imzanın beyan iradesini açığa vurmasının sonucu, metnin imza sahibi tarafından kabul edildiğini tesbit etmek. KOCAYUSUFPAŞAOĞLU, A.e., s.226.
(5) KOCAYUSUFPAŞAOĞLU, A.e., s.236-237. Aksi yönde kabul edilebilecek bir Yargıtay kararı: “Bugünkü modern kominikasyon sistemi gereği ticari hayatta teleksin çok sık kullanılan bir yol olması ve taraflaca itiraza uğramaması halinde teleks yazışmalarının da delil niteliğinde kabul edilmesi gerekir. Teleks yazışmasının imzalı olması mümkün ve müteamel değildir”. Yarg.11.HD., 10.7.1986 T., E.1986/3605, K.1986/4337, Kay.KOCAYUSUFPAŞAOĞLU, A.e., s.237
(6) Aynı görüş KOCAYUSUFPAŞAOĞLU, A.e., s.239. Farklı görüşteki bir İngiliz Mahkemesi kararında Mahkeme “faks üzerindeki imzanın normal bir kağıt üzerindeki imzadan farklı olamayacağı, kişiyi tanımlayan bir işaret anlamına gelen imza için bazı metotları geçerli kabul ederkeni bazılarını etmemek için bir neden bulunmadığını” belirtmektedir. (Re a Debtor Davası 2021/1995, CHISSICK/KELMAN, A.e., s.83,dn.9). Ancak buradaki sorunun bu işaretin gerçekten atfedilen kişi tarafından yapılıp yapılmadığını tesbit etmekteki imkansızlık olduğu gözden kaçmamalıdır. Dolayısıyla bu örnekte kişinin imzayı kabulü varsa Mahkemenin vardığı sonuç doğru ise de (ki bu durumda zaten muhtemelen bir ihtilaf olmayacaktır), aksi durumda yani imza inkarı varsa bu iddianın doğruluğunun teknik olarak ispatının zorluğu karşısında Mahkemenin vardığı sonuç eleştiriye açıktır.
(7) K.g.Benjamin WRIGHT “The Verdict On Plaintext Signatures: They're Legal” (http://pimall.com/nais/n.cyber.sig.html), (Çevrimiçi) (5.1.2002)
(8) Email iletişimi (şifrelenmeden ve elektronik olarak imzalanmadan kullanıldığında), teknolojisi gereği çok güvenli bir iletişim değildir, zira email iletisi varacağı adrese ulaşıncaya kadar internet üzerinde pek çok değişik sunucuyu dolaştığından, bu sunucular üzerinde okunması, değiştirilmesi ya da silinmesi (en azından teorik olarak) mümkündür. (k.g.: Hasan SINAR, “İnternet ve Ceza Hukuku”, s.34). Bu durum sadece mesajın içeriğine ilişkin olmayıp mesajın gönderici adresine de ilişkindir. Ancak bundan da önemlisi, bir mesajın göndericisi olarak gözüken adresin esasında gerçek gönderici tarafından teknik olarak kolayca değiştirilebilmesidir. [Maria Magdalena Payeras i Capellà “Contract Law & Technology Convergence” s.2, http://www.eclip.org/documents/deliverable_2_2_7_contract_law&tech.pdf, (Çevrimiçi) (30.12.2001)].Dolayısıyla teknik bilgisi olan herkes aslında gönderici kısmında kendisine ait olmayan bir adres kullanarak email gönderebilir. Bu yönüyle email iletişimi başkasının adıyla yazılmış bir mektuptan farklı olmayıp, esasında elektronik imzanın ortaya çıkış gerekçesi de bu teknik gerçektir.
(9) Örneğin son yıllarda gerek elektronik sözleşmeler konusunda, gerekse genel olarak güvenlik kontrolü gereken her tip işlemde kullanılmaya başlayan, parmak iziyle/göz retina taraması ile çalışan sistemlerin de burada en azından isimleri zikredilmelidir. Bu sistemler her zaman elektronik sözleşme kurma amacına hitap etmeseler de, kullandıkları metotların güvenliği nedeniyle kullanımları elektronik sözleşmeler alanına da nüfuz etmektedir. İrade beyanında bulunanın bu beyanını göz retinasını bir cihaza taratarak veya parmak izini bir makineye okutarak oluşturduğu bu tarz sözleşmelerde bu beyanın beyanda bulunan kişiye ait olduğu elle atılmış bir imzaya kıyasla çok daha kesin, güvenli ve hızlı olarak saptanabilmektedir. Bu teknik imkanlar özellikle gelecekte elektronik irade beyanlarının ulaşacağı noktayı göstermesi açısından dikkat çekicidir.


 
Şerhi Ekleyen Üyemiz:
Sinan ÖZTÜRK
Hukukçu
Şerh Son Güncelleme: 23-03-2010

THS Sunucusu bu sayfayı 0,02965498 saniyede 8 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.