Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

11. Hukuk Dairesi 2020/2021 E. , 2021/2703 K. İçtihat

Üyemizin Özeti
Dava belirsiz alacak davası olarak açılmışsa da alacağının miktarının belirlenebilir olduğu gerekçesiyle, taraf vekillerinin istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesince verilen bu karar Yargıtay 11.Hukuk Dairesince de onanmıştır.
(Karar Tarihi : 2021)
11. Hukuk Dairesi 2020/2021 E. , 2021/2703 K. "İçtihat Metni"
MAHKEMESİ: İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 22/02/2018 tarih ve 2015/630 E. - 2018/170 K. sayılı kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nce verilen 20/02/2020 tarih ve 2018/1559 E. - 2020/241 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Mustafa Ibrahim Adır tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalının müvekkili şirkette müdür olarak çalışırken 02.05.2012 tarihinde istifa etmek suretiyle işten ayrıldığını ve kısa bir süre sonra taraflar arasındaki hizmet sözleşmesinin 22. maddesiyle düzenlenen rekabet yasağına aykırı olarak aynı sektörde faaliyet gösteren rakip bir şirkette çalışmaya başladığını, zikredilen sözleşme hükmüyle, işçinin rekabet yasağı kaydına aykırı davranışı halinde son bürüt ücretinin 24 katı tutarında cezai şart ödeyeceğinin öngörüldüğünü ileri sürerek, belirsiz olan alacağının şimdilik 20.000.- TL asgari tutarının davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, 17.11.2017 tarihli ıslah dilekçesiyle talebini 207.480,00 TL'ye yükseltmiştir.
Davalı vekili, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasındaki hizmet sözleşmesine göre, işçinin cezai şart ödemeye mahkum edilmesinin ön koşulunun haklı sebeplerle işten çıkarılma olgusu olduğu, ancak somut olayda davalının haklı sebeplerle işten çıkarılmayıp kendi arzusuyla işten ayrıldığı, bunun yanında davacının, işçinin iş sırlarına vakıf olduğunu ve zarar olgusunu ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı taraf vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İstinaf mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 107. maddesiyle, bir davanın belirsiz alacak davası olarak açılabilmesine ancak alacağın miktarının objektif sebeplerle hesaplanamadığı durumlarda cevaz verildiği, alacağın miktarı belirlenebilir olmasına rağmen belirsiz alacak davası açmakta dava şartı olan hukuki yararın bulunmadığı, bu tip durumlarda bu husustaki dava şartı eksikliğinin giderilmesine de imkan bulunmadığı, somut olayda, dava belirsiz alacak davası olarak açılmışsa da alacağının miktarının belirlenebilir olduğu gerekçesiyle, taraf vekillerinin istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
KARAR : Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 4,90 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 22/03/2021 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi.


KARŞI OY
Dava, taraflar arasında düzenlenen hizmet sözleşmesinin 22. maddesinde öngörülen rekabet yasağı hükmüne aykırı davranan davalıdan, sözleşmede kararlaştırılan cezai şartın tahsili istemine ilişkindir. 6100 sayılı H.M.K 33 maddesinde "Hakimin, Türk Hukukunu re'sen uygulayacağı",
HMK 107/1 maddesinde "davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkansız olduğu hallerde alacaklının, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değer belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabileceği", HMK 109/2 maddesinde düzenlenen kısmi dava açma yasağına ilişkin hükmün davadan önce 01.04.2015 tarih ve 6444 sayılı Yasa'nın 4. maddesi ile yürürlükten kaldırılması sonucu dava tarihi itibari ile kısmi dava açmanın mümkün olduğu, HMK- 115/2 maddesinde "mahkemenin dava şartı noksanlığını tesbit etmesi halinde davanın usulden reddine karar verileceği", HMK 115/3 maddesinde de, "dava şartı noksanlığı mahkemece davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş taraflarca ileri sürülmemiş ve fakat hüküm anında bu noksanlık giderilmişse dava şartı noksanlığından ötürü davanın usulden reddedilmeyeceği " düzenlenmiştir.
Somut uyuşmazlıkta;
19.06.2015 dava tarihinde davacı vekilince, davalının sözleşmede öngörülen rekabet yasağına aykırı davrandığı iddiasıyla 20.000.00 TL değer gösterilmek suretiyle belirsiz alacak davası açılmış,
Davalı davanın reddini savunmuş, yargılama sırasında davacı vekili 17.11.2019 tarihli dilekçesi ile davasını ıslah ederek 207.480.00 TL'nin davalıdan tahsilini istemiş, İlk Derece Mahkemesince davanın esastan reddine karar verilmesi, taraflarca istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince tarafların istinaf başvurularının kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davacının belirsiz alacak davası açmakta hukuki yararının bulunmaması nedeniyle resen dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekilince temyiz edilmiş olup, sayın çoğunluk görüşü doğrultusunda davacı vekilinin temyiz istemi red edilerek Bölge Adliye Mahkemesi kararı onanmıştır.
Sayın çoğunluğun onama gerekçesine katılamıyorum.
HMK 114/1-h maddesinde dava şartları arasında sayılan hukuki yarar, yargı merciinde dava açılabilmesi için davacının davayı açmakta ve mahkemeden hukuksal koruma istemekte bir çıkarının bulunması gerektiğine ilişkin ilkedir. Davacının davayı açtığı tarih itibariyle dava açmakta hukuk kuralları tarafından haklı bulunan bir yararı olmalı ve hakkını elde edebilmesi için mahkeme kararına ihtiyaç bulunmalıdır. Öte yandan bu yararın, "hukuki ve meşru", "doğrudan ve kişisel", " doğmuş ve güncel" olması da gerekmektedir. Bir davada hukuki yarar ilkesinin dava şartı olarak gözetilmesinin, yargılamanın amacına ve usul ekonomisi ilkesine uygun olacağı her türlü duraksamadan uzaktır. Bu ilkeden hareketle bir davada hukuki menfaatin bulunup bulunmadığı mahkemece, tarafların dava dosyasına sunduğu deliller, olay veya olgular çerçevesinde yargılamanın her aşamasında ve kendiliğinden gözetilmelidir. Böylece kişilerin haksız davalar açmak suretiyle dava hakkını kötüye kullanmasına karşı bir güvence de sağlanmış olmaktadır.
Bu açıklamalar kapsamında somut uyuşmazlığa bakıldığında davacı vekili 20.000.00 TL değer göstermek suretiyle belirsiz alacak davası açmış olup yargılama sırasında 17.11.2019 tarihli dilekçesi ile harcını da ikmal etmek suretiyle 207.480.00 TL'nin tahsili istemi ile davasını tam (eda) davasına ıslah etmiştir. Nitekim İlk Derece Mahkemesince de dava, tam dava olarak kabul edilmek suretiyle dava esastan red edilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi ise taraflarca ileri sürülmemesine rağmen kamu düzeni mülahazası ile yazılı şekilde belirsiz alacak davası açılmasında hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle dava şartı yokluğundan davanın reddine karar vermiştir. Oysa davacı vekili 17.11.2019 tarihli dilekçesi ile başlangıçta belirsiz alacak davası olarak açtığı davasını tam davaya ıslah etmiş olup, Bölge Adliye Mahkemesinin kabulü, HMK 176-182 maddelerinde düzenlenen ıslah müessesesinin niteliğine açıkça aykırıdır.
Diğer taraftan, dava, belirsiz alacak davası olarak açılmakla birlikte HMK 107/1 maddesinde düzenlenen koşulların bulunmaması nedeniyle alacak belirli bulunduğundan, davanın belirsiz alacak davası olarak açılması mümkün değil ise de, alacağının ödenmediğini iddia eden davacının, mevcut yasal düzenlemeler karşısında dava açmaktan başka bir yolla alacağına kavuşma imkanı olmayıp, bir mahkeme kararına ihtiyaç bulunması karşısında eldeki davayı açmakta hukuki yararı mevcuttur. Başka bir anlatımla alacağı olduğunu iddia eden davacının alacağının tahsili amacı ile ister kısmi, ister tam eda veya belirsiz alacak davası açmasında her zaman hukuki yararı vardır. Zira davacı davalıdan olan alacağını talep etmektedir. Dava tarihi itibariyle belirli alacaklar içinde artık kısmi dava açılması mümkün hale geldiğine ve davacının alacaklarının bir kısmını dava ettiğinin dava dilekçesi içeriğinden anlaşılmasına, davanın kısmi dava olarak görülmesi için gerekli koşulların somut olayda bulunmasına göre, açılan davada hukuki yarar bulunmadığına ilişkin bölge Adliye Mahkemesi kararında isabet bulunmamaktadır. Bu yöndeki kabulün T.C. Anayasası'nın 141 ve 6100 sayılı HMK 30. maddesinde düzenlenen davaların en az giderle ve mümkün olan en kısa sürede sonuçlandırılmasını öngören "usul ekonomisi" ilkesine de uygun olacağı, Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alman hak arama özgürlüğüne ve mahkemeye erişim hakkına da hizmet edeceği açıktır. (HGK 16.05.2019 gün E: 2016/22-/1166-K: 2019/576 sayı)
Bu halde davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kararın onanmasına ilişkin sayın çoğunluk görüşüne karşıyım.
İlgili Mevzuat Hükmü : Hukuk Muhakemeleri Kanunu MADDE 107 :(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.

(2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır. (Değişik 28.07.2020 T. 7251 Sy.Kanun-7.madde)

(3) (28.07.2020 Tarih 7251 Sy.Kanun-7.madde ile Yürürlükten Kaldırılmıştır.)



 
Şerhi Ekleyen Üyemiz:
Stj.Av.Elif ŞENSES
Hukukçu
Stajyer Avukat
Şerh Son Güncelleme: 24-05-2021

THS Sunucusu bu sayfayı 0,02650690 saniyede 8 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.