Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2013/21995 Esas 2014/14341 Karar İçtihat

Üyemizin Özeti
Muris kadastro tespitinden sonra ölmüşse Kadastro Kanunu 12/3 maddesindeki 10 yıllık hak düşürücü süre uygulanmaz.
(Karar Tarihi : 17.09.2014)
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;

-KARAR-

Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil olmazsa tenkis isteğine ilişkindir.

Mahkemece, 3402 sayılı Yasanın 12/3. maddesi gereğince 10 yıllık sürenin geçtiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacıların mirasbırakanı babaları O ___ B ____'ın 16.6.1998 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak davacı kızları Emine ve Beyhan ile davalı oğulları İsmail ve Halil'i, ayrıca dava dışı kızı Zehra'yı bıraktığı, dava konusu taşınmazlardan x parsel sayılı taşınmazın senetsizden 16.4.1985 tarihinde 1/2'şer paylarla davalılar adına, dava konusu olan diğer 14 parça taşınmazın ise tapu kayıtlarına dayanarak 16.4.1985 ve 4.4.1991 tarihlerinde yine 1/2'şer paylarla davalılar adına kadastro tespiti sonucu tescil edildiği kayden sabittir. Davacılar, mirasbırakanlarının kız çocuklarından mal kaçırmak amacıyla ve muvazaalı olarak taşınmazların tamamını satış göstermek suretiyle davalı oğullarına temlik ettiğini ileri sürerek eldeki davayı açmışlardır.

Hemen belirtilmelidir ki, muris muvazaası iddiasına dayalı davaların, terekeye karşı yapılan haksız fiil niteliğini taşıdığından herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi olmaksızın her zaman açılabileceği, dava hakkının murisin ölümüyle ortaya çıkacağı kuşkusuzdur. Başka bir anlatımla muvazaalı işlem hiçbir hüküm doğurmaz ve muvazaa nedeninin ortadan kalkması ya da bir zamanın geçmesi ile görünürdeki batıl işlem geçerli hale gelmez. 01.04.1974 gün 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi davacı mirasbırakanın halefi olarak değil, miras hakkının çiğnenmesinden ötürü zarara uğrayan kişi olarak ve kendi miras hakkına dayanarak dava açmaktadır. Kadastro Kanununun 12/3. maddesi hükmünde öngörülen hak düşürücü sürenin uygulanmasında murisin ölüm tarihi büyük önem taşır. Anılan yasal düzenlemeye göre, kadastro tespit tutanağında belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak itiraz edilemez ve dava açılamaz. Başka bir ifadeyle anılan sürenin ancak hakkın kadastro tespit tutanağının tanzim tarihinden önce doğması halinde uygulama imkanına kavuşur. Tutanağın tanziminden sonra doğan haklara ilişkin açılan davalarda uygulama yeri yoktur. Mirasbırakanın ölümü ile tereke intikal eder ve terekenin açılmasıyla mirasçılar tereke üzerinde hak sahibi olurlar.

Somut olayda, kadastro tespitinin 16.4.1985 ve 4.4.1991 tarihlerinde yapıldığı, mirasbırakanın ise tespitten sonra 16.6.1998 tarihinde öldüğü anlaşılmaktadır. Buna göre, 3402 sayılı Yasanın 12/3. maddesinde öngörülen hak düşürücü sürenin olayda uygulanamayacağı tartışmasızdır.

Hâl böyle olunca, mirasbırakanın ölüm tarihi gözetildiğinde, işin esasına girilerek inceleme ve araştırmanın yapılması, dava konusu taşınmazların kadastro tespitine dayanak alınan tapu kayıtlarının ilk tesisinden itibaren tüm tedavülleriyle birlikte getirtilmesi, mirasbırakan tarafından davalılara yapılan temliklerin tespit edilmesi, tanık beyanları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilerek, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve yasal olmayan gerekçelerle yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.

Davacıların temyiz itirazları açıklanan nedenle yerindedir. Kabulüyle hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 17.09.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
İlgili Mevzuat Hükmü : Türk Borçlar Kanunu (Yeni) MADDE 19 :Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır.

Borçlu, yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı kazanmış olan üçüncü kişiye karşı, bu işlemin muvazaalı olduğu savunmasında bulunamaz.



 
Şerhi Ekleyen Üyemiz:
Av.Ufuk BOZOĞLU
Hukukçu
Avukat
Şerh Son Güncelleme: 20-08-2019

THS Sunucusu bu sayfayı 0,02450299 saniyede 8 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.