Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2014/638E. 2016/501K. İçtihat

Üyemizin Özeti
Bir mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir.
Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür.
(Karar Tarihi : 13/04/2016)
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla)

Taraflar arasındaki "şirket genel kurullarının iptali ve kayyım atanması" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesince (Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) davanın kısmen kabulüne dair verilen 16.02.2012 gün ve 2011/498 E., 2012/48 K. sayılı kararın incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 09.05.2013 gün ve 2012/8803 E., 2013/9469 K. sayılı ilamıyla;
(... Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketin ortağı olduğunu, 29/05/2011 tarihinde yapılan son olağan genel kurul toplantısına kadar 2010 mali yılı denetçiliği görevini üstlendiğini görevinin anılan genel kurulda sona erdiğini, 29/05/2011 tarihli genel kurulda toplanan vekaletlerin çoğunun sahte olduğu şüphesi ile Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunduğunu, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı müfettişi tarafından yapılan incelemede şirket kayıtlarına göre 2.268 ortağın yazılı bulunduğu ancak bunlardan 2.081 ortağın TTK hükümlerine uygun olarak ortak kaydedilmediğini, ortaklıklarının geçersiz olduğunu, yönetim kurulunun ortaklık şartlarını taşımayan kişileri ortak olarak kaydettiğini, bunlardan da vekalet alıp genel kurul yaptıklarını ileri sürerek, yasal olan şirket ortaklarının tespitine, yasal olarak kaydedilmeyen ortakların ortaklıklarının düşürülmesine, usulsüz işlem sonucu hissedar olan ortakların ortaklıktan çıkartılmasına, kullanılan oylar da dikkate alınarak yasal olmayan ortaklar tarafından yapılan genel kurulların ve alınan kararların iptaline, ayrıca son yapılan genel kurulda seçilen yönetim kurulunun yasal olmayan ortaklarca seçilmiş olmasına nazaran gerçek hak sahiplerince yapılacak yeni bir genel kurula kadar tedbiren yönetimin kayyıma devrine karar verilmesi talep ve dava edilmiştir.
Davalı vekili, davacının hangi ortağın ortaklığının geçersiz olduğunu, hangi ortağın ortaklıktan çıkarılması gerektiğini, hangi tarihli genel kurulların iptalini istediğini açıklamadan muğlak ifadelerle söz konusu taleplerde bulunmasının hukuka aykırı olduğunu, şirket ortak kaydı ve yapılan genel kurulların usulüne uygun olduğunu, şirketin idaresinde herhangi bir sorun bulunmadığı için kayyım atanması talebinin reddi gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Feri müdahil, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, "davanın kısmen kabulüne, yasal olarak kaydedilmeyen ortakların ortaklıklarının düşürülmesi talebi yönünden husumet itirazının kabulü ile bu talebin husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine, usulsüz işlem sonucu hissedar olan ortakların ortaklıktan çıkartılması talebi yönünden husumet itirazının kabulü ile bu talebin husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine, genel kurulların ve alınan kararların iptali talebi yönünden dava ehliyeti itirazının kabulü ile davacının dava açma ehliyeti olmadığından usulden reddine, yasal olan şirket ortaklarının tespiti ve yapılacak genel kurula kadar tedbiren yönetimin kayyıma devri talebi niteliğindeki davanın kısmen kabulü ile davalı şirketin niteliği, yapısı, dosya kapsamı ve konuya ilişkin yasal düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde dava dışı binlerce kişinin hukukunu da etkiler nitelikte karar verilemeyeceğinden ve fakat belirtilen sorunun aydınlanmasında da hem davacının hem de dava dışı ilgililerin hukuki yararı bulunduğundan davalı şirketin kayyım heyeti marifetiyle genel kurulunun yapılması gerektiğine, yasal düzenlemeye göre zamanı yakın ve mümkün olması durumunda olağan, aksi halde olağanüstü genel kurul yapılmak suretiyle sorunun aşılması gerektiğine, yapılacak davet yönünden ve herhangi bir hukuki anlam içermemek üzere sadece tebligat yönünden kayyım heyetinin ihtiyaç duyacağı bir tutanak olması çerçevesinde "son hazirun cetveli"nin esas alınmasına, davalı şirketin olağan ya da olağanüstü genel kurulu yapılıp bu konuda genel kurulca alınacak karara kadar geçerli olmak üzere davalı şirketin ihtiyati tedbir yoluyla kayyım heyeti tarafından yönetilmesine, mevcut kayyım heyetinin görevinin aynen devamına, kayyım heyetinin bu kararın kesinleşmesine kadar telafisi mümkün olmayacak nitelikte esasa ilişkin işlem yapmamasına, kayyım heyetinin genel kurulu olağanüstü toplantıya davet ve toplantının tamamlanması için gerekli işlemleri yapma hususunda yetkili olduğuna, kimlerin ortak olduğu, ortaklığı söz konusu olanın ortaklığına itiraz gibi hukuki yararla sınırlı arayışların bu konularda yapılacak genel kurulda alınacak kararlara bağlı olarak ve "Muhatap" yönünden özgülenmiş olarak ilgili tarafından ilgili aleyhine açılacak dava ya da davalarla her bir "Muhatabın" ortaklığının münferiden ve bağımsız olarak tartışılmasının sağlanacağı hukuki yollarla yapılacak hukuki arayışlar yönünden yapılacak genel kurul kararlarına bağlı olarak ilgililerin hak aramada muhtariyetlerine" karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1-Dava, ortaklığın tespiti, ortaklık şartlarını taşımayanların ortaklıktan çıkarılması, şirket genel kurullarının iptali ve kayyım atanması istemlerine ilişkindir. 1086 sayılı HUMK' nun 388 nci maddesi ve benzer düzenleme içeren 6100 sayılı HMK'nun 297. maddesi hükmüne göre, mahkeme kararları, asgari olarak tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri, incelenen maddi ve hukuki olayın özünü, mahkemeyi sonuca götüren gerekçelerin neler olduğu hususlarını ihtiva etmelidir. Yine Anayasanın 141'nci maddesinin 3'üncü fıkrası hükmü de mahkeme kararlarının gerekçeli olması gerektiğini düzenlemektedir. Dolayısıyla gerekçe, bir hükmün olmazsa olmaz unsurudur. Taraflar, ancak kararlara konulması gereken gerekçeler sayesinde hükmün hangi maddi ve hukuki nedene dayandırıldığını anlayabilirler. Ayrıca, karar aleyhine yasa yollarına başvurulduğunda da Yargıtay incelemesi sırasında gerekçe sayesinde kararın usul ve yasaya uygun olup olmadığı denetlenebilir. Diğer bir anlatımla, Yargıtay incelemesi ancak bir kararın gerekçe taşıması halinde mümkün olabilir.
Temyiz konusu yapılan mahkeme kararı, 1086 sayılı HUMK'nın 388'nci maddesinde, 6100 sayılı HMK'nın 297. maddesinde belirtilen unsurlardan ve özellikle de gerekçeden yoksun olup, denetime elverişli değildir. O halde, gerekçesiz şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
2-Bozma sebep ve şekline göre, taraf vekillerinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir...)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.


HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, şirket ortaklarının tespiti, ortaklık şartlarını taşımayanların ortaklıktan çıkarılması, şirket genel kurullarının iptali ve yönetime kayyım atanması istemlerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne dair verilen karar taraf vekillerinin temyizi üzerine Özel Dairece, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmuş; mahkeme, önceki gerekçeler ile direnilmiştir.
Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; bozmaya konu yerel mahkeme kararının, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (6100 sayılı HMK)'nın 297. maddesi anlamında gerekçe ihtiva edip etmediği noktasında toplanmaktadır.
Konunun anlaşılabilmesi için öncelikle mahkeme kararlarının niteliği ile hangi hususları kapsayacağına ilişkin yasal düzenlemelerin değerlendirilmesi zorunludur.
Bilindiği üzere, 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK'nın 297/1-c. maddesi bir mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiğini açıklamıştır.
6100 sayılı HMK'nın "Hükmün Kapsamı" başlıklı 297/1. maddesinin (c) bendinde;
"Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri" ile aynı maddenin 2. fıkrasında "Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir."
Düzenlemesi yer almaktadır.
Buna göre bir mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir.
Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hakimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini (hukuki sebepleri) kendiliğinden (re'sen) araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar.
Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst mahkeme de, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz (Kuru, Baki/ Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, 22. Baskı, Ankara 2011, s. 472).
Anayasa'nın 141. maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.
Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir.
Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay'ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.
Nitekim, 07.06.1976 gün ve 3/4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde yer alan "Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir." şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye vurgu yapılmıştır.
Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasa'nın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK'nun 297. (Mülga HUMK'nun 388.) maddesi, işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir.
Öte yandan, mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden kesin hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür.
Bu genel açıklamalar ve ilkeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde, usulün öngördüğü anlamda oluşturulmuş ve Özel Daire tarafından denetlenebilecek nitelikte bir hüküm bulunmadığı her türlü duraksamadan uzaktır. Mahkemece bozma öncesi verilen kararda, tarafların iddiası ve savunması, tensip tutanakları ve duruşma tutanakları dışında herhangi bir söz, açıklama veya değerlendirme, kısaca herhangi bir gerekçe bulunmamaktadır.
Şu durumda, mahkemece yapılacak iş; tüm deliller, iddia ve savunma birlikte değerlendirilerek, özellikle Anayasanın 141/3. maddesi ve 6100 sayılı HMK'nın 27 ve 297. maddeleri kapsamında gerekçe oluşturularak, vardığı yargıyı içerir ve denetlenebilir hüküm kurmak olmalıdır.
O halde, Özel Daire kararına uymak gerekirken yasal düzenlemeler ve ilkeler dikkate alınmadan usulün öngördüğü niteliklere haiz bulunmayan önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle, direnme kararı bozulmalıdır.
KARAR : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma ilamında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 13.04.2016 gününde oybirliğiyle ile karar verildi.
İlgili Mevzuat Hükmü : Hukuk Muhakemeleri Kanunu MADDE 297 :(1) Hüküm “Türk Milleti Adına” verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar:

a) Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini.

b) Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini.

c) Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri.

ç) Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini.

d) Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını.

e) Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi.

(2) Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.



 
Şerhi Ekleyen Üyemiz:
Av.Mehmet Saim DİKİCİ
Hukukçu
Avukat
Şerh Son Güncelleme: 24-03-2017

THS Sunucusu bu sayfayı 0,05029511 saniyede 8 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.