Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

5271 S.lı Ceza Muhakemesi Kanunu MADDE 64
(1) Bilirkişiler, il adlî yargı adalet komisyonları tarafından her yıl düzenlenen bir listede yer alan gerçek veya tüzel kişiler arasından seçilirler. Cumhuriyet savcıları ve hâkimler, yalnız bulundukları il bakımından yapılmış listelerden değil, diğer illerde oluşturulmuş listelerden de bilirkişi seçebilirler. Bu listelerin düzenlenmesine veya listelerde yer verilenlerin çıkarılmalarına ilişkin esas ve usuller, yönetmelikte gösterilir.

(2) Atama kararında, gerekçesi de gösterilmek suretiyle, birinci fıkrada belirtilen listelere girmeyenler arasından da bilirkişi seçilebilir.

(3) Kanunların belirli konularda görevlendirdiği resmî bilirkişiler öncelikle atanırlar. Ancak kamu görevlileri, bağlı bulundukları kurumla ilgili davalarda bilirkişi olarak atanamazlar.

(4) Bilirkişi olarak atanan bir tüzel kişi ise, kendisi adına incelemeyi yapacak gerçek kişi veya kişilerin isimlerini, bilirkişi atayacak yargı merciinin onayına sunar.

(5) Listelere kaydedilen bilirkişiler, il adlî yargı adalet komisyonu huzurunda "Görevimi adalete bağlı kalarak, bilim ve fenne uygun olarak, tarafsızlıkla yerine getireceğime namusum ve vicdanım üzerine yemin ederim." sözlerini tekrarlayarak yemin ederler. Bu bilirkişilere görevlendirildikleri her işte yeniden yemin verilmez.

(6) Listelerde yer almamış bilirkişiler, görevlendirildiklerinde kendilerini atamış olan merci huzurunda yukarıdaki fıkrada öngörülen biçimde yemin ederler. Yeminin yapıldığına ilişkin tutanak hâkim veya Cumhuriyet savcısı, zabıt kâtibi ve bilirkişi tarafından imzalanır.

(7) Engel bulunan hâllerde yemin yazılı olarak verilebilir ve metni dosyaya konulur. Ancak bu hâle ilişkin gerekçenin kararda gösterilmesi zorunludur.

ADLİ TIP KURUMU'NA BAŞVURMAK ZORUNLU MUDUR?

Üyemizin Notu: ADLİ TIP KURUMU'NA BAŞVURMAK ZORUNLU MUDUR?

Av. İsmail DUYGULU
Hem hukuk ve hem de ceza davalarında Adli Tıp Kurumu'na başvurulmak suretiyle rapor alındığı ve bu raporlar ile bağlı kalınarak hüküm kurulduğu bilinmektedir.
Adil yargılanma, hukuki dinlenilme / savunma ve ispat hakkı kapsamında, Adli Tıp Kurumu nezdinde yapılan ve itiraza konu olan yetersiz ve hüküm kurmaya elverişli olmayan raporlara dayanılarak verilen hükümler hukuka aykırıdır.
Bilindiği üzere Adli Tıp Kurumu yeterli teknik cihazlara sahip olmadığı gibi, uzmanlığı tartışmalı kişiler ya da somut olaya dair uzman kişiler olmadan da, önceden oluşturulmuş bulunan ihtisas kurullarınca rapor verilmekte ve iş yoğunluğundan dolayı da büyük oranda hatalı raporlar tanzim olunmakta ve mahkemeler de bu hatalı raporlar üzerinden hukuka aykırı, hatalı kararlar vermektedirler.
Örneğin, bir imza transferi ve sahteciliği konusunda, ADLİ TIP KURUMU'nun inceleme yöntemi ve bu inceleme yönteminde kullanılan laboratuvar cihazları (VSC-5000, VSC-6000/HS, Forensci XP 4010D ve ESDA 2 ile büyüteç, stereo Mikroskop) ile sahteliğin tespiti mümkün oladığından, sahteliğe konu imza transferi saptanamamasına rağmen, "saptanmadı" raporu vermekte ve mahkemeleri yanıltmaktadırlar. İmza transferinde açıkça kimyasal bir incelemeye ihtiyaç olduğu ve mürekkep analizi yapabilecek kimya uzmanına ihtiyaç olduğu halde, bu gözardı edilebilmektedir. Bunun gibi örnekleri çoğaltmamız mümkün.
Dar yetkili İcra Hukuk Mahkemesi'nin inkara rağmen imza incelemesine tabi tuttuğu sahte bir özel belge hakkında ATK'nun verdiği rapora dayalı olarak mahkemenin verdiği iptal kararı, dar yetkili bir mahkeme tarafından, "imza incelemesi de yapılamayacağından talebin reddi gerekir iken yazılı gerekçe ile kabulü yönünde hüküm kurulmasının isabetsiz olduğu" vurgulanarak Yargıtay (Y.12. HD'nin 2013/34980 E. ve 2014/1604 K. sayılı ilamı) tarafından bozulmuş ve karara karşı karar düzelte itirazı da (Y.12.HD'nin 2014/12611 E. ve 2014/14870 K. sayılı ilamı ile) reddedilmiş, yeniden yapılan yargılamada bozmaya uyulmuş ve imzası inkar olunan belgeye dayalı olarak itfa iddiasına dayalı başvurunun reddine dair karar verilmiş ve bu karar Yargıtay tarafından (Y.12.HD'nin 2016/592 E. ve 2016/13500 K. sayılı ilamı ile) onanmıştır.
Yine aynı özel belgenin sahteliğinin tespiti amacıyla açılan menfi tespit davasında, yerel mahkemenin, dar yetkili mahkeme tarafından alınmış bulunan ATK raporuna istinaden verdiği kararı uyarınca, menfi tespit davasının reddine dair verdiği kararı, Yargıtay (Y.13.HD'nin 2014/45000 E. ve 2015/35931 K. sayılı ilamı ile) tarafından, "Adli Tıp Kurumu raporuna davacı itiraz ettiğine göre, hukuk davalarında Adli Tıp Kurumu son inceleme merci de olmadığından, yeniden inceleme yaptırılması gerekir. Ayrıca belirtmek gerekirse de, dar yetkili olan İcra Mahkemesinde alınan raporla yetinilerek karar kurulamaz." gerekçesiyle bozulmuştur.
Yukarıda sıralanan mahkeme kararlarında alınan ATK raporları, yetkili mahkemeler tarafından alınmadığından ve bu raporlara istinaden verilen kararlar da bozulmuş olduğundan, ATK raporları hukuka aykırı raporlar haline gelmiş bulunmaktadır. Hukuka aykırı bir delile de dayanılarak kurulan hüküm de hukuka aykırı olacaktır. Anayasa m.38/7. fıkrada açıkça, "Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez." denilmiş olup, bunun bir yansıması olarak da, 5271 syl. CMK. m. 217/2. fıkrada, "(2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir." düzenlemesi karşısında, mahkemelerin hukuka aykırı şekilde elde edilen raporlara dayanması hukuka aykırıdır. Çünkü hukuka uygun şekilde elde edilen ve duruşmaya getirilip tartışılan delillere dayalı bir hüküm kurulabilir. Değilse, hukuka aykırı şekilde elde edilen bir delil suç niteliği taşısa da hükme esas alınamayacağı gibi, duruşmaya getirilip, taraflarca birlikte tartışılmayan, yani yargılama konusu yapılmayan bir delile dayanılarak hüküm kurulamaz. 5271 syl. CMK. m. 217'de, "(1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdani kanaatiyle serbestçe takdir edilir. (2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir." düzenlemesi karşısında, mahkemenin hukuka aykırı delillerden hareketle yargılamayı sürdürmesi de hukuka aykırıdır.
Aynı örnekten hareketle, sahte belgenin sahteliğine dair yapılan şikayete dair soruşturma aşamasında, yeniden Adli Tıp Kurumu'ndan rapor alınmış ve Kurum önceki raporlarına aykırı herhangi bir inceleme yapmadığından önceki kararlarını kopyala yapıştır yapmak suretiyle sonuca gitmekte, sahte ve fakat imza transferi yoluyla oluşturulan sahte belgenin orijinal sahih bir belge olduğu yönünde sonuç ortaya çıkmaktadır. Bu rapora dayalı olarak da, renkli ve mürekkep püskürtmeli bir yazıcıda çıktısı alınıp, yaptırılan sahte kaşenin de basılması suretiyle oluşturulan sahte imzalı belgedeki imzanın sahibi olarak, şikayet edenin şikayetine dair kovuşturmaya yer olmadığı kararı (KYOK) verilip, bizzat kendisi hakkında iftiradan dava açılmıştır.
Ceza yargılaması aşamasında da tensip kararı ile birlikte dosya yeniden resmi bilirkişi kurumu olarak ATK Başkanlığı'na gönderilmiş ve özel belgedeki imzanın sanık konumuna gelen mağdura ait olduğu yönünde yeniden aynı kurum tarafından rapor verilmiştir.
Mağdur taraf son çare olarak büyük miktar ücretler ödeyerek özel mütala raporu alarak, kendini savunma yoluna başvurmakla karşı karşıya bırakılmaktadır. Piyasadaki bu alanda çalışanlar da, fırsattan istifade ederek, yüksek meblağlar talep etmektedirler. Nitekim mağdur mahkemenin de izni ile sahte belge üzerinde inceleme yaptırmak suretiyle yapılan özel bilirkişi incelemesinde, belgenin bilgisayar ortamında oluşturulup, 2 ayrı imzanın da elde edildikten sonra belgeye, bilgisayar ortamında fotoshop yöntemiyle aktarıldığı ve renkli mürekkep püskürtmeli yazıcıda çıktı alındıktan sonra, mağdurun kaşeli olarak mahkemeye sunduğu bir başka belgesinden edinilen bilgilere göre kaşe yaptırılıp, kağıda basılmakla sahte belgenin oluşturulduğu ya da bu imzaların bilgisayar ortamında fotoshop yöntemi yerine 2 ayrı klişe yapılarak basılmak suretiyle oluşturulduğuna dair 4 kişilik bilirkişi heyeti dosyaya rapor sunmuştur. Sahte belge üzerindeki kaşenin, mağdurun daha önceki kaşe bilgilerinden yararlanılmak suretiyle yaptırılıp basıldığı ve fakat ebad olarak birbirini tutmadığına dair de rapor verilmiştir.
Raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi için dosya önce TUBİTAK'a gönderilmiş ise de, TUBİTAK iş yoğunluğundan istenilen hususta rapor veremeyeceklerini beyan etmekle dosyayı geri göndermeleri üzerine, imza transferi yoluyla sahtecilik konusunda, mürekkep analizi yapan İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü'ne gönderilmesi talep olunmuş ise de, ceza mahkemesi dosyayı resmi bilirkişi kurumu diye, yeniden ATK'ya göndermiş ve farklı bir rapor gelmemiştir.
Mahkeme, dosyanın İÜATE'ne gönderilmesi talebini ısrarla reddetmiştir.
Bundan dolayı resmi bilirkişi kurumu olan Adli Tıp Kurumu'na mahkemeler başvurmak ve ATK'nun verdiği raporlar ile yetinmek zorunda mıdır?
ADLİ TIP KURUMU İMZA İNCELEMESİNDE ÜST ve SON MERCİ DEĞİLDİR:
Anayasa m.2 açıkça "hukuk ilkesi"ni ortaya koymakta, Anayasa m. 11 uyarınca da, "Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır." Bunun bir yansıması olarak da 5237 syl. TCK. m.1'de açıkça, ceza kanunun amacı olarak, "hukuku korumak" sayılmış olup, mahkemelerin bu temel düzenlemeleri gözetmesi gerekir.
[Meslektaşımız Çelik Ahmet ÇELİK'in       http://www.tazminathukuku.com/dosyalar/369_adli-tip-kurumu-hakkinda.pdf adresinde yer alan yazısından aşağıdaki kısımlar alıntılanarak, bundan sonraki kısım karma şekilde yazılmıştır]
1- Adli Tıp Kurumu'na başvurulması zorunlu değildir:
Adli Tıp Kurumu zorunlu bilirkişi kurumu değildir. Önceliği olan bir resmi kurumdur. Üniversitelerimizdeki anabilim dalları da resmi kurum olarak aynı görevi "öncelikle" yapmakla yetkili ve yükümlüdürler. Mahkemeler, çoğunlukla ilke ve yöntemleri gözardı ederek, hemen her konuda Adli Tıp Kurumu'nun görüşünü almayı gelenek haline getirmişlerdir. Daha önemlisi "olgu sorunuyla ilgili sorular sorulmadan genel görevlendirmeyle" dosyalar Kuruma gönderilmektedir. Bu durum, Kurumu yargıçlaştırmakta ve çalışmalarını olumsuz etkilemektedir. Adli Tıp Kurumu'nun bilirkişi olarak işlevi, sadece olgu sorunlarıyla sınırlı teknik ve bilimsel görüş bildirmektir. Ancak uygulamada, yargıç gibi kanıtları değerlendirerek ve yorumlar yaparak hukuki konularda görüş bildirmektedir. Oysa yasa, hukuki konularda Kurum'un görüş bildirmesini yasaklamıştır. (Çetin Aşçıoğlu, Yargıtay Onursal Üyesi, Cumhuriyet Bilim Teknoloji Dergisi,02.11.2007, sayı:1076, sf.:15)
Hukuk mahkemelerinde yapılan yargılamada mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Ancak, hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz (HMK.m.266). Bilirkişi, raporunda ve sözlü açıklamaları sırasında, hukuki değerlendirmelerde bulunamaz (HMK.m.279/4).
Ceza mahkemelerinde yapılan yargılamada da mahkeme, çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına re'sen, Cumhuriyet savcısının, katılanın, vekilinin, şüphelinin veya sanığın, müdafiinin veya kanuni temsilcinin istemi üzerine bilirkişi atanmasına karar verilebilir. Ancak hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözülmesi olanaklı konularda bilirkişi dinlenemez (CMK.m.63/1). Bilirkişi raporunda, hâkim tarafından yapılması gereken hukuki değerlendirmelerde bulunulamaz (CMK.m.67/3).
Bilirkişi ataması ise, özel hukuk yargılamasında yargı çevresinde yer aldığı bölge adliye mahkemesi adli yargı adalet komisyonları tarafından, her yıl düzenlenecek olan listelerde yer alan kişiler arasından görevlendirilirler. Listelerde bilgisine başvurulacak uzmanlık dalında bilirkişinin bulunmaması halinde, diğer bölge adliye mahkemelerinde oluşturulmuş listelerden, burada da yoksa liste dışından bilirkişi görevlendirilebilir (HMK.m.268/1). Kanunların görüş bildirmekle yükümlü kıldığı kişi ve kuruluşlara görevlendirildikleri konularda bilirkişi olarak öncelikle başvurulur. Ancak, kamu görevlilerine, bağlı bulundukları kurumlarla ilgili dava ve işlerde, bilirkişi olarak görev verilemez (HMK.m.268/2). Bilirkişi listelerinin düzenlenmesine, güncellenmesine ve listede kendisine yer verilmiş olanların liste dışına çıkartılmasına ilişkin esas ve usuller, ilgili bakanlıkların da görüşü alınmak suretiyle, Adalet Bakanlığınca hazırlanacak olan yönetmelikte gösterilir (HMK.m.268/3). Ceza yargılamasında bilirkişi olarak atanabilecekler şu şekilde düzenlenmiştir: Bilirkişiler, il adli yargı adalet komisyonları tarafından her yıl düzenlenen bir listede yer alan gerçek veya tüzel kişiler arasından seçilirler. Cumhuriyet savcıları ve hâkimler, yalnız bulundukları il bakımından yapılmış listelerden değil, diğer illerde oluşturulmuş listelerden de bilirkişi seçebilirler. Bu listelerin düzenlenmesine veya listelerde yer verilenlerin çıkarılmalarına ilişkin esas ve usuller, yönetmelikte gösterilir (CMK.m.64/1). Atama kararında, gerekçesi de gösterilmek suretiyle, birinci fıkrada belirtilen listelere girmeyenler arasından da bilirkişi seçilebilir (CMK.m.64/2). "Yabancı uyruklu olan sanığın dinlenmesi sırasında tercüman olarak bilgisine başvurulan R.E....'un İl Adli Yargı Adalet Komisyonu tarafından düzenlenen listede yer alan bilirkişiler arasından atanıp atanmadığının belirtilmemesi ve anılan listede yer alan bilirkişiler arasından atanmamış ise yeminin yaptırılmaması, yaptırılmış ise buna ilişkin tutanağın dosyaya konulmaması suretiyle CMK'nın 63. ve 64. maddelerine aykırı davranılması," (T.C YARGITAY 2.Ceza Dairesi Esas: 2014 / 28241 Karar: 2014 / 23636 Karar Tarihi: 16.10.2014) , "Raporu hükme esas alan bilirkişi A.'nin açık kimliğinin, uzmanlık alanının saptanmaması ve usulü dairesinde yemininin yaptırılmaması suretiyle CMK. nın 53, 54, 55, 62, 63, 64 ve devamı ile 221. maddelerine aykırı davranılması," (T.C YARGITAY 15.Ceza Dairesi Esas: 2011 / 21576 Karar: 2013 / 5657 Karar Tarihi: 28.03.2013) ve "01.06.2005 tarih ve 25832 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren gereği bilirkişi listesine kayıtları yapılıp yapılmadığı anlaşılamayan ve raporları hükme dayanak alınan bilirkişilere yeminlerinin yaptırılmaması suretiyle CMK'nun 62 ve 64/6. maddelerine muhalefet edilmesi," (T.C YARGITAY 5.Ceza Dairesi Esas: 2008 / 7847 Karar: 2008 / 7549 Karar Tarihi: 10.07.2008) bozma nedeni olarak görülmüştür. Kanunların belirli konularda görevlendirdiği resmi bilirkişiler öncelikle atanırlar. Ancak kamu görevlileri, bağlı bulundukları kurumla ilgili davalarda bilirkişi olarak atanamazlar (CMK.m.64/3). Bilirkişi olarak atanan bir tüzel kişi ise, kendisi adına incelemeyi yapacak gerçek kişi veya kişilerin isimlerini, bilirkişi atayacak yargı merciinin onayına sunar (CMK.m.64/4). Listelere kaydedilen bilirkişiler, il adli yargı adalet komisyonu huzurunda "Görevimi adalete bağlı kalarak, bilim ve fenne uygun olarak, tarafsızlıkla yerine getireceğime namusum ve vicdanım üzerine yemin ederim." sözlerini tekrarlayarak yemin ederler. Bu bilirkişilere görevlendirildikleri her işte yeniden yemin verilmez (CMK.m.64/5). Listelerde yer almamış bilirkişiler, görevlendirildiklerinde kendilerini atamış olan merci huzurunda yukarıdaki fıkrada öngörülen biçimde yemin ederler. Yeminin yapıldığına ilişkin tutanak hâkim veya Cumhuriyet savcısı, zabıt kâtibi ve bilirkişi tarafından imzalanır (CMK.m.64/6). Engel bulunan hâllerde yemin yazılı olarak verilebilir ve metni dosyaya konulur. Ancak bu hâle ilişkin gerekçenin kararda gösterilmesi zorunludur (CMK.m.64/7).
2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Yasası'nda Kuruma başvurma zorunluluğu bulunduğu ileri sürülmekte ise de, Yasa'nın 16. maddesinde böyle bir şart, bir zorunluluk yoktur. Nitekim aşağıda yer ettireceğimiz iptal isteminin reddine dair bir kararında Anayasa Mahkemesi buna dair gerekçelerini ortaya koymuştur.
Yargıtay da Adli Tıp Kurumu'na başvurmanın zorunlu olmadığına ilişkin kararlar vermiştir. Bu kararlarda, Adli Tıp Kurumu raporlarının yetersiz bulunması durumunda, başka bilirkişi kurullarından rapor alınması öngörülmüştür. Örneğin, bedensel zararlar ile hekim ve hastane hatalarından kaynaklanan olaylarda, Adli Tıp Kurumu dışında bilirkişi kurulları oluşturulması ya da Tıp Fakülteleri Kürsü Konseyinden görüş alınması yönünde kararlar bulunmaktadır.
Örneğin,
"Davalı işveren yargılama safahatında sigortalının maluliyet derecesine itiraz ettiğine göre, Yargıtay'ın giderek dairemizin görüşü ve 506 Sayılı Yasa'nın 109. maddesi karşısında itirazın değerlendirilmesi ve maluliyet derecesinin yeniden tespiti için Sosyal Sigorta Sağlık Kurulu, bu rapora itiraz halinde de konuda uzman Tıp Fakültesi Konseyi veya Adli Tıp Kurumu Başkanlığından rapor alınmadan yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir." (YHGK'nun T.C YARGITAY Hukuk Genel Kurulu Esas: 1997 / 10-881 Karar: 1998 / 113
Karar Tarihi: 18.02.1998)
"Hükme dayanak yapılan Adli Tıp Kurumu raporu ile Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunun 23.2.1999 tarihli raporu arasında açık çelişki mevcuttur. Gerçekten Adli Tıp Kurumu raporunda, davacıda mevcut hastalığın işe girmeden önce mevcut olduğu, ancak işe giriş tarihi olan 1.6.1974 itibariyle bu hastalığın 'malulen emekliliği gerektirecek düzeyde olmadığı' sonucuna varılmıştır. Yüksek Sağlık Kurulu raporunda ise sigortalının maluliyeti gerektiren hastalık ve arızası ile işe girmiş olduğu kabul edilerek maluliyet sigortasından yararlanamayacağına karar verilmiştir.
Her iki kurul, sağlık konusunda üst düzeyde uzman kuruluşlar olup, raporlar arasındaki açık çelişkinin, Tıp Fakültesinin ilgili ana bilim dalı sağlık kurullarından alınacak raporla giderilmesi ve elde edilecek sonuca göre bir karar verilmesi gerekir." (T.C YARGITAY 10. Hukuk Dairesi Esas: 2002 / 1864 Karar: 2002 / 2732 Karar Tarihi: 26.03.2002)
"Sürekli iş göremezlik halinin belirlenmesinde izlenecek yolun ne olduğu 506 Sayılı Kanunun 109. maddesinde hükme bağlanmıştır. Buna göre kurum sağlık tesisleri tarafından düzenlenen raporlara dayanılarak verilen kararlara karşı ilgililerin Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kuruluna itiraz hakları mevcuttur. Söz konusu kurulun raporlarının kurumu bağlayacağı, diğer ilgililer yönünden bağlayıcı olmayıp başka sağlık kurumları tarafından inceleme ve araştırma yapılmasını isteyebilecekleri 28.06.1976 tarih ve 6/4 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararının gereğidir. Olayda her ikisi de üst kurul olan Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu raporu ile Adli Tıp Kurumu raporu arasında açık çelişki mevcut olup, çelişkinin Tıp Fakülteleri Kürsü Başkanlıklarından Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü çerçevesinde düzenlenerek alınacak rapor ile giderilip hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve araştırma ile hüküm kurulmuş olması usule ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir." (T.C YARGITAY
10. Hukuk Dairesi Esas: 2003 / 3938 Karar: 2003 / 4611 Karar Tarihi: 02.06.2003)
"Her ne kadar mahkemece Adli Tıp Kurumundan alınan rapor doğrultusunda hüküm kurulmuşsa da; iki rapor arasında çelişki bulunmaktadır. Bu çelişki giderilmeden hüküm kurulması doğru değildir. Zira Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinin imza incelemesinde son merci olarak kabulü hususunda yasal bir düzenleme bulunmamaktadır. (Hukuk Genel Kurulunun 07.10.2009 tarih ve 2009/12-282 sayılı kararı)" (T.C. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi Esas No:2012/28216 Karar No:2013/3613)
"Raporlar arasındaki çelişki üzerine Asliye Ceza Mahkemesindeki yargılama sırasında Adli Tıp Fizik İhtisas Dairesi'nden alınan 30.04.2010 günlü raporda ise, bonodaki keşideci imzasının muteriz borçlunun eli ürünü olmadığının açıklandığı görülmektedir.
Adli Tıp Kurumunun Grafoloji bölümü imza incelemesinde son mercii olmadığından bu rapora itibar olunarak hüküm tesisi doğru değildir.
Mahkemece, raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesini teminen yeniden, konusunda uzman bilirkişilerden oluşacak bir kuruldan mütalaa alınıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, Adli Tıp Kurumundan alınan rapora itibar edilerek eksik inceleme ile yazılı şekilde sonuca gidilmesi isabetsizdir." (T.C YARGITAY 12. Hukuk Dairesi
Esas: 2010 / 31197 Karar: 2011 / 12267 Karar Tarihi: 09.06.2011)
"Adli Tıp Kurumunun Grofoloji bölümünün imza incelemesinde son mercii olarak kabulü mümkün bulunmadığından bu rapora üstünlük tanınarak sonuca gidilemez. Mahkemece her iki rapor arasındaki çelişkinin giderilmesi için yeniden ve ehil bilirkişilerden oluşacak bir kuruldan mütalaa alınıp sonucuna göre bir karar verilmesi gereklidir. Eksik inceleme ile yazılı şekilde sonuca gidilmesi isabetsizdir." (T.C YARGITAY 12. Hukuk Dairesi
Esas: 2008 / 7035 Karar: 2008 / 9614 Karar Tarihi: 06.05.2008)
"İtiraz üzerine, Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi'nden alınan 15.03.2010 günlü raporda ise çekteki keşideci imzasının teşhise götürecek önemli karakteristik materyal ve yazı unsuru içermeyen, karalama tarzında çizgilerden ibaret tersimi basit, taklidi kolay imza olması nedeni ile aidiyetinin ve bu meyanda M. Z.'nin eli ürünü olup olmadığının tespit edilemediğinin açıklandığı görülmektedir.
Bu durumda raporlar arasında çelişki oluştuğundan bu çelişki giderilmeden Adli Tıp Kurumu raporuna itibar edilerek sonuca gidilmesi doğru değildir. Her iki rapor da Adli makamlarca istem üzerine alındığından raporların birinin diğerine üstünlüğü kabul edilemez. Zira, Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi'nin imza incelemesinde son merci olarak kabulü hususunda yasal bir düzenleme bulunmamaktadır. (Hukuk Genel Kurulu'nun 07.10.2009 tarih ve 2009/12-282 sayılı kararı) O halde, mahkemece her iki rapor arasındaki çelişkinin giderilmesi için yeniden ve ehil bilirkişilerden oluşacak bir kuruldan mütalaa alınıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde sonuca gidilmesi isabetsizdir." (T.C YARGITAY 12. Hukuk Dairesi Esas: 2012 /1051 Karar: 2012 /17908 Karar Tarihi: 28.05.2012)
"Davacı tarafından ibraz edilen senedin Samsun İcra Tetkik Mercii Hakimliği 2000/596 esas sayılı dosyasında Adli Tıp incelemesinin yapıldığı, inceleme sonucunda dikkat çekici kısmı benzerlikler görülmekte ise de imzaların bitiriliş özelliğinin mukayeselerde yer almaması nedeniyle davalı eli ürünü olup olmadığı konusunda kesin bir kanaate varılamadığı bildirilmiştir. Rapora davacı tarafından itiraz edilmiş olup, Adli Tıp Kurumu imza incelemesinde üst ve son mercii olmadığı gibi, esasen rapor sonuç doğrucu ve hüküm kurmaya elverişli değildir. Öyle olunca mahkeme üniversitelerin güzel sanatlar bölümünden oluşturulacak bilirkişi heyetinden senetteki imzanın davalı Dursun Ali eli ürünü olup olmadığına ilişkin Tetkik Mercii içerisindeki medarı tatbik imzalar ve 3.7.2001 tarihli oturumdaki imzaları incelenerek yeniden rapor aldırılıp sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir." (T.C YARGITAY 13. Hukuk Dairesi Esas: 2005 / 4600 Karar: 2005 / 10238 Karar Tarihi: 16.06.2005)
"Adli Tıp İhtisas Dairelerince verilen raporlar mahkemece bağlayıcı değildir. Doktorun özen borcunu gerektiği gibi yerine getirip getirmediği konusunda Adli Tıp raporunda gerekçeli ve aydınlatıcı bir açıklama olmaması karşısında, mahkemece, konusunda uzman üniversite öğretim üyelerinden oluşturulacak bilirkişi kurulu aracılığı ile davacıya ait tüm raporlar incelenerek, davalının özen borcunu yerine getirip getirmediğinin, bir kusur olup olmadığının tespiti istenmeli ve sonucuna göre bir karar verilmelidir" (Y. 13. HD'nin 16.03.2006 gün ve 6060-10174 sayılı kararı)
"İçeriği yönünden inandırıcı ve tatminkâr olmayan Adli Tıp Kurumu raporuna dayanılarak hüküm kurulamaz. Bu nedenle, üniversiteden seçilecek uzmanların oluşturduğu bilirkişi kurulundan rapor alınmalıdır." (Y.13.HD.06.03.2003 gün E.2002/13959 K.2003/2380 sayılı kararı)
"Adli Tıp Kurumu raporuna davacı itiraz ettiğine göre, hukuk davalarında Adli Tıp Kurumu son inceleme merci de olmadığından, yeniden inceleme yaptırılması gerekir. Ayrıca belirtmek gerekirse de, dar yetkili olan İcra Mahkemesinde alınan raporla yetinilerek karar kurulamaz." (Y.13. HD'nin 2014/45000 E. ve 2015/35931 K.)
"Mahkemece Ankara Üniversitesi Dahili Tıp Bölümü Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanlığı raporuna göre dava kabul edilmişse de bu sonuç usul ve yasaya aykırıdır. Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 Sayılı Yasa'nın 109. maddesinin prosedürüne göre S.S. Kurumu Sağlık Kurullarınca verilen raporlara itiraz halinde sorunun S.S. Yüksek Sağlık kurumuna intikali zorunludur. Ancak bu kuruldan verilen raporlara karşı herhangi bir itiraz olduğunda mahkeme Adli Tıp Meclisi veya Tıp Fakültesi konseylerinden rapor alarak sonucu gidilir. Mahkemenin yasal prosedürü işletmemesi ve doğrudan Yasa'nın öngörmediği biçimde alınan bu rapora itibar etmesi usul ve yasaya aykırıdır." (T.C YARGITAY 21. Hukuk Dairesi Esas: 2004 / 5338 Karar: 2004 / 5964 Karar Tarihi: 17.06.2004)
"Yapılacak iş; davacı, Kurumun sağlık kurulunun vermiş olduğu rapora, dava açmak suretiyle itiraz ettiği göz önünde tutularak 1479 sayılı Yasanın 56/5. maddesinde öngörülen prosedür uyarınca Sosyal Sigortalar Kurumu Yüksek Sağlık Kurulundan rapor almak, alınan rapora davacı itiraz ettiğinde Tıp Fakülteleri Konseyinden giderek Adli Tıp Meclisinden itirazın değerlendirilmesini sağlamak ve özellikle, itirazın değerlendirilmesi sonucu verilecek raporda; hastalığın oluştuğu tarihi hiç bir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlemek ve sonucuna göre karar vermekten ibarettir." (T.C YARGITAY
21.Hukuk Dairesi Esas: 1998 / 7558 Karar: 1998 / 7493 Karar Tarihi: 09.11.1998)
2-Tıp Fakülteleri Adli Tıp Anabilim Dalları da aynı işlevi görürler:
Adli Tıp Kurumu gibi, Tıp Fakültelerinin Adli Tıp Anabilim Dalları da resmi nitelik taşıyan ve aynı görevi yapacak olan "öncelikli" kurumlardandır. (m.268,f.2, c.1)
Mahkemeler, yargıçlar ve savcılar üniversitelerin Adli Tıp Anabilim Dalları'nın resmi bilirkişi olduklarını bilmedikleri ve onlara bu yönde uyarılarda bulunulmadığı için, bütün dosyalar İstanbul'daki Adli Tıp Kurumu'na gönderilmekte; dosya çokluğu ve sık sık kadro değişikliği ve giderek uzman yetersizliği yüzünden raporlar gecikmekte, davalar uzamaktadır. Geçmiş yıllarda altı-sekiz ayda sonuç alınabilmekte iken, son yıllarda raporların verilmesi bir-birbuçuk yılı aşmaktadır.
Adli Tıp Kurumu, merkezi İstanbul'da olan, belirli bölgelerde grup başkanlıkları ve illerde şube müdürlükleri biçiminde örgütlenmiş bulunan Adalet Bakanlığına bağlı bir kurumdur. Uzmanlar, ülkemizdeki bu yapılanmanın, dünyada eşi benzeri bulunmayan bir uygulama olduğunu; Kurum'un her yıl yüzbinlerce dosya üzerinden bilirkişilik ve binlerce otopsi yapılmasının olağan karşılanamayacağını söylemektedirler.
Kurumda çalışan adli tıp uzmanlarının çoğunun, aynı zamanda Tıp Fakültelerinde öğretim görevlisi oldukları gözönüne alındığında, dosyaların yalnızca Adli Tıp Kurumu'na gönderilmesinin, aynı işi daha iyi ve kısa zamanda yapabilecek yeterlikte olan ve Adli Tıp Kurumu kadar resmi niteliği bulunan Tıp Fakülteleri Adli Tıp Anabilim Dalları'na görev verilmemesinin mantıklı bir açıklaması bulunmamaktadır. (Dr.Ahmet Hilâl(Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğrtetim Üyesi, Bilirkişilik Uygulamaları ve Adli Tıp Anabilim Dalları başlıklı yazı. (Cumhuriyet Bilim Teknoloji Dergisi, 16.03.2007, sayı:1043, sf.:16)
3- Adli Tıp Kurumu Adalet Bakanlığı'na bağlıdır. Oysa bilirkişilerin bağımsız ve yansız kişiler olmaları gerekir:
Şunu da belirtelim ki, kişi olsun, kurum olsun, bilirkişilerin bağımsız ve yansız kişiler olmaları gerekir. Oysa Adli Tıp Kurumu bağımsız bir kurum değildir; Adalet Bakanlığı'na bağlıdır ve orada çalışanların ataması Bakanlık tarafından yapılmaktadır. Bu atamalar konusunda öteden beri siyasal etkilerin bulunduğu söylenir. Son yıllarda Kurum'un verdiği raporlar tartışılır hale gelmiş; yoğun tepkilere neden olunmuştur. Bu sakıncalar da gözönüne alınırsa, üniversitelerin Adli Tıp Anabilim Dalları'nın daha bağımsız ve güvenilir hizmet verebilecek kurumlar oldukları söylenebilir. Hem bu kurumlara sıkça başvurulursa ve pek çok dosya gönderilirse, buralarda çalışan ve öğrenim gören araştırmacı ve öğrencilere daha fazla uygulama yapma, olguları inceleme ve deneyim edinme olanağı sağlanmış olacak; bilimin gelişmesine katkıda bulunulacaktır.
4-Mahkemeler, Tıp Fakülteleri Adli Tıp ABD'na başvurmaya yönelmelidirler:
Tıp Fakülteleri öğretim üyeleri, Yargıtay'ın, Adli Tıp Kurumu'ndan rapor alınmasını zorunlu tutan kararlarından yakınmaktadırlar. Gerçekten, Yargıtay'ın bir çok bozma kararları Adli Tıp Kurumu'ndan rapor alınmamış olması gerekçesine dayanmaktadır. Yüksek mahkeme, bu tür kararlarından vazgeçmeli, hatta yerel mahkemeleri üniversitelerin Adli Tıp Anabilim Dalları'na başvurmaya yönlendirmelidirler.
5-Resmi bilirkişilik Anayasa'ya aykırı bulunmuştur:
A)Yüksek Sağlık Şurası'nın zorunlu bilirkişiliği:
Anayasa Mahkemesi, mahkemelerin Yüksek Sağlık Şurasına başvurmalarını zorunlu tutan yasa hükmünü Anayasa'ya aykırı bularak iptal etmiş; böylece "resmi bilirkişilik" kurumuna son vermiştir. Anayasa Mahkemesi'nin bu kararıyla, yargıcın resmi bilirkişilere başvurmaya zorlanmasının Anayasaya aykırı olduğu saptanmıştır.
Ceza mahkemelerinde, 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun'un 75. maddesi ile CMUK. 66/3. maddesi gereği, öncelikle Yüksek Sağlık Şurası'ndan rapor alınması zorunlu tutulmakta iken, 22.10.2010 gün 27737 sayılı RG'de yayınlanan Anayasa Mahkemesi'nin 03.06.2010 gün E.2009/69 K.2010/79 sayılı kararıyla 1219 sayılı Yasa'nın 75.maddesi Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edilmiştir
Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararında şu görüşlere yer verilmiştir:
"a) Anayasa'nın 138.maddesine göre Hâkimler görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.
Anayasa'nın 138. maddesi 1.fıkrasına göre : "Hâkimler görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler."
Maddenin 2. fıkrasına göre de: "Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz."
Anayasa'nın bu hükmüne göre, Adalet Bakanlığı'nca hazırlanacak yönetmelik uyarınca her yıl Adalet Komisyonları tarafından düzenlenecek listelerden bilirkişi seçilmesine ilişkin 268. madde hükmü, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve yargıçlara emir ve talimat verme, tavsiye ve telkinde bulunma niteliğinde değil midir?
b) Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 63.maddesinin (1) numaralı fıkrasında, çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına re'sen veya talep üzerine karar verilebileceği, ancak hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözülmesi olanaklı konularda bilirkişi dinlenemeyeceği belirtilmiştir. Bununla birlikte Kanun, hangi hallerde bilirkişiye başvurulacağını bazen çok genel ifadelerle belirtirken, sanığın şuurunun tetkiki, ölünün adli muayenesi, otopsi, zehirlenme gibi vakıalar bakımından açıkça öngörmüş; bazı özel kanunlarda da bilirkişiye başvurma mecburiyeti ile bilirkişinin kimliği veya hangi kurum olduğu açıkça vurgulanmıştır. Bu tür durumlarda mahkemece ancak belirtilen resmi bilirkişilerin teknik yardımına başvurulabilir. İtiraz konusu kuralla Şura'ya verilen bu görev de resmî bilirkişilik görevidir.
Ancak, hâkimin yasayla belirlenmiş bilirkişiye başvurma zorunluluğu onun deliller ve bilirkişi raporu üzerindeki takdir yetkisini ortadan kaldırmaz.
c) Anayasa'nın 36. maddesinde herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu; hiçbir mahkemenin, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamayacağı belirtilmiştir. 1219 sayılı Tababet Ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun'un 75. maddesi gereğince Yüksek Sağlık Şurası'ndan rapor alınmasının zorunlu olması Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkına aykırı olduğu görüşü ile iptali gerekmektedir.
d) Ceza davasında amaç maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. İtiraz konusu kuralla, bu amaca hizmet edecek şekilde 1930'lu yıllarda Yüksek Sağlık Şurası'na resmi bilirkişilik görevi verilmiştir. Söz konusu kuralda, mahkemelerin görüşünü alabileceği üniversitelerin tıp fakülteleri, eğitim veren devlet hastaneleri veya Adli Tıp Kurumu gibi donanımlı tıbbi kurumlara başvuru olanağının bulunmasına karşın, belirtilen yapısıyla faaliyet gösteren Yüksek Sağlık Şurası'nın görüşünü almaya mahkemelerin zorlanması ve söz konusu Kurul'un görüşünün alınması için belli bir süre de öngörülmemesi davaların gereksiz yere uzamasına neden olabilecektir. Bu durumun Anayasadaki mahkemelerin bağımsızlığı ve adil yargılama ilkeleriyle bağdaşmadığı açıktır, kuralın iptali gerekir."
B)Adli Tıp Kurumu'nun zorunlu bilirkişiliği:
2669 syl. Adli Tıp Kurumu Kanunu m.1 uyarınca, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulmuş, ihtisas kurullarının görevleri m.16'da gösterilmiş ve m.7'de ise ihtisas kurullarının oluşumuna dair düzenleme getirilmiştir. Buna göre, bu ihtisas kurullarında, somut eldeki davamızda olduğu üzere, 16.05.2016 tarihli 3067 syl. RAPOR'da, SAHTECİLİK VE İMZA TRANSFERİNE DAİR MÜREKKEP ANALİZİ YAPMA KONUSUNDA UZMAN OLMAYAN KİŞİLER TARAFINDAN VERİLEN VE RAPORU VEREN örneğin başkanın uzmanlığı dahi yazılmaksızın, diğer üyenin fizikçi, diğer bir üyenin adli tıp uzmanı olan ve mahkemenin asıl amacına hizmet etmeyen kimselerce inceleme yapıldığı görülmüş ve ESASINDA SAHTECİLİK, İMZA TRANSFERİ VE MÜREKKEP ANALİZİ YAPMA KONUSUNDA UZMAN BİR KİMYAGER'in olmadığı tartışmasızdır.
Bu durum Anayasa Mahkemesi'nin 2013/146 E. ve 11.09.2014 tarihli 2014/137 K. sayılı (RG Tarhi ve Sayı : 12.12.2014-29203) kararı ile ise Adli Tıp Kurumu'nun zorunlu bilirkişiliği tartışmaya açılmış yapılan itiraz üzerine, Adli Tıp İhtisas Dairelerinin oluşma şekli, mevcut düzenleme ile mahkemelere her somut uyuşmazlığa uygun şekilde uzmanlar kurulu oluştumaya ikman vermemekte ve dolayısıyla davanın tarafları resmi bilirkişilik müessesisinden etkin şekilde yararlanamamamaktadır ve bu nedenle ATKK m.7'deki düzenlemenin Anayasaya'ya aykırı olduğuna dairi itiraz şu gerekçe ile reddolunmuştur:
"Adlî Tıp Kurumu, mahkemeler ile hâkimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıpla ilgili konularda bilimsel ve teknik görüş bildirmekle görevlendirilmiş bir resmî bilirkişilik kurumudur. Ancak, bu konuda yetkili kılınmış tek kurum değildir. Kanun’un 31. maddesinde, yükseköğretim kurumları veya birimlerinin, adli tıp mevzuatı çerçevesinde adli tıp olaylarında ve diğer adli konularda 5271 sayılı Kanun’a göre resmî bilirkişi sayılacakları ifade edilmiştir. Bu nedenle yargı yerlerinin Adlî Tıp Kurumu dışında yükseköğretim kurumları veya birimlerinden de resmî bilirkişi olarak yararlanmaları mümkündür.
Adlî Tıp Kurumunun çalışma esaslarını düzenleyen Kanun’un 23. maddesinde, adli tıp ihtisas kurullarının, Başkanının başkanlığında işin niteliğine göre en az dört üye ile toplanacağı ve oyçokluğu ile karar alacağı; kurullarda, tetkik edilecek konunun, ilgili uzman üye hazır bulunmadıkça müzakere edilemeyeceği; Adlî Tıp Kurumu Genel Kurulu ve ihtisas kurullarının ilgili kişileri gerektiğinde muayene ve bunları usulüne göre dinleyebileceği, her türlü tetkikatı yapabileceği ve yaptırabileceği; Adlî Tıp Genel Kurulu kararlarının nihai olmakla beraber mahkemelerin delilleri serbestçe takdir hususundaki yetkilerini kısıtlamayacağı; 24. maddesinde Adlî Tıp Genel Kurulu ve adlî tıp ihtisas kurulları ile adlî tıp ihtisas dairelerinin, inceledikleri konularla ilgili olarak Adlî Tıp Kurumunda bulunmayan tıp ve diğer uzmanlık dallarında Adlî Tıp Kurumu dışından uzmanların bilirkişi olarak davet edilmesine karar verebilecekleri gibi kendi kurul veya dairelerinde bulunmayan, Adlî Tıp Kurumundaki diğer kurul veya dairelerde görev yapan uzmanların davet edilmesine de karar verebilecekleri belirtilmiştir. Kanun’un 15. maddesinde ise Adlî Tıp Genel Kurulunun, adlî tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adlî tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adlî tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adlî tıp ihtisas kurulları ile adlî tıp ihtisas dairelerinin, adlî tıp şube müdürlüklerinin ve Adlî Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri, konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin olarak karara bağlayacağı hüküm altına alınmıştır. Bu düzenlemelerden, Kanun’un Adli Tıp Genel Kurulu, adlî tıp ihtisas kurulları ile adlî tıp ihtisas dairelerinin, incelemelerini konunun uzmanı olan kişiler marifetiyle yapmalarını temin etmeyi amaçladığı anlaşılmaktadır.
Yukarıda yapılan açıklamalar ve özellikle, yargı yerlerinin Adlî Tıp Kurumuna başvurma zorunluluğunun bulunmadığı, yükseköğretim kurumları veya birimlerinden de resmî bilirkişi olarak yararlanmalarının mümkün olduğu, ayrıca mahkemelerin ve hâkimlerin bilirkişilerin oy ve görüşlerini diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirebileceği hususları göz önünde bulundurulduğunda, bir başkan ve adli tıp uzmanı iki üye ile birer ortopedi ve travmatoloji, genel cerrahi, nöroloji, iç hastalıkları, çocuk sağlığı ve hastalıkları, göğüs hastalıkları ve enfeksiyon hastalıkları uzmanından oluşan 3. Adli Tıp İhtisas Kurulunun yapısının, Kanun’un 16. maddesinde belirtilen görevleri yerine getirmesine engel olan, Kurulun, konunun uzmanı olmayan kişilerin katılımıyla karar alması sonucunu doğuran, resmî bilirkişilik müessesesinin işlevselliğini ortadan kaldıran, yargı yerlerinin bilirkişiye başvurma konusundaki takdir yetkilerini kısıtlayan ve bu şekilde kişilerin hak arama özgürlüğünü zedeleyen bir yönü bulunmamaktadır."
Buna göre ATK'na başvurmak zorunlu olmadığı gibi, bu kurumdan alınan ve itiraza uğrayan raporlara karşı, Üniversite'lere başvurmak da mümkün bulunmaktadır.
6-Ceza davalarında resen araştırma ilkesi esastır:
Hukuk mahkemelerinde Kanunun açıkça belirlediği durumlar haricinde, taraflarca getirme (HMK.m.25) esas olup, ceza yargılamasında ise resen araştırma ilkesi geçerlidir. Bu nedenle mahkemenin, sanığın savunmaya esas talebi olmaksızın dahi, maddi gerçeğe ulaşma konusunda gerekli gayret ve çabayı göstermesi gerekir.
Anayasa m. 36/2. fıkra uyarınca "Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz." Ya da mahkeme davaya bakıyor gibi yaparak, sanığın savunma hakkını kısıtlayarak, Anayasa m. 36/1. fıkra ile yine m.90/5 yollamasıyla, AİS m.6 ve Medeni ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşme m.14'de yer alan meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkı ihlal olunamaz.
Mahkemeden talep ettiğimiz bilirkişi incelemesi talebi yasal ve meşru bir talep olup, reddi haksız ve hukuksuzdur. Bu nedenle sanığın savunma ve ispat hakkı korunmalıdır.
Nitekim bilgisayar ortamında oluşturulan imza transferi yoluyla, renkli mürekkep püskürtmeli yazıcıdan çıktı alınarak oluşturulan bir belge, orijinal ve el ile atılan imzayı taşımayan, bilgisayar ve yazıcı makinası yardımıyla oluşturulan fotokopi niteliğinde bir belge olduğundan, böyle bir belge üzerinde imza incelemesi yapılamaz.
"İİK.nun 68/a maddesinin dördüncü fıkrasında ise; 'İmza tatbikinde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun bilirkişiye ait hükümleri ile 309. maddesinin 2., 3. ve 4. fıkraları ve 310, 311 ve 312. maddeleri hükümleri uygulanır.' hükmü yer almaktadır. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 447/2. maddesinde yer alan 'Mevzuatta, yürürlükten kaldırılan 18/6/1927 tarihli ve 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa yapılan yollamalar, Hukuk Muhakemeleri Kanununun bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılır.' düzenlemesi nedeniyle, uygulanması gereken aynı kanunun 211. maddesinde ise imza incelemesinin yöntemi gösterilmiş olup, buna göre hakim bilirkişi incelemesine karar verir ise önce, mevcutsa, o tarafa ait olan karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzaları, ilgili yerlerden getirtir. Bilirkişi, bu yazı ve imzalarla, o mahkemede elde edilen yazı ve imzaları esas alarak inceleme yapar. Bilirkişi, inceleme için gerekli görürse, kendi huzurunda tarafın yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir.
Vurgulamakta yarar vardır ki, anılan belgelerin tamamlanması konusunda Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.04.2006 gün ve 2006/12-259 E. 2006/231 sayılı kararında da açıklandığı üzere, eldeki davanın niteliği itibariyle 'imzanın borçluya ait olduğunu' kanıtlama külfetinin alacaklıya ait olduğu gözardı edilmemeli ve ispat yükünü ters çevirecek bir uygulamaya da gidilmemelidir (Hukuk Genel Kurulu'nun 06.02.2008 gün ve 2008/12-77 E. 2008/90 sayılı kararı).
Özetlemek gerekir ise, imza incelemesinde öncelikle senedin keşide tarihinden öncesine ilişkin borçlunun uygulamaya elverişli imzalarını taşıyan belgeler, keşide tarihine en yakın tarihli olanından başlayarak bilirkişice mukayeseye esas alınmalıdır. Senedin keşide tarihinden öncesine ilişkin belge bulunamazsa, daha sonraki tarihli belgeler, uygulamaya elverişli imza örneği taşıyan herhangi bir belge temin edilemez ise de borçlunun duruşmada alınan medari tatbik imza ve yazı örnekleri üzerinden inceleme yapılmalıdır.
Sıhhatli bir sonuç alınabilmesi için, inkar edilen imzanın atıldığı tarihten öncesinde veya mümkün olduğu kadar yakın tarihlerde düzenlenen belgelerde bulunan, borçluya ait imzaların celbedilip ondan sonra bilirkişi incelemesi yapılması gerekir.

Ayrıca yerleşik Yargıtay uygulamasına ve Dairemizin istikrar bulan kararlarına göre fotokopi üzerinden imza incelemesi yapılması mümkün değildir. Bu nedenle imza incelemesine esas alınan borçlunun uygulamaya elverişli imzalarının bulunduğu belge asıllarının getirtilerek incelemenin bunlar esas alınarak yapılması gerekir.
Öte yandan, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.05.2001 gün 2001/12-436 E., 2001/467 K. ve 06.06.2001 tarih ve 2001/12-466 E., 2001/483 K. sayılı kararlarında da aynen benimsendiği gibi; herhangi bir belgedeki imza veya yazının atfedildiği kişiye ait olup olmadığı hususunda yapılacak bilirkişi incelemesinin, konunun uzmanınca ve yeterli teknik donanıma sahip bir laboratuar ortamında, optik aletler ve o incelemenin gerektirdiği diğer cihazlar kullanılarak, grafolojik ve grafometrik yöntemlerle yapılması, bu alet ve yöntemlerle gerek incelemeye konu ve gerekse karşılaştırmaya esas belgelerdeki imza veya yazının tersim, seyir, baskı derecesi, eğim, doğrultu gibi yönlerden taşıdığı özelliklerin tam ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenip karşılaştırılması; sonuçta, imza veya yazının atfedilen kişiye ait olup olmadığının, dayanakları gösterilmiş, tarafların, mahkemenin ve Yargıtay'ın denetimine elverişli bir raporla ortaya konulması, gerektiğinde karşılaştırılan imza veya yazının hangi nedenle farklı veya aynı kişinin eli ürünü olduklarının fotoğraf ya da diğer uygun görüntü teknikleriyle de desteklenmesi şarttır.
Somut olayda, imza itirazına konu olan imza üzerinde Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme Şubesi tarafından inceleme yapıldığı, imza incelemesi sonucu düzenlenen 14.04.2014 tarihli raporda, borçlu H.. K.. adına atılan imzalar ile adı geçenin mukayese imzaları arsında biçimsel benzerlikler görülmekle birlikte, gerek inceleme konusu imzaları teşhise götürecek önemli materyal ve yazı unsuru içermeyen, basit tersimli imzalar olmaları, gerekse H.. K..'a ait mukayese imzaların basit tersimli polimorf imzalar olmaları nedeniyle söz konusu imzaların aidiyeti husunda dahi ileri bir tespite gidilemediğinin belirtildiği görülmektedir. Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinin imza incelemesinde son merci olarak kabulü hususunda yasal bir düzenleme bulunmamaktadır (Hukuk Genel Kurulunun 07.10.2009 tarih ve 2009/12-282 sayılı kararı). Alacaklının 28.11.2014 havale tarihli ek temyiz dilekçesi ekinde sunduğu itirazına konu olan imzaya ilişkin olarak Kahramanmaraş 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2014/215 E. sayılı dosyasında aldırılan ve bilirkişi M.K. tarafından düzenlenen 11.11.2014 tarihli raporda, itiraza konu imzanın borçlunun eli ürünü olduğunun belirtilmesi, Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinde düzenlenen raporda itiraza konu imza ile mukayese imzalar arasında biçimsel benzerlikler olduğunun belirtildiği görülmekte ise de imzanın borçlunun eli ürünü olup olmadığı konusunda kesin bir kanaatin bulunmaması nedeniyle ve alacaklı tarafından da yeniden imza incelemesi yapılması talep edildiğine göre yöntemince ehil bilirkişi heyetine yeniden imza incelemesi yaptırılarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken kesin kanaat içermeyen Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme Şubesi tarafından düzenlenen rapora dayanılarak yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir." (T.C.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi Esas No:2014/21503 Karar No:2014/28779 Tarih: 01.12.2014)
7-Ceza mahkemesinin ek yetkisi:
Ceza davalarının dışında, taraflar arasında, derdest bulunan, sanığın davacı ve katılanın ise davalı olduğu özel hukuk mahkemesinde derdest bulunan davalar vardır. Ceza mahkemesinin bu davaların sonuçlarını da beklemesi gerekir.
5271 syl. CMK.'da düzenlenmiş bulunan "Ceza mahkemelerinin ek yetkisi" ara başlığı altında yer alan m. 218/1. fıkra uyarınca
"(1) Yüklenen suçun ispatı, ceza mahkemelerinden başka bir mahkemenin görev alanına giren bir sorunun çözümüne bağlı ise; ceza mahkemesi bu sorunla ilgili olarak da bu Kanun hükümlerine göre karar verebilir. Ancak, bu sorunla ilgili olarak görevli mahkemede dava açılması veya açılmış davanın sonuçlanması ile ilgili olarak bekletici sorun kararı verebilir."
Mahkemenin hiç değilse, taraflar arasında devam etmekte olan hukuk dava dosyalarını dosya içine getirtip, bunlara uyarlı olarak ya o dosyalardan bilirkişi incelemesi yaptırılmasını beklemeli ya da anılan dosyaların da sonuçlarını beklemelidir. Eğer mahkeme hukuk mahkemelerinin sonucunu beklemiyor ise, bizzat kendisi, savunmaya yönelik talebi değerlendirip, gereğini yapmalıdır.
Sonuç olarak, Adli Tıp Kurumu her ne kadar resmi bilirkişilik yapan bir kurum ise de, Anayasa Mahkemesi'nin kararında da vurguladığı üzere, zorunlu ve üst merci olarak başvurulması gereken bir kurum değildir ve aleyhine rapor verilen tarafça, rapora itiraz halinde, Üniversitelerin bu konuda uzmanlaşmış Adli Tıp Anabilim Dalı bünyesinde yer alan Enstitü çalışmalarını yürüten ve hatta Adalet Komisyonu Bilirkişi listesinde yer alan uzman bilirkişilerin inceleme yaparak, rapor vermesini temin etmek gerekir.


 
Şerhi Ekleyen Üyemiz:
Av.İsmail DUYGULU
Hukukçu
Avukat
Şerh Son Güncelleme: 03-06-2016

THS Sunucusu bu sayfayı 0,02839088 saniyede 8 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.