Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, Esas: 2013/8509, Karar: 2013/11750 İçtihat

Üyemizin Özeti
Elektrik faturasına yansıtılan kayıp kaçak ve diğer adlar altında alınan bedellerle ilgili olarak Tüketici Sorunları Hakem Heyeti tarafından verilen kararın iptali istemli dava yerel mahkemece reddedilmiş; hüküm, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş; mahkemece kesin olarak karar verildiğinden bahisle ek kararla temyiz talebi reddedilmiş; ek karar davacıya tebliğ edilmiş; davacı, ek kararı yasal temyiz süresi olan 7 günlük süre geçtikten sonra temyiz etmiştir.

Yargıtay;
* yaratılan çekişme ve verilen hükmün bir yıla mahsus olmayıp ileriki yıllara da yönelik olması ve kayıp kaçak vs. bedellerinin alınması uygulaması nedeniyle eldeki dosyada tek bir abone uyuşmazlığı yargıya taşımış olmasına karşın, ortada tüm aboneleri ilgilendiren toplu bir uyuşmazlığın bulunması gerekçeleriyle; kararın, kesinlik sınırının dışında kaldığına;

* kesin olmayan bir kararın mahkemece kesin olarak verildiğinin belirtilmesinin ve bu kararın temyizine ilişkin dilekçenin kararın kesin olduğundan bahisle reddedilmesinin yok hükmünde olup, hukuki sonuç doğurmayacağına;
karar vermiş ve temyiz dilekçesinin kararın kesin olduğundan bahisle reddine dair mahkemece verilen ek kararı kaldırarak yasal süresi içinde verilen temyiz isteminin incelemesine geçmiştir.
(Karar Tarihi : 08.07.2013)
"Dava dilekçesinde; davalı abonenin elektrik faturasına yansıtılan kayıp kaçak ve diğer adlar altında alınan bedellerle ilgili olarak Tüketici Sorunları Hakem Heyeti tarafından verilen kararın iptali ile masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın esastan reddi cihetine gidilmiş, hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine ek kararla esas karar kesin olarak verildiği gerekçesiyle temyiz talebinin reddine karar verilmiş, temyiz talebinin reddine ilişkin ek karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı elektrik abonesi olan davalının kullanmış olduğu elektrik için düzenlenen faturaya yansıtılan kayıp kaçak ve diğer bir kısım bedellerin alınmaması gerektiğinden bahisle yaptığı başvuru üzerine Yıldızeli Tüketici Sorunları Hakem Heyeti tarafından söz konusu bedellerin iadesine ve tüketicinin elektrik enerjisi kullandığı süre içerisinde sayılan bedellerin tüketiciye yansıtılmaması gerektiğine karar verildiğini, oysa alınan bedellerin mevzuata uygun olduğunu, verilen hizmet karşılığında tahakkuk ettirildiğini bildirerek Yıldızeli Tüketici Sorunları Hakem Heyetinin 13/06/2012 tarihli kararının iptalini istemiştir.

Davalı cevap dilekçesinde, alınan bedellerin açıkça hakkaniyete aykırı olup, temel tüketici haklarını ihlal mahiyetinde bulunduğu gerekçesiyle davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, 13/06/2012 tarihli Yıldızeli Tüketici Sorunları Hakem Heyeti kararı yerinde görülerek faturalarda yer alan kayıp kaçak ve diğer bir kısım bedellerin elektrik kullanan tüketiciye yansıtılmasının açıkça hakkaniyete aykırı olup, temel tüketici haklarını ihlal niteliğinde görüldüğünden tüketicinin kullanımı dışındaki ücretlerin tüketiciye ödettirilmesinin kabul edilemeyeceğinden davanın reddine karar verilmiş, hükmün davacı tarafından süresinde temyizi üzerine mahkemece kararın Tüketici Kanunu 22/5. maddesi gereğince kesin olarak karar verildiğinden bahisle 25/01/2013 tarihli ek kararla temyiz talebinin reddine karar verilmiş, davacı tarafından ek karar temyiz edilmiştir.

Temyiz talebinin reddine dair ek karar davacı vekiline 13/02/2013 günü tebliğ edilmiştir. Davacı bu kararı yasal temyiz süresi olan (HUMK 432/5) 7 günlük süre geçtikten sonra, yani 26/02/2013 tarihinde temyiz etmiştir.

Dava, davalının başvurusu üzerine Tüketici Sorunları Hakem Heyetince davacının abonelerden almakta olduğu kayıp kaçak ve bir kısım bedellerin alınmaması ve alınanların da iadesi gerektiğine karar verilmesi üzerine, bu kararın iptali talebiyle açılmış olup, davalının yaptığı başvuruyla yarattığı çekişmenin giderilmesine yöneliktir. Her ne kadar, mahkemece kararın Tüketici Kanunu 22/5 gereğince kesin olarak karar verildiği belirtilmiş ise de, yaratılan çekişme ve verilen hüküm bir yıla mahsus olmadığından ve ileriki yıllara da yönelik olduğu, dolayısıyla art etkisinin bulunduğu, yine kayıp kaçak vs. bedellerinin alınması uygulaması nedeniyle eldeki dosyada tek bir abone uyuşmazlığı yargıya taşımış olmasına karşın, ortada tüm aboneleri ilgilendiren toplu bir uyuşmazlığın bulunduğu her türlü duraksamadan uzaktır. Dolayısıyla kesinlik sınırının dışında kaldığı da açık ve belirgindir.

Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 13/05/2009 tarih ve 2009/13-122 E, 2009/189 K., 13/10/2010 tarih 2010/13-406 E. -2010/503 K. sayılı kararlarında da aynı hususlara değinilmiştir.

Kesin olmayan bir kararın mahkemece kesin olarak verildiği belirtilerek ve gerçekte kesin olmayan bir karara ilişkin olarak mahkemece kararın kesin olduğunun yazılması ve bu kararın temyizine ilişkin dilekçenin kararın kesin olduğundan bahisle reddedilmesi yok hükmünde olup, hukuki sonuç doğurmaz.

HUMK.'nun 432/4-5. "Temyiz kanuni süre geçtikten sonra yapılır veya temyizi kabil olmayan bir karara ilişkin olursa, kararı veren mahkeme temyiz isteminin reddine karar verir. Bu red kararı tebliğden itibaren 7 gün içinde temyiz edilebilir."

Esas karar kesin olduğundan bahisle temyiz talebinin reddine ilişkin 25/01/2013 tarihli temyiz talebinin reddi kararı, davacı vekiline 13/02/2013 tarihinde tebliğ edilmiş, davacı vekili bu ek kararı 7 günlük yasal temyiz süresi geçtikten sonra 26/02/2013 tarihinde temyiz etmiştir.

Kararların temyizi kabil bulunması ve temyizin yasal sürede olması Anayasa ve Yasa uyarınca Yargıtay'ın üstlendiği temyiz incelemesi, bütünün birer parçası ve bu incelemenin yapılabilmesinin ön koşullarıdır. Öte yandan temyiz dilekçesinin gerçek muhatabı ve bunu inceleyecek tek yetkili de Yargıtay'dır. Ne var ki, HUMK.'nun da 2494 sayılı Yasa ile konuya ilişkin yeni bir düzenleme getirilmiş ve davaların çabuklukla sonuçlandırılması ilkesinden hareket ederek, yerel mahkemeye iki halde temyiz isteğini reddetme olanağı (yetkisi) tanınmıştır. HUMK.'nun 432 maddesiyle getirilen bu düzenlemeye (değişikliğe) göre, yerel mahkeme temyiz olunan kararın temyiz edilemez kararlardan bulunduğunu veya temyiz edilebilir karar olmakla birlikte temyiz süresinin geçirildiğini saptadığı takdirde, dosyayı Yargıtay'a göndermeyecek ve Yargıtay'ın denetimi altında temyiz isteminin reddine karar verecektir. Ancak, yerel mahkeme sınırlı iki hal için kendisine tanınan bu imkanı kullanırken açık maddi yanılgıya düşerek temyiz edilebilir (temyizi kabil) bir karara yönelik ve süresinde yapılmış bir temyiz isteğini reddederse; red kararı, 7 günlük süre içerisinde temyiz edilmese dahi esas hükmün süresinde yapılmış olan temyiz incelemesini engelleyemeyecek; diğer bir anlatımla, bu karar (temyiz isteminin reddi kararı) hukuki sonuç doğurmayacaktır. Çünkü, bitirici (nihai) kararını vermek suretiyle dosyadan elini çeken hakimin yasada öngörülen iki halin dışına çıkıp süresinde verilmiş dilekçeden ötürü Yargıtay'a gönderilmesi gereken dosyayla ilgili olarak verdiği karar gerçekte verilmemiş sayılır. Verilmemiş sayılan bir kararın kesinleşmesi de elbette söz konusu olamaz. Aksine bir düşünce esas hükmün temyiz süresinin geçirilmiş bulunmasına karşın temyizin süresinde yapıldığına dair verilen ve 7 günlük sürede temyiz edilmeyen bir karara da kesinleştiğinden bahisle hukukilik kazandırma şeklindeki bir yorumu beraberinde getirebilir. (Hukuk Genel Kurulunun 1990/1-450 E. -1990/608 K. sayılı kararı)

Temyiz talebini reddetme yetkisi HUMK.'nun 432. maddesinde yazılı olduğu üzere, temyizin yasal süresinin geçmesinden sonra yapılması veya temyizi kabil olmayan (kesin) bir karara ilişkin olması, hallerine münhasır olup bu iki halin istisnası dışında Yargıtay'a aittir. Dilekçenin temyiz hakkına sahip olmadığından incelenmesi hali mahkemenin yetkisinde kabul edilen söz konusu istisna kapsamında mütalaa edilemez. Kaldı ki, yerel mahkeme yasal süresinden sonra yapılan temyiz istekleriyle temyizi olanaksız bir karara karşı temyiz yoluna başvurulması durumlarında ancak, temyiz süresinin geçip geçmediğini veya temyiz olunan kararın esasen temyizi olanaksız kesin bir karar olup olmadığını incelemek ve bu yolda karar vermek yetkisine sahip oldukları, dolayısıyla temyiz isteminin süresinde olduğu hakkında yada ek bir temyiz süresi verilmesi yolunda karar vermelerine yasal olanak bulunmasa da mahkeme 25/01/2013 tarihinde ek kararında temyiz süresini 15 gün olarak belirlediği de aşikardır.

HUMK.'nun 432/4. maddesinde "Temyiz, temyizi kabil olmayan bir karara ilişkin olursa karar veren mahkeme temyiz isteminin reddine karar verir." Yasanın vazettiği anlamda bir kesinlik gerçek bir kesinliktir. Yoksa ki, kesin olmayan bir karara mahkemenin kesin ibaresini koyması o kararın kesin olduğu anlamına gelmez. Dolayısıyla da 432/4. maddesinde belirtilen bir kesinlikten bahsedilemez. Kesin olmayan bir karara hakimin kesin olduğunu kararına yazması bu kararın gerçekte kesin olduğu anlamına gelmez. Dolayısıyla da temyizi mümkündür.

Arz edilen hususlar muvacehesinde kesin olmayan bir karara ilişkin olarak mahkemece kararın kesin olduğunun yazılması ve bu kararın temyizine ilişkin dilekçenin kesin olduğundan bahisle reddedilmesi yok hükmünde olup sonuç doğurmayacağından bu nedenle temyiz dilekçesinin kararın kesin olduğundan bahisle reddine dair mahkemece verilen 25/01/2013 tarihli ek kararın kaldırılması ve yasal süresi içinde verilen temyiz isteminin incelemesine geçilmiştir.

Somut olayda iptali talep edilen Yıldızeli Kaymakamlığı Tüketici Sorunları Hakem Heyeti Başkanlığı'nın 13/06/2012 tarih 2012/62 no.lu kararına bakıldığında; davalı tüketicinin kullandığı elektrik için düzenlenen faturalara yansıtılan kayıp-kaçak, sayaç okuma, perakende satış hizmeti, iletim sistemi hizmeti ve dağıtım bedellerinin hukuka aykırı olduğundan bahisle itiraz tarihine kadar alınan bu bedellerin iadesini talep ettiği, kararda ise anayasaya ve hukuka aykırı olarak faturada gösterilen bu bedellerin yasal faizi ile tüketiciye ödenmesine, tüketicinin elektrik enerjisi kullandığı süre içerisinde anılan bedellerin tüketiciye yansıtılmamasına karar verildiği görülmektedir.

4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun 1/1.maddesine göre; " Bu Kanunun amacı; elektriğin yeterli, kaliteli, sürekli, düşük maliyetli ve çevreyle uyumlu bir şekilde tüketicilerin kullanımına sunulması için, rekabet ortamında özel hukuk hükümlerine göre faaliyet gösterebilecek, mali açıdan güçlü, istikrarlı ve şeffaf bir elektrik enerjisi piyasasının oluşturulması ve bu piyasada bağımsız bir düzenleme ve denetimin sağlanmasıdır.'' Yine aynı kanunun 4/1.maddesine göre ; ''Kamu tüzel kişiliğini haiz, idari ve mali özerkliğe sahip ve bu Kanun ile kendisine verilen görevleri yerine getirmek üzere Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu kurulmuştur.''

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu ise "... bu Kanunda yer alan fiyatlandırma esaslarını tespit etmekten, piyasa ihtiyaçlarını dikkate alarak serbest olmayan tüketicilere yapılan elektrik satışında uygulanacak fiyatlandırma esaslarını tespit etmekten ve bu fiyatlarda enflasyon nedeniyle ihtiyaç duyulacak ayarlamalara ilişkin formülleri uygulamaktan ve bunların denetlenmesinden ve piyasada bu Kanuna uygun şekilde davranılmasını sağlamaktan sorumludur.'' (4/2-son) Yine Kurulun görevleri arasında; tüketicilere güvenilir, kaliteli, kesintisiz ve düşük maliyetli elektrik enerjisi hizmeti verilmesini teminen gerekli düzenlemeleri yapmak da yer almaktadır. (5/6-c)

Davaya konu olan kayıp kaçak bedeli 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun geçici 9.maddesinde "ulusal tarife" adı altında EPDK tarafından belirlenerek uygulanmaktadır. 01/04/2011 tarihinden geçerli olmak üzere uygulanmakta olan bu tarife de EPDK'nun 28/12/2010 tarih ve 2999 sayılı kararı ile belirlenmiştir. Tarifelerin uygulanmasında davalının da dahil olduğu lisans sahibi şirketler bakımından yasal zorunluluk bulunmaktadır. Lisans sahibi şirketler tarifeyi değiştiremeyeceği gibi tarifede yer almayan bir bedeli de tahsil edemeyecek veya düzenlenen tarifeler kapsamında düzenlenmiş bir bedeli de tahsil etmeme gibi bir davranışta bulunamayacaktır. Tarifeleri uygulayıp uygulamama ve kayıp-kaçak bedelini tahsil etmeme gibi bir inisiyatifi bulunmamaktadır. Tarifelere uyma yükümlülüğünün bir gereği olarak kayıp-kaçak bedeli perakende satış tarifesinin bir unsuru olarak faturalarda yer almakta, bu bedelin belirlenmesi için alınan kurul kararı EPDK'nun bir düzenleyici işlemi olarak tüm tüzel ve gerçek kişileri bağlamaktadır ve dağıtım şirketleri kurul kararlarına aykırılık teşkil edecek herhangi bir işlemde bulunamayacaklardır.

4628 Sayılı Yasanın 6352 Sayılı Kanunun 64.m. ile değiştirilen 12.maddesinde kurulun yaptırım kararlarına karşı yetkili idare mahkemesinde dava açılabileceği, kurul kararlarına karşı açılan her türlü davanın öncelikli işlerden sayılacağı hükme bağlanmıştır. Bu hüküm çerçevesinde kurul kararlarının iptali için yargı yoluna başvurmak her zaman mümkündür.

O halde tarifeye ilişkin kurul kararı iptal edilmediği sürece geçerliliğini koruyacağı gözönünde bulundurularak davanın yukarıda belirtilen gerekçelere göre kabulü cihetine gidilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yukarıdaki gerekçelerle davanın reddi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

KARAR : Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 08.07.2013 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

Dava dilekçesinde; davalı abonenin elektrik faturasına yansıtılan kayıp-kaçak ve diğer adlar altında alınan bedellerle ilgili olarak Tüketici Sorunları Hakem Heyeti tarafından verilen kararın iptali ile masraflarla birlikte davalı taraftan tahsiline karar verilmesi istenilmiştir.

Mahkemece, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun 22/5.maddesi gereğince kesin olarak verildiği karara dercedilmek suretiyle dava esastan reddedilmiştir. Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, "ek kararla asıl kararın kesin olarak verildiği" gerekçesiyle temyiz talebinin reddine karar verilmiştir.

Temyiz talebinin reddine dair ek karar davacı vekiline 28.02.2013 günü tebliğ edilmiş, davacı bu kararı yasal temyiz süresi olan (HUMK 432/5) 7 günlük süre geçtikten sonra, 08.03.2013 tarihinde temyiz etmiştir.

Kanun yoluna (ve bu arada temyiz yoluna) başvurma belli bir süreye tabidir. Temyiz süresinin ne kadar olduğu kanun hükmü ile açıkça belirtilmiştir. (HUMK 163.md-HMK 94.md) Bu nedenle, temyiz süresi kesin ve hak düşürücü niteliktedir.

Temyiz talebini reddetmek yetkisi Yargıtay'a aittir. Ancak; temyiz, kanuni süre geçtikten sonra yapılır veya temyizi kabil olmayan bir karara ilişkin olursa, kararı vermiş olan mahkeme temyiz isteminin reddine kendisi karar verir.

"Bunun gibi, mahkemenin süresinde verilmiş olan bir temyiz dilekçesinin (süre aşımından dolayı) reddine karar vermiş (m.432/4) ve temyiz edenin bu red kararını 7 gün içinde temyiz etmemiş olması halinde, Yargıtay'ın esas hakkındaki temyiz talebini (ilk temyiz dilekçesini) inceleme konusu yapamayacağı ve temyiz dilekçesinin reddine karar verilmesi gerekmektedir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi de bu görüştedir." Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, Cilt 5, Prof. Dr. Baki Kuru, sayfa 4619, Konu Temyiz).

Temyiz talebi reddolunan taraf yerel mahkemenin temyiz talebinin reddine ilişkin kararını kendisine tebliğinden itibaren 7 günlük yasal süreyi geçirdikten sonra bu red kararını temyiz ederse bu (ikinci) temyiz dilekçesi süre açısından dolayı reddine karar verilir. Bu halde esas hakkındaki temyiz talebi de incelenmez. (HGK. 18.04.990 tarih 2/115-1144). Ancak, hakimin kesin olmayan bir karar hakkında kesin olduğundan bahisle temyiz talebinin reddine ilişkin kararı (hükmün kesin olarak verildiğinin karara dercedilmesi) temyiz incelemesine engel olmaz. Yerel mahkemenin temyiz isteminin reddine ilişkin kararın kaldırılmasına karar verildikten sonra vaki temyiz incelemesine geçilir.

Somut olayda ise; mahkemece esasa ilişkin kararın kesin olarak verildiği yazılmış, davacı bu kararı süresinde temyiz etmiş, mahkemece; "usul ve yasaya uygun olarak esas hakkında verilen ilk karar kesin olduğundan" bahisle temyiz talebi ek kararla reddedilmiştir. Ek karar 7 günlük yasal süreden sonra temyiz edilmiştir. Esasa ilişkin kararın Yargıtay'ca incelenebilmesi için bu kararın HUMK'nun 432.maddesi gereğince 7 günlük süre içinde temyiz edilmesi gerekir. Davacı vekili temyiz talebini süresinde yerine getirmediğinden temyiz talebinin süreden reddi gerekir.

Yukarıda açıklanan ve izah olunan nedenler ve gerekçelere göre; temyiz talebinin reddine ilişkin olarak mahkemece verilen 25.02.2013 tarihli ek karar süresinde temyiz edilmediğinden temyiz talebinin süreden reddi görüşünde olduğumuzdan sayın çoğunluğun esas kararın bozulması yönündeki görüşüne katılmıyoruz."
İlgili Mevzuat Hükmü : (Eski) Hukuk Usulu Muhakemeleri Kanunu - Mülga MADDE 426 :Lehine hüküm verilen taraf için tahsil olunacak masarifi muhakeme miktarı hükümde gösterilmek lazımdır. Tahkikatın hitamına kadar olan masarifi muhakemenin miktarı iki taraftan her biri canibinden verilecek müfredat pusulası üzerine tahkikat hakimi ve muhakeme celsesi masrafları da mahkeme tarafından takdir olunur.

426/A - (EKLENMİŞ MADDE RGT: 07.10.2004 RG NO: 25606 KANUN NO: 5236/15) (YÜRÜRL. TARH.: 01.06.2005)
İlk derece mahkemelerinden verilen nihai kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir.
Miktar veya değeri birmilyar lirayı geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir.
Alacağın bir kısmının dava edilmiş olması durumunda birmilyar liralık kesinlik sınırı alacağın tamamına göre belirlenir.
Alacağın tamamının dava edilmiş olması durumunda, kararda asıl isteminin kabul edilmeyen bölümü birmilyar lirayı geçmeyen taraf, istinaf yoluna başvuramaz.
İlk derece mahkemelerinin diğer kanunlarda temyiz edilebileceği veya haklarında Yargıtaya başvurulabileceği belirtilmiş olup da bölge adliye mahkemelerinin görev alanına giren dava ve işlere ilişkin nihai kararlarına karşı bölge adliye mahkemelerine başvurulabilir.

426/B - (EKLENMİŞ MADDE RGT: 07.10.2004 RG NO: 25606 KANUN NO: 5236/15) (YÜRÜRL. TARH.: 01.06.2005)
İstinaf yoluna başvurma, dilekçeyle yapılır ve dilekçeye karşı tarafın sayısı kadar örnek eklenir.
İstinaf dilekçesinde aşağıdaki hususlar bulunur:
1. Başvuran ile karşı tarafın davadaki sıfatları, adı, soyadı ve adresleri.
2. Varsa yasal temsilci ve vekillerinin adı, soyadı ve adresleri.
3. Kararın hangi mahkemeden verilmiş olduğu ve tarihi ile sayısı.
4. Kararın başvurana tebliğ edildiği tarih.
5. Kararın özeti.
6. Başvuru sebepleri ve gerekçesi.
7. İstem sonucu.
8. Başvuranın veya varsa yasal temsilci yahut vekilinin imzası.
İstinaf dilekçesi, başvuranın kimliği ve imzasıyla, başvurulan kararı yeteri kadar belli edecek kayıtları taşıması durumunda diğer hususlar bulunmasa bile reddolunmayıp, 426/O maddesi çerçevesinde gerekli inceleme yapılır.

426/C - (EKLENMİŞ MADDE RGT: 07.10.2004 RG NO: 25606 KANUN NO: 5236/15) (YÜRÜRL. TARH.: 01.04.2005)
İstinaf dilekçesi, kararı veren mahkemeye veya başka bir yer mahkemesine verilebilir. İstinaf dilekçesi hangi mahkemeye verilmişse, o mahkemece bölge adliye mahkemesi başvuru defterine kaydolunur ve başvurana ücretsiz bir alındı belgesi verilir.
Kararı veren mahkemeden başka bir mahkemeye verilmiş olan istinaf dilekçesi, bu mahkemece yukarıdaki fıkraya göre işlem yapıldıktan sonra kararı veren mahkemeye örnekleriyle birlikte gönderilir. Bu durum derhal mahkemesine bildirilir.
İstinaf yoluna başvurma tarihi konusunda 178 inci madde hükmü uygulanır.
Dosya, kararı veren mahkemece, istinaf dilekçesinde gösterilen daire ile bağlı kalınmaksızın, yetkili bölge adliye mahkemesine gönderilir.

426/D - (EKLENMİŞ MADDE RGT: 07.10.2004 RG NO: 25606 KANUN NO: 5236/15) (YÜRÜRL. TARH.: 01.04.2005)
İstinaf dilekçesi verilirken, tebliğ giderleri de dahil olmak üzere gerekli harç ve giderler ödenir. Bunların eksik ödenmiş olduğu sonradan anlaşılırsa, kararı veren mahkeme tarafından verilecek yedi günlük kesin süre içinde tamamlanması, aksi halde başvurudan vazgeçmiş sayılacağı hususu başvurana yazılı olarak bildirilir. Verilen kesin süre içinde harç ve giderler tamamlanmadığı takdirde, mahkeme başvurunun yapılmamış sayılmasına karar verir. Bu karara karşı istinaf yoluna başvurulması halinde, 426/F maddesinin ikinci fıkrası hükmü kıyas yoluyla uygulanır.

426/E - (EKLENMİŞ MADDE RGT: 07.10.2004 RG NO: 25606 KANUN NO: 5236/15) (YÜRÜRL. TARH.: 01.04.2005)
İstinaf yoluna başvuru süresi onbeş gün, 8.1.1943 tarihli ve 4353 sayılı Kanuna tabi kamu kurumları hakkında otuz gündür. Bu süre, ilamın usulen taraflardan her birine tebliğiyle işlemeye başlar. İstinaf yoluna başvuru süresine ilişkin özel kanun hükümleri saklıdır.

426/F - (EKLENMİŞ MADDE RGT: 07.10.2004 RG NO: 25606 KANUN NO: 5236/15) (YÜRÜRL. TARH.: 01.04.2005)
İstinaf dilekçesi, yasal süre geçtikten sonra verilir veya kesin olan bir karara ilişkin olursa, kararı veren mahkeme istinaf dilekçesinin reddine karar verir ve 426/D maddesine göre yatırılan giderden karşılanmak suretiyle ret kararını kendiliğinden ilgiliye tebliğ eder.
Bu ret kararına karşı tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde istinaf yoluna başvurulabilir. İstinaf yoluna başvurulduğu ve gerekli giderler de yatırıldığı takdirde dosya, kararı veren mahkemece yetkili bölge adliye mahkemesine gönderilir. Bölge adliye mahkemesi ilgili dairesi istinaf dilekçesinin reddine ilişkin kararı yerinde görmezse, ilk istinaf dilekçesine göre gerekli incelemeyi yapar.

426/G - (EKLENMİŞ MADDE RGT: 07.10.2004 RG NO: 25606 KANUN NO: 5236/15) (YÜRÜRL. TARH.: 01.04.2005)
İstinaf dilekçesi, kararı veren mahkemece karşı tarafa tebliğ olunur.
Karşı taraf, tebliğden itibaren onbeş gün içinde cevap dilekçesini kararı veren mahkemeye veya bu mahkemeye gönderilmek üzere başka bir yer mahkemesine verebilir.
Kararı veren mahkeme, dilekçeler verildikten veya bunun için belli süreler geçtikten sonra, dosyayı dizsi listesine bağlı olarak yetkili bölge adliye mahkemesine gönderir.

426/H - (EKLENMİŞ MADDE RGT: 07.10.2004 RG NO: 25606 KANUN NO: 5236/15) (YÜRÜRL. TARH.: 01.04.2005)
İstinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf, başvurma hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile, vereceği cevap dilekçesi ile istinaf yoluna başvurabilir. İstinaf yoluna asıl başvuran taraf, buna karşı onbeş gün içinde cevap verebilir.
İstinaf yoluna başvuran, bu isteminden feragat eder veya istemi bölge adliye mahkemesi tarafından esasa girilmeden reddedilirse, katılma yolu ile başvuranın istemi de reddedilir.

426/İ - (EKLENMİŞ MADDE RGT: 07.10.2004 RG NO: 25606 KANUN NO: 5236/15) (YÜRÜRL. TARH.: 01.04.2005)
Taraflar, ilamın kendilerine tebliğinden önce, istinaf yoluna başvurma hakkından feragat edemez.
Başvuru yapıldıktan sonra feragat edilirse, dosya bölge adliye mahkemesine gönderilmez ve kararı veren mahkemece başvurunun reddine karar verilir. Dosya bölge adliye mahkemesine gönderilmiş ve henüz karara bağlanmamış ise başvuru feragat nedeniyle reddolunur.

426/J - (EKLENMİŞ MADDE RGT: 07.10.2004 RG NO: 25606 KANUN NO: 5236/15) (YÜRÜRL. TARH.: 01.04.2005)
İstinaf yoluna başvurma, kararın icrasını durdurmaz. 9.6.1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun icranın geri bırakılmasıyla ilgili 36 ncı maddesi hükmü saklıdır. Nafaka kararlarında icranın geri bırakılmasına karar verilemez.
Kişiler ve aile hukukuna, taşınmaz mala ve bununla ilgili ayni haklara ilişkin kararlar kesinleşmedikçe yerine getirilemez.

426/K - (EKLENMİŞ MADDE RGT: 07.10.2004 RG NO: 25606 KANUN NO: 5236/15) (YÜRÜRL. TARH.: 01.04.2005)
İstinaf başvurusunun kötüniyetle yapıldığı anlaşılırsa bölge adliye mahkemesince 422 nci madde hükümleri uygulanır.

426/L - (EKLENMİŞ MADDE RGT: 07.10.2004 RG NO: 25606 KANUN NO: 5236/15) (YÜRÜRL. TARH.: 01.04.2005)
Bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince dosya üzerinde yapılacak ön inceleme sonunda; incelemenin başka bir dairece yapılması gerektiği, kararın kesin olduğu, başvurunun süresi içinde yapılmadığı, başvuru şartlarının yerine getirilmediği, başvuru sebeplerinin veya gerekçesinin hiç gösterilmediği tespit edilen dosyalar hakkında öncelikle gerekli karar verilir. Eksiklik bulunmadığı anlaşılan dosya incelemeye alınır.

426/M - (EKLENMİŞ MADDE RGT: 07.10.2004 RG NO: 25606 KANUN NO: 5236/15) (YÜRÜRL. TARH.: 01.04.2005)
Ön inceleme sonunda dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşılırsa;
I. Aşağıdaki durumlarda bölge adliye mahkemesi, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar verir;
1. Davaya bakması yasak olan hakimin karar vermiş olması.
2. İleri sürülen haklı ret istemine rağmen reddedilen hakimin davaya bakmış olması.
3. Mahkemenin görevli ve yetkili olmasına rağmen görevsizlik veya yetkisizlik kararı vermiş olması veya mahkemenin görevli ya da yetkili olmamasına rağmen davaya bakmış bulunması veyahut mahkemenin bölge adliye mahkemesinin yargı çevresi dışında kalması.
4. Taraf ve dava ehliyeti ya da davayı takip yetkisi bulunmayan veya vekil ve temsilci olmayan kimseler önünde davaya bakılmış ve karar verilmiş olması.
5. Mahkemece usule aykırı olarak davanın veya karşılık davanın açılmamış sayılmasına, davaların birleştirilmesine veya ayrılmasına, merci tayinine karar verilmiş olması.
6. Mahkemece, tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar verilmiş olması.
II. Aşağıdaki durumlarda davanın esasıyla ilgili olarak;
1. İncelenen mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığı takdirde başvurunun esastan reddine,
2. Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında,
3. Yargılamada bulunan eksiklikler duruşma yapılmaksızın tamamlanacak nitelikte ise bunların tamamlanmasından sonra yeniden esas hakkında,
Duruşma yapılmadan karar verilir.

426/N - (EKLENMİŞ MADDE RGT: 07.10.2004 RG NO: 25606 KANUN NO: 5236/15) (YÜRÜRL. TARH.: 01.04.2005)
Bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince inceleme, davanın özelliğine göre heyetçe veya görevlendirilecek bir üye tarafından yapılır.
İnceleme sırasında gereken hallerde başka bir bölge adliye mahkemesi veya ilk derece mahkemesi istinabe edilebilir.

426/O - (EKLENMİŞ MADDE RGT: 07.10.2004 RG NO: 25606 KANUN NO: 5236/15) (YÜRÜRL. TARH.: 01.04.2005)
İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu re'sen gözetir.

426/P - (EKLENMİŞ MADDE RGT: 07.10.2004 RG NO: 25606 KANUN NO: 5236/15) (YÜRÜRL. TARH.: 01.04.2005)
426/M maddesinde belirtilen haller dışında inceleme duruşmalı olarak yapılır. Bu durumda duruşma günü taraflara tebliğ edilir.

426/R - (EKLENMİŞ MADDE RGT: 07.10.2004 RG NO: 25606 KANUN NO: 5236/15) (YÜRÜRL. TARH.: 01.04.2005)
Bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerinde karşılık dava açılamaz, davaya katılma isteminde bulunulamaz, davanın ıslahı ve 45 inci maddenin birinci fıkrası hükmü saklı kalmak üzere davaların birleştirilmesi istenemez, bölge adliye mahkemesince re'sen göz önünde tutulacaklar dışında, ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmalar dinlenemez, yeni delillere dayanılamaz.
Bölge adliye mahkemeleri için yetki sözleşmesi yapılamaz.
İlk derece mahkemesinde usulüne uygun olarak gösterildiği halde incelenmeden reddedilen veya mücbir bir sebeple gösterilmesine olanak bulunmayan deliller bölge adliye mahkemesince incelenebilir.

426/S - (EKLENMİŞ MADDE RGT: 07.10.2004 RG NO: 25606 KANUN NO: 5236/15) (YÜRÜRL. TARH.: 01.04.2005)
Duruşmalı olarak incelenen işlerde taraflara çıkartılan çağrı kağıtlarında, duruşmada hazır bulunmadıkları takdirde tahkikatın yokluklarında yapılarak karar verileceği hususu ile başvuran tarafa çıkartılacak çağrı kağıdında, ayrıca, yapılacak tahkikatla ilgili olarak bölge adliye mahkemesince belirlenen gideri duruşma gününe kadar avans olarak yatırması gerektiği açıkça belirtilir.
Başvuran, kabul edilebilir bir mazerete dayanarak duruşmaya gelemediğini bildirdiği takdirde, yeni bir duruşma günü tayin edilerek taraflara bildirilir.
Başvuran mazeretsiz olarak duruşmalara katılmadığı veya tahkikatla ilgili giderler süresi içinde yatırılmadığı takdirde, dosyanın mevcut durumuna göre karar verilir. Şu kadar ki, öngörülen tahkikat yapılmaksızın karar verilmesine olanak bulunmayan hallerde başvuru reddedilir.

426/T - (EKLENMİŞ MADDE RGT: 07.10.2004 RG NO: 25606 KANUN NO: 5236/15) (YÜRÜRL. TARH.: 01.04.2005)
Karar aşağıdaki hususları içerir:
1. Kararı veren bölge adliye mahkemesi hukuk dairesi ile başkan, üyeler ve tutanak katibinin ad ve soyadları, sicil numaraları.
2. Tarafların ve davaya ilk derece mahkemesinde katılanların kimlikleri ile varsa yasal temsilci ve vekillerinin adı, soyadı ve adresleri.
3. Tarafların iddia ve savunmalarının özeti.
4. İlk derece mahkemesi kararının özeti.
5. İleri sürülen istinaf sebepleri.
6. Taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan veya olmayan hususlarla bunlara ilişkin delillerin tartışması, ret ve üstün tutma sebepleri, sabit görülen olaylarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebep.
7. Hüküm sonucu ile varsa kanun yolu ve süresi.
8. Kararın verildiği tarih, başkan ve üyeler ile tutanak katibinin imzaları.
Hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istem sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç veya tanınan hakların, tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gereklidir.

426/U - (EKLENMİŞ MADDE RGT: 07.10.2004 RG NO: 25606 KANUN NO: 5236/15) (YÜRÜRL. TARH.: 01.06.2005)
Bu Fasılda aksine hüküm bulunmayan hallerde ilk derece mahkemesinde uygulanan yargılama usulü bölge adliye mahkemesinde de uygulanır.



 
Şerhi Ekleyen Üyemiz:
Av.Nevra ÖKSÜZ
Hukukçu
Avukat
Şerh Son Güncelleme: 22-12-2013

THS Sunucusu bu sayfayı 0,02319193 saniyede 8 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.