Kanallar : Lütfen
Seçiniz |
|
|
|
Yazan : imsel,
Tarih : 14-04-2025 12:52
|
merhabalar.
işe iade davasını kazandık. dava sırasında müvekkil bir suçtan mahkum oldu.ceza evinde.kendisine babası vasi atanmış.şimdi işe iade başvurusunun vasi aracılığı ile yapılması isteniyor.şimdi ihtarname gönderdiğimizde işçinin samimi olmadığı savunmasıyla karşılaşacak gibiyiz.bu halde biz boşta geçen süre ve işe başlatmama tazminatlarını alamayacak mıyız?
bir de tebligatı müvekkilin kendisi izindeyken almış 10 günlük süre başladı 3 gün oldu.
bize avukat olarak tebligat olmadığı için (avukatla takip edilen iş olduğundan) ihtar çekmeyip müvekkilin cezasının bitmesini bekleyemez miyiz.başvuru süresi kesinleşemenin tebliğinden sonra başladığı için, bi çare olarak.
|
|
|
|
Merhabalar meslektaşlarım,
Tacir olan ve de yemek sektöründe faaliyet gösteren müvekkil piyasada bilinen bir şirket ile elektronik pazar yeri olarak adlandırılan sözleşmeyi akdediyor ve işbu sözleşme doğrultusunda mobil uygulama üzerinden faaliyet göstermeye başlıyor.
Bu sırada ilgili şirket yalnızca işyeri sahiplerince kullanılan sisteme tüketicilerin dikkati çekmek adına bir uygulama başlatılacağını, bu uygulama neticesinde tüketicilere belirli miktarlarda indirim sağlanacağını, indirim miktarının restoranlardan kesileceğini, kendilerinden ise herhangi bir kesinti yapılmayacağını, bu uygulamada yer almak istemeyen iş yerlerinin 30 gün içerisinde bildirim yapmalarını aksi halde bildirim yapılmadığı sürece restoranların bu uygulamada yer alacaklarını ve tüketicilere indirim sağlayacaklarını içerir bir bildirim gönderiyor. Bunun haricinde ise restoran sahiplerine herhangi bir bildirim mesaj, tebligat, ihtar vesaire gönderilmiyor.
Müvekkil de işbu bildirimi fark etmiyor. Bunun sonucunda da ilgili şirket de müvekkilin açık kabul beyanı olmaksızın tek taraflı olarak müvekkili indirim sistemine dahil ediliyor.
İlgili pazar yeri sağlayıcısı şirket ödeme yaptığı dönemlerde detaylı fatura göndermediği için müvekkil yaklaşık bir buçuk sene sipariş bedellerinden kesinti yani kullanıcılara indirim yapıldığını fark etmiyor.
En sonunda cirosunun beklediğinin altında kalması nedeniyle ilgili pazar yeri sağlayıcısına mail atıyor. İlgili şirket bunun üzerine indirim uygulamasına yönelik yalnızca sistemden müvekkile bilgilendirilme yapıldığını, 30 günlük süre içerisinde herhangi bir dönüş sağlanmadığından müvekkil adına tüketicilere indirim sağlandığını ve işbu indirim bedellerinin müvekkilden kesildiğini, yasal 30 günlük süre geçtiği için de müvekkile herhangi bir ödeme yapamayacaklarını beyan ediyor.
Bunun üzerine müvekkilin zararının giderilmesinin mümkün olup olmadığı konusunda yaptığım araştırmalar kapsamında;
-Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'unda ilgili firmanın tek taraflı değişiklik yapmasının haksız ticari uygulama olarak kabul edilse de bu durumda sadece idari para cezası yaptırımı öngörüldüğü,
- Yine, aynı kanuna istinaden çıkartılan Elektronik Ticaret Aracı Hizmet Sağlayıcı Ve Elektronik Ticaret Hizmet Sağlayıcılar Hakkında Yönetmeliğin 16. maddesinden aracı hizmet sağlayıcının aracılık sözleşmesinde değişiklik yapabileceği 30 gün içerisinde bu değişikliğe itiraz edilmediği takdirde değişikliğin uygulanabileceği ancak bu değişikliğin ise hem dâhili iletişim sistemi hem de onaylanmış elektronik iletişim adresi üzerinden yapılması gerektiği,
-Taraflar arasında akdedilen sözleşme karma nitelikte olduğundan komisyonculuk sözleşmesi hükümleri ile acentelik sözleşmesi hükümleri kıyas yolu ile uygulanabileceği tespit edilmiştir.
Fakat, basiretli tacir olan müvekkilin ilgili şirketten faturaların detaylarını talep etmemesi, yaklaşık bir buçuk sene fatura bedellerine itiraz etmemesi TTK'nin 21. maddesi yönünden aklımı karıştırıyor. Bunun sonucunda da TTK'nin 21. maddesinin uyuşmazlık açısında sorun teşkil edip etmeyeceği, teşkil etmez ise müvekkilin zararının hangi gerekçe ile talep edilebileceğini netliğe kavuşturamadım.
Tüm bu açıklamalar doğrultusunda, buna benzer bir uyuşmazlık ile karşılan, çözüm önerileri bulunan meslektaşlarımdan mesleki yardım rica etmekteyim. Şimdiden yardımlarınız için teşekkür eder, hepinize iyi çalışmalar dilerim.
|
|
|
|
Bir miktar paranın haczi üzerine 3.kişi istihkak davası açar ve paranın alacaklıya ödenmemesi için ihtiyati tedbir ister.Talebe rağmen mahkeme ihtiyati tedbir konusunda kabul veya red yönünde bir karar vermez davacı da dava dilekçesinde salt istemekle yetinir sonucunu takip etmez.İstihkak davası devam ederken tedbir olmadığı için para alacaklıya ödenir,bunun üzerine mahkeme dava konusuz kaldı deyip karar verilmesine yer olmadığına ilişkin karar verir ve bu karar davacı tarafından istinaf edilmeden kesinleşir.(kanaatimce mahkemenin verdiği karar yanlıştır zira dava konusuz kalmamıştır para alacaklıya ödendiği için davanın kendiliğinden eda davasına dönüşerek devam etmesi gerekirdi.)Gelinen nokta itibarıyla 3.kişi parasını alacaklıdan alabilir mi?İstihkak davası devam etseydi davanın 3.kişi lehine sonuçlanması olasılığı çok muhtemeldi.Bu aşamada 3.kişinin açabileceği bir dava var mı?Mevcut zararda kusur sizce kimdedir?
|
|
|
|
Herkese kolay gelsin, 29 yaşında bir müvekkil çocukluğunda ailesi tarafından terk edilmiş ve yetiştirme yurdunda kalmış, ailesi kendisine karşı ana ve babalık yapmamış. Reşit olduktan sonra problemlli bir evlilik yapmış, ciddi sağlık sorunları yaşamış ve fakat yine bu süreçte hiçbir şekilde ailesi kendisi ile ilgilenmemiş, bir süre kadın sığınma evinde kalmak zorunda kalmış. Kendisi bana anne ve babasına karşı manevi tazminat davası açmak istediğini söyledi. Bana kalırsa böyle bir durumda sembolik miktarda bir manevi tazminata ancak hükmedilir ya da tamamen reddedilebilir. Sizler neler düşünüyorsunuz ?
|
|
|
|
Meslektaşlarım merhaba, herkesin geçmiş bayramını kutlarım öncelikle. Bir doktor müvekkilim hakkında başarısız ameliyat sonrası sağlık bakanlığınca soruşturma izni verildi ve savcılık müvekkilin ifadesini almadan dosyayı doğrudan adli tıp ilgili ihtisas dairesine gönderdi. Aynı şekilde bir başka doktor müvekkil hakkında da soruşturma izni verildi, ancak bu dosyada henüz bir işlem yapılmadı savcılık tarafından. Usul normalde nasıl acaba, adli tıp raporundan sonra mı şüpheli doktorların ifadesi alınıyor, kamu davası neye göre açılıyor? Adli Tıp raporunda kusur atfedilirse mi kamu davası açılıyor? Teşekkür ederim şimdiden.
|
|
|
Yazan : av.m,
Tarih : 02-04-2025 11:25
|
İyi günler meslektaşlarım, bir sorum olacaktı. 2024 yılında açtığımız bir boşanma davasında ziynet eşyalarının aynen iadesini/mümkün olmadığı takdirde fiili ödeme günündeki karşılığını talep etmiştik. Ziynet eşyası talebimiz düğün takılarına ilişkin ve tarafların evlilik tarihi 1996. Dosyaya sunulan bilirkişi raporunda ziynet eşyalarının değeri dava tarihi olan 2024 yılına göre hesaplanmış. Burada bilirkişi raporuna itiraz edeceğimiz bir durum var mı? yoksa ıslah dilekçesini bilirkişi raporunda belirlenen dava tarihine göre hesaplanan bedele göre göndersek, başta talep ettiğimiz fiili ödeme günü karşılığı ile alakalı bir sorun yaşar mıyız? şimdiden teşekkürler.
|
|
|
|
Merhabalar, 30.000 TL bedelli ipotek senedine dayanılarak ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamlı takip yapılmış ancak işlemlerin üzerinden 4 yıl geçmiş yani takibe devam edilemez. Öncelikle sormak istediğim tekrardan ilamlı ipotek takibi başlatabilir miyiz, borçlu vefat etmiş bu sebeple de mirasçılara yönelik olarak ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatmayı düşünüyoruz Ana para ipoteği olduğu için de belli süre faiz işletiliyor, fakat tekrardan muacceliyet için ihtar çekmek gerekir mi? Esasen borç 200 bin tl'yi geçmiş ipotek 30 bin Türk lirası bu gibi durumlarda nasıl bir yol izlemeliyiz...
|
|
|
|
Merhabalar meslektaşlarım,
Yurt dışında bulunan taşınmaz malların tasfiyesinde MÖHUK madde 15 uyarınca malın bulunduğu ülke hukuku uygulanmakta olduğunu biliyorum. Yine aynı maddede evlilik malları hakkında eşlerin müşterek milli hukuku uygulanmakta. Ancak bunun uygulaması hakkında bilgim yok. Müvekkilin eşi evlilik sonrası fransada bir ev ve araba almış. Mal rejiminin tasfiyesi davasında bu mallara ilişkin nasıl bir talepte bulunabilirim ?
|
|
|
Yazan : nisa.nur,
Tarih : 18-03-2025 11:55
|
Meslektaşlarım merhabalar,
Bir vatandaş 2018 de bir çiftlik kuruyor ancak bulunduğu bölgede elektrik hattı olmadığı için kendisi proje ve masrafların tamamını üstlenerek elektrik bağlantı hattını şahsen tesis ediyor. şimdi ise diğer kullanıcılar da bu hattı kullanmaya başlamak için talepte bulunmuş. dağıtım şirketi yönetmelik gereği bu hatların 5 yıl sonra kendi bünyelerine geçmiş olduğunu söylüyor. Bu elektrik hattının kurulumu sonucu kendisine bir bedel ödenmiyor.
bu durumda vatandaşın yapmış olduğu bu masrafları talep edebilir miyiz, şayet mümkünse ne şekilde kimden talep edebiliriz?
Bu konuda bilgisi olan meslektaşların yardımını rica ediyorum.
|
|
|
|
Merhabalar üstadlarım, bağlı olarak çalıştığım bir yolcu taşıma firmasında malumunuz hizmet verilen sektör gereği çok sayıda trafik kazası yaşanıyor. Bu kazalardan sonra da kusursuz taraflar şirket ve işçiden ikame araç bedeli ve değer kayıpları için icra takibine başvuruyorlar. Genellikle bu miktarlar düşük de olsa şirket takibin devamını engellemek adına ve sigorte ve kasko teminatları dışında kaldığından bu takiplerin gereğini yerine getiriyor. Şu hususu merak ediyorum, şirket ödeme yaptıktan sonra şoföre rücu etmek maksadıyla icra takibi başlattığında burada bir engel ile karşılaşır mıyız. Şirketin icra takiplerine itiraz etme yükümlülüğü var mıdır? İtiraz etmeden ödeme yapmak rücuya engel midir? Tecrübeli bir meslektaşım aydınlatırsa çok sevinirim. Herkese iyi çalışmalar dilerim .
|
|
|
Yazan : Yusuf K.,
Tarih : 17-03-2025 13:40
|
Herkese merhaba, emlak komisyon alacağına yönelik müvekkil (emlakçı) lehine bir icra takibi başlatacağım. İşlem tüketici işlemi ancak müvekkil bakımından ticari iş olduğu için alıcı taraf için de ticari iş olacağı kanısındayım. Bu nedenle temerrüt faizini avans faizi üzerinden talep etmeyi düşünüyorum. Bu konuda tecrübesi olan meslektaşların görüş ve önerilerini beklemekteyim. Herkese teşekkür ederim.
|
|
|
|
Sayın meslektaşlarım merhaba,
İpoteğin paraya çevrilmesi yoluyla borçluya ve ipotek veren üçüncü kişiye karşı başlatılan takibe yapılan itirazın iptali için dava açmıştık. Bu dava devam ederken, borçlu firma hakkında konkordato kararı verildi ve döviz cinsinden alacağımız kuru sabitlenerek %20 tenzilatla alacak nisabına dahil edildi. Konkordato projesi kapsamında borç ödemesi 9 taksitle yapıldı, hatta son taksit ipotek veren 3. kişi tarafından ödendi. İpotek veren, borcun ödendiği iddiasıyla itirazın iptali davası henüz sonuçlanmadan ipoteklerin fekki davası açtı. Sizce bu dava derdest midir? Davacı ve davalı sıfatı yer değiştirdi ancak davanın sebebi aynı. Davanın konusunun aynı olmadığını düşünüyorum ancak emin değilim. Derdestlik itirazımız kabul görür mü? Derdest olmadığını düşünüyorsanız ipoteğin fekki davası itirazın iptali ile birleştirilmeli midir yoksa itirazın iptali davası bekletici mesele mi yapılmalıdır? Yardımlarınız için şimdiden teşekkür ederim.
|
|
|
|
Merhabalar , yolcu taşımacılığı yapılan otobüslerde görüntü kaydı alan cihazların aynı zamanda ses kaydı alması kvkk ihlali sonucunu doğurur mu? Böyle bir uygulama hangi şartlarda mümkün olur? Bir verinin işlenmesi için aydınlatma yükümlülüğünün yanında istisnai haller dışında veri sahibinin rızası da gerektiğinden bu durumda bütün yolculardan rıza almak mı gerekir
|
|
|
|
Merhaba meslektaşlarım alacaklı vekili olarak borçlu bir ltdşti şirketinin SSK İşvereni Tüzel kişiliğine haciz ekledim bu işlemden sonra talep göndererek biriken parayı İcra dosyasına alabilmek mümkün müdür ? Nasıl bir yol izlemeli?
|
|
|
|
Sayın meslektaşlarım merhaba,
Müvekkil şirket ile alıcı şirket arasındaki mal alım-satım sözleşmesi kapsamında; alıcının aldığı mallara karşılık olarak 3. kişi taşınmazları üstünde ipotek tesis ediliyor. Alıcının yaklaşık 1.5 milyon USD'lik borcunu ödememesi nedeniyle, müvekkil şirket tarafından ipoteklerin paraya çevrilmesi için borçlu ve ipoetek veren 3. kişi aleyhine icra takibi başlatılıyor. Borçlular icra takibine itiraz ediyor ve itirazın iptali davası açılıyor. İtirazın iptali davası devam ederken, borçlu şirketin konkordato projesi tasdik edilmiş. Müvekkil şirketin USD cinsinden alacağının kuru sabitlenmiş ve alacağın konkordato nisabına %20 tenzilatla dahil edilmesine karar verilmiş. Proje kapsamında borç 9 taksitle ödeniyor. 2018'de muaccel olan borç 2024'te ödeniyor. İtirazın iptali davası henüz sonuçlanmamışken, borcun konkordato kapsamında ödendiği iddiasıyla 3. kişi tarafından ipoteğin fekki davası açılıyor. İtirazın iptali davasında davamızın kabulüne ve ipotek limitiyle sınırlı olmak üzere takibin devamına karar veriliyor. Bu kararı ipoteğin fekki davasına sunuyoruz. Ancak, asliye hukuk mahkemesi davanın kabulüne ve taşınmazlar üzerindeki ipoteğin fekkine karar veriyor.
Ben bu dosyaları son aşamada devraldım. İtirazın iptali davası karara çıkmıştı ve ipoteğin fekki davasında dilekçeler aşaması tamamlanmıştı. İtirazın iptali davasındaki karar davalı tarafından istinaf edildi. Biz de ipoteğin fekki davasındaki kararı istinaf etmek istiyoruz, aleyhimize yüksek tutarda vekalet ücretine hükmedildi. Benden önceki meslektaş, davaların birleştirilmesini talep etmemiş. Tahkikat sırasında bu talepte bulunmak aklıma gelmedi. Kararı istinaf ederken davaların birleştirilmesini talep edebilir miyiz? Bir kararının icra edilmesini engelleyen diğer karara karşı başka hangi yollara başvurabilirim? İtirazın iptali kararı kesinleşmeden taşınmazların satışını talep edemiyoruz, alabileceğim başka bir önlem var mı? Bu alanda tecrübesiz genç meslektaşınıza yardımlarınızı bekliyorum, çok teşekkür ederim.
|
|
|
Yazan : SYAZICI,
Tarih : 11-03-2025 14:12
|
Meslektaşlarım merhaba, site içerisinde de aradım, bir çok yere de baktım ama maalesef kıyas yapabileceğim benzer bir konu dahi bulamadım. Çocuğun babayla kişisel ilişki kurulması konusunda mahkeme kararı var, ancak baba neredeyse her ay;bu hafta alamayacağım diye bir hafta çocuğu almıyor;sonra alakasız bir zamanda ben çocuğu bu hafta alacağım borcun var bana şeklinde bildirimde bulunuyor.. Şimdi bu durum aslında velayet hakkının kullanılmasının engellenmesi, kabul etmezsen de bu defa velayet hakkının kötüye kullanılması iddiasıyla karşı karşıya kalınacak.. Mesela geçen hafta almamış, şimdi de diyor ki, ben alacağımı bayramda kullanacağım, bayramın tamamında bende kalsın.. (bayramın 2 günü 10_17 saatleri arası kişisel ilişki düzenlenmiş) bu durum artık hakkın kötüye kullanılması, velayet sahibi anne çocukla plan yapamaz hale geldi. Ne yapmamızı önerirsiniz
|
|
|
Yazan : imsel,
Tarih : 09-03-2025 12:57
|
sayın meslektaşlarım merhabalar,
taşınmazda imar planı 1993 yılında yapılmış. 2020 yılında hukuki el atmaya dayalı(taşınmazın ortasından geçen yol var ve düzenleme ortaklık payı olarak o dönemde %10 uygulanmış) belediyeye karşı bedele yönelik idare mahkemesinde dava açtık.o zamana kadar hiçbir işlem yapılmamış.keşif sırasında taşınmazda bir de fiili olarak kullanılan yol olduğunu görünce mahkeme görevsizlikten adli yargıda görüleceğinden davamızı reddetti.karar 2024 mart ayında danıştayca onandı.
müvekkil belediyeye yeniden başvurdu başka yakın bir yerden takas olarak yer verileceği söylendi şubat ayı içinde bunun mümkün olmayacağı bildirildi ve müvekkilden taşınmazın bu kısmını yola terketmesi istenmiş.bu halde taşınmazın %31 idarece el konulmuş olacaktır.bölgede diğer taşınmazların içine evler yapılmış.yeniden bir imar düzenlemesi görünmüyor. bu sebeple ikinci bir DOP olacağını düşünmüyoruz.müvekkil de yola terk istemiyor. taşınmaz içindeki fiili yolu belediyeyede söyleyerek kapattı.hem hafriyat döktü hemde asfaltı iş makinasıyla kaldırdı.
1-bu durumda hukuki el atma davası(taşınmazdaki fiili yolu iptal ettik) adli yargıda mı açılacak?(benim yaptığım son araştırmaya göre adli yardı görevli ama yeniden ret yememek için soruyorum)
2-davadan belediyeye yeniden bir bedelin ödenmesi için başvuru
şart var mı?
3-bu davada harç ve vekalet ücreti nispi midir? (dava değerinin 3 milyon olacağını düşünüyoruz.)
teşekkür ederim.
|
|
|
|
Merhaba ticari faaliyeti bulunmayan gercek kisi tarafindan muteahhite verilen bedelin iadesi icin acilacak sebepsiz zenginlesme davasi icin arabuluculuk dava sarti midir? Aralarinda noterde yapilmayan hicbir zaman muteahhite ait olmamis ve olmayacak bir tasinmaza iliskin gecersiz tasinmaz satis vaadi sozlesmesi iliskisi bulunmaktadir.
|
|
|
Yazan : Kaya52,
Tarih : 26-08-2025 17:21
|
Sevgili meslektaşlarım şöyle bir olay yaşadığım için sizlerin görüşünü almak istiyorum, öncelikli olarak kiraya veren vekiliyiz ve tahliye etmek istiyoruz;
1) 1.08.2022 kira başlangıç yılı olan kira sözleşmesinde aylık kira bedeli olarak 5500 TL kararlaştırılmış. Ben burada 08/06/2022 ile 01/07/2024 tarihine kadar %25 sınırını dikkatimden kaçırarak kira sözleşmesinde Temmuz ayı on iki aylık tüketici fiyat endeksine göre zam yapılacaktır hükmünü dikkate alıp aylık kira bedellerini hesaplayarak eksik ödemeler için icra takibinde bulundum.
KİRACININ ÖDEMELERİ
ASIL YIL: 1.08.2022 - 1.08.2023 dönemine kadar 5500 TL
1. Uzama Yılı: 1.08.2023 - 1.08.2024 dönemine kadar 7500 TL
2. Uzama Yılı: 1.08.2024 - 1.08.2025 dönemine kadar 13.000 TL
3. Uzama Yılı: 1.08.2025 - Günümüze kadar 17.000 TL ödeme yapılıyor.
TEMMUZ TÜFE ORANLARI
2023 %57,45
2024 %65,93
2025 %41,13
Ben icra takibini oluştururken Temmuz tüfelerden hesapladığım zaman sırasıyla uzama yılları için;
1. Uzama Yılı --> 8659 TL (Eğer %25 uygulansaydı 6875 TL olacaktı)
2. Uzama Yılı --> 14.009 TL
3. Uzama Yılı --> 20.279 TL olarak hesapladım. Ancak ilk uzama yılında %25 uygulanmamış olsaydı 1. Uzama Yılı 6875 TL, 2. Uzama Yılı 11.122 TL, 3. Uzama Yılı: 17.357 TL olacak idi.
Ayrıca kiracı ilk uzama yılında %25 oranının üzerinde ödeme yaptığı için ikinci uzama yılında yapılan ödemeye göre mi tüfe oranını uygulamalıyım yoksa %25'e göre olması gereken kira bedelini dikkate alarak mı uygulamayım? Eğer %25 sınırını dikkate almamıza rağmen 7.500 TL ödeme yapılması nedeniyle TÜFE uygular isem 3. uzama yılında daha da fazla miktar çıkacak.
Sorum şu; itirazın kaldırılması açarak kısmi kabul kısmi red ile tahliye alabilir miyim? Umarım ifade edebilmişimdir...
|
|
|
|
müvekkil alman vatandaşı olan eşinden boşanmış ve sonrasında evlilikteki soyadını kullanmak için eski eşine dava açtık ancak bilirkişi ücretini yatırmadığımızdan dava usulden reddedildi. Davalı alman vatandaşı olduğu için herhangi bir kaydı yok gerekçeli kararıda tebliğ edemiyoruz bu sebeple yeniden dava açsak derdest sayılır mı ?
|
|
|