Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

asıl işveren-alt işveren yargıtay kararları

Yanıt
Old 29-08-2006, 09:40   #1
Av.Elvan Akkaya

 
Karar asıl işveren-alt işveren (taşeron) yargıtay kararları

T.C. YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu
E:2004/11-254
K:2004/295
T:12.5.2004

• RÜCUAN TAZMİNAT TALEBİ

• ASIL İŞVERENİN TAŞERONUN İŞÇİLERİNE ÖDEDİĞİ İHBAR VE KIDEM TAZMİNATLARI İÇİN TAŞERONA RÜCU TALEBİ

• TAŞERONUN İŞÇİLERİNE ASIL İŞVERENCE YAPILAN İHBAR VE KIDEM TAZMİNATI ÖDEMELERİ

• ALT İŞVERENİN İŞÇİLERİNE ASIL İŞVERENCE YAPILAN İHBAR VE KIDEM TAZMİNATI ÖDEMELERİ

• İHBAR VE KIDEM TAZMİNATI ÖDEMEK ZORUNDA KALAN ASIL İŞVEREN

ÖZET : Dava, asıl işveren tarafından işçilere ödenen ihbar, kıdem ve deprem tazminatının, davalı taşerondan rücuan tazmini istemine ilişkindir. 1475 sayılı İş Kanununun 1/son maddesine göre, ""Bir işverenden belirli bir işin bir bölümünde veya eklentilerinde iş alan ve işçilerini münhasıran o işyerinde ve eklentilerinde çalıştıran diğer bir işverenin kendi işçilerine karşı o işyeri ile ilgili ve bu kanundan veya hizmet akdinden doğan yükümlülüklerinden asıl işveren de birlikte sorumludur."" Anılan Yasa maddesinde yazılı asıl işveren sorumluluğu, işçilere karşı olan bir sorumluluktur. Taşeron ile asıl işveren arasındaki bir düzenlemeyi içermeyen 1475 sayılı Yasanın 1/son maddesinin dava konusu olaya uygulanması mümkün değildir. Uyuşmazlığın, davacı ile davalı arasındaki sözleşme hükümlerine göre çözümlenmesi gerekmektedir. Mahkemece, taraflar arasındaki sözleşme hükümleri dikkate alınarak, dava konusu ihbar, kıdem ve deprem tazminatından hangi tarafın, ne miktarda sorumlu olduğunun değerlendirilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddedilmesi doğru görülmemiştir.
(1475 s. kanun m. 1/son)
(4857 s. kanun m. 2/6)
Taraflar arasındaki ""Rücuan Alacak"" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Körfez Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 10.7.2002 gün ve 2002/115 E- 2003/372 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 3.3.2003 gün ve 2002/9465 E-2003/1714 K. sayılı ilamı ile; ( ...Davacı vekili, davalı ile müvekkili şirket arasında İGSAŞ'ın fabrika sahası ile diğer yazılı yerlerde her türlü hizmetin ( temizlik, paketleme, dolum, ambar, büro ve bahçe hizmetleri ) ifasına dair sözleşme imzalandığını, davalının çalıştırdığı işçileri tarafından izin ücreti, ihbar, kıdem ve deprem tazminatının tahsili amacıyla müvekkili aleyhinde açılan davaların kısmen kabulüne karar verildiğini ileri sürerek, şimdilik 149.504.221.412- liranın ödeme tarihlerinden itibaren faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı taraf yanıt vermemiştir.
Mahkemece dosya kapsamına göre, İş Mahkemesince, ""işçilerin tamamının İGSAŞ'a ait olduğu, taşeron olarak çalışan kişilerin değişmesine rağmen işçilerin işini aynen ve aralıksız olarak sürdürdüğü, taşeron işçisi gibi gösterilmesi hususunun muvazaalı olduğu"" gerekçesine dayanarak İGSAŞ aleyhinde hüküm kurulduğu ve bu kararın onanarak kesinleştiği, bu durumda davacının taşeron görünümündeki davalı şirkete ödemiş olduğu bedelleri rücu etmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
1- Dava, asıl işveren tarafından işçilere ödenen ihbar, kıdem ve deprem tazminatının davalı taşerondan rücuan tazmini istemine ilişkindir.
Davacı ile davalı arasında akdedilen ve 1.1.2000-31.12.2000 dönemini kapsayan Taşeron aracılığı ile Hizmet Teminine ait sözleşme bulunduğu tartışmasızdır. Davacı, sözleşme gereği çalıştırılan ve işçiler tarafından müvekkili aleyhine açılan dava sonunda müvekkilince işçilere ödediği ihbar, kıdem ve deprem tazminatını, işveren olan davalı taşerondan tahsilini istemiştir.
1475 sayılı İş Kanununun 1/son maddesine göre, ""Bir işverenden belirli bir işin bir bölümünde veya eklentilerinde iş alan ve işçilerini münhasıran o işyerinde ve eklentilerinde çalıştıran diğer bir işverenin kendi işçilerine karşı o işyeri ile ilgili ve bu kanundan veya hizmet akdinden doğan yükümlülüklerinden asıl işveren de birlikte sorumludur."" Anılan Yasa maddesinde yazılı asıl işveren sorumluluğu, işçilere karşı olan bir sorumluluktur. Taşeron ile asıl işveren arasındaki bir düzenlemeyi içermeyen 1475 sayılı Yasanın 1/son maddesinin dava konusu olaya uygulanması mümkün değildir. Uyuşmazlığın, davacı ile davalı arasındaki sözleşme hükümlerine göre çözümlenmesi gerekmektedir.
Taraflar arasındaki sözleşmenin V. maddesinde davacı asıl işverenin davalı yükleniciye karşı nelerden sorumlu olduğu, VII. maddesinde de, davacı tarafından yapılacak ödemeler açıkça belirtilmiştir. Mahkemece, taraflar arasındaki sözleşme hükümleri dikkate alınarak, dava konusu ihbar, kıdem ve deprem tazminatından hangi tarafın, ne miktarda sorumlu olduğunun değerlendirilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddedilmesi doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429. maddesi gereğince ( BOZULMASINA ), istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 12.5.2004 gününde, oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY YAZISI :

Dava; taraflar arasında imzalanan ""taşeronluk"" sözleşmesi ve 1475 sayılı İş Yasası'nın 1/son maddesi hükmü uyarınca rücuan alacak istemine ilişkindir.
Davacı İ... Gübre Sanayi Anonim Şirketi ( İGSAŞ ); davalı B... İnşaat Gıda Sanayi Taahhüt ve Ticaret Limited Şirketi ile fabrika sahası, genel müdürlük binası ve sosyal tesislerde her tür hizmetin ( temizlik, paketleme, dolum, ambar, büro ve bahçe hizmetleri ) ifasına dair sözleşme imzalandığını, sözleşme kapsamında olmak üzere davalı B... Limited Şirketi işçilerin, İGSAŞ'a karşı açtıkları ihbar, kıdem ( vd. ) tazminatı alacağına dair işçilik hakları istemli davalar nedeniyle ödemek zorunda kaldıkları tazminatların ve ferilerinin rücuan tahsilini, aralarında imzaladıkları sözleşme ve 1475 sayılı İş Yasasının 1/son maddesi hükmü uyarınca davalı şirketten istemektedir.
Somut olayın çözümünde, taraflar arasında yapılmış olan sözleşmenin niteliğinin belirlenerek, sorumluluk koşullarının oluşup oluşmadığının saptanabilmesi için, konu ile bağlantılı bir kısım kavram ve olguların kısaca irdelenmesinde yarar bulunmaktadır.
Ekonomide yaşanan yoğun rekabet ortamı ve teknolojide ulaşılan seviye, tüm alanlarda uzmanlaşmaya giderek hızlı, kaliteli ve daha uygun maliyetli mal ve hizmet üretimini zorunlu kılmaktadır. Bu gereksinime paralel olarak yeni üretim ve çalışma ilişkileri ortaya çıkmıştır.
Bunlardan; asıl işverenin yanında ""taşeron"" olarak adlandırılan başka işverenlerinde işyerinden iş almaları ve kendi sigortalılarını çalıştırmaları ile uygulama kazanmış olan ""asıl işveren-alt işveren"" ilişkisini ele alan 1475 sayılı İş Yasasının 1/son ve 4857 sayılı İş Yasasının 2/6. maddeleri, alt işverenin yanında asıl işvereni de sorumlu tutan bir içerik taşımaktadır.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, Türk iş hukukunda alt işveren kavramının yer aldığı 1475 sayılı İş Yasasının 1/son maddesinde aynen; ""Bir işverenden belirli bir işin bir bölümünde veya eklentilerinde iş alan ve işçilerini münhasıran o işyerinde ve eklentilerinde çalıştıran diğer bir işverenin kendi işçilerine karşı o işyeri ile ilgili ve bu kanundan veya hizmet akdinden doğan yükümlülüklerinden asıl işverende birlikte sorumludur"" denmektedir.
Maddenin ""diğer bir işveren"" olarak adlandırdığı işveren, gerek mevzuatta, gerekse öğreti ve yargı kararlarında; alt işveren, taşeron, tali işveren, aracı, alt müteahhit, alt ısmarlanan vb. adlarla anılmaktadır.
İş Yasası'na göre, alt işverenden söz edebilmek ve asıl işvereni, alt işverenin anılan nitelikteki yükümlülüklerinden ötürü sorumlu tutabilmek için, maddenin tanımından ortaya çıkan bir takım zorunlu unsurlar bulunmaktadır. Alt işveren kavramı her şeyden önce, bir asıl işverenin varlığını, bir başka işverenin asıl işverene ait işin bir bölümünü yapmayı üstlenmeyi ve nihayet asıl işverene ait işyerinde veya işyerinin bir bölümünde iş alanın kendi adına sigortalı çalıştırmayı gerektirir. Asıl işverenle, alt işveren arasındaki sözleşmenin hukuki niteliğinin önemi yoktur. Önemli olan yön, asıl işverene ait işin alt işveren tarafından Yasannın aradığı koşullarla yapılıyor olmasıdır.
Belirtilen unsurların birinin dahi eksikliği, taraflar arasında bu nitelikte bir akdi ilişkinin kurulmasını engeller. Bu durumda; gerek İş Yasası, gerekse Sosyal Sigortalar Yasası'yla asıl işveren-alt işveren ilişkisine bağlanan hukuksal sonuçlar elde edilemez.
Yasa hükmüyle amaçlanan, asıl işverenle alt işverenin işçileri arasında bir hizmet akdi bulunmamasına karşın, asıl işverenin, alt işverenin işçilerine karşı alt işverenle birlikte sorumluluğunun sağlanması, alt işverenin işçilerinin iş akdinden veya iş Yasası'ndan doğan haklarını bu işverenlerden dilediğinden veya birlikte her ikisinden talep edebilmesine olanak sağlayarak güvence altına almaktır.
İşçi bu hukuksal koruma ile, alt işverenin ödemekten kaçındığı işçilik haklarını asıl işverenden isteyebilecek, ödemeyi yapan asıl işverenin ise bu ödemeler nedeniyle alt işverene karşı rücu hakkı doğacaktır. Belirtilen nedenlerle ödenen işçilik haklarında rücuan sorumlu olabilmek için, taraflar arasında ""taşeronluk sözleşmesi"" olarak adlandırılacak akdi bir ilişkinin ötesinde, Yasanın cevaz verdiği anlamda geçerli bir asıl işveren-alt işveren hukuksal konumunun kurulmuş olması aranır.
Alt işverenin asıl işverenden bir bölüm iş alması ve bu işte kendi adına sigortalı çalıştırması, alt işverenin asıl işverenden aldığı iş nedeniyle işverenlik sıfatının doğmuş olması alt işveren kavramının belirleyici özelliğini oluşturmaktadır. Alt işveren her şeyden önce bir ""asıl işveren""in varlığını zorunlu kılmaktadır. Yukarıda belirtildiği gibi, maddede belirtilen koşullardan birisinin dahi yokluğu durumunda aracıdan söz edilemez.
Asıl işveren; 1475 sayılı Yasa m. 1/1 gereğince, ""işçi çalıştıran gerçek yada tüzel kişi"" olup, işveren niteliği işçi çalıştırmanın doğal sonucudur.
Diğer işyerlerinde işçi çalıştırması nedeniyle ""işveren"" sıfatına sahip olan kimse de, işverenlik sıfatına ( devredilen iş dolayısıyla ) sahip olmadığı için, asıl işveren olarak sorumlu bulunmayacaktır.
Benzer şekilde, işi alan kişinin de işverenlik sıfatını, alınan işte ve o iş nedeniyle sigortalı çalıştırılması sonucunda kazanmış olması aranacaktır. Alınan işte sigortalı çalıştırmayıp, tek başına yada ortakları ile işi yürüten kişi alt işveren olarak nitelendirilemeyecektir. Bu kişinin diğer bir takım işyerlerinde çalıştırdığı sigortalılar nedeniyle kazandığı işverenlik sıfatının sonuca etkisi ise bulunmamaktadır.
Uyuşmazlık; tanımlanan maddi ve hukuksal olgular karşısında, işçilere yargı kararları uyarınca yapılan işçilik hakları ödemelerinden kimin sorumlu olacağının belirlenebilmesinde, taraflar arasında rücuan tahsilini olanaklı kılacak nitelikte bir asıl işveren alt işveren ilişkisinin bulunup bulunmadığı noktalarında toplanmaktadır.
Taraflar arasındaki akdi ilişki, asıl işveren alt işveren ilişkisini doğrulamıyor, benzer şekilde işçiler ile, sözleşmede alt işveren olarak adlandırılan davalı arasında bir hizmet akdinin bulunmadığı anlaşılmış, yada bu sözleşmelerin muvazaaya dayandığı saptanmış ise, bunun doğal sonucu olarak, işçi işveren ilişkisinin hukuksal statüsünden kaynaklanan ve işçilik hakları olarak da adlandırılan; kıdem, ihbar tazminatı gibi alacaklardan, gerek doğrudan ve gerekse dolaylı olarak, işveren sıfatını taşımayan davalının sorumlu tutulması mümkün olmayacaktır.
Davacı İGSAŞ ile davalı B... Limited Şirketi arasında imzalanan, ""taşeron aracılığı ile hizmet teminine dair sözleşme"" ile; fabrika sahası, genel müdürlük binası, sosyal tesislerde, İGSAŞ tarafından tarif edilecek her türlü hizmetin ""müteahhit"" işçilerince yerine getirilmesi hükme bağlanmıştır. Bu sözleşmede müteahhit olarak adlandırılan davalı şirketin yükümlülükleri; ""çalıştırdığı tüm personelin işvereni"" sıfatıyla İş Kanunu, SSK. ve çalışma hayatı ile ilgili diğer mevzuattan doğan yasal görevleri yerine getirmek, olarak öngörülmüştür. Buna karşın, işçilerin aylık ve diğer ödemeleri davacı İGSAŞ tarafından yerine getirilecek, sigorta primi işveren hissesi İGSAŞ tarafından karşılanacak, müteahhit personelinin kıdem tazminatı, ihbar öneli, iş Yasasından kaynaklanan yükümlülükler İGSAŞ'ın teminatı altında bulunacağı, İGSAŞ tarafından müteahhide ( kişi/gün ) hesabı ile sözleşmede belirtilen komisyon ücretinin ödeneceği belirtilmiştir.
Alt işveren işçilerinin genellikle asıl işveren işçilerinden daha az ücret ve sosyal haklarla çalıştırılabilmeleri, kısa süreli ihalelerle işyerlerinde ""taşeronlulaştırma"" uygulamalarının yaygınlaşması gibi nedenler, bir kısım alt işverenlik sözleşmelerinin muvazaalı olduğu iddialarına ortam hazırlamıştır.
Müteahhit işçileri olarak ifade edilen çalışanlar tarafından İGSAŞ hakkında, anılan sözleşmenin muvazaaya dayandığı, gerçekte kendilerinin davalı İGSAŞ işçileri oldukları iddiası ile Körfez İş Mahkemesi'nde açılan ve Yargıtay 9. Hukuk Dairesi tarafından onanarak kesinleşen işçilik hakları istemli davaların yapılan yargılamaları sonucunda verilen kararlarda; ""davacının çalıştığı işçilerin tamamı davalıya ait işlerdir. Davacı görünüşte taşerona ihale edilmiş bir işte çalışıyormuş gibi gösterilmiş ise de; davacının esasen davalının işçisi olduğu, kısa sürelerle taşeron olarak görünen kişi değiştiği halde davacının işini aynen ve aralıksız olarak sürdürdüğü, taşeron ile yapılan sözleşmelerde; işçilerin işe alınmaları, işçilere verilecek ücret, iş saatleri, çalışma koşulları, yılık izinler, işçilerin cezalandırılması ve iş akitlerinin feshinde tek yetkili merciinin davalı ( İGSAŞ ) olarak belirlendiği, taşeron işçisi gibi gösterilmesi hususunun muvazaalı olduğu, davacıların gerçekte davalı İGSAŞ'ın işçileri olduğunun anlaşıldığı ve davacı işçilerin İGSAŞ'ın taraf olduğu Toplu İş Sözleşmesinden yararlanmalarının engellemek amacı ile bu yolun seçildiği ve iş akdinin davalı ( İGSAŞ ) tarafından feshedildiği"" gerekçeleri ile davaya konu ihbar ve kıdem tazminatı ve diğer alacakların dayalı İGSAŞ'dan tahsili ile davacılara verilmesine karar verilmiştir. Saptanan bu maddi olgunun, anılan davada taraf konumunda bulunan İGSAŞ yönünden bağlayıcı olacağı açıktır.
Davada; İGSAŞ; belirtilen yargı kararları nedeniyle ödemek zorunda kaldığı kıdem, ihbar, vd. tazminatların, yukarıda belirtilen ""taşeronluk sözleşmesi"" nedeniyle, alt işveren olarak adlandırılan davalı B... Limited Şirketinden rücuan tahsilini istemektedir.
Borçlar Yasasının 1. maddesinde belirtildiği üzere, bir sözleşme karşılıklı ve birbirine uygun iradelerin birleşmesi ile oluşur. Kural olarak bir irade beyanında, irade ile bildirimin birbirine uyumlu olması aranır. Uyumsuzluk, istemeden oluşabileceği gibi, taraflar bilerek ve isteyerek de bu uygunsuz durumu yaratabilirler. Tarafların bilerek ve isteyerek iradeleri ve beyanları arasında böylesi bir uygunsuzluğu yaratmaları halinde muvazaa söz konusu olacaktır.
Muvazaa hukuksal kavram olarak Borçlar Yasasının 18. maddesinde yer almış olmasına karşın anılan madde, daha çok sözleşmenin yorumu ile ilgili olup, bir çok yargısal kararın hukuksal temelini oluşturan bu kavramın tanımı yeterince yapamamaktadır.
BK.nun 18. maddesine göre ""bir akdin şekil ve şartlarını tayinde, iki tarafın gerek sehven, gerek akitteki hakiki maksatlarını gizlemek için kullandıkları tabirlere ve isimlere bakılmayarak, onların hakiki ve müşterek maksatlarını aramak lazımdır.""
Muvazaanın öğretide ve yargı kararlarında pek çok tanımı yapılmış ise de kabul gören tanım; iki tarafın iradesi ile beyanları arasında istenerek meydana getirilen bir uygunsuzluk hali, tarafların gerçekte istemedikleri bir sözleşmeyi üçüncü kişileri aldatmak maksadıyla yapmaları hususunda anlaşmaları şeklinde ifade edilebilmektedir.
Federal Mahkemeye göre; ""muvazaa, tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla gerçek iradelerine uymayan bir muamele yapmaları, fakat görünüşte ki bu muamelenin kendi aralarında geçerli olmayacağı hususunda anlaşmalarıdır ( JT 1929, 261 ).
Yargıtay'a göre muvazaa; ""açıklanan beyanların gerçek maksatlarına uymadığını bildikleri halde, akidlerin kastettikleri durumdan başka bir hukuki ilişkide kendilerini anlaşmış gibi göstermiş olmaları hali""dir ( YİBK, 7.10.1953 T. 8/7 K )
Muvazaada taraflar bilerek iradelerine uymayan bir sözleşme yapmakta, bu sözleşme ile ""amaçlanan irade"" gizlenmekte, muvazaa anlaşması ile sözleşmeye hakim olan temel öğelerin hiçbir sonuç doğurmayacağı kararlaştırılmaktadır.
Görünürdeki sözleşmenin ardında ikinci ve gizli bir sözleşmenin bulunmaması mutlak muvazaa, gizli bir sözleşme yapıp, görünürdeki sözleşme ile bu sözleşmenin gizlenmesi hali ise nispi muvazaa olarak adlandırılmaktadır.
Yasanın 18. maddesinde düzenlenen muvazaa, nispi muvazaa olup, mutlak muvazaanın tanımı yasalarımızda düzenlenmemiş olmasına karşın, öğretide ve uygulamada yerini almıştır.
Mutlak muvazaada taraflar bir sözleşme yapma amacı taşımamakta, sadece üçüncü kişileri aldatmak için aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan görünüşte bir sözleşme yapmaktadır.
Nispi muvazaada, tarafların sözleşme yapma iradeleri birleşmekte, ancak sözleşmenin niteliği, unsurları ile başkalarını yanıltmak için amaçlarına uygun sözleşmenin yanında bir başka sözleşme daha yapılmaktadır.
Muvazaanın çeşidi ne olursa olsun, tarafların, öncelikle muvazaalı işlemleri üçüncü kişileri aldatmak için yaptıkları ve bu anlaşmanın kendi aralarında hüküm ifade etmeyeceği yönünde anlaşmaları belirleyici unsur olarak karşımıza çıkmaktadır.
Burada var olan aldatma kastından amaç, tarafların harice karşı aldatıcı görünüm yaratma konusundaki niyetleridir. Muvazaalı işlemlerde aldatma niyeti, ""muvazaa niyeti"" olarak da adlandırılmaktadır.
Muvazaa anlaşması ile görünüşteki sözleşmenin hüküm ve sonuç doğurmayacağı kararlaştırılmakta veya görünüşteki sözleşmenin vasfı, tarafları veya bir kısım unsurları değiştirilmektedir. Muvazaa anlaşması görünürdeki sözleşmenin tamamı kapsamına alabileceği gibi, bir bölümünü de konu edinebilir, ilk halde tam muvazaadan, ikinci halde ise kısmi muvazaadan sözedilecektir.
Taraflar akdin gerçek içeriğini gizlemek ( yani üçüncü kişileri aldatmak ) kastı ile iradelerine uymayan bir ifade tarzı kullanabilirler.
Görünürdeki işlem, tarafların gerçek iradelerine uygun olarak yapmak istedikleri işlem değildir. Sözleşmelerde tarafların birbirine uygun irade beyanları sonuç doğurur.
Muvazaalı işlemlerde ise tarafların sadece görünürdeki beyanları birbirine uygundur. Taraflar arasında işlem iradesi mevcut değildir. Aksine tarafların iradesi muvazaalı işlemin geçerli olmaması konusunda birbirine uyumludur. Bu nedenle görünürdeki, muvazaalı işlem taraflar arasında geçersiz olup, hüküm ve sonuç doğurmaz.
Gerek Borçlar Yasası'nın 18. maddesine, gerekse 1.4.1974 gün ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına göre, akitte muvazaa halinin, akde taraf olanın gerçek irade ve amacının belirlenmesi ile saptanacağından kuşku yoktur.
Borçlar Yasasının 18. maddesi hükmünden, bu alanda ""irade teorisi"" nin hakim olduğu anlamı çıkmaktadır. Bu nedenle de, sözleşmenin tarafların gerçek irade ve arzularına uygun bulunması gerekir. Muvazaalı sözleşme tarafların gerçek iradelerini yansıtmadığından başlangıçtan beri geçersiz sayılacaktır.
Taraflar ister salt bir görünüş yaratmayı, ister görünüşteki sözleşmeden başka bir sözleşme yapmayı istemiş olsunlar, görünüşteki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uygun olmadığından geçersizdir. Taraflar görünüşteki sözleşmenin bazı koşullarını ( unsurlarını ) da değiştirmiş olabilirler.
Körfez İş Mahkemesinin kesinleşen onlarca kararlarında, taraflar arasında yapılmış olan taşeronluk sözleşmesinin, alt üst işveren ilişkisi bakımından muvazaalı olduğu saptaması yapılarak, ""geçersizliğinin tespiti"" ile işçilik haklarının tahsili açısından gerçek ve tek işveren sıfatı ile İGSAŞ hakkında hüküm kurulmuştur.
Bu noktada tarafların aralarındaki sözleşmeyi ""taşeronluk sözleşmesi"" olarak isimlendirmelerine karşın, Yasanın tanımladığı anlamda bir alt işverenlik ilişkisi yaratmayı amaçlamadıkları, gerçekte, davacı İGSAŞ'ın işyerinde geçerli toplu iş sözleşmesi nedeniyle üretim maliyetini artırmakta olan işçilik ( ücret-tazminat ) kalemini bu yolla, mevzuatın belirlediği asgari düzeye indirmenin amaçladığı ortadadır.
Taraflar tipik olarak bir taşeronluk sözleşmesi yapmak istememelerine karşın, üçüncü kişileri aldatmak ve yukarıda belirtilen sonucu elde etmek amacıyla, aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan görünüşte bir sözleşme yapmışlardır.
Geçersizliğin hukuki sonuçları anılan maddede tanımlanmamasına karşın, öğreti ve uygulamada muvazaalı işleme bağlanan hukuki sonuç, yani geçersizlik yaptırımının butlan yaptırımı olduğu kabul edilmektedir. Bu nedenle hakimin muvazaayı istek olmaksızın kendiliğinden gözönünde tutması gerekir.
Bu nedenle; muvazaalı işlem başından itibaren geçersiz olup, taraflar arasında her hangi bir borç ve alacak doğurmayacaktır. Sözleşmenin geçersiz olması sebebiyle paraflar bir zarara uğramış olsalar bile bunu birbirlerinden talep edemezler. Muvazaa sebebinin ortadan kalkması veya aradan bir zaman geçmesi ile görünüşteki işlem geçerli hale gelmeyecektir.
Anılan sözleşmeye dayanılarak açılan rücu istemli davanın, sözleşme hükümlerinin de dikkate alınarak sonuçlandırılması mümkün değildir.
Sonuç olarak; taraflar arasındaki sözleşmenin asıl işveren- alt işveren ilişkisine dair hükümlerinin muvazaalı olduğu, müteahhit işçileri olarak adlandırılan çalışanların ise gerçekte bu davanın davacısı İGSAŞ'ın kendi işçileri olduğunun kesinleşen Körfez İş Mahkemesi kararları ile tespit edilmiş olması ve bu kararlar nedeniyle işçilik haklarına ilişkin tazminatların İGSAŞ tarafından ( kendi işçileri olduğu kesinleşmiş ) anılan davanın davacıları olan işçilerine ödenmiş olması karşısında, ödenen bu tazminatların alt işveren olmadığı saptanmış olan davalı B... Limited Şirketinden, bu işçilerin halen kendi işçileri olduğu iddia edilerek ve artık geçersizliği tespit edilen alt işverenlik sözleşmesi hükümleri dayanak alınarak rücuan tahsili mümkün olmadığı gibi, yerel Mahkemece de istemin sonuçlandırılmasına hukuken olanak bulunmamaktadır.
Sözleşmenin işverenlik ilişkisini belirleyen muvazaalı hükümleri dışında kalan hükümlerinin geçerli olduğunun kabulü halinde dahi; sözleşmenin bir tür işçi temini-iş aracılığı olarak nitelenebileceği, sözleşmenin bu niteliğinin de yukarıda yazılı nedenlerle davacı İGSAŞ'a, rücu olanağı yaratamayacağı hukuksal gerçeği karşısında, Yerel Mahkemenin direnme kararı anılan gerçeklerle yerinde olup, onanması gerekir. Aksi düşünce ile bozma yönünde oluşan çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Birinci Başkanvekili
İhsan DEMİRKIRAN
Old 29-08-2006, 09:42   #2
Av.Elvan Akkaya

 
Karar

T.C. YARGITAY
9.Hukuk Dairesi
E:2004/27242
K:2005/3322
T:07.02.2005


• HAKSIZ FESİH

• ALT İŞVEREN


• İŞE İADE TALEBİ

• TAŞERONLUK İLİŞKİSİ

• FESHİN SON ÇARE OLMASI İLKESİ

ÖZET : Davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir. Somut uyuşmazlıkta davalı Ş. şirketinin diğer davalı A.Ş. yanında başka şirketlere de nakliye hizmeti verdiği dosya içeriğinden anlaşılmaktadır; keza bu husus, davalı tarafça da kabul edilmiştir. Davacının iş sözleşmesine son verilirken, davacıya konumuna uygun bir başka pozisyonda iş teklifi yapılıp yapılmadığının ispat edilemediği, "fesih son çare olmalıdır" kriterine uyulmadığı anlaşılmaktadır.Tüm bu hususlar dikkate alındığında davalı Ş. Şirketi aleyhine açılan davanın kabulüne karar vermek gerekir.
(4857 s. Kanun m. 8, 21)
Davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, davayı reddetmiştir.
Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Davacı işçi; iş sözleşmesinin sendikal nedenlerle feshedildiğini ileri sürerek feshin geçersizliği ile işe iadesine ve buna bağlı tazminat ile boşta geçen süre ücretinin hüküm altına alınması isteğinde bulunmuştur.
Davalılar; aralarındaki taşeronluk ilişkisinin 30.04.2004 tarihinde sona erdiğini, bu sebeple alt işveren Ş. Nakliyat Limited Şirketi nezdinde çalışan işçilerin işine son verildiğini, asıl işveren işyerinde çalışanların tamamının sendikalı olduklarını, toplu iş sözleşmesinin uygulandığını, feshin sendikal nedenle yapılmadığını, işine son verilen 46 işçinin asıl işveren işyerinde işe alındığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmişlerdir.
Mahkemece; davacının iş sözleşmesinin davalılar arasında yıllardır yapıla gelen taşeron sözleşmesinin sona ermesi nedeniyle fesih edildiği, taşeron işyerinde çalışan tüm işçilerin işine son verildiği, işyerinin kapandığı, feshin sendikal nedenle yapılmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Hüküm davacı tarafça temyiz edilmiştir.
Davalılar arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisinin mevcut olduğu, aralarında imzaladıkları taşeron sözleşmeleri ile bu ilişkilerini yıllar itibarıyla sürdürdükleri, son olarak 01.04.2003-30.04.2004 tarihleri arasını kapsayan sözleşmenin 16.04.2004 tarihi itibarıyla süresinin dolması gerekçe gösterilerek asıl işveren tarafından tek taraflı olarak fesih edildiği, bunun üzerine alt işverence çalışan tüm işçilerin işine son verildiği uyuşmazlık dışıdır.
Davalılar arasındaki taşeronluk sözleşmesinin sonlandırılması dolayısıyla asıl işveren alt işveren ilişkisinin bitmesi sebebiyle davalı TTL. Tütün San. Dış. Tic. A.ş. aleyhine açılan davanın reddi yönünde verilen karar isabetlidir.
Diğer davalı Ş. Şirketi aleyhine açılan davaya gelince; 4857 Sayılı İş Kanunu'nun 18. maddesinde iş sözleşmesinin işveren tarafından işletmenin, işyerinin ve işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe dayanılarak feshedilebileceği düzenlenmiştir. İşveren amaç ve içeriğini belirlemekte serbest olduğu işletmeye ilişkin kararlar alabilir. Ancak, işletmesel karar sonucunda, tedbir olarak düşünülen feshin zorunlu hale gelmiş olması gerekir. Başka bir anlatımla işverenin fesih konusunda keyfi kararları yargı denetimine tabidir.
Öte yandan, işletmeye ilişkin kararla varılmak istenen hedefe fesihten başka bir yolla ulaşmak mümkün ise fesih için geçerli bir nedenden söz edilemez. Fazla çalışmalar kaldırılarak, işçinin rızası ile esnek çalışma biçimleri getirilerek, işçiyi başka işte çalıştırarak ya da meslek içi eğitime tabi tutarak amaca ulaşma olanağı var iken feshe başvurulmaması gerekir. Kısaca, "fesih son çare olmalıdır" ( ultima ratio ) ilkesi gözetilmelidir.
Somut uyuşmazlıkta davalı Ş. Şirketinin diğer davalı TIL. Tütün San. Dış. Tic. A.Ş. yanında başka şirketlere de nakliye hizmeti verdiği dosya içeriğinden anlaşılmaktadır, keza bu husus davalı tarafça da kabul edilmiştir. Davacının iş sözleşmesine son verilirken yukarıda belirtilen kriterlere uygun olarak ne gibi uygulamalar yapıldığının, davacıya konumuna uygun bir başka pozisyonda iş teklifi yapılıp yapılmadığının ispat edilemediği, fesih son çare olmalıdır kriterine uyulmadığı anlaşılmaktadır. Bu arada iş sözleşmesinin taşeronluk ilişkisinin sona ermesi sebebiyle fesih edilmesi karşısında sendikal fesih olgusunun da ispatlanmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.
Tüm bu hususlar dikkate alındığında davalı Ş. Şirketi aleyhine açılan davanın kabulüne karar vermek gerekirken yazılı gerekçelerle reddi yönünde hüküm tesisi hatalıdır.
Bu konuda ki temyiz itirazları yerinde görülerek hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması ve 4857 sayılı Kanunun 20. maddesinin 3. fıkrası uyarınca aşağıdaki gibi karar verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ : 1- İzmir 4. İş Mahkemesinin 15.09.2004 Tarih, 497 Esas, 662 Karar sayılı kararının bozularak ORTADAN KALDIRILMASINA,
2- Davalı TIL. Tütün San. Dış. Tic. A.Ş. aleyhine açılan davanın REDDİNE .
3- Davalı Ş. Nakliyat Limitet Şirketi aleyhine açılan dayanın kabulü ile işverence yapılan feshin GEÇERSİZLİĞİNE ve davacının İŞE İADESINE,
4- Davacının yasal sürede işe başvurmasına rağmen, işverenin süresi içinde işe başlatmaması halinde ödenmesi gereken tazminat miktarının işçinin dört aylık ücreti olarak belirlenmesine,
5- Davacının işe iade için işverene süresi içinde başvurması halinde hak kazanılacak olan ve kararın kesinleşmesine kadar en çok 4 aylık ücret ve diğer haklarının davacıya ödenmesi gerektiğinin belirlenmesine, işe başlatılma halin de ödenen ihbar ve kıdem tazminatlarının bu alacaktan mahsubuna
6- Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
7- Davacı vekille temsil edildiğinden, karar tarihinde yürürlükte olan tarifeye göre 350 YTL vekalet ücretinin davalı Ş. Nakliyat Şirketinden alınıp davacıya verilmesine,
8- Davalı TTL. Tütün San. Dış. Tic. A.Ş. vekille temsil edildiğinden, karar tarihinde yürürlükte olan tarifeye göre 350. YTL vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalı TTL. Tütün San. Dış. Tic. A.Ş.ye verilmesine
9- Davacı tarafından yapılan 29.00 YTL yargılama giderinin davalı Ş. Nakliyat Limitet Şirketinden alınıp davacıya verilmesine, Davalı TTL. Tütün San. Dış. Tic. A.Ş. tarafından yapılan yargılama giderinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine,
10- Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine kesin olarak 07.02.2005 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Old 23-09-2006, 14:47   #3
Av.Elvan Akkaya

 
Varsayılan

T.C. YARGITAY
21.Hukuk Dairesi
E:2002/7988
K:2002/9046
T:24.10.2002

• MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT

• İŞVEREN-ARACI VEYA ÜST-ALT İŞVEREN ARASINDAKİ HUKUKİ İLİŞKİ


ÖZET: iş kazası sonucu zarara uğrayan işçinin tazminat davası, işveren veya kusurlu 3. kişilere karşı yöneltilir. Aracı kişilerce işe alınan işçilerin uğrayacakları zarardan dolayı işveren, aracı ile birlikte sorumlu olur.
Olayda çözümlenmesi gereken sorun, hukuki ilişkinin işveren-aracı veya üst-alt işveren biçiminde olup olmadığıdır. Bir işin bütünüyle bir işverene devri durumunda veya anahtar teslimi biçiminde işin verilmesi halinde üst-alt işveren ilişkisi söz konusu olmaz.
(506 s. SSK. m. 87/2)
(1475 s. İş m. 1/son)

Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

Dava, iş kazası sonucu sürekli iş göremezliğe maruz kalan işçinin uğramış olduğu maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davacının geçirdiği iş kazası nedeniyle kararda yazılı maddi ve manevi tazminatın davalılardan Ö... Gemi inşaa San. ve Tic.Ltd.Şirketinden tahsiline, diğer davalı T.'... Gemi Endüstri A.Ş. hakkındaki davanın reddine karar verilmiş ise de davalı T.... Gemi Endüstri A.Ş. hakkında eksik inceleme ve araştırma ile hüküm kurulmuştur.

Gerçekten, bir iş kazası sonucu zarara uğrayan işçinin tazminat davası, işveren veya kusurlu 3. kişilere karşı yöneltilir. Bundan başka, aracı olarak nitelendirilen kişilerce işe alınan işçilerin uğrayacakları zarardan dolayı asıl işverenin, aracı ile birlikte sorumlu olacağı 1475 sayılı Yasanın 1. maddesi gereğidir.

Dava konusu olayda çözümlenmesi gerekli sorun, davalı Ö... Gemi İnşaa San. ve Tic.Ltd.Şirketi ile davalı T.... Gemi Endüstrisi A.Ş. arasındaki hukuki ilişkinin işveren-aracı veya üst-alt işveren biçiminde olup olmadığıdır. 1475 sayılı iş Kanununun 1/son ve 506 sayılı SSK'nun 87/2. maddesindeki açıklamalar ışığında aracıdan (taşeron) söz edebilmek için öncelikle üst işveren ve bunun tarafından ortaya konulan bir iş olmalı ve görülmekte olan bu işin bölüm ve eklentilerinden bir iş alt işverene devredilmelidir. Buna karşın bir işin bütünüyle bir işverene devri durumunda veya anahtar teslimi denilen biçimde işin verilmesi durumunda artık üst-alt işveren ilişkisi söz konusu olamaz.
Somut olayda, davalılardan T.... Gemi Endüstri A.Ş. diğer davalı Ö... Gemi İnşaa San. ve Tic.Ltd,Şirketi ile aralarında düzenlenmiş bir taşeronluk sözleşmesinin mevcut olmadığını bildirmiştir. Bu durumda, kazaya konu tamiri yapılan Orkun isimli geminin sahibinin tanık sıfatıyla dinlenerek gemi tamiri işi için hangi davalıyla, ne şekilde bir sözleşme yaptığı hususunun ayrıntılı olarak açıklattırılması ayrıca elinde yazılı sözleşme varsa, ibrazının istenilmesi, davalı şirketlerin ana sözleşmelerinin ilgili ticaret sicili memurluğundan getirtilerek, faaliyet alanlarının açıkça belirlenmesi, gerekirse, mahallinde keşif yapılarak her iki davalı şirketin yaptıkları iş, yerinde tespit edilerek, davalı şirketler arasındaki hukuki ilişkinin, yukarıda tanımı yapıldığı şekilde, üst-alt işveren biçiminde olup olmadığının belirlenmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın, soyut tanık anlatımları hükme dayanak alınmak suretiyle eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA),
temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 24.10.2002 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Old 20-06-2007, 10:20   #4
Av.Selim Balku

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
E. 2001/9-711
K. 2001/820
T. 14.11.2001
• ASIL İŞVEREN-ALT İŞVEREN İLİŞKİSİ ( Alt İşverenler Değiştiği Halde Bir Kısım İşçilerin Yeni Alt İşveren Yanında Çalışmalarını Yasaklayan Yasal Düzenlemenin Mevcut Olmaması )
• MUVAZAA ( Alt İşverenler Değiştiği Halde Bir Kısım İşçilerin Yeni Alt İşveren Yanında Çalışmalarını Yasaklayan Yasal Düzenlemenin Mevcut Olmaması )
• ALT İŞVEREN YARDIMCI İŞVEREN ( Alt İşverenin Asıl İşverene Ait İşyerinde Asıl İş veya Yardımcı İş Niteliğinde Her Türlü İşi Üstlenmesini Engelleyen Yasal Düzenleme Olmaması )
• ALT İŞVERENE İHALE ( Alt İşverene İhale İle Verilen İşin Özelliğinden Hareketle Muvazaa Değerlendirmesi Yapılmasının Doğru Olmaması )
• İŞİN YAPILDIĞI YER ( İşin Asıl İşverenin İşyerinde Yapılmış Olması da Muvazaa İddiasının Kabülünün Delili Olmaması )
• FİZİKİ OLARAK TEK SAYILAN YER ( Fiziki Olarak Tek Olan Yerlerin Hukuki Bakımdan Hem Asil İşverenin Hem de Alt İşverenin İşyeri Sayılması )
• ALT İŞVERENİN YERİ ( Fiziki Olarak Tek Olan Yerlerin Hukuki Bakımdan Hem Asil İşverenin Hem de Alt İşverenin İşyeri Sayılması )
• ALT İŞVERENİN İŞİ ÜSTLENMESİ ( Alt İşverenin Asıl İşverene Ait İşyerinde Asıl İş veya Yardımcı İş Niteliğinde Her Türlü İşi Üstlenmesini Engelleyen Yasal Düzenleme Olmaması )
• MUVAZAA İDDİASINA DELİL ( İşin Asıl İşverenin İşyerinde Yapılmış Olmasının Muvazaa İddisanının Kabulünün Delili Olmaması )
506/m.87
1475/m.1,29
818/m.18
ÖZET : 1. Alt işverenler değiştiği halde bir kısım işçilerin yeni alt işveren yanında çalışmalarını yasaklayan yasal düzenleme mevcut olmadığı gibi, böyle bir çalışma şeklinden hareketle alt işverenlik sözleşmesinin muvazaalı olduğu kabul edilemez.

2. Ülkemiz mevzuatına göre alt işverenin üstlenebileceği işler geçici nitelikte olabileceği gibi devamlılık gösteren işler de olabilir. Alt işverenin asıl işverene ait işyerinde asıl iş veya yardımcı iş niteliğinde her türlü işi üstlenmesini engelleyen yasal bir düzenleme yoktur. Bu nedenle alt işverene ihale ile verilen işin özelliğinden hareketle muvazaa değerlendirme yapılması doğru olmaz.

3. İşin, asıl işverenin işyerinde yapılmış olması da muvazaa iddiasının kabulünün delili olamaz. Bu gibi durumlarda fiziki olarak tek olan yerler hukuki bakımdan hem asıl işverenin, hem de alt işverenin işyeri sayılmaktadır.

DAVA : Taraflar arasındaki "alacak" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Kırıkkale İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 21.11.2000 gün ve 1998/83 E. 2000/619 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 10.04.2001 gün ve 2001/3669-6016 sayılı ilamı ile; ( ...Davacı işçi davalıya ait işyerinde onun işçisi olarak çalıştığı halde sanki işyerinde görülen işin bir bölümünün alt işverene verilmiş gibi muvazaalı işlem yapılarak kendisinin uygulanmakta olan toplu iş sözleşmesinden yararlandırılmadığını ve iş akdine son verildiğini belirterek, sözleşme hükümlerinin de kendisine uygulanması sureti ile işçilik haklarının hüküm altına alınması istemiyle bu davayı açmıştır. Davalı işveren ise; davacı ile aralarında hizmet ilişkisi bulunmadığını, davacının kendilerinden ihale ile iş alan firmanın işçisi olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

Mahkemece davacının gerçekte davalının işçisi olduğu, davalı ile dava dışı firma arasındaki ihalenin muvazaaya dayandığı kabul edilerek istek doğrultusunda hüküm kurulmuştur.

Bu açıklamalara göre uyuşmazlık, davalı ile dava dışı yüklenici arasında yapılan sözleşmenin muvazaaya dayanıp dayanmadığı ve bunun sonucu olarak da davalının gerçek işveren olup olmadığı konularında toplanmaktadır.

Mahkeme kararında; "davacının, davalının asli ve sürekli işlerinde, davalının kadrolu işçileri ile birlikte çalıştığı, taşeron firmalar değiştikleri halde davacı işçinin çalışmasına devam ettiği, işçi alma ve işten çıkarma konularında asıl yetkinin davalıya ait olduğu ve firmalarının ciddi firmalar niteliğinde olmadıkları" belirtilmiştir. Davalı kurum tarafından temizlik, tahmil, tahliye, yemekhane ve garsonluk gibi hizmetlerin ihale yolu ile müteahhit firmalara yaptırılması yönünde alınan karar gereğince ihale şartnamesi hazırlandığı ve bu şartnameye göre hizmet alım ihalesine çıkıldığı ve gerekli ilanların yapıldığı ve şartnamedeki hükümler kapsamında firma ile sözleşme imzalandığı görülmektedir. Maliye Bakanlığının 10 Aralık 1998 gün ve 23549 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan "Temizlik İhalelerinde Uygulanacak Esaslar" başlıklı tebliğinde, idarelerin yardımcı hizmetler sınıfına dahil personeli tarafından yerine getirilmesi gereken ve ilgili yıl bütçe kanunlarıyla ödenek konularak yaptırılması öngörülen hizmet yerlerinin ve tedavi kurumlarının temizlenmesi, o tesisatın bakımı ve işletilmesi işlerinin üçüncü şahıslara açıklık ve rekabet ilkeleri dahilinde ihale yoluyla gördürülmesinin mümkün olduğu belirtilmiş ve ayrıca idarelerin farklı uygulamalara yönelmelerini önlemek amacıyla asgari bir standardın oluşturulabilmesi için 178 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 10 ncu maddesinin ( f ) bendinden alınan yetkiye dayalı olacak düzenleme esasları gösterilmiştir. Davalı kurumun bu tebliğ esasları kapsamında düzenlediği şartname ile ihaleye çıktığı görülmekle şartname hükümlerinin irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekir.

Şartnamede; gerçek ve tüzelkişi olarak ihaleye gireceklerden Ticaret ve Sanayi Odası ve Ticaret Sicil kayıtlarının istendiği, çalıştırılacak işçilerden %40 -% 50'sinin ihalenin yapılacağı tarihten önceki iki yıl içerisinde şartname konusu hizmetlerde çalıştırıldığına dair 4 aylık sigorta primleri bordrosu, bulundurulması gereken makinelerden en az %30'unun ihaleye katılacak kişiye ait olduğunu gösteren faturalar ve bu makinelerin kayıtlı olduğunu gösteren demirbaş kayıt defteri aslı ve geri kalan kısmında işe başlama tarihinde hizmet verilecek yerde bulunduracağına ilişkin taahhütname, mali gücü gösterir belge Türk Standartlar Enstitüsü yeterlik belgesi ve hiçbir vergi borçları olmadığına ilişkin kayıtların ihaleye girecek firmalardan istendiği görülmektedir. Davalı kurum yukarıda belirtilen bilgi ve belgelerin ihaleyi alan firmalar tarafından kendilerine sunulduğunu beyan etmişler ancak aksi davacı tarafça ileri sürülmemiştir. Bu durumda davalı kurumun yapmış olduğu hizmet alım ihalesinin Bakanlar Kurulunca çıkarılan tip şartname hükümleri ile Sosyal Sigortalar Kurumu tebliğleri, Maliye Bakanlığının ihaleler konusundaki tamimlerine uygun olarak yapıldığının kabulü gerekmektedir.

Ayrıca şartnamenin 20/n maddesinde yer alan ve "işyeri disiplin ve nizamına uymayan işçilerin firmaya bildirileceği ve bildirimi takiben firmaca derhal değiştirilecektir..." şeklindeki düzenleme ile şartnamenin 20/e fıkrasına göre " işçilerin özel kıyafeti olacaktır" şeklindeki belirleme işyerinin özelliği nedeniyle getirilmiş olup, bu hükümler davalının asıl işveren olduğunu kabule olanak vermemektedir. Yine şartnamenin 20/c maddesindeki, yüklenici firma personelin sevk ve idaresinden sorumlu bir yetkiliyi görevlendirecektir şeklindeki düzenlemede, işçilerin müteahhide bağlı bir müdürün emir ve talimatı altında hizmet vereceklerini ortaya koymakta olup, 20/k maddesindeki SSK mevzuatı ile her türlü işçi ve işveren hakkındaki mevzuata göre işçi alınması, işçi haklarının ödenmesi, işçi çıkarılması gibi konularda tüm sorumluluğun yükleniciye ait olduğu şeklindeki düzenleme de asıl işverenin dava dışı bulunan yüklenici firmanın olduğu hususunu açıkça ortaya koymaktadır.

Mahkeme kararında, yapılan ihaleler ve ihale sonucu düzenlenen iş yapım sözleşmelerinin ve yüklenici tarafından düzenlenen işe giriş bildirgelerinin yasa ve mevzuata uygun olarak düzenlendiği kabul edilmekle beraber, ihaleyi alan firmaların ticaret sicilinde yazılı faaliyet alanlarının ihale konusu ile bağdaşmadığı, sermayelerinin çok düşük olduğu ve bu nedenle firmalar ile davalı arasında yapılan sözleşmelerin muvazaalı olduğu kabul edilmektedir.

Ancak, mahkemenin de kabul ettiği şekilde şartname ve sözleşmeler yasa ve diğer mevzuata uygun olarak düzenlenmiş olup yüklenici tarafından resmi makamlardan alınan belgelerin gerçek dışı oldukları iddia edilmediği gibi davalı kurum resmi makamlarca verilen kayıt ve belgeleri incelemek ve değerlendirmek suretiyle firmaları ihaleye kabul etmiştir. İhale mevzu-atında sermaye miktarları ihaleye girememe hususunda bir ön şart olarak kabul edilmemektedir. İhaleye giren veya ihaleyi alan firmaların yasaların aradığı firma olabilme koşullarını taşımadıkları da iddia edilmemiştir. Yine firmalara verilen işler büyük sermaye birikimine ihtiyaç göstermeyen nitelikte işlerdir. Firmaların mali durumları davalı kurumu ilgilendirecek konulardan bulunmamaktadır. Çünkü gerekli teminatlar alınmak suretiyle iş verilmekte olup, davalı kurumun sorumluluğu ancak İş Yasasının 29. maddesinde gösterilen üç aylık ücretle sınırlıdır. Ayrıca davacı işçi de şartnamenin 20. maddesinin ( k ) fıkrası gereğince hizmet alım sözleşmesi sona erdiğinde yüklenici ile birlikte işyerini terk edeceğini bilmektedir. Bu husus dahi davacının davalı kurum işçisi olmadığı olgusunu ortaya koymaktadır. Bütün bu anlatımlar karşısında, davacı işçinin yasa ve mevzuata uygun olarak ihaleyi alan dava dışı firmanın işçisi olarak işyerinde işe başladığı, işe giriş bildirgesinin firmaca düzenlendiği ve bildirgenin davacı tarafından da imzalandığı, ihale yasalarının belirlediği koşullarla ihaleye giren firmanın mali sermayesinin tek başına muvazaalı ile işlemlerin kanıtı olamayacağı ve ayrıca davacı tarafça muvazaa iddiası da kanıtlanamadığından, davacı sözleşmeyle işe başlayan firmanın işçisi olmakla, sözleşme sonunda işyerinden ayrılmasından dolayı davalı kurumdan herhangi bir işçilik hakkı istemesi ve ihale suretiyle iş alan hizmet müteahhidi işçilerini kapsayan bir toplu iş sözleşmesinin de bulunmaması karşısında toplu iş sözleşmesinden de yararlanması mümkün olmadığından aksi düşüncelerle davacının isteklerini kabul eden mahkeme kararının bozulması gerekmiştir... ) gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararında direnilmiştir

Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği düşünüldü:

KARAR : Tarafların karşılıklı iddia ve savun-malarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara göre 9. Hukuk Dairesinin bozma kararında açıklandığı gibi davalı işverenden ihale ile iş alan dava dışı işveren arasındaki ilişki iş sahibi- müteahhit arasında anahtar teslimi iş yapımı sözleşmesi olduğunu kabul etmek, davalı işverenin davacıya karşı sorumluluğunun 1475 sayılı Yasanın 29. maddesi ile sınırlı olduğunu benimsemek Hukuk Genel Kurulunca yerinde görülmemiştir.

Davalı işveren ile dava dışı işveren arasındaki sözleşme 1475 sayılı İş Yasasının 1/son, 506 sayılı yasanın 87.maddelerinde düzenlenen alt işverenlik ( taşeronluk ) sözleşmesi olup, bu sözleşme gereği davalı asıl işveren, dava dışı taşeron ise alt işverendir. Doktrinde de benimsendiği gibi alt işverenler ( taşeronlar ); bir işverenden belirli bir işin bir bölümünde ve eklentilerinde iş alan ve işçilerini o işyerinde ve eklentilerinde çalıştıran, üstlendikleri işi ister asıl işverenin işyerinde, ister başka yerlerde yapıyor olsunlar, bu işlerde kendi adlarına işçi çalıştıran işveren sıfatına sahip olan kimselerdir.

Aldıkları işleri asıl işverene ait işyerinde yapıyor olmaları halinde, bu yerler alt işverenler yönünden de işyeri anlamını taşımaktadır. Bu gibi durumlarda fiziki olarak tek olan yerler hukuki bakımdan hem asıl işverenin hem de alt işverenin işyeridir. Alt işverenle asıl işveren arasındaki ilişki; istisna, taşıma, kira ve vekalet akdine dayanabilir. 1475 Sayılı Yasanın açık düzenlemesine göre alt işverenin kendi işçilerine karşı o işyeri ile ilgili ve iş kanunundan veya hizmet akdinden doğan yükümlülüklerinden asıl işveren de ( dava konumuzda davalı ) birlikte sorumludur. Asıl işverenin bu sorumluluğu alt işverenin sorumluluğu ile sınırlıdır.

Davacı taşeronluk sözleşmesinin muvazaalı olduğunu, bu nedenle hizmet akdinin davalı işverenle kurulduğunu iddia ederek, davalının taraf olduğu Toplu İş Sözleşmesinden yararlandırılarak işçilik alacaklarını talep etmiş, mahkemece istek doğrultusunda hüküm kurulmuştur.

Özel Dairenin bozma kararında da açıklandığı gibi davalı asıl işverenle dava dışı alt işveren ( taşeron ) arasındaki sözleş-menin muvazaalı olduğunu kabul etmek mümkün değildir.

Davalıya ait işyeri genelde Milli Savunmanın Silah ve Mühimmat ihtiyaçlarını karşılayan ve stratejik öneme sahip binlerce işçinin çalıştığı Makine Kimya Endüstrisine bağlı bir işletme olup işlerin çoğunluğu kadrolu işçilere gördürülmekte ise de, işyerinin çeşitli ünitelerinde çok sayıda değişik taşeronlara ihale suretiyle muhtelif işlerin verildiği ve taşeronlara ait işyerlerinde alt işveren işçilerinin çalıştırıldığı anlaşılmaktadır.

Davalı bir kamu kuruluşudur.

Hükümete bu kuruluşlarla ilgili olarak düzenleme yetkisi veren yasa ve kanun gücünde kararnameler gereği Bakanlar Kurulu ve Bakanlıklarca alınan kararlara göre düzenleme yapmak zorundadır. Bu cümleden olarak 27.05.1984 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan 17.04.1984 gün, 84/7958 Sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile 2886 Sayılı Devlet İhale Kanunu kapsamındaki kuruluşların yapacağı hizmet ve taşıma işleri ihalelerinde uygulayacakları genel ve ortak esasları belirleyen tip şartname yayınlanmış, Maliye Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanun Hükmündeki 13.12.1983 gün ve 178 sayılı Kararname ve bu kararnamenin bazı maddelerini değiştiren 193 sayılı Kanun Hükmündeki Kararname ile değişik 10/f maddesi, Bakanlığa kamu istihdam politikasını düzenlemek, bu hususta tüm kamu kurum ve kuruluşları için düzenleme yapmak ve tedbirleri almak yetkisi verilmiş ve bu yetkilere dayanarak örnek ihale şartnameleri yayınlanmış, 15.10.1995 günlü Resmi Gazetede yayınlanan 12.10.1995 gün, 95/7375 sayılı Kararnamenin eki kararının 4. maddesinde Kamu İktisadi Teşekkülü ile bağlı ortaklıkların kadroları dondurulmuş, aynı kararın geçici 1. maddesine göre de Hazine Müsteşarlığı ile Devlet Personel Başkanlığının uygun görüşleri alınarak taşeron aracılığı ile personel çalıştırılacağı öngörülmüştür.

Davalı gerek bu neden ve gerekse tekniğin ilerlemesi, görülen işin büyüklüğü ve işlerdeki uzmanlık gibi nedenlerle bazı işleri alt işverenlere vermek üzere anılan bu yasal düzenlemelere uygun olarak 2886 sayılı Yasaya göre ihale açmış, ihale sonucu en uygun teklifi veren lehine ihale gerçekleşmiştir.

İhaleyi üstlenen firmaların Ticaret Odalarına ve Vergi Dairelerine kayıtlı olduğu, ihaleye girme şartlarını taşıdıkları anlaşılmaktadır. İhaleye katılan şirketlerin bu işi yapıp yapamayacakları sorununa gelince; M.K.46.maddesi uyarınca Tüzel Kişiler, cins, yaş, hısımlık gibi yaradılış icabı olarak ancak insana has olanlardan muada, tüzel kişiliğin bütün hakları iktisap ve borçları iltizam edebileceği kabul edilmektedir.

TK. md. 137'de ise aynı formül benimsenerek şirketlerin şirket mukave-lesinde yazılı işletme mevzuunun içinde kalmak şartıyla bütün hakları iktisap ve borçları iltizam edebilecekleri" belirtilmiştir. Uygulamada bir ticari işletmenin kendi ana sözleşmesinde belirtilen işletme mevzuuna doğrudan doğruya girmemekle beraber, o işletmenin ticari faaliyetini kolaylaştıran ticari iş ve ticari sözleşmelerin de o işletmenin mevzuu içinde bulunduğu benimsenmektedir.

İhaleye katılan işletmelerin sermayelerinin yasalarda öngörülen miktarlarda oldukları, bu iş için yetkili mercilerden alınma yeterlilik belgeleri bulunduğu ve ayrıca üstlendikleri işe göre büyük oranlarda teminat verdikleri anlaşıldığından bu husus başlı başına muvazaa'ya kanıt olarak görülmemiştir.

Bilindiği gibi, tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla ve kendi gerçek iradelerine uymayan ve aralarında hüküm ve sonuç meydana getirmeyen bir görünüş yaratmak hususunda anlaşmalarına "muvazaa" denir. Muvazaanın çeşidi ne olursa olsun şu unsurların bulunması ve bunların gerçekleşmesi gerekir. Öncelikle tarafların muvazaalı işleri sırf üçüncü şahısları aldatmak için yaptıklarına ve bu anlaşmanın kendi aralarında hüküm ifade etmeyeceğini sözleşmeleri gerekir.

Taraflar hukuki işlemi görünüşte yapmakta fakat görünüşteki bu sözleşmenin kendileri hakkında hiçbir hüküm ve sonuç doğurmayacağı hususunda anlaşmaktadırlar. B.K. 18/l. maddesinde açıklandığı gibi taraflar üçüncü kişileri aldatmak kastıyla sözleşmedeki gerçek niyetlerini gizlemektedirler. Aldatma kastındaki amaç, tarafların harice karşı aldatıcı durum yaratmak hususundaki niyetleridir. Somut olayda ihale, 2886 sayılı Yasa ve yukarıda anılan yasal düzenlemeler doğrultusunda herkese açık yapılmıştır. İşin özelliği itibariyle muvazaa'nın kanıtlanması hususunda varsayım-lar dışında somut delillerin getirilmesi gerekir. Diğer taraftan davacıyı işe alan, ücretini, sosyal haklarını, sigorta primlerini ödeyen, kendi işyerinden işe giriş ve prim bildirgesi veren, ihaleyi alan dava dışı işverendir.

Bu alt işverenlerin işçi temin eden kurumlarla karıştırılmaması gerekir. Davalı asıl işverenle ihale ile iş alan alt işveren arasında düzenlenen sözleşmeye ve eki şartnameye göre işe alınacak ve çalıştırılacak işçilerle ilgili işyerinin, işin ve işçilerin yasal haklarının güvencesini sağlamak için konulan maddelerdeki düzenlemeler asıl işverenin alt işverenle birlikte sorumluluğunun sonucu olup, alt işverenin, işverenlik yetkilerini ve sorumluluklarını ortadan kaldıran düzenlemeler değildir. Sözleşme ve eki şartnamedeki maddelerin bir çoğu kamu kuruluşlarında yaptırılacak işlerde çalışma şartlarına dair 94 sayılı Uluslararası Çalışma Sözleşmesinin uygulanmasını sağlamak için 01.11.1988 gün ve 19975 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Bakanlar Kurulu Kararı ile tespit edilen esaslara göre belirlendiği anlaşılmaktadır.

Alt işverenler değiştiği halde bir kısım işçilerin yeni alt işveren yanında çalışmalarını yasaklayan yasal düzenleme mevcut olmadığı gibi, böyle bir çalışma şeklinden hareketle alt işverenlik sözleşmesinin muvazaalı olduğu kabul edilemez. Bir önceki alt işveren işçilerinin hizmet akitlerini sona erdirip işçilerin alacaklarını tasfiye ettikten sonra işyerini yeni alt işverene işçisiz olarak teslim etmişse herhangi bir sorun doğmayacaktır. Yeni alt işverenin, hizmet akitleri ve işçi alacakları bir önceki alt işverence tasfiye edilen işçileri yeni bir hizmet akdi ile işe almasını da muvazaa olarak değerlendirmek mümkün değildir. Eğer bir önceki alt işveren işçilerinin hizmet akitlerini sona erdirmeden işyerinden ayrılmış ve yeni alt işveren bu işçileri çalıştırmayı sürdürmüşse, alt işverenler arasında işyeri devri söz konusu olabileceğinden yeni alt işveren 1475 sayılı Yasanın 14/2 ve 53 maddeleri gereğince sorumlu olacaktır. Somut olayda birçok alt işverenler değiştiği halde çok uzun yıllardan beri aynı işyerinde çalışan işçilerin çalışmalarını sürdürdükleri de iddia edilip kanıtlanmadığına göre, yasalarla düzenlenen ve işverenler arasındaki işyeri devirlerinin muvazaaya dayalı olduğu sonucuna varılması doğru bulunmamıştır.

Alt işverene ihale ile verilen işin temizlik, tahmil, taşıma ve yemek işleri gibi yardımcı işler olması da zorunlu değildir. Çalışma hayatındaki ve teknolojideki hızlı değişim ve gelişmeler yeni çalışma türleri ve şartları yarattığı için bunun doğal sonucu olarak yardımcı işler dışındaki işlerinde alt işverenlere verilebileceği kabul edilmelidir. Özellikle gelişmiş ülkelerde bu uygulamalar yaygındır. Ülkemiz mevzuatına göre alt işverenin üstlenebileceği işler geçici nitelikte olabileceği gibi devamlılık gösteren işler de olabilir. Alt işverenin asıl işverene ait işyerinde asıl iş veya yardımcı iş niteliğinde her türlü işi üstlenmesini engelleyen yasal bir düzenleme yoktur. Bu nedenle alt işverene ihale ile verilen işin özelliğinden hareketle muvazaa değerlendirme yapılması doğru olmaz. Esasen dava konumuzda alt işverene verilen işlerin temizlik, tahmil, tahliye ve yemek gibi yardımcı işlerden olduğu da dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. İşin, asıl işverenin işyerinde yapılmış olması da muvazaa iddiasının kabulünün delili olamaz. Zira yukarıda da açıklandığı gibi taşeronların aldıkları işleri asıl işverene ait işyerinde yapıyor olmaları halinde, bu yerler alt işverenler yönünden de işyeri anlamını taşımaktadır. Bu gibi durumlarda fiziki olarak tek olan yerler hukuki bakımdan hem asıl işverenin, hem de alt işverenin işyeri sayılmaktadır.

Alt işveren ( taşeron ) işçilerinin asıl işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden, asıl işverenle aralarında hizmet akdi bulunmadığı için yararlanmasının mümkün olmadığı Yargıtayca kabul edilmekte-dir. Esasen anılan sözleşmeden taşeron işçileri yararlanabilecekleri kabul edilseydi, dava konumuzda olduğu gibi muvazaa iddiasında bulunulmasına gerek kalmayacaktı.

Ayrıca davacının yararlanmak istediği asıl işveren davalının taraf olduğu TİS'nin tarafı yetkili işçi sendikasının belirlenmesi safhasında taşeron işçileri ve bu arada davacı çalışan işçi sayısı içerisine alınmamıştır.

Açıklanan bu nedenlerle; davalı asıl işveren ile dava dışı alt işveren arasındaki taşeronluk sözleşmesinin geçerli olduğu, davacının dava dışı alt işverenin işçisi olup, davalı işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden yararlanmasının mümkün olmadığı, davalının sorumluluğunun 1475 sayılı Yasanın 1/son maddesi gereğince alt işverenin sorumluluğu ile sınırlı bulunduğu kabul edilerek, dava konusu alacaklarının mevcut olup olmadığı belirlenmeli ve sonucuna göre karar verilmelidir. Mahkemece önceki kararda direnilmesi yerinde görülmemiştir.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Davalı vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 14.11.2001 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
Old 20-03-2008, 18:11   #5
Berre Hint

 
Varsayılan işverenin sorumluluğu

öncelikle kararlar için çok teşekkürler. benim aradığım bir karar var. mevzu şu; şirket sahibi boyama işi için bir şirketle anlaşmıştır. boyama işinde iş sahibi olan kişi işveren şirket sahibinin haberi olmadan bir işçi çalıştırmaya başlamıştır. işçi boyama esnasında merdivenden düşmüştür. düşen işçi hem asıl işverene karşı hemde kendisini işe alan boyama işi sahibine karşı dava açmıştır. lehe aleyhe karar varsa elinizde bilginize...şimdiden çok teşekkür ederim...
Old 23-03-2008, 23:37   #6
Kemal Yıldırım

 
Varsayılan

21. Hukuk Dairesi 2003/3861 E., 2003/4393 K.

ASIL İŞVERENİN ARACI (TAŞERON) İLE BİRLİKTE SORUMLULUĞU
İŞ KAZASI SONUCU MALULİYET
MADDİ MANEVİ TAZMİNAT
SORUMLULUK ORANLARININ BELİRLENMESİ

506 S. SOSYAL SİGORTALAR KANUNU [ Madde 87 ]
1475 S. İŞ KANUNU ( 14. maddesi yürülükte ) [ Madde 73 ]
1475 S. İŞ KANUNU ( 14. maddesi yürülükte ) [ Madde 1 ]

"ÖZET"

İŞ KAZASI SONUCU ZARARA UĞRAYAN İŞÇİNİN TAZMİNAT DAVASI, ASIL İŞVEREN VEYA KUSURLU OLDUĞU KABUL EDİLEN ÜÇÜNCÜ KİŞİLERE YÖNELTİLİR. ARACI OLARAK NİTELENDİRİLEN KİŞİLERCE İŞE ALINAN İŞÇİLERİN UĞRAYACAKTAN ZARARDAN DOLAYI ASIL İŞVEREN, ARACI (TAŞERON) İLE BİRLİKTE SORUMLU OLUR. KAZANIN MEYDANA GELMESİNDEKİ SORUMLULARIN VE SORUMLULUK ORANLARININ BELİRLENMESİ İÇİN MAHKEMECE, KONUSUNDA UZMAN BİLİRKİŞİ HEYETİNDEN RAPOR ALINMALIDIR.


"İçtihat Metni"

Davacı iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.

Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar vermiş ise de varılan sonuç usul ve Yasa'ya uygun görülmemiştir.

Dava E... (E... Holding A.Ş.) bağlı U... Volfram işletmesindeki yükleme platformunun kesimi işinde çalışan davacının 3.7.1996 günü bir bağlantıyı kaynakla kestiği platformun düşmesi üzerine aşağıdaki köşebentlerden bir tanesinin gözüne isabet etmesi sonucu %50 maluliyetine neden olacak şekilde sağ gözünü kaybetmesi sonucu uğranılan maddi ve manevi zararın giderilmesi istemine ilişkindir.

Gerçekten bir iş kazası sonucu zarara uğrayan işçinin tazminat davası asıl işveren veya kusurlu olduğu kabul edilen 3. kişilere karşı yöneltilir. Kaldı ki, aracı olarak nitelendirilen kişilerce işe alınan işçilerin uğrayacakları zarardan dolayı asıl işverenin aracı (taşeron) ile birlikte sorumlu olacağı da 506 sayılı Kanun'un 87. maddesi gereğidir.

Somut olaydan kazanın meydana geldiği mahallin davalı E.... bağlı U.... Volfram Tesisleri Genel Müdürlüğü'ne ait hurda malzemesinin bulunduğu işyeri olduğu hususunda taraflar arasında çekişme yoktur. Bahsi geçen çelik hurdalar E... Yönetim Kurulunun 22.6.1995 gün 4506/20 ve 4.6.1996 gün ve 4544/29 sayılı kararları ile Makine ve Kimya Endüstrisi Hurdasan Hurda işletmeleri A.Ş. Genel Müdürlüğüne satılmış ve bu müdürlükte "hurda malzemeyi taşınabilir hale getirme işini" 15.8.1995 tarihli sözleşme ile M... Nakliyat Uluslararası A.Ş.'ye ihale etmiştir. Davacı işçi işi ihale ile alan taşeron M... Nakliyat işçisi olup kazada bahsi geçen işin yapımı sırasında meydana gelmiştir.

Davada çözümlenmesi gereken asıl sorun davalı Genel Müdürlük ile dava ihbar olunanların kazanın meydana gelmesindeki sorumluluk oranlarının belirlenmesinde yatmaktadır, işin yapıldığı yer E.... ait olup iş ve işyeri güvenliklerinin sağlanmasındaki sorumluluğun bu bağlamda kesilip kesilmediği hususu tereddütsüz ortaya konulmak gerekir. Diğer yandan işin yapımını devir alan MKE'nin davacının işvereni olan taşeron M... Nakliyata işi devir etmesinde 1475 sayılı Kanun'un 1/son maddesindeki işveren aracı veya üst alt işveren biçimindeki ilişkinin sağlıklı bir şekilde ortaya konmasındaki zaruret de yatsınamaz. iş ve Sosyal güvenlik hukuku ve ilgili düzenlemeleri kural olarak kamu düzeniyle ilgili olduğu gerçeğini de dikkate alacak olursak, mahkemenin hükme esas aldığı 27.1.1999 tarihli kusur bilirkişi raporunun yukarıda açıklanan ilkelere uygun düşmediği ve son derece sağlıksız olduğu, bilimsel ve teknik verilere dayalı olmadığı sonucuna varmak gerekir.

Mahkemece yapılacak iş, kazanın oluşuna göre konusunda uzman iş güvenliği bilirkişi heyetine konuyu yeniden yukarıda açıklandığı biçimde inceletmek, sorumluları ve sorumluluk oranlarını ayrıntılı biçimde ve tereddüte yer vermeyecek şekilde ortaya koyacak rapor almak, alınan rapor dosyadaki bilgi ve belgelerle birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar vermekten ibarettir.

Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın ve özellikle inandırıcı güç ve nitelikte olmayan 1475 sayılı Kanun'un 1/son ve 73. maddelerinin öngördüğü koşulları içermeyen kusur raporunun hükme dayanak almak suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve Yasa'ya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. Bozma gerekçesine göre başkaca bir hususun incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.

Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 8.5.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Old 23-03-2008, 23:38   #7
Kemal Yıldırım

 
Varsayılan

10. Hukuk Dairesi 2005/1619 E., 2005/3299 K.

ASIL İŞVEREN VE ARACININ SORUMLULUĞU
SSK PRİM BORCU

506 S. SOSYAL SİGORTALAR KANUNU [ Madde 87 ]
6183 S. AMME ALACAKLARININ TAHSİL USULÜ HAKKINDA KANUN [ Madde 58 ]

"ÖZET"

SİGORTALILAR ÜÇÜNCÜ BİR KİŞİ ARACILIĞIYLA İŞE GİRMİŞ OLSALAR DA, ARACI ÜÇÜNCÜ KİŞİ İLE BİRLİKTE ASIL İŞVEREN DE SORUMLUDUR. ÖDEME EMRİNE İTİRAZIN REDDEDİLEN KESİMİ ÜZERİNDEN SOSYAL SİGORTALAR¦_ KURUMU LEHİNE %10 HAKSIZ ÇIKMA TAZMİNATINA HÜKMEDÜMELİDİR.


"İçtihat Metni"

Ödeme emrinin iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi taraflar avukatlarınca istenilmesi ve davacılar Avukatınca da duruşma talep edilmesi üzerine, dosya incelenerek, dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

1- Takibe konu borç, Muğla Devlet Hastanesi'nin temizlik işlerini yüklenen şirketin, bu işyerinde çalıştırdığı işçilerden kaynaklanan prim ve eklerinden ibaret olup, Maliye Bakanlığı tarafından temsil edilen birim hakkında düzenlenmiş ödeme emri bulunmadığı için bu davalı yönünden verilen red kararının da sonuç itibariyle yasaya uygunluğu ve ihale edilen temizlik işinin, iş yerinde yürütülen hizmet kapsamında değerlendirilmesi gereken yardımcı işlerden olduğu ve 506 sayılı Yasanın 87. maddesindeki "Sigortalılar üçüncü bir kişinin aracılığı ile işe girmiş ve bununla sözleşme yapmış olsalar bile, bu kanunun iş verene yüklediği ödevlerden dolayı, aracı olan üçüncü kişi ile birlikte asıl işveren de sorumludur.

Bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde işverenden iş alan ve kendi adına sigortalı çalıştıran üçüncü kişiye aracı denir." Düzenlemesi uyarınca davacının sorumluluk koşullarının gerçekleştiğine ilişkin yaklaşım usul ve yasaya uygun bulunduğu gözetilerek, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddine.

2- Davalı Kurum vekilinin temyiz itirazına gelince; 6183 sayılı Kanunun 58. maddesi hükmü uyarınca, ödeme emrine itirazın reddedilen kesimi üzerinden Sosyal Sigortalar Kurumu lehine % 10 haksız çıkma tazminatına hük-medilmesi gereğinin gözetilmemiş olrnası usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

Ne var ki bu.aykırılığın giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden karar bozulmamalı, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 438. maddesi uyarınca düzeltilerek onanmalıdır.

Sonuç: Hüküm fıkrasının (1) numaralı bendine "Ödeme emrine konu borcun % 10 zamlı olarak tahsiline", ibaresinin eklenmesine ve kararın düzeltilmiş bu şekliyle (ONANMASINA) Davalı Avukatı yararına takdir edilen 400.00 YTL duruşma avukatlık parasının davacılara yükletîlmesine, 29.3.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Old 23-03-2008, 23:40   #8
Kemal Yıldırım

 
Varsayılan

10. Hukuk Dairesi 2006/9448 E., 2006/15892 K.

ASIL İŞVEREN TAŞERON İLİŞKİSİ
İŞ KAZASI NEDENİYLE TAZMİNAT
RÜCU DAVASI

506 S. SOSYAL SİGORTALAR KANUNU [ Madde 87 ]

"ÖZET"

DAVALI ASIL İŞVEREN İLE DAVACI TAŞERON ŞİRKET ARASINDAKİ SÖZLEŞMELER BİRLİKTE DEĞERLENDİRİLDİĞİNDE; İŞYERİNDE ALINACAK İŞÇİ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ ÖNLEMLERİNE İLİŞKİN KURALLARIN SAPTANMASI, ÇALIŞTIRILACAK İŞÇİLERİN VASIFLARININ BELİRLENMESİ, İŞİN SEVK, İDARE VE DENETİMİ İLE ŞANTİYE YÖNETİMİNDE İŞVEREN ŞİRKETİN YETKİLİ OLDUĞUNUN ANLAŞILMASI KARŞISINDA ARTIK İŞİN BÜTÜNÜNÜN İŞTEN EL ÇEKMEK SURETİYLE BAŞKALARINA DEVREDİLDİĞİNDEN SÖZ EDİLEMEZ. BU NEDENLE ASIL İŞVEREN ŞİRKETİN TAŞERONUN KUSUR PAYINDAN SORUMLULUĞUNUN KABULÜ GEREKİR.


"İçtihat Metni"

Davacı, iş kazası sonucu geçici işgöremezlik durumuna giren sigortalıya yapılan harcama ve ödemeler nedeniyle uğranılan Kurum zararının rücuan ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteği hüküm altına almıştır.

Hükmün, davacı ve davalılardan A... Mekanik Müh. Danışmanlık ve Taah. A.Ş. avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Dava, iş kazasında yaralanan sigortalıya Kurumca yapılan sosyal sigorta yardımlarının 506 sayılı Kanun uyarınca rücuan tahsiline ilişkin olup; mahkemece, davalı C... A.Ş.'nin asıl işveren değil, ihale makamı olduğu gerekçesi ile bu davalı yönünden reddine, diğer davalılardan A... Mühendislik A.Ş.'nin asıl işveren, G... İnşaat Ltd. Şti.'nin ise, taşeron olarak sorumluluğuna karar verilmiştir.

Davada, öncelikle halledilmesi gereken sorun, zararlandırıcı sigorta olayına maruz kalan sigortalıyı çalıştıran davalı G... İnşaat Ltd. Şirketi ile diğer davalılar C... A.Ş. ile A... Mühendislik A.Ş. arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinin, bir başka ifade ile, asıl işveren-taşeron ilişkisi olup olmadığının saptanmasıdır.

506 sayılı Kanun'un 87. maddesi hükmüne göre; aracı, bir işte veya bir işin bölüm veya eklentisinde işverenden iş alan ve kendi adına sigortalı çalıştıran 3. kişidir.

Asıl işveren-taşeron ilişkisinin varlığı için, öncelikle işin başka bir işverenden alınmış olması, bir başka ifade ile asıl işverenin işverenlik sıfatına devredilen iş dolayısıyla sahip olması, asıl işyeri ya da işyerinden sayılan yerlerde kendi adına işçi çalıştırıyor olması gerekir.

İşin belirli bir bölümünün değil de tamamının bir bütün halinde ya da bölümlere ayrılarak başkalarına devredildiği, işten bu yolla tamamen el çekildiği, sigortalı çalıştırılmadığı için işveren sıfatının haiz olunmadığı durumda ise; bunları devralan kişiler alt işveren, devredenler de asıl işveren olarak nitelendirilemeyecektir.

Diğer taraftan; işverenle işyerindeki işleri gördürdüğü kişiler arasındaki ilişkinin vekillik sözleşmesine dayandığının ve kendilerinin vekil sıfatıyla hareket ettiklerinin anlaşılması halinde işin devrinden söz edilemeyeceği açıktır.

Aracı sıfatının kazanılmasında diğer koşullar ise; asıl işverenden üstlenilen işin, asıl iş ya da işyeriyle ilgili işin bir bölümünde veya işyeri eklentilerinde alınmış olması ile bu işte işi alanın kendi işçilerinin çalıştırılması ve bu nedenle de işveren sıfatına sahip olunmasıdır. Bu yönde; asıl işverenin, o işyerinden elde etmeyi düşündüğü neticeye yönelik olan asıl faaliyet, bir başka ifade ile doğrudan doğruya o işyerinden beklenen hizmet ya da üretime yönelik olan işler, onun asıl işini teşkil edecektir.

Somut olayda; davalı C... Anonim Şirketi'ne ait asıl iş, "ticaret merkezi inşaatrdır. C... A.Ş. ile sigortalıyı çalıştıran G... Ldt. Şirketi ve A... Mühendislik A.Ş. arasındaki hukuki ilişkinin incelenmesinde; A... Mühendislik A.Ş., davalı C... A.Ş.'den, G... İnşaat Limited Şirketi ise davalı A...'dan, asıl işverene ait ticaret merkezi inşaatının belirli bir bölümünü teşkil eden "Mekanik Tesisat İşleri" işini üstlenmiştir. C... ve A... arasındaki sözleşme içeriklerinden ve özellikle sözleşmenin 13 ve 19. maddeleri ile A... ile G... arasındaki sözleşmenin l, 7, 11 ve 15. maddelerinin birlikte değerlendirilmesinden; işyerinde alınacak işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerine ilişkin kuralların saptanması, işte çalıştırılacak işçilerin vasıflarının belirlenmesi, işin sevk, idaresi ve denetimi ile şantiye yönetiminde C... A.Ş.'nin yetkili olduğunun anlaşılması karşısında artık işin bütünüyle, işten el çekmek suretiyle başkalarına verildiğinden, bir başka ifade ile işin devrinden söz edilemez. Bu bağlamda C... A.Ş. ile A... Mühendislik A.Ş. arasında 506 sayılı Kanun'un 87. maddesi kapsamında asıl işveren-taşeron ilişkisi bulunduğunun ve bunun sonucu olarak da asıl işveren Anonim Şirketin taşeronun kusur payından sorumluluğunun kabulü zorunludur.

Mahkemenin C... A.Ş.'nin ihale makamı olduğuna ilişkin kabulü, açıklanan nedenlerle yerinde değildir. Mahkemece; davalılardan C... Anonim Şirketinin asıl işveren, A... Mühendislik A.Ş. ve G.. Mühendislik Ltd. Şirketinin alt işveren sıfatı ile sorumlu olduğu gözetilerek sonucuna göre hüküm kurmaktan ibarettir.

Açıklanan maddi ve hukuki esaslar gözetilmeksizin, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı gerekçelerle karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde, davacı SSK vekili ile, davalılardan A... Mühendislik A.Ş. vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün (BOZULMASINA), temyiz harcının istek halinde davalılardan A... Mekanik Mühendislik Danışmanlık ve Taah. A.Ş.'ye iadesine, 04.12.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Old 23-03-2008, 23:42   #9
Kemal Yıldırım

 
Varsayılan

Hukuk Genel Kurulu 2004/10-233 E., 2004/262 K.

RÜCUAN ALACAK DAVASINDA ASIL İŞVEREN - ALT İŞVEREN

4857 S. İŞ KANUNU [ Madde 2 ]
506 S. SOSYAL SİGORTALAR KANUNU [ Madde 87 ]
818 S. BORÇLAR KANUNU [ Madde 356 ]
1475 S. İŞ KANUNU ( 14. maddesi yürülükte ) [ Madde 1 ]

"ÖZET"

YAPILMIŞ OLAN ESER SÖZLEŞMESİNDE İŞİN KALİTESİ VE İŞYERİ DİSİPLİNİ AMACIYLA BİR KISIM HÜKÜMLERİN YER ALMASI, İNŞAAT SAHİPLİĞİ DIŞINDA ASIL İŞVERENLİK SIFATINI DOĞURACAK, İŞİ ALANIN BAĞIMSIZ İŞVEREN KİMLİĞİNİ ORTADAN KALDIRACAK BİR ETMEN OLMAYIP, ANILAN SÖZLEŞMENİN, BORÇLAR KANUNU'NUN 356 VD. MADDELERİ DOĞRULTUSUNDA MÜTEAHHİDE YÜKLENEN SORUMLULUĞUN DOĞAL BİR SONUCU OLARAK, SÖZLEŞME HÜKÜMLERİNİN PROJE VE TEKNİK ŞARTNAMEYE UYGUNLUĞUNUN SAPTANABİLMESİ AMACINA YÖNELİK OLDUKLARININ KABULÜ ZORUNLUDUR.


"İçtihat Metni"

Taraflar arasındaki "rucuan alacak" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda (Bursa İkinci İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 24.12.2002 gün ve 2001/886-2002/978 sayılı kararın incelenmesi taraflar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay Onuncu Hukuk Dairesinin 31.3.2003 gün ve 2107-2726 sayılı ilamı ile, (...1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davacı Kurum ile davalı S... A.Ş. vekillerinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2- Davalı K San. Tic. A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarına gelince; Dosyadaki bilgi ve belgelerden, asıl işi Polyester iplik ve dokuma üretimi olan K A.Ş.'ye ait fabrikanın yanına ek fabrika, depo ve hizmet binası yaptırmak üzere adı geçen şirketin S…. A.Ş. ile sözleşme imzaladığı ve kaba inşaat işini anahtar teslimi bu şirkete verdiği iş kazasında yaralanan sigortalının S... A.Ş. nin işçisi olduğu anlaşılmaktadır. Davalı K... A.Ş.nin sorumluluğunu belirlerken 506 sayılı Kanunun 87. maddesinde yazılı şartların somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediğine bakmak gerekir.

Söz konusu maddenin 2. fıkrasında aracının (=alt işveren) tanımı yapılmıştır. Buna göre, "Bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde işverenden iş alan ve kendi adına sigortalı çalıştıran üçüncü kişiye aracı denir" Davalı K….. A.Ş.'nin 87. maddedeki tanıma göre asıl işveren, diğer davalı S....A.Ş.nin ise aracı (=alt işveren) sıfatını kazanabilmesi için, S... A.Ş.nin K... A.Ş.nin gördüğü asıl iş olan polyester iplik ve dokuma üretim işinde veya bu işin bölüm veya eklentilerinde iş alması ve bu işte kendi adına sigortalı çalıştırması gerekir.

Oysa, davalı K....A.Ş.nin işi dokumacılık, S... A.Ş.nin işi ise bina inşaatıdır. İnşaat işinde K... A.Ş.nin işçisi çalışmadığı gibi, dokuma işinde de S…. A.Ş.nin işçi çalıştırmadığı anlaşılmaktadır. Bir başka ifade ile her iki davalı şirketin gördükleri işler birbirlerinden farklı ve bağımsız işlerdir. Bu sebeple inşaat işi yönünden K.....A.Ş. işveren değil, inşaat sahibidir. Dolayısıyla S... A.Ş. de K... A.Ş. ile olan ilişkide alt işveren değil, bağımsız işverendir.

Nitekim, Hukuk Genel Kurulu 29.4.1998 tarih ve 1998/307-312 sayılı kararında, çimento fabrikasına ait makinaların ihale ile onarım işini yüklenen kişiyi çimento işvereninin alt işvereni saymamıştır.

Dairemiz kararları da bu doğrultudadır. 22.2.1998 tarih ve 98/238-3542 sayılı bir kararda metal fabrikasında yaptırılmakta olan ek bina inşaat işinin metal üretim işinden ayrı ve bağımsız bir iş olduğu kabul edilmiştir.

Hal böyle olunca K A.Ş.nin 87. maddeye göre sorumluluğundan söz edilemez. Mahkemenin, önceki bozma kararına yanlış anlam vererek ve bilirkişinin taraflar arasındaki hukuki ilişkiye uygun düşmeyen yanılgılı raporuna dayanarak davalı K... A.Ş.yi tazminattan sorumlu tutması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davalı K… A.Ş.nin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Temyiz Eden : Davalı K... A.Ş. vekili Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü.

Dava, rücuan alacak istemine ilişkindir.

Davacı Kurum vekili, iş kazası nedeniyle sürekli iş göremezlik durumuna giren sigortalıya bağladığı peşin değerli gelirler ve diğer giderler nedeniyle oluşan kurum zararının davalılardan rücuen tahsilini istemektedir.

Davalı K Anonim Şirket vekili; şirketin faaliyet konusunun iplik üretimi ve dokuma işi olup, ek fabrika, depo ve hizmet binası yapım işinin ihale ile diğer davalı inşaat firmasına verilmesi nedeniyle, anılan davalı inşaat firmasının taşeron olmayıp, asıl işveren durumunda bulunduğunu, bu nedenlede 506 sayılı Yasanın 87. maddesinde belirtilen müteselsil sorumluluk koşullarının oluşmadığını belirtmektedir.

Yerel Mahkemenin; davalılar arasındaki hukuki ilişkiyi anılan Yasanın 87. maddesi kapsamında irdeleyerek davanın kabulüne dair kararı, davalı K... A.Ş. vekilinin temyiz itirazları dikkate alınarak Yüksek Özel Dairece yukarıdaki gerekçeyle bozulmuş, yerel Mahkeme, "davalı K… A.Ş. her nekadar polyester iplik ve dokuma üretimi alanında faaliyet göstermekte ise de, şirkete ait ek endüstriyel tesis inşaatının yapımının diğer davalı S... A.Ş.'e verildiği, bu ek endüstriyel tesis inşaatının makine ve elektrik montajı işlemlerinin de bulunduğu, bunlardan mekanik montaj ve elektrik montaj işlerinin S... AŞ. dışındaki başka taşeronlara verildiği, taraflar arasında imzalanan sözleşme içeriğine göre çalıştırılacak işçilerin vasıflarının belirlenmesi, işin sevk-idaresi ve denetiminde K… A.Ş.nin yetkili olduğunun belirtildiği, S A.Ş. nin ek fabrika inşaatının bir bölümünün yapımını üstlendiği işin anahtar teslimi sureti ile bütününü almadığı, bağımsız bir işyeri niteliğini taşımadığı, taşerona malzemelerin verilmesi işinde asıl işverene ait bir kısım işçilerin iş yerinde çalıştıkları, bu nedenle davalı iş verenler arasında alt-üst işveren ilişkisinin bulunduğu, S… A.Ş.nin taşeron durumunda olduğu, 506 sayılı Kanunun 87 maddesi kapsamında K… A.Ş.nin de asıl işveren olarak sorumlu tutulması gerektiği gerekçesi ile kararında direnmiştir.

Somut olaya geçmeden önce, davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasa m. 87 ve ilgili kavramların irdelenmesinde yarar bulunmaktadır.

Hemen belirtilmelidir ki, maddenin "aracı" olarak nitelediği üçüncü kişi, gerek mevzuatta, gerekse öğreti ve yargı kararlarında; alt işveren, taşeron, tali işveren, alt müteahhit, alt ısmarlanan vb. adlarla anılmaktadır.

Ekonomide yaşanan yoğun rekabet ortamı ve teknolojide ulaşılan seviye, tüm alanlarda uzmanlaşmaya giderek hızlı, kaliteli ve daha uygun maliyetli mal ve hizmet üretimini zorunlu kılmaktadır. Bu gereksinime paralel olarak yeni üretim ve çalışma ilişkileri ortaya çıkmıştır.

Bunlardan; asıl işverenin yanında "taşeron" olarak adlandırılan başka işverenlerinde işyerinden iş almaları ve kendi sigortalılarını çalıştırmaları ile uygulama kazanmış olan "asıl işveren-alt işveren" ilişkisini Sosyal Sigortalar Yasası açısından ele alan, 506 sayılı Yasa'nın 87. maddesi hükmü, tıpkı 1475 sayılı İş Yasasının 1/son ve 4857 sayılı İş Yasasının 2/6. maddelerinde olduğu gibi aracının yanında asıl işvereni de sorumlu tutan bir içerik taşımaktadır. Amaç, sigortalının sosyal güvenlik hakkının yanında, halefi konumundaki Sosyal Sigortalar Kurumu'nun prim tahsilatının, alt işverenin yanında asıl işverenin de sorumluluğunu öngören düzenlemelerle güvence altına alınmasını sağlamaktır.

Üçüncü kişinin aracılığı başlıklı, 506 sayılı Yasa m. 87; "Sigortalılar üçüncü bir kişinin aracılığı ile işe girmiş ve bununla sözleşme yapmış olsalar bile, bu kanunun iş verene yüklediği ödevlerden dolayı, aracı olan üçüncü kişi ile birlikte asıl işveren de sorumludur. Bir işde veya bir işin bölüm veya eklentilerinde işverenden iş alan ve kendi adına sigortalı çalıştırılan üçüncü kişiye aracı denir." hükmünü içermektedir. Bu hüküm ile asıl işverenin sorumluluğunun kapsamı belirlenmeye çalışılmıştır.

Sosyal Sigortalar Yasasına göre, aracıdan söz edebilmek ve asıl işvereni, aracının borçlarından ötürü sorumlu tutabilmek için, maddenin tanımından ortaya çıkan bir takım zorunlu unsurlar bulunmaktadır. Aracı kavramı her şeyden önce, bir asıl işverenin varlığını, bir başka işverenin asıl işvene ait işin bir bölümünü yapmayı üstlenmeyi ve nihayet asıl işverene ait işyerinde veya işyerinin bir bölümünde iş alanının kendi adına sigortalı çalıştırmayı gerektirir. Asıl işverenle, aracı arasındaki sözleşmenin hukuki niteliğinin önemi yoktur. Önemli olan yön, asıl işverene ait işin aracı tarafından yapımının sağlanmasıdır.

Aracının asıl işverenden bir bölüm iş alması ve bu işte kendi adına sigortalı çalıştırması, aracı kavramının belirleyici özelliğini oluşturmaktadır. Aracı her şeyden önce bir "asıl işveren"in varlığını zorunlu kılmaktadır. Maddede belirtilen koşullardan birisinin dahi yokluğu durumunda aracıdan söz edilemez.

Asıl işveren; SSK. m. 4/1 gereğince, bu Yasanın 2. maddesinde belirtilen sigortalıları çalıştıran gerçek yada tüzel kişi olup, işveren niteliği sigortalı çalıştırmanın doğal sonucudur. Yasanın tanımından hareketle, asıl işveren-alt işveren ilişkisi için, işyerinde "iş sahibi"nin de işçi çalıştırıyor olması koşulu aranır. Sigortalı çalıştırmayan iş sahibi "işveren" sıfatını kazanamayacağı için, bu durumdaki kişilerden iş alanlarda aracı sayılmayacak ve anılan madde kapsamında dayanışmalı sorumluluk doğmayacaktır.

İşverenden alınan iş, işverenin sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir işyeri olarak değerlendirilebilecek nitelikte ise, işi alan kimse aracı değil, bağımsız işverendir. İşin bütünü başka bir işverene bırakıldığında, Sosyal Sigortalar Yasası anlamında bir alt işverenlik, dolayısıyla dayanışmalı sorumluluk söz konusu olmayacaktır. Benzer şekilde, işveren kendisi sigortalı çalıştırmaksızın işi bölerek, ihale suretiyle farklı kişilere vermişse, iş sahibi (ihale makamı) Yasanın tanımladığı anlamda asıl işveren olmayacağından, bir alt-üst işveren ilişkisi bulunmayacaktır. Burada önemli olan yön, "devir" olgusunun somut olayda gerçekleşmesidir. Bu kapsamda, devirden amaçlanan, yapılmakta olan işin, bölüm ve eklentilerinden tamamen bağımsız bir sonuç elde etmeye yönelik, işi alana bağımsız bir işveren kimliği kazandıracak bir işin devridir. Ekonomik olarak birbirleriyle bağlantılı bulunsalar da, bu işyerleri bağımsız sonuç elde etmeye yöneliktirler. İşin devri söz konusu değilse, bu kişiler işveren vekili olarak kabul edilebilecek, bu durumda Yasanın öngördüğü ödevlerden, işi bölüp dağıtan iş sahibi, işveren niteliği ile sorumlu olacaktır.

Diğer işyerlerinde sigortalı çalıştırması nedeniyle "işveren" sıfatına sahip olan kimse de, işverenlik sıfatına (devredilen iş dolayısıyla) sahip olmadığı için, asıl işveren olarak sorumlu bulunmayacaktır.

Aynı şekilde, işi alan kişinin de işverenlik sıfatını, alınan işte ve o iş nedeniyle sigortalı çalıştırılması sonucunda kazanmış olması aranacaktır. Alınan işte sigortalı çalıştırmayıp, tek başına yada ortakları ile işi yürüten kişi alt işveren olarak nitelendirilemeyecektir. Bu kişinin diğer bir takım işyerlerinde çalıştırdığı sigortalılar nedeniye kazandığı işverenlik sıfatının sonuca etkisi ise bulunmamaktadır.

Yasa, alt işverenlik için, bir işte, bir işin bölüm yada eklentilerinde işverenden iş almayı aramaktadır. 87. madde anlamında aracıdan söz edebilmek için, aracının aldığı iş, işverenin asıl işinin bölüm ve eklentilerindeki işin bir kesimi yada yardımcı işler kapsamında bulunmalıdır. Bir diğer anlatımla, bir işverene ait işyerindeki üretim sürecine, başka bir işverenin dahil olması durumunda "aracıdan"söz edilebilecektir. Bu anlamda bir bağlantının varlığı için, işyerinde üretilen mal yada hizmetin niteliğine bakılması gerekir. Asıl işverenden alınan iş, onun sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir nitelik taşımaktaysa, işi alan kimse alt işveren değil, bağımsız işveren sayılacaktır. Bu noktada belirleyici yön; yapılan işin, diğerinin bütünleyici, yardımcı parçası olup olmadığıdır. İşyerindeki üretimle ilgili olmayan, ve asıl işin tamamlayıcısı niteliğinde bulunmayan bir işin üstlenilmesi halinde, 506 sayılı Yasa uygulaması yönünden aracıdan söz etme olanağı kalmayacak, ortada iki bağımsız işveren bulunacaktır.
Davaya konu somut olaya gelince; asıl işi polyester iplik ve dokuma üretimi olan davalı K… Sanayi Anonim Şirketi, ek fabrika, hizmet binası ve depo yapım işini, diğer davalı S... Sanayi İnşaat Taahhüt ve Ticaret Anonim Şirketine, inşaat sözleşmesi ile vermiştir. Sözleşmede, kullanılan malzemenin cins, miktarı ve kalitesinin iş sahibi tarafından denetleneceği vb. hükümler bulunmaktadır. Zararlandırıcı sigorta olayının, belirtilen işin yapımı sırasında meydana geldiği ve sigortalının davalı S AŞ işçisi olduğu çekişmesizdir. İnşaat işinde davalı K.. AŞ, kendi sigortalılarını çalıştırmamıştır.

Yaptırılmakta olan endüstriyel tesis nedeniyle mekanik ve elektrik montaj işlerinin farklı işverenlere verildiği belirtilmiştir.

Uyuşmazlık; somut olayda taraflar arasındaki hukuki ilişkinin; asıl işveren-alt işveren mi, yoksa iş sahibi müteahhit ilişkisi mi olduğu noktasında toplanmaktadır.

Öncelikle belirtilmelidir ki, yapılmış olan eser sözleşmesinde işin kalitesi ve işyeri disiplini amacıyla bir kısım hükümlerin yer alması, inşaat sahipliği dışında asıl işverenlik sıfatını doğuracak, işi alanın bağımsız işveren kimliğini ortadan kaldıracak bir etmen olmayıp, anılan sözleşmenin, Borçlar Yasası'nın 356 vd. maddeleri doğrultusunda müteahhide yüklenen sorumluluğun doğal bir sonucu olarak, sözleşme hükümlerinin proje ve teknik şartnameye uygunluğunun saptanabilmesi amacına yönelik olduklarının kabulü zorunludur.

Tesisin tamamının bir tek işverene ihale edilmemesinin, bağımsız işveren niteliğinin oluşmasına engel olacağı düşüncesi ise, yaptırılmakta olan işin kapsam ve bir çok farklı alanda uzmanlığı ve istihdamı zorunlu kılan kompleks yapısı ve ihale edilen işin kendi niteliği içinde, tamamen bağımsız bir bütünsellik oluşturduğu dikkate alındığında kabul edilmesi mümkün görülmemektedir.

Belirtilen bu maddi ve yasal olgular karşısında, işin niteliği ve yürütümü bakımından dokuma işinden tamamen farklı ve bağımsız nitelikteki, ihale ile verildiği anlaşılan ek inşaat işinde sigortalı çalıştırmayan dokuma işvereni davalı K… A.Ş.nin 87. madde kapsamında asıl işveren olarak nitelendirilerek, sorumluluğuna karar verilmesi mümkün değildir.

Yerel Mahkemece aynı yöne işaret eden bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usule ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

Sonuç: Davalı K… A.Ş. Vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı, HUMK.nun 429. maddesi gereğince (BOZULMASINA), istek halinde temyiz peşin harcının temyiz edene iadesine, ilk görüşmede çoğunluk sağlanamadığından, 5.5.2004 günü yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

Uyuşmazlık, SSK tarafından açılan rücu davasına ilişkindir.

Somut olayda iş kazasının oluşmasına neden olan kuyunun fabrika alanında ve davalılardan müteahhitle yapılan sözleşme gereğince diğer davalı fabrika sahibi K... A.Ş. tarafından açıldığı anlaşılmasına göre, bu kuyunun güvenli bir şekilde üstünün kapatılmasından ve o şekilde muhafaza edilmesinden bu davalının da sorumlu olduğu, aksi halde oluşacak zarardan dolayı asıl işveren müteahhit şirket diğer davalı ile birlikte müteselsilen sorumlu olacağı aşikardır. Bu durum karşısında davalı K… A.Ş.nin de SSK.nun 26/2. maddesi hükmü uyarınca davacı Kurum'a karşı zararı gidermekle sorumlu olduğu düşüncesiyle, olayı SSK.nun 87. maddesi çerçevesinde değerlendirerek davalı. K… A.Ş.nin zarardan sorumlu tutulmaması gerektiği yönündeki çoğunluk düşüncesine katılmıyoruz.
Old 19-11-2008, 21:21   #10
dilek dulay

 
Varsayılan

Davacı, iş sözleşmesinin geçerli neden olmadan feshedildiğini belirterek feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, davalı DžTemizlik A.Ş yönünden feshin geçersizliğine ve davacının işe iadesine karar verilirken, diğer davalılar hakkında davanın husumet yönünden reddine karar verilmiştir. Hüküm süresi içinde davacı ve davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. İş sözleşmesinin geçerli neden olmadan feshedildiğini, davalı Sağlık Bakanlığı'na ait işyerinde alt işverenler değiştiği halde, sürekli olarak Ş… Hastanesi'nde temizlik işçisi olarak çalıştığını, son alt işveren Džşirketinin ihale sözleşmesi 31.12.2003 tarihinde bitmesine rağmen, ihale açılmadığı için çalışmaya 4 ay daha devam ettiğini, Hastane yönetiminin yeni ihaleyi diğer davalı P…şirketine verdiğini, ancak bu şirketin maksatlı olarak işe başlatmadığını, çıkarmada hastanenin yetkili olmasına rağmen, yeni alt işverenin eski işçilerle çalışmayı kabul etmediğini, iş sözleşmesinin feshedildiğini, işten ayrılma bildirgesinde fesih nedeni olarak iş bitiminin gösterildiğini, Sağlık Bakanlığına davalı hastane yönetimi ile ihale sözleşmesi yapılan davalı şirketler arasındaki sözleşmelerin muvazaaya dayandığını iddia eden davacı; feshin geçersizliğine ve Sağlık Bakanlığına bağlı işyerine işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Sağlık Bakanlığı vekili, husumet itirazında bulunurken, davalı P…şirketi, davacının daha önce kendilerinde çalışırken kendi isteği ile ayrıldığını, kendileri tarafından bir fesih bildirimi olmadığını beyan etmiştir. Diğer davalı son alt işveren Džşirket vekili ise şirketin temizlik hizmeti ihalesini kazanmaması nedeni ile işinin sona erdiğini, davacı ve arkadaşlarının daha önce hastanede aynı işi yaptıklarını, taşeron firmaların değiştiğini, davacının gerçekte Sağlık Bakanlığı işçisi olduğunu, işe alma ve çıkarmada sözleşme gereği Sağlık Bakanlığı temsilcisi hastane yönetiminin yetkili olduğunu, işe iade davasında da sorumlunun Devlet Hastanesi Yönetimi olduğunu, davanın asıl işverene yöneltilmesi gerektiğini, kaldı ki iş bitimi nedeni alt davalı şirket yönünden geçerli neden bulunduğunu, davalı hakkında işe iade kararının uygulama imkanı bulunmadığını savunmuştur. Mahkemece, davalı Sağlık Bakanlığı'nın asıl işi bölmediği, kendisi de işçi çalıştırmadığı, temizlik işini vermede İş Kanunu'nun 2.maddesi uyarınca, asıl işveren konumunda olmadığı, ihale makamı olduğu, yüklenici firmanın başka yerlerde de temizlik işini alabileceği, idari şartnamede, işçilerin işe alınması ve çıkarılmasında yetkili makamın Hastane yönetimi olmasının, asıl işveren olması için tek başına yeterli olmadığı, ihale makamının denetim görevi içinde sayılması gerektiği, Sağlık Bakanlığına husumet yöneltilemeyeceği, diğer davalı şirket P…şirketi ile davacının maddi bir bağının olmadığı gerekçesi ile bu davalılar yönünden husumetten reddine karar verilirken, diğer davalı Dž şirketinin ise, çalışma bölgesinde mahiyeti gereği 30 işçiden fazla işçi çalıştırdığı, davacının, kıdemi ve iş sözleşmesinin niteliği ile iş güvencesi kapsamında kaldığı, davalı şirketin 4857 sayılı İş Kanunu’nun 19.maddesine uygun olarak yazılı fesih bildiriminde bulunmadığı, feshin geçerli nedene dayanmadığı gerekçesi ile bu davalı yönünden feshin geçersizliğine ve davacının işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 2/6-7.maddesi uyarınca "Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanun'dan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur. Asıl işverenin, işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırılmaya devam ettirilmesi suretiyle haklan kısıtlanamaz veya daha önce o işyerinde çalıştırılan kimse ile alt işveren ilişkisi kurulamaz. Aksi halde ve genel olarak asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı işleme dayandığı kabul edilerek alt işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılarak işlem görürler. işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler dışında asıl iş bölünerek alt işverenlere verilemez. "Somut uyuşmazlıkta, davacı işçi, davalı Sağlık Bakanlığı'na bağlı hastane işyerinde, temizlik hizmet işinin ihale ile verildiği şirketlerin işçisi olarak çalıştığı, ihale verilen şirketler değiştiği halde, davacının aynı işyerinde çalışmasına devam ettiği anlaşılmaktadır.Dosya içeriğine göre, davalı Dž şirketinin uzatılmış ihale sözleşmesi, 30.04.2004 tarihinde sona ermiştir. Yeni ihaleyi alan diğer davalı P…şirketi davacıyı işe almamış ve davacının iş sözleşmesi bu şekilde sona ermiştir.Davalı Sağlık Bakanlığı'nın hastane işyerinde ihale ile verdiği temizlik hizmet işi, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 2/6 .maddesi anlamında yardımcı iş olup, alt işverene verilebilecek işlerdendir. Asıl işveren-alt işveren ilişkisinde, alt işveren üstlendiği işi sözleşme koşulları doğrultusunda, ama kendi adına ve bağımsız bir biçimde yürütür. Bir başka anlatımla, yönetim hakkı tamamen kendi yetkisindedir. Asıl işverenin sadece denetim yetkisi vardır. Alt işveren çalıştıracağı işçileri kendisi işe alır, kendi adına iş sözleşmesi yapar; gerekli talimatları verir; işçilere ücretlerini kendisi öder; ücret bordrolarını düzenler; SSK primlerini yatırır ve işten çıkarmada da yetkili kendisidir. Oysa davalı Sağlık Bakanlığı'na bağlı hastane yönetimi ile temizlik hizmetini alan taşeron şirketler arasındaki ihale sözleşmeleri, teknik şartnameler incelendiğinde, işçileri işe alınmalarında ve işlerine son verilmesinde tek yetkilinin hastane idaresi olduğu, hastane idaresi tarafından kurulacak komisyonun bu görevi yapacağı, firmaların işçi alım ve çıkarılmasında kesinlikle tasarruf sahibi olmayacağı anlaşılmaktadır. Keza çalışacakların çalışma koşullarının da Hastane yönetimince belirleneceği açıkça düzenlenmiştir. Görüldüğü gibi, alt işverenlerin çalıştırdıkları işçilerin üzerindeki yönetim hakkı tamamen asıl işveren tarafından kullanılmaktadır.Burada gerçek anlamda bir alt işveren asıl işveren ilişkinden söz edilemez. Sözleşmeye göre, işçiler hastanenin yönetimi altında çalışırken,fesih kararını yine hastane vermektedir. Alt işveren kendi işçileri üzerinde yönetim hakkı kullanmamaktadır. Davacı işçi başlangıçtan itibaren davalı Sağlık Bakanlığı işçisidir. Temizlik işi verilen firmaların işverenlik sıfatı bulunmamaktadır. Bu nedenle davalı Džşirketi yönünden de davanın husumetten reddine karar verilmelidir. Davacı işçinin iş sözleşmesinin feshedilmesinde, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 19.maddesine uygun olarak yazılı fesih bildiriminde bulunulmamıştır. Davalı Sağlık Bakanlığı yönünden, feshin geçersizliğine ve davacının işe iadesine karar verilmesi gerekir.4857 sayılı İş Yasası'nın 20/3 Maddesi uyarınca Dairemizce aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. Yukarıda açıklanan gerekçe ile; Mahkemenin kararının bozularak ortadan kaldırılmasına. Davalılar DžA.Ş. ve P…Ltd.Şti.hakkında açılan davanın husumetten reddine,davalı Sağlık Bakanlığı hakkında açılan davanın kabulü ile feshin geçersizliğine ve davacının işe iadesine, Davacının yasal süre içinde başvurusuna rağmen davalı işverence süresi içinde işe başlatılmaması halinde ödenmesi gereken tazminat miktarının takdiren davacının 4 aylık brüt ücreti tutarında belirlenmesine, Davacı işçinin işe iadesi için işverene süresi içinde müracaatı halinde hak kazanılacak olan ve kararın kesinleşmesine kadar en çok 4 aya kadar ücret ve diğer haklarının davalıdan tahsilinin gerektiğine,.. kesin olarak oybirliği ile karar verildi.

yargıtay 9.HD E-2007/01006-K:2007/01006-T:29.01.2007
Old 24-11-2008, 13:08   #11
Av.Oğuzhan Dayar

 
Varsayılan

10. Hukuk Dairesi 2007/10123 E.N , 2007/11781 K.N.

İlgili Kavramlar
o ASIL İŞVEREN ALT İŞVEREN İLİŞKİSİ
o SİGORTALILIĞIN TESPİTİ

Özet

SİGORTALILAR ÜÇÜNCÜ BİR KİŞİNİN ARACILIĞI İLE İŞE GİRMİŞ VE BUNUNLA SÖZLEŞME YAPMIŞ OLSALAR BİLE, 506 SAYILI YASA'NIN İŞVERENE YÜKLEDİĞİ ÖDEVLERDEN DOLAYI, ARACI OLAN ÜÇÜNCÜ KİŞİ İLE BİRLİKTE ASIL İŞVEREN DE SORUMLUDUR.


İçtihat Metni

Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 06.10.2001-07.03.2002 tarihleri arasında asgari ücretle geçen çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.

Hükmün, davacı ve davalılardan Sosyal Sigortalar Kurumu avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Dava, 06.10.2001-07.03.2002 tarihleri arasında asıl işveren Y... İnşaat A.Ş. ve E... İnşaat Taah. San. ve Tic. A.Ş/nin adi ortaklık kurmak suretiyle, A... Büyükşehir Belediye Başkanlığından ihale ile aldıkları A... D... ve B... Atıksu Arıtma Tesisi İnşaatında, alt işveren durumundaki davalı E... Yapı Malzemeleri İmi. San.Tic. A.Ş.'de geçen kesintisiz ve sürekli çalışmanın tespiti istemine ilişkin olup; mahkemece, 06.10.2001-07.03.2002 tarihleri arasında kuruma bildirilmeyen 95 günlük hizmetin alt işveren E... Yapı Malzemeleri İmi. San. Tic. A.Ş. yönünden tespitine karar verilirken, diğer davalılar Y... İnş. A.Ş. ve E... İnşaat A.Ş. cihetinden ise, ihale makamı olduklarından bahisle husumet yönünden davanın reddine karar verilmiştir.

Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasa'nın 87. maddesi hükmü olup; anılan madde, söz konusu yasanın onuncu bölümünde ve "Ortak Hükümler" başlığı altında düzenlenmiştir. Bu nedenle 87. madde, yasanın işverene yüklediği tüm ödevler yönünden hüküm ifade eder. Anılan madde;

"Sigortalılar üçüncü bir kişinin aracılığı ile işe girmiş ve bununla sözleşme yapmış olsalar bile, bu kanunun işverene yüklediği ödevlerden dolayı, aracı olan üçüncü kişi ile birlikte asıl işveren de sorumludur.

Bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde işverenden iş alan ve kendi adına sigortalı çalıştıran üçüncü kişiye aracı denir." hükmünü içermekte olup, maddenin ilk fıkrasından da açıkça anlaşılacağı üzere "... bu kanunun işverene yüklediği ödevlerden dolayı, aracı olan üçüncü kişi ile birlikte asıl işveren de sorumludur." şeklindeki hükmün kapsamı içerisinde, aylık sigorta primlerinin kuruma yatırılması ve prim bildirgelerinin verilmesi, keza 4 aylık sigorta bordrolarının verilmesi gibi ödevler yer almakta olup, bunların yasal sürede yerine getirilmemesi halinde ise alt işveren ile birlikte asıl işveren de müteselsilen sorumludur. Mahkeme, davalılar Y... İnşaat A.Ş. ve E... İnş. Taah. San. ve Tic. A.Ş.'nin ihale makamı olduğunu ve işverenlik sıfatının bulunmadığını kabulle davayı red etmiş ise de; dosyadaki bilgi ve belgelerden, davalılar Y... İnşaat A.Ş. ve E... İnş. Taah. San. ve Tic. A.Ş.'lerin A... Büyükşehir Beled iyesi'nden ihale ile iş aldığı ve bu işin bir kısmını da diğer davalı E... Yapı Malz. İmi. San. Tic. A.Ş.'ye devrettiği belirgin olduğundan, burada Y... İnş. A.Ş. ve E... İnş. A.Ş.'nin iş sahibi değil, ihale ile iş alan konumunda asıl işveren oldukları anlaşılmaktadır. Mahkemenin buna aykırı yaklaşımla adı geçen davalılar hakkında davayı reddi isabetli bulunmamıştır.

Açıklanan nedenlerle ve 506 sayılı Yasa'nın 79 ve 87. maddesi hükmü de dikkate alındığında, davalıların dava konusu olan işde, işverenlik sıfatlarının kabulü ile bu çerçevede tespit davası yönünden haklarında hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 05.07.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Old 24-11-2008, 13:08   #12
Av.Oğuzhan Dayar

 
Varsayılan

9. Hukuk Dairesi 2005/36137 E.N , 2005/39139 K.N.

İlgili Kavramlar
o ALT İŞVEREN
o ASIL IŞVEREN

Özet

4857 SAYILI KANUNUN 2/SON MADDESİ GEREĞİNCE; ASIL İŞVERENİN İŞÇİLERİ, ALT İŞVEREN TARAFINDAN İŞE ALINARAK ÇALIŞTIRILMAYA DEVAM ETTİRİLMESİ SURETİYLE HAKLARI KISITLANAMAZ. AKSİ HALDE, ASIL İŞVEREN İLE ALT İŞVEREN İLİŞKİSİNİN MUVAZAALI İŞLEME DAYANDIĞI KABUL EDİLEREK, ALT İŞVERENİN İŞÇİLERİ BAŞLANGIÇTAN İTİBAREN ASIL İŞVERENİN İŞÇİLERİ SAYILIP, BU ŞEKİLDE İŞLEM GÖRÜRLER. İŞLETMENİN VE İŞİN GEREĞİ İLE TEKNOLOJİK NEDENLERLE UZMANLIK GEREKTİREN İŞLER DIŞINDA, ASIL İŞ BÖLÜNEREK ALT İŞVERENLERE VERİLEMEZ.


İçtihat Metni

Davacı, iş sözleşmesinin geçerli neden olmadan feshedildiğini belirterek feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir.

Yerel mahkeme, isteği hüküm altına almıştır.

Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Davacı iş sözleşmesinin davalı K.....Nakliyat şirketi tarafından geçerli neden olmadan feshedildiğini belirterek, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiş, yargılama sırasında ise, diğer davalı A..... şirketini davaya dahil ederek, daha önce bu şirketin işçisi olduğunu, davalılar arasındaki sözleşmenin muvazaaya dayandığını iddia etmiş ve dahili davalı hakkında da hüküm kurulmasını talep etmiştir.

Davalı K.. Nakliyat şirketi, davacı ile belirli süreli iş sözleşmesi yapıldığnı, diğer davalıdan ihale ile taşıma işinin alındığını, alt-asıl işveren ilişkisi olmadığını savunmuş, ayrıca ödenen ihbar tazminatının geri ödenmesini istemiş, ancak karşı davasını harçlandırmamıştır.

Dahili davalı ise, davacıya kendi dönemindeki hizmet ile ilgili haklarının ödendiğini, davacının işçileri olmadığını belirtmiştir.

Mahkemece, "Davacının davalı K.......Nakliyat şirketinin işçisi olduğunu, feshin geçersiz olduğunu, diğer davalı hakkında davanın süresinde açılmadığı" gerekçesi ile davalı K......Nakliyat şirketi hakkında davanın kabulüne,
diğer dahili davalı hakkındaki davanın ise reddine karar verilmiştir.

Verilen kararı davacı vekili, dahili davalı hakkında red kararı verilmesi, davalı K.... Nakliyat şirketi ise kendileri yönünden işe iadeye karar verilmesi yönünden temyiz etmişlerdir.

Dosya içeriğine göre, davacının dahili davalı işçisi olarak çalışırken iş sözleşmesinin 15.1.2004 tarihinde ihbar ve kıdem tazminatları ödenerek, feshedildiği, 16.1.2005 tarihinde davalı ve dahili davalı arasında taşıma işi konusunda sözleşme imzalandığı, dahili davalı şirketin asıl işinin de taşıma işi olduğu, davacının bu kez 16.1.2005 tarihinde taşıma işini ihale ile alan davalı işçisi olarak çalışmaya aynı yerde devam ettiği ve iş sözleşmesinin davalı şirketçe 1.11.2004 tarihinde ihbar tazminat ödenerek feshedildiği anlaşılmaktadır.

Belirtmek gerekir ki, 4857 sayılı İş Kanununun 2/son maddesi uyarınca "asıl işverenin işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırılmaya ve devam ettirilmesi suretiyle hakları kısıtlanamaz. Aksi halde ve genel olarak asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı işleme dayandığı kabul edilerek alt işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılarak işlem görürler. İşletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler dışında asıl iş bölünerek alt işverenlere verilemez" Somut olayda davacı dahili davalı A.....Ulaştırma Anonim Şirketi işçisi olarak çalışırken, iş
sözleşmesi feshedilmiş ve adı geçen şirket, asıl işi olan taşıma işini bölerek alt işveren diğer davalı K.....nakliyat şirketine vermiş bulunmaktadır. Yukarda belirtilen hükmün ihlal edildiği açıktır. Davacı baştan beri A......Ulaştırma Şirketinin işçisidir. O halde davalı K.....Nakliyat Şirketi hakkında dava açılması ve mahkemece söz konusu şirket hakkında kabul hükmü kurulması hatalıdır. Diğer davalı hakkında usulüne uygun ve süresinde açılan bir dava da bulunmamaktadır. Böyle olunca davanın reddine karar verilmesi gerekir.

4857 sayılı İş Yasasının 20/3 maddesi uyarınca Dairemizce aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçe ile;

1. Mahkemenin kararının (BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA)

2. Davanın (REDDİNE),

3.Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,

4. Davacının yapmış olduğu yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, davalının yaptığı 40.00 YTL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine,

5. Karar tarihinde yürürlükte bulunan tarifeye göre 400.-YTL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

6. Peşin alınan temyiz harcının isteği halinde davalıya iadesine, kesin olarak 12.12.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi
Old 26-06-2009, 11:21   #13
tmr_dmrc

 
Varsayılan

arkadaşlar ben de bir konuda yardımlarınızı bekliyorum.müvekkilim alt işveren yanında çalışırken taşeron şirket zarar ettiğini öne sürerek iflas etmiş gösteriyor kendini ve işçilerin çıkışını veriyor.daha sonra başka bir şirket adıyla taşeron olarak çalışmaya devam ediyor ve müvekkil de bu şirkette (yeni kurulan şirkette) çalışmaya başlıyor.ancak yeni kurulan taşeron şirket geçen gün kapanıyor ve müvekkil ve diğer çalışanların hiç bir hakları verilmeden işlerine son veriliyor doğal olarak.ben şimdi asıl işverene dava açmak istiyorum anck ortada taşeron şirketler yok.bu durumda dava reddedilebilir mi?şimdiden teşekkürler.
Old 05-10-2009, 10:04   #14
özfn_34

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan tmr_dmrc
arkadaşlar ben de bir konuda yardımlarınızı bekliyorum.müvekkilim alt işveren yanında çalışırken taşeron şirket zarar ettiğini öne sürerek iflas etmiş gösteriyor kendini ve işçilerin çıkışını veriyor.daha sonra başka bir şirket adıyla taşeron olarak çalışmaya devam ediyor ve müvekkil de bu şirkette (yeni kurulan şirkette) çalışmaya başlıyor.ancak yeni kurulan taşeron şirket geçen gün kapanıyor ve müvekkil ve diğer çalışanların hiç bir hakları verilmeden işlerine son veriliyor doğal olarak.ben şimdi asıl işverene dava açmak istiyorum anck ortada taşeron şirketler yok.bu durumda dava reddedilebilir mi?şimdiden teşekkürler.
Merhaba,sorunuzun yanıtını vermek için geç olsa da birşeyler yazmak istedim.Bahsettiğiniz davada ortada taşeron firmaların olmayışının davanın üst işveren açısından kabulüne etkisi yoktur.Davanız dinlenecek ve kabul görecektir eğer haklıysanız ,olsa olsa tahsil kısmında sorun yaşayacaksınız.Üst işveren bir kamu tüzel kişisi vaya güvenilir bir şirketse siz alacağınızı ondan tahsil edersiniz.Sonrası artık üst işveren- alt işveren ilişkisi içerisinde kendi aralarında çözülecek bir problemdir.
Saygılarımla
Old 11-12-2012, 15:18   #15
sakgoz79

 
Varsayılan

Sayın üstadlar benim sormak istediğim ise tam tersi bir durum, müvekkil firma aslt işveren konumunda asıl işveren olan karayolları idaresiyle arasında ki ihale sözleşmesinde işçilerle alakalı tüm sosyal hak ölüm vb durumlardan alt işverenin sorumlu olduğu belirtilmekte ancak bu standart bir sözleşme bir nevi dayatma şeklinde zira bunu imzalamadan alt işverenin ihale alabilmesi mümkün değil. Şimdi şöyle bir durum oluştu meydana gelen ölümlü trafik kazasında müvekkil firma alt işveren olarak % 15 asıl işveren &15 kazaya sebebiyet veren ise %70 kusurlu bulundu ancak müşterek müteselsil sorumluluktan dolayı % 100 ü müvekkil firmadan tahsil edildi bu durumda müvekkil firmanın ödediği tazminat tutarın da idarenin kusuru olan % 15 kusur için idareye rücu davası açılması durumunda idare ile müvekkil firma arasında ki ihale sözleşmesi buna mani olur mu yoksa bu kusur oranının idareden alınması mümkün mü? Yardımcı olabilirseniz veya elinizde buna dair yargıtay kararı varsa paylaşırsanız çok sevinirim. Saygılar.
Old 21-08-2013, 09:40   #16
Av.Armağan Konyalı

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan sakgoz79
idarenin kusuru olan % 15 kusur için idareye rücu davası açılması durumunda idare ile müvekkil firma arasında ki ihale sözleşmesi buna mani olur mu yoksa bu kusur oranının idareden alınması mümkün mü?
İhale sözleşmesindeki hüküm idarenin kusursuz olduğu haller için geçerli olup, idarenin de kusuru varsa kusuru oranında sorumluluğu vardır. Bu sorumluluk ihale sözleşmesi ile ortadan kaldırılamaz diye düşünüyorum.

Saygılarımla
Old 04-09-2013, 08:40   #17
Av.Turhan Demiroğlu

 
Varsayılan

Yargıtay 22.HD.21.05.2013-2012/23373-2013/11813: Özetle: "İşçi ihaleyi alan yeni firmada çalışmaya devam etmiştir, fesih yoktur, olay işyeri devri niteliğindedir ve feshe bağlı haklar (ihbar ve kıdem tazminatı, yıllık ücretli izin bedeli) doğmamıştır..." (Yayınlanmamıştır)
Old Bugün  
Site Mübaşiri

 
 
Web www.turkhukuksitesi.com
 
 
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
sözleşmenin hukuki mahiyeti- alt işveren, asıl işveren sorunu Fatma Çınar Meslektaşların Soruları 4 08-08-2007 15:22
Yargıtay Kararları adıge Hukuk Sohbetleri 5 28-07-2007 15:24
yargıtay kararları sedaoner Hukuk Soruları Arşivi 0 17-03-2006 22:30
Aile İçi Şiddet ve Yargıtay Kararları Av.Habibe YILMAZ KAYAR Kadın Hakları Çalışma Grubu 2 13-04-2004 10:34
Yargıtay Kararları onur Hukuk Soruları Arşivi 6 27-02-2002 02:44


THS Sunucusu bu sayfayı 0,20574307 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2013) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.