Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Yazdıklarımız - Yazdıklarınız. Üyelerimizin yazdığı ve bizlerle paylaştığı şiir, öykü, deneme ve diğer yazınsal türler.

Kolay Ayrılma ve Boşanma Yolları (33 Bölümlük Dev Eser)

Yanıt
Old 19-09-2011, 21:30   #1
hukukbilgisi

 
Varsayılan Kolay Ayrılma ve Boşanma Yolları (33 Bölümlük Dev Eser)

Kolay Ayrılma ve Boşanma Yolları

İÇİNDEKİLER


- Başlarken...
- Ayrılmanın Faydaları
- “Bağlanma Korkusu” Jokeri
- Çamur Atma Yöntemi
- Mini Mini Bir Kuş Donmuştu
- İyi Kadın, Kötü Erkek – Kötü Kadın, İyi Erkek
- Göze Batan Hareketler Bunlar
- Ayrılmanın Hukuksal Boyutu 1: Zina
- Ayrılmanın Hukuksal Boyutu 2: Hayata Kast, Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranış
- Ayrılmanın Hukuksal Boyutu 3: Akıl Hastalığı
- Eşin Akıl Sağlığını Bozmak...
- “Yuh Artık” Demeyin!
- Ay ve Ayrılık
- Ayrılık Yolunda Sinsi Tuzaklar
- Demir Alma Vakti Gelmişse Limandan
- Ayrılık Testi
- Ayrılık Sözleşmesi
- Ayrılığın Temelleri
- Ayrılık ve Huzur
- Tarihte İlk Ayrılık
- Ayrılmak İyidir
- Ayrılık ve Kendi Kaderini Tayin Hakkı
- Fizik Bilimi Işığında Ayrılık
- Yeni Yıl ve Yeni Ayrılıklar...
- Dünya Dışı Yaşam ve Ayrılık
- Ayrılık Fasulyesi
- Keramet... ayrılıktaymış
- İnsanın Doğası ve Seda Sayan Üzerine...
- Ayrılma ve IQ Seviyesi
- Böyle Ayrılık Olmaz!
- AKP ve Ayrılık
- Facebook, Zina ve Ayrılık Üzerine Notlar
- Ayrılık ve Alternatif Yöntemler
- Şiddetsiz Geçimsizlik ve Ayrılık

---------------------------------------------------------

Başlarken...

Değerli okurlar, ülkemizin temel sorunsallarından birinin çözümüne katkı sağlamak amacıyla; kolay ayrılma yolları, ayrılmanın faydaları, ayrılmanın matematik ve coğrafyası, ayrılmanın ekonomisi, ayrılmanın fizik ve kimyası, ayrılmanın politikası, ayrılmanın helvası ve ayrılmanın daniskası gibi konuları ele almış bulunuyorum.

Çözümüne katkıda bulunacağım bu sorunsal, kadın ve erkeğe dair bir sorunsal. Ancak, kadın ve erkek birbirini nasıl ayartır konulu bir çalışma değil, kadın ruhunu anlamaya yönelik bir çalışma da değil. Aksine, kadın ve erkeğin ruhunu anlamazlıktan gelmeye dayalı bir çalışma...

Günümüzde bir erkeğin bir kadınla, bir kadının erkekle; iletişim, internet bağlantısı ve gönül bağı kurması kadar kolay bir iş yok. Asıl problemimizi, erkek veya kadının yek diğerinden nasıl ayrılabileceği meselesi oluşturmaktadır, oluşturmalıdır, oluştursun...

Nitekim, evlenmek kolay ve fakat boşanmak zordur.

“Ya benimsin, ya toprağın” felsefesi, bizleri bu konuda düşünmeye zorlamaktadır ki, değerli halkımın yerine ben düşünmeye hazırım ve hatta düşündüm bile. Kitabımızda, işte bu düşündüklerimi ve artık yüzünü bile görmeye tahammül edemediğiniz eşinizden, sevgilinizden nasıl ayrılabilirsiniz, bunun yollarını anlatacağım.

Muhterem okurlar, tavsiyelerime geçmeden önce; “herkes için geçerli” sabit bir reçete bulunmadığı uyarısını yapmak zorundayım. İnsanlar, farklı farklı karakterlerdedir ve biri için geçerli olabilecek bir tavsiye, bir başkası için geçerli olamayabilecektir. Demek ki, her ilişkide “somut durumun, somut kadının ve somut erkeğin tahlili”ni yapmak durumundayız.

Gerekli yan etki uyarısını da yaptıktan sonra tavsiyelerimize geçebiliriz.
Old 19-09-2011, 21:31   #2
hukukbilgisi

 
Varsayılan

Ayrılmanın Faydaları

Mademki, siz değerli okurlara “Ayrılmak iyidir, ayrılmak muhteşemdir, ayrılmak kaymaklı ekmek kadayıfıdır, ayrılmak Temmuz sıcağında deniz suyunda serinlemektir” gibi konularda ukalalık yapacağım, öyleyse ilk önce ayrılmanın faydalarını anlatmalıyım.

Danaların büyüyüp büyüyüp öküz olmaları gibi, çiftlerin de zamanı gelince ayrılmaları şarttır değerli okurlar. Rüşdü Paşa’nın da çok isabetli bir şekilde tespit etmiş olduğu üzere, şöyle bir durum söz konusudur:

“Türkler, istedikleri adam ve kadınla evlenemiyorlar, herkes birini istiyor ve o biri gidip başkasıyla evleniyor.”

Biz Türkler olarak madem istemediğimiz kişilerle evleniyoruz, öyleyse bu kişilerden derhal ayrılmalı ve istediğimiz kişiyle evlenmeyi başarana kadar birleşip, ayrılmalıyız. Erkek veya kadının, tüm beklentilerini karşılayacak bir karşı cins mensubu var mıdır bilemiyoruz, ancak % 99 ihtimalle olmadığını varsayıyor ve ayrılmalara mahkûm bir canlı türü olduğumuzu tespit etmekle yetiniyoruz.

Saygıdeğer okurlar, ayrılmanın tek faydası, elbette doğru kişiyi bulma konusunda bize bir şans vermesi değildir. Bunun yanında birçok faydası bilim adamlarınca gözlemlenmiştir. Şimdi, literatüre de geçmiş bu faydalara bir göz atalım:

- Ayrılan bir erkeğin, ayrılmadan itibaren ilk 3 sene içinde Sayısal Loto’da büyük ikramiyeyi kazanma ihtimali % 4,5 oranında artıyor.

- Ayrılan bir kadın, ayrılma tarihinden itibaren 9 ay 10 gün sonra, hamilelik riskinden uzaklaşıyor; hamilelik sonrası kilo alma belasına uğramıyor.

- Ayrılma tarihinden itibaren ciğerlerimize giden oksijende % 25 oranında artış oluyor. Daha rahat nefes almaya başlıyoruz.

- Ayrılan bir kadının, ayrıldıktan 4 hafta sonra selülitlerinde belirgin bir şekilde azalma gözlemleniyor.

- Ayrılınan bir erkek, terk edildikten 2 saat 15 dakika sonra şiir yazma gibi sanatsal etkinliklerle meşgul olmaya başlıyor.

- Ayrılan bir kadın, terk ettikten 2 saat 30 dakika sonra, hotmail hesabında kendisi için yazılmış şiirler bulmaya başlıyor.

- Terk edilen bir erkek, yasak yerlerde sigara içse bile, zabıta haline acıdığından para cezasına çarptırılmıyor.

- Terk edilen bir kadın, kadın arkadaşlarıyla sohbet edebileceği en az 3 yıl sürecek bir mevzuya kavuşmuş oluyor.

- Terk eden kadın, bundan kelli “ben bilmem beyim bilir” demeyi bırakıyor, özgüveni geri geliyor.

- Terk eden kadın, orgazm taklidi yapmaktan bir süreliğine kurtuluyor. Taklit yapmaya gerek duymayacağı bir ilişki için şans yakalıyor.

Ayrılmanın burada sayamayacağımız kadar çok faydası var, değerli okurlar. Meraklıları, “İstatistikî Bilgiler Işığında Ayrılmanın Faydaları” isimli 4 ciltlik eserimize bakabilirler.

Kolay ayrılma taktiklerimize başlarken, henüz ayrılmamış tüm çiftlere “Allah muhabbetinizi artırsın” diyor ve peşinden “Çok muhabbet tez ayrılık getirir” cümlesini eklemeyi ihmal etmiyorum.

Taktiklerimiz bir sonraki sayfada başlıyor.

(devam edecek)
Old 19-09-2011, 21:32   #3
hukukbilgisi

 
Varsayılan

“Bağlanma Korkusu” Jokeri

Nefis bir ayrılma nedeniyle tanıştırıyorum şimdi sizleri. “Uçağa binmek hiç mantıklı değil” dediğiniz zaman, bunun aslında mantıklı olduğuna sizi ikna edecek birçok insan vardır, ancak “Uçağa binmekten korkuyorum” dediğiniz zaman, kimse sizi korkmadığınıza ikna edemez, etmeye bile çalışmaz.

Bunun gibi “Birine bağlanmak çok mantıksız” dediğiniz zaman, ayvayı yediğinizi en başından kabul etmek zorundasınız. Doğru cümle “Bağlanmaktan korkuyorum, ürküyorum, ürperiyorum, tırsıyorum ve hatta kendimi Testere 1, 2, 3, 4, 5 ve 6 filmlerinde sınava tabi tutulmuş kurbanlardan biri gibi hissediyorum” gibi bir cümle olmalıdır.

Değerli okurlar, bağlanma korkusu jokerimizi, iki ucu da keskin bir bıçak gibi düşünün; her iki tarafı da yeterince keskindir ve ihtiyaca göre dilediğiniz tarafıyla doğrayın. Bu nasıl oluyor onu görelim:

Keskin ucun bir tanesini siz zaten biliyorsunuz, bununla ilgili yeterince malzeme bulunmaktadır medyamızda. Bağlanma korkum var, kimseye bağlanamıyorum, dediğiniz vakit, sizinle ilişkisini yürütmek isteyecek bir insanoğlu bulmanız imkansızdır.

Diyelim ki, bu lafı etmenize rağmen karşınızdaki insan yılmadı, pes etmedi. O zaman iki ucu da keskin bıçağımızın diğer tarafını derhal devreye sokuyoruz. Örnek bir diyalogla açıklamaya çalışalım:

“Hayatım, benim bağlanma korkum var; bağlandığım zaman palamar gibi bağlanıyor, itler gibi kıskanıyorum. İnan bana böyle bir cehennemi yaşamak istemezsin. Her dakika peşinde, gittiğin her yere seninle gelen bir adam hayal edebiliyor musun?.. İşte ben böyle bir adamım. En son sevgilim beni neden terk etti biliyor musun?”

“Bilmiyorum, neden terk etti?”

“Hiç sorma, sırf her an görebileyim, her adımından haberdar olayım diye; evinin kapısına, ofisinin tavanına, her gün bindiği belediye otobüsünün içine, yatağının başucuna kamera yerleştirdim. Sonra ne olursa beğenirsin... Yatağındaki kameradan çekilen görüntüleri adamın biri ele geçirip internete yüklememiş mi!.. Tahmin edeceğin üzere, kızcağız haklı olarak bıraktı beni. Yol yakınken bırak sen beni...”

Görüyorsunuz değil mi, değerli okurlar. Bağlanma sorunum var diyerek ayrılmak muhteşem bir imkandır. Uyanık okurların gözünden kaçmamıştır. Burada ilişkiyi ayrılma kıvamına biz getiriyoruz, ancak terk etme onurunu da karşı tarafa teslim ediyoruz.

Ayrılma konusunda sorun yaşayan kadın ve erkekler için tüyo vermeye devam ediyoruz...

(devam edecek)
Old 20-09-2011, 10:25   #4
hukukbilgisi

 
Varsayılan Çamur Atma Yöntemi

Çamur Atma Yöntemi

Ayrılma konusunda zorluk yaşayan erkek ve kadınların en büyük sorunu, güncel gelişme ve yenilikleri özümseyip, bunları nasıl hayata geçirebilecekleri üzerine hiç kafa yormamalarıdır. Allah'tan kafa yormuyorsunuz da, bencileyin yazarlara yazacak mevzu çıkıyor.

Gelelim başka bir taktik ve tekniğe...

Şimdi, geçin bilgisayarın karşısına ve aşağıdaki örnek dilekçeyi print ettikten sonra ilgili makama iletin:

“Sayın Çok Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı Yüksek Makamına,

Aylardır bir ikilem içersindeyim. Vatanım mı, yoksa 20 yıldır evli olduğum kocam mı? Nihayet vatanımın benim için daha kıymetli olduğunu düşünerek, bu dilekçeyi makamınıza sunmaya karar verdim. Şöyle ki:

Yüzde 99 ihtimalle kocam ETÖ mensubu. Eğer hakkında soruşturma açarsanız, ben bütün bildiklerimi gizli tanık olarak anlatmaya hazırım.

Muhterem Büyüğüm, yüksek makamınızı yanıltıyor olmak da istemem; başka bir örgüte de üye olabilir. Pekâlâ, PKK, İBDA-C üyesi de olabilir.

Değerli Savcım, benim herif 6 aydır bir Rus kadınıyla ilişki yaşıyor. Benim anladığım kadarıyla o şırfıntı, kocamdan hem para ve hem de vatanımız aleyhine bilgi sızdırıyor. Benim bu işlere kafam basmaz, ama bu da vatana (bana da) ihanete girmez mi, cezasının 50 seneden aşağı olmaması gerekmez mi?

Aklıma gelmişken, geçen gün kocamın ceplerini karıştırırken 2 kutu viagra da buldum. Hadi beni aldatmasını geçtik diyelim, ama bu Rus kadını demeyecek mi, “Türk erkekleri viagrasız yapamıyor mu?” diye. O zaman cinsel itibarımız iki paralık olmayacak mı?

Tanıklığım sayesinde, bu adamın adaletin pençesinden kaçamayacağını düşünüyorum.

Bu nedenle, ivedi olarak yakalama, gözaltı, tutuklama, mahkum etme ve kodese tıkma işlemlerinin bir an önce uygulanmasını arz ve talep ediyorum. Verilecek cezanın 20 seneden aşağı olmaması için gerekeni yapacağınıza tüm kalbimle inanıyorum.

İmza: Nevriye KOLBASTI”

Bu dilekçeyi verdiğiniz zaman, eşinizin bir daha iflah olmayacağına garanti veririm. O, meramını anlatana kadar, siz çoktan boşanma davasını açmış ve hatta sonuçlandırmış bile olursunuz değerli okurlar.
Old 20-09-2011, 10:25   #5
hukukbilgisi

 
Varsayılan Mini Mini Bir Kuş Donmuştu

Mini Mini Bir Kuş Donmuştu

Bu çalışmamız, yalnızca erkekleri veya yalnızca kadınları gözeterek hazırlanmamaktadır, kulağının dibinde Vuvuzela'dan Ayrılık Nağmeleri çalınası okurlar. Erkek veya kadın ayrılganlarımız, bünyelerine ve cinsiyetlerine uygun taktik ve tekniklerden dilediklerini uygulayabilirler.

Cinsel hayata ilişkin taktikler, genellikle %99 oranında başarılı sonuç verirler. Kadın ve erkeğin fiziksel yönlerine ve performanslarına yapılacak olan olumsuz vurgular, ayrılık konusunda önemli bir fitil ateşleyicisidirler.

Artık ayrılma vaktinin geldiğini düşünen bir kadın, ön-sevişme, orta-sevişme veya son-sevişme aşamalarından herhangi birisinde

“Mini mini bir kuş donmuştu, Pencereme konmuştu”

nakaratını sürekli tekrarlarsa, bu masum şarkı, usta ellerde öldürücü ve vedalaştırıcı bir etkiye sahip olur. Zaten 17-18 yaşından beri kuşunun boyuyla ilgili her türlü kompleksi yeteri kadar biriktirmiş olan erkek, buradaki “mini kuş” ibaresini hiç hayra yormayacak ve ufak ufak ilişkiden çark etmenin yollarını arayacaktır. Anlayışı kıt bir erkekle karşı karşıya bulunan kadın, yukarıdaki şarkı yeterli olmadığı takdirde, derhal aşağıdaki şarkıyı yüksek sesle söylemeye başlamalıdır:

“Bak işte bir minik serçe Senin gibi neşe içinde”

Kendisiyle ilgili imalar içeren bu şarkılara, ıslıkla eşlik etmeye çalışacak, anlama
özürlü erkekler de çıkabilecektir kuşkusuz. Şarkılar para etmiyorsa, son darbeyi indirecek bir cümleye ihtiyacımız var:

“Hayatım, şeyinin rengi keşke siyah olsaydı!” Bu cümleyi ettiğiniz bir erkeğin, artık sizinle ilişkisini sürdürmesine olanak yoktur. Bırakın ayrılma garantisini, bir daha onunla tesadüfen bir yerde bile karşılaşamazsınız. Cümledeki “siyah” sözcüğünün neyi ima ettiğini ayrıca açıklamaya gerek görmüyorum; anlayan anlamıştır!..

Cinsel taktiklerle ilişkisine son vermek isteyen erkeğin elinde de değerli kozlar vardır, değerli okurlar. Bir kadın, aşağı yukarı 3 yaşından itibaren fiziksel özelliklerini beğenmemeye başlar. Bütün ömrünü ise, beğenmediği bu özellikleri hizaya sokmakla geçirir. Kozmetik sanayii, kuaförler, estetik cerrahlar, sırf kadının bu özelliğinden dolayı geçimlerini sağlayabilmektedirler.

Şimdi size altın değerinde bir öğüt veriyorum. Bu öğüdü tutan bir erkeğin yenemeyeceği zorluk yoktur.

“Bir kadını kendinize aşık etmek istiyorsanız, en beğenmediği yerine her zaman iltifat ediniz. Bir kadını kendinizden soğutmak istiyorsanız, en beğendiği yerine kesinlikle bir kulp takınız.”

Bir kadına dudaklarının ince, belinin kalın ve göğüslerinin küçük olduğunu söylemek ile o kadının kafasına balyoz indirmek arasında hiçbir fark yoktur, değerli okurlar. Kendisinden ne kadar emin olursa olsun, bu tür imalar kadınınızı sizden hızla uzaklaştırır. Bir kadın için, nasıl olduğu değil, nasıl göründüğü önemlidir. Bu yüzden, 90-60-90 ölçülerine sahip olsa bile, “göğüslerin küçük” dediğiniz anda, nasıl göründüğüne ilişkin endişeleri, gününü yarı komada geçirmesine neden olur. Erkek, göğüslerin küçüklüğüne ilişkin yorumunu, bir takım benzetmelerle yapacağı gibi, tıpkı yukarıdaki kadın gibi, bir şarkıyı uydurarak da yapabilir:

“Tombul tombul memeler, Hani ülen nerdeler?”
Old 20-09-2011, 10:26   #6
hukukbilgisi

 
Varsayılan İyi Kadın, Kötü Erkek – Kötü Kadın, İyi Erkek

İyi Kadın, Kötü Erkek – Kötü Kadın, İyi Erkek

 
(Kitabın korsan baskısını alanlar, başlığı bu şekilde göreceklerdir)

Değerli okurlar, geçtiğimiz sene bu zamanlar, ABD New Mexico Üniversitesi'nin yaptığı bir araştırmanın sonuçları açıklandı. Araştırmanın sonuçlarına göre; erkekler kötü erkek seviyormuş!.. Kadınlar, kendini beğenmiş, vurdumduymaz ve kurnaz erkeklerden hoşlanıyormuş. Kısa süreli ilişkiler peşinde olan erkekler ise hayli popülermiş.

Araştırmanın ilginç yönü, 299 erkek üzerinde yapılmış olması. Kadınların hangi tip erkeklerden hoşlandığı, neden kadınlara sorulmamış, diye düşünülebilir tabi. Ancak, araştırmayı yürütenler şöyle düşünmüş olmalı: Şimdi biz bu soruları kadınlara sorsak, hepsi “olgun, cefâkar, fedakâr, duyarlı, anlayışlı, düşünceli, akıllı” erkeklerden hoşlandığını söyleyecek. Bu sonuçlarla da, kimse yaptığımız araştırmayı iplemez!

Araştırmaya katılan erkekler, “Kadınlar böyle tiplerden hoşlansın lan!” düşüncesiyle de, sorulara bu doğrultuda yanıt vermiş olabilirler. Böyle bir kurnazlıkla cevap vermiş olsalar da, olmasalar da; bu araştırma yayınlandıktan sonra artık kadınların da böyle düşünmeye başlayacağına inanabiliriz.

Bu bilgileri kısaca verdikten sonra, uzun bir ancaaaak dememiz gerekiyor. Burada atlanmaması gereken nokta, kadınların da, tıpkı erkeklerin “eğlenilecek kadın-evlenilecek kadın” ayırımı yapması gibi “eğlenilecek erkek-evlenilecek erkek” şeklinde bir ayırım yapıyor olmalarıdır.

Burada da uzun bir ancaaaaaak'a ihtiyaç var.

Bu kitapta verdiğimiz bilgileri tencereye atıp, blenderden geçirip hemen çorba yapmıyoruz. Öncelikle akıl süzgecimizden, peşinden diyalektiğin ve ardından feleğin çemberinden geçiriyoruz. “Ham bilgi tam bilgi değildir” vecizesini de yumurtladıktan sonra, uyarımıza geçiyoruz. Diyeceğimiz odur ki, erkeğin eğlence anlayışı ile kadının eğlence anlayışı farklılık göstermektedir. Erkek için eğlence, seks yapmaktır. Kadın için eğlence ise, çok kapsamlı düşünülmelidir. Bir kadın, tıraş olmakta olan erkeğinin yüzündeki köpükleri alıp, adamın yüzüne gözüne bulaştırdığında, bu ona çok eğlenceli gelecektir. Oysa bir erkek için eğlence, kadını altına alıp ümüğüne çökmeden başlamış sayılmaz.

Değerli okurlar, tam burada fark ettim ki, canım isterse konuyu acayip uzatabiliyor ve topsuz sahada güzel deparlar atabiliyorum. Bir sayfa yazdım, hâlâ konuyu yeni ayrılma taktiklerimize getirebilmiş değilim. Fakat bir sonraki paragrafımızda, gollük paslarımı ağlarla buluşturacağınıza eminim!..

Konunun gelişinden anladığınızı tahmin ediyor olmakla birlikte, kısaca taktiğimizi verelim. Hayatınızdaki kadın veya erkeği kendinizden uzaklaştırmak istiyorsanız; sizden eğlence beklentisi olan kişiye evlilik mesajları vererek; evlenme beklentisi olan kişiye ise bencillik, vurdumduymazlık, kurnazlık ve sapıklık mesajları vererek beklentinize ulaşabilirsiniz.

Birkaç diyalogla bilgilerimizi pekiştirelim:

E- Senden bir çocuğum olsun istiyorum Ebru.
K- Senden, ondan, bundan, ötekinden berikinden hepinizden çocuğum olsun istiyorum Seyfettin (Eşşek değilsin ya, bu lafın üzerine artık ayrılırsın benden).

Sevgili okurlar, bu konuyu yine bir uyarıyla bitirelim. Yukarıda izah ettiğim taktik hayli kullanışlı bir taktik olmakla birlikte, gerçek bir ustalık gerektirmektedir. Çünkü bir erkeğin ya da kadının, evlenilecek birini mi, yoksa eğlenilecek birini mi aradığını anlamak gerçekten bilgi ve tecrübe gerektiren bir husustur. Bu hususla ilgili olarak, takip eden sayfalarda size bilgi vermeye çalışacağım.

Ozan boşuna söylememiş:

“Üç derdim var birbirinden geçilmez
Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm.”

Allah’ın izniyle, ayrılık derdinin hakkından hep birlikte geleceğiz!..

(devam edecek)
Old 20-09-2011, 16:02   #7
hukukbilgisi

 
Varsayılan Göze Batan Hareketler Bunlar

Göze Batan Hareketler Bunlar

Kadınlara yönelik yayın yapan dergi, gazete ve internet sitelerinde; erkeklerin, kadınların gözüne batan kimi hareketlerini okumuşsunuzdur mutlaka. Beyaz çorap giymek, diş macununun tüpünü ortasından sıkmak, klozet kapağını kapatmamak gibi davranışlar artık birer klasik haline gelmiş durumdadır.

Öte yandan, bu hareketlerin artık kanıksandığını ve bir ayrılığı tetikleyecek etkiye sahip olmadıklarını söyleyebiliriz.

Demek oluyor ki, gerçekten ayrılmayı düşünüyorsak, göze batan hareketleri yeniden ele almak ve etkisini güçlendirmek mecburiyetindeyiz.

Şimdi elimizden geldiğince sizlere ipuçları vermeye çalışayım:

Kadın veya erkek fark etmez, sevişeceğiniz gün 2 saat kadar süreyle spor yapın. Yeteri kadar ter sarfiyatı yaptıktan sonra, sevgilinize sarılın ve kendisini ne kadar arzuladığınızı, hemencecik sevişmek istediğinizi söyleyin. Dudaklardan öpmeye başlamadan önce büyükçe bir kase, bol sarımsaklı cacık yemeyi ihmal etmeyin.

Televizyon kanallarının seçimi konusunda tartışma yaşıyorsanız, uzaktan kumanda aletini beğendiğiniz kanala göre ayarladıktan sonra, üzerine bolca Japon yapıştırıcı boca ediniz ve kurumasını bekleyiniz. Televizyon artık sizindir.

Size, birlikte bir yere gitmeyi önerdiğinde: “Olmaz aşkım, bir kaza filan olursa ikimiz de gümbürtüye gitmeyelim; ne yapacaksak ayrı ayrı yapalım” deyin.

Eşiniz veya sevgiliniz, sizinle önemli bir konuşma yapacağını söylediği zaman, derhal mp3 playerinizi alın, kulaklığınızı takın ve en sevdiğiniz müzikleri dinlemeye başlayın.

Eşinize Büyükada’ya gitmeyi teklif edin. Sonra bu fikri nadasa bırakın. Bu teklifi hiç yapmamış gibi davranın. “Ne zaman gidiliyor Büyükada’ya?” sorusuna asla cevap vermeyin.

Yukarıdaki teklifinizi -hâlâ terk edilmemişseniz- 8 ay sonra hatırlayın ve “Aaaa, biz Büyükada’ya gitmeyecek miydik, niye hatırlatmıyorsun yahu?” diyerek pişkinliğin doruklarında gezinin.

Büyükada’ya illaki gidilecekse gidin. Eşinize “Sen Aya Yorgi Kilisesi’ne doğru tırmana dur, ben hemen peşinden geliyorum” deyin ve o yola koyulur koyulmaz iskeleye doğru topuklayın ve ilk vapurla Heybeliada’ya geçip, gününüzü gün edin.

Sevgilinize “Romantik bir film girmiş vizyona, hadi ona gidelim” diyerek, onu “Zombi’lerin Şehvet Gecesi” filmine götürün. Arada “Zombi olmak varmış, anasını satayım” gibi saçma sapan laflar edin.

Klozet kapağını kapatmamanız sorun oluyorsa; kapağı, Japon yapıştırıcıyla yapıştırın ve “Al sana kapalı klozet” deyin.

Eşinizin yıkadığı çamaşırların beyazlığını, yaptığı yemeklerin tuzunu, yaptırdığı saçların uzunluğunu, okuduğu kitabın yazarını, çalıştığı işin patronunu, yaptığı ütünün düzlüğünü, başına örttüğü türbanın markasını, giydiği eteğin yırtmacını, yazdığı günlüğün imlasını, kendisini dünyaya getiren anasını, dünyaya gelmesine yardımcı olan ebesini, iştahla savunduğu politik görüşünü, aldığı web adresinin uzantısını, yakın arkadaşlarının hepsini, girdiği denizin sıcaklığını, bindiği dolmuşun şoförünü beğenmediğinizi ısrarla belirtin. Mok atmaktan çekinmeyin.

Not: 12 Eylül 1980 öncesi ne güzeldi değerli okurlar. Sağcısı olsun, solcusu olsun bir bölünüp ayrılmaya başladılar mı, arkası gelmezdi. Bir partiden 50 ayrı oluşum veya örgüt çıkardı. Netekim, 80 sonrası politikacıları bu konuda zaaf içerisinde görüyorum. Örneğin Ufuk Uras’ı ele alalım, ÖDP’yi ikiye böldü. Tam bir basiretsizlik örneği. Ben olsam, bu partiden 20’ye yakın yeni oluşum çıkartırdım. Bir ayrılma uzmanı olarak, siyasilerden talep gelirse, siyasi ayrılıklar üzerine önerilerde bulunmaktan da kaçınmayacağımı, bunu bir görev addedeceğimi açıkça buradan duyurmak isterim.
Old 20-09-2011, 16:02   #8
hukukbilgisi

 
Varsayılan Ayrılmanın Hukuksal Boyutu 1: Zina

Ayrılmanın Hukuksal Boyutu 1: Zina

Muhterem okurlar, “Sürekli bir şeyler önerip duruyorsun, ama mahkeme kapısında işimize yarayacak bilgi verdiğin yok” içerikli sitemkâr e-postalarınıza da kitabımız yoluyla cevap verme zamanı geldi artık. Mademki ben bu yola baş koydum, sizi hiç teçhizatsız, donanımsız bırakır mıyım, sevgili okurlarım.

Türk Medeni Kanunu'muzun, boşanmaya yönelik yeteri kadar maddesi vardır çok şükür. Birazdan bu maddelerin irdelenmesine geçeceğiz. Ancak, geçmeden önce şunu açıkça ifade edebilirim ki, kanunda bu maddeler varken boşanmayı başaramamak mümkün değildir. Bu maddeler bakımından akılda tutulması gereken nokta şudur; bunlar amaca uygun nitelikte silahlar olmakla birlikte, acemi ellerde karavana da attırabilirler.

Efendim, şimdi kanunumuzdaki sırayla, boşanma sebeplerini tek tek ele alalım.

“Madde 161 - Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir.
Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her halde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.
Affeden tarafın dava hakkı yoktur.”

Değerli okurlar, ülkemizde Hülya Avşar diye bir kadın ortaya çıkıp “Kaya, usturuplu zina yapıyor” veya “Erkek arada bir zevklenmeli” yahut da "Kadınlar için de aynı şeyleri söylüyorum. Git başka bir erkekle beraber ol anlamında değil. Arkadaşlarınla bir erkek hakkında konuş, hangi erkeği beğendiğini konuş, o erkeği hayal et. Benim kafamda sadece kocam olmalıdır diye düşünme" gibi laflar etmeseydi, işimiz çok kolaydı. Hülya Avşar'ın “Zina Açılımı” sayesinde artık zina, bir boşanma sebebi olmaktan çıkmış, ölmeden önce yapılması gereken 100 hareketten ilki olma onuruna erişmiştir.

Zina konusu hâlâ kanunda bulunduğuna göre Allah'tan ümit kesilmez. Hülya Avşar, istediği kadar tekerimize çomak sokmaya çalışsın, zinanın kendisinden elde etmeyi planladığımız faydaların önüne kimse geçemez.

Geçmişte Kaya Çilingiroğlu, çeşitli hatunlarla birlikte görüntülenmiş ve fakat Hülya Avşar'ın “Zina Açılımı” nedeniyle, boşanmayı başaramamıştı. Nihayet, bir hatunun yatağında sperm izleri bulunduktan sonradır ki, Hülya Hanım, soluğu mahkemede almak zorunda kalmıştı. Demek ki neymiş, eğer boşanmak istiyorsak, zinamızı olabildiğince usturupsuz ve döke saça yapmak durumundayız. Kamuoyunun ilgisi ve bilgisine sunulmayan, belgeli olmayan zinalar, pratikte boşanmayı sağlayamamaktadır. Burada dikkat edeceğimiz husus, zinalarımızı teknolojinin sunduğu imkanlar (kamera, fotoğraf, ses kaydı vs) yardımıyla belgeleyip, mümkün olan en kısa sürede herkesle paylaşmaktır.

Zinayla ilgili söyleyeceklerimizi bitirmeden önce önemle altını çizelim ki; zinayla ilgili fotoğraflarınızın fotokopi olmaması; görüntülerinizde de montaj olmaması şarttır. Aksi takdirde Taksim Meydanı'nda ciyak ciyak “Ben zina yaptıııııım” diye bağırsanız bile, bu belgelerin hiçbir değeri yoktur. Fotokopi, kopya, montaj gibi ucuz yollara saptığınız takdirde, yapılacak incelemelerde zina konusu ispatlanmış olmayacak, gerçekten yapmış olsanız bile zinanız bir halta yaramayacaktır. Lütfen, zina eylemleriniz esnasında orijinal ürünler kullanınız, ıslak imza atınız.
Old 20-09-2011, 16:03   #9
hukukbilgisi

 
Varsayılan Ayrılmanın Hukuksal Boyutu 2: Hayata Kast, Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranış

Ayrılmanın Hukuksal Boyutu 2: Hayata Kast, Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranış

Değerli, kolay ayrılma yollarının yolcuları, bir önceki başlıkta, zina konusunu ele almış ve amacımıza uygun olarak kullanabileceğimizi görmüştük.

Türk Medeni Kanunu, ayrılma konusunda bize eşsiz fırsatlar sunmaktadır. Bugün, bize bir faydası olup olmayacağını test edeceğimiz madde şudur:

“Madde 162 - Eşlerden her biri diğeri tarafından hayatına kastedilmesi veya kendisine pek kötü davranılması ya da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunulması sebebiyle boşanma davası açabilir.

Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her halde bu sebebin doğumunun üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.

Affeden tarafın dava hakkı yoktur.”

Hayata kastetme, pek kötü davranma ve ağır derecede onur kırıcı davranış olarak özetleyebileceğimiz 3 adet olanağı, bu madde bize sağlamış bulunuyor. Bu maddenin bize sağladığı imkânı iki yönlü düşünebiliriz.

1-) Bu tür davranışları eşimize karşı uygulayabilir ve onun bize karşı boşanma davası açmasını tahrik edebiliriz. Ancak, karşı tarafın boşanma davası açma ihtimalini sevmemiz her zaman kesin sonuç vermez, bakarsınız dava açmayacağı tutar. İyisi mi biz 2. maddeye bakalım.

2-) Eşimizin çeşitli davranışlarını hayata kastetme, pek kötü davranma ve ağır derecede onur kırıcı davranış kategorisine sokup boşanma davasını kendimiz açabiliriz ve 2 şahit de ayarladıktan sonra ayrılığı garantileyebiliriz.

Şimdi birkaç örnek vermek suretiyle, konuyu daha anlaşılır bir hale getirelim.

İlk olarak hayata kastetmeye değinelim. Efendim, bu noktada erkek okurlarımıza bir uyarıda bulunmam gerekiyor. Bir erkeğin hayatına kastetmeye niyetlenmiş olup da, bunu başaramamış bir kadın yoktur. Bu nedenle, mümkünse hiçbir kadını bu öfke düzeyine çıkmaya zorlamayınız. Tahtalı köye gitmeden bu maddeden yararlanmamız şart değerli okurlar.

Şöyle bir yol izleyebiliriz: Eşimizi, örneğin kredi kartıyla alışveriş konusunda özendirebiliriz. Bu özendirme, evimize birkaç kez haciz getirecek kuvvette olursa mükemmel olur. Haciz geldiğinde ise yapılacak iş çok basittir. Elimizi kalbimize götürüp “Ahanda kalp krizi geçiriyorum” deyip kendimizi yere atıyoruz ve ilk fırsatta Aile Mahkemesine başvurup, boşanma davamızı açıyoruz. Boşanma dilekçemize “Bu manyak, yaptığı ölçüsüz harcamalarla az kalsın ölümüme sebep oluyordu” şeklinde bir cümle eklemeyi unutmuyoruz tabi. Hacze gelen memur ve avukatı şahit gösterin ve tereyağından kıl çeker gibi boşanın!..

Pek kötü davranış konusunda sıkıntı çekeceğinizi sanmıyorum değerli okurlar. Yukarıda erkekler için bir tüyo vermiş idik, şimdi de kadınlar için bir tüyo verelim. Bir çırpıda boşanmak isteyen kadın okurlarımız “Eşim beni ters ilişkiye zorladı” diye yazıp boşanma dilekçelerini derhal ilgili mahkemeye versinler.

Gelelim, ağır derecede onur kırıcı davranış konusuna... Açık konuşmak gerekirse, birisi için onur kırıcı olabilen bir davranış, bir başkası için Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilme lezzeti taşıyabilir. Bir örnekle izah edecek olursak... Eşiniz size bir kavga anında “Allah belanı versin liberal faşist” diyebilir ve siz boşanmak için mahkemeye başvurduğunuzda mahkeme şöyle bir açıklamayla davanızı reddedebilir:

“Gereği Düşünüldü: Her ne kadar davacı, ‘liberal faşist’ hitabını ağır derecede onur kırıcı olarak değerlendirmiş ise de, faşist sözcüğünün liberal nitelemesiyle yumuşatılmış olduğu da gözden uzak tutulmamalıdır. Bir an için yumuşatılmadığını varsaysak bile bu hitap şekli ‘ağır derecede’ onur kırıcı davranış olmaz, ‘hafif derecede’ onur kırıcı davranış olur. Hattı zatında karı koca arasında olur lan böyle şeyler!”

Bu konuda, yaratıcılığımızı harekete geçirmemiz şart değerli okurlar. Mübarek Ramazan ayından konjonktürel olarak yararlanmayı deneyebiliriz. Şöyle ki; erkek okurlarımız, oruç saatlerinde zevcelerine askıntı olup, eşlerinin oralarını buralarını mıncıklasınlar. Bu davranış karşısında eşinizden işiteceğiniz söz aşağı yukarı şöyle bir laf olacaktır: “Lan cenabet kafir, lan gavurun dölü, nefsine hakim olsana ayu!” İşte amacımıza ulaştık ve ağır derecede onur kırıcı davranışa maruz kaldık. Davamızı açalım, ayrılmamıza bakılım!..

İki önemli hususu daha hatırlatmadan geçmeyelim.
Birincisi, dava açma süremiz olan 6 ayı, hiçbir nedenle geçirmeyelim. İkincisi de, karşı tarafın davranışlarını hiçbir şekilde affetmeyelim. Yoksa açacak olduğunuz dava reddolunur ve uğradığınız hakaretlerle birlikte evliliğinize devam etmek zorunda kalırsınız.

Not: Akrabalarınızın ve arkadaşlarınızın sizi boşanma yolundan döndürmeye yönelik davranışlarını hiçbir şekilde dikkate almayınız; ayrılmaktan çekinmeyiniz. Çocuklarınızı öne sürerek boşanmanıza engel olmaya çalışanların yüzüne kezzap atınız. Boşanma davanızda sizin için tanıklık yapmaktan kaçınan arkadaşlarınızı defterden siliniz. Boşanmak ve ayrılmak, en temel insani haklarımızdan birisi olup, ısrarla kullanınız, kullandırtınız.
Old 20-09-2011, 16:04   #10
hukukbilgisi

 
Varsayılan Ayrılmanın Hukuksal Boyutu 3: Akıl Hastalığı

Ayrılmanın Hukuksal Boyutu 3: Akıl Hastalığı

Ayrılmanın hukuksal boyutuna, akıl hastalığı ile devam ediyoruz. Önce, maddemize bir göz atalım:

Madde 165 - Eşlerden biri akıl hastası olup da bu yüzden ortak hayat diğer eş için çekilmez hale gelirse, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmi sağlık kurulu raporuyla tespit edilmek koşuluyla bu eş boşanma davası açabilir.

Maddemizin açıklamasına geçmeden önce, bir ikazda bulunmayı ihmal etmeyelim:
Siz siz olun, henüz sözlü veya nişanlıyken ayrılmanın bir yolunu bulun. Evlendikten sonra ayrılmak, deveye hendek atlatmaktan beter bir durumdur. Nikâh memuru sizi evlendirirken, “Evladım aklınız başınızda mı?” veya “Ortak hayatı birlikte sürdürecek kapasiteniz var mı?” diye asla sormaz. Ancak, boşanmaya kalktığınızda, “hâkim bey”e ortak hayatınızın çekilmez hale geldiğini kanıtlamanız gerekmektedir.

Akıl hastalığı nedeniyle boşanmak, o kadar kolay bir iş değil. Evvela eşlerden birisi akıl hastası olacak, ikinci olarak hastalığın geçmesinin mümkün olmadığı resmî sağlık kurulu raporuyla tespit edilecek ve tüm bunların üstüne akıl hastalığı, diğer eş için ortak hayatı çekilmez hale getirecek... Biz bu duruma, tıp dilinde kısaca “ölme eşşeğim ölme” diyoruz.

“Bu memlekette yaşayıp da, akıl sağlığını korumak mümkün mü?” şeklinde düşünebilirsiniz, ancak bu düşünceniz mahkemeyi zerre kadar ilgilendirmez. Boşanmak için başvuracağınız mahkeme, akıl hastası olup olmadığınızın tespiti için sizi Adli Tıp Kurumu’na yollayıverir ve bu kurum tarafından verilecek olan rapor, kaderinizin rotasını çizer veya duruma göre çiziktirir.

“Adli Tıp, akıl hastalığım konusunda rapor verir ve ben de güzel güzel boşanırım” şeklindeki bir düşünce, sizi düşünce suçlusu yapmaz ama saftorik olduğunuz konusunda hoyratça bir ipucu verir. Adli Tıp Kurumu’na sevk edildiğinizde kendinize sormanız gereken asıl soru şudur: “Üleeen, akıl sağlığı yerindedir, diye rapor verirlerse halim nic’olur?” Bu sefer güzel sordunuz Allah için. Bırakın akıllı olduğunuza dair raporu, Einstein’ın zekasına denk bir zekanız olduğuna dair bir rapor da çıkabilir. Böyle bir rapor çıktığında ise sittinsene boşanamazsınız.

Diyelim ki, demek de öyle zor ki, ilgili kurumun sizin için “akıl hastasıdır” şeklinde rapor verip, bu hastalığın geçmeyeceğine dair de birkaç güzel paragraf ilave ettiğini kabul edelim. İyi güzel de, ya eşiniz boşanma davası açmazsa!.. Öyle ya, akıl hastalığınız eşinizi hiç rahatsız etmeyebilir.

Eşinizin boşanma davası açma ihtimalini severek boşanmanız mümkün değildir. Bu yüzden, dikkatli bir plana ihtiyacınız vardır. Bu plan ise, iki aşamalı olmak zorundadır:

1- Eşinizin akıl sağlığını bozmak
2- Boşanma davası açmak

Bir eşin akıl sağlığını bozmak, çok kolay bir iş olmamakla birlikte, olmayacak bir iş de değildir. Eşinizin kadın veya erkek olmasına göre; farklı yöntemler izlemek gerekecektir. Bir sonraki yazımda, konumuza devam edeceğiz. Haydi, sayfayı çevirin.

Eşin Akıl Sağlığını Bozmak...

“Akıl Hastalığı” nedeniyle boşanabilmek için, eşimizin akıl sağlığını bozmamız ve peşinden boşanma davası açmamız gerektiğini belirtmiştik.

Bazı durumlarda, eşinizin akıl sağlığını bozmanız gerekmez, çünkü zaten bozuktur. Akıl hastalıkları konusundaki bilgi yetersizliğiniz, sizin bu durumu teşhis etmenizi engeller. Örneğin, sevgili eşiniz, cep telefonundan size sürekli kısa mesaj gönderen birisi olabilir. Siz, bu mesajları okuyup siliyor olabilirsiniz, ilgiyle okuyup saklıyor olabilirsiniz veya okumadan siliyor olabilirsiniz. Tüm bunların hiçbir önemi yok. Önemli olan eşinizin size sürekli olarak sms göndermesidir. Neden mi, işte şundan:

“ABD’li psikiyatr Doktor Jerald Block, “American Journal of Psychiatry” adı dergide yayımlanan makalesinde, e-posta ve cep telefonundan kısa mesaj göndermenin bir bağımlılık haline gelebildiğini ve bu bağımlılığın bir akıl hastalığı türü olarak değerlendirilebileceğini yazdı.”

Eşiniz, sık sık sms gönderen biri olmayabilir. Bu yüzden, size sms göndermesi konusunda kendisini teşvik etmeyi ihmal etmeyiniz. Kısa mesaj gönderme konusunda telkinde bulunurken, yukarıdaki haberden elbette hiçbir şekilde söz etmeyiniz. Size gönderilen sms’lere de cevap vermemeyi tercih ediniz. Birkaç ay bu şekilde sms’lendikten sonra, mesaj kayıtlarıyla birlikte boşanmak için ilgili mahkemeye başvurunuz.

Ayrılma kararımızın başarısını, eşimizin sms manyağı olma ihtimaline bağlamak, hiç kuşkusuz “Kürt Açılımı” yapıp, içini başkalarının doldurmasını beklemeye benzer. İyi bir ayrılıkçı, kutunun içindeki Schrödinger'in kedisinin, mekanizmayı harekete geçirip geçirmediğini tahmin etmeye çalışarak ömrünü geçirmez. Bütün olumsuz olasılıkları bertaraf eder ve geriye yalnızca hoşuna gidecek olasılığı bırakır (Nihayet Schrödinger'in Kedisi’ni yazımın bir yerine sokuşturup, entel köşe yazarları kervanına katıldım, ölsem de gam yemem artık).

Hazır Schrödinger'in Kedisi'nden laf açılmışken; erkek okurlarımız, romantik bir akşam yemeğinde, 1 saat kadar bu kediden bahsederlerse, eşlerinin vidalarından en az bir tanesini başarıyla yerinden oynatmış olurlar.

Kadın ayrılıkçılarımız için de güzel bir taktiğimiz var. Ereksiyon sorununu çözdüğünü iddia eden ne kadar web sitesi varsa, tümünü kocanıza forward edin. 1 haftalık bir forward kürü, kocanızın önce aşağılık kompleksine kapılmasına, sonrasında ise intihara meyilli bir ruh haline neden olur.

En ağır akıl hastalıklarından bir tanesi şizofrenidir, değerli okurlar. Bu hastalıklardan muzdarip olan kişilerde gerçeklikten kopma, kişilik bölünmesi, halüsinasyon ve illüzyon görme gibi belirtiler gözlemlenir.

Türkiye ikliminde yetişmiş bir kadın; mutfakta aşçı, sokakta hanımefendi ve yatakta fahişe olması gerektiğine ilişkin güçlü bir inancı benimser. Bu inanç, ona şizofreni teşhisi koymamızda büyük bir kolaylık sağlar. Sokakta başka, mutfakta başka olan bir kadının kişiliğinin bölündüğünü rahatlıkla kanıtlayabiliriz.

Halüsinasyon ve illüzyon görme arızası, çoğunlukla erkek cinsinde karşımıza çıkar. Ofsaytları gol, faulleri penaltı olarak görmek ve benimsemek, tamamen erkeklere özgü bir illüzyondur. Kadınların, kocalarına “ofsayt nedir?”, “penaltı kime denir?” gibi ahretlik sorular sorması, bir erkeği kestirmeden akıl hastası etmenin yollarından birisidir.

Kadınların en çok bilinen illüzyonlarından birisi “tayt” diye tabir ettiğimiz giysinin, kendilerine çok yakıştığını düşünüp, uluorta bunu çekinmeden giymeleridir. 80’li yılların modası olan tayttan uzun zaman önce kurtulduğumuzu düşünürken, son yıllarda yeniden arz-ı endam etmeleri bir yandan kıyamet habercisi ve diğer yandan bunu giyen kadınların akıl sağlığının yerinde olmadığını gösteren ciddi bir delildir.

Değerli okurlar, bu yazı birkaç kilometre uzatmak mümkün, ancak fazlasına lüzum yok. Yazının anafikri anlaşılmıştır sanıyorum. Türk Medeni Kanunu’nun nikah memuruna verdiği yetkinin lanetinden kurtulmak için, yine Türk Medeni Kanunu’ndan yararlanıyor ve eşimizin akıl hastalığını bir güzel teşhis ettikten sonra, hiç çekinmeden boşanma davamızı açıp gereğini yapıyoruz.

Ayrı kalın...
Old 20-09-2011, 16:05   #11
hukukbilgisi

 
Varsayılan “Yuh Artık” Demeyin!

“Yuh Artık” Demeyin!

Bir süre önce gazetelerde ve çeşitli haber sitelerinde “Yuh Artık” başlıklı bir haber okuduk, değerli okurlar. Önce, haberi hatırlayalım:

“...Angela Harris, 1 yıldır birlikte olduğu sevgilisi Phil ile ayrılmaya karar verdi. Ancak kadının Phil'e bunu yüz yüze söylemeye cesareti yoktu. O da haince bir plan yaptı. Önce Phil'e kanser olduğunu ve artık hastanede yaşayacağını söyleyerek evden ayrıldı. Sonra hastaneden "Şu anda ameliyata giriyorum" ya da "Kemoterapideyim" diye aylarca mesaj attı. Sonra da Sue diye bir arkadaşına da Phil'e birkaç ay sonra mesaj göndertti: "Phil, Angela öldü.. Seni çok seviyordu. Başın sağolsun" Phil, ölüsünü görmek için kaldığını düşündüğü hastaneyi aradı. Ama orada Angela adında bir kişi yoktu. Sonunda polise gitti. Ve polis, Angela'nın evine gittiğinde, genç kadını karşısında gördü. Angela, Phil'den ayrılmak istediğini ve yeni bir hayat kurmak istediğini ancak bunu nasıl yapacağını bilmediği için bu olayları uydurduğunu söyledi.”

Angela’ya “Yuh Artık” demenin bir alemi yok, değerli okurlar. Önemli olan, bu olayın işaret ettiği toplumsal sorunsalımızın cesaretle üzerine gidip, mümkün olan çözümleri üretebilmektir.

Angela’nın ayrılma planı, çok zalimce görünse bile, Phil gibi bir adamın bunu fazlasıyla hak ettiğini söyleyebiliriz. Çünkü, Angela, kanser olduğunu söyleyerek evden ayrılıyor ama Phil’de tık yok; kızcağız kemoterapide olduğunu söylüyor, Phil’de gene tık yok. Ne zaman Angela’nın ölüm haberini alıyor, işte o zaman hastaneye gitme lütfunda bulunuyor.

Demek oluyor ki, Phil kardeşimiz de zaten ayrılmaya dünden razıymış. Öyle olmasaydı, Angela’nın, hasta olduğunu söylediği ilk andan itibaren peşinden ayrılmazdı. Bu olaydan çıkartacağımız sonuç şudur değerli okurlar, ayrılmak istediğiniz kişi de, tıpkı sizin gibi ayrılmayı düşünüyor olabilir. Alengirli ayrılma planları yapmadan önce, karşı tarafın bu konudaki düşüncelerini yoklayabildiğimiz takdirde, ayrılma enerjimizi boşuna harcamamış oluruz. Lütfen bu konuda dikkatli olalım, şuursuzca davranmayalım.
Old 20-09-2011, 16:05   #12
hukukbilgisi

 
Varsayılan Ay ve Ayrılık

Ay ve Ayrılık

Daha önceki yazılarımızda vurguladığımız üzere, güncel gelişmeleri ayrılmalarımızda kullanmayı öğrenmeliyiz, değerli okurlar. Eğer güncel gelişmeler bir işimize yaramayacaksa, neden takip ediyoruz ki zaten onları?

İşte böyle günceli takip edeyim derken, her zaman olduğu gibi yolum gene internete düştü sevgili ayrılık sevdalıları. İnsanoğlunun Ay’a adım atışı, demleme miydi, yoksa sallama mıydı sorunsalı yeniden gündemimize girmişken, bu fırsatı kaçırmıyor ve ayrılık düşlerimizin gerçekleşmesi için nasıl kullanacağımıza hemen bakıyoruz.

Değerli erkek okurlarımız, mehtaplı bir gecede eşleriyle deniz kenarına insinler. Elele tutuşup mehtaba doğru baktığınız esnada ve bir adet kırmızı gülü eşinize sunduktan sonra konuşmanıza başlayabilirsiniz:

“Amerikalıların Ay’a çıkması uydurmaymış mınakoyim.”

43 yıllık hayat tecrübeme dayanarak söylüyorum, bu sözünüz üzerine hiçbir kadın sizinle evli kalmaya tahammül edemez. Bu cümleden hemen sonra terk edileceğiniz kesinse de, kimi kadınların şaşkınlıkla cümlenin devamını bekleyebileceğini varsayabiliriz. O halde durmak yok, lafa devam...

“Bu ne demek karıcığım, biliyor musun?..”

Bu soruya bir cevap beklemeden devam etmeyi tavsiye ediyorum...

“Sovyetler Birliği, ilk insanlı uzay aracını uzaya gönderdiğinde, Amerikalılar da buna Ay’a insan çıkararak cevap vermişti. Şimdi bu olayın mizansen olduğu ortaya çıktı. Demek ki, Uzay rekabetinde Sovyetler hâlâ önde sayılır... Fakat Sovyetler Birliği de hayli zaman önce dağıldı... Tanrım, bu ne zor bir bilmece”

Efendime söyleyeyim, mehtaplı bir gecede, romantik sözler bekleyen bir kadının böyle bir cümleye muhatap olduğunda nasıl bir tepki vereceğini kestirmek hayli zordur. Ancak, vereceği en hafif tepkinin, ertesi gün boşanma davası açmak olacağını söyleyebiliriz.

Mehtaplı gecemizi aşağıdaki cümleyle nihayete erdirebiliriz:

“Var ya, benim tahminime göre Amerikalılar aslında Ay’a değil Mars’a indi. Ama o tarihte insanoğlu böyle bir olayı kaldıramayacağı için Ay’a indik diye milleti kandırdı...”

Yazımıza son verirken, ayrılmak isteyen okurlarımıza, yaz aylarının uzun mehtaplı gecelerini kaçırmamalarını öneriyoruz. Ayrılma işini erken bitiren başarılı ayrılganlar, ileride ayrılabilecekleri yeni bir aday bulmak üzere diskolara doğru rotalarını çevirebilirler.
Old 20-09-2011, 16:20   #13
hukukbilgisi

 
Varsayılan Ayrılık Yolunda Sinsi Tuzaklar

Ayrılık Yolunda Sinsi Tuzaklar

Geçtiğimiz günlerde Oklahoma Üniversitesi’nin yapmış olduğu bir araştırmanın sonucu açıklandı. Buna göre kadınlar, evli veya sevgilisi olan erkekleri daha çekici buluyormuş. Bu çekici bulma hadisesine bir de isim bulunmuş: Angelina Jolie Sendromu!..

Bu menfi olguya Angelina’nın isminin verilmiş olması, beni ziyadesiyle rahatsız etmiş olduğundan, araştırmaya müdahale etme gereği duyuyorum. Lütfen, böyle sevimsiz hadiselere Angelina’m bulaştırılmasın.

Birçok erkek, yukarıdaki araştırmayla ilgili haberi okuyunca, ister istemez şöyle düşünmüştür: “Üleeen, kendime bir sevgili veya eş yapsam var ya, ne biçim karı-kız götürürüm.”

Böyle düşünen hemcinslerimizi sayıyla kendilerine gelmesi gerektiğini ihtar ediyorum evveliyetle. Biz burada kolay ayrılmanın yollarını anlatıp duralım, sonra Oklahomalı’nın biri çıksın, evliliği erkek için cazip hale getirmeye çalışsın!.. Doğal olarak buna izin veremeyiz efenim.

Ayrılma konusunda uzmanlaşmak isteyen okurlarımızı, buna benzer sinsi tuzaklar konusunda ikaz etmeyi temel bir görev sayıyorum. Sevgili okurlarımızdan şu cümleyi yüksek sesle tekrarlamalarını rica ediyorum:

“Çekici olmaya eyvallah, ancak çekici olmam için evli olmam gerekiyorsa çekici olmayı reddediyorum.”

***

Türk Medeni Kanunu’ndaki boşanma sebepleri, genel bir çerçeve içinde ifade edilmiş olduğundan; hangi olay ve olgular bizi boşanmaya götürür sorusunu elbette haklı olarak soruyorsunuz.

Ankara 5. Aile Mahkemesi Hakimi Şerafettin Şanver, evli çiftlere yol göstermek amacıyla yazmış olduğu "Evliliğin Kırmızı Çizgileri" isimli kitapta, sizlere bu konuda yol gösteriyor.

Sayın Şanver, Yargıtay kararlarından da yararlanmak suretiyle, biz ayrılma yolunun yolcuları için güzel bir Yol Haritası hazırlamış. Kendisine ellerine sağlık diyor ve kitaptaki boşanma sebeplerinden kimilerini sizler için buraya alıyoruz.

“Dedikodu çıkarmak,
Eşiyle alay etmek,
Aile sırlarını açıklamak,
Eşe hakaret etmek,
Eşini sevmediğini söylemek,
Cimri olmak,
Aşırı borçlanıp eve haciz getirmesine neden olmak,
Kumar oynamak,
Eşin hastalığı ile ilgilenmemek,
Cinsel ilişki kuramamak,
Çocukları aşırı şekilde dövmek,
Eşe eşya fırlatmak,
Eşi ısırmak,
Tedavi yerine üfürükçüye götürmek,
Tarikat toplantılarına katılmak,
Sebep olmaksızın banyo yapmamak,
Eşlerden birinin diğerinin cebinden habersiz para almak,
Ağzı kokmak,
Tedaviden kaçmak,
Kocasının isteğine aykırı örtünmede ısrar etmek,
Eşin karşı koymasına rağmen yurtdışına çıkmak (dini inanışı gereği umreye gitse dahi), bakire olmamak (eşin daha önceden bilgisi yoksa),
Beddua etmek,
Cinsel uyum ve doyumun sağlanmaması,
Sarhoş olup evin eşyalarını kırmak,
Uzun süre ilişki kurmamak,
Cumhuriyete karşı faaliyette bulunmak,
Borcunu ödememeyi alışkanlık haline getirmek,
Kadının evlilik öncesi ilişkiye girdiğini söylemesi,
Aşırı derecede kıskançlık,
Eşinin erkekliği olmadığını başkalarının yanında söyleyip küçük düşürmek,
Kısır olmak,
Eşinin ameliyat olan annesini ziyarete göndermemek,
Eşini sosyal ortamdan soyutlamak,
Evlilik öncesi nişanlısı ile görüşmek,
At yarışı oynamak,
Ailenin ekonomik durumunu tehlikeye düşürmek,
'Seni boşadım; boşsun' diyerek karısını evden kovmak,
Eşinin çalışmasına izin vermemek,
Kocayı dövüp hakaret etmek,
Kocanın çalışmaması,
Kararlaştırılan günde düğün yapılmasına karşı çıkmak.”

Oklahoma Üniversitesi, söz konusu araştırmasıyla itibarını yitirmiş olduğundan, bundan sonra Oklahoma Üniversitesi kaynaklı araştırmalara itibar etmemenizi siz sevgili okurlardan özellikle rica ediyorum. Ayrılma çabalarımızın sabote edilmesine müsamaha göstermeyiniz. Abuk subuk araştırma sonuçlarını asla “sık kullanılanlar” listenize eklemeyiniz (Bu yazıyı yazmak için ben ekledimdi, ama yazı bitince derhal sildim).
Old 20-09-2011, 16:22   #14
hukukbilgisi

 
Varsayılan Demir Alma Vakti Gelmişse Limandan

Demir Alma Vakti Gelmişse Limandan

Sıradaki konumuz, evlilik limanından demir alma zamanının geldiğini idrak edemeyen insanlara, bu hatırlatmayı yapacak atmosferi yaratma teknikleri, değerli ayrılıkçı gerillalar.

Duygusal ve cinsel zekâ bakımından üst seviyede olan kişiler, ayrılma vaktinin geldiğini anında hissederler. Ne var ki, bu kardeşlerimiz, kurgusal ve amaçsal zekâ bakımlarından nispeten geri olduklarından, ayrılma fikirlerini hayata geçirmekte zorlanırlar. Bu zorluğu aşmada, kendilerine yardımcı olmayı görev telakki ederim.

Çiftlerin hayatlarını sürdürdüğü evin atmosferi, ayrılık fikrinin selektör yapmasında çok etkilidir muhterem okurlar.

Önerilerim doğrultusunda oluşturacağınız atmosfer, diğer taraf için ayrılmayı adeta mortgage’den ucuz yollu ev sahibi olma fikri kadar cazip hale getirecektir.

Yapacağımız ilk iş; aşağıdaki kitaplardan yeteri kadarını satın alıp, evin sağına soluna serpiştirmek olmalıdır:

- Mutsuz Evin Laneti
- Mutsuz Kadının Günahkâr Dürtüleri
- Hoşnutsuz Erkeğin Dişleri
- İhanet Tekerleği
- 3 Derste Aldatma
- Vampirella’nın Evliliğinden Arta Kalanlar
- 7 Derste Kanırtma
- Bir Afrodizyak Olarak Kadının Sol Kulak Memesinin Lezzeti
- Uyuyan Bir Erkeğin Pipisine Kezzap Atmanın Cazibesi
- Zincire Vurulmuş Bir Kadının Sanatsal Yaratıcılığa Tesiri

Ayrılmayı düşündüğünüz kişinin cinsiyetine göre; bu kitaplardan uygun olanlarını evinizin gözle görülür yerlerine gözenle bırakınız ve eşinizle aynı odada bulunduğunuz anlarda mutlaka bu kitaplardan birini okur vaziyette olunuz.

Eşiniz, sürekli kitap okur durumunuzdan sıkılmaya başladığında; hemen kitabınızı bir kenara koyup “Peki hayatım biraz da film izleyelim” deyiniz. Film listemiz çoktan hazır, DVD player'e en ürpertici olanlarından birini koyup, eşinizdeki ruhsal değişimi ilgiyle takip ediniz. İşte filmlerimiz:

- 13. Gün’de İzdivaç
- Şeytanın Ölüsü’nün Nikâhı
- Hallowen’li Yıllarım
- Jaws Balayı Sularında
- Teksas Katliamında Gerdek
- Balayında Dehşet
- Zombi Kocanın Laneti
- Freddy’nin İlk Gece Kâbusu
- Chucky’nin Gelininin Hazin Sonu
- Mahşerin 4 Evlisi
- Merhum Kocanın 3 Günü
- Nikâh Şekerlerinin Laneti

Kitap ve film seansları devam ederken; evdeki bıçak, keser, balta, makas gibi kesici aletlerin bilenmesi işine aleni bir şekilde girişelim.

Arada bir konuyu “Bize bir pompalı tüfek lazım” noktasına getirip, sonra boş gözlerle sağımıza solumuza bakalım (Kuzuların Sessizliği filmindeki Anthony Abimizin bakışları örnek olarak verilebilir).

Yukarıda izah ettiğim şekilde davrandığınız takdirde, evliliğiniz ayrılmak için gerekli gerilim ve gerginliğe ulaşacaktır.

Kolay gelsin!..
Old 20-09-2011, 16:23   #15
hukukbilgisi

 
Varsayılan Ayrılık Testi

Ayrılık Testi

Değerli okurlar, sayfalardır ayrılık üzerine yazıp çiziyorum, ama bakalım bir faydası dokunuyor mu?.. İşte bu yüzden, ayrılma konusunda durumunuz nedir, bunu test etmek istiyorum. Aşağıdaki soruları dikkatlice okuyup, kendiniz için en uygun olan seçeneği işaretleyiniz.

1. Eşinizden ayrılmaya karar verdiniz, fakat çocuklarınız “buba buba” diye feryat ederek ve ağlayaraktan “ayrılık açılımı” sürecinizi sabote etmeye çalışıyorlar, tepkiniz?

a- Ananızı da alın gidin, deyip bir güzel ayrılırım.
b- Kıyamam çocuklarıma, ayrılma kararımdan ayrılırım.

2. Eşinizle birlikte güzel bir aşk filmi izlediniz. Filmin sonunda erkek ve kadın evlenerek muratlarına eriyorlar. Film hakkındaki yorumunuz ne olurdu?

a- “Ayrılmalı, çatışmalı bir film yok muydu, yahu?” diyerekten film seçimini bıraktığım eşime serzenişte bulunurum.
b- “Ay kııııız, ne güzel filmdi” derim.

3. Bugün evlilik yıldönümünüz ve eşinize bir aşk şarkısı mırıldanarak jest yapmak istiyorsunuz, seçiminiz hangi şarkı olurdu?

a- Ayrılık da sevdaya dahil...
b- Terk etmedi sevdan beni...

4. Eşinizle/sevgilinizle birlikte ana haber bültenini izlerken şöyle bir haber geçti: “Dünya Ölü Aşklar Cemiyeti’nin teklifiyle; her sene Ekim ayının ilk Pazar günü ‘Dünya Ayrılık Günü’ olarak kabul edildi.” Yorumunuz ne olurdu?

a- Gooooooooooooooooooool!..
b- Yuh artık, böyle kutlama mı olur beeeeee!

5. Eşinizden/sevgilinizden ayrılmak fikri aklınıza düştüğünde:

a- Kendimi yerçekimsiz bir ortamda gibi hissederim, sevinçten gözlerim dolar.
b- Fikrimden geceler yatabilmirem. Off ne fena fikir bu. Üzüntümden ağlarım.

6. Son zamanlarda eşinizle/sevgilinizle sık sık tartışmaya başladınız:

a- Hayvanlar tepişe tepişe, insanlar tartışa tartışa ayrılırmış.
b- Sarılır kucaklar gönlünü alırım, bunlar işin tuzu biberi, derim.

7. En son ayrıldığınızda:

a- Ne güzel ayrılmıştım, üzerimden büyük bir yük kalkmıştı: Dörtnala ayrılmak lazım, arkadaş.
b- Çok üzülmüştüm, o gece 5 paket cigara, 14 kutu kola içmiştim.

Bu kadar soru, test etmek için yeterlidir sanırım.

Soruların tümüne (a) diyerek cevap verenler için, ayrılmayı adeta bir egzersiz haline getirmişler diyebilirim. Sorulardan bir tekine bile (b) cevabını vermiş olanınız var ise, ilk sayfadan yeniden başlamanızı salık veririm. Ayrılma yolunda fire vermek demek, ayrılmanın felsefesini anlamamak demektir ki, bunu kabul edemeyiz.

Güncel bir olaya ilişkin yorumumla, bu bölümü bitirmek istiyorum. Evli ve romantik Can Dündar’ın, eşinden başka bir kadınla öpüşmesi Türkiye’yi ayağa kaldırdı değerli okurlar.

Ne demiştik biz?.. Zina ve aldatmak, ayrılmak için tek başına yeterli olmamakta; eşin sessizliği, ayrılmayı imkansız kılmaktadır. Bu yüzden, aldatma yöntemiyle ayrılmak isteyenlere önerimiz şuydu: Aleni bir şekilde aldatın, döke saça aldatın!.. Saygıdeğer okurlar, bu öpüşme hadisesi ayrılmak isteyen Can Dündar’ın sessiz çığlığından başka bir şey değildir. Dündar’ın eşini, bu sessiz çığlığı duymaya ve tez zamanda ayrılmaya davet ediyoruz.

Bağlayacak olursak: Hepimiz Can’ız hepimiz Dündar’ız; ayrılmacı gerillayız.
Old 20-09-2011, 20:04   #16
hukukbilgisi

 
Varsayılan Ayrılık Sözleşmesi

Ayrılık Sözleşmesi

Ayrılmayı nasıl kolaylaştırabileceğini öğrenmek isteyen, bazı ayrılık severler diyorlar ki: Karşı cinsten (bazısı hemcinsimden diyor tövbe tövbe) birisiyle evlilik veya sevgililik moduna geçerken, sonrasında ayrılamayız, diye acayip tırsıyoruz. Acaba, bu riski ortadan kaldırmak için, ilişki başlatacağımız kişiye imzalatacağımız örnek bir sözleşme hazırlayamaz mısınız?

Bu okurlarımıza kısaca şöyle cevap vermek isterim: “Homo akitus”, yani insan, akit yapan varlıktır. Özellikle çağımızda, sözleşme konusu olmayacak hiçbir ilişki düşünemeyiz. Her şey satılık ve her şey sözleşmeye ve pazarlığa tabidir. Ayrıca nakit ödemelerde indirim söz konusudur. Neyse efendim, konumuzu dağıtmayalım.

Hani bir laf vardır; mülkiyet hırsızlıktır, denir. Tıpkısına da böyledir. Bir insan, yek diğerinden ayrılamadığı takdirde, diğerinin mülkü gibi olur ki, bu da hırsızlık olarak nitelendirilebilir.

Şimdi basit bir ayrılık sözleşmesi örneği nasıl hazırlanmalıdır, onu görelim.

AYRILIK SÖZLEŞMESİ

../../2011 tarihinde bir ilişki başlatan/evlenen erkek ve kadın, ayrılık konusundaki prensip ve kuralları saptamak amacıyla işbu sözleşmeyi imzalamış ve sözleşme şartlarına uyacaklarını taahhüt etmişlerdir.

1) Ayrılmak bir haktır.

2) Taraflardan biri, ilişkinin herhangi bir yerinde ve herhangi bir zamanında ayrılma hakkını dilediği gibi kullanabilir.

3) Ayrılma hakkının kullanımı herhangi bir şekle tabi değildir. Ayrılmak isteyen taraf, bu iradesini karşı tarafa yöneltmek amacıyla; e-posta, sms, mektup, kaş-göz işareti, el-kol hareketi, 3G teknolojisi gibi her türden iletişim aracını kullanmakta özgürdür.

4) Ayrılmak istediğini ilk dile getiren taraf, müşterek çocukların velayeti ile vadesi gelmiş fatura ve bonoların ödenmesi yükümlülüğünü karşı tarafa bırakabilir. Terk edilen taraf, mırın kırın edemez; saçımı süpürge ettim, bıyığımı yorgan yaptım filan diyemez.

5) Tarafların, yılın 6 ayını arkadaşlarında geçirme hakları vardır.

6) Yaz tatilini geçirmek amacıyla Marmaris, Bodrum gibi yerlere yalnız gitmek istediğini söyleyen tarafın kalbi kırılmaz.

7) Ayrılmayı zorlaştırması mümkün olduğundan; ilişkinin ilk 10 yılında taraflar çocuk isteyemez, hamile kalamaz, hamile bıraktıramazlar.

8) Taraflar, ayrılık üzerine söylenmiş en az 15 şarkıyı ezberlemek ve az buçuk da olsa mırıldanabilmek zorundadır.

9) Taraflar, birlikte sinemaya gidecek ise, ayrılık temalı bir film tercih edilmesi mecburidir.

10) Sözleşmenin herhangi bir maddesini ihlal eden taraf, diğer tarafa 100.000 EURO tazminat olarak öder.

11) İşbu sözleşmenin maddelerini bilmemek mazeret sayılmaz.

12) Sözleşmeden doğacak uyuşmazlıkların çözümünde filanca yerin mahkemeleri görev ve yetkilidir.

İmza İmza Şahit Şahit


İmzaların Noter tarafından tasdik edilmesi, atlanılmaması gereken bir husustur. Aksi takdirde, sözleşmeden caymak isteyen taraf, “Bu imza bana ait değil, böyle bir sözleşme imzaladığımı hiç hatırlamıyorum” diyerek yan çizebilir.
Old 20-09-2011, 20:07   #17
hukukbilgisi

 
Varsayılan Ayrılığın Temelleri

Ayrılığın Temelleri

Ayrılma dediğimiz hadisenin önemli temelleri bulunur. Bu temeller gayet sağlam olduğu içindir ki, ayrılmayı mantıklı bulur ve destekleriz. Bu temelleri idrak edememiş kimi insanların “biz ayrılamayız” diye tutturmaları kabul edilebilir değildir. İşte şimdi ayrılmanın hangi temellere dayandığı hususunda, bazı örnekler vereceğiz.

1-) Ayrılmanın Matematiksel Temeli: 1+1=2 aritmetik işlemini ele alalım. Kolayca anlaşılacağı üzere, bu toplama işlemi bir araya gelmeyi ifade ediyor. Peki, bir araya gelince ne oluyor?.. Gayet açık: 1’ler 2 oluyor! 1 iken sahip oldukları özelliği kaybedip bambaşka bir rakam oluyorlar. Halbuki, hiç kimse sahip olduğu özellikleri kaybetmemelidir. Bu özellik o kişinin karakteridir, şusudur, busudur. 2 olmak farklı bir şeydir, 1 olmak farklı bir şeydir. İnsanların 1 olma hakkı ihlal edilmemelidir. Matematik ilmi de bize ispatlamaktadır ki, ayrılmak, ayrı durmak şarttır.

2-) Ayrılmanın Sanatsal Temeli: Şöyle durup bir an düşünelim. Konusu aşk olan kaç şarkı, kaç film, kaç roman, kaç şiir ayrılık üzerine değildir?.. Kabul edelim ki, birleşmeye dair sanatsal ürünlerin alıcısı yoktur. Aşk şiirleri, aşk filmleri, aşk romanları hep ayrılıklara dairdir. Demek oluyor ki, bugün sanat diye bir güzellikten bahsediyorsak, bunu ayrılıklara borçluyuz.

3-) Ayrılmanın Dini Temeli: Bütün makul dinler, ayrılmayı kolaylaştırıcı hükümler vaaz eder. Örneğin İslamiyet’te “Boş ol” dediniz mi akan sular durur. Elbette evlilik caizdir, ama ayrılınması da şarttır öte yandan. Bunun dinsel dayanağı şudur: Ucu ayrılığa gitmeyen evlilik, bir nevi Tanrı’ya şirk koşmak addedilir. Evlenmek sünnet, ayrılmak farzdır.

4-) Ayrılmanın Tabiat Temeli: Doğadaki hiçbir canlı, üremek için nikah günü almaz değerli okurlar. İçgüdüsel olarak, tabiat ona neyi emrediyorsa onu yapar. Üreme faaliyeti biter bitmez, herkes kendi yoluna gider. Nitekim “yuvayı diş kuş yapar” sözü meşhurdur. Bu sözde erkeği görüyor muyuz, tabi ki hayır. İlle bir yuva kurulacaksa, bunun sorumluluğu dişidedir; erkeği olaya katmanın bir gerekliliği yoktur.

5-) Ayrılmanın İstatistik Temeli: Aşkın ömrünün en fazla 3 sene olduğu, bugün herkesçe kabul edilmektedir. Buna ilaveten boşanmaların çoğu, evliliğin ilk 5 yılı içinde olmaktadır. Demek oluyor ki, ayrılmak bir tür mecburiyet haline gelmiştir. Aşk bittikten sonra, aynı yerde eşinip durmanın bir alemi yoktur. İlmi metot ve ilmi gerçeklere ehemmiyet veren kişiler, birlikteliklerini 3 sene, olmadı 5 seneyle sınırlamalıdır. Ayrılmak için 10 ve daha uzun süreler sabreden kişiler, ömürlerinin sonuna geldiklerinde göreceklerdir ki; yeteri sayıda ayrılmamışlar!.. Böyle bir pişmanlığın kimseye yararı yoktur.

6-) Ayrılmanın İdeolojik Temeli: Büyük düşünür Friedrich Engels, “Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni” isimli meşhur eserinde; bunların, nasıl ki tarihin bir noktasında sahneye çıkmışlarsa, yine bir gün tarihten silineceklerini ileri sürer. Demek oluyor ki, aile dediğimiz mefhumun günleri sayılıdır. Ailenin tarihten silineceği konusunda Engels’i desteklemekle birlikte; aynı akıbetin özel mülkiyet ve devletin başına geleceğine inanmıyorum değerli okurlar. Mülkiyeti tamamıyla bana ait olan bilgisayarımdan, e-posta hesabımdan, akbilimden, dijital kameramdan vazgeçeceğimi hiç kimse ummasın, beklemesin. Devletimiz de “beka” meselesinden dolayı, ortadan silinmeye izin vermez. Ancak, aile hususunda üstadı destekliyorum. Neyi destekleyip, neyi desteklemediğimizi açıkça yazalım ki, ileride kendini bilmezler tarafından hücuma uğramayalım.
Old 20-09-2011, 20:08   #18
hukukbilgisi

 
Varsayılan Ayrılık ve Huzur

Ayrılık ve Huzur

Değerli Kardeşlerim!

Gerçeklerle yüzleşme zamanı artık gelmedi mi?
Başımızı devekuşu gibi toprağa daha ne kadar gömeceğiz?

Her gün işlenen yüzlerce suçtan kurtulmanın, cezaevlerini boşaltmanın, huzurlu bir topluma kavuşmanın çok basit bir yöntemi var; yeter ki eşinizden ayrılma cesaretini gösterebilin, desem ne dersiniz?.. Çok saçma gibi görünen bir soru biliyorum, ancak biraz sonra böyle düşünmeyeceksiniz.

Ayrılmakla, bu toplum aradığı huzuru bulacak, diyorum ve sizi gerçeğe davet ediyorum.

Resmi istatistik kurumumuz TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu), hemen her konuda istatistik çalışması yapıp, bunların sonuçlarını kamuoyuyla paylaşıyor.

Şimdi aşağıdaki 2007 yılı istatistiklerine bir göz atalım. Bu istatistikler, ceza infaz kurumuna giren hükümlülerle ilgili.

Suç Sayısı : 127.304
Hiç Evlenmemiş Suçlu Sayısı : 35.091
Evli Suçlu Sayısı : 96.034
Eşi Ölmüş Suçlu Sayısı : 540
Boşanmış Suçlu Sayısı : 5.639

Bu rakamları dile getirecek olursak; 127.304 adet suç söz konusu. Bu suçlardan 96.034’ünü evli olanlar işlemiş. 35.091’ini ise bekar olanlar işlemiş. Bu suçlardan yalnızca 5.639’u boşanmış kişilerce işlenmiş.

Evet, sevgili okurlar, acımasız gerçek karşınızda duruyor. Evli olmak, insanı bir anlamda suç makinesine dönüştürüyor. Bekar olmak da suçlardan kaçınmanıza pek yaramıyor, yani hiç evlenmemiş olmak da tavsiye edilebilecek şey değil. Ancaaaak, evlenip de ayrılırsanız suçla alakanız minimuma iniyor.

Hadi şimdi evliliği savunun da göreyim!.. Evliliği savunuyorsanız; hırsızlığı, yankesiciliği, dolandırıcılığı, gaspçılığı, tacizciliği de savunuyorsunuz demektir!.. Huzurlu bir toplum istiyorsak, suç işlemeyen bir toplum istiyorsak reçetemiz belli: Mutlaka evleneceğiz ve mutlaka ayrılacağız.

Ey cemaat-i müslimin!.. Tanrı’nın vaad ettiği cennet, iki ayrılık ötemizde durup durur öyle. Yapmanız gereken çok basit; evlenin ve ayrılın.

Ne demiş ulu bilge “Karanlığa küfredeceğine bir mum yak.” İnsanları aydınlık yarınlara kavuşturacak mumu hepimiz adına işte yaktım değerli okurlar.

Ve işte sloganımız geliyor:
Huzurlu toplum için BİR AYRILIK DA SEN YAŞA!..
Old 20-09-2011, 20:10   #19
hukukbilgisi

 
Varsayılan Tarihte İlk Ayrılık

Tarihte İlk Ayrılık

Bugüne kadar elde edilen bilgiler, tarihte ilk ayrılığın Adem ile Havva arasında yaşandığını göstermektedir, değerli okurlar.

Tarihteki bu ilk ayrılık vakası ile ilgili olarak çeşitli rivayetler bulunmakta ise de, en akla yatkın olanı, yine benim geliştirmiş bulunduğum teoridir. Google’da bu hususla ilgili olarak yapacağınız bir arama işlemi sonucunda, % 90 oranında benim teorimle karşılaşacaksınız ki, bu da benim ne kadar haklı bir teorisyen olduğumu kanıtlar, betimler ve resimler.

Tarihin ilk ayrılık vakasını kısaca anlatmaya çalışacağım şimdi.

Adem ile Havva, hayatlarını bir mağarada sürdürmektedir o vakitler.
Adem, çeşitli av hayvanları avlamak suretiyle iaşe sorunsalını çözerken; Havva da, mağaranın zeminini süpürerekten temizlik sorununu çözüyor ve olası bir dinozor gribi tehlikesine karşı, kendince tedbir alıyordu.

Adem, yabani hayvanlardan kimisini evcilleştirmeye başladığında, ortaya şöyle bir problem çıkmıştı: Adem’in artık boş zamanı vardı, fakat boş zamanını nasıl değerlendireceği konusunda hiçbir fikri yoktu. Bu nedenle, mağaralarındaki sert bir taşın üzerine oturup, bir elini çenesine dayayıp o şekilde uzun uzun düşünüyordu.

Bu şekilde aylar yıllar geçti ve bir gün nihayet Adem, Havva’ya seslendi: “Buldum Havva buldum. Boş zamanlarımda ne yapmam gerektiğini buldum. Benim, boş zamanlarımda Süper Lig maçlarını seyretmem lazım, lan!.. Bu maçlar nerede oynanıyor ve oynatılıyorsa oraya gitmem lazım.”

Adem’in bu çıkışı, Havva ile olan ilişkisini limoni bir hale getirmeye yetmişti. Havva ise, Adem’in maç ayağına kendisinden ayrı zaman geçirmek istemesini şüpheli bulmuş ve içten içe endişeleniyordu.

Hal böyleyken, Havva’nın aklına şeytani bir plan geldi. Adem, büyük ihtimalle göğüslerini küçük buluyordu ve göğüslerini iri gösterecek bir hinliğe ihtiyacı vardı. Bu amaçla, bir adet hindistan cevizi temin ettikten sonra onu ikiye böldü Havva.

İkiye böldüğü hindistan cevizinin içini de oyduktan sonra göğüslerinin üzerine kapak yaptı (Havva, henüz farkında değil ama sütyeni icat etti). Vücudunun son görüntüsünden gayet memnun olarak Adem’in yanına koşturan Havva, onu çok geçmeden baştan çıkardı.

Bu ateşli gecenin gözle görünen tek sonucu, Adem’in 2 adet dişini, hindistan cevizlerinde bırakması oldu değerli okurlar. Havva’dan canı yanan Adem, Süper Lig konusuna kafayı iyice taktı ve bir gün Havva’ya bile haber vermeden başka coğrafyalara doğru yola çıktı...

Terk edilmeyi gururuna yediremeyen Havva, birkaç ay yalnızlıktan sonra kendi kendine yüksek sesle şöyle mırıldanmaya başladı: “Nasıl bir şey olduğunu bilmiyorum ama bir an önce televizyonlara çıkıp, oralardan Adem’ime seslenip yuvamıza dönmesini sağlamalıyım!..”

Bir zaman sonra yeniden bir araya gelen Adem ile Havva, İblis’in sözlerine kanarak yasak meyve’yi tadınca, Tanrı’nın gazabından kurtulamadı ve ikisi birden Cennet’ten şutlanmış oldular. Bu şutlanma üzerine, Adem’in futbol merakı tekrar depreşti ve Havva’yı tekrar terk etti.

Adem’in ayrılma konusundaki ısrar ve inadı, zaman içerisinde insanoğlunun genlerine bir kod olarak girmiş ve bir daha da çıkmamıştır...
Old 20-09-2011, 20:11   #20
hukukbilgisi

 
Varsayılan Ayrılmak İyidir

Ayrılmak İyidir

Ölene kadar yaşanır mı böyle
Tam vaktinde ayrılmak
İyidir yeridir (Yonca Evcimik)

Ayrılmaktan tırsmayan okurlara selam olsun!..
Selam olsun, ayrılma heyecanıyla kalpleri pıt pıt atan yüzbinlerce insana!..

Son olarak; ilim dünyasından psikyatrist Alper Hasanoğlu da, tezlerimizi destekler mahiyette açıklamalarda bulundu. Sayın Hasanoğlu, Bilim ve Gelecek dergisinin bir sayısında yayınlanan söyleşisinde bakın neler söylüyor:

“Eş terapileri uzmanlık alanlarınızdan biri. Bir ilişkinin yürütülmesinde ne ölçüde başarı sağlanabiliyor?

Son yıllarda kapıldığım izlenim eş terapisi değil, ayrılık terapisi yapmaya başladığım. Yalnız ben değil, bu alanda çalışan birçok meslektaşım da söyleyebilir size bunu. Geçenlerde psikoterapistlerin katıldığı bir toplantıda sohbet ederken, birçok meslektaşım eş terapisi yapmaktan kaçındığını itiraf etti. Başarı oranı çok düşük olduğu ve bu da mesleki tatmini, kişinin kendine olan güvenini sarstığı için -evet biz terapistlerin de özgüven sorunu var- eş terapisi yapmaktansa bireysel terapi yapmayı yeğliyor birçok terapist. Burada sorulması gereken soru, eş terapisinde hedefin mutlaka insanların tekrar mutlu bir birliktelik yaşamalarına yardımcı olmak olup olmadığı. Kötü giden bir ilişkiyi en az zararla bitirmelerine destek olabilmek de eş terapisinde başarı ölçütlerinden biri bence.”

Demek ki, haybeden konuşmuyormuşuz.
Demek ki, yaptığımız bütün tespit ve önerilerin ilmi bir temeli varmış.
Demek ki, evli kalmaya, ilişkilerimizi sürdürmeye mecbur değilmişiz.
Demek ki, mutsuz ilişkileri hayata döndürmek, uzmanlarınca bile pek mümkün değilmiş.

Bizim bu değerli uzmanın görüşlerine ancak birkaç minik ilavemiz olabilir ki, o da şudur: Ayrılma hadisesini yalnızca sevgiliden ya da eşten ayrılmak olarak düşünmemek gerekir. Tuttuğumuz futbol takımı ile aramızdaki gönül bağı, rey vermekten bıkmadığımız siyasi partiyle aramızda olan politik bağ, arkadaş ve akrabalarımızla aramızdaki bağ gibi birçok ilişki şekli için de ayrılmaktan korkmamalıyız.

Oportünizmin (breh breh lafa bak) batağına saplanmadan, işin suyunu çıkarmadan ayrılmak gayet sağlıklı ve ilmi bir tutumdur.

Dünyanın bütün çiftleri AYRILIN.
Zincirlerinizden başka kaybedeceğiniz bir şey yoktur!..
Old 20-09-2011, 22:42   #21
hukukbilgisi

 
Varsayılan Ayrılık ve Kendi Kaderini Tayin Hakkı

Ayrılık ve Kendi Kaderini Tayin Hakkı

Bilim insanları, “tayin hakkı” konusunda çeşitli tasnifleme çalışmaları yapıyor. Her konuda olduğu gibi, bu konuda da her kafadan ayrı bir ses çıktığını tahmin edebilirsiniz. Bununla birlikte, en kabul gören bir tasnif üzerinden değerlendirme yapmak isterim:

- Ulusların kendi kaderini tayin hakkı
- Erkek ve kadının kendi kaderini tayin hakkı
- Bir insanın kendini öldürmek için kullanılacak aşıyı tayin hakkı

Burada bizi ilgilendiren ikinci şıktır. Kendi kaderini tayin hakkı kapsamında olmak üzere; ayrılma hakkı, her cinsten kişiye tanınmış bir haktır. Ayrılma hakkının içeriğiyle ilgili olarak “Ayrılık Sözleşmesi” başlıklı içerikte ayrıntılı malumat vermiş idim, bunları tekrarlamayı gerekli görmüyorum.

Ayrılıkçı bir yazar olarak bugüne kadar okurlarımdan gelen e-maillerden edindiğim izlenim şu ki; asıl sorun ayrılma hakkının kullanılamıyor olmasından kaynaklanıyor. Bir okurumuz şöyle yazmış:

“Değerli Ağabeyim,
Sizin internet sitelerinde yazdığınız ayrılık konulu yazılarınızın ilk günden itibaren tiryakisi oldum. Bütün yazılarınızı ezberledim adeta. 23 yıldır evli bir kimse olaraktan, sonunda ayrılma hakkımı kullanmaya karar verdim. Bu kararımı fiiliyata geçirmek amacıyla bir avukata vekalet vermek istedim, ancak kendisi benden fahiş bir ücret talep etti; bu yüzden şimdilik ayrılma hakkımı askıya aldım. Sizce ben ayrılamayacak mıyım?

İmza: Hüdaverdi Hüda Aldı”

Bu içerikte daha pek çok mektup var elimde. Şimdi topuna birden bir cevap vermek istiyorum. Ayrılma hakkınızı kullanmanız hiçbir şekilde engellenemez. Avukat ücretlerinin yüksek olması sizi ayrılmaktan alıkoyamaz, koymamalıdır. Siz yeter ki ayrılmaya karar vermiş olun, sonrası çok kolay. Yukarıdaki mektupta yazılı sorunsaldan muzdarip olan okurlarımız, adliye önlerinde vazife gören arzuhalcilere boşanma dilekçesi yazdırabilirler ve bunun maliyeti 50 TL’yi geçmez. Demek oluyor ki, vekalet ücreti bir bahaneden başka bir şey değildir.

En kötü ihtimali düşünelim, arzuhalciye verecek 50 TL’miz bile olmasın. O zaman sıfır maliyetle de ayrılmak mümkün, değerli arkadaşlarım. Aşağıda örnek olarak verdiğim mektuba benzer bir mektup yazıp, ayrılma hakkını kullanma noktasında yardım isteyebilirsiniz:

“Sayın ABD Başkanlığı’na,
Kendi kaderini tayin etmek isteyen ulusların vekaletini alıp, bu işlemi talep edildiği gibi hayata geçirme konusundaki başarılarınız malumumuz. Tıpkısına “ulusların kendi kaderini tayin hakkı” prensibinde olduğu gibi, ben de bu haktan yararlanmak istiyorum. Gereğinin yapılmasını ve benden tek cent para talep edilmemesini arz, talep ve rica ederim.”

Bu mektup, muhatabına ulaşır ulaşmaz; hiçbir maliyet hesabı yapılmadan, talebiniz doğrultusunda gerekli müdahale, kışkırtma ve operasyonlar yapılacaktır. Ayrılma hakkınızın kullanılmasıyla ilgili bu mektubu Amerikalılara arife gününde gönderebilirseniz; bayramı, kurban olmaktan kurtulmuş bir koç neşesinde geçirebilirsiniz.
Old 20-09-2011, 22:44   #22
hukukbilgisi

 
Varsayılan Fizik Bilimi Işığında Ayrılık

Fizik Bilimi Işığında Ayrılık

Değerli okurlar, ayrılıkla ilgili şu ana kadar 20’den fazla öneri okumuş bulunmaktasınız. Yazılarımız internet sitelerinde yayına girdiği günden itibaren okurlarımızdan gelen e-postaların sayı olarak çokluğu ve içerik olarak yoğunluğu ayrılık hususuna ne kadar önem versek az olduğunu gösteriyor.

Bana gelen e-postaların konusal dağılımına baktığımızda manzara şöyle:

% 60: “Ayrılttırmasana lan milleti” diye başlayıp tehditler savuran e-postalar.
% 39: “Ne kadar devingen ve kıvrak bir klavyeniz var” şeklinde başlayıp “Brad’i terk edip sana varacağım” diye devam eden Angelina Jolie mahreçli e-postalar.
% 1: “Ayrılmak istiyorum, ama bunu eşime ilmi bir şekilde anlatmam lazım” diyen e-postalar.

Bu e-postalar çerçevesinde; tehdit ve Angelina ile ilgili e-postaların sizleri ilgilendirmeyeceği varsayımına dayalı olarak; ayrılık hususunda fizik ilminin bize neler bahşettiği konusunu ele alacağım.

Ayrılma hususunu fizik ilmi çerçevesinde izah edebilmek için, siz değerli okurlarıma öncelikle “entropi” kavramını kısaca özetlemem gerekiyor. Entropi şudur ki; sistemlerin bozulmaya ve düzensizliğe doğru bir eğilimi olduğunu ifade eyler. Ki bu bozulma ve düzensizliğin geri dönüşü yoktur. Bir karpuz 10 metre yukarıdan asfalta yapıştığında paramparça olur ve bu parçalar yeniden karpuz olmazlar, başka bir meyve veya sebze de olmazlar.

Evlenmek, bir ilişkisi olmak sistem kurmaktır değerli okurlar. Evlenmekle bir düzene geçilir eşyaların ve insanların bir düzene girmesi sağlanır. İşte fizik ilmi bize diyor ki, bu sistemler bozulmaya, düzensizliğe doğru giderler. Demek ki neymiş, ağzımızla kuş tutsak buna engel olmanın imkanı yokmuş. İstediğimiz kadar çırpınalım ya da karşı duralım; süreç işlemeye devam edecektir. Sistem, eninde sonunda tarumar olacaktır.

Bu ilmi gerçeği tüm insanlık alemi kabul ettiğinde; “İlişkinizi canlandırmanın 100 yolu” veya “Evliliğinizi kurtarmanın 255 yöntemi” içerikli yazı ve kitaplar yazan binlerce kişi o saat işsiz kalacak ve insanların pembe yalanlarla kandırılması uygulamasına bir son verilmiş olacaktır.

Bütün bunlara bakarak şunu söyleyebilirim ki; çok yakın bir gelecekte fizik ilminin bize bahşettiği bu nimetten herkes yararlanacak, “kadın ruhundan anlama” mesleği tarihe karışacak, “ayrılıktan anlama” mesleği itibar kazanacaktır.

Yüce Rabbım ayrılma organlarınıza zarar vermesin, diyor ve mutlu ayrılık günleri diliyorum.

Not: Sevgili Angelina’m, bundan sonraki e-postalarını diğer e-posta adresime göndermeni önemle rica ederim. Az kalsın okur mektubu çerçevesinde ele alıp, yakası açılmadık şekillerde yanıt veriyordum.
Old 20-09-2011, 22:44   #23
hukukbilgisi

 
Varsayılan Yeni Yıl ve Yeni Ayrılıklar...

Yeni Yıl ve Yeni Ayrılıklar...

Yeni yıl yeni ayrılıklar için yeni umuttur değerli okurlarım. Koskoca bir yılı ayrılmadan geçiren kardeşlerimiz için, eski yılı son damlasına kadar kullandırma adına, yeni yıl gelmeden önceki son çıkışı göstermeyi görev biliyorum.

Size önereceğim planı uygulayabilmeniz için, öncelikle eşinizin saftorik bir anını kollamanız gerekiyor..

Bu plan, gayet unisex olup, hem erkekler ve hem de kadınlar rahatlıkla uygulayabilirler.
Planımızın ilk etabını, sevgilimizin yanına telaşlı bir şekilde ve mümkünse panik bir halde gitmemiz oluşturuyor. Eşek değildir ya, eşiniz soracaktır:

- Sevgilim bu ne hal, bu ne pür telaş?..

Siz de eşek değilsinizdir ya, yapıştıracaksınızdır cevabınızı:

- Hayatım hiç sorma!.. Anayasa Mahkemesi, evliliğimizi kapatma kararı almış. İkimize de evlenme yasağı geldi 1 yıl süreyle. Bu yüzden en kısa süre içinde boşanıp sine-i millete dönmemiz gerekiyor.

Değerli kardeşlerim, iyi bir plan kusursuz olmalıdır. Planımızı kusursuz kılacak birkaç çeşni de gayet uygun olur. Anayasa Mahkemesi’nin evliliğinizi kapatma kararını eşinize açıklarken, fonda duran televizyonun açık olması isabetli bir karar olacaktır. Mümkünse Anayasa Mahkemesi’nin parti kapatma kararıyla ilgili açıklamalarının yayınlandığı bir zaman dilimi olmalıdır.

Bu sahneye, açıklamanızı yaparken, diğer yandan valizinizi de hazırlıyor oluşunuzu ekledik mi planımız tamam demektir. Açma - kapama mevzularıyla son günlerde beyni iyice karıncalanmaya başlamış bulunan eşiniz, refleks olarak:

- Yargı kararlarına saygılıyım, yargı ne derse o olur... gibisinden bir laf edecek ve ayrılma sorunsalımız, eski yıl eskimeden çözülmüş olacaktır.

Bazı eşler, ilk andaki heyecanı geçtikten sonra, “Bu kararı iptal ettiremez miyiz, protesto yürüyüşü yapsak ya!” gibisinden önerilerde bulunabilirler. Bu son çırpınış için de cevabımız hazırdır: “Ama hayatım bu kararlar temyiz edilemiyor. Protesto yürüyüşü yapabiliriz ama ikimizi Kaleşnikofla kovalayabilirler yani.”

Bu planı acımasız ve vahşi bulan okurlarımız olabilir. Belki de “kim uğraşacak şimdi bununla.” şeklinde sual edenler olabilir. Onlara da çok kestirme bir çözüm öneriyoruz. Yılbaşına bir gün kala, “yılbaşı alışverişi yapmaya gidiyorum” deyip evden çıkın ve bir daha da dönmeyin...

Bütün çabalarıma rağmen yıl içinde ayrılmayı beceremeyen okurlarımıza, önümüzdeki yıl ve yıllarda da yardımcı olmaya devam edeceğiz efenim.
Old 20-09-2011, 22:45   #24
hukukbilgisi

 
Varsayılan Dünya Dışı Yaşam ve Ayrılık

Dünya Dışı Yaşam ve Ayrılık

Dünya dışı yaşam ve ayrılık hususuna girmeden önce, bir noktayı açıklığa kavuşturmak istiyorum.

Birkaç gün önce yaptırmış olduğum araştırma ve incelemelerde; cep ve normal telefonumun dinlendiğini, maillerimin okunduğunu, karşı cinsle yapmış olduğum mülakatların kameraya kaydedildiğini tespit etmiş bulunuyorum.

Buradan yetkililere seslenmek istiyorum. İnsanların ayrılmasına ve boşanmasına yönelik yazılarım, hiçbir odak tarafından yönlendirilmemekte ve finanse edilmemektedir. Tamamen kendi fikrimin ürünü olan bağımsız yazılardır ve ilmi gerçeklere dayalıdır. Lütfen, yazılarımı bu şekilde değerlendiriniz.

Bu kısa açıklamadan sonra konumuza dönebiliriz, değerli okurlar.

Sizlere, ayrılın, boşanın filan derken; elbette işkembe-i kübradan sallamıyoruz efendim. Ne söylüyorsak, ilmi tespitlere dayanıyoruz.

Gelelim dünya dışı yaşam ile ayrılık konusu arasındaki bağıntıya.

Müzmin bekarlardan matematik öğretmeni Peter Backus, doğru insanı bulma olasılığım nedir, diyerekten bir hesaplama yapmış ve sonuç pek memnun edici çıkmamış sevgili okurlar. Çıkan sonuca değinmeden önce, sayın Peter Backus’u tebrik etmek istiyorum. Nedenine gelince, sayın Backus, doğru insanı bulma olasılığını hesaplamak için, dünya dışı yaşamın varlığını hesaplamakta kullanılan formülden yararlanmış ki, çok isabetli bir tercih yapmış, Bendeniz de zaten, doğru insanı bulma şansımızın, bir uzaylıyla Taksim Meydanı’nda karşılaşmamız kadar olasılıklı olduğunu evvelden beri savunurdum. Ben bu durumu sezgisel olarak bilirken, Sayın Backus hesaplamayla bulmuş ki, ilmi olması açısından dikkat çekicidir.

Peki, ne bulmuş bu Backus?.. Bulduğu sonuç şu ki; doğru insanı bulma ihtimalimiz aşağı-yukarı 285 binde 1’miş!.. Efendim, şimdi ben sormaz mıyım 40 yıldır, 50 yıldır aynı yastığa baş koymakta inat ederlere. Doğru insanı bulma olasılığınız 285 binde 1 iken, sizler ayrılmama konusunda direnerek doğru insanı nasıl bulacaksınız?.. Ya sizin 40 yıllık eşiniz, başka biri için doğru insansa?.. O zaman hem eşinize, hem de o başka insana kötülük etmiş olmuyor musunuz?.. Ne diye elalemin doğru insanını 40 sene boyunca işgal ve meşgul ediyorsunuz. Hadi ben çeşit olsun diye, ayrılın diye tutturuyorum, ya bu ilmi gerçek karşısında ne diyeceksiniz?.. Yazıklar olsun size...

Sözlerimi, Yüce Backus’un sözleriyle bitirmeyi görev addediyorum:

"Muhteşem bir ilişki yaşama olasılığım olan sadece 26 kadın var. Bir gece dışarı çıkmamda onlardan biriyle tanışma şansım yüzde 0.0000034. Bu da 285 binde 1'e denk geliyor"
Old 20-09-2011, 22:46   #25
hukukbilgisi

 
Varsayılan Ayrılık Fasulyesi

Ayrılık Fasulyesi

Geçen yılın en mühim olayı nedir, diye bana sorulacak olsa; hiç düşünmeden Angelina Jolie ve Brad Pitt’in ayrılmasıdır, diye cevaplarım. Ne faydalanacaklar listesi, ne Balyoz Planı, ne de Tekel işçileri, ille de Jolie ve Pitt çiftinin ayrılmaları.

“Angelina ne eylerse doğrusun eyler” fikrinin ateşli savunucularından birisi olarak, Pitt’ten ayrılmayı geciktirmesine içten içe kızarken; müthiş bir zamanlamayla sevgili Angelina Jolie’nin, adeta bir “Balyoz Ayrılığı” gerçekleştirmesi, beni tarifsiz neşelere boğdu değerli okurlar.

Konumuza devam etmeden önce şu haberi bilgilerinize sunmak istiyorum:

“Hakan'ın adı ilk olarak "marjinal modacı" olarak tanınan Zeynep Tunuslu ile aşk dedikodularına karıştı. Tunuslu'dan sonra ise Zuhal Olcay ile anıldı. Pelin Batu'dan hemen önce de şarkıcı Nilüfer ile birlikteydi.”

Burada soy ismi geçen kimse, elbette köşe yazarı Ahmet Hakan’dan başkası değil. Bu haberi basitçene okuduğumuzda Sayın Ahmet Hakan’ın çapkın bir kimse olduğunu tespit edebiliriz. Ancak, alt ve üst metinleri birlikte değerlendirdiğimizde ise; Sayın Hakan’ın aynı zamanda bir “Ayrılma Üstadı” olduğunu da görüyoruz.

Angelina Jolie ve Ahmet Hakan’ın isimlerini aynı yazı içerisinde geçirmemizin amacı, ikisini baş göz etmek değil değerli okurlar. Buradaki amacım, Angelina Jolie’nin Ahmet Hakan’ı örnek alması ve bundan sonrasında seri ayrılıklara imza atabilmesidir. Üstelik Ahmet Hakan, yakışıklılık ve karizmada Brad Pitt’ten asla geri kalmaz, bunu da belirtelim.

Lafı bu kadar dolandırdıktan sonra, asıl konuma gelmek istiyorum. Ayrılık konusuyla ilgili olarak bir süre önce tasarladığım bir projem, sponsor ve finansör yetmezliği nedeniyle hayata geçemiyordu. Bu projeyi nasıl hayata geçirebilirim, diye kara kara düşünürken Angelina Jolie’nin boşanması ve boşanmadan kendisine yaklaşık 100 milyon dolarlık bir servet düşmesi, beni yeniden umutlandırdı değerli okurlar.

Bana zaafı olduğunu bildiğim Angelina’nın projemi destekleyeceğinden hiç kuşkum bulunmamaktadır.

Projemin temeli, ayrılık temalı tesisler açmaya ve işletmeye yönelik sevgili okurlar.

Ayrılık temalı cafeler, sinemalar, pastaneler, lokantalar... Ayrılık temasının işlenebileceği her tesis projeme dahil durumdadır.

Bu tesislere, yalnızca ayrılmayı düşünenler ile ayrılmış insanlar girebilecektir.

Ayrılık temalı sinemalarda; yalnızca ayrılık konusunu işleyen ve ayrılığı hiçbir şekilde kötülemeyen filmler oynatılacaktır.

Ayrılık temalı bir lokantaya girildiğinde ise; mönüde mutlaka ayrılığı çağrıştıran lezzetler sunulacaktır. Elveda kompostosu, hoşçakal tatlısı, güle güle yahnisi ve ayrılık fasulyesi gibi...
Old 20-09-2011, 22:52   #26
hukukbilgisi

 
Varsayılan

Keramet... ayrılıktaymış

Eğer doğru bir teoriniz var ise, olgular ve olaylar bir mıknatıs gibi teorinize yapışacaktır, değerli okurlar. “Ayrılmak güzeldir” teorimiz de, sürekli olarak kendisine yapışıp duran olgular sayesinde, güçlü bir teori konumuna ulaşmış bulunmaktadır.

Kısa bir zaman önce, mıknatısımıza yeni bir olgu daha yapışmış bulunuyor değerli okurlar.

Bu olguya geçmeden önce, yazımızın başlığında bulunan “keramet” sözcüğü üzerinde kısaca durmamız gerekmektedir ve duralım.

Tasavvufa göre keramet, “Allah'ın veli kullarına, ermişlere verdiği olağanüstü güç” olarak tarif ediliyor. Peygamberlerin gösterdiklerine mucize denilirken, velilerinkine -herhalde peygamberlere saygısızlık olmasın diye- keramet deniyor. Pertev Naili Boratav üstadımız, kimi kerametleri zamanında listelemiş bulunuyor. Bu derlemeye göre kimi kerametler şöyle:

—Kişi veya topluluğu tehlikeli bir durumdan kurtarma.
—Masumları kurtarma.
—Hayvanlarla konuşma.
—Cansız varlıkları buyruğuna alabilme.
—Başka bir varlığa dönüşme.
—Maddeleri dönüştürebilme.
—Birkaç yerde birden bulunabilme.
—Uzaktaki olayları görebilme.
—Öte dünyadan görüntü verebilme.
—Ölülerle haberleşme.
—Peygamberlerle buluşma.
—Ölümden sonra vücudunu koruyabilme.
—Kendi ölümünü bilebilme...

Gördüğünüz gibi sevgili okurlar, keramet dediğimiz husus, hiç de hafife alınabilecek bir durum değil.

Hiç kuşkusuz, keramet sözcüğünü bir yerlerden hatırlıyorsunuz. İlk aklınıza gelenin “nikâhta keramet vardır” cümlesi olduğuna eminim. İşte bu yazımızda bu görüşe karşı çıkıyoruz. Yıllarca insanlarımızı “nikâhta keramet vardır” diye diye aldattılar. Oysa evlenenlerin büyük bir çoğunluğu gördü ki, nikâhta hiçbir olağanüstülük yoktu. Nikâh şekercileri para kazansın diye, yıllarca bu yalana göz yumduk, sabrettik, katlandık. Bu yalana karşı diyeceğim odur ki, nikâhta değil, ayrılıkta keramet vardır.

Ayrılıkta keramet olduğu sonucuna nereden varıyorum, onu da kısaca izah edeyim değerli okurlar. Yazımın başında ifade etmiştim, teoriniz doğruysa olguları bir mıknatıs gibi kendine çekecektir. Nitekim, “Ayrılıkta Keramet Vardır” teorisi üzerinde çalışırken, biraz kafamdaki bulutlar dağılsın diye “İlişki Durumu: Karmaşık” filmini izlemek için sinemaya gittim. Peki, filmi izledim mi, evet izledim. Ancak, filmden önce filmin afişini uzun uzun inceledim. Ve işte tombala!.. Filmin afişi üzerinde şöyle bir cümle görmeyeyim mi: Keramet... ayrılıktaymış.



Muhterem okurlar, bu filmi mutlaka izlemenizi tavsiye ediyorum. Filmi izledikten sonra beni daha iyi anlayabileceksiniz.

“İlişki Durumu: Karmaşık” filminin hikâyesi teorimi ziyadesiyle kanıtlıyor. Ancak, ben filmi size uzun uzun anlatmadan, teorimi kanıtlamak istiyorum.

Afişteki cümleyi hatırlayalım: Keramet...ayrılıktaymış. Filmin yönetmeni kim? Nancy Meyers. Demek oluyor ki, “Nikâhta keramet vardır” masalına en çok inanan kadınlar camiasından bir Nancy Meyers, kadın olduğu halde, “keramet... ayrılıktaymış” diyebiliyor. Sadece bu bile, teorimi geniş geniş ispatlar. Ancak, daha bitmedi... Şimdi filmin oyuncularına bakalım:

Dram dünyasından bir oyuncu: Meryl Streep.
Komedi dünyasından bir oyuncu: Steve Martin.
Karizma dünyasından bir oyuncu: Alec Baldwin.

Bu üç büyük dünyadan, üç büyük yetenek ne yapıyor?.. Üzerinde “Keramet... ayrılıktaymış” yazan bir afişin ve filmin içinde bir araya geliyor. Daha ne söylenebilir ki?.. Sorarım size, ayrılıkta keramet olmasa, bu film uyduruktan bir film olsa, bu üç büyük sinema oyuncusu bu filmde oynarlar mıydı?.. Elbette ki oynamazlardı. Adamların paraya mı ihtiyaçları var, oynamayıverirlerdi. Ama “doğru bir iş yapıyor olma duygusu” onları bu filmi çekmekten alıkoyamadı.

Ayrılmak konusunda bir merhale daha yol kat etmenin vermiş olduğu haklı gururu yaşıyorum ve sizlerle paylaşmaktan onurluyum.
Old 20-09-2011, 22:54   #27
hukukbilgisi

 
Varsayılan İnsanın Doğası ve Seda Sayan Üzerine...

İnsanın Doğası ve Seda Sayan Üzerine...

Seda Sayan ve Onur Şan çifti, boşandı değerli okurlar.

İstatistikî verilere baktığımızda; hem dünyada ve hem de ülkemizde boşanma oranlarında bir artış gözlemleniyor.

Saygıdeğer bilim insanları, boşanma oranlarındaki bu artışı, insanın doğasında bulunan bir özellik olan “Seri Monogami” ile açıklamaya çalışıyorlar. Bilmeyen okurlarımız için Seri Monogamiyi kısaca tarif edecek olursak; açıklaması, tek eşli olmak, ancak tek eşle olan ilişkiye noktayı koyar koymaz başka bir ilişkiye başlamak, demek.

Hem ilmi veriler ve hem de en az ilmi değerler kadar kıymetli olan Seda Sayan'ın evlilik ve boşanma hadiseleri bize şu gerçeği açıkça gösteriyor: İnsanlara “Bir yastıkta birbirinizi bunaltın” manasına gelen “Bir yastıkta kocayın” lafını etmemek lazımdır. Evliliğin ya da birlikteliğin gazı kaçar kaçmaz, yeni ilişkilere yelken açmak veya bağrını açmak, tercih edeceğimiz şık olmalıdır.

Seri Monogami teorisi, doğanın tabiatına uygun olduğu kadar, iktisadi ve sosyal olaylarla da uyumludur değerli okurlar. Şöyle bir düşünelim ve 30-40 sene öncesine kadar gidelim. O vakitler, buzdolabı, televizyon gibi cihazlar almak istediğimizde, satın almaz sanki bu eşyalarla evlenirdik. Dayanıklı tüketim eşyaları olarak pazarlanmaya çalışılan bu cihazlar, ayrıca evladiyelik vasfını da taşırlardı. Gel zaman git zaman, eşyalarımızla evlenme anlayışı kökünden değişti ve zamanımızda artık hiç kimse 100 sene kullanayım, diye eşya satın almıyor değerli okurlar. Günümüzün pazarlama ve satış taktiği tamamen teknoloji yenilemeye dayalıdır. Hal böyle olunca, ne kadar para bayılırsak bayılalım, aldığımız hiçbir eşyayı 3 seneden fazla kullanmıyoruz, bir üst modele sahip olma konusunda girişimlere başlıyoruz.

Seri Monogamiyle uyumlu sayısız örnek vermek mümkündür. İş hayatımızdan da bir örnek verelim. Eskiden bir işçi işe girdiği zaman, emekli oluncaya kadar orada çalışır, adeta işyeriyle evlenmiş olurdu. Oysa şimdi öyle mi ya... Bir işçi kardeşimiz, hangi hayalle girerse girsin en fazla 3-4 sene sonra kapının önüne konmakta ve başka bir işte çalışması için özendirilmektedir. Diyebilirsiniz ki, senin dediğin bu husus kapitalist sistemin hoyratlığından başka bir şey değildir. Böyle düşünüyor olabilirsiniz, ama işin aslı böyle değil sevgili okurlar. İşçi, aynı işyerinde sürekli çalıştığında, zaman içinde iş ve işyerine karşı bir soğuma, bir alakasızlık hissi yaşıyor. Evliliklerdeki monotonlaşma benzeri bir ruh haline bürünüyor. Böyle olduğunda ise, elbette verimi düşüyor, patronuna yeteri kadar kâr sağlayamıyor. Demek ki, iş hayatındaki Seri Monogomi de, bir mecburiyete dayanıyor.

Yazımızı toparlayacak olursak; Seda Sayan, eşinden boşanmakla hem insan tabiatına, hem iktisadi ve sosyal gerekliliklere uygun davranmış olmaktadır. Aksini düşünmek abesle iştigaldir.

“İnsanoğlu daha iyisini bulana kadar şimdilik en iyisi Seri Monogami” diyoruz.
Old 20-09-2011, 22:56   #28
hukukbilgisi

 
Varsayılan Ayrılma ve IQ Seviyesi

Ayrılma ve IQ Seviyesi

Sevgili Ayrılıkperest kardeşlerim ve Boşanma Teali Cemiyeti'nin değerli üyeleri...
Şimdi de ayrılık ve iq ilişkisini irdeleyeceğiz.

Her zaman yaptığımız gibi, ilmi araştırmalardan, dini menkıbelerden ve askeri disiplinden ziyadesiyle yararlanacağız.

Cenevre İşletme Fakültesi tarafından yapılan araştırmanın sonucuna göre; mutlu bir evlilik için, kadının erkekten %27 oranında daha zeki olması gerekiyormuş. Eğer ki, kadın erkekten %27 daha zeki ise, evliliklerinin başarılı olma oranı %20 civarındaymış.

Kabaca bir hesap yaptığımızda şunu görmekteyiz: Ortalama zeka puanı 100 olarak kabul edildiğine göre, başarılı bir evlilik için kadının zeka puanının 127 civarında olması gerekiyor -ki bu puan ileri zeka seviyesi kabul ediliyor- evlilikte başarılı olabilsin (%20'lik bir şansla elbette).

Bu formüle göre; eğer erkek ileri zeka düzeyinde ise, kadının yaklaşık olarak bir Einstein zekasına sahip olması gerekiyor kiiiii; bu kadarcık zeka her kadın da bulunur(!) yani...

Bu araştırmayı neden bir işletme fakültesi yapmış da, aileden sorunlu bir devlet bakanı yapmamış, anlayamasam da; ilim ilim bilmektir, ilim kendini bilmektir, deyip yolumuza devam ediyoruz. Her 100 kişiden 21'inin ileri zekalı, 4'ünün ise üstün zekalı olduğu söyleniyor. Normal zekaya toplumda denk gelme olasılığımız ise, her 100 kişide 50 olasılığında ki, tadından yenmez.

Demek oluyor ki efenim, ilgili fakülte, erkekleri normal zekada kabul etmiş ve %20 oranında başarı şansı olan bir evlilik için kadının ileri zekalı olmasını öngörmüştür.

Yalnızca %20 bir şans için, bir erkek, kendisinden daha zeki bir kadınla evlenmeye tahammül edebilir mi, takdiri siz değerli okurlara bırakıyorum. Eğer erkek üstün zekalı biri olduğu takdirde, üstün zekadan da üstün bir zeka bulunmadığı için, evlilik fikriyle ilişkisini derhal kesmek durumundadır.

Sevgili erkek ve kadınlar, yukarıdaki zeka ve başarı oranlarını kendileri açılarından değerlendire dursunlar; halen başarılı bir evliliği olduğunu düşünen pek çok erkeğin bu zeka meselesinden dolayı, boşanma avukatına vekalet vermek için sabahı zor edeceklerini tahmin ediyorum.

Şimdi başka bir araştırmaya geliyoruz (http://www.ntvmsnbc.com/id/25063539/).

"London School of Economics and Political Science" menşeli araştırmaya göre; erkekler, IQ seviyeleri yükseldikçe, daha düşük seviyede zekası olan erkeklere göre tek eşliliğe daha çok değer veriyorlarmış. Araştırmanın özlü sözü şu oluyor ki; sadakatsiz erkekler, sadık erkeklere oranla daha az IQ'ye sahipler... Buyrun Ayrılık Namazına desem yeridir...

An itibariyle şöyle bir durumla karşı karşıyayız: Sadık erkeğin IQ'su yüksek oluyor ki, bu 120 puandan yüksekte bir puan oluyor. Önceki araştırmadan da biliyoruz ki, sadık erkeğin evliliğinin başarılı olması için kadının %27 daha zeki olması gerekiyor. Varın siz hesap edin bu adamın evliliğini başarılı kılmak için gerekli olan bayan Einstein sayısını. Erkeğin üstün zekalı olduğu seçeneğe ise hiç girmiyorum bile.

An itibariyle başka bir soğuk gerçekle de yüzleşmiş oluyoruz ki, o da şudur: Bir kadın başarılı bir evliliği olsun istiyorsa, geri zekalı bir adam bulmak zorunda. Bu geri zekalı erkek kardeşimizin su katılmamış bir sadakatsiz olması gerektiğini de, ikinci araştırmadan öğrenmiştik zaten. Başarılı bir evlilik ile sadakatsizlik birlikteliğini ise, hiçbir kadın (başarsaydı Angelina'm Jolie'm başarırdı) tercih etmez.

Araştırma sonuçlarıyla, ülkemiz gerçeklerini harmanladığımızda karşımıza çıkan sonuç: Bütün yollar ayrılığa çıkar!.. Bu ayrılığı yaşayacağız, başka yolu yok!..

Notlar:
- Sadakatsiz bir erkekle de mutlu olurum lan, diyebilen tüm kadınların Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nü kutlar; cenneti ayaklarının altına serip serpiştiririm.
-Konuyla ilgilii olarak yararlanmadığım kaynaklar: Meydan Larus, Ana Britannica, Wikipedi, Yahoo vs...
Old 20-09-2011, 22:57   #29
hukukbilgisi

 
Varsayılan Böyle Ayrılık Olmaz!

Böyle Ayrılık Olmaz!

Değerli kardeşlerim!
Ayrılık üzerine daha önceden internet sitelerinde yazmış olduğumuz metinler, etkisini göstermiş; gerek yurtdışında ve gerekse yurtiçinde ayrılan çiftlerin (ayrılmalarından sonra elbette çift demiyoruz) sayısında belirgin bir artış gözlemlenmiştir.

Ancak, ülkemizdeki kimi çiftlerin ayrılma vakaları, beni hayal kırıklığına uğratmış bulunmaktadır. Ayrılmayla ilgili o kadar çok yazı yazmış olmama rağmen, birçok açıdan konuyu ele alıp ortaya koymama rağmen, kimi çiftlerin ayrılmanın özünü hiç anlamamış olmaları, beni ziyadesiyle üzmüş, kederlere gark etmiştir.

Layıkıyla ayrılabilen arkadaşlarım lütfen alınmasınlar, ama layıkıyla ayrılamayan çiftlere bir çift lafım var! Fakat neden böyle sitemkar davranıyorum, öncelikle bunu izah etmeye çalışayım:

Geçtiğimiz günlerde, gazetelerde bir haber yayınlandı. Haber boşanmayla ilgili olduğu için, dikkatimden kaçmadı tabi ki.

“SGK, SAHTE BOŞANMA İŞLEMİ YAPAN KADINLARI TAKİBE ALDI”
“SGK Boşanma Timi Kurdu”
“Sahte Dullara SGK Operasyonu”

Bunlar, gazetelerin haberle ilgili konu başlıkları. Efendim olay kısaca şudur:

Bir kadın, anne veya babasından emekli aylığı alabilmek istiyorsa, evli olmamak durumunda. Bazı kadınlar, işte bu aylığı alabilmek amacıyla eşlerinden boşanmışlar, fakat birlikte yaşamaya da devam etmişler. Ancaaaaak, ilgili yasamız çok hınzırca yazılmış olduğundan, boşandığı halde eşleriyle birlikte yaşamaya devam edenlerin maaşlarını kesiyormuş. Kimi kadınların, eşlerinden mahsusçuktan boşanmaları ve eşleriyle birlikte yaşamaya devam etmeleri Sosyal Güvelik Kurumu'nun kulağına gitmesin mi!.. Derhal boşanma timi kurulmuş ve şüpheli boşanmalar mercek altına alınmış. Sosyal Güvenlik Kurumu, sahte bir şekilde boşanan yaklaşık 250 çift tespit etmiş ve bunlardan sahteliğini kanıtladıklarından, ödedikleri parayı faiziyle geri almaya da başlamış. Hatta ve hatta bir kişiye de hapis cezası verdirmiş.

Sanırım kızgınlık ve kırgınlığımın nedeni anlaşılmıştır değerli okurlar. Biz bu sayfalarda size, mahsusçuktan mı ayrılın diyoruz? Şakacıktan mı boşanın diyoruz? Böyle ayrılık mı olur, allasen? Doğru düzgün ayrılmasını bile bilmiyorsunuz, sonra Sosyalimizin Güvenlik Kurumu takibata başlayınca yandım anam diye figan eyliyorsunuz. Ya adam gibi ayrılın, ya da hiç ayrılmayın.

Siz bir insan düşünün ki, kendisi başbakan filan olsun. Sonra görevinden istifa etsin, ama gizli gizli makamına da gelmeye devam etsin!.. Yakışır mı koskoca başbakana?..

Bir general düşünün ki, görevinden istifa etsin, ama gizli gizli seminer toplantılarına da katılıp, seri numaraları silineyazdı olan bombaları bir ilden diğerine nakleylesin!..

Örneklerden de anlaşılacağı üzere, böyle saçmalık olmaz. Alacağınız emekli maaşı kaç kuruşsa ben cebimden vereyim, ama siz de adam gibi ayrılın yani! Layıkıyla ayrılanlar veya ayrılmak isteyenler üzerlerine alınmasınlar, benim onlarla hiçbir meselem yok.
Aslanımsınız be!..
Old 21-09-2011, 15:16   #30
hukukbilgisi

 
Varsayılan AKP ve Ayrılık

AKP ve Ayrılık

Kolay ayrılma yollarını, ayrılmanın neden gerekli olduğunu, ayrılmanın felsefesini, matematiğini, fiziğini, tarihini ve daha birçok ayrılma ile ilgili hususu ele almakla birlikte, geriye dönüp şöyle bir baktığımda, konuyu AKP ile ilgili olarak hiç ele almadığımı farkettim. İşte şimdi, bu eksikliği tamamlamaya çalışacağım.

Sekiz yıldır iktidarda olan AKP'yi pek çok yönden eleştirmek mümkündür. Kürt Açılımı olsun, Demokratik Açılım olsun, Teğet Açılımı olsun, Roman Açılımı olsun, Sanatçı Açılımı olsun, Alevi Açılımı olsun, Anayasa Açılımı olsun, tümünde duvara tosladığını söyleyebilirsiniz. Ancak, konu ayrılık olunca, -bana ister yandaş deyin, ister TRT'de yaptığı programdan 30.000 TL alıyor deyin- AKP, bu konuda gayet başarılıdır. Ayrılığı başarı olarak görmeyenlerin zaten bu satırlarda yeri yok, onlara laf bile söylemiyorum.

“Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in verdiği resmi bilgilere göre, Ak Parti’nin iktidar olduğu 2002–2007 yılları arasında 965 bin 812 boşanma davası açıldı.”
(http://www.haber24.com/Guncel/1-6144...a-dagildi.html)

Gördüğünüz gibi değerli okurlar, 2008, 2009, 2010 yılları bile rakama dahil edilmemişken 965 bin 812 gibi, inanılması zor bir rakama ulaşılmış bulunulmaktadır. AKP'den önceki dönemlerle kıyasladığımızda, büyük bir başarı tablosu ortaya çıkmış olmaktadır. “Kolay Ayrılma Yolları” yazarı olarak iktidar partisini can-ı gönülden kutluyorum. Bu arada 5 yılda 1 milyon yuva “dağıldı” şeklinde menfi bir terim kullanan haber sitesini huzurlarınızda kınıyorum. Müjdeli bir haberi matem havasında vermek, şanlı medya tarihimize hiç yakışmamaktadır. Kirlenmek nasıl ki güzelse, ayrılmak da güzeldir ve ayrılıkla ilgili kurduğumuz cümlelerde lütfen çok dikkatli olalım. Ayrılmak aleyhine kurduğumuz cümleler, küçük yaştaki çocukların, evliliği matah bir şey sanmalarına yol açabilir ki, kimse buna anlayış göstereceğimizi düşünmesin.

Neyse... Konuyu çok dağıtmayalım. Kimi okurlar, “Yuh arkadaş, 5 yılda 1 milyon yuva dağılmış, bu adam hala ne diyor. Boşanmaların artmasının ne gibi bir faydası olabilir ki?” şeklinde bir cümle sarf edebilirler. İçimden 10'a kadar sayıp, sinirimin yatışmasını sağladıktan sonra, gerekli cevabı hemen verebilirim. Tarafsız bir gözle analizimizi yapalım şimdi.

Derler ki, iki insan evlenmeye karar verdiği zaman, ekonomiye bir can gelir. Nişan harcamaları, düğün harcamaları, takı harcamaları, eşya harcamaları vs vs. Evlendikten sonra doğacak çocuklar için yapılacak harcamalar filan falan. Böylelikle evlilik ekonomik bir yarar sağlar.

Bu şekilde düşünen insanlar, boşanmanın sağladığı faydalardan habersiz görünürler. Evlilik bir sektör ise, boşanma da bir sektördür muhterem okurlar. Fazlası vardır eksiği yoktur. Daha boşanırken avukatınıza vereceğiniz ücret, sektörün hareketlenmesine neden olur. Bu yalnızca bir başlangıçtır. Lütfen şu haberi okuyalım:

[Yeniden doğup, başka biri olmak isteyenler sayesinde boşanmak bir sektöre, hatta endüstriye dönüştü. Bütün dünyada gittikçe artan boşanma salgını girişimcilerin yaratıcılığını körüklüyor, iştahını kabartıyor. Boşanma partileri, fuarlar, estetik cerrahlar, tur şirketleri, yaşam koçları, hukukçular, kuaförler, diyetisyenler, alyans tabutları, kitaplar ve arkadaşlık siteleri boşanmış zamane insanına hep bir ağızdan “Sakın bedbaht olma...” diye moral ve cesaret veriyor: “Hayat boşandıktan sonra başlar.” (http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=13007709)

Görüyor musunuz şu hareketi ve bereketi. Bugün “alyans tabutu” diye bir nesne var ise; biz bunu tamamen boşanma hadisesinin varlığına borçluyuz. Kim bilir daha ne yaratıcı olaylar, olgular ve nesneler vardır da, henüz haberimiz yokturdur.

Mal meydanda değerli okurlar, hiç mok atmaya gerek yok. AKP'nin başarısı açık seçik ortadadır. Bu kriz ortamında boşanma endüstrisini ayakta tutmak büyük bir başarıdır. Takdir edemeyenlere ise, söyleyecek bir sözüm yok.
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Kolay Affedebİlİr Mİsİnİz? üye27169 Site Lokali 55 01-04-2010 19:49
Kolay Harcamak, Kolay Harcanmak thecoderman Yazdıklarımız - Yazdıklarınız. 3 10-06-2007 13:38
FSEK anlamında"eser"; "Mezdeke"oryantal grup adı ve oluşturdukları karakter eser mi? Aslı Hukuk Soruları Arşivi 6 27-12-2006 01:32
Yurtdisinda Mi Turkiye De Mi Daha Kolay Olur Bosanmak MuratNehir Hukuk Soruları Arşivi 1 27-02-2002 18:33


THS Sunucusu bu sayfayı 0,21913791 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2013) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.