Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Meslektaşların Soruları Hukukçu meslektaşların hukuki nitelikte sorularını birbirlerine yöneltecekleri mesleki yardımlaşma forumu. SADECE hukuk fakültesi mezunları ile hukuk profesyonellerinin (bilirkişi, icra müdürü vb.) yazışmasına açıktır. [Yeni Soru Sorun]

Süre Tutum Dilekçesi, Ek Temyiz

Yanıt
Old 21-08-2006, 12:32   #1
Av.Levent

 
Varsayılan Süre Tutum Dilekçesi, Ek Temyiz

Yardım eden meslektaşlarıma şimdiden teşekkür ederiyorum.

Bu konu ile ilgili açıklayıcı bir yargıtay kararı bulamadığım ve konu gerçekten yorum farklılıklarına açık olduğu için yazıyorum.

İş Mahkemesinde kıdem-ihbar tazminatlı bir davanın son oturumdan bir önceki oturumda davacı davasını ıslah ederek dava değerini artırıyor ve dava dilekçesinde istemediği faiz taleplerini ıslah dilekçesi ile talep ediyor. Islah dilekçesine itiraz edilerek kabul edilmediği açıkca beyan ediliyor. Dava davacının lehine sonuçlanıyor. Zamanında tarafımızdan süre tutum dilekçesi ile birlikte aynı gün temyiz harç ve giderleri yatırılıyor. Davacı kararı icraya koyuyor. (Buraya kadar herşey normal)Bizde kararı mahkeme kaleminden tebliğ olmadan alıyoruz ve gerekçeli temyiz dilekçemizi yazıp, mahkemeye havaleli olarak veriyoruz. İcra emri tarafımıza gelince mahkeme kararının yanlış olduğunu anlıyoruz. Mahkeme dava tarihinden itibaren bütün taleplere faiz başlatılmasına hükmetmiş. Bunun üzerine ek bir temyiz dilekçesi yazarak veriyoruz. Sorunda bu ek temyiz dilekçesinin verilmesinden sonra başlıyor zira sayın hakim bu dilekçeyi kabul edip etmemek konusunda kararsız. Bu kararsızlığı gidermek için bakmadığım yer kalmadı ama tatmin edici bir yargıtay kararı bulamadım. Şunu biliyorum ek temyiz dilekçesi temyiz süresi içerisinde her zaman verilebilir. Sorularım şöyle;
1-İş mahkemelerinde temyiz süresi tefhimden itibaren 8 gün olmasına rağmen bu süre içerisinde verilen süre tutum dilekçesi ile temyiz hakkımı saklı tutmuş olmama rağmen temyiz sebeplerini genişlettiğim bir ek temyiz dilekçesi verebilir miyim? Hangi süre zarfında?
2-Yaptığım araştırmada Sayın Baki Kuru Hocanın iş mahkemelerinde temyiz süresi ile ilgili yorumu şöyle "Her nekadar iş mahkemesinde temyiz süresi tefhim tarihinden itibaren başlarsa da hakimin 'kalemden öğrenilmek üzere ' veya 'tarafların yüzüne karşı gerekçeli karar açıklandı' gibi ifadeler gerekçeli kararın uygulamada geçikmesi nedinyele geçerli değildir ve temyiz süresi gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren ayrı ayır başlar." demektedir.

Tarafıma tebliğ edilmeyen gerekçeli karar nedeniyle karar tebliğ edilene kadar istediğim kadar temyiz dilekçesi ve bunun eki niteliğinde ek temyiz sebepleri içeren dilekçe verebilir miyim?
Old 21-08-2006, 13:19   #2
AV.SERTANn

 
Varsayılan

kısa kararın tefhiminden itibaren 8 gün içinde süre tutum dilekçesi verilmiş ise gerekçeli kararın tebliği tarihinden itibaren 8 gün içinde gerekçeli temyiz layihası verilebilir.(tebliğden önce de gerekçeli t.layihası verilebilir fakat bu halde kararın gerekçesi öğrenilmeden dilekçe yazılması hataya sebebiyet verebilir.)yine aynı süre içinde ek temyiz dilekçesi verilebilir.Bununla ilgili Herhangi bir kanuni sınırlama olmadığı düşüncesindeyim
Old 21-08-2006, 13:35   #3
medenikal

 
Varsayılan

Alıntı:
mahkeme kararının yanlış olduğunu anlıyoruz. Mahkeme dava tarihinden itibaren bütün taleplere faiz başlatılmasına hükmetmiş. Bunun üzerine ek bir temyiz dilekçesi yazarak

sayın levent

yapılan ıslah ile davaya sokulan talepler dava tarihinden itibaren esas alınır.yani davanın açılmış olduğu tarihe doğru gidiş söz konusu olur.

sizin itiraz etttiğiniz , ıslah ile davaya sokulan yeni taleplerin ,sokuldukları tarih itibariyle dikkate alınması gerektiği ise kanımca bu temyiz nedeni olarak ileri sürülemez.
Old 21-08-2006, 14:19   #4
Av.K.P

 
Varsayılan

Sayın Av. Levent, her ne kadar mahkeme kararını kalemde tebliğ almadığınızı ve icra emri ile gerekçesini öğrendiğinizi beyan ettiyseniz de gerekçeli temyiz lahiyası verdiğinizde -gerekçeli karar yazıldı ise- kararın gerekçesine muttali olmuş sayılırsınız. Bu yüzden Baki Kuru'ya atfen yaptığınız açıklamanın sizin olayınızda geçerli olmadığını düşünüyorum. (Kararı tebliğ olmadan aldığınızı söylediğinize göre temyiz lahiyasını verdiğinizde gerekçeli karar yazılmıştı ve siz kararın gerekçesine muttali oldunuz.Ayrıca kararın tebliğ edilmesi gerektiğini düşünmüyorum)Ancak bu durumun ek temyiz dilekçesi vermenize engel teşkil etmediği kanısındayım.Zira süre tutum dilekçesi ile temyiz hakkınız saklı olduğuna göre açıklayıcı lahiya verebilirsiniz. Ancak bu dilekçeyi ne kadar süre içerisinde vermeniz gerektiği konusunda bir karar bulamadım. Ben 8 günlük süreyle bağlı olmadığınızı düşünüyorum ama sadece bir yorum. Eğer karar bulursam ekleyeceğim.
Saygılarımla.
Old 21-08-2006, 15:20   #5
Av.K.P

 
Varsayılan

Sayın Taslak,
Yargıtay bazı kararlarında ıslah ile davaya sokulan taleplere dava tarihinden itibaren faize hükmedilebileceği kararını vermişse de Hukuk Genel Kurulunun 03.07.2002 gün ve 2002/9-564 E, 2002/572 K. sayılı kararında mevcut davada ıslah yoluyla arttırılan miktarlar için ıslah tarihinden itibaren faiz yürütüleceğini benimsemiştir. Uygulamada da yerel mahkemeler ilk dava tarihinden değil ıslah tarihinden itibaren faiz yürütülemesine karar verdiğinden Sayın Av. Levent temyiz gerekçesinde haklı.
Old 21-08-2006, 15:37   #6
Av.Elvan Akkaya

 
Varsayılan

arkadaşlar ben de bir ceza davasında süre tutum vermiştim ancak gerekçeli kararın tebliğinden sonra açıklayıcı temyiz dilekçemi vermek için kanuni süreyi geçirmişim.dosya halen yargıtaya gitmedi.süre tutum temyiz sayıldığına göre, asıl temyiz dilekçesini süreyi geçirmiş de olsam veremez miyim? ya da versem yargıtay bunu dikkate alır mı???
Old 21-08-2006, 15:59   #7
medenikal

 
Varsayılan

sayın palamar

karar da temerrüd ayrımına değinmemişsiniz.sanki her halde ıslah tarihinden sonra faiz talebi söz konusu diye bir anlam çıkarılabilir.

bu açıdan bakıldığında ıslah ile dava tarihinden öncesine bile gitmek mümkündür.

benim görüşüm ise temerrüt de düşürülmese de dava tarihinden itibaren faizin alınmasıdır.

yargıtayın her görüşünü kabul edersek işimiz var demektir.

T.C.
Y A R G I T A Y
Hukuk Genel Kurulu
S A Y I
Esas Karar Y A R G I T A Y K A R A R I
-------- ---------
2003/9-76 2003/126
Mahkemesi : Ankara 2.İş Mahkemesi
Günü : 10.12.2002
Sayısı : 2002/1066-1126

Taraflar arasındaki "alacak" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 2.İş Mahkemesince davanın kısmen kabul-kısmen reddine dair verilen 14.5.2002 gün ve 2001/289-2002/224 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9.Hukuk Dairesinin 17.9.2002 gün ve 14732-15413 sayılı ilamı ile; (...1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Kıdem tazminatı dışındaki alacaklar için ıslahla istenilen bakiye miktarlara ıslah tarihinden itibaren faiz yürütülmesi Hukuk Genel Kurulunun Dairemizce benimsenen görüşüne göre gerektiği halde ilk dava gününden faize karar verilmesi hatalıdır ...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN: Davalılardan Kargo vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Davacı, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmak suretiyle 21.5.2001 tarihinde açtığı kısmi davada kıdem tazminatı, ücret, fazla mesai, yıllık izin ücreti, vergi iadesi ile hafta ve bayram tatili gündeliklerinden şimdilik toplam 640.000.000.TL.nın kıdem tazminatının fesih tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faizi ile, sair alacaklarının ihtarnamenin tebliği tarihinden itibaren yasal faizleri ile birlikte tahsilini istemiştir.
Bilirkişi raporundan sonra verdiği 21.3.2002 tarihli dilekçe ile kıdem tazminatı, ücret, fazla mesai, yıllık izin ücreti, vergi iadesi ile hafta ve bayram tatili gündelikleri miktarını rapor doğrultusunda arttırmak suretiyle alacağının bu geri kalan bölümünün de kıdem tazminatının fesih tarihinden işleyecek en yüksek banka mevduat faizi ile, sair alacaklarının ihtarnamenin tebliğinden itibaren yasal faizleri ile birlikte hüküm altına alınmasını talep etmiştir.
Mahkemenin kıdem tazminatının 7.5.2001 fesih tarihinden itibaren en yüksek banka mevduat faizi, diğer alacakların 21.5.2001 kısmi dava tarihinden itibaren yasal faizi ile tahsiline" dair verdiği karar yukarıda belirtilen nedenle Özel Dairece bozulmuştur.
Mahkemece, "kısmi davadan önce işverene ihtarname çekilip tebliğ edildiği, ihtarnamede ödeme günü belirtilmediğinden kısmi davada istenen miktarlar ile sonradan arttırılan kalemlere ilişkin miktarlara 21.5.2001 kısmi dava tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerektiği" gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir.
Bilindiği gibi HUMK.nun 87.maddesinin son cümlesinde "müddei ıslah suretiyle müddeabihi tezyit edemez" hükmü vardı. Anayasa Mahkemesinin Resmi Gazetenin 4.11.2000 tarihli nüshasında yayınlanan 20.7.1999 tarih 1999/1 E, 1999/33 K. Sayılı kararı ile dava açıldıktan sonra davacının müddeabihi "ıslah"yoluyla artırılmasını önleyen bu kural bir hakkın elde edilmesini zorlaştırdığından ve itiraz konusu kural, davacıyı ikinci kez dava açmaya zorlaması nedeniyle Anayasa'nın Hukuk Devleti ilkesine ve hak arama özgürlüğünü kısıtladığından, Anayasaya aykırı bulunduğundan iptal edilmiştir.
Bundan böyle davacı, dava dilekçesinde gösterdiği müddeabihi (davalı muvafakat etmese bile) aynı dava içinde ıslah yolu ile arttırabilecektir. Bu düzenleme, davacının ilk dava dilekçesinde saklı tuttuğu fazlaya ilişkin hakkını ek bir dava ile istemesine engel olmayacaktır.
Islahın sonuçlarına gelince; Islah, taraflardan birinin yapmış olduğu bir usul işlemini tamamen veya kısmen düzeltilmesine denir. (HUMK m.83) Islah tahkikata tabi davalarda tahkikat bitinceye kadar ve tahkikata tabi olmayan davalarda ise yargılamanın bitimine kadar yapılabilir(HUMK m.84). Yargıtay'ın 4.2.1948 gün 10/3 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararına göre hükmün Yargıtay'ca bozulması üzerine, hüküm mahkemesinde yeni tahkikat sırasında ıslah yapılması mümkün değildir. HUMK.nun 85.maddesi gereğince ıslah muayyen celsede diğer taraf hazır olduğu halde yapılabileceği gibi, diğer tarafa tebliğ edilmek şartıyla dilekçe ile de yapılabilir. Islah tek taraflı bir irade beyanı ile olup, ıslahın geçerliliği için karşı tarafın ve mahkemenin kabulüne gerek yoktur. Ancak ıslah eden taraf bu tarihe kadar olan yargılama giderleriyle, karşı taraf için mahkemenin takdir edeceği zarar ve ziyanı karşı tarafın talebi üzerine davada mahkum olmuş gibi derhal mahkeme veznesine ödemeye mecburdur(HUMK m.86/1).Karşı tarafın zarar ve ziyan konusunda bir talebi yoksa mahkeme resen (kendiliğinden) bu masraflar yatırılmadı diye ıslah talebini red edemez.
Davanın tamamen ıslahı durumunda, dava dilekçesinden itibaren bütün usul işlemlerinin yapılmamış sayılmasını gerektirir(HUMK m.87).Gerek öğretide gerekse yargısal kararlarda, davanın tamamen ıslahında yeni bir dava açılmamış sayılacak, tamamen ıslah edilen dava ilk açılan davanın devamı niteliğinde olduğundan bunun doğal sonucu olarak, zamanaşımı hak düşürücü süre ilk davanın açıldığı tarihteki duruma göre dikkate alınacaktır. Onun için davanın tamamen ıslahında ıslah olunan dava, ilk dava gününde açılmış sayılacaktır (Bkz. Prof.Dr.Baki Kuru "Hukuk Muhakemeleri Usulü" 6.Baskı Cilt:IV, sh:3998 vd, Prof.Dr.Sabri Şakir Ansay "Yargılama Usullleri" isimli eser 1960 baskı sh:194 vd, Prof.Dr.İlhan Postacıoğlu "Medeni Usul Hukuku Dersleri" 1975 baskı S:460 vd, Prof.Dr.Saim Üstündağ "Medeni Yargılama Hukuku Esasları" 1973 baskı S:335 vd, YHGK 18.12.1957 gün E:2/66 K:64, 30.1.2002 gün E:2002/2-63 K:2002/23).
Davanın kısmen ıslahında ise, örneğin müddeabihi aynı davada arttırması, davasını genişletmesi hallerinde, kısmi ıslahtan söz edilebilecektir. Bu durumda o zamana kadar yapılmış, bütün usul işlemlerinin yapılmamış sayılmasına imkan yoktur.Davanın kısmen ıslahını düzenleyen HUMK.nun 87 c.1.de "bunu (ıslahı) yapan tarafın teşmil edeceği noktadan itibaren" dediğine göre, davacının davasını kısmen ıslah etmesi halinde, hangi usul işlemlerinin yapılmamış sayılması gerekeceği davacının iradesine göre yorumlanacaktır. Davanın ıslah edilmeyen kesimine ilişkin usul işlemleri ise geçerli olmakla devam edecektir(Bkz. Prof.Dr. Baki Kuru a.g.e sh:4018). Kısmı ıslah halinde davacı, ıslah yolu ile müddeabihi arttırabileceği için, kısmi dava açan davacı, alacağının saklı tuttuğu bölümünü sonradan aynı davada talep edebilecektir. Asıl alacağını ilk davada talep eden alacaklı (davacı) davalı (borçlu) muvafakat etmezse kısmi ıslah yolu ile aynı davada faiz isteyebilecektir.
Sırası gelmişken kısmi davanın açılması şartlarının da irdelenmesi gerekir. Hukukumuzda ilke olarak kısmi dava açılması mümkündür. Çünkü yasalarımızda bir alacak hakkının bir bölümünün dava edilip geriye kalanının ikinci bir dava ile istenmesini engelleyen bir hüküm yoktur. Davacı, dava dilekçesinde fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak kısmi dava açar. Uygulamada, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması, dava açma tekniği bakımından, tümü ihlal ya da inkar olunan hakkın ancak bir bölümünün dava edilmesi, diğer bölümüne ait dava ve talep hakkının bazı nedenlerle geleceğe bırakılması anlamına gelir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve Özel Dairelerce oybirliği ile benimsenmiş ilkeye göre, kısmi davada fazlaya ilişkin


ayrı karar

1.Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının tüm davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2.Mahkemece davacı işçinin ıslah dilekçesi ile talep ettiği miktara ıslah tarihinden faiz yürütülmüş ise de Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Dairemiz uygulamasına göre daha önce temerrüd var ise ıslah ile artırılan miktara da temerrüt tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerekir. Somut olayda davacı 15.5.2002 tarihli ihtarnamesi ile davalı işvereni temerrüde düşürmüş olduğunu iddia etmiş ise de anılan ihtarnamenin davalıya tebliğ edilip edilemediği dosya içeriğinden anlaşılamamaktadır. Sözkonusu ihtarnamenin işverene tebliğ edildiği tarih araştırılarak sonucuna göre temerrüd tarihinin saptanıp ıslah edilen kısım için bu tarihten itibaren faiz yürütülmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 19.4.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Başkan Üye Üye Üye Üye
Old 21-08-2006, 16:56   #8
Av.Adnan Koray

 
Varsayılan

Merhaba,

Şimdi şöyle bir ayrım yapmak gerekiyor.
1. eğer temerrüte düşürülmüşse faiz ıslaha rağmen temerrüt tarihinden itibaren işler.
2. dava açmadan temerrüde düşürülmemişse,Açılan dava miktarı itibariyle temerrüde düşürülmüş olacağından, ıslah tarihi itibariyle faiz işleyecektir.
T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
E. 2003/9-76
K. 2003/126
T. 5.3.2003
• ALACAK DAVASI ( Davacı Tarafından Kıdem Tazminatı Ücret Fazla Mesai Yıllık İzin Ücreti Vergi İadesi ile Hafta ve Bayram Tatili Gündeliklerinin İstenmesi )
• KISMİ DAVA ( Fazlaya İlişkin Hakların Saklı Tutulması Koşuluyla Açılan Alacak Davasında Dava Tarihinde Alacağın Bir Kısmının İstenmesi )
• FAZLAYA İLİŞKİN HAKLARIN SAKLI TUTULMASI ( Bu Koşulla Açılan Alacak Davasında Dava Tarihinde Alacağın Bir Kısmının İstenmesi )
• ISLAH ( Dava Devam Ederken Talebin Düzeltilmesi Yoluyla Alacak Miktarının Arttırılması )
• ISLAHIN GEÇERLİLİĞİ ( Bunun Geçerliliği İçin Karşı Tarafın veya Mahkemenin Kabulüne Gerek Duyulmaması )
• ISLAHTA YARGILAMA GİDERİ ( Islah Eden Taraf Bu Tarihe Kadar Olan Yargılama Giderleriyle Karşı Taraf İçin Mahkemenin Takdir Edeceği Zarar ve Ziyanı Talep Üzerine Mahkeme Veznesine Ödemeye Mecbur Olması )
• DAVANIN TAMAMEN ISLAHI ( Bu Durumda Islaha Kadar Yapılan İşlemlerin Yapılmamış Sayılması )
• USÜL İŞLEMLERİNİN YAPILMAMIŞ SAYILMASI ( Tamamen Islahta Islaha Kadar Yapılan İşlemlerin Yapılmamış Sayılması )
• ZAMANAŞIMI ( Kısmi Davada Geri Kalan İstem İstem İçin Zamanaşımı Süresinin Durmaması )
• TEMERRÜT ( Muaccel Bir Borcun Borçlusunun Alacaklının İhtarı ile Mütemerrit Olması )
1086/m.83,84,85,86,87
818/m.74,101/f-1
ÖZET : İhtarnamede talep edilmemiş olan alacak için, işveren davadan önce temerrüde düşürülmediğinden kısmi dava ile istenen miktara bu davanın açıldığı tarihten, kısmi ıslahla arttırılan miktara, kısmi islahın yapıldığı tarihten itibaren faize hükmedilmesi gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki "alacak" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; ( Ankara İkinci İş Mahkemesi )nce davanın kısmen kabul kısmen reddine dair verilen 14.5.2002 gün ve 2001/289-2002/224 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay Dokuzuncu Hukuk Dairesinin 17.9.2002 gün ve 14732-15413 sayılı ilamı ile; ( ...1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2- Kıdem tazminatı dışındaki alacaklar için ıslahla istenilen bakiye miktarlara ıslah tarihinden itibaren faiz yürütülmesi Hukuk Genel Kurulunun Dairemizce benimsenen görüşüne göre gerektiği halde ilk dava gününden faize karar verilmesi hatalıdır ... )gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Temyiz Eden: Davalılardan H... Kargo vekili.

Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Davacı, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmak suretiyle 21.5.2001 tarihinde açtığı kısmi davada kıdem tazminatı, ücret, fazla mesai, yıllık izin ücreti, vergi iadesi ile hafta ve bayram tatili gündeliklerinden şimdilik toplam 640.000.000.-TL.nın kıdem tazminatının fesih tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faizi ile, sair alacaklarının ihtarnamenin tebliği tarihinden itibaren yasal faizleri ile birlikte tahsilini istemiştir.

Bilirkişi raporundan sonra verdiği 21.3.2002 tarihli dilekçe ile kıdem tazminatı, ücret, fazla mesai, yıllık izin ücreti, vergi iadesi ile hafta ve bayram tatili gündelikleri miktarını rapor doğrultusunda arttırmak suretiyle alacağının bu geri kalan bölümünün de kıdem tazminatının fesih tarihinden işleyecek en yüksek banka mevduat faizi ile, sair alacaklarının ihtarnamenin tebliğinden itibaren yasal faizleri ile birlikte hüküm altına alınmasını talep etmiştir.

Mahkemenin kıdem tazminatının 7.5.2001 fesih tarhinden itibaren en yüksek banka mevduat faizi, diğer alacakların 21.5.2001 kısmi dava tarihinden itibaren yasal faizi ile tahsiline" dair verdiği karar yukarıda belirtilen nedenle Özel Dairece bozulmuştur.

Mahkemece, "kısmi davadan önce işverene ihtarname çekilip tebliğ edildiği, ihtarnamede ödeme günü belirtilmediğinden kısmi davada istenen miktarlar ile sonradan arttırılan kalemlere ilişkin miktarlara 21.5.2001 kısmi dava tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerektiği" gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir.

Bilindiği gibi HUMK.nun 87. maddesinin son cümlesinde "müddei ıslah suretiyle müddeabihi tezyit edemez" hükmü vardı. Anayasa Mahkemesinin Resmi Gazetenin 4.11.2000 tarihli nüshasında yayınlanan 20.7.1999 tarih 1999/1 E, 1999/33 K. sayılı kararı ile dava açıldıktan sonra davacının müddeabihi "ıslah" yoluyla artırılmasını önleyen bu kural bir hakkın elde edilmesini zorlaştırdığından ve itiraz konusu kural, davacıyı ikinci kez dava açmaya zorlaması nedeniyle Anayasa"nın Hukuk Devleti ilkesine ve hak arama özgürlüğünü kısıtladığından, Anayasaya aykırı bulunduğundan iptal edilmiştir.

Bundan böyle davacı, dava dilekçesinde gösterdiği müddeabihi ( davalı muvafakat etmese bile )aynı dava içinde ıslah yolu ile arttırabilecektir. Bu düzenleme, davacının ilk dava dilekçesinde saklı tutuğu fazlaya ilişkin hakkını ek bir dava ile istemesine engel olmayacaktır.

Islahın sonuçlarına gelince; Islah, taraflardan birinin yapmış olduğu bir usul işlemini tamamen veya kısmen düzeltilmesine denir. ( HUMK m.83 )Islah tahkikata tabi davalarda tahkikat bitinceye kadar ve tahkikata tabi olmayan davalarda ise yargılamanın bitimine kadar yapılabilir ( HUMK. m.84 ). Yargıtay'ın 4.2.1948 gün 10/3 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararına göre hükmün Yargıtay'ca bozulması üzerine, hüküm mahkemesinde yeni tahkikat sırasında ıslah yapılması mümkün değildir. HUMK.nun 85. maddesi gereğince ıslah muayyen celsede diğer taraf hazır olduğu halde yapılabileceği gibi, diğer tarafa tebliğ edilmek şartıyla dilekçe ile de yapılabilir. Islah tek taraflı bir irade beyanı ile olup, ıslahın geçerliliği için karşı tarafın ve mahkemenin kabulüne gerek yoktur. Ancak ıslah eden taraf bu tarihe kadar olan yargılama giderleriyle, karşı taraf için mahkemenin takdir edeceği zarar ve ziyanı karşı tarafın talebi üzerine davada mahkum olmuş gibi derhal mahkeme veznesine ödemeye mecburdur ( HUMK m.86/1 ). Karşı tarafın zarar ve ziyan konusunda bir talebi yoksa mahkeme resen ( kendiliğinden )bu masraflar yatırılmadı diye ıslah talebini red edemez.

Davanın tamamen ıslahı durumunda, dava dilekçesinden itibaren bütün usul işlemlerinin yapılmamış sayılmasını gerektirir ( HUMK m.87 ). Gerek öğretide gerekse yargısal kararlarda, davanın tamamen ıslahında yeni bir dava açılmamış sayılacak, tamamen ıslah edilen dava ilk açılan davanın devamı niteliğinde olduğundan bunun doğal sonucu olarak, zamanaşımı hak düşürücü süre ilk davanın açıldığı tarihteki duruma göre dikkate alınacaktır. Onun için davanın tamamen ıslahında ıslah olunan dava, ilk dava gününde açılmış sayılacaktır ( Bkz. Prof.Dr. Baki Kuru "Hukuk Muhakemeleri Usulü" 6. Baskı CiIt:IV, sh:3998 vd, Prof.Dr.Sabri Şakir Ansay "Yargılama Usulleri" isimli eser 1960 baskı sh:194 vd, Prof.Dr. İlhan Postacıoğlu "Medeni Usul Hukuku Dersleri" 1975 baskı S:460 vd, Prof.Dr. Saim Üstündağ "Medeni Yargılama Hukuku Esasları" 1973 baskı S:335 vd, YHGK 18.12.1957 gün E:2/66 K:64, 30.1.2002 gün E:2002/2-63 K:2002/23 ).

Davanın kısmen ıslahında ise, örneğin müddeabihi aynı davada arttırması, davasını genişletmesi hallerinde, kısmi ıslahtan söz edilebilecektir. Bu durumda o zamana kadar yapılmış bütün usul işlemlerinin yapılmamış sayılmasına imkan yoktur. Davanın kısmen ıslahını düzenleyen HUMK.nun 87 nci m.de "bunu ( ıslahı )yapan tarafın teşmil edeceği noktadan itibaren" dediğine göre, davacının davasını kısmen ıslah etmesi halinde, hangi usul işlemlerinin yapılmamış sayılması gerekeceği davacının iradesine göre yorumlanacaktır. Davanın ıslah edilmeyen kesimine ilişkin usul işlemleri ise geçerli olmakla devam edecektir ( Bkz. Prof.Dr. Baki Kuru a.g.e sh:4018 ). Kısmı ıslah halinde davacı, ıslah yolu ile müddeabihi arttırabileceği için, kısmi dava açan davacı, alacağının saklı tuttuğu bölümünü sonradan aynı davada talep edebilecektir. Asıl alacağını ilk davada talep eden alacaklı ( davacı )davalı ( borçlu )muvafakat etmezse kısmi ıslah yolu ile aynı davada faiz isteyebilecektir.

Sırası gelmişken kısmi davanın açılması şartlarının da irdelenmesi gerekir. Hukukumuzda ilke olarak kısmi dava açılması mümkündür. Çünkü yasalarımızda bir alacak hakkının bir bölümünün dava edilip geriye kalanının ikinci bir dava ile istenmesini engelleyen bir hüküm yoktur. Davacı, dava dilekçesinde fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak kısmi dava açar. Uygulamada, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması, dava açma tekniği bakımından, tümü ihlal ya da inkar olunan hakkın ancak bir bölümünün dava edilmesi, diğer bölümüne ait dava ve talep hakkının bazı nedenlerle geleceğe bırakılması anlamına gelir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve Özel Dairelerce oybirliği ile benimsenmiş ilkeye göre, kısmi davada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmuş olması, saklı tutulan kesim için zamanaşımını kesmez, zamanaşımı, alacağın yalnız kısmi dava konusu yapılan miktar için kesilir. Bunun gibi, kısmi dava ile alacağın yalnız kısmi dava konusu yapılan kesimi için hak düşürücü süre korunmuş olur. Kısmi dava dışı kalan ( saklı tutulan )alacak kesimi hakkında hak düşürücü süre korunmuş olmaz.

Bu genel açıklamalardan sonra somut olayın irdelenmesine gelince; Davacı, açtığı kısmi dava ile fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmak suretiyle talepte bulunmuş, kıdem tazminatı için fesih tarihinden sair alacakları için ihtarnamenin tebliğ tarihinden itibaren faiz istemiştir. İlk davadan önce temerrüd ihtarının keşide edilmediği hallerde, kısmi davanın, dava edilmeyen fakat saklı tutulan miktar bakımından borçluyu temerrüde düşürmeyeceği yargısal kararlar da benimsenmektedir. Çünkü açılan kısmi dava ancak, dava konusu edilen miktar kadar davalıyı temerrüde düşürür. Bilinmeyen ve yargılama aşamasında bilirkişi raporu ile ortaya çıkan ve kısmi ıslaha konu olan kesim için, kısmi dava dilekçesinin borçluyu temerrüde düşüreceğinden söz edilemez. ( Y.5.H.D. 4.5.1989 E:23307 K:9906, Y.H.G.K. 3.7.2002 E:2002/9-564 K:572 )

Yine kısmi davadan önce borçlu temerrüde düşürülmemiş, davacı ( alacaklı )kısmi davanın devamı sırasında müddeabihi arttırmış ise, kısmi ıslah ile davalı temerrüde düşeceği için, bu kesim için kısmi ıslah tarihinden itibaren faiz yürütüleceği, yargı kararlarında benimsenmiştir. ( Y.H.G.K. 3.7.2002 E:2002/9-564 K:2002/572 )

Davacı ( alacaklı )açacağı kısmi davadan önce borçluyu temerrüde düşürmüş ve yargılamanın devamı sırasında kısmi ıslah yolu ile müddeabihi arttırmış veya ek dava açmış ve kısmi dava ile birleştirilmiş ise, bu temerrüd ihtarının bu iki halde borçlunun temerrüdünü oluşturup oluşturmayacağı sorununun da çözümlenmesi gerekir.

Bütün borçlar açısından olduğu gibi, para borçları bakımından da temerrüdün temel şartı borcun muaccel hale gelmiş bulunmasıdır.

BK.nun 74. maddesinin mehazına göre "ifa zamanı ne sözleşmeyle ne de borç ilişkisinin niteliğiyle belirlenmiş bulunmadıkça, borç hemen ifa edilebilir ve ifası derhal talep olunabilir" BK.74. maddesi çerçevesinde ifa zamanı bakımından kural, borcun herhangi bir vadeye bağlı bulunmaması ve doğumu anından itibaren muaccel olmasıdır. Borcun ifası için bir vade öngörülmüşse ilke olarak bu vadenin gelmesiyle muacceliyet oluşacaktır. Borcun muaccel hale gelmesi borçlu temerrüdünün ana şartı ise de, tek başına temerrüdü sağlamaya yeterli değildir. BK. 101/f-1'e göre "muaccel bir borcun borçlusu alacaklının ihtarı ile mütemerrit olur" denilmiştir. Öyleyse borçlunun temerrüde düşmesi için ihtarın kural olarak şart kılındığı anlaşılmaktadır. Genel olarak ihtarın normal gerçekleşme tarzı, alacaklının sırf ödeme talebinden ibaret iradesini borçluya iletmesidir. Alacaklı tarafından borçluya yöneltilen ihtar, onun ödemeyi talep edildiğini tereddüte yer bırakmayacak biçimde açık ve kesin bu şekilde ortaya koymalıdır. Uygulamada ihtar yerine geçen işlem olarak dava açılması veya icra takibi yapılması halinde de temerrüdün oluşacağı kabul edilmektedir ( Bkz. Dr. Nami Barlas Para Borçlarının İfasında Borçlunun Temerrüdü Açısından Düzenlenen Genel Sonuçlar İst.1992 s:27 vd ).

O halde bir borç ilişkisinde alacaklının temerrüt faizi talep edebilmesi için, iki temel şartın bir arada bulunması gerekir. Borcun bir para borcu olması ve borçlu temerrüdünün gerçekleşmesi gerekir.

Bu ilkeleri somut olaya uyguladığımızda; davacı, kısmi davayı açmadan önce doğan para borcu için işverene gönderdiği ihtarnamede fazla çalışmalara ilişkin alacaklarını, hafta sonu çalışmalarına ilişkin alacaklarını, milli ve dini bayramlardaki çalışmalarına ilişkin alacaklarını, kullanmadığı yıllık izinlerine ilişkin alacaklarının derhal bankadaki hesabına yatırılmasını, aksi halde alacaklarını faizi ile tahsil edeceğini ihtaren bildirmiş, ihtarname işverene usulünce uygun olarak tebliğ edilmiş bulunduğundan ihtarnamede sayılan alacaklar için davadan önce temerrüt oluşmuştur.

1- Bu nedenle ücret alacağı dışındaki alacaklar için ihtarnamenin tebliği ile temerrüt oluştuğundan kısmi davadaki istek ve kısmi ıslahla arttırılan miktara temerrüt tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerekir ise de mahkemece bu iki istek için ilk dava tarihi bulunan 21.5.2001 tarihinden itibaren faiz yürütülmesi doğru değilse de temyiz edenin sıfatı nedeni ile bu husus bozma nedeni yapılmamıştır. Bu nedenlerle direnme kararı yerindedir.

2- Davacı ihtarnamede ücret alacağını talep etmemiş olup, bu kesim için işveren davadan önce temerrüde düşürülmediğinden kısmi dava ile istenen miktara bu davanın açıldığı 21.5.2001 tarihinden, kısmi ıslahla arttırılan miktara, kısmi ıslahın yapıldığı 21.3.2002 tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerekirken ücret alacağı talebinin tümüne 21.5.2001 ilk dava tarihinden itibaren faize hükmedilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Ücret alacağı yönündeki direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır.

SONUÇ : 1- Yukarıda ( 1 )numaralı bentte yazılı nedenle davalı vekilinin fazla çalışma alacağı, ulusal bayram ve genel tatil alacağı yönündeki temyiz itirazlarının reddi ile bu alacaklar yönünden verilen direnme kararının ( ONANMASINA ),

2- Yukarıda ( 2 )numaralı bentte yazılı nedenle davalı vekilinin ücret alacağı yönündeki temyiz itirazlarının kabulü ile ücret alacağı yönündeki direnme kararının ( BOZULMASINA ), 5.3.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
Old 21-08-2006, 17:06   #9
Av.Suat Ergin

 
Varsayılan

Alıntı:
Mesaj Sahibi: Av.Levent

Alıntı:
dava dilekçesinde istemediği faiz taleplerini ıslah dilekçesi ile talep ediyor

Sayın Av.Levent,

Anladığım kadarıyla dava dilekçesinde faiz talebi bulunmamaktadır. Buna rağmen mahkeme, gerekçeli kararında hem asıl dava hem de ıslah edilen bölüm(Ek dava)bakımından faize hükmetmektedir. Siz eğer, dava dilekçesinde faiz talebinde bulunulmadığına göre ıslah dilekçesinde de faiz talep edilemez düşüncesindeyseniz, size katılmıyorum. Islah ile talep edilen; artık ayrı bir dava gibi değerlendirilecektir. İşveren dava öncesi temerrüde düşürülmüşse, temerrüd tarihinden; bu yoksa ıslah tarihinden itibaren faize hükmedilecektir. Ancak gerekçeli kararda (dava dilekçesinde istenilmemesine rağmen) asıl dava bakımından faiz yürütülmüşse bozma sebebidir.

Alıntı:
Zamanında tarafımızdan süre tutum dilekçesi ile birlikte aynı gün temyiz harç ve giderleri yatırılıyor

Süre tutum dilekçesi vermişsiniz. Muhtemelen de klasik ifadelerle kararın tümünü kastederek temyiz ettiniz.Bu nedenle ek temyiz dilekçesi de verebilirsiniz. Vermeseniz bile Yargıtay re'sen gözetecektir. Çünkü temyiz dilekçeniz "kısmi temyiz" dilekçesi değildir. Hiç gerekçeli temyiz dilekçesi vermeseydiniz süre tutum dilekçesi ile dosya Yargıtay'a gitseydi de (okunursa) dosya asıl davaya faiz yürütüldüğü için bozulurdu.

Alıntı:
Bunun üzerine ek bir temyiz dilekçesi yazarak veriyoruz. Sorunda bu ek temyiz dilekçesinin verilmesinden sonra başlıyor zira sayın hakim bu dilekçeyi kabul edip etmemek konusunda kararsız.

HUMK.nun 432/4. maddesi hükmüne göre hakimin temyiz dilekçesini red etme gerekçeleri tahdidi olarak sayılmıştır. Ya temyizin, yasal sürenin geçirilmesinden sonra yapılması(somut olayda sözkonusu değildir) veya temyizi kabil olmayan bir karara ilişkin bulunması hallerine münhasırdır. Dilekçenin temyiz hakkına sahip olup olmadığını inceleme yetkisi Yargıtay'a aittir. Kısaca ek temyiz dilekçesi hususunda hakimin takdir yetkisi yoktur.

Hakim menfi düşünmeye devam etti diyelim. Ne yapacaktır? Ek temyiz dilekçenizi red edecektir. Siz de bu red kararını temyiz ettiğinizde, dosya ve temyiz nedenleriniz yine Yargıtay incelemesine tabi olacaktır.

Saygılarımla
Old 21-08-2006, 17:37   #10
Av.Levent

 
Varsayılan

Yargıtay 9.Hukuk Dairesinin vermiş olduğu bir kararda ben buldum.2005/32023E 2006/1324K Kısa bir karar ama benim olayıma uyduğunu düşünüyorum. (2- Davacı kıdem tazminatı dışında bir kısım alacaklarının miktarlarını attırarak ıslah etmiştir. Islah edilen alacak miktarlarına ıslah tarihinden itibaren faiz uygulaması gerekirken dava tarihinde itibaren faiz uygulanması hatalı olup kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. ) Benim açımdan önemli olan faiz değil, vermiş olduğum ek temyiz dilekçesi.
Sayın Mehmet Emin ve Korayad;
Müvekkilin temerrüde düşürülmesi ıslah dilekçesi ile olmuştur. Zira davadan önce ve dava sırasında çekilmiş bir ihtar bulunmamaktadır. Kaldı ki dava dilekçesinde faiz talep edilmemiştir.

Sayın Kader Palamar;
Evet gerekçeli temyiz dilekçemi verdiğim anda gerekçeli kararı öğrenmiş olsamda vermiş olduğum ek temyiz dilekçesi ile asıl temyiz dilekçesi arasında 7 günlük bir fark var.

Tüm faiz taleplerine (Kıdem tazminatı hariç) ıslah tarihinden itibaren faiz yürütülebileceğini düşünüyorum ve bunu vermiş olduğum ek temyiz dilekçesinde açıkca beyan ettim. Fakat sorun bu ek temyiz dilekçesini vermek için bir süre var mı? Varsa ne zaman başlar? Eğer benim durumum dikkate alınırsa zamanında vermiş olduğum süre tutum dilekçesi ve gerekçeli kararı öğrenme tarihinden (Nezaman öğrendiğim varsayılacak? temyiz dilekçemi verdiğim tarihte mi?) itibaren vermiş olduğum temyiz dilekçesine rağmen ek temyiz dilekçesini verebilirmiyim? Aklıma gelmişken sorayım. Yargıtay tarafından karar verilinceye kadar ek dilekçe gönderebilir miyim? (Cevap olumsuz gibi geliyor bana)
Old 21-08-2006, 17:42   #11
Av.Levent

 
Varsayılan

Sayın Suat Bey;

Galiba aynı zamanda cevap yazdık.

Bende sizinle aynı fikirdeyim fakat sayın hakim bir yargıtay kararı veya tatmin edici bir açıklama istiyor. Gayretim bu nedenledir. Yoksa tabiki inceleme yeri yargıtaydır.

Bütün cevaplar nedeniyle teşekkür ediyorum
Old 21-08-2006, 17:49   #12
medenikal

 
Varsayılan

süre tutum dilekçesi verildi.

amaç nedir. gerekçeli kararı almak.

nasıl alınır.ya elden alınır yada tebliğ edilir.

elden aldın imzalı olarak veya tebliğ edildi. bu durum da.

8 günlük süre başlar.bunun dışında ek dilekçe vesair verilemez.kanaatindeyim.

süre içinde ise verilebilir .
Old 21-08-2006, 18:06   #13
ibreti

 
Varsayılan

Öncelikle "süre tutum" kavramının Usul Hukukumuzda yeri var mı ? diye sormak gerek.
Süre tutum -müddeti muhafaza- kavramı temelini HUMK.m.435/2 hükmünün (temyiz dilekçesinin verilmesinden itibaren BİR HAFTA içinde verilecek başka bir dilekçe ile temyiz nedenlerini bildirmeye olanak sağlıyordu) 2494 sayılı yasa ile ortadan kaldırılmasından evvel hukuki değer ifade eden bir kavram idi. Anılan maddenin 2494 sayılı yasa ile ortadan kaldırılmasından sonra hukukumuzda SÜRE TUTUM kavramından söz etme olanağı yoktur.

"Süre tutum dilekçesi" adı altında verdiğimiz dilekçeler aslında doğrudan temyiz dilekçesidir. Bu dilekçede KARARI TEMYİZ ETTİĞİMİZİ somut olarak belirtmemizin yanında HARCI ÖDEMEYİ ve TEMYİZ DEFTERİNE KAYDETTİRMEYİ ihlam etmemek durumundayız.

Temyiz süresi, kararın sözlü anlatımı (tefhim) ile başlayan davalarda kararı temyiz ettikten sonra ayrı bir dilekçe ile temyiz nedenlerinin bildirilmesinin hukuki temeli SAVUNMA HAKKIdır.

Uygulamada da mahkemeler süre tutum dilekçesi zannı ile verdiğimiz asıl temyiz dilekçesini (ki yukarıda belirttiğim gibi temyize dair koşulları yerine getirmek gerekir) aldıktan sonra TEMYİZ NEDENLERİNİN AYRI OLARAK BİLDİRİLMESİ İÇİN MAKUL BİR SÜRE -ki bu süre çok kere tebliğ mazbatasının dosyaya dönüş süresidir- BEKLEMEKTE, sonrasında da temyiz incelemesi için dosyayı Yargıtay'a göndermektedir.

Kanaatimce;
İnceleme mercii YARGITAY oludğuna ve hakimin de sizin dilekçenizi reddetme hakkı olmadığına göre [ki anayasa ile sağlanan teminat uyarınca (dikelçe hakkı) ikinci kez vereceğiniz dilekçeyi de havale edip dosyaya koymak zorunda] gerekçeli kararın tebliğinden itibaren makul bir süre içerisinde TÜM TEMYİZ NEDENLERİNİ İÇERİR BİR DİLEKÇEYİ yerel mahkemeye vermeniz yararlı olacaktır.


Saygılarımla...
Old 21-08-2006, 19:55   #14
kağanulaş

 
Varsayılan

çok detaya girmeden kısacık bir düzeltme, mahkemelere verilen dilekçeler anayasada teminat altına alınan dilekçe hakkıyla irtibatlandırılamaz. Zira bu dilekçelerin tabi olduğu usul hükümleri var. Bir mahkemenin verilen temyiz dilekçesini reddetme hakkı vardır. ancak bu karar da temyiz edilebilir ve ret kararı haksız ise esas inceleme de yapılır.
Old 22-08-2006, 01:25   #15
ibreti

 
Varsayılan

anayasada teminat altına alınan dilekçe hakkı dilekçe muhtevasını kapsamaz. hak arama özgürlüğünün tanınması anlamındadır. ilgili makam dilekçe muhtevasını kabul eder ya da reddeder. anayasa'da mahkemelere verilen dilekçe ya da falanca makama verilen dilekçe diye bir ayrım yoktur. beyanınız hukuki temelden yoksundur. benim bir önceki paragrafta anlattığım durum da, dilekçenin muhtevası ile değil, dilekçenin kendisi ile ilgilidir. hiç bir mahkeme kendisine sunulan dilekçeyi reddetme hakkını haiz değildir. muhtevasındaki talebin reddedilmesi ile dilekçenin reddedilmesin birbiri ile karıştırmamak gerekir.

söylediğinizi kim söylemiş ise yanılsama neticesinde söylemiş. dilekçenin muhtevasının reddi ile şekli anlamda dilekçenin reddi birbirinden farklı olgulardır.

saygılarımla...
Old 22-08-2006, 15:14   #16
Av.Şehper Ferda DEMİREL

 
Varsayılan

Alıntı:
Bizde kararı mahkeme kaleminden tebliğ olmadan alıyoruz ve gerekçeli temyiz dilekçemizi yazıp, mahkemeye havaleli olarak veriyoruz. İcra emri tarafımıza gelince mahkeme kararının yanlış olduğunu anlıyoruz. Mahkeme dava tarihinden itibaren bütün taleplere faiz başlatılmasına hükmetmiş

Sayın Av.Levent,

Tebliğ edilmeksizin gerekçeli kararı kalemden almışsanız da, GEREKÇELİ TEMYİZ DİLEKÇENİZİ VERMİŞSİNİZ, icra emri ise bundan sonra tebliğ edilmiş ve Mahkemenin faiz konusunda verdiği kararı icra emriyle farkettiğiniz, gerekçeli karara gerekçeli temyiz dilekçenizi verirken, bu konuyu farketmediğiniz gibi bir sonuca ulaşılıyor anlatımınızdan.

Şimdi dosyanızda süresinde verilmiş bir gerekçeli temyiz dilekçeniz var. (Bence gerekçeli temyiz dilekçeniz dolayısıyla tarafınıza tebligat çıkarılmadı muhtemelen)

Gerekçeli temyiz dilekçesi ile ek dilekçeniz arasındaki sürenin ise 7 gün olduğunu söylüyorsunuz. (Karar tebliği ise zaten hiç yapılmadı) Bu durumda kararı, mahkeme ancak ve ancak, gerekçeli temyiz dilekçenizi havale ettirdiğinizde tarihte öğrendiğinizi kabul edebilir. 8 günlük yasal temyiz süresi içinde kalan ek dilekçenizin de, ilk dilekçenizin de , davacı yana kalemce tebliğ edilmesi gerektiğini ve her iki dilekçeniz içeriğinin de, süresinde olmalarından ötürü, Yargıtay incelemesinde dikkate alınmak zorunda olduğunu düşünüyorum. (Eğer ek dilekçeniz davacı yana tebliğ edilmedi ise, tebliğini isteyiniz)

Saygılarımla...
Old 22-08-2006, 16:03   #17
Av.Levent

 
Varsayılan

Tamamen yoruma dayalı bir konu. Benim şansım galiba mahkemenin gerekçeli kararını vermiş olduğum gerekçeli temyiz dilekçesi tarihinde öğrenmiş olarak kabul edilmem ve dolayısıyla ek dilekçe için sürenin henüz geçmemiş olması.
Sayın Sehper:
İş mahkemesine verilen temyiz dilekçeleri karşı tarafa tebliğ edilmiyor zira katılma yolu ile iş mahkemesinde temyizi yargıtay kabul etmiyor. (Eğer ben yanlış biliyor olsam da uygulama bu yönde)
Old 22-08-2006, 16:09   #18
Av.Şehper Ferda DEMİREL

 
Varsayılan

Sn.Av.Levent,

Temyiz dilekçeleri sadece katılma yoluyla temyiz için gönderilmiyor ki, karşı yanın temyiz dilekçesine cevap vermek istiyorsa cevap verebilmesi için gönderiliyor.

Basit yargılama usulünde temyiz prosedürü ile ilgili ayrık bir hüküm mü var? Doğrusu ben bilmiyorum...

Saygılarımla...
Old 23-08-2006, 13:50   #19
kağanulaş

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan ibreti
anayasada teminat altına alınan dilekçe hakkı dilekçe muhtevasını kapsamaz. hak arama özgürlüğünün tanınması anlamındadır. ilgili makam dilekçe muhtevasını kabul eder ya da reddeder. anayasa'da mahkemelere verilen dilekçe ya da falanca makama verilen dilekçe diye bir ayrım yoktur. beyanınız hukuki temelden yoksundur. benim bir önceki paragrafta anlattığım durum da, dilekçenin muhtevası ile değil, dilekçenin kendisi ile ilgilidir. hiç bir mahkeme kendisine sunulan dilekçeyi reddetme hakkını haiz değildir. muhtevasındaki talebin reddedilmesi ile dilekçenin reddedilmesin birbiri ile karıştırmamak gerekir.

söylediğinizi kim söylemiş ise yanılsama neticesinde söylemiş. dilekçenin muhtevasının reddi ile şekli anlamda dilekçenin reddi birbirinden farklı olgulardır.

saygılarımla...


Sayın İbreti, umarım cevabım gereksiz bir polemik başlatmaz. Öncelikle beyanlarımın hukuki temelden yoksun olduğu şeklindeki ifadenizi kırıcı bulduğumu söylemek istiyorum. Üye bilgilerime bakarsanız avukat olduğumu göreceksiniz.

Beyanlarımın hukuki temellerine gelince ben aşağıda yazacaklarımın bilindiğini varsayarak detay vermemiştim. Ancak gerekli olduğunu gördüğüm için konuyla ilgili düzenlemeleri bilginize sunuyorum.

Dilekçe hakkı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 74. maddesinde düzenlenmiştir:

MADDE 74 - Vatandaşlar, (Ek ibare: 4709 - 3.10.2001 / m.26) ve karşılıklılık esası gözetilmek kaydıyla Türkiye'de ikamet eden yabancılar kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikâyetleri hakkında, yetkili makamlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisine yazı ile başvurma hakkına sahiptir.

Kendileriyle ilgili başvurmaların sonucu, (Ek ibare: 4709 - 3.10.2001 / m.26) gecikmeksizin dilekçe sahiplerine yazılı olarak bildirilir.

Bu hakkın kullanılma biçimi kanunla düzenlenir.


74. maddede söz edilen kanun ise 3071 sayılı DİLEKÇE HAKKININ KULLANILMASINA DAİR KANUN'dur.

Bu kanunun "kapsam" başlıklı 2. maddesi ise aşağıdadır:

Madde 2 - Bu Kanun, Türk vatandaşlarınca Türkiye Büyük Millet Meclisi ile idari makamlara yapılan dilek ve şikayetler hakkındaki başvuruları kapsar.

Görüldüğü üzere yargı mercilerine verilen dilekçeler dilekçe hakkı kapsamında değildir.

Saygılarımla.
Old 23-08-2006, 18:21   #20
ibreti

 
Varsayılan

Sn. Kağan,
Amacım sizi kırmak değildi. Hemen her gün yazılı olarak mahkemelere sunduğum dilekçelerde yer alan ifade kalıplarından birini kullandım.
Özür dilerim.

Beyanınıza mesnet olarak gösterdiğiniz yasal düzenlemelerin hiç birinde "yargı yerlerine verilen dilekçelerin dilekçe hakkı kapsamı dışında olduğuna" dair bir sınırlama da geçmemektedir. Hak ve özgürlükleri dar yorumlama lüksümüzün olduğunu sanmıyorum. Sırf YARGI kelimesi geçmiyor diye mahkemelerin dilekçeleri ilgilisine iade edebileceğini düşünmek,... Bunun yanlışlığını tartışmaya gerek var mı bilmiyorum..

Tartışılan olayda meslektaşımız kararı süresinde temyiz etmiş. Temyiz nedenlerini de gerekçeli karar kendisine tebliğ edildiğinde bildireceğini dilekçesinde bildirmiş. Süre tutum kurumunun hukukumuzdan çıkartıldığını yukarıda belirtmiştim. Mevcut yasal düzenlemeye göre tefhim ile birlikte temyiz süresi başlayacaktır. HUMK.m.159'a göre "kanunda gösterilen müstesna hallerden başka hakim kanunen tayin edilen müddetleri tezyit ve tenkis edemez.".. Temyiz sürelerini incelediğimde ben bir istisnaya rastlayamadım. Dolayısı ile burada temyiz süresini uzatmak ya da kısaltmak söz konusu olamaz. Daraltıcı yorum yaptığımızda temyiz dilekçesi dışında hiç bir şekilde neden bildirmek mümkün olmadığı gibi, mahkeme kararının gerekçelerini bilmeden o kararın hukuka aykırılığını ileri sürmek gibi çelişkili bir durum ile de karşı karşıya kalırız. Ancak, kişinin hak arama özgürlüğünü bu şekilde bir düzenleme ile sınırlamanın mümkün olmadığını da kabul etmek gerekir.

"Süre tutum dilekçesi adı altında verdiğimiz dilekçe ile temyiz süresinin durduğu, kararın tebliği ile birikte sürenin kaldığı yerden devam ettiği.." şeklinde düşünülebilir ise de bunun yanılsamadan ibaret olduğunu düşünüyorum. Çünkü, buna da yasal bir mesnet göremedim.

Meslektaşımızın verdiği EK TEMYİZ NEDENİ konulu dilekçeyi reddetmek için hukuki bir neden olduğunu sanmıyorum. Kararın kendisine tebliğinden itibaren makul bir süre içerisinde verildi ise incelenmemesi için bir neden göremiyorum.

Benzer problemi ek temyiz nedeni olarak değil de, temyiz nedenlerini bildirir iken yaşadım. Mahkeme yargıcına sorduğumda da makul süre beklediklerini, sonra da dosyayı Yargıtay'a gönderdiklerini söyledi. Yine bir iş hukuku meselesi idi ve tebliğden itibaren 10.günde sunduğum temyiz nedenleri incelendi.

Esen kalın..
Old 24-08-2006, 11:32   #21
Av.Levent

 
Varsayılan

Sayın İbreti cevabınız icin teşekkür ederim.

Bende uygulamada olan fakat kanunda yeri olmayan süre tutum dilekçesini staj yaparken öğrenmiş, bir kaç kitap karıştırdıktan sonra aslında verilen süre tutum dilekçesinin temyiz dilekçesi olduğu ve fakat gerekçesinin gerekçeli kararın öğrenilmesinden sonra yazılı olarak mahkemeye verileceğini öğrenmiştim. Fakat uygulamada ne yazıkki süre tutum dilekçesinin bir temyiz dilekçesi olmadığı temyiz süresini uzattığı gibi bir düşünce var. (Ben bana tebliğ edilmeyen gerekçeli kararı makul süre içerisinde vermiş olduğum gerekçeli temyiz ve ek temyiz dilekçeleri ile yargıtaya gönderilmesini istedim. Dönecek sonucu bekliyeceğim. Bakalım ek nedenler incelenecek mi?)

Dilekçe hakkı ile ilgili olarak ise;
Hiç bir mercii dilekçe hakkını kısıtlayamaz ve engelleyemez. Verilen dilekçe kabul edilmek ve kanunda belirtilen süre içerisinde yanıtlanmak durumundadır. Bu yanıt ya menfii yada müsbettir. Dilekçenin reddedilmesi aslında dilekçe talebinin reddedilmesidir.(Acizane Fikrim)
Old 24-08-2006, 15:30   #22
Av.K.P

 
Varsayılan

Sayın Taslak,
Av. Levent Bey'in sorunu ıslahtan ziyade süre tutum dilekçesi ve ek temyiz ile ilgili olduğu için temerrüt olgusuna girmeye gerek görmedim. Zaten Sayın Levent de kendi açısından önemli olanın faiz değil, vermiş olduğu ek temyiz dilekçesi olduğunu söyledi. Daha sonraki cevaplarda da temerrüt oluşup oluşmadığına göre ayrım yapılarak ilgili kararlar sunuldu. Dolayısıyla tekrardan açıklama yapmaya gerek görmedim.
Sizin fikrinize saygı gösteriyorum. Tabii ki Yargıtay'ın her görüşüne katılmak zorunda değilsiniz. Ben sadece içtihatların bu yönde olduğunu söylemek istemiştim. Genelde işçi vekili olduğum için umarım temerrüt oluşmasa da dava tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerektiği yönündeki fikriniz Yargıtay içtihatlarına da yansır.Saygılarımla.
Old Bugün  
Site Mübaşiri

 
 
Web www.turkhukuksitesi.com
 
 
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Temyiz için süre tutum müessesesi ne işe yarar? Av.Fahri ALİMOĞLU Hukuk Sohbetleri 25 01-07-2010 15:43
Müracaat Dilekçesi smilen Hukuk Soruları Arşivi 6 26-12-2006 16:57
Bosanma dilekcesi Av. serdar iyigün Meslektaşların Soruları 1 06-07-2006 15:16
Boşanma Dilekçesi Hakkında fatiherdeyer Hukuk Soruları Arşivi 1 19-05-2005 13:48
Banka İle Kredi Sözleşmesinde Keyfi Tutum Bir Konuk Hukuk Soruları Arşivi 3 01-03-2002 21:35


THS Sunucusu bu sayfayı 0,16724610 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2013) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.