Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Hukuk Haberleri Hukuk Haberleri, duyuruları, güncel hukuki gelişmeler. [Haber Ekleyin]

Evli erkeklerle birlikte olan kadınlara Yargıtay'dan kötü haber

Yanıt
Old 08-12-2009, 13:51   #61
Av. Eyüp KATI

 
Varsayılan

sayın Av. Muzaffer ERDOĞAN Sayın Nur Deniz tarafından alıntılanan bölümdeki düşüncelerinize katılmıyorum.ben kimsenin ömür boyu boşanmaya engel olalım dediğini düşünmüyorum. ancak boşanmaya evli olduğunu bildiği erkekle yaşayan kadının durumunu değerlendirdiğimizi düşünüyorum. doğrudan bağlantısı yok ancak işçi bile patronuna sadakatle bağlı kalmak zorunda belli bir süre sonra kıdem tazminatına da hak kazanıyor. peki söyle bir düsünceye dönersek işçi karşi firma ile gayri hukuki görüstüğünden dolayı işciyi çikarsam ve bu cikarma nedeniyle maddi ve manevi haklarım zedelense bunu her ikisinden de talep edemeyecekmiyim? burada da bile bile birlikte oluyorsa bosanmasını beklemiyorsa benzeri bir durum sözkonusudur hatta daha da ağırı diye düsünüyorum.
Old 09-12-2009, 15:30   #62
Av. Muzaffer ERDOĞAN

 
Varsayılan Yargıtay: Evli olduğunu bilerek ilişkiye giren, eşin zararından sorumlu

Sayın Katı;

Verdiğiniz örnek olayla uyuşmuyor. Konuyu dağıtmamak için verdiğiniz örnek üzerinden değil somut örnek üzerinden biraz daha açıklayarak yanıtlamak istiyorum.

Olayın anlatımından davacının bu ilişkinin yaklaşık birbuçuk yıldır sürdüğünü, anlatımdan olayları detaylı olarak bildiği anlaşılmaktadır.

Yasa kadına kendinin aşağılayıcı duruma düşürülmesi, aldatılması halinde boşanma hakkı tanımıştır. Kadın duruma birbuçuk yıl boyunca müdahale etmemiş, boşanma ve tazminat davası açmamıştır. Bu hakkını kullanmamıştır. Burada bir muvaffakat/kabul sözkonusudur. Bu kadar süre bu şekilde yaşayan ve onuru zedelenmeyen kadının kocasının ölümünden sonra birden bire onurunun zedelendiğinin kabulü ve bunun maddi tazminat gerekçesi olarak kabulü bana açıklanabilir gözükmüyor. Ben böyle bir durumun manevi tazminata neden olabileceğini düşünmüyorum. Öncelikle karar bu açıdan da yanlıştır.

Kişilerin dayanışmalı olarak haksız fiil ikası nedeni ile birlikte zarara neden oldukları için müteselsil sorumlu tutulmaları konusuna gelince:

Haksız fiil sorumluluğundan sözedebilmek için davranışın HUKUKA AYKIRI ve KUSURLU olması gerekmektedir.

sİZİN VERDİĞİNİZ ÖRNEKTE EKONOMİK ÇIKARLAR SÖZKONUSUDUR. oLAYDA İSE BEDENSEL ÇIKARLAR.

Bilindiği üzere hiçkimse bedenini başkasının emrine tahsis edemez veya bedeni üzerinde başkalarına tasarruf hakkı sağlayamaz. Böyle bir sözleşme yapsa bile bu sözleşme geçersizdir. Bu çerçevede evlilik de eş üzerinde böyle bir egemenlik veya başka bir hak iddia etme hakkı tanımaz. Bu insanlar bedensel çıkarları için birlikte olmuşlardır. Kendi bedenleri üzerinde egemen insanlardır. Bu bir kusurmudur? Tek başına değil. Burada tartışmada kabul edilen evli bir kadınla bilerek birlikte olmak kusur oluşturur düşüncesidir.

Ben başkasına zarar vermek kastı ile yapılmadıkça böyle bir eylemin kusur olacağını düşünmüyorum.

Haksız fiilin diğer unsuru ise hukuka aykırılıktır. Ben evli kişi ile birlikte olunmaz diye bir hukuk kuralı da anımsamıyorum. Yanılıyor olabilirim.

Olaya yeniden bakarsak:
Kadın birbuçuk yıl boyunca bu şekilde yaşamaya rıza göstermiştir. Bunu bir onursuzluk olarak kabul etmemiş veya etse bile boşanma davası açmayarak bu şekilde bir yaşama onay vermiştir. Sonra eşinin ölümünden sonra hem eşinin miras payından yararlanmış hem de açtığı tazminat davası ile çıkar elde etmiştir. Sizce bu doğal mı?

Bence Yargıtay burada kusur sorumluluğunu genişleterek haksız fiil hükümlerinin nedensiz zenginleşme yolu olarak kullanılması yolunu açmıştır. Bu açıdan karar yanlıştır.

Saygılarımla.
Old 23-12-2009, 21:20   #63
Gülsün A. Aygörmez

 
Varsayılan

Merhabalar,

ben de eger kararin tamami elinde olan meslektaslar varsa ve bizlerle paylasirlarsa cok sevinirim. Keza kararin tamamini okunmadan konuyu anlamak ve tartismak oldukca zor.
Nitekim sadece haberden yola cikildiginda, olayda haksiz fiilin ne oldugu belli degil, heralde bununla kastedilen, evli bir erkekle iliskiye girmek degildir. Cünkü modern, zinanin suc olmadigi bir toplumda ve hukuk sisteminde, böyle bir eylemin haksiz fiil olusturmasi düsünülemez.
Ortadaki zararin ne oldugunu da tam anlayamadim. Esi vefat eden kisinin ruh halinin bozulmasi ise söz konusu olan, buna esinin kendisini aldatmasi sebep olmus, esin sadekat yükümlülügüne aykiri eyleminden, diger kadinin sorumlu olmasi düsünülebilir mi???
Olayda hem haksiz fiilin ne oldugu hem de zararin yani zedelenen hukuki degerin ne oldugu net olarak belli olmadigindan, nedensellik baginin mevcudiyetini tartismak zaten gereksiz oluyor.

Neticede bu belirsizlik ortaminda, karar sadece hukuk disi gözüküyor. Ama tam metne erismek mümkün olursa, hepimizin meraki giderilmis olur


Saygilarimla
Aygörmez
Old 23-12-2009, 21:45   #64
Gülsün A. Aygörmez

 
Varsayılan

Tartismalarin ilkinci sayfasi gözümden kacmis Yargitay karari da cok aydinlatici olmasa da, kararin bu sekliyle hukuka aykiri oldugunu düsünüyorum. Keza karar, evli erkekle iliskiye girmeyi, hukuka aykiri bir sekilde haksiz fiil olarak degerlendiriyor. KArarda bunun gerekcesine de deginilmeye gerek de duyulmamis. Zina yapan esin eylemi, sadakat yükümlülügüne aykirilik olarak degerlendirilip, diger esin sosyal haklarina zarar verdigi iddia edilebilir, ancak evli kisinin kendi iradesi ve istegiyle esini aldatarak, iliskiye girdigi kisiye bu eylemden dolayi sorumluluk yüklemek, mümkün degildir. Keza olayda, haksiz fiilin mevcudiyeti söz konusu degildir, nitekim, evli erkekle onun rizasiyla iliskiye giren kisinin eylemi hukuka aykiri degildir. Bizim hukuk sistemimizde zina suc, hukuka aykiri bir eylem degidlir. Simdi deginmeye gerek olmasa da, haksiz fiilin diger sartlarindan birisi de, kusurluluk degil midir??? Evli bir erkekle iliskiye giren kisinin, kasti, evli erkegin esine zarar vermek midir yoksa, sadece bir gönül iliski kurmak midir???

Eger ortada altatilan esin kisilik haklari acisindan bir zarar varsa, o da esini aldatan kisinin verdigi zarardir ve birisi sorumlu olacaksa, o eyleminden sorumlu olmalidir. Tüm bu nedenlerle karari hukuk disi buluyor, ilk derece mahkemesi kararinda heralde direnecektir diye düsünüyorum.

Saygilarimla
Aygörmez
Old 24-12-2009, 17:41   #65
Av. Eyüp KATI

 
Varsayılan

Sayın Av. Muzaffer ERDOĞAN söylemlerinizde haklısınız ben genel mantık açısından olayları değerlendirmek hukuk mantığına oturtmak istemistim. davaya konu olayda 'kabul sesini çıkarmama, boşanma davası açmama' şeklinde gelişen olaylar varsa bu konuda haklısınız. demekki boşanmaya gayrimeşru birliktelik sebep olmamış denebilir. illiyet bağı olmadığı söylenebilir. bu anlamda söylediklerinize katılıyorum ancak kesin olarak benzer durumların haksız fiil oluşturmayacağı fikrinize katılmıyorum. evlilik birliğinin bedensel kullanım olarak tanımlanmasına da karşı çıkıyorum.
Old 26-12-2009, 09:11   #66
Av. Muzaffer ERDOĞAN

 
Varsayılan Yargıtay: Evli olduğunu bilerek ilişkiye giren, eşin zararından sorumlu

Sayın Katı;

Dikkatli okursanız ben evlilik birliğini bedensel çıkar olarak tanımlamadım. Bedensel çıkar iki sevgilinin durumu olabilir. Benim söylediğim evliliğin diğer eşin bedeni üzerinde bir hakimiyet hakkı doğuramayacağıdır.

Saygılar
Old 26-12-2009, 10:27   #67
Av.Mehmet Saim Dikici

 
Varsayılan

Sayın Av. Muzaffer Erdoğan'ın (59) numaralı mesajını hukuki çözüme giden yol olarak görüyor ve değerli buluyorum.
Old 03-06-2010, 17:01   #68
av.ismailibis

 
Varsayılan Birlikte olduğu erkeğin eşine tazminat ödeyecek

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, evli erkekle birlikte olan kadının, mağdur olan kadına tazminat ödenmesi yönünde karar verdi.

İZMİR'de A.S. adlı kadının, eşiyle cinsel ilişkiye giren kadına karşı açtığı davada son noktayı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu koydu. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, evli erkekle birlikte olan kadının, mağdur olan kadına tazminat ödenmesi yönünde karar verdi. Yerel mahkemede tekrar görülecek davada mağdur olan A.S.'ye ne kadar tazminat ödeneceğine karar verilecek.

A.S., 5 yıl önce intihar eden eşi pilot binbaşı Murat S. ile ilişkiye girip ‘kişilik haklarına zarar verdiği’ iddiasıyla T.A.'ya 10 bin liralık manevi tazminat davası açtı. Yerel mahkeme davayı reddetti. Temyize başvuran A.S.'nin talebini yerinde gören Yargıtay 4'üncü Hukuk Dairesi, T.A.'nın, evli olduğunu bilmesine rağmen davacının eşi ile duygusal ve cinsel ilişkiye girdiğini, bu nedenle tazminat ödemeye mahkum edilmesi gerektiğini belirtip kararı bozdu.

Yeniden görülen davada yerel mahkeme eski kararında direndi. Bunun üzerine A.S., davayı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'na taşıdı. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, evli erkekler ile bu tür ilişki yaşayan kadınların tazminat ödemesine karar verip, son noktayı koydu, mağdur olan evli kadınların tazminat almasının yolunu açtı.

AHLAKA AYKIRI DAVRANDI

A.S. mahkemeye verdiği dava dilekçesinde, 1990 yılında evlendiği eşi pilot binbaşı Murat S. ile evliliğini mutlu bir şekilde 10 yıl sürdürdüğünü; ancak kocasının 2000 yılında İzmir'deki Kara kuvvetleri Komutanlığına bağlı Kara Havacılık Alayı'na atanmasıyla aralarının bozulduğunu belirtti. A.S., eşinin İzmir'de göreve başladıktan sonra, internette bir sohbet grubu oluşturduğunu, bu sitede davalı T.A. ile tanıştıklarını anlatarak şöyle devam etti:
“Bu tanışma daha sonra aşka dönüştü, 1.5 yıla yakın bu beraberlikleri devam etti. Eşim 2006 yılında trajik bir şekilde intihar edene dek bu durum sürdü. İkisi de bu zamana kadar, çok yoğun ve çalkantılı bir şekilde aşk yaşadılar. T.A., eşimle evli olduğumu bilerek bu ilişkiye başladı. Kendisine bağlamak amacı ile hamile olduğu konusunda yalan söyledi. Eşimin tıbben çocuk sahibi olması mümkün değil, bu konuda da raporları var. Ancak davalı 5 Nisan 2006'da hamile olduğunu gösteren raporu verdikten sonra eşim evi terk edip gitti. T.A., bu oyunuyla tüm emellerine ulaşmış oldu. Eşimin evi terk etmesi beni derin bir sarsıntıya ve ruhsal çöküntüye sürükledi. İntihara bile teşebbüs ettim. Depresyon teşhisiyle tedavi görmeye başladım. Eşim hatasını anlayıp eve geri döndü. Beni terk etmesinin vicdan azabı ve ruhsal bunalımı sonucu, zehir içip kollarımda öldü. Bana bu acıları yaşatan T.A., eşimle mutlu olduğumu bile bile bu oyunu oynamıştır. Ahlaka aykırı davranan davalı, kişilik haklarıma ve manevi varlığıma, aile bütünlüğüme ağır saldırıda bulunmuştur. Acılarımın biraz olsun hafiflemesi için 10 bin lira manevi tazminat ödenmesini istiyorum.”

KÜRTAJLA BEBEĞİ ALDIRDI

Davalı T.A'nın avukatı ise mahkemeye verdiği cevap dilekçesinde, müvekilinin olayda bir suçunun olmadığını belirtip, davanın reddini talep etti. Avukat, “Müvekkilim ölüm olayının ardından çocuğunun babasız büyümesini istemediği için kürtajla bebeği aldırmıştır. Murat S.'nin annesi de ifadelerinde oğlunun müvekkilim ile mutlu olduğunu, doğacak olan çocuğun ismini bile koyduklarını söylemiştir. Bu nedenle haksız ve yersiz davanın reddine karar verilsin” dedi.

YEREL MAHKEME REDDETTİ

Davaya bakan İzmir Asliye Hukuk Mahkemesi hakimi, A.S.'nin eşinin davalı ile duygusal ve fiziksel ilişki kurarak zaman zaman bir araya geldiğini, davacının manevi zarara uğramasının, davalının eylemi ile bir ilgisinin olmadığını, bir zarar söz konusu ise bu zararın evlilik birliğine aykırı davranan kocası tarafından gerçekleştiğini belirtip, tazminat talebini yerinde olmadığına, bu nedenle davanın reddine karar verdi. Yerel mahkemenin ret kararı üzerine A.S.'nin avukatı kararın temyizi için Yargıtay'a başvurdu.

YARGITAY KARARI BOZDU

Dosyayı inceleyen Yargıtay 4'üncü Hukuk Dairesi, davalı T.A.'nın olayda kusurlu olduğunu, bu nedenle davacının zarara uğradığını belirtip, yerel mahkemenin kararını bozdu. Bozma kararında, şöyle denildi:
“Türk Medeni Kanunu'nun 185'inci maddesinde yer alan ‘Evlenmeyle eşler arasındaki evlilik birliği kurulmuş olur. Eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar’ biçimindeki düzenleme gereğince, evli bir kimsenin evlilik dışı birlikteliği, diğer eşin sosyal kişilik değerlerine saldırı niteliğindedir. Bu eyleme, evliliği bilerek katılan kişi de diğer eşin uğradığı zarardan sorumludur. Davalı, davacının eşi ile evli olduğunu bilerek, duygusal ve cinsel ilişkiye girdiğine göre, Borçlar Kanunu'nun 49'uncu maddesi gereğince manevi tazminatla sorumlu tutulmalıdır. Yerel mahkemece, açıklanan olgular gözetilerek, davalının manevi tazminat ile sorumlu tutulması gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle istemin tümden reddedilmiş olması, usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmektedir. Bu nedenle yerel mahkemenin verdiği karar oy çokluğu ile bozulmuştur.”

Bozma kararı ardından yeniden görülen davada yerel mahekeme eski kararında direndi. Mağdur A.S.'nin avukatı yerel mahkemenin direnme kararına karşı, bu kez dosyayı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'na götürdü. Hukuk Genel Kurulu, Yargıtay 4'üncü Hukuk Dairesi'nin verdiği kararın doğru olduğunu belirtip, noktayı koydu. Bu kararın ardından evli erkeklerle aşk yaşayan kadınların da tazminat ödemesi içtihatı da hukuka girdi.

Yerel mahkemede önümüzdeki günlerde tekrar görülecek davada mağdur A.S.'ye ne kadar tazminat ödeneceği karara bağlanacak. Bu kararın ardından, artık evli kadınların, kocalarıyla birlikte olan kadınlara karşı tazminat davası açma yolu açılmış olacak.

ERKEK İÇİN DE AYNI KARAR VERİLMİŞTİ

Yargıtay geçen ay verdiği kararla evli kadınla ilişki giren, bu ilişkiden olan çocukları kadının resmi nikahlı eşinin nüfusuna kaydettiren kişinin, kadının resmi nikahlı eşine manevi tazminat ödemesine karar vermişti. Edirne Keşan'da yaşayan Mustafa A., resmi nikahlı eşiyle uzun süre ilişki yaşayan Salim E.'nin bu ilişkiden olan iki çocuğunun kendi çocuğuymuş gibi nüfusuna kaydedildiğini, eşi hakkında açtığı boşanma davasında Adli Tıp Kurumu'ndan alınan raporda bu çocukların kendisinden olmadığının belirlendiğini belirterek, yaşadığı tüm olaylar nedeniyle psikolojisinin bozulduğu iddiasıyla Salim E. aleyhine manevi tazminat davası açtı. Keşan 1'inci Asliye Hukuk Mahkemesi, talebi reddetti. Temyiz üzerine dosyayı görüşen Yargıtay 4'üncü Hukuk Dairesi yerel mahkemenin kararını oy birliğiyle bozdu, kişilik haklarına saldırı niteliğindeki olay nedeniyle davacıya tazminat ödenmesine hükmetti.

Yargıtay'ın bozma kararının ardından, dava Keşan 1'inci Asliye Hukuk Mahkemesi'nde tekrar görüşülecek. Yerel mahkeme, ilk kararında direnirse ve bu karar da temyiz edilirse, dosya bu kez Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nda karara bağlanacak.

Kaynak : http://www.hurriyet.com.tr/gundem/14921674.asp?gid=373
Old 04-06-2010, 00:07   #69
Nur Deniz

 
Varsayılan

Aile Birliğini bozmamak adına verilmiş bir karar gibi görünmekle birlikte bence insanların artık sevgiden de aşktan da evlilikten de soğutan mantıksız bir karar gibi geldi.

Yanlış biliyorsam düzeltin, bizler seçtiğimiz kişilerle evlenmeliyiz, daha sonra onların hayatına giren sevgililerini zenginleşme kaynağı olarak görmek ne kadar mantıklı anlayamıyorum.

Aynı şey geçmiş içinde geçerli.

Ben de tazminat davası açacağım tazminat hükmü verilen kadına. Çok psikolojim bozuldu. Bu neden yüzünden evlenmekten çok korktum.
Old 04-06-2010, 02:15   #70
Av. Muzaffer ERDOĞAN

 
Varsayılan Birlikte olduğu erkeğin eşine tazminat ödeyecek

Öncelikle herkese selamlar;

Benim düşüncelerimde hala bir değişiklik oluşmadı.

Bu ülke 4 karılı olmakla övünen milletvekillerini tanıdı.

Kimse bir dava açmadı.

Anlatılan olaya bakarsak kadın 1.5 yıl buyonca bu ilişkiyi biliyor ve boşanma davası açmıyor. Kocası öldükten sonra tazminat davası açıyor. Bu nasıl açıklanabilir?

Şunu anlarım: Kadın aldatıldığını öğrenmiştir ve boşanma davası açıp tazminat istemiştir. Buna bir diyeceğim olamaz. Kadın onurunun zedelendiğini ve bu konuda kocasının ve diğer kadının müşterek sorumlu olarak zarara neden olduğunu iddia etmiştir. Boşanma davası ile bu doğan zarara razı olmadığını belirtmiştir.

Burada garip bir durum var. Haksız fiil nedeni ile doğan tazminat davalarında zamanaşımı 1 yıl. Kadın birbuçuk yıldır birlikte yaşadıklarını bildiğini belirtiyor. Bu süre içinde boşanma ve tazminat davası açmıyor. Eşinin ölümünden sonra açıyor.

ARTIK BU TÜR TAZMİNAT DAVALARINI DA TEREKE HUKUKU İÇİNDE DEĞERLENDİRMEMİZ GEREKECEK GALİBA. YENİ BİR AÇILIM. Benim mantığıma uymuyor ama HAYIRLI OLSUN

Saygılar.
Old 04-06-2010, 11:06   #71
Nur Deniz

 
Varsayılan

Bir de şu açıdan bakmak lazım; Çift evlenir. Kadın ya da erkek evliyken başka bekar insanlarla ilişki yaşar. Kadın ya da erkek bunu bilerek ses çıkarmaz, ispatladığı halde boşanmaz.

Hatta kadın ve erkek bu şekilde bir aşkı eşlerinin bilgisi olduğu halde yaşar. Sonra diğer eş bu ayrılıkları, eşinin evden gitmesini bir başka kişiyle aşk yaşamasını ispatlar. Eş de eve döner. Boşanma olmaz. 3. kişiye yüklü tazminat davası açılır. Tazminata hükmedilir.

Sonuç:Seven hem de parasıyla seven mağdur 3. bir şahıs kalır elimizde.

3. bir şahısla aşk yaşayan en mutludur. Ne parasından oluyor ne aşkından ne de eşinden.

İyiymiş.
Old 04-06-2010, 12:39   #72
raskalnikow

 
Varsayılan

Bence bu karar, komik ve saçma olmuş. Söylenecek çok fazla söz kalmamış. Acaba hukuk ve siyaset içiçe mi girmiş. Aralarında hiçbir hukuki bağ bulunmayan iki insan var ve biri diğerine tazminat ödüyor. İlginç. Bence artık hiçbir hukuki mantığa oturtamadığımız kararlara alışmalıyız. Maalesef.... Bence evlilik dışı ilişki konusunda tazminat, mağdur edilen 3. kişi lehine olmalı.
Old 11-06-2010, 11:55   #73
echokosmos

 
Varsayılan

merhaba; sevgili meslektaşlarım, Tazminay hukukunda,bu konu ile bir ilgili bölüm yok,((18.yaşını geçmiş,her türk vatandaşı,yaptıkları her türlü eylem ve fiilleri ile kanunlar karşısında bizzat kendileri sorumlu olup,maddi-manevi-cezai yaptırımlarınıda mahkemeler belirler.))savından yola çıkarsak,ölmüş bayanın hukuken,hiçmi bu olayların gelişiminde payı yok??eşine ölmeden sahip çıkıp,aile hayatını koruması gerekirden ,vurdum duymaz tavır takınıp,kendi haline bırakmış ve ailemüessesesi dağılmıştır...kendiside seyirci kalmıştır...1.derece ağır kusurlu kendisidir..((bu ruhsal-aşk ilişkileri zorlama-zorla olmaz,karşılıklı ve ruh eştaşlığı elektrik alış verişi ile oluşum sağlanır.))..türk -örf adet gelenek görenek-ahlaki açıdan tasvip etmiyorum..ama..bence 1.ci derece ölen merhum bey bu fiilin sorumlusu dur..2..ci derece..nikahlı eşi sorumludur...ancak 3 cü derece..aşk yaşadığı illegal bayan sorumludur...konu bu şekliyle değerlendirilmelidir..düşüncesindeyim..sayglar
Old 11-06-2010, 14:10   #74
raskalnikow

 
Varsayılan

arkadaşlar önceli.kle konuya hukuksal olarak mı ahlaksal olarak mı bakacağız. Buna karar vermeliyiz. Ben bu kararın hukuka aykırı bir karar olduğunu düşünüyorum. Evlilik akdi sadece o akdin tarafları için bir takım hak ve manfaatler doğurur. Sadakat yükümlülüğüne uymak görevi sadece eşler arasındadır. Sadakatsizliğin kusurunu, 3. bir kişiye yüklemek, hukuk adalet eşitliğini bozacak ve hukuk, kişisel hırs ve kıskançlıkların tatmin edildiği bir kavram haline gelecektir. Nitekim bu olayda gerçekleşen budur.
Old 16-06-2010, 18:29   #75
Av. Muzaffer ERDOĞAN

 
Varsayılan Birlikte olduğu erkeğin eşine tazminat ödeyecek

Buradaki sorun sadakat yükümlülüğü dışında tartışılıyor.

Anladığım kadarı ile yargıtay haksız fiil (sözleşme değil, sadakat yükümlüğü değil) birlikte zarar ika etme ilkesine dayanmış.

Olaya bu açıdan baktığımızda yukarıda ifade ettiğim zamanaşımı ve manevi tazminatın yeri olmadığına ilişkin açıklamalarım aynen geçerlidir.

2. Seçenek zamanaşımı itirazında bulunulmamış olması ve zararın eşin ölümü ile doğmuş olmasıdır.

Buradaki ifademem zararın ilişki ile değil, eşin ölümü ile ortaya çıkmış olmasıdır. Bu durumda da ölüme (intihara) kimin neden olduğunun araştırılması gerekir. Ben sadece Yargıtay kararları üzerinden tertışmayı sevmiyorum. Dosyayı bilmek gerek.

Gördüğüm kadarı ile davada ölüme kimin neden olduğu değil, ölen insanın eşinin duyduğu manevi zarar tartışılmıştır. Önceki düşüncelerim çerçevesinde ben bir manevi zararın oluşmadığını düşünüyorum. Her koşulda birbuçuk yıl süren muvaffakatla manevi tazminat koşulu ortadan kalkmıştır.

Saygılar.
Old 06-10-2010, 08:57   #76
av.sally

 
Varsayılan Evli erkeklerle birlikte olan kadınlara Yargıtay'dan kötü haber

İzmir'de A.S., eşiyle cinsel ilişkiye girip çocuk aldıran T.A.'ya karşı açtığı tazminat davasını kazandı. T.A., yasal faziyle birlikte mağdur A.S'ye 7 bin lira tazminat ödeyecek

A.S., 5 yıl önce intihar eden eşi pilot binbaşı Murat S. ile ilişkiye girip 'kişilik haklarına zarar verdiği' iddiasıyla T.A.'ya karşı 10 bin liralık manevi tazminat davası açtı. A.S. mahkemeye verdiği dava dilekçesinde, 1990 yılında evlendiği eşi pilot binbaşı Murat S. ile evliliğini mutlu bir şekilde 10 yıl sürdürdüğünü, ancak kocasının 2000 yılında İzmir'deki Kara kuvvetleri Komutanlığı'na bağlı Kara Havacılık Alayı'na atanmasıyla aralarının bozulduğunu belirtti.

A.S., eşinin İzmir'de göreve başladıktan sonra, internette bir sohbet grubu oluşturduğunu, bu sitede davalı T.A. ile tanıştıklarını anlatarak şöyle devam etti: "Bu tanışma daha sonra aşka dönüştü. 1.5 yıla yakın bu beraberlikleri devam etti. Eşim 2006 yılında trajik bir şekilde intihar edene dek bu durum sürdü. İkisi de bu zamana kadar, çok yoğun ve çalkantılı bir şekilde aşk yaşadılar. T.A., eşimin evli olduğunu bilerek bu ilişkiye başladı. Kendisine bağlamak amacı ile hamile olduğu konusunda yalan söyledi.

Eşimin tıbben çocuk sahibi olması mümkün değil, bu konuda da raporları var. Ancak davalı 5 Nisan 2006'da hamile olduğunu gösteren raporu verdikten sonra eşim evi terk edip gitti.

T.A., bu oyunuyla tüm emellerine ulaşmış oldu. Eşimin evi terk etmesi beni derin bir sarsıntıya ve ruhsal çöküntüye sürükledi. İntihara bile teşebbüs ettim. Depresyon teşhisiyle tedavi görmeye başladım. Eşim hatasını anlayıp eve geri döndü. Beni terk etmkesinin vicdan azabı ve ruhsal bunalımı sonucu, zehir içip kollarımda öldü. Bana bu acıları yaşatan T.A., eşimle mutlu olduğumu bile bile bu oyunu oynamıştır. Ahlaka aykırı davranan davalı, kişilik haklarıma ve manevi varlığıma, aile bütünlüğüme ağır saldırıda bulunmuştur. Acılarımın biraz olsun hafiflemesi için 10 bin lira manevi tazminat ödenmesini istiyorum."
KÜRTAJLA BEBEĞİ ALDIRDI
Davalı T.A'nın avukatı ise mahkemeye verdiği cevap dilekçesinde, müvekilinin olayda bir suçunun olmadığını belirtip, davanın reddini talep etti. Avukat, "Müvekkilim ölüm olayının ardından çocuğunun babasız büyümesini istemediği için kürtajla bebeği aldırmıştır. Murat S.'nin annesi de ifadelerinde oğlunun müvekkilim ile mutlu olduğunu, doğacak olan çocuğun ismini bile koyduklarını söylemiştir. Bu nedenle haksız ve yersiz davanın reddine karar verilsin" dedi.


YEREL MAHKEME REDDETTİ
Davaya bakan İzmir Asliye Hukuk Mahkemesi hakimi, A.S.'nin eşinin davalı ile duygusal ve fiziksel ilişki kurarak zaman zaman bir araya geldiğini, davacının manevi zarara uğramasının, davalının eylemi ile bir ilgisinin olmadığını, bir zarar sş"z konusu ise bu zararın evlilik birliğine aykırı davranan kocası tarafından gerçekleştiğini belirtip, tazminat talebini yerinde olmadığına, bu nedenle davanın reddine karar verdi. Yerel mahkemenin ret kararı üzerine A.S.'nin avukatı kararın temyizi için Yargıtay'a başvurdu.


YARGITAY KARARI BOZDU
Dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, davalı T.A.'nın olayda kusurlu olduğunu, bu nedenle davacının zarara uğradığını belirtip, yerel mahkemenin kararını bozdu. Bozma kararında, öyle denildi: "Türk Medeni Kanunu'nun 185'inci maddesinde yer alan 'Evlenmeyle eşler arasındaki evlilik birliği kurulmuş olur. Eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar' biçimindeki düzenleme gereğince, evli bir kimsenin evlilik dışı birlikteliği, diğer eşin sosyal kişilik değerlerine saldırı niteliğindedir. Bu eyleme, evliliği bilerek katılan kişi de diğer eşin uğradığı zarardan sorumludur. Davalı, davacının eşi ile evli olduğunu bilerek, duygusal ve cinsel ilişkiye girdiğine göre, Borçlar Kanunu'nun 49'uncu maddesi gereğince manevi tazminatla sorumlu tutulmalıdır. Yerel mahkemece, açıklanan olgular gözetilerek, davalının manevi tazminat ile sorumlu tutulması gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle istemin tümden reddedilmiş olması, usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmektedir. Bu nedenle yerel mahkemenin verdiği karar oy çokluğu ile bozulmuştur."
YEREL MAHKEME KARARINDA DİRENDİ
Bozma kararı ardından yeniden görşülen davada yerel mahkeme eski kararında direndi. Mağdur A.S.'nin avukatı yerel mahkemenin direnme kararına karşı, bu kez dosyayı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'na götürdü. Hukuk Genel Kurulu, Yargıtay 4'üncü Hukuk Dairesi'nin verdiği kararın doğru olduğunu belirtip, noktayı koydu. Bu kararın ardından evli erkeklerle aşk yaşayan kadınların da tazminat ödemesi içtihatı da hukuka girdi.


7 BİN LİRA TAZMİNAT ÖDEYECEK
Tekrar görülen davada, yerel mahkeme, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun kararına uyulma zorunluluğu olduğundan uyulmasına karar verdi. Hakim, T.A.'nın mağdur olan asıl kadın A.S.'ye 5 bin lira tazminat ödemesine karar verdi. Yasal faziyle birlikte 'öteki kadın', asıl kadına 7 bin lira tazminat ödeyecek. Bu kararla evli kadınların kocalarıyla birlikte olan kadınlara karşı tazminat davası açmasının yolu açılmış oldu.

Kaynak : Hürriyet
Old 07-10-2010, 12:13   #77
Avukat Hakan Eren

 
Varsayılan Sadakat yükümlülüğü kimin?

Sadakat yükümlülüğü...

Evet evlilikte sadakat yükümlülüğü vardır; ihlali hukuka aykırılıktır.

Ancak bu yükümlülüğün sahibi eşlerdir.

Bu yükümlülüğü eşlerle birlikte tüm bir topluma yayarsanız işin içinden çıkılamaz sonuçlara varırız.

Evet karar ilk bakışta kulağa hoş geliyor; ama olaya öncelikle hukuki açıdan bakmak lazım.

Eğer böyle bir sadakat yükümlülüğü varsa tazminat davalarının devlete karşı da açılması gerekmektedir. Neden mi?

Genelevler "yasal" kuruluşlar mıdır? Evet
Genelevlere girişlerde kimlik kontrolü yapılmakta mıdır? Evet
Bu kontrolde neye bakılır? Yaşa, kişinin reşit olup olmadığına.
Bu kontrollerde kişinin evli olup olmadığına bakılır mı? Bildiğim kadarıyla hayır

O halde, bu karardaki mantık örgüsüne göre devletin ya evli erkekleri geneleve almaması gerekir ya da geneleve girişine izin verdiği evli erkeklerin eşlerine tazminat ödemelidir.

(Devlet babaya bir yükümlülük daha ekledik, hadi hayırlısı)

Öyle değil mi, sadakat yükümlülüğünün içinde, eşlerin (duygusal bir birliktelik olmasa bile) salt cinsellik yönünden de sadakatli olma yükümlülüğü yok mudur?

(karara göre) Devlet bu yükümlülüğe nasıl aykırı hareket eder?

Kararı destekleyen meslektaşlarım olursa bir de bu açıdan bakmasını dilerim.

Selam ve saygılarımla...


NOT : Karar metnini görmedim. Yukarıdaki görüşlerim, kararın BK m41/1'e dayanılarak verildiği varsayımına dayalıdır. Yok karar 41/2'ye göre "ahlaka aykırı eylem" temeline dayandırılmışsa o zaman doğru olduğunu kabul etmek gerekir. Çünkü, genel geçer kuarallara göre zina her ne kadar suç değilse de, ahlaka aykırı bir eylemdir.
Old 07-10-2010, 13:11   #78
Av.Ufuk Bozoğlu

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av. Hakan EREN
NOT : Karar metnini görmedim. Yukarıdaki görüşlerim, kararın BK m41/1'e dayanılarak verildiği varsayımına dayalıdır. Yok karar 41/2'ye göre "ahlaka aykırı eylem" temeline dayandırılmışsa o zaman doğru olduğunu kabul etmek gerekir. Çünkü, genel geçer kuarallara göre zina her ne kadar suç değilse de, ahlaka aykırı bir eylemdir.

http://www.turkhukuksitesi.com/serh.php?did=7849

İlgili karar ve gerekçesi.

Saygılarımla,
Old 07-10-2010, 13:39   #79
Avukat Hakan Eren

 
Varsayılan

Sayın av-ufuk'un bilgilendirmesinden sonra karara baktım.

Yargıtay aynen :

Alıntı:

"Bu nedenledir ki, evli kişilerle ilişki uzun süre suç sayılmış ve aile kurumu bu yolla da koruma altına alınmak istenmiştir. Bu tür eylemlerin, daha sonraki yasal düzenlemeler sırasında suç olmaktan çıkarılmış olması, bu eylemin ahlaka aykırılığını ve dolayısıyla haksızlığını da ortadan kaldırmayacaktır. Zira, bir eylemin ceza kanununa göre suç teşkil etmemesi ve müeyyidesinin düzenlenmemiş olması, borçlar hukuku hükümlerine göre ahlaka ya da hukuka aykırı olarak kabul edilmesine engel teşkil etmemektedir. "

Aynen katılıyor, kararın doğru olduğunu düşünüyorum.

Bu arada, devletin geneleve giden evli erkeklerin eşlerine tazminat ödemesine yönelik fikrimi artık daha da hararetle savunuyorum.

Şöyle savunmalarla sık karşılaşırız artık: "Vallahi karıcım, sırf tazminat alasın diye gittim"

Devlet babamızdır, aynı zamanda arkadaşımızdır...

Arkadaş arkadaşın... kankasıdır.



Sevgiyle...
Old 07-10-2010, 14:03   #80
Atahun

 
Varsayılan



Sayın Eren; Devlet baba alırken ve verirken sineğin yağını hesaplıyor, bunu da biliyorsunuz değil mi?
Old 07-10-2010, 20:16   #81
Raşit Tavus

 
Varsayılan

Burada genel olarak yargıtay ile hem fikirim.

Sayın Saim Dikici'nin dediği gibi her haksız fiil bir suç olarak düzenlenmemiştir. Buradan çıkarabileceğimiz gibi haksız fiil genel olarak suçları içine kapsayan ancak her zaman da suçları kapsamayan bir hukuki durumdur. (Bkz: Borçar Hukuku Genel bilgiler, Sayfa 468, Fikret Eren)

Burada bakılması gereken iki nokta vardır, ilk bir haksız fiilin olabilmesi için haksız fiile konu olan kişinin kusurunun olmasıdır. Burada 3. kişi, evlilikten haberdar iken arkadaşlıkları başlamış eşi ile tanışmış daha sonra bu aşka dönüşmüştür. Burada 3. kişinin evli bir insanla ilişki kurarak o kişinin eşine haksız bir fiil ika ettiğini söyleyebiliriz.

Burada kafamı karıştıran nokta haberde değinilmeyen ve benden önce de değinilmediği için merak etmeme sebep olan can alıcı noktadır. Sıkıntı bence şimdi bahsedeceğim noktada, çünkü öncesi hem kanunda belirtildiği üzere hem de doğasında olduğu üzere bir haksız fiildir.

Türk Medeni kanunun zinayı düzenleyen 161. maddesi gereğince aldatılan eş, aldatıldığını öğrendiği andan itibaren 6 ay içerisinde dava açması gerekmektedir, bu bir boşanma sebebidir. Boşanma olmaksızın eşini affederek haksız fiilin tazmini için nasıl dava açılır benim anlamadığım nokta burası. Çünkü buradaki haksız fiilde manevi tazminatı 3. kişi kendi tasarrufuyla değil, bu manevi tazminata sadakat kusuruyla ortak olan eş ile birlikte sebep olmuştur ve bu şekilde bir illiyet bağı kurulmuştur.

Burada davanın ne zaman açıldığı gibi bir çok şeyi bilmediğim için teknik ihtimallere değinmek istemiyorum.

Ama buradaki manevi tazminat cezası 3. kişiyi cezalandırmak için değil, kusurlu eş ile birlikte sebep oldukları haksız fiilin sonuçlarını tazmin içindir. Eş öldükten sonra açılma ihtimali varsa çok hukuki bir karar olduğunu söyleyemem, ama yine de bir nebze hukukilik ifade eder.

Ek olarak gazetede yazıldığı şekilde değil de davacı taraf olan eş, ölen eşinin intiharına sebep olması nedeniyle 3. kişiye (çünkü hamile olduğu iddiasıyla kusurlu eşin ortak konuttan ayrılmasına sebep olması) daha sonra da o kişinin intiharında pay sahibi olmasını göz önüne alacak olursak belki yargıtay bu noktadan hareketle bir tazminata hükmetmiş olabilir. Çünkü intihar eden kişinin, bariz psikolojik bunalıma sürüklendiği, yıllarca çocuk sahibi olamayacağı gerçeği ile yaşarken (doktor raporu) 3. kişinin hamile olduğunu iddia etmesi gibi şeyler göz önüne alınırsa hukukilik boyutunda pek fazla tartışma kalacağını sanmıyorum.

Sonuç olarak bir kaç gazete haberiyle dava dosyasını görmeden bu şekilde tartışmaya girmenin farazi olduğunu söyleyebilirim.

Esenlikler.
Old 08-10-2010, 12:33   #82
srr drn

 
Varsayılan

Yargıtay kararda teselsülden bahsetmiş. Şu durumda, merhumun hayatta olduğunu; boşanmanın gerçekleştiğini ve aldatan eş tarafından aldatılana tazminat ödendiğini varsayarsak, 3. kişi sorumluluktan kurtulur diyebiliriz miyiz? Benzer bir davayla ilgileniyoruz, tek fark aldatan eşin aldatılana yüklü miktarda tazminat ödemiş olması. Ama aldatılan eş tatmin olmamış olacak ki bir de müvekkilimiz 3. kişiye tazminat davası açtı. Yargıtay'ın teselsül görüşü işimize yarayabilecek bir husus.
Old 08-10-2010, 12:46   #83
Av. Muzaffer ERDOĞAN

 
Mutlu Evli erkeklerle birlikte olan kadınlara Yargıtay'dan kötü haber

Burada ciddi bir sorunla karşı karşıyayız:

Ahlaka ve adaba aykırı fiil haksız fiilin unsurları arasında sayılmıştır. Peki ahlak ve adap nedir?

Toplumun şu anda kabul ettiği göreceli (zamanla değişen) bir anlayışın ifadesi, hukuki değil toplumsal kurallardır.

Şöyle bir örnekle başlayayım:
Bundan 30-40 yıl önce insanlar öğrenci evlerine erkek veya kız geliyor diye polise ihbar ederler evler basılırdı. Başka birisi ile nikahsız birlikte yaşamak toplum için kabul edilmez bir şeydi. Bugün bu bakış açısı biraz yumuşadı ama hala izlerini görüyoruz.

Sitede benzer bir tartışma vardı. Kadın demek suç mudur?

Bu bakış açıları (Neyin doğru/neyin yanlış olduğu) kişiye göre belirlenen kavramlardır. Bazısı arkadaşına küfrederek muhabbet eder bazısı da nezaket kurallarına uymaya çalışarak. Küfrederek muhabbet eden insan için diğeri resmi, samimi olmayan kişidir. Öbür taraftan bakınca da diğeri kaba, terbiyesiz, nobran biridir. Sonuçta ahlak ve adap mutlak ve genel geçer bir olgu değildir. Zaman içinde değişir ve değişmek zorundadır.

Olaya dönersek:
Tazminatın nedeni sadakat yükümlüğü olamaz. Bu yükümlük sözleşmenin tarafları (eşler) arasında hüküm ifade eder. Burada tazminatın nedeni olarak akdedilmiş ve yürüyen bir sözleşmenin bozulması, zedelenmesi için çaba göstemek olabilir. Bu davranış iyiniyet kuralları ile bağdaşmayan, bu çerçevede dürüst olmayan bir davranış olduğu için haksız fiil olarak değerlendirilebilir. Buraya kadar sorun yok. Sorun burada başlıyor. 3. Kişi akdin bozulması kasdı ile mi hareket etmiştir, kendi bedeni istemlerinin karşılanması amacı ile mi? Kabule göre farklı sonuçlara ulaşılacaktır.

Her koşulda evli bir insanla ilişki kuran insanı kusurlu olarak kabul edersek olayı çok genişletmiş olacağımız düşüncesindeyim.

Boşanma hukukumuzu anımsayalım. Hala boşanmak isteyen tarafın kusursuz veya az kusurlu olması gibi bir kıstas aranmaktadır. Peki kusurlu olan ve (berlki de birlikte yaşamak istememesi kusurun kaynağı olan) eşin boşanma hakkını neye dayanarak gözardı edeceğiz? Buradaki çıkar çatışması ahlaki değerle (başkalarının ahlaki değeri ile) insanın özgürlüğü, bedeni üzerindeki hakimiyeti çatışmasına dönüşmektedir. Şu soru yeniden ortaya çıkmaktadır. Evlilik karşı tarafın tün yaşamı üzerinde ne kadar bir hakimiyet hakkı sağlayacaktır. Olayda ise sadece eş üzerindeki hakimiyet hakkı değil, 3. şahıslar üzerindeki bir hakimiyet hakkı, bir uyma yükümlüğü getirilmektedir. Yani evlilik sözleşmesinin tarafı olmayan kişiye diğer taraf evli olduğu için onunla birlikte olma yasağı getirilmektedir. Bu bence makul bir anlayış değildir. Olayı karükatirize edersek adam bir eşeklik yapıp evlendiyse ömür boyu bu eşeklik devam mı edecektir. Eşeklikten kurtulup palanını ve sırtındaki yükü atamayacak mıdır? Her yanlıştan dönülme olanağı sağlanmalıdır.

Öte yandan yukarıda da belirttiğim gibi ahlak ve adap göreceli kavramlardır. Bunun çevremizde çokça gördüğümüz örneği nikah olmaksızın birlikte yaşamak ilişkisidir. Bu ilişki bir sürü insan için ahlaksızlıktır, bir sürü insan içinse son derece doğal bir şey. Burada şunu sormak gerekir. Sadece evlilik ilişkisine girmek istemediği için başkası ile yaşayan ve istediği zaman ayrılma hakkına sahip olan insanın davranışı mı doğrudur yoksa sadece ilişkiye girmek için evlenip sonra da ayrılmak/boşanmak için yıllarca uğraşan insanın davranışı mı?

Yukarıda arkadaşımızın ifade ettiği gibi evli insanın geneleve gitmesi sadakat borcunu ihlal değil midir? Devlet de bu ihlalin yardımcısı değil midir? Neden, birlikte yaşamanın istikrar kazanması ise hergün başka birisi ile ilişkiye giren insan kusursuz mu olacaktır? Ya da iffetsizlik nedeni ile boşanma davası açan eşin liste halinde birlikte yaşanılan insanlara karşı dava açma hakkının varlığı mı kabul edilecektir? Düşünün dava dilekçesinde benim eşim şu yüz kişi ile birlikte oldu bunların tümü bana karşı tazminatla yükümlüdür diye dava açılıyor. Verilecek kararda müteselsil sorumluluğa mı hükmedilecek ilişkiye giren her kişi için kusur oranına göre ayrı ayrı tazminata mı?

Bence karar, var olan toplumsal yapıyı korumak güdüsü ile alınmış, insanı toplumun bir parçası olarak gören, birey olarak önem vermeyen bir karardır.

Neyse herkesin aklında olsun: Bundan sonra birisi ile ilişkiye girmeden önce karşı taraftan vukuatlı ve yeni tarihli bir nufus kaydı isteyin.

Saygılar.
Old 08-10-2010, 14:49   #84
Av.Mehmet Saim Dikici

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av. Muzaffer ERDOĞAN

Neyse herkesin aklında olsun: Bundan sonra birisi ile ilişkiye girmeden önce karşı taraftan vukuatlı ve yeni tarihli bir nufus kaydı isteyin.

Saygılar.

Üstadım, her iş için geçerli kural: "Önce tedbir!" *


* Not: Tabi ki en iyi tedbir; evliyken veya evli olan, başkası ile ilişkiye girmemektir.
Old 08-10-2010, 17:49   #85
Av. Muzaffer ERDOĞAN

 
Varsayılan Evli erkeklerle birlikte olan kadınlara Yargıtay'dan kötü haber

Alıntı:
Yazan Av. Mehmet Saim Dikici
Not: Tabi ki en iyi tedbir; evliyken veya evli olan, başkası ile ilişkiye girmemektir.

Bunu ancak nüfus kaydını gördükten sonra anlayabilirsiniz. O zamana kadar ayılmazsanız, tatiliniz birmezse (yaz aşkları) ya da hevesiniz geçmezse işe yarar.

Bu olay evlilk kurumuna dahil olmayan insanların da ilişki kurmasını zorlaştıracaktır. Bence bu öneri derhal yasa kuralı haline getirilip yalnız yaşayan insanların evleri yalnız olmadıkları gün basılarak yeni tarihli nüfus kaydının olup olmadığı ve bunun sorulup ibraz edildiğ tespiti yapılarak tutanak altına alınmalıdır. Böylece ahlaksızlıkla mücadelede önemli adımlar atılmış olacaktır.

Bakalım daha neler üreteceğiz. (Dalga geçme smileyi)
Old 08-10-2010, 20:15   #86
Raşit Tavus

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av. Muzaffer ERDOĞAN
Bunu ancak nüfus kaydını gördükten sonra anlayabilirsiniz. O zamana kadar ayılmazsanız, tatiliniz birmezse (yaz aşkları) ya da hevesiniz geçmezse işe yarar.

Bu olay evlilk kurumuna dahil olmayan insanların da ilişki kurmasını zorlaştıracaktır. Bence bu öneri derhal yasa kuralı haline getirilip yalnız yaşayan insanların evleri yalnız olmadıkları gün basılarak yeni tarihli nüfus kaydının olup olmadığı ve bunun sorulup ibraz edildiğ tespiti yapılarak tutanak altına alınmalıdır. Böylece ahlaksızlıkla mücadelede önemli adımlar atılmış olacaktır.

Bakalım daha neler üreteceğiz. (Dalga geçme smileyi)

Saygıdeğer Muzaffer Bey,

Dikkatli okuduysanız, burada evli olduğunu bildiği halde ilişkiye giren kişiden bahsediyor, yani kötüniyetli 3. kişi.

Benim pratik olaydan anladığım kadarıyla hala iyiniyetli 3. kişi korunuyor.

Şayet burada kendi aranızda özel bir espri ya da benim kaçırdığım bir nokta varsa lütfen belirtiniz, çünkü burada ilişkiye başlarken veya başladıktan sonra adamın evli olduğunu öğrendiği halde bu ilişkiye devam eden kişiye kusur bulunmuş.

Ayrıca bu mesajla birlikte hem kendime hem de haberi yapan gazeteciye bir eleştiri yapmak istiyorum. Burada adamın evli olmasından ziyade, ilişki kurulan kişinin evli olması ön planda olmalıydı, bunu gazetenin lanse ediş biçimi sanki hep kadınlar 3. kişiymiş gibi bir izlenim oluşturdu ben de, halbuki bu yaklaşım bence doğru değil.
Old 08-10-2010, 23:14   #87
kum

 
Varsayılan

YARGITAY CGK. Esas : 2002/1-295
Karar : 2002/430
Tarih : 17.12.2002

Kararında; evli olduğunu bildiği ve nikahsız birlikte yaşadığı erkeği öldürmek suçundan sanık kadın hakkında; "olay öncesinde maktul ile ilişkiye girdiği sırada onun evli olduğunu bildiği, buna rağmen birlikte nikahsız yaşamayı göze aldığı" bu nedenle "Sanığın, evli olduğunu bildiği maktul tarafından evlenme vaadi ile kandırıldığı ve bunun etkisi altında yüklenen suçu işlediğinden söz etmeye olanak yoktur." gerekçesiyle, ağır tahrik olgusunu red etmiştir.

Old 09-10-2010, 00:17   #88
Av.Mehmet Saim Dikici

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av. Muzaffer ERDOĞAN
Bunu ancak nüfus kaydını gördükten sonra anlayabilirsiniz. O zamana kadar ayılmazsanız, tatiliniz birmezse (yaz aşkları) ya da hevesiniz geçmezse işe yarar.

Bu olay evlilk kurumuna dahil olmayan insanların da ilişki kurmasını zorlaştıracaktır. Bence bu öneri derhal yasa kuralı haline getirilip yalnız yaşayan insanların evleri yalnız olmadıkları gün basılarak yeni tarihli nüfus kaydının olup olmadığı ve bunun sorulup ibraz edildiğ tespiti yapılarak tutanak altına alınmalıdır. Böylece ahlaksızlıkla mücadelede önemli adımlar atılmış olacaktır.

Bakalım daha neler üreteceğiz. (Dalga geçme smileyi)

Üstadım yine de tedbiri elden bırakmamak lazım.
Old 09-10-2010, 01:27   #89
Gemici

 
Varsayılan

Konu hakkında bilgisayar klavyesinin tuşlarına en fazla eziyet çektirenlerden biri olduğumun farkına vardım, biraz önce yazılanları gözden geçirdiğimde.

Devamlı olarak aynı telden çalmışım ama buna rağmen aynı telden çalan ve devamlı olarak aynı plağı döndüren tek katılımcı değilim. Ne benim yazdıklarım diğer katılımcıları etkilemiş ne onların yazdıkları beni. Buna rağmen plağımı yeniden çalacağım; Nağme aynı nağme, tekst'te biraz değişiklik var.

1. Hukuk sistemimizin dahil olduğu Avrupa Hukuk'u evliliği eşler arasında varılan bir sözleşme olarak kabul ediyor. Devletin fonksiyonu evlilik sözleşmesinin tescili ve toplumun temel nüvelerinden olan evlilik birliğini özellikle dış etkenlerden korumak oluyor bu sistemde.

2. Medeni hukukumuzun akrabaları sayılan Alman ve İsviçre hukuk sistemleri eşlerden birisinin üçüncü bir kişi ile kurduğu cinsel ilişkiyi herhangi bir yaptırıma bağlamıyor.

3. Bizim dahil olduğumuz Avrupa hukuk sisteminin dışındaki hukuk sistemleri evlilik dışı ilişkileri değişik şekillerde düzenlemiş; Evli kişinin, ister kadın olsun, ister erkek üçüncü bir kişi ile kurduğu cinsel ilişkiyi hapis cezası ile müeyyideye bağlayanlar olduğu gibi, ölüm cezası ile müeyyidelendirenler de var. Bazı ülkelerde erkekler yüz kırbaçla kurtulurken, kadınlar taşlanarak öldürülüyor.

4. Avrupa'da bir de kilise hukuku var. Devlet yasaları evliliği kişiler arasındaki bir anlaşma olarak düzenlerken, kilise hukuku 'ölüm sizi birbirinizden ayırıncaya kadar' formülü ile evliliği ancak ölümle sona erecek bir birlik olarak kabul ediyor. Buna bağlı olarak'ta boşanmış olan kişiler katolik kilisesi ve ona bağlı işyerlerinde çalıştırılmıyor. Almanya'da kiliselerin bu konuda özerklikleri var; Tendezbetrieb(belirli bir misyonu/bir düşünceyi gerçekleştirmek için kurulan işletme) olarak kabul edilen kiliselerin personel işlerine devlet mahkemeleri fazla karışmaz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bundan kısa bir süre önce bu özerkliğe büyük bir darbe vurdu; Mahkeme, evli olduğu halde başka bir kadınla ilişki kuran ve bu evlilik dışı ilişkiden bir çocuğu olan orgçu ve koro yöneticisi bir müzisyeni işten çıkaran kiliseyi haksız buldu ve çıkışın haksız olarak verildiğini kabul etti. Mahkemenin gerekçesi: Çıkış insan hakları ile bağdaşmıyor.

5. Endonezya'nın Aceh Eyaleti bundan bir süre önce zina suçu işleyenlerin taşlanarak öldürülmesi hakkında bir yasa kabul etti. Yasaya göre evli kişilerin evlilik dışı cinsel ilişkisi taşlanarak öldürme, evli olmayanların cezası ise 100 sopa.

6. Bu senenin nisan ayında meydada çıkan bir haber: Amerika Birleşik Devletleri'nin Kuzey Karolina eyaletindeki bir mahkeme aldatılan kadına 9 miyon dolar tazminat verilmesini kararlaştırdı. Tazminatı ödeyecek kişi, kadının boşandığı kocasının sevgilisi. Tazminata karar veren mahkemenin gerekçesi: Olayda hırsızlık söz konusu. Kararın dayandığı yasa bundan 200 yıl öncesine ait ve Kuzey Karolina dışında beş diğer Eyalette halen yürürlükte imiş. Amerikalıların 'Alienation of affection' olarak adlandırdıkları bu suç unsurunu Almanlar 'aşk hırsızlığı' olarak Almancaya çeviriyor. Türkçe nasıl çevrilir bilen varsa çevirirse memnun olurum. Yasanın çıkarıldığı zamanlar kadınlar eşlerinin malı olarak kabul ediliyormuş.
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
7. Dikkat ederseniz Yargıtay'ımızın gerekçesi ile Kuzey Karolina'daki yasanın gerekçesi arasında bir paralellik var. Birisi başkasına ait bir malı çalmaktan yola çıkarken, diğeri başkasının bir malına veya hakkına yapılan karşı yapılan bir haksız fiilden bahsediyor.

8. Hangi yöne gideceğimiz konusunda bir karar vermemiz gerekir bence; Hukukumuz bağlı olduğumuz Avrupa hukukunun gelişimine uygun ve insan haklarına ve kişiliğe önem veren bir yön mü tutturacak, yoksa başka bir yöne doğru mu yelken açacak?

9. Yazdıklarımı okuyup, 'bize ne kardeşim, biz Almanya'yı İsviçre'yi tanımayız, kendi bünyemize uygun bir hukuk geliştirelim' diyenlere cevabım:
'Sözünü ettiğim ülkelerin hukuk tarihini incelersek ve bizim şimdiki uygulamamızla karşılştrırısak, yasalarımız onların yasaları ile bir aşağı bir yukarı aynı olsa bile, uygulamada onların bundan 20-30 yıl önce bulundukları noktadayız.

10. Türkiye'de son zamanlarda konuşulan konuların başında, töre veya namus cinayetleri, evlilik içi şiddet ve kadın hakları geliyor. Ben, ilk bakışta evli kadından yanaymış gibi algılanabilecek olan, üzerinde tartışıtığımız Yargıtay kararının töre ve namus cinayetilerine ve evlilik içi şiddete karşı yapılan çalışmaları olumsuz yönde etkileyeceğini düşünüyorum; Çünkü sahip olma, ait olma, eş üzerinde hak iddia etme düşüncesini pekiştiriyor.

Saygılarımla
Old 09-10-2010, 10:56   #90
Av.Mehmet Saim Dikici

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Gemici
Konu hakkında bilgisayar klavyesinin tuşlarına en fazla eziyet çektirenlerden biri olduğumun farkına vardım, biraz önce yazılanları gözden geçirdiğimde.

Devamlı olarak aynı telden çalmışım ama buna rağmen aynı telden çalan ve devamlı olarak aynı plağı döndüren tek katılımcı değilim. Ne benim yazdıklarım diğer katılımcıları etkilemiş ne onların yazdıkları beni. Buna rağmen plağımı yeniden çalacağım; Nağme aynı nağme, tekst'te biraz değişiklik var.

1. Hukuk sistemimizin dahil olduğu Avrupa Hukuk'u evliliği eşler arasında varılan bir sözleşme olarak kabul ediyor. Devletin fonksiyonu evlilik sözleşmesinin tescili ve toplumun temel nüvelerinden olan evlilik birliğini özellikle dış etkenlerden korumak oluyor bu sistemde.

2. Medeni hukukumuzun akrabaları sayılan Alman ve İsviçre hukuk sistemleri eşlerden birisinin üçüncü bir kişi ile kurduğu cinsel ilişkiyi herhangi bir yaptırıma bağlamıyor.

3. Bizim dahil olduğumuz Avrupa hukuk sisteminin dışındaki hukuk sistemleri evlilik dışı ilişkileri değişik şekillerde düzenlemiş; Evli kişinin, ister kadın olsun, ister erkek üçüncü bir kişi ile kurduğu cinsel ilişkiyi hapis cezası ile müeyyideye bağlayanlar olduğu gibi, ölüm cezası ile müeyyidelendirenler de var. Bazı ülkelerde erkekler yüz kırbaçla kurtulurken, kadınlar taşlanarak öldürülüyor.

4. Avrupa'da bir de kilise hukuku var. Devlet yasaları evliliği kişiler arasındaki bir anlaşma olarak düzenlerken, kilise hukuku 'ölüm sizi birbirinizden ayırıncaya kadar' formülü ile evliliği ancak ölümle sona erecek bir birlik olarak kabul ediyor. Buna bağlı olarak'ta boşanmış olan kişiler katolik kilisesi ve ona bağlı işyerlerinde çalıştırılmıyor. Almanya'da kiliselerin bu konuda özerklikleri var; Tendezbetrieb(belirli bir misyonu/bir düşünceyi gerçekleştirmek için kurulan işletme) olarak kabul edilen kiliselerin personel işlerine devlet mahkemeleri fazla karışmaz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bundan kısa bir süre önce bu özerkliğe büyük bir darbe vurdu; Mahkeme, evli olduğu halde başka bir kadınla ilişki kuran ve bu evlilik dışı ilişkiden bir çocuğu olan orgçu ve koro yöneticisi bir müzisyeni işten çıkaran kiliseyi haksız buldu ve çıkışın haksız olarak verildiğini kabul etti. Mahkemenin gerekçesi: Çıkış insan hakları ile bağdaşmıyor.

5. Endonezya'nın Aceh Eyaleti bundan bir süre önce zina suçu işleyenlerin taşlanarak öldürülmesi hakkında bir yasa kabul etti. Yasaya göre evli kişilerin evlilik dışı cinsel ilişkisi taşlanarak öldürme, evli olmayanların cezası ise 100 sopa.

6. Bu senenin nisan ayında meydada çıkan bir haber: Amerika Birleşik Devletleri'nin Kuzey Karolina eyaletindeki bir mahkeme aldatılan kadına 9 miyon dolar tazminat verilmesini kararlaştırdı. Tazminatı ödeyecek kişi, kadının boşandığı kocasının sevgilisi. Tazminata karar veren mahkemenin gerekçesi: Olayda hırsızlık söz konusu. Kararın dayandığı yasa bundan 200 yıl öncesine ait ve Kuzey Karolina dışında beş diğer Eyalette halen yürürlükte imiş. Amerikalıların 'Alienation of affection' olarak adlandırdıkları bu suç unsurunu Almanlar 'aşk hırsızlığı' olarak Almancaya çeviriyor. Türkçe nasıl çevrilir bilen varsa çevirirse memnun olurum. Yasanın çıkarıldığı zamanlar kadınlar eşlerinin malı olarak kabul ediliyormuş.
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
7. Dikkat ederseniz Yargıtay'ımızın gerekçesi ile Kuzey Karolina'daki yasanın gerekçesi arasında bir paralellik var. Birisi başkasına ait bir malı çalmaktan yola çıkarken, diğeri başkasının bir malına veya hakkına yapılan karşı yapılan bir haksız fiilden bahsediyor.

8. Hangi yöne gideceğimiz konusunda bir karar vermemiz gerekir bence; Hukukumuz bağlı olduğumuz Avrupa hukukunun gelişimine uygun ve insan haklarına ve kişiliğe önem veren bir yön mü tutturacak, yoksa başka bir yöne doğru mu yelken açacak?

9. Yazdıklarımı okuyup, 'bize ne kardeşim, biz Almanya'yı İsviçre'yi tanımayız, kendi bünyemize uygun bir hukuk geliştirelim' diyenlere cevabım:
'Sözünü ettiğim ülkelerin hukuk tarihini incelersek ve bizim şimdiki uygulamamızla karşılştrırısak, yasalarımız onların yasaları ile bir aşağı bir yukarı aynı olsa bile, uygulamada onların bundan 20-30 yıl önce bulundukları noktadayız.

10. Türkiye'de son zamanlarda konuşulan konuların başında, töre veya namus cinayetleri, evlilik içi şiddet ve kadın hakları geliyor. Ben, ilk bakışta evli kadından yanaymış gibi algılanabilecek olan, üzerinde tartışıtığımız Yargıtay kararının töre ve namus cinayetilerine ve evlilik içi şiddete karşı yapılan çalışmaları olumsuz yönde etkileyeceğini düşünüyorum; Çünkü sahip olma, ait olma, eş üzerinde hak iddia etme düşüncesini pekiştiriyor.

Saygılarımla

Sayın Gemici

Alman ve isviçre Medeni hukukunda da "ahlaka aykırılık" sorumluluğa neden bir durumdur. Ancak bildiğiniz üzere bazı kavramların toplumsal algılanışı ve doğal olarak uygulanışı farklılık arz edebiliyor. "Ahlak" kavramının endazesinin şaşması, yahut ölçüdeki sapma, aynı hükmün farklı uygulanmasına -maalesef- neden oluyor. Sıkıntı buradadır diye düşünüyorum.

Bizim ülkemizde "ahlak kavramı"nın alanı genişledikçe genişliyor. Bu gidişle tahmin ediyorum yargı kararlarıyla çok ahlaklı bir toplum haline geleceğiz...
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Evli erkek ile birlikte olan kadına karşı manevi tazminat davası açma Rekoğlu Meslektaşların Soruları 3 30-10-2009 15:21
Kiracıya kötü haber! av.sally Hukuk Haberleri 1 22-12-2008 17:05
1 yıl dolmadan anlaşmalı boşanan çiftlere Yargıtay'dan kötü haber faruksa Hukuk Haberleri 2 29-11-2006 11:24
Savcılara kötü haber ahmetsacit Hukuk Haberleri 5 11-10-2006 02:32


THS Sunucusu bu sayfayı 0,20731497 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2013) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.