Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Evlilik Dışı Doğan Çocuğun Soyadı (TMK 321 ),Anayasa Mah.Kararı

Yanıt
Old 03-06-2003, 23:52   #1
Nedime Uğraş

 
Varsayılan Evlilik Dışı Doğan Çocuğun Soyadı (TMK 321 ),Anayasa Mah.Kararı

Sn: Hykayar;
4721 Sayılı Türk Medeni Yasasının 321. maddesindeki; "Çocuk, ana ve baba evli ise ailenin; evli değilse ananın soyadını taşır." hükmü açıkça Çocuk ve Kadın Haklarına aykırıdır. Tanıma ve Babalığa hüküm yolu ile yasal olarak babası belli olan bir çocuğun onun soyadını taşıması da en doğal hakkı olduğu halde Yasa Koyucu bu hakkı ondan esirgeyerek toplum içindeki yerini zedelemiştir. Düşünün ki; bir çocuk okula başladığında soyadını öğreneciktir. Annesine benim soyadım niye babamın soyadı ile aynı değil diye, sorduğunda, annesi ona konumunu anlatmak zorunda kalınca o çocuğun pisikolojisi kötü yönde etkilinecektir.

Yasa koyucunun gerek bilerek gerekse bilmeyerek bu hükmü getirmesi yasanın amacına ters düşmektedir. Bazen miras hakkından daha önemli şeyler de vardır. Örneğin kimlik gibi...
Bu konunun öncelikle ele alınarak yasa hükmünün değiştirilmesi için tüm hukukçuların bir kampanya başlatmasının çok iyi olacağı kanısındayım.
Old 24-06-2003, 22:54   #2
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

Çocuğun annenin soyadını alması tartışılması gereken ciddi bir durum bana göre.

1-Evlilik içinde doğan çocuklar zorunlu olarak babanın soyadını alıyorken,evlilik dışı çocuğun alamaması çocuk hakları sözleşmesine ve daha önce Anayasa Mahkemesi iptal kararına aykırı bir konum yaratmaktadır. Bu anlamda eşitlik ilkesinin ihlalidir.

2-Kadının soyadını çocuğa verebilmesi, kadının evli iken kullanamadığı soyadı hakkının bir şekilde tanınması sayılabilir mi?
Yasakoyucu eğer çocukların annenin soyadını alabileceğine örtülü biçimde izin vermiş ise bu uygulamanın evlilik içinde de geçerli olması gereklidir gibi bir sonuç çıkıyor.

3-Fikrimce bu durumda seçimlik hak tanınmalı ve çocuğun isterse( kendisi veya yasal temsilcisi aracılığı ile) bu hakkı kullanması sağlanmalıdır.

4-Soybağının nasıl kurulacağı yasaca açıkça belirtilmiştir.Evlenme dışındakilere farklı sonuç tanımak belirttiğim gibi eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmaktadır.


Saygılar
Old 02-05-2004, 22:37   #3
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan Yargıtay Buna Hükmetti: Evlilik Dışı Çocuk, Annesinin Soyadını Taşıyacak

Yargıtay buna hükmetti: Evlilik dışı çocuk, annesinin soyadını taşıyacak

Yargıtay, evli olmayan anne ve babanın çocuğunun, annenin soyadını taşıyacağına karar verdi.

Yüksek mahkeme, anne ve babası evli olmayan çocuğun, babasının nüfusuna kaydının yapılmasını usul ve yasaya aykırı buldu. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin konuya ilişkin kararı, Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlandı. Karara konu davada, Eskil Asliye Hukuk Mahkemesi, davacı annenin, 2 Eylül 2002 doğumlu oğlunun babasının davalı olduğu gerekçesiyle, davalının babalığına ve aylık 100 milyon lira nafakaya hükmedilmesi istemiyle açtığı davayı kabul etti.

Karar, temyiz edilmediği için kesinleşti.

Adalet Bakanlığı'nın yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, kararın kanun yararına bozulması için Yargıtay 2. Dairesi'ne başvurdu.

Daire, başvuruyu yerinde bularak, yerel mahkeme kararını oybirliğiyle bozdu.

Bozma gerekçesinde, Türk Medeni Kanunu'nun babalık davasının kamu düzenini de ilgilendirdiği dikkate alınarak, Cumhuriyet savcısı ve Hazine'ye de ihbar edilmesini öngördüğü anımsatıldı.

Dosyadan davanın, Cumhuriyet savcısı ve Hazine'ye ihbar edilmediğinin anlaşıldığı belirtilen gerekçede, ''Mahkemece, Cumhuriyet savcısı ve Hazine'ye dava ihbar edilmeden hüküm kurulması, anılan madde hükmüne aykırı bulunmuştur'' denildi.

Türk Medeni Kanunu'nun 321. maddesinin ''Çocuk, ana ve baba evli ise ailenin; evli değilse ananın soyadını taşır'' hükmünü düzenlediği kaydedilen kararda, şöyle devam edildi:

''Mahkemece babalığa hükmedilmesi ile yetinilmesi gerekirken açıklanan madde hükmüne aykırılık teşkil edecek şekilde çocuğun, babasının nüfusuna kaydının yapılmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.'' Yargıtay'ın kararı sonuca etkili olmayacak, ancak örnek teşkil edecek.
02/05/2004 11:55

Nethaber.com.
Old 02-05-2004, 22:40   #4
Admin

 
Varsayılan

Çok isabetli bir karar bence.
Old 02-05-2004, 23:00   #5
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

Sn.Admin,Yasanın lafzına bakarsak,karar doğru.

Ama yasanın ilgili düzenlemesi bir çok açıdan isabetli değil.

1-Çocuklar neden babalarının soyadını alırlar? Çünkü yasaya göre babaların soyadı alınır.

2-Evlilik dışı doğan çocuk neden babasının soyadını alamaz? Çünkü annesi ile babası "meşru" bir ilişki içinde değildirler.

3-Evli kadınlar çocuklarına soyadını verebilir mi? Hayır ,Evlilikte soyadı erkek eşin soyadı olması zorunludur.


Sonuç:
Kadınlara evlilik öncesi soyadını bile tek başına taşıma izni vermeyen anlayış,konu evlilik dışı çocuk olunca birden anlayış değiştiriyor,ve kadınlara soyadını çocuğuna verme hakkı tanıyor.


Düzenlemeyi doğru bulmuyorum.

Soyadı düzenlemesinin erkeğe endeksli olmasını doğru bulmuyorum.

Erkeğe endeksli bir soyadı uygulamasını kabul eden bır anlayışın birden evlilik dışı çocuklar sözkonusu olduğunda farklı bir anlayış kabul etmesini samimi bulmuyorum

Evlilik içinde veya dışında doğan çocukları ayrıma uğratan bu uygulama Anayasanın eşitlik ilkesine ,çocuk hakları sözleşmesine aykırıdır.

Mevcut düzenleme, en azından taraflara seçim hakkı verecek veya soyadı düzenlemesinde kadın-erkek eşitliğini sağlayacak şekilde değiştirilmelidir.

Ayrıca babanın nüfusuna kaydedilmemesi ileride miras konusunda hak kayıplarına yolaçacak gibi görünüyor.

Bu düzenlemenin bir şekilde itiraz üzerine Anayasa Mahkemesinde tartışılmasını sağlamak gerekli..Bu konuda çalışmalar yapıldığını biliyorum. Umarım işe yarar.
Old 06-05-2004, 18:54   #6
Av.Mehmet Saim Dikici

 
Varsayılan

Ben kadının kendi soyadını kullanma imkanına sahip olmasından yanayım. Evlilik bir akittir. Bu akdin kamu düzeni ile ilgili bölümleri için yasal kurallar ihdas edilmeli denebilir ise de, hiç bir şekilde kamu ile ilintisi olmaması gereken soyadı için bu katı yaklaşımın terk edilmesi gerekir.

Kadın birlikte yaşamı seçiyor sadece, soyadını terk etmek için sözleşme imzalamıyor.

kaldı ki, abuk subuk soyadlar var (benimki gibi). Koca ısrarla değiştirmek istemiyorsa, kadının bu imkandan mahrum edilmesinin yada ters deyişle bu sıkıntıya mecbur kılınmasının manası nedir?

Kadınlar kendi soyadlarını tek olarak kullanabilmeli.
Old 09-05-2004, 15:14   #7
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

Sn.Tikici
Kadınların kendi soyadlarını kullanmaları,bu forumda başka bir yazişma konusunda tartışılmakta.Bu nedenle sadece evlilik dışı doğan çocuğun babasının soyadını alamaması konusunda sohbeti sınırlayarak yanıt vermek istiyorum..


Bu uygulamayı çok katı buluyor ve eşitliğe aykırı buluyorum.

1-Evlet edinen kişi,isterse evlat edinilen kişiye soyadını verebiliyor.Veya evlat edinililen 18 yaş sonrası seçim hakkını kullanabiliyor.

Oysa bir erkek evlilik dışı çocuğuna,istese de soyadını veremiyor.
Soyadını verebilmesinin tek koşulu evlilik.
Erkek hukuken evlenme ehliyetine sahip değilse,başkası ile evli ise vb.sebeplerle veya tarafların bu yönlü iradesi yoksa çocuğun baba soyadı alması imkansız.Yani taraf istese de imkansız.
Bu çok katı ve hayat ile uyumlu olmayan bir düzenleme.

Aynı şekilde evli kadın soyadını çocuğa veremezken bekar kadın soyadını çocuğuna verebiliyor,bu da eşitsizlik görünümlerinden biri.

Konuya Çocuk Hakları açısından bakacak olur isek,annesinin soyadını almış bir çocuk bu durumu ile özel yaşamın gizliliği kuralını ihlal edilerek anne-baba arasındaki ilişkinin deşifre edildiği bir statüye sokuluyor.

Daha bir çok açıdan bu düzenleme hukukçuları meşgul edecek ..

Saygılar
Old 06-04-2006, 14:14   #8
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Mutlu Evlilik Dışı Doğan Çocuğun Soyadı (TMK 321 ),İptal İçin Anayasa Mah.e gönderildi.

Düzenlemenin iptali için Bakırköy 6.Aile Mahkemesi dosyanın Anayasa Mahkemesine gönderilmesine karar verdi.Başvuru Anayasa Mahkemesinde 2006/69 Esası ile kaydedildi.

Konu ile ilgili:

http://www.turkhukuksitesi.com/showthread.php?t=4906
Old 06-04-2006, 17:33   #9
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan Evlilik Dışı Doğan Çocuğun Soyadı (TMK 321 ),İptal İçin Anayasa Mah.e Gönderildi

Evlilik Dışı Doğan Çocuğun Soyadı Konusu(TMK 321 ve 293/3)İptal İstemi ile Anayasa Mahkemesine Gönderildi.

Mevcut düzenleme:

4721 sayılı TMK:MADDE 321.- Çocuk, ana ve baba evli ise ailenin; evli değilse ananın soyadını taşır.

Yine TMK 293/3aha önce tanıma veya babalığa hükümle soybağı kurulmuş çocukların ana ve babası birbiriyle evlenince, nüfus memuru re'sen gerekli işlemi yapar.


Bu düzenleme gereği evlilik dışı doğan çocuk sonradan evlenme durumu hariç babanın soyadını alamıyor,babanın nüfus hanesine tesçil edilemiyordu.

Düzenlemenin Anayasanın özellikle eşitlik ilkesine,ve ilgili diğer maddelerine ,Uluslararası sözleşmelere (Çocuk Hakları Sözleşmesi,Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi,İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi) aykırılığı nedeniyle iptal istemli açılan davada Bakırköy 6.Aile Mahkemesi itirazı ciddi bularak TMK 321 ve TMK 293/3 maddelerinin iptali için dosyanın Anayasa Mahkemesine gönderilmesine karar verdi.

Sevinçle paylaşıyorum.

Saygılarımla.
Old 11-04-2006, 14:54   #10
Av.Ali KAYA

 
Varsayılan Yasal Değişiklik

Medeni Kanun'un bu konudaki hükmünün değiştirilmesine ilişkin tasarı hazırlandığı bi ara basına yansımıştı..Dilerim Anayasa Mahkemesi elini çabuk tutar..sonucu ivecenlikle bekliyorum..
Old 15-04-2006, 10:57   #11
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

T.C.BAKIRKÖY 6.AİLE MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİNE GÖNDERME KARARI

Taraflar arasında görülen davanın yapılan yargılamasında sonucunda:

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ.

Davacı vekili mahkememize vermiş olduğu dava dilekçesinde davalı K.P ın halen evli olduğunu ve davacının annesin E.Y ile evlilik dışı birlikteliklerinden İ. Adlı bir çocuklarının doğduğunu,davalının çocuğu tanıyıp nüfusa kayıt ettirdiğini,davalı K.P ile E.Y ın bir arada yaşar iken Davacı M.Y e gebe kaldığını,fakat bir süre sonra ayrı yaşamaya başladıklarını,ayrı yaşadıkları sırada davacı olan M.Y: ın doğduğunu,annesinin çocuğu kendi hanesine kayıt ettirdiğini,kayıt işlemi sırasında usulen bir baba ismi gerektiğinden baba hanesine M ismi yazıldığını,davcının babasının K.P olduğunu,İ.P ile kardeş olduklarını çok kısa bir süre önce öğrendiğini,davacı çocuğun,davalı K.P ın babası olduğunun tespiti,babalığa hükmedilmesine,babasının soy ismini taşımak ve baba nüfus kaydında yer almak yani nüfus kaydının gerçeğe uygun ve kardeşi ile eşit koşullarda düzeltilmesi isteğinde olduğundan bu davanın açılması zorunluluğu ortaya çıktığını,ancak mevcut yasal düzenlemeler karşısında çocuğun babasının soy ismini almasının ve baba hanesine tesçil edilmesinin mümkün olmaması karşısında 4721 sayılı Türk medeni kanununun 321.maddesinin Anayasa ve Uluslar arası sözleşmelere aykırı olduğunu ileri sürerek,iddialarının ciddi görülür ise dosyasının görüşülmek üzere Anayasa Mahkemesine gönderilmesini dava ve talep etmiştir.

Dava 4721 sayılı TMK nın 2.kısmında da yer alan soy bağının kurulması başlığını taşıyan 301.ve devamı maddelerinde düzenlenen “Babalık hükmü” ile ilgilidir.Anayasa Mahkmesinin 1987/1 Esas 1987/18 Karar sayılı 11.09.1987 karar tarihli 743 sayılı TMK nın 443.maddesinin ilgili fıkralarının iptali için açılan davada”Anayasa’nın 41.maddesi devletin,özellikle ananın ve çocukların korunması için gerekli tedbirleri almasını hüküm altına almış iken,iptali istenen kanun hükmü nedeni ile nesebi sahih olmayan çocuklar hiçbir kusurları olmaksızın cezalandırılmakta ve korumadan mahrum bırakılmaktadır.Aileyi koruma sadece nesebi sahih çocukları koruma olarak kabul edilmiş ve farklılık kardeşler arasında kin ve düşmanlık yaratmıştır.Türkiye bir Avrupa ülkesidir.Avrupa2nın pek çok ülkesinde evlilik içi ve evlilik dışı çocuk ayrımı giderilmiştir.Evlilik dışı yaşama durumunda gerekli cezai işlemler yapılmakla beraber,evlilik dışı doğan çocukların ana tarafından olduğu gibi baba tarafından da tüm haklarının verilmesi yasal bir zorunluluktur” gerekçesi getirilmiştir.

Evlilik dışı çocukların toplum içindeki durumlarının düzeltilmesi girişimi XVIII.yüzyıl rasyonalizm akımı ile başlamış evlilik birliği dışındaki bir doğum olayının kişinin hayatını etkileyen bir neden sayılmaması ve bu çocuklar ile evlilik içi doğan çocuklar arasında eşitlik sağlanması gerektiği savunulmuştur.

Kadınlara erkekler ile eşitlik sağlanması yolunda uğraş veren “feminist” hareket sahipleri de evlilik dışı ilişkilerin ürünü olan çocukların durumlarının düzeltilmesini istemişlerdir.Özellikle ikinci dünya savaşından sonra batıda başlayan “Nesep Hukuku” alanındaki iyileştirme hareketi Avrupa ülkelerinin çoğunda geniş bir kabul görmüştür.743 sayılı Medeni Kanunumuzun düzenlemesine göre babalık davasının konusu,ana baba yararına mali sonuçlu olabileceği gibi,mali istek ile birlikte baba ile çocuk arasında bir nesep bağı kurmak,çocuğun babasının soy adını ,vatandaşlığını ve miras hakkını almak,nüfusuna kayıt olmak gibi kişisel sonuçlu da olabilirdi.

Aşağıda açıklaması yapılacak mevzuat hükümleri,uluslar arası anlaşmalar,insan hakları beyanname ve sözleşmelerini inceleyen mahkememiz,davacı vekilinin talebini ciddi bularak Anayasa Mahkemesine gönderme kararı vermiştir.

İLGİLİ MEVZUAT HÜKÜMLERİ

1- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu 321 maddesi:
“Çocuk, ana ve baba evli ise ailenin; evli değilse ananın soyadını taşır. Ancak, ana önceki evliliğinden dolayı çifte soyadı taşıyorsa çocuk onun bekârlık soyadını taşır”

2-4721 sayılı Türk Medeni Kanunu 301 maddesi:
“Çocuk ile baba arasındaki soybağının mahkemece belirlenmesini ana ve çocuk isteyebilirler.
Dava babaya, baba ölmüşse mirasçılarına karşı açılır.
Babalık davası, Cumhuriyet savcısına ve Hazineye; dava ana tarafından açılmışsa kayyıma; kayyım tarafından açılmışsa anaya ihbar edilir.”

3-4721 sayılı Türk Medeni Kanunu 282.maddesi:
Çocuk ile ana arasında soybağı doğumla kurulur.
Çocuk ile baba arasında soybağı, ana ile evlilik, tanıma veya hâkim hükmüyle kurulur.
Soybağı ayrıca evlât edinme yoluyla da kurulur.

4-4721 sayılı Türk Medeni Kanunu 292.maddesi:
Evlilik dışında doğan çocuk, ana ve babasının birbiriyle evlenmesi hâlinde kendiliğinden evlilik içinde doğan çocuklara ilişkin hükümlere tâbi olur.”

5-4721 sayılı Türk Medeni Kanunu 293 maddesi:
“Eşler, evlilik dışında doğmuş olan ortak çocuklarını, evlenme sırasında veya evlenmeden sonra, yerleşim yerlerindeki veya evlenmenin yapıldığı yerdeki nüfus memuruna bildirmek zorundadırlar.
Bildirimin yapılmamış olması, çocuğun evlilik içinde doğan çocuklara ilişkin hükümlere tâbi olmasını engellemez.
Daha önce tanıma veya babalığa hükümle soybağı kurulmuş çocukların ana ve babası birbiriyle evlenince, nüfus memuru re'sen gerekli işlemi yapar.”

6-4721 sayılı Türk Medeni Kanunu 314/3 maddesi:
“Evlâtlık küçük ise evlât edinenin soyadını alır. Evlât edinen isterse çocuğa yeni bir ad verebilir. Ergin olan evlâtlık, evlât edinilme sırasında dilerse evlât edinenin soyadını alabilir.”

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER ÇOCUK HAKLARI SÖZLEŞMESİ

Madde7/1:”Çocuk doğumundan hemen sonra derhal nüfus kütüğüne kaydedilir ve doğumundan itibaren bir isim hakkına ve mümkün olduğu ölçüde ana-babasını bilme ve onlar tarafından bakılma hakkına sahip olacaktır.”

Madde8/1:”Taraf devletler yasanın tanıdığı şekilde çocuğun kimliğini,tabiyetini,ismi ve aile bağları dahil koruma hakkına saygı göstermeyi ve bu konuda yasadışı müdahalelerde bulunmamayı taahhüt ederler”

Madde 8/2:1Çocuğun kimliğinin unsurlarından bazılarından veya tümünden yasaya aykırı olarak yoksun bırakılması halinde,taraf devletler çocuğun kimliğine sürat ile yeniden kavuşturulması amacıyla gerekli yardım ve korumalarda bulunurlar.

İNSAN HAKLARI EVRENSEL BEYANNAMESİ

Madde 2/25:1Temel hak ve özgürlüklere sahip olma bakımından insanlar arasında doğuş ayrımı ve ayrımcılığı olamaz,evlilik içinde doğma ve evlilik dışında doğmuş olmalarına bakılmaksızın aynı sosyal ve hukuki konumdan yararlanmaları gerekir.

AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ

Madde 14:”Bu sözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma,cinsiyet,ırk,renk,dil,din,siyasal veya diğer kanaatler,ulusal veya sosyal köken,ulusal bir azınlığa mensupluk,servet,doğum veya herhangi bir başka durum bakımından hiçbir ayrıcalık yapılmadan sağlanır1

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER EKONOMİK VE SOSYAL KONSEYİ 18 MAYIS 1973 TARİHLİ KARARI

“Evlilik içi,evlilik dışı doğan çocukların eşit hukuksal duruma sahip olmaları gerekir.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI

Madde 10:”Herkes dil,ırk,renk,siyasi düşünce,felsefi inanç,din,mezhep ve benzeri sebepler ile ayrım gözetilmeksizin, kanun önünde eşittir.hiç kimseye aileye,zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun hareket etmek zorundadır.

Madde 11:” Anayasa hükümleri,yasama,yürütme ,yargı organlarını,idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır,kanunlar Anayasaya aykırı olamaz”

Madde 36:”Herkes meşru vasıta ve yollardan faydalanmak sureti ile yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ve adil yargılanma hakkına sahiptir.Hiç bir mahkeme görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.”

Madde 90:”Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletler ile ve milletlerarası kuruluşlar ile yapılacak antlaşmaların onaylanması TBMM nin onaylamayı bir kanun ile uygun bulmasına bağlıdır.Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası anlaşmalar kanun hükmündedir.Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz.”

ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI

Yüksek mahkemenin 11.09.1987 tarih,1987/1 Esas ve 1987/18 Kararı ile aynı mahkemenin 1990/15 Esas ,1991/5 sayılı 28.02.1991 tarihli kararları

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ:

Daha önce yürürlükte olan olan 743 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre babalık davası yolu ile babalığına hükmedilen çocuklar,babaları hanesine tesçil edilebilmekte iken 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre aynı olanaktan yararlanamamaktadır.

4721 sayılı Türk Medeni Kanununun yukarıda maddeleri bildirilen 292.ve 314 maddesi hükümlerine bu husus aykırılık teşkil etmekte ve çelişmektedir.Evlat edinilen çocuk ailenin soy ismini alabildiği halde mahkemece babalığına hüküm verilen çocuk aynı olanaktan yoksun kalmaktadır.Keza evlat edinilen çocuk aynı haneye kayıt edilebilmekte iken babalığa hüküm verilen çocuk babası hanesine kayıt edilememektedir.Bu durum Anayasamızın 10.maddesinde ifadesini bulan “kanun önünde eşitlik” ilkesine aykırı olduğu gibi İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 2/25.maddesi hükümlerine aykırı olarak babalığına hükmedilen çocuğu ”doğuş ayrımcılığına” itmekte,Avrupa İnsan hakları Sözleşmesi 14.maddesine ifadesini bulan “hak ve özgürlüklerden yararlanma bakımından doğum ayrımcılığı” tanımına girmekte,Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi 7,8 maddelerinde ifadesini bulan “kimliğinden yoksun” bırakılması sonucunu doğurmakta,somut olayda olduğu gibi anne-baba bir kardeşi ile aynı soy ismi taşıyamamakta ve aynı haneye kayıt edilememektedir.


TÜM BU NEDENLERLE

HÜKÜM:

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu 321 ve 293/3 maddeleri hükümlerinin Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 10,11,36,90 maddelerine aykırı olduğu sonuç ve kanaatine varılmakla

İptali için dava dosyasındaki belgelerin tasdikli örneklerinin Anayasa mahkemesine gönderilmesine,davanın Anayasa Mahkemesinin vereceği karara kadar geri bırakılmasına

Dair karar,davacı vekilinin yüzüne karşı yapılan yargılama sırasında açıkça okunup usulen anlatıldı.
06.04.2006
Old 01-05-2006, 22:59   #12
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

NÜFUS HİZMETLERİ KANUNU Kanun No. 5490 Kabul Tarihi : 25/4/2006

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Tanıma ve Evlât Edinme

Tanıma işlemi
MADDE 28- (1) Tanıma; babanın yazılı başvurusu üzerine mahkemede yapılmışsa mahkeme tarafından, notere başvurusu üzerine düzenlenen senetle yapılmışsa noter tarafından tanımanın yapıldığı tarihten itibaren on gün içinde nüfus müdürlüğüne bildirilir.

(2) Tanımanın babanın vasiyetnamesindeki beyanla yapılması durumunda nüfus müdürlüğüne bildirim, vasiyetnameyi açan hâkim tarafından yapılır.

(3) Nüfus memuruna yapılan tanıma beyanı ise doğrudan aile kütüklerine tescil edilir.

(4) Tanınan çocuklar babalarının hanesine baba adı ve soyadı ile analarının kimlik ve kayıtlı olduğu yer bilgileri belirtilmek suretiyle tescil edilir.

(5) Yurt dışında yapılan tanıma işlemlerine ait bildirimler dış temsilciliklere veya Türkçeye tercüme edilip, onaylanmış olmak kaydıyla yurt içinde nüfus müdürlüklerine yapılabilir.
Old 13-08-2008, 14:45   #13
Av.Safiye

 
Varsayılan

Sayın meslektaşım bu konuyla ilgili benimde araştırmalarım oldu.Benim müvekkilim de 2 yaşında evlilik dışında olan çocuğunu tanımak ve nüfusuna geçirmek istiyor. Çocuk şu anda annenin yanında ve sosyal ve ekonomik açıdan sıkıntılı bir durumda yani aynı zamanda velayetini de almak istiyor.Ancak TMK md.337 bizim açımızdan engel teşkil ediyor.Anayasa mahkemsinin kararı belli olunca bizlerle paylaşmanızı talep ediyorum.Şimdiden teşekkürler.
Old 03-07-2009, 22:36   #14
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan Anayasa Mah : Çocuk Ana Baba Evli Değilse "Ananın Soyadını Taşır" İbaresi İptal

8

2005/114

İzmir 3. Aile Mahkemesi

1- 22.11.2001 günlü, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 321. maddesinin,
2- 3.12.2001 günlü, 4722 sayılı Türk Medenî Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 13. maddesinin,
iptallerine karar verilmesi istemi.
Esas
1- 4721 sayılı Yasa’nın 321. maddesinin ikinci tümcesinin,
2- 4722 sayılı Yasa’nın 13. maddesinin ikinci fıkrasının,
itiraz başvurusunda bulunan Mahkeme’nin bakmakta olduğu davada uygulanma olanağı bulunmadığından, bu tümce ve fıkraya ilişkin başvurunun Mahkeme’nin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,

- A- 22.11.2001 günlü, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 321. maddesinin birinci tümcesinde yer alan;
1- “Çocuk, ana ve baba evli ise ailenin …” ibaresinin REDDİNE,
2- “… evli değilse ananın …” ibaresinin İPTALİNE,
B- 3.12.2001 günlü, 4722 sayılı Türk Medenî Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrasının REDDİNE,
C- İptal edilen ibarenin doğuracağı hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edici nitelikte görüldüğünden, Anayasa‘nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 53. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları gereğince iptal hükmünün, KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK BİR YIL SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE.

http://www.anayasa.gov.tr/general/ha...asp?contID=698
Old 03-07-2009, 22:49   #15
Av.Cengiz Aladağ

 
Varsayılan

Maddenin iptal kararı öncesi hall şöyleydi:
Madde 321 - Çocuk, ana ve baba evli ise ailenin; evli değilse ananın soyadını taşır. Ancak, ana önceki evliliğinden dolayı çifte soyadı taşıyorsa çocuk onun bekarlık soyadını taşır."

İptal kararı sonrası:
Madde 321 - Çocuk, ana ve baba evli ise ailenin soyadını taşır. Ancak, ana önceki evliliğinden dolayı çifte soyadı taşıyorsa çocuk onun bekarlık soyadını taşır."
Yani iptal kararı ile ikinci tümcenin bir anlamı kalmamış. Onun da iptali gerekmez miydi?
Old 07-07-2009, 11:43   #16
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

Evlilik dışı doğan ve babaları tarafından tanınmamış/babalığa hükmedilmemiş çocukların soyadı ne olacak?

İptal ile yasal boşluk oluşmuştur.

Umarım boşluk eşitlik ilkesine uygun olarak doldurulur.

Bu süreçte kadının ve çocuğun erkeğe bağlanan soyadı zorunluluğunu tüm yönleri ile tartışmanın yararlı olduğunu düşünüyorum.

Evlilikte ;kadının (kendi soyadını eklese bile) erkek eşin soyadını alma zorunluluğu/dayatması ve çocukların babanın soyadını taşıması sorunu bir bütün olarak ele alınmalı ve uluslararası sözleşmelerin ruhuna uygun ve diğer ülke deneyimleri de gözetilerek bir düzenleme yapılmalıdır.

Yoksa daha uzun yıllar soyadı konusunda sorunlar devam edecek.
Old 07-07-2009, 12:44   #17
BaharB

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av.Habibe YILMAZ KAYAR
Evlilik dışı doğan ve babaları tarafından tanınmamış/babalığa hükmedilmemiş çocukların soyadı ne olacak?

İptal ile yasal boşluk oluşmuştur.


Sanıyorum bir yasal boşluk (1 yıl süre ile) söz konusu değil.
Kararın (C) Bendi:
Alıntı:
İptal edilen ibarenin doğuracağı hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edici nitelikte görüldüğünden, Anayasa‘nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 53. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları gereğince iptal hükmünün, KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK BİR YIL SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE.

Alıntı:
2949 sy. Kanun Md:53/5

Anayasa Mahkemesi bir kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün veya bunların belirli hükümlerinin iptali halinde meydana gelecek olan hukuki boşluğu kamu düzenini tehdit veya kamu yararını ihlal edici mahiyette görürse, yukarıdaki fıkra hükmünü uygular ve boşluğun doldurulması için Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı ile Başbakanlığa bilgi verir.
Old 21-07-2009, 17:02   #18
Av.Hayel Özenç

 
Varsayılan Medeni Kanun 321.madde iptal edildi

"Türk Medeni Kanunu'na kısmi iptal


Eskişehir 2. Aile Mahkemesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 321. maddesinin birinci tümcesinin ''Çocuk, ana ve baba ... evli değilse ananın soyadını taşır'' bölümünün iptali istemiyle, İzmir 3. Aile Mahkemesi de aynı maddenin ve 4722 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 13. maddesinin iptaline karar verilmesi istemiyle Anayasa Mahkemesine itirazda bulundu.

Anayasa Mahkemesi, yerel mahkemelerin iptal istemlerini birleştirerek, bugün esastan sonuçlandırdı.

Yüksek Mahkeme, kanunun 321. maddesinin 1. tümcesinde yer alan ''...evli değilse ananın...'' ibaresini, iptal etti. Heyet, iptal edilen ibarenin doğuracağı hukuksal boşluğu kamu yararını ihlal edici nitelikte gördüğünden iptal hükmünün, kararın resmi gazetede yayımlanmasından bir yıl sonra yürürlüğe girmesine hükmetti.

Yüksek Mahkeme Heyeti, kanunun aynı maddesinin 1. tümcesinde yer alan ''çocuk, ana ve baba evli ise ailenin...'' ibaresinin iptali istemini reddetti.

Heyet, İptali istenen 4722 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 13. maddesinin 1. fıkrasının iptal isteminin reddine, aynı maddenin 2. fıkrasının iptal isteminin ise yerel mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddine karar verdi.

AA"(www.habersiteniz.com adresinden alınmıştır.

Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararını doğru bulmadığımı belirtmek isterim.
Old 07-10-2009, 23:10   #19
Dr. Özge Yücel

 
Varsayılan

7 Ekim 2009 ÇARŞAMBA Resmî Gazete Sayı : 27369
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2005/114
Karar Sayısı : 2009/105
Karar Günü : 2.7.2009
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURANLAR:
1- İzmir 3. Aile Mahkemesi (Esas Sayısı: 2005/114)
2- Eskişehir 2. Aile Mahkemesi (Esas Sayısı: 2005/54)
3- Bakırköy 6. Aile Mahkemesi (Esas Sayısı: 2006/69)
İTİRAZLARIN KONUSU:
1- 22.11.2001 günlü, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 293. maddesinin üçüncü fıkrası ile 321. maddesinin,
2- 03.12.2001 günlü, 4722 sayılı Türk Medenî Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 13. maddesinin,
Anayasa’nın 10., 11., 36. ve 90. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Evlilik dışında doğumlar nedeniyle babalığın hükmen tespiti ve babanın soyadının çocuğa verilebilmesi için baba hanesine babanın soyadıyla kayıt yapılması istemleriyle açılan davalarda, itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkemeler, iptali için başvurmuşlardır.
II- İTİRAZLARIN GEREKÇELERİ
İtiraz yoluna başvuran Mahkemelerin gerekçelerinde özetle, 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi döneminde, tanınan veya babalık hükmüyle soybağı belirlenen evlilik dışı çocuğun babasının soyadını alabildiği, buna karşılık 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun bu imkânı ortadan kaldırdığı, sonuç itibariyle çocukların haklarında bir geriye gidişin yaşandığı; itiraz konusu kuralla, evlilik dışı çocukların kendi aralarında da eşitsizlik yaratıldığı, zira 743 sayılı Yasanın yürürlükte olduğu dönemde evlilik dışında doğan çocukların soybağının belirlenmesi amacıyla açılan bir kısım davaların Türk Medeni Kanununun yürürlüğe girdiği 2002 yılından önce sonuçlandırıldığı ve bu çocukların önceki Medeni Kanun hükümleri çerçevesinde babalarının soyadını alabildikleri halde, aynı konumda bulanan kimi çocukların ise açılan babalık davalarının 2002 yılından önce sonuçlandırılamamış olması nedeniyle babalarının soyadını alamadığı, bu durumun çocuklar arasında eşitsizlik yarattığı; evlilik içi çocuklarla evlilik dışı çocukların soyadı bağlamında farklı hukuki statüye tabi tutulmalarının Anayasanın eşitlik ilkesiyle bağdaşmadığı; Türk Medeni Kanunu’nun 314. maddesinde, evlatlığın küçük olması halinde evlat edinenin soyadını alacağı öngörüldüğünden, tanınan veya babalık hükmüyle soybağı belirlenen çocuğun da evleviyetle babasının soyadını alabilmesi gerektiği; itiraz konusu kuralların, çocuğun hakları ile ilgili düzenlemeler içeren ve Türkiye’nin taraf olduğu çeşitli uluslararası sözleşmelerle de bağdaşmadığı, bu nedenlerle itiraz konusu kuralların Anayasa’nın 10., 11., 36. ve 90. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralları
1- 22.11.2001 günlü, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun, iptali istenilen fıkrayı da içeren 293. maddesi şöyledir:
“Eşler, evlilik dışında doğmuş olan ortak çocuklarını, evlenme sırasında veya evlenmeden sonra, yerleşim yerlerindeki veya evlenmenin yapıldığı yerdeki nüfus memuruna bildirmek zorundadırlar.
Bildirimin yapılmamış olması, çocuğun evlilik içinde doğan çocuklara ilişkin hükümlere tâbi olmasını engellemez.
Daha önce tanıma veya babalığa hükümle soybağı kurulmuş çocukların ana ve babası birbiriyle evlenince, nüfus memuru re'sen gerekli işlemi yapar.”
2- 22.11.2001 günlü, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun, iptali istenilen 321. maddesi şöyledir:
“Çocuk, ana ve baba evli ise ailenin; evli değilse ananın soyadını taşır. Ancak, ana önceki evliliğinden dolayı çifte soyadı taşıyorsa çocuk onun bekârlık soyadını taşır.”
3- 03.12.2001 günlü, 4722 sayılı Türk Medenî Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un, iptali istenilen 13. maddesi şöyledir:
“Türk Medenî Kanununun yürürlüğe girmesinden önce açılmış olan babalık davaları, bu Kanun hükümlerine göre karara bağlanır.
Türk Medenî Kanununun yürürlüğe girmesinden önce olumlu karara bağlanmış olan malî sonuçlu babalık davalarında çocuğun soybağı, yürürlük tarihinden başlayarak bu Kanun hükümlerine göre kurulmuş olur.”
B- Dayanılan ve İlgili Görülen Anayasa Kuralları
Başvuru kararlarında Anayasa’nın 10., 11., 36. ve 90. maddelerine dayanılmış; itiraz başvuruları Anayasanın 41. maddesiyle ilgili görülmüştür.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca, Tülay TUĞCU, Haşim KILIÇ, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, A. Necmi ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh KALELİ ve Osman Alifeyyaz PAKSÜT’ün katılımlarıyla E.2005/114 sayılı dosya ile ilgili olarak 29.9.2005 gününde, E.2006/69 sayılı dosya ile ilgili olarak da 4.5.2006 gününde yapılan ilk inceleme toplantılarında öncelikle uygulanacak kural sorunu üzerinde durulmuştur.
Anayasa’nın 152. ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 28. maddesine göre, mahkemeler, bakmakta oldukları davalarda uygulayacakları kanun ya da kanun hükmünde kararname kurallarını Anayasa’ya aykırı görürler veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık savının ciddi olduğu kanısına varırlarsa, o hükmün iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurmaya yetkilidirler. Ancak, bu kurallar uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesi’ne başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması ve iptali istenen kuralların da o davada uygulanacak olması gerekmektedir. Uygulanacak yasa kuralları, davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan kurallardır.
İtiraz yoluna başvuran İzmir 3. Aile Mahkemesi ile Bakırköy 6. Aile Mahkemesince Türk Medeni Kanunu’nun 321. maddesinin iptali istenilmiştir. Türk Medeni Kanunu’nun 321. maddesi iki tümceden oluşmaktadır. Maddenin birinci tümcesinde “Çocuk, ana ve baba evli ise ailenin; evli değilse ananın soyadını taşır.” denilmiş, ikinci tümcede ise “Ancak, ana önceki evliliğinden dolayı çifte soyadı taşıyorsa çocuk onun bekârlık soyadını taşır.” hükmüne yer verilmiştir. Bakılmakta olan davalarda ananın önceki evliliğinden dolayı çifte soyadı taşıması söz konusu olmadığından itiraz konusu ikinci tümcenin davada uygulanacak kural niteliğinde olmadığı açıktır.
İtiraz yoluna başvuran Bakırköy 6. Aile Mahkemesince Türk Medeni Kanunu’nun 321. maddesinin yanında bu Yasanın 293. maddesinin üçüncü fıkrasının da iptali istenilmiştir.
Türk Medenî Kanunu’nun 293. maddesine göre; “Eşler, evlilik dışında doğmuş olan ortak çocuklarını, evlenme sırasında veya evlenmeden sonra, yerleşim yerlerindeki veya evlenmenin yapıldığı yerdeki nüfus memuruna bildirmek zorundadırlar. / Bildirimin yapılmamış olması, çocuğun evlilik içinde doğan çocuklara ilişkin hükümlere tâbi olmasını engellemez. Daha önce tanıma veya babalığa hükümle soybağı kurulmuş çocukların ana ve babası birbiriyle evlenince, nüfus memuru re’sen gerekli işlemi yapar.”
Somut olayda, davacı çocuk, annenin davalıyla evlilik dışı ilişkisinden doğmuştur. Anne, itiraz başvurusunun yapıldığı tarih itibariyle “bekâr”dır, davalı ise bir başka kadınla “evli”dir. Bu itibarla, davacının annesi ile davalının evlenmeleri hukuken mümkün değildir. İptali istenilen fıkrayı da içeren Türk Medeni Kanunu’nun 293. maddesi, evlilik dışı doğan çocukların anne ve babasının sonradan evlenmeleri halinde uygulanacak kuralları içermektedir. Davacı çocuğun annesi ile davalının evlenmeleri başvuru tarihi itibariyle hukuken mümkün olmadığından Türk Medeni Kanunu’nun 293. maddesinin iptali istenilen üçüncü fıkrası, bakılmakta olan davada uygulanacak kural niteliğine sahip değildir.
İtiraz yoluna başvuran İzmir 3. Aile Mahkemesi, Türk Medeni Kanunu’nun 321. maddesinin yanında 4722 sayılı Türk Medenî Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 13. maddesinin de iptalini talep etmiştir. 4722 sayılı Yasanın 13. maddesi iki fıkradan oluşmaktadır. Maddenin birinci fıkrasında, “Türk Medeni Kanununun yürürlüğe girmesinden önce açılmış olan babalık davaları, bu Kanun hükümlerine göre karara bağlanır.” denilmiş, maddenin ikinci fıkrasında ise “Türk Medeni Kanununun yürürlüğe girmesinden önce olumlu karara bağlanmış olan malî sonuçlu babalık davalarında çocuğun soybağı, yürürlük tarihinden başlayarak bu Kanun hükümlerine göre kurulmuş sayılır.” hükmüne yer verilmiştir. Bakılmakta olan davanın, mali sonuçlu babalık davasıyla bir ilgisi bulunmadığından itiraz konusu ikinci fıkranın davada uygulanacak kural niteliğinde olmadığı açıktır.
Açıklanan nedenlerle, itiraz başvurusunda bulunan Mahkemelerin bakmakta oldukları davalarda uygulanma olanağı bulunmadığından, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 293. maddesinin üçüncü fıkrası ve 321. maddesinin ikinci tümcesine ilişkin başvuru ile 4722 sayılı Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 13. maddesinin ikinci fıkrasına yönelik başvuruların Mahkemelerin yetkisizliği nedeniyle reddine; itiraz konusu diğer kurallar hakkında ise, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.
V- BİRLEŞTİRME KARARI
E.2005/54 ve E.2006/69 sayılı davaların aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2005/114 sayılı dava ile birleştirilmelerine, birleştirilen davaların esaslarının kapatılmasına, esas incelemenin E.2005/114 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.
VI- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararları ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kurallar, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
1- 4721 Sayılı Yasanın 321. Maddesinin Birinci Tümcesinin İncelenmesi
İtiraz yoluna başvuran Mahkemelerin gerekçelerinde özetle, 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi döneminde, tanınan veya babalık hükmüyle soybağı belirlenen evlilik dışı çocuğun babasının soyadını alabildiği, buna karşılık 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun bu imkânı ortadan kaldırdığı, sonuç itibariyle çocukların haklarında bir geriye gidişin yaşandığı; itiraz konusu kuralla, evlilik dışı çocukların kendi aralarında da eşitsizlik yaratıldığı, zira 743 sayılı Yasanın yürürlükte olduğu dönemde evlilik dışında doğan çocukların soybağının belirlenmesi amacıyla açılan bir kısım davaların Türk Medeni Kanununun yürürlüğe girdiği 2002 yılından önce sonuçlandırıldığı ve bu çocukların önceki Medeni Kanun hükümleri çerçevesinde babalarının soyadını alabildikleri halde, aynı konumda bulanan kimi çocukların ise açılan babalık davalarının 2002 yılından önce sonuçlandırılamamış olması nedeniyle babalarının soyadını alamadığı, bu durumun çocuklar arasında eşitsizlik yarattığı; evlilik içi çocuklarla evlilik dışı çocukların soyadı bağlamında farklı hukuki statüye tabi tutulmalarının Anayasanın eşitlik ilkesiyle bağdaşmadığı; Türk Medeni Kanunu’nun 314. maddesinde, evlatlığın küçük olması halinde evlat edinenin soyadını alacağı öngörüldüğünden, tanınan veya babalık hükmüyle soybağı belirlenen çocuğun da evleviyetle babasının soyadını alabilmesi gerektiği; itiraz konusu kuralın, çocuğun hakları ile ilgili düzenlemeler içeren ve Türkiye’nin taraf olduğu çeşitli uluslararası sözleşmelerle de bağdaşmadığı, bu nedenlerle itiraz konusu kuralın Anayasa’nın 10., 11., 36. ve 90. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Türk Medeni Kanunu’nun itiraz konusu tümceyi de içeren 321. maddesi “çocuğun soyadı” ile ilgilidir. Buna göre, “Çocuk, ana ve baba evli ise ailenin; evli değilse ananın soyadını taşır. Ancak, ana önceki evliliğinden dolayı çifte soyadı taşıyorsa çocuk onun bekârlık soyadını taşır.”
Görüldüğü üzere, çocuğun, annenin mi yoksa babanın mı soyadını taşıyacağı sorusuna cevap teşkil eden Türk Medeni Kanunu’nun 321. maddesi düzenlenirken çocuğun evlilik içinde mi yoksa evlilik dışında mı doğmuş olduğu ölçütü esas alınmış, evlilik içinde doğan çocuğun ailenin (diğer bir ifadeyle babanın) soyadını taşıyacağı, buna karşılık evlilik dışında doğan çocuğun ise ananın soyadını taşıyacağı hükmüne yer verilmiştir.
Türk Medeni Kanunu’nun 321. maddesinin gerekçesinde ise “(…) Maddeye göre çocuk, ana ve baba birbirleriyle evli ise ailenin, birbirleriyle evli değilse yani çocuk yasal olmayan bir birleşme sonucunda dünyaya gelmişse ananın soyadını taşır. Baba ile çocuk arasında tanıma ve babalık hükmü ile soybağı kurulduğu hâlde dahi çocuk ananın soyadını alacaktır. (…)” denilmektedir.
Evlilik dışında doğan ve tanıma ya da babalık davası yoluyla doğal babasına soybağıyla bağlanan çocuğun kimin soyadını alması gerektiği konusunda 17.2.1926 günlü, 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin 312. maddesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun benimsediği çözüm tarzının aksine, şu hükmü içermekteydi: “Babaya nispeti babalık hükmü ile veya tanımak suretiyle taayyün eden çocuk, babasının aile ismini taşır ve onun vatandaşlık hakkını iktisap eder.” Eski Medeni Kanun’a göre evlilik dışında doğan çocuk, doğduğu anda anasının soyadını almakta, babası tarafından tanınması veya hükümle babalığın belirlenmesi halinde ise babasının soyadını taşımaktaydı. 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin 312. maddesini karşılayan bir hüküm 4721 sayılı Yasada yer almadığından, Türk Medeni Kanunu’nun 321. maddesi uyarınca, babalık hükmü ya da tanıma halinde dahi çocuk ananın soyadını taşımaya devam edecektir.
4721 sayılı Yasada yer alan kurallar incelendiğinde evlilik dışında doğan çocuğun, halen iki durumda babasının soyadını alabileceği anlaşılmaktadır. Bunlardan birincisi çocuğun ana babasının sonradan evlenmesidir (MK.m.292). İkincisi ise Medeni Kanun’un 27. maddesine göre haklı sebeplerin bulunması durumunda çocuğun soyadının hâkim kararı ile değiştirilmesi ve bu yolla çocuğa babanın soyadının verilmesidir. Bu iki durum dışında, evlilik dışında doğan çocuklar, doğal babaları tarafından tanınmış olsalar veya doğal babalarıyla aralarında babalık hükmü sonucunda soybağı kurulmuş olsa bile babalarının soyadını alamayacaklar ve annelerinden aldıkları soyadını taşımaya devam edeceklerdir.
25.04.2006 günlü, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 28. maddesinin (4) numaralı fıkrasında “Tanınan çocuklar babalarının hanesine baba adı ve soyadı ile analarının kimlik ve kayıtlı olduğu yer bilgileri belirtilmek suretiyle tescil edilir” hükmü yer almıştır. Bu maddeye ilişkin gerekçede ise “4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 321 inci maddesine göre tanınan çocuk ana hanesine ananın soyadı ile tescil edilmektedir. Bu madde ile, mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi uygulamasında olduğu gibi, tanınan çocuğun baba hanesine babanın soyadı ile tescil edilmesi öngörülmektedir.” denilmiştir.
24.12.1934 tarihli “Soyadı Nizamnamesi”nin 29 Nisan 2009 günlü, 27214 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “Soyadı Nizamnamesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tüzük”le değiştirilen 15. maddesinde ise, “Evlilik devam ederken veya evliliğin sona ermesinden başlayarak üç yüz gün içinde doğan çocuklar babalarının soyadını taşırlar. Evlilik dışında doğan çocuklar, analarının soyadını alırlar. Ancak, ana önceki evliliğinden dolayı çift soyadı taşıyorsa, çocuk onun bekârlık soyadını taşır. Evlilik dışında doğmuş çocuklar, ana ve babanın birbirleri ile evlenmesi veya babalarının tanıması ya da hakimin babalığa karar vermesi ile babanın soyadını alır.” denilmiştir.
Bununla birlikte, ilgili mevzuatta yapılan değişiklikler, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun yürürlükte olan itiraz konusu 321. maddesinin anayasaya aykırılığına ilişkin savların incelenmesine engel oluşturmaz. Bu nedenle itiraz konusu kuralların anayasaya aykırılığına ilişkin iddiaların incelenmesi gerekli görülmüştür.
Anayasa’nın 10. maddesinde, herkesin, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu, hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamayacağı, Devlet organları ve idare makamlarının bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorunda olduğu belirtilmiştir. Bu ilke, birbirinin aynı durumunda olanlara ayrı kuralların uygulanmasını, ayrıcalıklı kişi ve toplulukların yaratılmasını engellemektedir. Aynı durumda olanlar için farklı düzenleme eşitliğe aykırılık oluşturur. Anayasa’nın amaçladığı eşitlik, mutlak ve eylemli eşitlik değil hukuksal eşitliktir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar ayrı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’nın öngördüğü eşitlik ilkesi ihlal edilmiş olmaz. Kişisel nitelikleri ve durumları özdeş olanlar arasında, yasalara konulan kurallarla değişik uygulamalar yapılamaz.
Anayasanın 41. maddesinde de, “Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır. / Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar.” hükmüne yer verilmiştir. Maddenin gerekçesinde ise, “ … evlilik içi ve dışı çocuklar arasında ayırım gözetilmemesi esası benimsenmiştir. Bu sonuç, esasen “eşitlik ilkesi”nden de çıkarılabilir” açıklamasına yer verilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin benzeri konularda daha önce verilmiş olan kararlarında vurgulandığı üzere, çocuk evlilik dışı dünyaya gelse bile, ana babasını bilmek, babasının nüfusuna yazılmak, bunun getireceği haklardan yararlanmak, ana ve babasından kendisine karşı olan görevlerini yerine getirmelerini istemek gibi kişiliğine bağlı temel haklara sahiptir. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinde bütün çocukların evlilik içi veya evlilik dışı doğmuş olmalarına bakılmaksızın aynı sosyal korumadan yararlanması gerektiği açıklanmıştır. Keza, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde yasama, yürütme ve yargı organlarınca gerçekleştirilecek bütün faaliyetlerde “çocuğun yararı”nın esas alınması gerektiğine vurgu yapılmıştır. Anayasanın 41. maddesinin gerekçesinde de, ailenin yanı sıra evlilik dışında doğan çocukların da korunması devlete bir ödev olarak yüklenmiştir.
Bu nedenle, tanıma işleminin varlığı veya babalık hükmü verilmiş olması durumunda evlilik içi veya evlilik dışı doğmuş olmanın çocukların hukuksal statüsünde bir farklılığa yol açması kabul edilemez.
Açıklanan nedenlerle, tanıma işleminin varlığına veya babalık hükmü verilmiş olmasına rağmen çocuğun babasının soyadını alabilmesini engelleyen itiraz konusu “… evli değilse ananın…” ibaresi, Anayasanın 10., 11. ve 41. maddelerine aykırıdır, iptali gerekir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Sacit ADALI, Mehmet ERTEN ve Serruh KALELİ bu görüşe katılmamışlardır.
İptal edilen ibarenin Anayasanın 36. ve 90. maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.
Ana ve baba evli ise çocuğun ailenin soyadını alması evlilik birliğinin ve aile olmanın doğal bir sonucu olduğundan “Çocuk, ana ve baba evli ise ailenin …” ibaresinin Anayasaya aykırı bir yönü görülmemiştir.
2- 4722 Sayılı Yasanın 13. Maddesinin Birinci Fıkrasının İncelenmesi
İzmir 3. Aile Mahkemesince yapılan başvuruda, 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi döneminde, tanınan veya babalık hükmüyle soybağı belirlenen evlilik dışı çocuğun babasının soyadını alabildiği, buna karşılık 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun bu imkânı ortadan kaldırdığı, sonuç itibariyle çocukların haklarında bir geriye gidişin yaşandığı; itiraz konusu kuralın, evlilik dışı çocukların kendi aralarında da eşitsizlik yarattığı, zira 743 sayılı Yasanın yürürlükte olduğu dönemde evlilik dışında doğan çocukların soybağının belirlenmesi amacıyla açılan bir kısım davaların Türk Medeni Kanununun yürürlüğe girdiği 2002 yılından önce sonuçlandırıldığı ve bu çocukların önceki Medeni Kanun hükümleri çerçevesinde babalarının soyadını alabildikleri halde, aynı konumda bulanan kimi çocukların ise açılan babalık davalarının 2002 yılından önce sonuçlandırılamamış olması nedeniyle babalarının soyadını alamadığı, bu durumun çocuklar arasında eşitsizlik yarattığı belirtilerek kuralın Anayasanın 10. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
4722 sayılı Yasanın itiraz konusu 13. maddesi şöyledir:
“Türk Medenî Kanununun yürürlüğe girmesinden önce açılmış olan babalık davaları, bu Kanun hükümlerine göre karara bağlanır.
Türk Medenî Kanununun yürürlüğe girmesinden önce olumlu karara bağlanmış olan malî sonuçlu babalık davalarında çocuğun soybağı, yürürlük tarihinden başlayarak bu Kanun hükümlerine göre kurulmuş olur.”
4722 sayılı Yasanın “Geçmişe etkili olmama kuralı” kenar başlığını taşıyan 1. maddesinin birinci fıkrasında, “Türk Medeni Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önceki olayların hukuki sonuçlarına, bu olaylar hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişse kural olarak o kanun hükümleri uygulanır” denilmiştir. Buna karşılık Yasanın itiraz konusu 13. maddesinde bu genel kuraldan ayrılınmış ve “Türk Medenî Kanununun yürürlüğe girmesinden önce açılmış olan babalık davaları, bu Kanun hükümlerine göre karara bağlanır” denilerek babalık davaları bakımından istisnai bir düzenlemeye yer verilmiştir.
Böylece, bakılmakta olan babalık davası 1999 yılında açılmış olmasına rağmen, o gün yürürlükte bulunan 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’ne göre değil, 2002 yılında yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre yürütülecek ve karara bağlanacaktır.
Neden böyle istisnai bir düzenlemeye yer verildiği hususu, maddenin gerekçesinde “… Babalık davasıyla ilgili hükümler küçüklerin korunması amacını taşıdıklarından ve Türk Medeni Kanunu ile bu konuda daha etkin koruma hükümleri öngörüldüğünden devam etmekte olan davalarda, yeni Kanunun uygulanacağı hükme bağlanmıştır. …” şeklinde açıklanmıştır.
4722 sayılı Yasanın 13. maddesinde, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış olup, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte devam etmekte olan babalık davalarının yeni Medeni Kanun hükümlerine göre karara bağlanacağı belirtilmiştir. 4722 sayılı Yasanın 13. maddesinin babalık davası bağlamında göndermede bulunduğu kurallar 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 301 ila 304. maddeleri arasında “Babalık hükmü“ başlığı altında düzenlenmiştir. Bu kapsamda 301. maddede kimlerin babalık davası açma hakkına sahip bulunduğu, 302. maddede babalığa karine teşkil eden cinsel birleşme olgusu, 303. maddede hak düşürücü süreler konusu ve 304. maddede de babalık davası bağlamında ananın mali hakları konusu düzenlenmiştir. Bu nedenle itiraz konusu 13. maddenin göndermede bulunduğu 4721 sayılı Yasanın babalık davası ile ilgili kuralları, “Soybağının hükümleri” başlığı altında düzenlenen soyadı ile ilgili düzenlemeyi içermemektedir.
Yasakoyucunun değerlendirmesine göre, yeni Medeni Kanunun babalık davasıyla ilgili kuralları önceki Medeni Kanuna nazaran daha ileri düzenlemeler içerdiğinden, önceki yasa zamanında açılmış olsa bile Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihte görülmekte olan davaların, yeni Medeni Kanun hükümlerine göre karara bağlanması yönünde bir düzenleme yapılmıştır. Yasakoyucunun bu doğrultuda bir takdir yetkisi kullanmasının anayasaya aykırı olmadığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kural, Anayasanın 10. maddesine aykırı değildir, iptal isteminin reddi gerekir.
VII- İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU
Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında, “Kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez” denilmekte, 2949 sayılı Yasa’nın 53. maddesinin dördüncü fıkrasında da bu kural tekrarlanmaktadır. Maddenin beşinci fıkrasında ise, Anayasa Mahkemesi’nin, iptal sonucunda meydana gelecek hukuksal boşluğu kamu düzenini tehdit veya kamu yararını ihlal edici nitelikte görmesi halinde yukarıdaki fıkra hükmünü uygulayacağı belirtilmektedir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 321. maddesinin birinci tümcesinde yer alan “… evli değilse ananın …” ibaresinin iptal edilmesi nedeniyle doğan hukuksal boşluk kamu yararını ihlâl edici nitelikte görüldüğünden, iptal kararının, Resmî Gazetede yayınlanmasından başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.
VIII- SONUÇ
A- 22.11.2001 günlü, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 321. maddesinin birinci tümcesinde yer alan;
1- “Çocuk, ana ve baba evli ise ailenin …” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
2- “… evli değilse ananın …” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Sacit ADALI, Mehmet ERTEN ile Serruh KALELİ’nin karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
B- 3.12.2001 günlü, 4722 sayılı Türk Medenî Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
C- İptal edilen ibarenin doğuracağı hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edici nitelikte görüldüğünden, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 53. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları gereğince iptal hükmünün, KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK BİR YIL SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,
2.7.2009 gününde karar verildi.

Başkan
Haşim KILIÇ Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT Üye
Sacit ADALI

Üye
Fulya KANTARCIOĞLU Üye
Ahmet AKYALÇIN Üye
Mehmet ERTEN


Üye
Mustafa YILDIRIM Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR Üye
Şevket APALAK

Üye
Serruh KALELİ Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ

KARŞIOY YAZISI
Türk Medeni Kanununun 321. maddesinin birinci tümcesinde yer alan “Çocuk, ana ve baba … evli değilse ananın soyadını taşır” kuralının iptaline aşağıdaki nedenlerle katılmıyorum:
Çoğunluk gerekçesinde, bu konuda çocuğun yararının esas alınması gerektiği belirtilerek, evlilik içi veya evlilik dışı doğmuş olmanın çocukların hukuksal statüsünde bir farklılığa yol açmasının kabul edilemeyeceği sonucuna varılmıştır. Bu düşünceden hareketle, babanın soyadını taşıma yönünden evlilik içi veya dışında doğmuş çocuklar arasında eşitsizliği önlemek amacıyla iptal kararına ulaşıldığı anlaşılmaktadır.
Konu hakkında doğru yargıya varabilmek için aynı babadan olduğu halde farklı soyadı kullanmanın kişiler arasında eşitsizlik yaratıp yaratmadığı hususunu incelemek gereklidir. Soyadı, ülkemize Batı’dan intikal etmiş bir kurumdur. Bu kurumun gelişip ortaya çıktığı Batı sosyal ve hukuk sistemine göre soyadı, kişinin geniş anlamda aile ile olan ilişkisini ifade eder. Soyadı kelimesi İngilizcede “aile adı” karşılığı “Family name”, Almancada yine aynı anlamda “Familienname” ile eş anlamlıdır. Türkçe “soyadı” kelimesindeki “soy”un etnik, ırksal bir anlam ifade etmeyip, yasadaki “üstsoy” veya “altsoy” gibi, aile mensubiyetini ve aile içinde önce veya sonra gelen nesille olan bağlantıyı ifade ettiğinde kuşku yoktur. Soyadı ayrıca, isim benzerliklerinden doğan karışıklıkları önleme, kişinin toplumsal hayatta hukuk düzeni içinde kimliğinin teşhisine yardımcı olma işlevi görür. Bu açıdan soyadı, kimsesiz veya ailesi olmayanlar yönünden de gereklidir; ancak kişinin hangi soyadını taşıyacağı önem taşımaz.
Tarihsel ve sosyolojik olarak “geniş aile” düzeninin geçerli olduğu dönemlerden beri aileye sonradan evlenme suretiyle iltihak eden gelinler de eşlerinin soyadını kullanagelmişlerdir. Ancak zamanla geniş ailenin yerini sadece ana, baba ve çocuklardan oluşan çekirdek aile düzenine bırakması ve kadın haklarındaki gelişmeler sonucu önce Batı’da, daha sonra ülkemizde, kadının evlenme halinde de eski soyadını kullanabilmesi esası benimsenmiş ve bu husus Medeni Kanunumuzda da yer almıştır (TMK madde 187).
Aynı şekilde, evlat edinmede de soyadı değişebilmektedir. TMK’nun 314. maddesinin üçüncü fıkrasına göre evlatlık küçük ise, evlat edinenin soyadını alır.
Bu açıklamaların ortaya koyduğu gibi, soyadı, kişi ile aile arasındaki irtibatı gösterir, doğrudan doğruya biyolojik babayı göstermez. Yine buna göre, geniş veya çekirdek anlamda bir ailenin bulunmadığı yerde çocuğun, biyolojik babanın soyadını taşıması gerekmez. Çocuk, kendi arzu ediyorsa veya menfaati o yönde ise, babasının soyadını taşıma hakkına sahip olmalıdır. Ancak evlilik içinde veya dışında doğmuş olma halleri dış alemde gözlenebilen, geriye döndürülemeyen, eski hale getirilemeyen maddi olgular olduklarından, farklı durumdaki bu kişiler arasında eşitlik karşılaştırması yapılamaz.
Türk Medeni Kanununun 337. maddesine göre ana ve baba evli değilse velayet, anaya aittir. Buna göre, evlilik dışında doğmuş olup annesiyle birlikte yaşayan çocuğun kanuni temsilcisi anadır. Ananın bu hakkı, gerekli koşulların varlığı halinde çocuğun adının değiştirilmesini dava etme hakkını da içerir. Buna rağmen çocuğun, aile dışında olan babanın soyadını taşıması, işin doğasına uygun değildir.
Evlilik dışında doğan ve velayeti anada bulunan çocuğun, ananın soyadını taşıyamamasının en önemli sakıncası ise bu durumun çocuğun yararını gözetemeyecek olmasıdır. Çocuğun her türlü sağlık, eğitim ve sosyal kurumlarla olan ilişkilerinde hatta yaşıtlarıyla temaslarında anasının farklı, çocuğun farklı bir soyadı taşımasının yaratacağı gereksiz sorular, bu durumu yaşıtlarına izah etmekte güçlük çekebilecek ve belki de psikolojik durumu olumsuz etkilenecek olan çocuğun yaşayacağı sıkıntılar göz ardı edilemez. Babası ile aynı aile ortamı içinde yaşama olanağından esasen mahrum olan evlilik dışı çocuğun, babasına ait kuru bir soyadını taşımakta eylemli olarak ne yararı bulunduğu açıklanmaksızın, bunun çocuk için daha iyi olduğu şeklinde bir kabule ulaşmanın mantığına katılmak mümkün değildir. Eşitlik ilkesi insan onurunu ve mutluluğunu güvence altına almak için vardır; salt hukuki statüde farklılık yaratılmasının önlenmesi gerekçesiyle uygulamada kişinin aleyhine sonuçlar verebilecek teorik eşitlik, gerçekte eşitsizliktir. Anayasa Mahkemesinin pek çok kararında da vurgulandığı gibi, yasa önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez; durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Kuralların mutlak biçimde uygulanması, en büyük haksızlıktır (Summum jus suma injuria). Bu nedenle TMK’nun 321. maddesi, Anayasanın 10. maddesine aykırı değildir.
Anayasanın 41. maddesi, evlilik dışında doğan çocukların korunmasını devlete bir ödev olarak yüklemiştir. Buna göre, soyadı konusunda daha fazla korunması gereken menfaat, evlilik dışı çocuk sahibi olan babadan ziyade, çocuğun ve ananın menfaatidir. Her ne kadar çocuğun, babasının soyadını taşımakta bazı hallerde menfaati olabileceği düşünülebilirse de, bunu genel bir kural olarak yasa yolu ile çocuğa dayatmanın, yukarıda açıklanan nedenlerle, birçok durumda çocuğun aleyhine olacağı açıktır. Bu nedenle iptal kararı, Anayasanın 41. maddesine de aykırıdır.
Yasakoyucu, Türk Medeni Kanunu’nu düzenlerken takdirini, evlilik dışı doğan çocuğun anasının soyadını taşıması yönünde kullanmış olup Anayasaya aykırı bir yönü bulunmayan bu takdiri geçersiz hale getirmekle Anayasa Mahkemesi, anayasa yargısının esaslarına da uymayan bir karar vermiş olmaktadır.
Anayasanın 41. maddesine göre aile, Türk toplumunun temelidir. Bu nedenle yasalar ve yargı kararları, yasal ve meşru aileyi koruyucu olmalı, evlilik dışı ilişkileri ve medeni nikah dışında kurulan çok eşli birliktelikleri teşvik etmemelidir. Evlilik dışı doğan çocukların evlilik içinde doğan çocuklarla aynı haklara sahip olmaları mutlaka gereklidir. Ancak, çocuğa eylemli olarak ek bir yarar getirmeyen, çocuktan ziyade evlilik dışı ilişkileri sorumsuzca kuran babayı evlilik içi çocuk sahibi imiş gibi, çocuğuna soyadını vermenin manevi hazzı ile adeta ödüllendirmenin, toplumsal ve etik yönleri üzerinde de durulması gerekmektedir.
Bu nedenlerle karara katılmamaktayım.
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
KARŞI OY
Türk Medenî Kanunu’nun 321. maddesinin Anayasa’ya aykırılığı ileri sürülen ibarenin de yer aldığı ilk tümcesinde “ Çocuk, ana ve baba evli ise ailenin; evli değilse ananın soyadını taşır” denilmektedir.
Kural, çocuğun soyadını belirlerken ana ve baba evli iken doğmuş olup olmamasını ölçüt olarak almış, ana ve baba evli iken doğan çocuğun babanın soyadını taşıyacağı, ana ve baba evli değilken doğan çocuğun ise ananın soyadını taşıyacağı biçiminde düzenlenmiştir.
Madde gerekçesinden de anlaşıldığı üzere, ana ve babası evli olmayan çocuk ile babası arasında tanıma ya da babalığa hüküm sonucu soybağı kurulmuş olsa bile, anasının soyadını taşımaya devam edecektir.
Anayasa’nın 5. maddesi kişilerin refah, huzur ve mutluluğunun sağlaması, 41. maddesi ise toplumun temeli olan ailenin huzur ve refahı ve özellikle ana ve çocuğun korunması için gerekli önlemlerin alınması görevini Devlet’e vermiştir.
Anayasanın 41. maddesindeki “Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması.... için gerekli tedbirleri alır...” biçimindeki hüküm, çocukların korunmasını güvence altına almaktadır. Kural çocukların mutlu bir aile ortamında gelişimini sağlıklı bir şekilde yapabilmesi için belli koşulların sağlanmasını devlete görev olarak vermekte, “aile”nin de korunacağını öngörerek çocukları dolaylı olarak bir kez daha korumaktadır. Ailenin korunmasıyla sağlıklı nesiller yetiştirilmesinin amaçlandığı da açıktır.
Düzenlemede yer alan “… evli değilse ananın... ” biçimindeki ibarenin Anayasa’ya aykırılığı; çocuk ile babası arasında tanıma ya da babalığa hüküm sonucu soybağı kurulduğunda babanın soyadını almasının çocuk yararına olacağı, evli ana ve babadan doğan çocukla tanıma ya da hükümle soybağı kurulan çocuk arasında ayrıcalık yaratıldığı düşüncesine dayanmaktadır.
Ayrıcalık yaratıldığı konusu bir yana bırakılmak koşuluyla bu düşüncenin yanlış olduğu söylenmeyebilir. Buna karşılık, tanıma veya babalık hükmü ile soybağı kurulsa bile, çocuğun annesinin soyadını taşımaya devam etmesinde, çocuğun daha fazla yararı olduğu da ileri sürülebilir. Bu bağlamda, Medeni Kanun’un 337. maddesinin birinci fıkrasında “Ana ve baba evli değilse velayet anaya aittir” kuralı uyarınca, tanıma veya babalığa hüküm sonucu çocukla baba arasında soybağı kurulsa da çocuk anasının velayeti altında kalmaya devam etmektedir. Tanıma ya da hüküm ile kurulan soybağı ilişkisi, çocuk ile babanın hukuken bir arada yaşamalarını sağlamaya yetmemekte ve aile ortamı kurulamamaktadır. Velayeti altında olan çocuğuyla bir arada yaşayarak oluşturduğu aile ortamında, onun eğitimini, bakımını ve gözetimini yüklenmiş olan ananın, çocuğuna kendi soyadının verilmesindeki yarar da en az aykırılık düşüncesi kadar önemli ve savunulabilir bir durumdur.
Anayasa’nın 2. ve 5. maddeleri uyarınca, yasa koyucu kişilerin, ailenin ve çocukların yararlarına olan düzenlemeleri yapmakla görevlidir. Evli olmayan ana ve babadan hangisinin soyadı verildiğinde daha fazla çocuk yararına olabileceği, çocuğun yaşadığı çevreye göre değişebileceği gibi bunlardan birinin diğerine tercih edilmesini gerektiren bir Anayasa kuralı da bulunmamaktadır. Yasa koyucu, evli değilse ananın soyadının alınacağına ilişkin kuralı çocuk yararına gördüğü için takdir yetkisini bu yönde kullanmıştır.
Nitekim, ana ve baba evli ise babanın soyadının alınacağına ilişkin kural oybirliği ile Anayasa’ya aykırı bulunmamıştır. Yasa koyucu bu düzenlemeyi de, çocuğun ana ve babasının birbirleriyle olan hukuki bağlantılarını gözeterek bu durumda olan bir çocuğun babasının soyadını almasında daha fazla yararı olduğu düşüncesine dayanarak yapmıştır.
Öte yandan, baba yönünden, ana ve babası evli olan çocukla tanıma ya da hükümle soybağı kurulan çocuk arasında, soyadı farklılığı dışında hukuki sonuçlar bakımından her hangi bir ayrıcalık bulunmamaktadır. Esasen temel düşünce çocukların korunması olduğu için, bunların ana ve babayla ana ve babanın da birbirleriyle olan hukuki bağlantılarının farklılığı ile paralel olarak korunmaları için duyulan ihtiyaçlar da farklılaşmaktadır. Çocukların içinde bulundukları bu farklı durumlar gözetilerek yapılan düzenlemelerin, onların çıkarlarına olduğu açıktır. Bu bakımdan aralarında eşitlik karşılaştırılması yapılamayacağının da gözetilmesi gerekir.
Yasa koyucu konuyla ilgili düzenlemede takdir yetkisini kullanmıştır.
Bu nedenle “… evli değilse ananın... ” biçimindeki ibare Anayasa’ya aykırı değildir.
İstemin reddi gerekir.
Üye
Mehmet ERTEN
KARŞIOY
Mahkememiz, önceki Medeni Yasa’nın 312. maddesi gibi çiftler evli değilse, babalık hükmü veya tanıma hallerinde çocukla soybağı kuran ancak çocuğa babanın soyadının kullandırılması imkanını ortadan kaldıran, iptali istenen yeni düzenleme olan 4721 sayılı Yasa’nın 321. maddesinin “ana baba evli değilse çocuk ananın soyadını taşır” şeklindeki düzenlemesinin, Anayasa’nın 41. maddesinde öngörülen çocuğu koruyan bir hüküm olmadığını, evlilik içi ve dışı çocuklar arasında ayrım gözetilmemesi esasının benimsenmesi gerekir şeklindeki gerekçeye de dayanılarak Anayasa’ya aykırı bulmuştur.
Yeni Medeni Yasamız çocuğun korunmasının temel taşı olan Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 7. ve 8. maddelerinde de vurgulandığı gibi kimliğinin ayrılmaz bir parçası olarak belirli bir ada, soybağına ve nüfus kaydına sahip olacağı için çoçuğun yararının önceliklerini de dikkate alarak, önceki yasanın getirdiği evlilik içi, dışı, sahih, gayri sahih, nesepli gibi ifadelerle sınıflandırılan anlayışı ve çocuklar arası ayrımı ortadan kaldırmak için soybağını, çocuğun evlilik içi-dışı olduğuna bakılmaksızın doğumla birlikte eşit statüde anne ve babasına aynı tür soybağı ile bağlı olacağı yönünde çocuğun yararının önceliği ilkesine gözeterek kurmuş, soybağı anne yönünden doğumla, baba yönünde de anne ile evlilik tanıma veya babalık davasında verilen hükümle kurucu yenilik doğuran bir hak olarak geriye etkili ana rahmine düştüğü an itibariyle kurmuştur. Soybağı kurulmuş çocuğun evli olmayan anne ve baba nedeniyle soyadı yönünden görülen ayrım ise ayrıştırıcı kimlik bilgilerinin aidiyeti gösterme ve sosyal kökeni belirleme gibi düzeni sağlaması işlevi yönünden ayrımcılık, eşitsizlik olarak nitelenmesi mümkün değildir.
Öncelikle bilinmelidir ki Medeni Yasa 26-27. maddeleri ile haklı sebep halinde çocuğun korunmaya değer bir menfaati varsa soyadını değiştirebileceğine de işaret ederek bu yönde bir hak kazanmasının sahip olduğunu göstermektedir.
Anayasal değerlendirmeye esas olan doktriner ve uygulamalı tartışmalar objektif/nesnel bir çok olay yönünden değerlendirmeler üzerine odaklanmaktadır. Örneğin babanın çocuğu tanımasına rağmen soyadını verememesine, çocuğuna taşıtamamasına içerlemekte, çocuğun kendi çevresinde evlilik dışı algılanmasına sebep olunmasına fırsat verildiğini söylemekte, annenin tasvip dışı bir hayat düzeninin varlığı halinde çocuğun menfaati yönünden kayıplar ve neticede itiraz yoluna gelen mahkeme gibi evlilik içi-dışı doğmuş çocuklar yönünden eşitsizlik yaratıldığı ifade edilmektedir.
Nesnel tartışmaların kaçınmamızı gerektiren yerindelik yönünden sayısız cevaplar var ise de kısaca IHEB madde 25-26’da ister evlilik içi, ister evlilik dışı doğumlar aynı sosyal konumdan yararlanır derken, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi çocuğa ilişkin bütün faaliyetlerde yasama, yürütme ve yargının “Çocuğun yararı”nı esas alınması gerektiğine vurgu yapmıştır. Anayasa’nın 41. maddesi aileyi ve çocuğun korunmasını işaret ederken tartışmaya, açık çözümler getirmekte yasakoyucunun görevidir.
Soyadı Kanunu’nda düzenleme serbestliği olmayan Türk Hukukunda somut olaylara yönelik birden çok çözüm şekli hukuk ve sosyal devlet ilkesine daha uygun olsa da, karşılaştırmalı hukuka bakıldığında Almanya, İsviçre, Hollanda’da evlilik dışı çocuk kural olarak ana soyadını taşımakta anglo-Amerikan hukukunda dileyenin ikisini birden ya da yeni yaratılan bir soyadı bile olabileceği gibi Fransa ve yukarıda sayılan diğerlerinde ana-babanın birlikte beyan halinde tanımada erkeğin soyadını alabilmektedir.
Medeni hukuk sistemimizde ise yasakoyucunun tercihini, evlilik içi ve dışı doğan çocukların hukuki konumlarındaki farklılık nedeniyle soybağı kurma yönünden bu şekilde kullandığı anlaşılmaktadır.
Evlilik dışı çocuğun ana soyadını taşıması kuralında, doğumla oluşan soybağı esası kabul edilmiş ve evlilik baba yönünden soybağı kurmanın bir şartı sayıldığı hukuki nitelemesi karşısında evli olmayan baba yönünden iptaline gelinen Medeni Kanun’un 321. maddesinin “evli değilse ananın” ibaresinin eşitsizlik yarattığı söylenemeyeceğinden çoğunluğun Anayasa’ya aykırılığın tespitine ilişkin görüşlerine katılınamamıştır.
Babaya (kendi velayet dönemi hariç) şahsi münasebette tesis etmediği, velayetsiz uzak ara ilişki döneminde kendi soyadını taşımasına öncelik veren anlayışı daha hukuksal, daha sosyal, daha adil olduğunu göstermeye yarayacak bir ölçü, bir öncelik kriteri ve anayasal dayanak yoktur.
Babanın sırf nüfus hal cetvelinde; mahkeme kararı ile tanıdı ya da kendinden sadır olduğunu ispatlandı diye evli olmadığı süreçte soyadı taşımak yönünden annenin önüne geçecek üstün kazanılmış bir hakkı ya da babayla duygusal, sosyal hiçbir yönü, bağlılığı bulunmayan çocuklar yönünden, sırf baba tanıdı diye çocuğun rızasına da başvurulamayan bir ortamda onun soyadını taşıma zorunda bırakılmasının haklı nedeni var sayılamaz.
Anayasal ilke olarak aynı sosyal konumdan yararlanacak çocuklar yönünden yasakoyucunun çocuğun doğumu anındaki ana babanın medeni statüsü dışında öncelikle soybağının teşekkülü yönünden kurduğu düzenlemede istisnai hallerde baba soyadını taşıma halleri de sosyal hukuk devleti olma gereği hukuk düzeninde var olduğundan ailenin ya da çocuğun korunmadığı söylenemeyeceği ya da evlilik içi doğan çocuğun baba soyadı alırken evlilik dışı doğan çocukta da baba soyadı olması gerektiğine ilişkin baba soyadının, anaya üstün bir öncelik, yücelik ve üstünlüğe ilişkin haklı hukuki nedeni var olmadığı sürece düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olduğu söylenemeyeceği düşünülmüştür.
Hal böyle iken, öğretideki hakim görüşün, yargısal içtihatlarının bu doğrultuda şekillendiği ve ayrıca 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 28/4. maddede yer alan düzenleme ile evlilik dışı doğan ancak tanınan çocukların babalarının hanesine baba soyadı ile kayıt ve tescil edilebileceği, soyadı nizamnamesinin bir tüzük ile 29 Nisan 2009 tarihinde değiştirilen 15. madde ile de evlilik dışı tanınan çocuğun baba soyadını alacağı ve yine 5490 sayılı Yasa’ya ilişkin yönetmeliğin 109. maddede de çocuğun baba soyadı ile baba hanesine tescil edilip ana ve çocuk arası bağ kurulur şeklindeki ifadeler ihtilaf konusu düzenleme hakkında yaşanan hukukun tecelli şeklini göstermektedir. Özetle çocuk yönünden babanın soyadını alamama olarak gösterilen eksikliklerin yasalarca giderildiği, evlilik dışı, ana babası evli olmayan, çocuğun istisnai haller dışında velayetinin annede olduğu, onun tarafından korunup kullanıldığı, şefkatin eğitiminin verildiği, ihtiyaçlarının giderildiği, milletin hayatında rol alacak birey haline gelmesi için çabalarının sürdüğü bu süreçte velayet hak sahibini ananın doğumla kendiliğinden çocuğu ile arasında kurulmuş soybağının tanınma aracı olan soyadının ana soyadı olmasının, baba soyadını taşımaya ilişkin haller hukuk düzenimizde de yer aldığı da dikkate alındığında “ana baba evli değilse çocuk ananın soyadını taşır” şeklindeki düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olduğu söylenemez.

Üye
Sacit ADALI Üye
Serruh KALELİ
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Evlilik Dışı Çocuğun Tanınması Fatma KAPUÇAM Meslektaşların Soruları 12 10-07-2009 02:01
evlilik dışı ilişki ve nafaka, tazminat avönder Meslektaşların Soruları 1 29-07-2006 18:28
Evlilik Dışı İlişki Ve Çocuk Daruma Hukuk Soruları Arşivi 0 23-04-2005 19:47
Evlilik Dışı Çocuk selin Hukuk Soruları Arşivi 1 27-02-2002 16:31
Evlilik Dışı Çocuk lutfu Hukuk Soruları Arşivi 1 18-02-2002 01:27


THS Sunucusu bu sayfayı 0,17168498 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2013) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.