Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Dil ve İletişim

Yanıt
Old 09-01-2010, 11:21   #1
Dr. Özge Yücel

 
Varsayılan Dil ve İletişim

Dil ve İletişim

Özge Yücel*


Dil, her şeyden önce iletişim aracıdır. Her zaman duyduğumuz ve kanıksadığımız bu sözün anlamını düşünmemeye başladığımızı düşünüyorum. Öyle ki her yerde iletişimsizlik yaşıyoruz. Dinlemiyoruz, anlatamıyoruz, anlaşılamamaktan yakınıyoruz. Tartışamadığımız anlarda iletişimsizliğimiz öfke olarak yansıyor yüzümüze. Her ne kadar bazıları öfkenin hitabet sanatı olduğunu ileri sürmüş olsa da öfke iletişimsizlik belirtisidir. İletişim uzmanları anlaşılamadığınızdan yakınmamayı, anlatamadığınızı düşünerek kendinizi daha iyi anlatmanın yollarını aramayı öneriyor. Kendini daha iyi ve doğru anlatmanın tek yolu ise dili iyi kullanmaktır. Gerek sözel dil gerek beden dili iletişimi sağlayan veya tıkayan araçtır. Beden dili dünyanın her yerinde aynı etkide iletişim kurar, ancak sözel dilde iletişim kurabilmek için ortak dil kullanmak gerekir.

Ortak dil kullanmanın anlamı sadece aynı sözcükleri kullanıp aynı cümleleri kurmak değildir, kavramların anlamı üzerinde anlaşmak, sözcükleri doğru yerde kullanmak demektir. Hatta bir anlamı ifade etmek için farklı sözcükler kullanmak iletişime engel değildir, ancak farklı anlamlara gelen sözcükleri birbirinin yerine kullanmak ve bunu belirli amaçlar doğrultusunda kasıtlı olarak seçmek kavram karmaşasına yol açar. Kavram karmaşası yaratmak, bugün ülkemizde yerleşik ilkelerin, anlayışların değiştirilmesi için tasarlanmış bir yoldur. Kavram karmaşası oluşturmak, bir kavramın tanımını sulandırarak, olduğundan farklı açıklayarak ve bu açıklamaları kitle iletişim araçlarıyla yineleyerek kamuoyunda bir kanı oluşturmak yoluyla giderek kavrama asıl anlamının belki de tam karşısında bir anlam yüklemektir. Kavramların anlamını korurken aynı anlamda yeni kavramlar üreterek kullanmak ise kavram karmaşasına neden olmak şöyle dursun dili varsıllaştırır. Kavramların anlamına uygun ve daha öz sözcükler o kavramların anlaşılmasına yardımcı olur. Bu durum terimlerin özleştirilmesinde açıkça görülür. Örnek verilecek olursa “muris” kavramı hukukçulara bir anlam ifade ederken hukuk bilmeyen kişilere bir anlam ifade etmez. Bir yerden okumak, öğrenmiş olmak o kavramı anlamaya yeterli değildir. Bir kavramın anlamını bilmediğiniz için ne demek olduğunu sorduğunuzda aldığınız yanıt kavramı anlamanızı sağlar. Muris ne demek diye sorulduğunda kalıt (miras) bırakan ölmüş kişi diye yanıt verilir, öyleyse muris yerine kalıt (miras) bırakan denilirse ortak dili kullandığımız herhangi bir kişi bu kavramı duyduğunda ne demek olduğunu kolaylıkla anlar ve anlayarak öğrenir.


İnsan, bilmediği şeye bilmediği anlamlar yükler, kimi zaman ondan korkar, kimi zaman onu gereksiz yüceltir, kimi zaman ise gereksiz aşağılar. Fakat sonunda değer yargılarımız, ilişkin olduğu konudaki bilgimize göre değişir. Kavramların anlaşılırlığı iletişimde duruluk sağlar. Kullanılan sözcüklerin duruluğu iletişim kuranları gereksiz yargılardan arındırır ve iletişimi kavram karmaşasından korur. Ezberlediklerimizi bir yana bırakıp anladıklarımızı konuşmaya başladığımız anda aslında başkalarının ağzından konuşmayı bırakıp kendimize dönüp özgün görüşlerimizi anlatabilme becerisi de gösterebiliriz. Anlamadan kabul ettiklerimiz, sorgulamadan zihnimize yerleştirdiğimiz, hiçbir zaman bize ait olmayan görüşlerdir. Anlamak tanımını okuyup zihne yerleştirmek değildir, kavramı kavramın çağrıştırdıklarıyla bağdaştırarak kullanıldığı yere göre zihinde bir sınıflandırmaya gitmektir. Kavram çağrıştırdığı bir anlamla bir terim olarak zihne yerleşebileceği gibi çağrıştırdığı bir başka anlamla günlük dilde kullanılan bir sözcük olarak zihne yerleşebilir. Önemli olan çağrıştırdığı anlamları birbirinden ayırarak uygun yerde kullanmaktır, bunu yapabilmek doğru kullanımları okuyup yinelemekten geçer. Dolayısıyla okurken seçici olmak zihni korumanın ilk kuralıdır.


Seçiciliğin ölçütleri, anlatılan şeyin içeriğine değil nasıl anlatıldığına dayanır. Kullanılan sözcüklerin seçiminde gösterilen özen, yazım kurallarına uygunluk ölçütlerden bazılarıdır. Özen ya da özensizlik amaçladığı anlama yakın duran sözcüklerin seçimiyle ölçülür. Düşünerek yazan ve kendini anlatma kaygısı taşıyan kişi, anlatmak istediğine en yakın sözcüğü bulup çıkarma konusunda uğraştığı ölçüde özenli sayılır. Düşünmeden yazan kişiyse usuna rastgele gelen sözcükleri anlamını sorgulamadan kullanır ve başarısız olur. Yazım kuralları konusu ise ayrı bir tartışma konusudur. Herkesin kendine göre koyduğu kural yazım kuralı olamaz. Kurallar, ilişkin olduğu konunun uzmanlarınca bilimsel ölçütlere göre tartışılarak varılan ortak kanıya göre konulur.


Kural koymanın başlıca unsurları olan bilimsellik ve uzmanlık ancak ve ancak özerk bir yapıda sağlanabilir. Bu amaçla 1932’de bir dernek yani bağımsız bir toplum örgütü olarak kurulan Türk Dil Kurumu 1983’e dek bilimsel ölçütlerle konunun uzmanlarınca yönetilerek Türk dili konusunda herkesçe benimsenen yazım kurallarını oluşturmuş ve yerleştirmişken, 1983’te kurum kapatılarak aynı ad altında bir devlet dairesi oluşturulmuş ve kural koymanın bilimsel zemini ortadan kaldırılmıştır.[1] Bu konuda yeni bir dernek kurulması uzun süre engellenmiş, kurucuları çeşitli suçlamalara uğramıştır.[2] Oysaki kurucuların tek amacı bilimselliğin gereği olan özerkliği koruyarak çalışmaya devam edebilmektir. Sonunda mahkeme kararı ile 1987’de kurulabilen Dil Derneği, bugüne dek Türk Dil Kurumu’ndan aldığı bilimsel kalıtı çaba ve emek ile geliştirmiş ve devlet dairesi olan Türk Dil Kurumu’nun bozduklarını onarma başarısı göstermiştir. Bir dernek, dilin yapısına uygun biçimde ürettiği sözcükleri topluma dayatamaz, dayatmamalıdır. Ancak bir devlet dairesi kendinde bu yetkiyi görebilir. Oysaki dil özgürdür, halk içinde yaşam kaynağı bulur. Dilbilimcilerin işi ise öz sözcükler üretip önermektir, halk istediğini benimser.


Bilimde dayatmacılığa yer yoktur, öneri tartışmaya sunulmak içindir. Dil de böyledir, dilbilim dilin haksız işgaline göz yumarak edilgen duruş sergileyecek bir bilim olmamalıdır, bir yandan dile yönelen saldırıları engellerken diğer yandan söze söz katıp dili varsıllaştırmak için katkıda bulunup öneren olmalıdır. Yabancılığın, ezberciliğin engellediği iletişim, dilbilim kurallarına uygun üretilmiş sözcükler kullanılarak, dilbilimcilerin belirlediği kurallara uyularak kurulabilir. Yazım kurallarında kişisel görüş olamaz, herkesin kuralı olamaz, dilin kendine özgü yapısında mantıksal kabul edilen kuralları vardır. Bu kuralları ortaya çıkarmak dilbilimcilerin, bunları kabul edip doğru iletişim kurmak herkesin görevidir.



* Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Araştırma Görevlisi



1 Bu konuda ayrıntılı bilgi için Şerafettin Turan ve Sevgi Özel,75. Yılda Türkçenin ve Dil Devriminin Öyküsü,Ankara 2007.

2 Dil Derneği’nin Kuruluş Öyküsü, http://www.dildernegi.org.tr/TR/BelgeGoster.aspx?F6E10F8892433CFFAAF6AA849816B2EF5 03C745FE48C7FDA Erişim Zamanı: 24.02.2009 09.36.

Bu yazı, Atılım Üniversitesi İz Dergisi'nin 9. sayısında yayımlanmıştır.
Old 11-06-2011, 22:30   #2
Av. Hulusi Metin

 
Varsayılan Yüksek Seçim Kurulu... Kararı...

10 Haziran 2011 CUMA
Resmî Gazete
Sayı : 27960 (Mükerrer)

YÜKSEK SEÇİM KURULU KARARI
Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığından:

Karar No: 922

" 3- Karar örneğinin;

a) İç mail yoluyla tüm il ve ilçe seçim kurulu başkanlıklarına gönderilmesine ve ayrıca seçmen vatandaşlarımızın bilgilendirilmesi amacıyla Kurumumuz resmi internet sitesine (portal) konulmasına, ..."

---------
KANUN NO: 298
SEÇİMLERİN TEMEL HÜKÜMLERİ VE SEÇMEN KÜTÜKLERİ HAKKINDA KANUN

YÜKSEK SEÇİM KURULU
MADDE 11 - (Değişik: 3330 - 19.2.1987) Yüksek Seçim Kurulu yedi asıl ve dört yedek üyeden oluşur. Üyelerin altısı Yargıtay, beşi Danıştay Genel Kurullarınca kendi üyeleri arasından üye tamsayılarının salt çoğunluğunun gizli oyu ile seçilir. Bu üyeler salt çoğunluk ve gizli oyla aralarından bir başkan ve bir başkanvekili seçerler.

--------
"İç mail yoluyla"..! THS.üyelerine duyurulur.
Old 16-07-2011, 13:54   #3
Dr. Özge Yücel

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av. Hulusi Metin
KANUN NO: 298
SEÇİMLERİN TEMEL HÜKÜMLERİ VE SEÇMEN KÜTÜKLERİ HAKKINDA KANUN

YÜKSEK SEÇİM KURULU
MADDE 11 - (Değişik: 3330 - 19.2.1987) Yüksek Seçim Kurulu yedi asıl ve dört yedek üyeden oluşur. Üyelerin altısı Yargıtay, beşi Danıştay Genel Kurullarınca kendi üyeleri arasından üye tamsayılarının salt çoğunluğunun gizli oyu ile seçilir. Bu üyeler salt çoğunluk ve gizli oyla aralarından bir başkan ve bir başkanvekili seçerler.

--------
"İç mail yoluyla"..! THS.üyelerine duyurulur.

Hangi altı, hangi beş? Belki de bu belirsizlik de özellikle yaratılmıştır, kimbilir...

İç mail ise ayrı bir rezalet zaten... Kurumsal bir yazıda İngilizce sözcüklerin varlığı ne yazık ki şaşırtmıyor beni artık.
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
‘Temel Hak ve Özgürlükler ve İletişim Teknolojisi’ Gemici Yabancı Hukuk Sistemleri 4 12-11-2013 18:51
CMK 138 İletişim Tespiti'nde Tesadüfi Delil Av.Erkan Şenses Meslektaşların Soruları 4 26-07-2009 23:43
İletişim Tespiti !!!!! ZÜMRE Meslektaşların Soruları 1 12-07-2008 21:07
Yargıçlar, Avukatlar İle İletişim Kurabilirler Mi? Av. Adil Giray ÇELİK Meslektaşların Soruları 39 14-04-2003 16:49


THS Sunucusu bu sayfayı 0,10303307 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2013) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.