Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Çocuk Hakları İçin Biraraya Gelenler

Yanıt
Old 28-05-2004, 19:39   #1
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan Çocuk Hakları İçin Biraraya Gelenler

Çocuk Hakları İçin Biraraya Gelenler


"Çocuk Hakları Komisyonu", 26 sivil toplum kuruluşunun katılımıyla 1993'de kuruldu; 2001'de "Çocuk Hakları Koalisyonu" adıyla yeniden yapılandırıldı. Koalisyonun geleceği için Türkiye'nin her köşesinden sivil toplum kuruluşlarına iş düşüyor...



--------------------------------------------------------------------------------
Akşam
22/05/2004 Nüket ATALAY
--------------------------------------------------------------------------------
BİA (İstanbul) - Türkiye'deki sivil toplum kuruluşlarının (STK) sayıları ve türlerindeki artış sevindirici. Binlerce dernek ve vakıf farklı misyonların peşinde varlığını sürdürüyor. Bazıları; sağlık, eğitim, çevre kurumlarına katkı sağlıyor, bazıları ise; turizm, sosyal yardım ve politika üretmeyi hedefliyor.

Her biri, kendi çizdiği yolda, bir grup insanın oluşturduğu canlı bir organizmaymışçasına devinerek, seçtikleri alanda değişim yaratmak isteyen gönüllülerden oluşuyor.

Bu STK'ların genişçe bir grubu, "çocuk" konusuna odaklanmış durumda. Bu dernek ve vakıfların çabaları varolan sorunların tümünü kapsamasa da, bir fark yaratmak isteğiyle yoğun çalışırken belki de birbirinden habersiz aynı işi yapan onlarca kuruluş aynı kaynaklardan yararlanmaya, aynı zorluklarla boğuşmaya çalışıyor.

Tek başlarına güç ve etkileri az olan, "çocuk hakları" ile ilgilenen bu STK'lar, birlikte çalışmanın önemini yıllarca önce fark edip, 1992'den günümüze, konsey, komisyon, kurultay ve son olarak koalisyon biçiminde çeşitli oluşumlar kurma çabası gösterdiler.

"Çocuk Hakları" nedir?

"Çocuk hakları" neler çağrıştırıyor? Aileler ve toplum çocuklara birincil öncelik olarak neler vaat ediyor? Çocuk gözüyle dünyaya nasıl bakılır?

Başkalarına bağımlı bir yapıda hayata başlayan çocuk, yetişkinler tarafından nasıl korunur, eğitilir, sağlıklı ve güvenli bir ortamda yaşaması, kendi ayakları üzerinde durabilmesi sağlanır? Nasıl bir aile, eğitim, sosyal ve ekonomik çevre çocuğun kendisini güvende hissetmesini, sağlıklı gelişmesini, onun topluma yararlı bir birey olarak yetiştirmesini kolaylaştırır?

"Bütün çocuklar eşit haklara sahiptir" diyerek yola çıktığımızda, toplumumuzun kaynaklarının kullanılmasında hangi eşitsizlikleri görüyoruz ve STK'lar olarak hangi konuları ele alıyor, amaca nasıl hizmet ediyoruz?

Çocuk Hakları Koalisyonu'nun kuruluşu

İlk başkanlığını YÖRET Vakfı Başkanı Nüket Atalay'ın yaptığı "Çocuk Hakları Komisyonu" (ÇHK), 26 sivil toplum kuruluşunun katılımı ile 1993'de kuruldu. Daha sonraları Oğuz Polat başkanlığında sürdürülen çalışmalarla, 20 Mart 2001'de İstanbul'da "Çocuk Hakları Koalisyonu" adıyla yeniden yapılandırıldı.

Çocuk konusuna eğilen, çocukların yararı için çalışan, çocuk dostu ortamlar geliştirmek isteyen STK'lar ulusal bir platform oluşturmak isteğiyle işe koyuldular. Uluslararası bir belge olan Çocuk Hakları Sözleşmesi, (ÇHS) 1995 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) onaylandı.

Bu sözleşmenin hayata geçirilmesinde STK'ların önemli rolü olduğu bugün hepimizin kabul ettiği bir gerçektir. Özetle; "Çocuk Hakları Koalisyonu" ÇHS'nin anlaşılması ve uygulanması için çaba sarf eden tüm STK'ları bir araya getirmek için kurulmuştur.

Koalisyona katılan STK'lar, tek tek kendi yollarında yürür ve hedeflerine ulaşırken, ÇHK da birlikte ulaşabilecekleri ortak hedefler belirledi:

* Çocuk Hakları konusunu gündemde tutmak üzere kampanyalar düzenlemek,

* Türkiye'de çocukların yaşadığı sorunları izlemek,

* Medyanın çocuk sorunlarına anlayışla eğilmesine katkıda bulunmak,

* Uluslararası platformda Türkiye'yi ve Türk çocuklarını temsil etmek,

* Devletin politika üreten komisyonlarına ulaşıp kanunların ÇHS ile uyumlu ve çocuğun yararına olmasını sağlamak.

* Çocuk politikası oluşturmak üzere baskı grupları kurmak,

* Bilimsel çalışmaları desteklemek.

Çocuk Hakları Koalisyonu iki yıldan beri aylık toplantılarla varlığını sürdürmeyi başardı. Bugüne kadar tek tek devletin karşısında önemsiz gibi görünen STK'lar bir koalisyon yapısında devletle işbirliğine de girdiler.

Sosyal Hizmet Çocuk Esirgeme Kurumu'nun bakanlıklar arası sürdürdüğü "Çocuk Hakları" ile ilgili toplantılara davet edildiler ve bu toplantılarda STK görüşlerine önem verildi.

UNlCEF'in çocuklara yardım fonu, STK'lar koalisyonuna teknik destek sağladı, toplantılara katıldı. Türkiye ÇHK'nın dünyadaki benzeri STK koalisyonlarıyla tanışmasına yardımcı oldu.

Önce Bükreş'te, sonra Sarajevo'da yapılan toplantılara katılan Türkiye delegasyonu, Bölgesel Çocuk Ağı (RNC) adıyla 27 ülkede kurulan yapının ikinci başkanlığını alarak, Haziran 2003 de İstanbul'da uluslararası bir toplantıya ev sahipliği yaptı.

Dünyanın çeşitli ülkelerinde UNlCEF'in başlattığı "Çocuklara Evet Deyin" kampanyasının Türkiye için seçilen "Kız Çocukların Eğitimden Eşit Yararlanması" konusunda, Sivil Toplum Kuruluşlarından önemli katkılar beklenmektedir.

Milli Eğitim Bakanlığı ile UNlCEF'in ortak yürüttüğü çalışmalarda hedef, eğitimde var olan toplumsal cinsiyet farklarının azaltılması yolunda Sivil Toplum Kuruluşlarının birlik içinde çalışmasıdır.

Bu koalisyonun varlığını sürdürmesini istiyoruz; çünkü ÇHS'de de belirtildiği gibi devletin görevi olan çocukların "yaşatma", "koruma", "geliştirme" aynı zamanda STK'ların ve herkesin ortak çabasıyla gerçekleşecektir.

Bir STK'nın koalisyona katılmasının kendisine yararı ne olacaktır?

* Hangi çocuklar için, neler yaptığını, yani STK olarak sesini, varlığını duyurmak,

* Türkiye'deki başka STK'ların çocuklara yönelik etkinliklerini tanımak,

* Dünyada diğer ülkelerin çocuk sorunları hakkında bilgi ve görüş geliştirmek,

* Kendi misyonunu gerçekleştirirken, diğer STK'larla işbirlikleri geliştirmek,

* Devletle iletişim kurarak politika üretenleri etkilemek,

* Çocuk Hakları'nı tanıtmak, desteklemek, savunmak, yaymak,

* Daha iyi bir dünya için, yarını beklemeden çocukların bugünlerinin mutlu ve verimli geçmesine katkıda bulunmak,

Koalisyonun geleceği daha fazla sayıda STK'yı bir araya getirerek, Türkiye'nin her köşesinde yaşayan 0-18 yaş çocukların uygun bir dünyada yaşamasına katkıda bulunmak amacıyla işbirliği yapmalarını sağlamak ve toplumun kaynaklarını çocuklar için seferber etmeyi başarmaktadır.(EÜ/BB)

* Koalisyona ulaşmak için çhk_burada@yahoogroups.com ya da yoret@yoret.org.tr adreslerine mail atılabilir
Old 06-05-2006, 14:46   #6
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan Mavi Kurdele

Çocuklara Yönelik Şiddet, Suistimal ve İhmal’in Önlenmesi
ve “MAVİ KURDELE KAMPANYASI”



Prof. Dr. Murat Yurdakök
Türkiye Milli Pediatri Derneği Başkanı
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi



Çocuklar toplumların temelidir. Bu nedenle çok iyi bakılıp, özenle yetiştirilmeleri gerekir.

Çocukların bedensel ve duygusal gelişmelerini etkileyen faktörlerin başında onlara karşı uygulanan şiddet, suistimal ve ihmal gelmektedir.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun hazırladığı 54 maddelik uluslararası bir yasa niteliğinde olan “Çocuk Hakları Sözleşmesi” 1994 yılında Türkiye tarafından da kabul edilmiştir. Bu sözleşmeye göre devletler

Çocuğu anne-babanın ya da çocuğun bakımından sorumlu başka kişilerin her türlü kötü muamelesinden (bedensel ya da zihinsel saldırı, ırza geçme dahil her türlü istismar, ihmal ve kötü muamele) korumak, çocuğun istismarını önlemek ve bu tür davranışlara maruz kalan çocukların tedavisini amaçlayan sosyal programlar hazırlamakla (Madde 19),
Çocukların gelişimlerini ve büyümelerini olumsuz etkileyecek işlerden ve ekonomik sömürülmeden korunmakla (Madde 32),
Çocukları fuhuş ve pornografi dahil, her türlü cinsel istismar ve sömürüden korumakla (Madde 34),
Çocukları işkence veya diğer zalimce insanlık dışı ve aşağılayıcı ceza veya muameleye karşı korumakla (Madde 37),
Çocukları silahlı çatışmaların dışında tutmakla ve onları savaşın etkilerinden korunmakla (Madde 38),
Silahlı çatışma mağduru olan çocukların beden ve ruh sağlıklarının korunmakla veya rehabilite edilmelerini ve toplumla bütünleşebilmelerini sağlamakla (Madde 39) yükümlüdür.
Savaşlardan en çok etkilenenler çocuklardır. Günümüzde ülkeler arasındaki savaşların yerini büyük ölçüde daha yerel ölçekteki, ülke içindeki düşmanlıklara dayalı ya da etnik temelli çatışmalar almıştır. Önceleri savaşlardaki ölümler savaş meydanlarında olurken, 1990’den beri meydana gelen silahlı çatışmalarda ölen 3.6 milyon kişiden %90’ı sivil halktandır; bunların yarısına yakınını çocuklar oluşturmaktadır.

Silahlı çatışmalar arttıkça milyonlarca çocuk çatışmaların parçaladığı aileler ve toplumlarda yaşamak zorunda kalmaktadır. Yüzbinlerce çocuk, bu çatışmalarda silah altına alınmış, çatışmalarda ön saflara sürülmüş, her türlü vahşete tanık olmuş, savaş suçu işlemek zorunda kalmış, başka yerlere göçe zorlanmış; cinsel şiddet, istismar ve sömürü ile karşılaşmıştır.

Ülkemizde şiddetin bir “terbiye” biçimi olarak algılanması, bunun hem aile içinde hem de kamusal yaşamda meşru olarak görülmesi; şiddetin hem tekrarlamasına hem de gizlenmesine yol açmaktadır. Sözde “terbiye” adı altında çocuklar dayak yemekte, bodrum gibi karanlık odaya kapatılmakta, yakılmakta, ağızlarına biber sürülmekte, aç bırakılmakta, azarlanmakta, aşağılanmaktadır. Evinden kaçan çocukların yarıya yakını evdeki dayaktan yakınmaktadır. Ülkemizde yapılan bir çalışmada 14 yaşın üstünde olanların neredeyse dörtte üçü çocukluğunda dayak yedikleri belirlenmiştir.

Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu Başkanlığı’nın yaptığı bir çalışmaya göre ülkemizde ailelerin üçte birinde aile içinde fiziksel şiddet vardır. Şiddet uygulanan hanelerin dörtte üçünde çocukların şiddete tanık oldukları saptanmıştır. Bu çocukların şiddet sonrası korku, anne-babayı sevmeme, içine kapanma, saldırganlık şeklinde tepki verdikleri gözlenmiştir. Aile içi şiddet sosyoekonomik düzeyin düşüklüğü, kadının işinin olmaması, alkol bağımlılığı, hanedeki birey sayısının fazla olması ve eşlerin toplam eğitim düzeyinin düşüklüğü ile arttığı gözlenmiştir.

Çocukların hayatında şiddet sadece sağlıklarını değil, açıdan gelişimlerini etkilemektedir. Çocuk ve adolesanlarda şiddet sosyal uyum azlığı, antisosyal davranışlar, okul devamlılığında azalma, dikkat azlığı, okul başarısında düşüklük, riskli davranışlar, başkalarına şiddet gösterme, düşük benlik saygısı, güvensizlik, okula gitmeye korkma, yeme bozuklukları, sağlık problemleri, alkol ve madde bağımlılığı, intihar girişimi, huzursuzluk, depresyon, hatalı cinsel seçimler (erken cinsel ilişki, fahişelik, birden fazla cinsel eş), kendine zarar verme, suç işleme ve hatta ölüm ile sonuçlanmaktadır.

Sonuç olarak, şiddet küçük yaşta aile içinde öğrenilmekte; şiddet şiddeti doğurmaktadır. Kocasından dayak yiyen kadınlar çocuklarını (özellikle erkek çocuklarını) daha fazla dövmektedir. Çocukluğunda şiddetle karşılaşanlar, büyüdüklerinde şiddet uygulamaktadır. Katillerin neredeyse hepsi çocukken alie içi şiddetle karşılaşmışlardır. Bu nedenle şiddet yalnız bireysel değil, aynı zamanda toplumsal bir sorundur.

Kendilerine yönelik fiziksel ya da duygusal bir saldırı olmasa bile çocukların şiddetle tanışmaları televizyon yoluyla olmaktadır.Ülkemizde bir kişi yaşadığı her beş saatten birini, uyku dışındaki her üç saatten birini televizyon izleyerek geçirmektedir. Çocukların üçte biri televizyonu ailelerinin yanında izlememekte, yarısından fazlası izleyeceği programı kendi seçmektedir.

Türk televizyonlarında, şiddet ve saldırganlık sıklığı dünya televizyonları ile aynı düzeydedir. Ülkemizde 1995 yılında yapılan bir çalışmada bir haftalık programlarda yer alan olguların üçte ikisinin az ya da çok bir şiddet eylemi içerdiği gösterilmiştir. Bunların üçte birinde şiddet eylemi suç kapsamı içindedir. Ülkemizde şiddeti en açık haliyle görsel bir malzeme haline getiren “reality show” lar en fazla 12-19 yaş grubu tarafından izlenmektedir. Çocukların televizyon izleyebileceği saatlerde şiddet kullanmaya özendirici programlar yayınlanmakta, şiddet görüntülerin daha çok yabancı film ve çizgi filmde yoğunlaştığı ve bu görüntülerin çocukları çok fazla etkilediği bildirilmektedir.

Televizyonlarda şiddet görsel ve işitsel olarak; silahlı çatışma, trafik kazası, çarpışan taşıtlar, kan, ceset, tabut, yaralı ve acı çeken insan görüntüsü ile taş ve sopayla vurma, patlayan bombalarla sunulmaktadır. Dizilerde bol miktarda aile içi şiddet, kan davası, organize suçlar, savaş gösterilmektedir. Haber, spor, hatta müzik programlarında bile şiddet vardır. Haberde yayınların üçte birinden fazlasında şiddet olağan ya da haklı gösterilmektedir. Şiddet içeriği açısından yazılı medya da televizyonla yarışmaktadır.

Bugüne kadar yapılan çalışmalarda televizyonda şiddet içerikli programları izleyen çocuklarda agresif davranışların arttığı saptanmıştır. Çocukken televizyon şiddeti ile karşılaşan çocukların erişkin döneminde suç teşkil eden şiddet uyguladıkları gösterilmiştir. Çocuklar televizyondan şiddet içeren tutumları ve davranışları öğrenmekte; gerçek yaşamdaki şiddete karşı duyarsız duruma gelmekte; “şiddet kurbanı olma” korkusu gelişmekte; şiddet içeren televizyon programlarını seyreden çocukların şiddet uygulayan karakterlerle kendilerini özleştirmeleri ve bu karakterler gibi davranmalarına neden olmaktadır.

Medyada sunulan şiddetin etkisinin azaltılması için;

Anne ve babanın çocukları için bir model olması gerektiği belirtilmelidir. Anne ve baba da televizyon izleme sürelerini kısıtlamalıdır. Çocukların günde iki saatten az televizyon seyretmeleri önerilmektedir.
Anne ve babalar izlenecek programları önceden seçmelidir. Seçilen program bittiğinde televizyon kapatılmalıdır.
Çocuğun odasında televizyon bulunmamalıdır.
Anne-babalar çocuklarına kendi hayatları ve toplumsal değerleri ile televizyon dünyası arasındaki farkı öğrenmelerinde yardımcı olabilmek için çocukları ile birlikte televizyon izlemelidirler.
Çocuklar için hazırlanmış video ve CD’ler incelenerek alınmalıdır. Müzik programları ile kliplerin de uygunsuz şiddet, çarpık cinsellik, sigara, alkol ve ilaç kullanımı görüntüleri içerebilecekleri unutulkmamalıdır.
Medyanın yerine başka seçenekler sunulmalıdır; kitap okumak, hobi edinmek, spor yapmak, müzik aleti çalmak, aile ve arkadaşlarla sosyal faaliyetlerde bulunmak gibi.
İki yaşın altındaki çocuklarda televizyonun bebek bakıcısı olarak kullanılmasının erken beyin gelişimine zararlı etkisi olabileceği anlatılmalıdır. Bebeklerin beyin gelişimi için konuşma, oyun, şarkı söyleme ve beraber kitap okumak gereklidir.
Medyada çocuk gelişimine zararlı etkisi olacak bir program görüldüğünde mutlaka RTÜK’e bildirilmelidir.
Çocuk programları, aile eğlence programları ve çizgi film aralarında gösterilen reklamların da şiddet, tüketim sömürüsü, cinsel istismar içermemesi sağlanmalıdır.
Televizyon programlarındaki şiddet oranlarının önceden belirtilerek ailenin izlemeden önce programdaki şiddet miktarından haberdar olması sağlanabilir.
Televizyonda şiddet eylemlerinin cazip gösterilmesi, nedensiz şiddet sahneleri, aşırı kanlı sahneler, çocukların taklit edebileceği tehlikeli kavga sahneleri, çocuk programlarında problemlerin çözümünde uzlaşma yerine gösterilen kavga sahneleri, çocukların şiddet kurbanı olarak gösterildiği sahneler, çocukların televizyon izlediği saatlerde cinsellik ve şiddetin kullanıldığı sahneler, hayvan istismarının gösterilmesi yasaklanmalıdır.
Ülkemizde özellikle çocuklara yönelik şiddeti önlemeye yönelik programlar aşağıdaki konuları içermelidir:

Ailelerdeki şiddetin nedenlerinin araştırılması ve önleyici programlar geliştirilmelidir.
Riskli ailelerde çocukların şiddetle karşılaşmaları önlenmelidir.
Çocukların şiddetten korunmasını sağlayan okul programları yapılmalıdır.,
Şiddete karşıtı ve şiddete mücadele yöntemlerini içeren multimedya eğitim kampanyaları düzenlenmelidir.
Okullarda eğiticilere şiddeti önlemeye yönelik hizmet içi eğitim programları düzenlenmelidir.
Okul öncesi eğitim yaygınlaştırılmalıdır.
Özellikle kız çocukların eğitimlerine önem verilmelidir.
Hepsinden önemlisi toplum çocuğa yönelik şiddet, istismar ve ihmale karşı duyarlı hale getirilmelidir. Bu amaçla dünya çapında başlatılan hareketlerden birisi “Mavi Kurdele Kampanyası” dır. Bu hareket 1989 yılında ABD’der Bonnie Finney adındaki bir kadının kızının erkek arkadaşı tarafından dövülerek öldürülen üç yaşındaki torununun anısına arabasına mavi bir kurdele takmasıyla başlamış ve giderek yayılmıştır. Mavi rengin seçilmesinin nedeni dövülen çocukların vücutlarındaki çürükleri hatırlatması nedeniyledir.

“Çocuk İstismar ve İhmali Konusunda Duyarlılığın Sembolü” olan bu kurdeleyi takan kişi; çocukların şiddetten korunması gerektiğinin bilincinde olunduğunu, toplum içinde bu konuda yapılan bütün çalışmaları maddî veya manevî olarak desteklendiğini açıklamaktadır.

Önümüzdeki günlerde AIDS ile savaşanların taktıkları “kırmızı kurdele” gibi, çocukların şiddetten korunması savaşını verenlerin yakalarına “mavi kurdele” takacaklarına şahit olacağız. Türkiye Milli Pediatri Derneği olarak ülkemizde başlattığımız bu “Mavi Kurdele Kampanyası” na toplumumuzun her kesiminden destek geleceğine inanıyoruz.

http://www.millipediatri.org.tr/news.php?id=573
Old Bugün  
Site Mübaşiri

 
 
Web www.turkhukuksitesi.com
 
 
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Çocuk Hakları Sözleşmesi Av.Habibe YILMAZ KAYAR Çocuk Hakları Çalışma Grubu 9 11-12-2009 15:36
Kadın Ve Çocuk Hakları Admin Hukuk Haberleri 2 13-12-2006 20:50
çocuk hakları hçg yeni üye kaydı Av.Elvan Akkaya Çocuk Hakları Çalışma Grubu 1 14-11-2006 16:50
Kadın Hakları - Çocuk Hakları - Türkiye'nin Haksızlığı Av.Armağan Konyalı Kadın Hakları Çalışma Grubu 8 25-08-2006 16:28
Çocuk Hakları Ve İhlalleri Av.Habibe YILMAZ KAYAR Çocuk Hakları Çalışma Grubu 31 04-12-2005 17:00


THS Sunucusu bu sayfayı 0,10118794 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2013) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.