Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Meslektaşların Soruları Hukukçu meslektaşların hukuki nitelikte sorularını birbirlerine yöneltecekleri mesleki yardımlaşma forumu. SADECE hukuk fakültesi mezunları ile hukuk profesyonellerinin (bilirkişi, icra müdürü vb.) yazışmasına açıktır. [Yeni Soru Sorun]

Kesinleşen Ceza Mahkemesi Kararının Bozulması Mümkünmüdür.

Yanıt
Old 11-06-2008, 19:22   #1
av.eylemsalık

 
Varsayılan Kesinleşen Ceza Mahkemesi Kararının Bozulması Mümkünmüdür.

Müvekkil , 2002 yılındaki bir yaralamadan ötürü ceza aldı ,kararı temyiz ettik . Yargıtay eski kanun yeni kanın arasında karşılaşma yapılması için dosyayı bozarak geri gönderdi.
Mahkeme tarafından yapılan yargılama sonucunda yeni kanun olan 5237 sayılı kanunun sanık lehine olduğu gerekçesi ile , sanık lehine varsayarak yeni kanunu uyguladı ve 2007 yılı kasım ayında müvekkil aleyhine 1 yıl 8 ay ceza tesis etti.
Katip arkadaş temyiz dilekçesini vermeyi unutmuş karar kesinleşmiş. Müvekkil yakalanınca kararın temyiz edilmemiş olduğunu anladım.
Meslektaşlarımdan isteğim şu , bu tür yaralama olaylarında kişiye verilen ceza miktarı yine cezanın infaz süreleri dikkate alındığında 765 saylı yasa hükmünün sanık lehine olduğu açık.Ancak mahkeme buna rağmen aleyhe olan 5237 sayılı yasayı uygulamış.
Lehe hüküm aleyhe hükmün uygulanması kamu düzenine ilişkin olduğu için bu hükmün uygulamasında hakim tarafından hataya düşülmesi halinde , bu hatalı karar kesinleşmiş dahi olsa dahi , kararı temyiz etmek için yada bozulmasını sağlamak için nasıl bir kanun yoluna gitmemiz lazım , yazılı emirle bozma yoluna gitme imkanım varmıdır. Bu konuda değerli bilgileriniz için şimdiden teşekkür ederim.
Old 11-06-2008, 21:10   #2
Av.Feridun Yurtsever

 
Varsayılan

Katip arkadaşın hatasının neticesi müvekkilinize 1 Yıl 8 Ay olarak patlamamalı kesinlikle! Acaba vermeyi unutmuş derken temyiz defterine mi kaydetmemiş? Eğer temyiz defterien kaydetmiş ise temyiz incelemesi için Yargıtay'a gönderilmesini hüküm mahkemesinden talep edebilirsiniz. İlk olarak bu yolu denemeniz belki bir çözüm sağlar.Bunun dışında sizin de belirttiğiniz gibi kanun yararına bozma yolu denenebilir. Ancak benim nacizane tavsiyem "katip arkadaşın" hatasını telafi etmesini "rica" etmek.Buradan bir sonuç çıkmazsa kesinlikle kanun yararına bozma yoluna gitmek. Zira, ortada bir mahkumiyet kararı var ve incelenmeksizin kesinleşmesi büyük talihsizlik olmuş müvekkiliniz için. Umarım en kısa zamanda sonuca ulaşırsınız.
Old 11-06-2008, 21:21   #3
Av. Hatun Olguner

 
Varsayılan

Hükümlü eğer evliyse eşinin temyiz hakkını kullanması düşünülebilir. Bu yol ile ilgili CGK elimizin altında olması gereken faydalı hukuk bilgilerinde yazılı 23 nolu mesajda mevcut idi.Faydalı olabilir.
Old 11-06-2008, 22:36   #4
Akheront

 
Varsayılan

Sayın Eylemsalık yazılı emir yolu ile, kesinleşen mahkumiyetler bozulamaz. Karar artık geri dönülemez bir şekilde kesinleşmiştir. Yazılı emir yoluna yargıtay cumhuriyet savcısı gider, yani siz gidemezsiniz. Bu yolun amacı yargı kararlarında birliği sağlamaktır. Sayın Avferidunun da yerinde olarak belirttiği gibi katip temyiz dilekçenizi deftere kaydetmiş ise sorun yoktur. Temyiz dilekçeniz hala elinizde ise üzerinde hakimin havalesinin olması gerekir ve bunu, durumu hakime anlatmak için delil olarak kullanabilirsiniz.
Saygılar.
Old 11-06-2008, 23:39   #5
Av.Feridun Yurtsever

 
Varsayılan

Sayın Akheront,
Aşağıdaki kararda görüleceği üzere, kanun yararına bozulan yerel mahkeme hükmünden sanık da yararlanabilmektedir. Benim hukuk mantığıma göre de ortada hürriyeti bağlamak gibi ağır bir yaptırım varsa ve bu yaptırıma neden olan hüküm bir şekilde bozulmuşsa, artık hukuka aykırı olarak kimsenin hürriyetini bağlayamamamız gerekir. Hukuk usulünde, yerel mahkeme kararı kanun yararına bozulmuş ise bundan taraflar yararlanamaz. Sadece hatalı emsallerin oluşmasını engellemektir amaç. Ancak ceza yargılaması Hukuk usulündeki bu kurala istisna getirmiştir. Ceza yargılamasının ruhu da bunu gerektirir.

Ceza Genel Kurulu 2006/10-151 E., 2006/157 K.

KANUN YARARINA BOZMA
KULLANMA AMACIYLA UYUŞTURUCU BULUNDURMAK

1 S. ADLİ YARGI HÂKİM VE CUMHURİYET SAVCILARI İLE İD... KADEME İNCELEMESİ LİSTELERİNE DAHİL EDİLMEYECEK OLANLAR
1 S. ADLİ YARGI HÂKİM VE CUMHURİYET SAVCILARI İLE İD... KADEME İNCELEMESİ LİSTELERİNE DAHİL EDİLMEYECEK OLANLAR
1 S. ADLİ YARGI HÂKİM VE CUMHURİYET SAVCILARI İLE İD... BİRİNCİ SINIFA AYRILMIŞ OLANLARIN KADEME İLERLEMELERİ
1 S. ADLİ YARGI HÂKİM VE CUMHURİYET SAVCILARI İLE İD... BİRİNCİ SINIFA AYRILMIŞ OLANLARIN KADEME İLERLEMELERİ
"İçtihat Metni"

Kullanma amacıyla uyuşturucu madde bulundurma suçundan sanık Y…

…. B…

…..'ın 765 sayılı TCY'nın 404/2, 59. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, 647 sayılı Yasanın 4/1 ve 5. maddeleri uyarınca günlüğü 14,85 YTL hesabı ile çevrilerek sanığın 4.455 YTL adli para cezası ile cezalandırılmasına, cezasının taksitlendirilmesine, TCY'nın 36. maddesi uyarınca emanette kayıtlı uyuşturucu maddenin zoralımına ilişkin olarak Bakırköy 12. Asliye Ceza Mahkemesinden verilen ve temyiz edilmeksizin kesinleşen 19.09.2005 gün ve 1188-418 sayılı karara karşı Adalet Bakanı tarafından yasa yararına bozma isteminde bulunulması üzerine Yargıtay 10.Ceza Dairesi 13.04.2006 gün ve 4107-5309 sayı ile;

"Kanun yararına bozma talebi ve tebliğnamede, 'Tüm dosya kapsamına göre; sanık hakkında anılan suçtan yapılan yargılama sonucunda 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 404/2. maddesinin uygulanması uygun görülerek ceza tertip edilmiş ise de, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 191/2. maddesi uyarınca uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi hakkında tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine hükmolunacağı, 191/5. maddesinde ise tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uygun davranmama halinde ancak cezanın infaz edileceğinin belirtilmiş olması karşısında, anılan Kanun hükümlerinin sanık lehine olduğu hususu gözetilmeksizin karar verilmesinde

Kabule göre de; sanığa verilen hapis cezasının 647 sayılı Kanun'un 4/1. maddesi uyarınca para cezasına çevrilirken suç tarihi itibariyle 3.300 Yeni Türk Lirası ağır para cezası olarak hükmolunması yerine, yazılı şekilde karar verilmesinde, isabet görülmemiştir.' denilerek, anılan hükmün bozulması istenmiştir.

Kanun yararına bozma talebine dayanan ihbarnamede ileri sürülen düşünce yerinde görüldüğünden; Bakırköy 12. Asliye Ceza Mahkemesinin 19.09.2005 gün ve 2004/1188 esas, 2005/418 karar sayılı hükmünün 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesi uyarınca bozulmasına, aynı Kanun'un 309/4-b maddesi uyarınca, dosyanın müteakip işlemlerin yapılması için anılan mahkemeye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı makamına tevdiine" karar vermiştir.

Yargıtay C.Başsavcılığı ise 10.05.2006 gün ve 18790 sayı ile;

"Yasa yararına bozma isteminin davanın esasını çözen mahkûmiyet hükmüne yönelik olduğunu, somut olayda kullanma amacıyla uyuşturucu bulunduran hükümlünün daha lehine sonuç doğuracak olan 5237 sayılı Yasanın 191/1-2, 52 ve 54. maddeleri uyarınca cezalandırılması gerektiğini, başka bir deyişle bozma nedeninin daha hafif bir cezanın verilmesini gerektirdiğini, bu nedenle Yerel Mahkemede yeniden yargılama yapılmasına olanak bulunmadığını, dolayısıyla bozma doğrultusunda karar verme görevinin hükmü yasa yararına bozan Yargıtay'ın Özel Dairesine ait olduğunu, bu durumda yeniden yargılama yapılması sonucunu doğuracak biçimde dosyanın müteakip işlerin yapılması için hükmü veren mahkemeye gönderilmesine karar verilemeyeceğini, ayrıca kabule göre bozmanın temyiz yasa yolu için geçerli bulunan, akıl öğretici, yol gösterici nitelikteki bir uygulama olması nedeniyle yasa yararına bozma sisteminin özüne aykırı olduğunu ve uygulanamayacağını" ileri sürerek itiraz yoluna başvurmuş, Özel Daire bozma kararından "dosyanın müteakip işlemlerin yapılması için anılan mahkemeye gönderilmesi" ibaresinin çıkartılmasına, hükümlü hakkında uygulanacak ceza ile tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin belirlenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmesini istemiştir.

Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle Yargıtay Ceza Genel Kurulunda okundu, gereği konuşulup düşünüldü.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

İncelenen olayda;

Kullanma amacıyla uyuşturucu madde bulundurduğu saptanan Y…

…. B…

…..'ın yargılaması sonunda Yerel Mahkeme, hükümlünün bu suçtan dolayı 765 sayılı TCY'nın 404/2, 59. maddeleri ile 647 sayılı Yasanın 4 ve 5. maddeleri uyarınca 4.455 YTL adlî para cezası ile cezalandırılmasına, cezasının taksitlendirilmesine, TCY'nın 36. maddesi uyarınca uyuşturucu maddenin zoralımına karar vermiş, bu hüküm temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

Adalet Bakanı tarafından, hükmün yasa yararına bozulması yolunda istemde bulunulması üzerine Özel Daire; 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının 191. maddesinin 2. fıkrası uyarınca uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi hakkında tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine hükmolunması gerektiğini, aynı maddenin 5. fıkrasında ise, cezanın ancak tedavi ve denetimli serbestlik tedbirine uygun davranmaması halinde infaz edileceğinin belirtildiğini, bu nedenle 5237 sayılı Yasa hükümlerinin failin daha lehine olduğunu, ayrıca kabule göre de; hapis cezasının 647 sayılı Yasanın 4/1. maddesi gereğince para cezasına çevrilmesi sonucu suç tarihi itibariyle 3.300 YTL adlî para cezasına hükmedilmesi gerektiğini belirterek hükmü bozmuş ve müteakip işlemin mahallinde yapılmasını kararlaştırmıştır.

Yargıtay C.Basşavcılığı ise, daha az ceza verilmesi gerektiğini belirterek hükmü yasa yararına bozan Özel Dairenin aynı zamanda cezaya da kendisinin hükmetmesi gerektiğini, ayrıca yasa yararına bozma isteminde bulunulması üzerine kabule göre bozma kararı da verilemeyeceğini belirterek bu karara itiraz etmiştir.

Kullanma amacıyla uyuşturucu madde bulundurma suçu, sonradan yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının 191. maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin 1. fıkrasında: kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alma, kabul etme veya bulundurma eylemleri, 765 sayılı Türk Ceza Yasasındaki gibi 1 yıldan 2 yıla kadar hapis cezasını gerektiren seçimlik hareketli suçlar olarak düzenlenmiş ise de, 2. fıkrasında: uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi hakkında tedavi ve denetimli serbestlik tedbirine; kullanmamakla birlikte kullanmak için bu maddeleri satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi hakkında da denetimli serbestlik tedbirine hükmedilmesi bir zorunluluk olarak öngörülmüştür. Maddenin 5. fıkrasında ise, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullananların, bu maddeleri kullanmak için satın almaları, kabul etmeleri veya bulundurmaları nedeniyle hükmolunan cezanın, ancak tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uygun davranmaması hâlinde infaz edileceği, belirtilmektedir. 191. maddedeki düzenlemeden de anlaşılacağı üzere, uyuşturucu madde kullanan ve bu amaçla bulunduran kişi hakkında tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine hükmedilmesi zorunludur; bu durumda maddenin 1. fıkrasına göre hükmedilen ceza da infaz olunmayacaktır. Bu bakımdan, 5237 sayılı Yasanın lehe hüküm doğurduğu anlaşılmaktadır. O halde, sanığın suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı Yasanın 404/2 maddesi uyarınca cezalandırılmasına ilişkin Yerel Mahkeme kararını isabetsiz bularak, kesinleşmiş hükmün yasa yararına bozulmasına karar veren Özel Daire uygulaması bu yönüyle isabetlidir. Esasen bu hususta, Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasında bir uyuşmazlık da bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, kesinleşmiş hükmün 5237 sayılı Yasanın uygulanması gerektiği gerekçesiyle yasa yararına bozulması sonrasında, yeni kararı Yargıtay Özel Dairesinin mi yoksa Yerel Mahkemenin mi vermesi gerektiği noktasında toplanmaktadır.

Adalet Bakanının istemi üzerine "yasa yararına bozma" kurumu 5271 sayılı CYY'nın 309. maddesinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre Yargıtay, istem yazısında ileri sürülen hukuka aykırılığı varit görürse, hükmü bozacaktır. Davanın esasını çözen nitelikteki kararlardan olan mahkûmiyet hükmünün yasa yararına bozulması durumunda Yerel Mahkemede yeniden yargılama yapılabilmesi için, bozma nedeninin: hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran bir usul işlemine ilişkin olması gerekir.

Hükmün, sayılanlar dışındaki bir nedenle bozulması durumunda, Yerel Mahkemede yeniden yargılama yapılması olanaksızdır. Bu durumda, hükmün bozulması ile yetinilecektir. Ancak, CYY'nın 309/4-d maddesindeki buyurucu kural gereği, bir mahkûmiyet hükmüne ilişkin bozma nedeni, hükümlünün cezasının kaldırılmasını veya daha hafif bir cezanın verilmesini gerektiriyorsa, bu takdirde Yargıtay'ın ilgili ceza dairesi hükümlünün cezasının kaldırılmasına veya daha hafif cezaya kendisi hükmetmek zorundadır. Tedavi ve güvenlik tedbirlerine hükmedilmesi de bu kapsamda değerlendirilmelidir.

Somut olayda, davanın esasını çözen nitelikteki mahkûmiyet hükmü, daha lehe sonuç doğuran 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının uygulanması gerektiğinden bahisle bozulduğuna, bir başka deyişle bozma nedeni sanığa öncekinden daha farklı ve az ceza verilmesini gerektirdiğine göre, yasa yararına bozma sonrasında Yerel Mahkemece yeniden yargılama yapılması ve hüküm kurulmasına yasal olanak bulunmamaktadır; Yargıtay Özel Dairesinin, 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının 191. maddesini uygulamak suretiyle hükümlüye verilecek ceza ile tedavi ve güvenlik tedbirini takdir edip saptaması zorunludur.

Öte yandan, yasa yararına bozma kurumu, kesin hükmün otoritesini etkileyen, ileri sürülen hukuka aykırılıkların saptanması ile sınırlı ve bu aykırılıkların savunma hakkını kısıtlama veya kaldırma sonucunu doğurduğu yahut hükmü etkilediğinin belirlenmesi durumunda, hükmün bu nedenlere dayalı olarak bozulmasını gerektiren, olağanüstü yasa yoludur. Yargıtay'ın olağan yasa yolu olan temyiz denetimi sırasında yasaya ve yargısal kararlara dayalı olarak gerçekleştirdiği uygulamaların tümünün, yasa yararına bozma kurumunda da geçerli olduğu söylenemez. Dolayısıyla, Yargıtay'ın öğretici ve yol gösterici niteliği gereği temyiz denetimi sırasında uyguladığı "kabule göre bozma" yöntemine, istisnai ve olağanüstü bir yol olan yasa yararına bozma istemi üzerine yapılan incelemede başvurulması sistemin özüne aykırıdır. Özel Daire kararı bu yönüyle de isabetli bulunmamıştır.

Bu itibarla, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel daire bozma kararından, kabule göre yapılan bozmaya ilişkin kısım ile "dosyanın müteakip işlemlerin yapılması için anılan mahkemeye gönderilmesi" ibaresinin çıkartılmasına, hükümlü hakkında uygulanacak ceza ile tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin belirlenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Kurul üyesi ise; Özel Daire uygulamasının haklı nedenlere dayandığını, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının reddi gerektiğini belirterek karşı oy kullanmışlardır.

SONUÇ:Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2- Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 13.04.2006 gün ve 4107-5309 sayılı bozma kararından, kabule göre yapılan bozmaya ilişkin kısım ile "dosyanın müteakip işlemlerin yapılması için anılan mahkemeye gönderilmesi" ibaresinin çıkartılmasına, dosyanın hükümlü hakkında uygulanacak ceza ile tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin belirlenmesi için Yargıtay 10. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 13.06.2006 günü oyçokluğu ile karar verildi. (Kaynak: www.yargitay.gov.tr)

Ayrıca, kanun yararına bozma yoluna C. Savcısı yanında Adalet Bakanı da başvurabilir. Somut olayda da zaten sanık doğrudan kanun yararına bozma yoluna gidememekte yalnızca bu olağanüstü kanunyoluna gidebilecek makamları tahrik edebilmektedir. Sanırım sayın meslektaşlarımın ifade ettikleri husus da bu yönde. Saygılarımla.
Old 12-06-2008, 14:08   #6
Av. Hatun Olguner

 
Varsayılan

Eşin Temyiz Hakkı İle İlgili CGK Kararı

T.C.
YARGITAY
CEZA GENEL KURULU
E. 1986/6-288
K. 1986/465
T. 27.10.1986
• SİLAHLI GASP SUÇU ( Küçük Sanığın Yasal Süre İçinde Kullanacağı Yasa Yoluna Gitme Hakkından Aynı Süre İçerisinde Yasal Temsilcinin de Yararlanabilmesi )
• YASAL TEMSİLCİNİN BAŞVURU HAKKI ( Küçük Sanığın Yasal Süre İçinde Kullanacağı Yasa Yoluna Gitme Hakkından Aynı Süre İçerisinde Yasal Temsilcinin de Yararlanabilmesi )
• TEBLİĞ ( Yasal Temsilcinin Yasa Yolundan Yararlanması İçin Hüküm Tebliğine Gerek Olmaması )
1412/m.289,290,291
ÖZET : Küçük sanığın yasal süre içinde kullanacağı yasa yoluna gitme hakkından aynı süre içerisinde yasal temsilci de yararlanabilir. Bunun için yasal temsilciye hüküm tebliğine gerek yoktur.

DAVA : Silahlı gasp suçundan sanık Özcan'ın hükümlülüğüne dair, ( Boğazlıyan Ağır Ceza Mahkemesi )nden verilen 17.4.1985 gün ve 60/17 sayılı hüküm, sanık velisinin temyizi üzerine Yargıtay Altıncı Ceza Dairesi'nce incelenerek yasal süresi içerisinde yapılmayan temyiz isteğinin reddine 24.4.1986 gün ve 1695/4416 sayılı ilamı ile karar verilmiştir.

C. Başsavcılığı'nın CMUK.nun 322. maddesi gereğince Özel Daire kararının kaldırılarak yerel mahkeme kararının esastan incelenmesi istemini bildiren 21.5.1986 gün ve 62 sayılı itiraznamesiyle dosyanın Birinci Başkanlığa gönderilmesi üzerine; Ceza Genel Kurulu'nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Gasp suçundan sanık Özcan'ın, TCK.nun 497/1, 54/3. 59. maddeleri uyarınca hükümlülüğüne ilişkin karar sanığın kanuni mümessili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Altıncı Ceza Dairesi'nce incelenerek temyiz başvurusunun, yasal süre içerisinde yapılmadığı, gerekçesiyle ve CMUK.nun 317. maddesi uyarınca reddine, karar verilmiştir.

Bu karara karşı itiraz yoluna başvuran C. Başsavcılığı; ( Yüksek Dairece temyizin süresinde olmadığı belirtilirek inceleme talebinin CMUK.nun 317. maddesi uyarınca tebliğnameye aykırı olarak reddine karar verilmiştir.

Bu durumda aşağıda belirtilen nedenlerle itiraz yoluna başvurulmuştur.

İtiraz nedenleri:

Sanık suç tarihinde 13,karar tarihinde ise 14 yaşındadır. MK.nun 10. maddesi uyarınca, kural olarak medeni hakları kullanmaktan yoksundur. Ancak mümeyyiz olması nedeniyle MK.nun 16. maddesinde tanımlanan mümeyyiz küçük durumunda olup, medeni haklarını kullanma ehliyeti yönünden mahdut, ehliyetsizler grubuna dahildir. Mahdut ehliyetsizler yasada belirtilen bazı istisnalar dışında kendi başlarına hiçbir hukuki işlemde bulunamazlar, medeni haklarını kanuni mümessilleri aracılığı ve onayı ile kullanırlar.

Yasa yoluna başvurma CMUK.nun 289, 290, ve 291. maddelerin kenar başlıklarında da "müracaat hakkı" denilmek suretiyle açıkça belirtildiği gibi kamu hukukuna ilişkin bir haktır.

Bu yasa yoluna başvurma hakkını mümeyyiz kücük kuşkusuz süresinde bir başına kullanıp yararlanabilir. Ancak, bu hak ayrıca CMUK.nun 291. maddesi ile küçüğün kanuni mümessilinede tanınmış olup kanuni mümessil tarafından kullanılabilir. Hatta müdafiye de tanınan bu hak sanığın açık arzusuna aykırı olmama koşulu ile sınırlandırıldığı halde kanuni mümessilin bu hakkı hiçbir koşulla sınırlandırılmayarak küçüğün elverdiğince korunması amaçlanmıştır.

CMUK.nun 291. maddede kanuni mümessilin bu hakkını süresinde kullanabileceği belirtilmiştir. Yasa yolunda sürenin başlaması için kararın yüze karşı verilmesi veya usulünce tebliğ edilmiş olması gerekir. Olayda karar; yaşı küçük sanığın yüzüne karşı verilmiş, ıttıla üzerine kanuni mümessil tarafından temyiz edilmiş bundan sonra karar tebliğ edilmiştir.

Bu durumda temyizi süresinde kabul etmek gerekir. Yukarıda belirtildiği gibi yasa yoluna başvurma hakkı kanuni mümessile sanıktan ayrık olarak verilmiştir. Yaşı küçük sanığın süresinde temyiz etmemesi ile temyiz yoluna başvuru hakkını yitirmesini kanuni mümessilede teşmil etmek ve sanığın yüzüne karşı verilen karardaki süreyi kanuni mümessil içinde başlamış saymak yasanın özüne uygun düşmeyecektir ) biçimindeki gerekçesiyle Özel Daire kararının kaldırılarak Yerel Mahkeme hükmünün esastan incelenmesine olanak verilmesini istemiştir.

Dosyaya göre:

Küçük sanık Özcan hakkında gasp suçundan verilen hükümlülük kararı, 17.4.1985 gününde yüzüne karşı tefhim kılındığı, sanığın temyiz yoluna başvurmadığı, kanuni mümessili olan babası Memduh'un hükmü yasal süreden sonraya ait 25.4.1985 günlü dilekçe ile temyiz ettiği anlaşılmıştır. Maddede yer alan "kendilerinden müracaat edebilirler..." hükmü; hem kanuni mümessil ve hemde sanığın birbirinden ayrı olarak kanun yoluna başvurma yetkilerinin bulunduğunu gösterir. Sanık yasal süresi içinde bu hakkını kullanmasa bile kanuni mümessil bu hakkını sanığın rızası hilafına da olsa kullanabilir. Ancak; kanuni mümessil hakkında ayrıca bir müddet sözkonusu olamaz, bunun için kanuni mümessile hüküm ayrıca tebliğ olunmaz.

Bu açıklamalara göre itirazın reddine karar verilmelidir.

SONUÇ : Belirtilen nedenlerle C. Başsavcılığının 21.5.1986 gün ve 62 sayılı itirazının REDDİNE 27.10.1986 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Old Bugün  
Site Mübaşiri

 
 
Web www.turkhukuksitesi.com
 
 
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
vergi mahkemesi kararının infazı-özel usulsüzlük cezası putto Meslektaşların Soruları 3 01-12-2009 16:34
İdare Mahkemesi İptal Kararının Yerine Getirilememesi cesur_yürek Hukuk Sohbetleri 10 03-10-2008 17:56
idare mahkemesi kararının icrası mdelen82 Meslektaşların Soruları 1 08-01-2008 19:35
Anayasaya Mahkemesi Kararının resmi Gazetede Yayımlanması 10 Ay Sonra Gerçekleşirse VARTO'LU Meslektaşların Soruları 2 28-12-2006 22:50


THS Sunucusu bu sayfayı 0,09902406 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2013) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.