Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Meslektaşların Soruları Hukukçu meslektaşların hukuki nitelikte sorularını birbirlerine yöneltecekleri mesleki yardımlaşma forumu. SADECE hukuk fakültesi mezunları ile hukuk profesyonellerinin (bilirkişi, icra müdürü vb.) yazışmasına açıktır. [Yeni Soru Sorun]

Boşanma davasında istenen tazminat

Yanıt
Old 09-05-2008, 22:41   #1
Av.H.Sancar KARACA

 
Varsayılan Boşanma davasında istenen tazminat

Değerli Meslektaşlarım,
Forumlardaki taramalarımda rastlayamadığım ve takıldığım bir hususta sizin görüşlerinize ihtiyacım var. Görüşlerini paylaşan hukukçulara şimdiden teşekkür ediyorum.
Takıldığım husus şu;
Boşanma davası ile birlikte istenen tazminatların yargılama sırasında artırılması mümkün müdür? Şöyle ki; tazminat talep eden taraf, yargılama sırasında, boşanmakla uğrayacağı zararın daha fazla olduğuna/olacağına inandığında maddi tazminat miktarını; yine yargılama sırasında öğrendiği, ancak davadan önce cereyan etmiş bir olay nedeniyle de manevi tazminat miktarını artırabilir mi?
Dava dilekçesinde manevi ve maddi tazminat konusunda fazlaya dair hakkını saklı tutabilir mi? Manevi tazminatın bölünemezliği ilkesi sebebiyle manevi tazminata ilişkin olarak fazlaya ilişkin hakkın saklı tutulamayacağını, ancak maddi tazminat konusunda hakkın ise saklı tutulabileceğini, saklı tutulmuşsa ıslah dilekçesi vererek aynı davada veya ayrı bir dava ile maddi tazminat konusunda saklı tuttuğu hakkını kullanabileceğini düşünüyorum ama emin olamadığım için değerli görüşlerinizi almak istedim. Vakit ve emek harcanarak yapılacak katkılar için şimdiden tekrar teşekkür ederim.
Saygılarımla
Old 09-05-2008, 23:49   #2
Av.Ergün Vardar

 
Varsayılan

T.C. YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu
Esas: 2006/2-14
Karar: 2006/26
Karar Tarihi: 01.03.2006
ÖZET: Manevi tazminat isteği, niteliği itibariyle tekdir ve bölünemez; bölümler halinde istenemez. Sonradan gelişen bir durumun varlığı iddia edilip kanıtlanmadığı sürece başlangıçta talep edilen manevi tazminat miktarı, ıslahla da olsa artırılamaz
(2709 S. K. m. 12, 17, 20, 26) (4721 S. K. m. 4, 24, 25) (818 S. K. m. 47, 49)

Dava: Taraflar arasındaki <boşanma, nafaka, manevi tazminat> davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; K. 1. Aile Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 03.11.2003 gün ve 2003/28 E. 197 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 22.06.2004 gün ve 2004/4987-8233 sayılı ilamı ile;
( ... 1- Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
2- Davacı, dava dilekçesinde <... davalının kişilik haklarını zedelemiş olması> sebebiyle 40.000.000.000 TL. manevi tazminat istemiş, bilahare 01.07.2002 tarihinde verilen ıslah dilekçesi ile manevi tazminat miktarını 140.000.000.000 TL. olarak ıslah etmiştir.
Mahkemece, davacı kadın yararına 80.000.000.000 TL. manevi tazminata hükmedilmiştir.
Manevi zararın, manevi tazminat adı altında bir miktar paraya hükmedilmesi ile giderilmesi amaçlanmaktadır. (TMK.174/2)
Manevi tazminat isteği, niteliği itibariyle tekdir ve bölünemez; bölümler halinde istenemez. Sonradan gelişen bir durumun varlığı iddia edilip kanıtlanmadığı sürece başlangıçta talep edilen manevi tazminat miktarı, ıslahla da olsa artırılamaz Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 87/son maddesinde yer alan <... ıslah yoluyla müddeabihin artırılamayacağına> ilişkin hükmün Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş olması ( Anayasa Mahkemesinin 20.07.1999 tarihli 99/1-33 sayılı kararı. 4 Kasım 2000 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanmıştır. )Manevi tazminatın ıslah yoluyla artırılmasına olanak vermez. Zira aksinin kabulü, manevi tazminatın bölünemezliğine aykırı düşer. Bu bakımdan manevi tazminatta, başlangıçtaki talebin aşılması suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır... )
Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava, şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanma, nafaka ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Yerel mahkemece tarafların boşanmalarına, davacı yararına tedbir ve yoksulluk nafakasına, 80.000.000.000 TL. manevi tazminata hükmedilmiş; davalının temyizi üzerine hüküm manevi tazminat yönünden yukarda yazılı gerekçeyle bozulmuştur.
Uyuşmazlık, davacının başlangıçta talep ettiği manevi tazminat miktarının, dava gelişiminde ıslah yoluyla artırılıp, artırılamayacağı noktasında toplanmaktadır.
Manevi tazminat, zarar görenin kişilik değerlerinde bedensel bütünlüğünün iradesi dışında ihlali hallerinde meydana gelen eksilmenin (manevi zararın)giderilmesi, tazmin ve telafi edilmesidir.
Anayasamız 5, 12, 17, 20 ve 26. maddelerinde kişilik değerlerinin önemini esas alarak bunları ihlal edenlere karşı kişinin korunmasını garanti altına almıştır. Kanun koyucu, manevi tazminat davası açılacak halleri M.K.24a/II, 25 ve BK. 47 ve 49'ncu maddelerinde ayrı ayrı düzenlemiştir. BK.47.nci maddesi ise özel nitelikte bir hüküm olup, fizik ( maddi )kişilik değerlerinin, yani yaşama hakkı ile vücut bütünlüğünün ihlalinden doğan hallerde manevi zararların tazminini düzenlemiştir. Zarar görene tanınmış olan manevi tazminat hakkı kişinin sosyal, fiziksel ve duygusal kişilik değerlerinin saldırıya uğraması durumunda öngörülen bir tazminat türüdür. Amacı ise kişinin, hukuka aykırı olan eylemden dolayı bozulan manevi dengesinin eski haline dönüşmesi, kişinin duygusal olarak tatmin edilmesi, zarar vereni bir daha böyle bir eylemde bulunmaktan alıkoyması gibi olguları karşıladığı bir gerçektir. Manevi tazminat, kişinin çekmiş olduğu fiziksel ve manevi acıları dindirmeyi, hafifletmeyi amaçlar. Bu tazminat bizzat yaşanan acı ve elemin karşılığıdır. Bu tazminat türü, kişinin haksız eylem sonucu duyduğu acı ve elemin giderilmesini amaçladığı için, zarar gören kişi, öngördüğü miktarı belirleyerek istemde bulunabilir. Maddi zararda olduğu gibi manevi tazminatta kesin bir hesabın yapılması olanaksızdır. Bunun için miktarı, somut olayın özelliği, tarafların sosyal ve ekonomik durumları dikkate alınarak MK. nun 4. maddesi uyarınca hakim tarafından takdir ve tayin edilir. Hâkim, manevi tazminatın miktarını belirlemede geniş bir yetkiye sahiptir. Zarar gören, uğradığı haksız eylemden kaynaklanan maddi tazminatın miktarını tayin edip, talep edebilir. Hatta zarar gören, maddi zararını kısmi dava olarak bir defada değil, zamanaşımı, süresi içinde, birden fazla talepler halinde isteyebilir. Oysa manevi zarar, haksız eylemin sonucunda, uğranılan kişilik değerlerindeki azalmanın karşılığı olduğu ve zarar gören tarafından da takdir ve tayin edilebilir bulunduğu için birden fazla bölümler halinde istenemez. Bu tazminat bizzat yaşananın acı ve elemin karşılığı olduğu için, haksız eylemin meydana geldiği anda gerçekleşir. Acı ve elemin bölünerek bir kısmının açılacak kısmi dava ile kalanının açılacak başka bir davada talep edilmesi, manevi tazminatın özüne ve işlevine aykırı düşer. Ödemenin uzaması, para değerindeki düşüşler, enflasyon nedeniyle alım gücünün azalması gibi nedenlerle hükmedilecek miktarın faizi ile birlikte tahsili zararı karşılamaktan uzak olması, manevi tazminatın bölünerek istenmesini haklı göstermez.
Olayın özelliği itibariyle, davacının isteminin, ıslahla ve bu bağlamda Anayasa Mahkemesi'nin Resmi Gazete'nin 04.11.2000 gün ve 24220 sayısında yayınlanan 20.07.1999 gün E.1999/1, K.1999/33 sayılı kararı ile bir bağlantısı bulunmamaktadır. İstemin değiştirilmesi ve artırılması için, istekte bulunanın daha önceki isteminin dışında ve ondan daha fazla alacağının bulunması gerekir. Manevi zararda, zarar gören daha önce belirttiği istemi ile zararını açıkladığı ve belirttiği, artık geriye bir alacağı kalmadığı için, gerek ayrı bir dava ve gerekse ıslah yoluyla başka bir istemde bulunamaz.
Öğretide ve kararlılık gösteren yargısal inançlarda da manevi tazminat davasının kısmi dava olarak açılamayacağı, ıslah yolu ile de istemin arttırılamayacağı benimsenmektedir. Buna gerekçe olarak da, manevi tazminat bir bütündür. Duyulan acı ve üzüntünün karşılığı dava yolu ile belirlenip, karşı tarafa bildirildikten sonra arttırılması veya yeni bir dava açılarak istenmesi mümkün değildir. Çünkü manevi tazminatın takdirinde hakime çok geniş takdir yetkisi verilmiştir. Hakimin takdir yetkisi bölünemez ( Bkz. Prof. Dr. Baki Kuru-Hukuk Muhakemeleri Usulü, Altıncı Baskı Cilt: 11- 2001 sh: 528 vd, Prof. Dr. Ejder Yılmaz, Islah Yoluyla Dava Konusunun Arttırılması ( Anayasa Mahkemesi'nin 20.07.1999 tarihli ve 1/33 sayılı kararının değerlendirilmesi, 11.05.2001 tarihli makale )sh: 10 vd, Y.9.H.D. 12.02.1991 gün ve 10324/2244, Aynı Dairenin 26.12.1989 gün ve 10280/11438, 21. H.D.nin 06.11.1997 gün ve 7074/7186 sayılı kararı, 4. H.D.nin 14.05.1998 gün ve 9223/3428 sayılı, Y.H.G.K. nun 02.07.1980 gün ve E: 3/1477 K: 2113 sayılı, aynı kurulun 27.03.1981 gün ve E: 9/1481 K: 251 sayılı, Aynı Kurulun 25.09 )996 gün ve 1996/21-397-637 ve 13.10.1999 gün ve 1999/21-648 K: 818 sayılı İçtihatları. )
Somut olayda davacı, dava dilekçesinde 40.000.000.000 TL. manevi tazminat isteminde bulunmuş; daha sonra 01.07.2002 günlü dilekçesiyle manevi tazminat isteğini 140.000.000.000 TL. olarak ıslah etmiştir. Mahalli mahkemece; Davacının, dava açtıktan sonra davalının başka bir kadınla birlikte yaşadığını öğrendiğini, bu nedenle manevi tazminat isteğini artırdığını direnme gerekçesinde ileri sürmüşse de, bu iddianın doğru olmadığı tanık D. A. 'ın sözlerinden anlaşılmaktadır. Davacının kardeşi olan tanık D. A. <... Davacı, evliliği kurtarmak için dava açılıncaya kadar gayret sarf etti; ancak, davalının başka bir kadınla ilişkisi olduğunu öğrendi. Bu nedenle bu dava açıldı...> sözleriyle davacının dava açmadan önce, davalının başka bir kadınla ilişkisi olduğunu bildiğini açıkça vurgulamıştır.
Yeni bir olayın varlığının sonradan öğrenilmesi de söz konusu değildir.
O halde, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarda açıklanan ve Özel Daire bozma karırında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.'nun 429. maddesinde gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 01.03.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Old 10-05-2008, 11:29   #3
Av. Naif ŞAŞMA

 
Varsayılan boşanmada (özellikle) manevi tazminat.

boşanma davasında maddi tazminat istemi konusunda bir tartışma olmadığı için, manevi tazminat konusuna değinmek istiyorum... kanaatimce dava dilekçesindeki miktar daha sonra artırılabilir. ıslah veya diğer tarafın itiraz etmemesi halinde bu mümkün.. manevi tazminatın bölünemeyeceği hususu da bence hukuk mantığına aykırı olacaktır. nitekim, harç ve masraflar konusunda bonkör durumuna düşmemek için, fazlaya ilişkin hakkın saklı tutulması gayet mantıklıdır. 250.000.00 YTL'lik manevi tazminat istemleri bile olabiliyor hukuk hayatımızda.
bu durumun yaratacağıkötü etkiyi düşünmeliyiz.
Old 10-05-2008, 11:59   #4
Av.H.Sancar KARACA

 
Varsayılan

Sn Av.Naif ŞAŞMA
Öncelikle katkınız için teşekkür ederim.
Boşanmanın fer'i olan ve boşanma davası içinde talep edilen tazminat talepleri harca tabi olmadığından, bu kalemdeki talebin reddi halinde vekalet ücretine de hükmedilemeyeceğinden "harç ve masraflar konusunda bonkör durumuna düşmemek için, fazlaya ilişkin hakkın saklı tutulması gayet mantıklıdır." görüşünüze katılamıyorum.
"Maddi tazminat konusunda tartışma yok" cümlenizden ise, dava dilekçesinde fazlaya ilişkin hak saklı tutulmamışsa; yargılama sırasında öğrendiği olay sebebiyle boşanmakla uğrayacağı zararın daha fazla olacağına kanaat getiren talepçinin ayrı bir dava ile yeniden maddi tazminat talep edebileceği görüşünde olduğunuz sonucu çıkarılabilir mi?
Tekrar teşekkürler.
Old 10-05-2008, 12:43   #5
Av.Duygu Işık

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av. S. Karaca
Dava dilekçesinde manevi ve maddi tazminat konusunda fazlaya dair hakkını saklı tutabilir mi? Manevi tazminatın bölünemezliği ilkesi sebebiyle manevi tazminata ilişkin olarak fazlaya ilişkin hakkın saklı tutulamayacağını, ancak maddi tazminat konusunda hakkın ise saklı tutulabileceğini, saklı tutulmuşsa ıslah dilekçesi vererek aynı davada veya ayrı bir dava ile maddi tazminat konusunda saklı tuttuğu hakkını kullanabileceğini düşünüyorum ama emin olamadığım için değerli görüşlerinizi almak istedim.
Genel kurallar dahilinde, manevi tazminatın bölünemezliği ilkesi gereği, manevi tazminat talep edilirken fazlaya ilişkin hakların saklı tutulamayacağını düşünmekteyim. Maddi tazminat talepleri bakımından ise fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmuş ise saklı tutulan miktar yönünden ayrı bir dava açılabileceğini(birleştirme talep edilebilir) ya da ıslah yolu ile dava dilekçesinde talep edilen maddi tazminat miktarının artırılabileceğini düşünmekteyim. Sayın Av. S. Karaca bu bağlamda yukarıda alıntıladığım ilk mesajınızdaki görüşünüze aynen katılıyorum.
Old 10-05-2008, 12:46   #6
Av. Naif ŞAŞMA

 
Varsayılan

Sn. Av. S.Karaca
"ayrı bir dava ile yeniden maddi tazminat talep edebileceği" cümlenize katılıyorum. hatta aynı davada dahi bu talep edilebilirdir. ıslah veya diğer tarafın itiraz etmemesi durumunda bu hukuka uygun bir talep olacaktır...
manevi tazminat konusunda da zaten eksik olan pratik bilgimin bana düşündürdüklerini söyledim.. ama dediğiniz gibi harca tabi olmaması durumu varsa, bu durumda lutfedip te sadece boşanma davasının ferisi olan talepler de söylediklerimi (bölünebileceği hususunu) ciddiye almayın. bu konuda bilgilerimi artırdığınız için teşekkürler.
bu durumda harç alınan manevi tazminat davalarında söylediklerimi dikkate almanızı isterim.. söylediğim gerekçeler bu durumda anlam kazanacaktır.. saygılar sunarım.
Old 10-05-2008, 12:52   #7
Av.Duygu Işık

 
Varsayılan

Boşanmanın fer'i niteliğinde olan maddi-manevi tazminat talebine ilişkin bir Yargıtay Kararı da eklemek isterim;
T.C.

YARGITAY

2. HUKUK DAİRESİ

E. 2004/2898

K. 2004/3769

T. 25.3.2004

• BOŞANMANIN FER'i NİTELİĞİNDE OLAN YOKSULLUK NAFAKASI VE MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT TALEPLERİ ( Harca Tabi Olmaması ve Vekalet Ücretine Hükmedilememesi )

• YOKSULLUK NAFAKASI VE MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT TALEPLERİ ( Boşanmanın Fer'i Niteliğindeki - Harca Tabi Olmaması ve Vekalet Ücretine Hükmedilememesi )

• HARCA TABİ OLMAMA ( Boşanmanın Fer'i Niteliğindeki Yoksulluk Nafakası ile Maddi ve Manevi Tazminat Talepleri )

• VEKALET ÜCRETİNE HÜKMEDİLEMEMESİ ( Boşanmanın Fer'i Niteliğindeki Yoksulluk Nafakası ile Maddi ve Manevi Tazminat Taleplerinin Kabulünde )

• AİLE MAHKEMELERİ KURULMADAN ÖNCE VERİLEN KARARIN YARGITAY'DA BOZULMASI ( Dosyanın Görevli ve Yetkili Aile Mahkemesine Devredilmesi Gereği )

• GÖREVLİ MAHKEMENİN YENİDEN TESBİTİ GEREĞİ ( Aile Mahkemeleri Kurulmadan Önce Verilen Kararın Temyizde Bozulması )

4721/m.174,175

4787/m.4/1,Geç.1


ÖZET : Boşanma davası içinde vaki ve boşanmanın fer'i niteliğinde olan yoksulluk nafakası, maddi ve manevi tazminat istekleri harca tabi değildir. İsteğin boşanma ile ilgili karar verilinceye kadar davanın her safhasında yazılı veya sözlü olarak yapılması yeterlidir. Ancak hukuki sonuç doğurabilmesi için sözlü isteklerin mahkeme tutanağına geçirilmesi zorunludur. Mahkemece hükme bağlanan maddi ve manevi tazminat üzerinden bu isteği kabul edilen yararına nispi vekalet ücreti tayin edilip, nispi harç alınması bozma sebebi sayılmıştır.
DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR : 1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre davalının aşağıdaki bent dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
2-Boşanma davası içinde vaki ve boşanmanın fer'i niteliğinde olan Türk Medeni Kanununun 175. maddesinde ifade edilen yoksulluk nafakası, aynı kanunun 174. maddesinde yazılı maddi ve manevi tazminat istekleri harca tabi değildir.
İsteğin boşanma ile ilgili karar verilinceye kadar davanın her safhasında yazılı veya sözlü olarak yapılması yeterlidir. ( Y.2.H.D.nin 3.11.1992 günlü 10487-10704 S.kararı )
Ancak hukuki sonuç doğurabilmesi için sözlü isteklerin mahkeme tutanağına geçirilmesi zorunludur.
Mahkemece hükme bağlanan maddi ve manevi tazminat üzerinden bu isteği kabul edilen yararına nispi vekalet ücreti tayin edilip, nispi harç alınmıştır.Bu konuda yukarıda açıklanan kurala uyulmaması bozma sebebi sayılmıştır.
3- 4787 Sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 4/1 maddesi; 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun ikinci kitabından ( MK. md. 118-494 ) kaynaklanan bütün davaların Aile Mahkemesinde bakılacağını, geçici 1. maddesi de; sonuçlanmamış davaların yetkili ve görevli aile mahkemesine devredileceğini hükme bağlamıştır. Karar bozulmakla sonuçlanmamış hale gelmiştir. Bu açıklama karşısında işin görev yönünün de düşünülmesi zorunludur.
SONUÇ : Temyize konu kararın 2. bentte gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, hükmün diğer yönlerinin ise 1. bentteki nedenlerle ONANMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 25.03.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Kaynak: Kazancı İçtihat Bankası
Old 10-05-2008, 15:05   #8
Av.H.Sancar KARACA

 
Varsayılan

Sn IŞIK katılımınız teşekkür ederim.
Aksi düşünüldüğü için değil de gideremediğim soru nedeniyle sesli düşünmeye devam ediyorum. Meslektaşımız Sn. VARDAR'ın eklediği HGK kararındaki " Yeni bir olayın varlığının sonradan öğrenilmesi"nden maksat nedir ki?

Dava tarihi (örneğin) : 01.01.2008
Dilekçede sözü edilmeyen
ancak kişilik haklarına saldırı
niteliğindeki olayın cereyan edişi : 25.11.2007
Öğrenme tarihi : 01.02.2008 ise buradaki durum HGK kararındaki ayrık durumu mu yansıtır, yoksa farklı bir kurguya mı kafa yormalı?

Saygılarımla
Old 12-05-2008, 09:32   #9
Av.Duygu Işık

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av. S. Karaca
Dava tarihi (örneğin) : 01.01.2008
Dilekçede sözü edilmeyen
ancak kişilik haklarına saldırı
niteliğindeki olayın cereyan edişi : 25.11.2007
Öğrenme tarihi : 01.02.2008 ise buradaki durum HGK kararındaki ayrık durumu mu yansıtır, yoksa farklı bir kurguya mı kafa yormalı?

Saygıdeğer meslektaşım,
Sizin de bildiğiniz üzere, varlığı dava tarihinden sonra öğrenilen bir vakıa söz konusu ise HUMK uyarınca bu vakıanın yeni deliller ile ispat edilebilmesi mümkün.(Yani sadece yeni vakıanın ileri sürülmesi açısından düşünecek olursak ıslah yoluna gidilmesine dahi gerek yoktur)Tabii burada davanın ya da savunmanın genişletilmesi yasağı içerisinde hareket edilmelidir. Yukarıdaki örneğinizde dava tarihinden sonraki bir zamanda öğrenme söz konusu olduğuna göre davanızda yeni deliller ile bu vakıayı ispat edebilir; bu vakıanın ispatı için ikinci bir tanık listesi dahi verebilirsiniz. Ancak şu var ki yeni öğrenilen vakıa neticesinde davanızı tazminat miktarı yönünden ıslah etmedikçe ya da yeni bir dava ile saklı tutmuş olduğunuz maddi tazminat miktarını talep etmedikçe, sonradan öğrenilen vakıanın görülmekte olan davada ispat edilmiş olmasının, tazminat miktarları açısından pratik bir yararı olmayacaktır. Zira görülmekte olan davada hakim zaten kendi kendine talepten fazlasına hükmedemeyecektir. HGK kararında aşağıda alıntıladığım bölümden de anlaşılacağı üzere,davacının talebi, vakıanın sonradan öğrenildiğini ispat edememiş olması nedeniyle reddedilmiştir. Hukuk mantığı çerçevesinde düşündüğümüzde de yeni öğrenilen vakıanın kişinin elem ve ızdırabını artırması mümkün olup daha önce bilinen vakıalar dahilinde talep edilmiş olan manevi tazminat miktarının, yeni öğrenilen vakıanın yarattığı manevi acı, elem ve ızdırabı dindirecek boyutta olmaması muhtemeldir. (Dip not: Esasen manevi acıların para ile dinebileceğine de inanmıyorum...)

Alıntı:

Somut olayda davacı, dava dilekçesinde 40.000.000.000 TL. manevi tazminat isteminde bulunmuş; daha sonra 01.07.2002 günlü dilekçesiyle manevi tazminat isteğini 140.000.000.000 TL. olarak ıslah etmiştir. Mahalli mahkemece;Davacının, dava açtıktan sonra davalının başka bir kadınla birlikte yaşadığını öğrendiğini, bu nedenle manevi tazminat isteğini artırdığını direnme gerekçesinde ileri sürmüşse de, bu iddianın doğru olmadığı tanık D. A. 'ın sözlerinden anlaşılmaktadır. Davacının kardeşi olan tanık D. A. <... Davacı, evliliği kurtarmak için dava açılıncaya kadar gayret sarf etti; ancak, davalının başka bir kadınla ilişkisi olduğunu öğrendi. Bu nedenle bu dava açıldı...> sözleriyle davacının dava açmadan önce, davalının başka bir kadınla ilişkisi olduğunu bildiğini açıkça vurgulamıştır.
Yeni bir olayın varlığının sonradan öğrenilmesi de söz konusu değildir.
O halde, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Old 16-05-2008, 23:52   #10
hakarar

 
Varsayılan

Yukarıda belirtilmiş olan Hukuk Genel Kurulu Kararı ile birlikte, bir kısım Daire kararlarında da değinilmiş olan
"sonradan öğrenme" unsuru, bence çok da iyi ifade edilmemiş bir tanımlamadır ve manevi zarara neden olabilecek haksız eylemlerle, sonuçlarını anlatmada yeter-
sizdir.
Bana göre; önceden varolupta, mağdur tarafından sonradan öğrenilen bir haksız eylemin ya da sonradan gerçekleşen ve sonradan öğrenilen bir haksız eylemin varlığından ziyade; manevi zararı veren haksız eylemden dolayı uğranılan zararın, süreç içerisindeki yansımasının ne olduğu önemlidir.
Her haksız eylemin zararı, gerçekleşitiği anda bilinebilecek bir zarar vermeyebilir; ya da eylemin mağdurunda, söz konusu eylemin gerçekleştirdiği zarar, haksız eylem ve giderek dava tarihinden çok sonraki bir tarihte ortaya çıkabilir veya öngörülmediği şekilde artmış olabilir.
Örneğin; bir trafik kazasından dolayı kocasını kaybetmiş kadın ve babasını kaybetmiş olan çocuk için, zararın o anda ya da davanın açıldığı sırada kesin olarak bölünemeyecek biçimde belirlenmiş olduğu ileri sürülebilir mi?


Bir başka pencereden bakmak gerekirse; Yargıtayımızın Daireleri ve Hukuk Genel Kurulu, manevi zarar gibi son derece tartışmaya açık ve psikoloji tekniğiyle ilintili böylesi bir konuda, kaç kez uzman psikiyatrinin görüşüne başvurulması yönünde yerel yargıyı yönlendirmiş ya da kaç kez böylesi raporlara dayanarak bu karara varmışlardır?

Bu parantezden sonra, tekrar, az önceki örneğime dönmek istiyorum. Buna göre; olayın hemen üzerine davanın açıldığını, bu tazminat davasının dokuz yıl sürdüğünü ve bu süreç içerisinde, hem sağ kalan eşin ve hem de çocuğun salt ölen eş ve babanın bu kaybından dolayı gitgide artan bir psikolojik bunalıma düştüğünü,bu durumun akut olmaktan çıkıp kronik hâle dönüştüğünü ve bu süreç içerisindeki tüm psikolog ve psikiyatristlerin bunu destekler türde görüş bildirdikleri ve raporlar düzenlediklerini varsayalım. Böylesi bir durumda, dokuz yıl öcesinde dava dilekçesinde belirtilmiş bulunan manevi tazminat rakamı, bu iki mağdur insanı bağlayacakmıdır; ya da onların manevi zararlarının bölünemezliğinden söz ede-
bilecek miyiz; ya da dava açarken, ileride bu kadar acı duyabileceklerini ve perişan olabileceklerini kendileri ya da avukatları tahmin edemediği için onları cezalandıracak mıyız... v.s v.s.

Belirttiğim nedenlerden dolayı; Yargıtayımızın bu konuda hem ifade eksikliği hem de teknik olarak yetersiz ölçüler kullandığı kanısındayım.
Tüm katılımcılara esenlikler dilerim.
Old 17-05-2008, 11:14   #11
ali ekmekçi

 
Varsayılan

manevi zararın bölünemezliği ilkesine bence boşanmada da geçerlidir.Aksini düşünecek olursak her davada manevi zararı bölebileceğimiz sonucuna varırız.Sonradan öğrenilen vakıa ayrı bir dava konusu bağımsız bir zarar ve buna bağlı olarak bu zararı tazmin olgusunu düşündürmeli.İyi çalışmalar
Old 19-05-2008, 16:25   #12
Av.Nesrin

 
Varsayılan

Alıntı:
ali ekmekçi
Alıntı:

manevi zararın bölünemezliği ilkesine bence boşanmada da geçerlidir.Aksini düşünecek olursak her davada manevi zararı bölebileceğimiz sonucuna varırız.Sonradan öğrenilen vakıa ayrı bir dava konusu bağımsız bir zarar ve buna bağlı olarak bu zararı tazmin olgusunu düşündürmeli.İyi çalışmalar

Ben de aynen sn.Ekmekçi gibi düşünüyorum.Öğrenme tarihi itibariyle dava tarihinden sonra gelişen olaylar için ayrı esaslı ayrı tazminat miktarlı bir dava açılmalı ve ancak bu dava esas dava ile birleştirilebilmeli. Kolay gelsin.
Old Bugün  
Site Mübaşiri

 
 
Web www.turkhukuksitesi.com
 
 
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
maddi manevi tazminat davasında zamanaşımı avukatcivanım Meslektaşların Soruları 6 20-05-2013 12:14
Fiili Ayrılık Sebebi ile Açılan Boşanma Davasında Maddi ve Manevi Tazminat-KUSUR Av.Beste Meslektaşların Soruları 2 12-10-2011 15:54
Boşanma davasında eşin paylaşımı istenen evden tahliyesi mümkün müdür? avacem Meslektaşların Soruları 3 01-11-2008 17:06
Maddi ve Manevi Tazminat Davasında Vekalet Ücreti Ersin KUŞ Meslektaşların Soruları 7 28-08-2008 10:19


THS Sunucusu bu sayfayı 0,15897393 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2013) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.