Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Meslektaşların Soruları Hukukçu meslektaşların hukuki nitelikte sorularını birbirlerine yöneltecekleri mesleki yardımlaşma forumu. SADECE hukuk fakültesi mezunları ile hukuk profesyonellerinin (bilirkişi, icra müdürü vb.) yazışmasına açıktır. [Yeni Soru Sorun]

cezai şartın tahsili için ilamsız icra yapabilir miyiz?

Yanıt
Old 02-08-2007, 12:42   #1
hırs

 
Varsayılan cezai şartın tahsili için ilamsız icra yapabilir miyiz?

Sözlemede kararlaştırılan cezai şartın tahsili için genel haciz yolu ile icra takibi yapabilir miyiz?
Old 02-08-2007, 18:52   #2
Av.Turan

 
Varsayılan

yapılabilir. ama karşı taraf itiraz ederse itirazın iptali yoluna gitmeniz gerekecek.
Old 04-08-2007, 11:45   #3
Av. Ö.Erol Yavuz

 
Varsayılan

Sayın Av.Turan'ı teyiden,

Sayın Prof Dr.Baki Kuru'da, Yargıtay'ın eski tarihli kararlarında, cezai şartın istenilip istenilmeyeceğinin halli muhakemeye muhtaç olduğundan bahisle, ilamsız takip konusu yapılamayacağına ilişkin görüşünü eleştirmekte, her para alacağı için Türk Parası ile belirtilmek şartıyle ilamsız icra takibi yapılabileceğini belirtmektedir.

Yargıtay'ın nispeten daha yeni tarihli kararlarında ise cezai şart ile ilgili alacakların, likit olmadığı kabul edilmekle birlikte, itirazın iptali halinde davacı-alacaklı lehine inkar tazminatına hükmedilmemesi gerektiği vurgulanmaktadır.

Saygılarımla.
Old 14-08-2007, 09:45   #4
SPARTACUS

 
Varsayılan

-- Yargıtayın bu tür kararlarını anlayamıyorum yani "...alacak hususu yargılamayı gerektirir ...." gerekçesiyle genel haciz yoluna dahi gidilemeceğini söylemekte
-- Bence Yargıtayın bu tür kararları yanlıştır.Genel haciz yoluna gidilebilmenin şartları İİK açıkça yazmaktadır.
-- Olayla ilgili olarak, cezai şart için Genel haciz yoluna gidilmesinde engel yoktur.
Old 16-08-2007, 00:39   #5
bilal_deu

 
Varsayılan

Cezai şart başlı başına bir alacak hakkı niteliğini kazanmışsa, (asıl alacak muaccel hale gelip, asıl alacağın dava edilmesi halinde cezai şartın saklı tutulması gerekir. Aksi halde asıl alacak sona ereceği için, fer'i nitelikte olan cezai şart da sona erecektir.) cezai şart için genel haciz yoluyla takip yapılabilir. Kolay gelsin..
Old 16-08-2007, 00:44   #6
Av.Ergün Vardar

 
Varsayılan

T.C. YARGITAY
13.Hukuk Dairesi
Esas: 2000/8716
Karar: 2000/9376
Karar Tarihi: 31.10.2000
ÖZET: 1 - Sözleşmede, her yıl için %10 ceza kararlaştırıldığına, ayrıca faaliyete devam edilen aylar veya geçen süre için ayrık bir hüküm getirilmediğine göre davacı, üç yıllık ceza koşulunu davalıdan isteyebilir.
2 - Davacının, icra takibine konu bu alacağı, belli veya belirlenebilir niteliktedir. Hesaplanabilir olması yeterlidir. Bu nedenle davacının icra inkar tazminatı talebinin de kabulüne karar verilmelidir.

(818 S. K. m. 97, 98, 161) (2004 S. K. m. 67) (1086 S. K. m. 275)
Dava: Başbakanlık Özelleştirme idaresi vekili ile D.... Çay A.Ş. vekilinin aralarındaki dava hakkında (Ankara Altınca Asliye Ticaret Hakimliği)nden verilen 29.12.1999 tarih ve 351-697 sayılı hükmün dairenin 22.6.2000 tarih ve 5748-6160 sayılı ilamıyla bozulmasına karar verilmişti. Süresi içinde taraflar avukatları tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşuldu.
Karar: Davacı, özelleştirme kapsamında Y.... Süt ve Mamülleri İşletmesini davalıya sattıklarını, davalının sözleşmenin 18. maddesi hükmüne aykırı olarak süre dolmadan işletme faaliyetini durdurduğunu, bu hal için sözleşmede öngörülen ceza koşulunun tahsili amacıyla yaptıkları icra takibine itiraz ettiğini öne sürerek itirazın iptaline, %40 icra-inkâr tazminatına hükmedilmesini istemiştir.
Davalı, satım bedelinin peşin ödenmesi halinde sözleşmenin 18. maddesinin uygulanamayacağını beyanla davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, kısmen kabule karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiş, dairemizce davacı lehine olmak üzere kısmen bozulmuş, her iki taraf karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
1- Temyiz ilamında belirtilen gerektirici nedenler karşısında usulün 440. maddesinde sayılan nedenlerden hiç birisine uygun olmamasına göre davalının karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.
2- Taraflar arasında imzalanmış bulunan 20.7.1995 tarihli sözleşmenin 18. maddesinde "Yatırımcı, işletmenin mevcut faaliyetini en az üç yıl süre ile devam ettirecek ve bu süre zarfında işletme üçüncü şahıslara satılmayacak, kiralanmayacak veya herhangi bir surette devredilmeyecektir. Bu husus tapuya dercedilecektir. Bu madde de belirtilen yükümlülere uyulmadığının idarece tespit edilmesi halinde her yıl için toplam satış bedelinin %10'u tutarında ceza şartı idareye ödemeyi kabul eder" hükmüne yer verilmiştir. Davalı yatırımcının birinci yılın bitim tarihinden sonra ve henüz üçüncü yıl başlamadan önce 20.10.1997 tarihinde işletmenin mevcut faaliyetini durdurmuş olduğu saptanmıştır. Bu halde her yıl için ceza koşulu olarak ödenmesi gereken %10 tutarındaki miktarı davacı talep hakkını kazanmıştır. Sözleşmede her yıl için %10 ceza kararlaştırıldığına, ayrıca faaliyete devam edilen aylar veya geçen süre için ayrık bir hüküm getirilmediğine göre davacı gerek ikinci yıl ve gerekse aynı durum üçüncü yıl da devam ettiği için üçüncü yıl ceza koşulunu davalıdan isteyebilir. Nitekim davacı, bu dava dosyası ile birleştirilen ankara Üçüncü Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 1998/882 esas sayılı davası ile de üçüncü yıl ceza koşulunu istemiştir. Mahkemenin kabulünde olduğu gibi davacının, 31.12.1997 tarihine kadar faaliyetini devam ettirdiğine dair bir kabulü olmadığı gibi 21.11.1997-7.1.1998 dönemi için ceza koşulu istemesi gibi bir durumda davada söz konusu değildir. 31.12.1997 tarihi, bilirkişi kurulu tarafından faaliyetin kısmen de olsa devam ettirildiği, kabul edilen tarihtir. Davalı, 20.7.1998 tarihli tutanak aksini kanıtlayamamıştır. Kaldı ki sözleşmeye göre mevcut faaliyetin üç yıl süreyle devamı asıldır. Kısmen devam ettirilmiş olması, davacının ceza istemi hakkını ortadan kaldırmaz. Sözleşmenin yorum ve değerlendirmesi görevi HUMK'nun 275. maddesi hükmü uyarınca mahkeme hakimine aittir. Üçüncü yılda da davalı yatırımcının işletmenin mevcut faaliyetine devam etmediği sabit olduğuna göre hiçbir oranlama yapılmaksızın davanın gerek asıl davada ve gerekse birleştirilen davadaki satış bedelinin %10'u tutarındaki ceza koşulunu ayrı ayrı isteyebileceğinin kabulü gerekir.
3- Davacının icra takibine konu alacağı belli veya belirlenebilir niteliktedir. Bu alacağın ceza koşulu alacağı olması ve miktarın önceden belli olmaması ve ancak yargılama ile saptanabilecek olması davacının yasadan kaynaklanan icra inkâr tazminatı isteminin reddi için bir sebep olarak kabul edilemez. Davalının itirazı ile icra takibi durmuştur. Açılan itirazın iptali davasında ise davalı borçlunun icra takibine haksız olarak itiraz ettiği de saptanmıştır. Davalı, sözleşme yükümlülüğünü ve bu yükümlülüğüne aykırı davranması halinde ödemesi gereken ceza koşulunun miktarını bilebilecek durumdadır. Şu durumda davacının icra inkâr tazminatı talebinin de kabulüne karar verilmesi gerekirken mahkemenin aksine düşüncelerle inkâr tazminatı istemlerinin yasal olmayan gerekçelerle reddine karar vermesi de usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Ne var ki mahkeme kararı, açıklanan yönlere ilişkin olarak bozulması gerekirken usulen yazılı gerekçelerle bozulmuş olduğu bu defa yapılan inceleme ile anlaşılmış olmakla davacının karar düzeltme isteminin kabulüne, dairemizin bozma kararının kaldırılmasına ve mahkemece kararın bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.
Sonuç: Birinci bent gereğince davalının karar düzeltme taleplerinin reddine, davacının karar düzeltme taleplerinin kabulüne, dairemizin 22.6.2000 tarihli ve 5748-6160 karar sayılı kararın kaldırılmasına, 2. ve 3. bentlerde belirtilen nedenlerle temyiz edilen mahkeme kararının davacı yararına olmak üzere (BOZULMASINA) peşin harcın istek halinde iadesine, 31.10.2000 gününde oybirliği ile karar verildi.
Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programları
**************************************
Old 18-08-2007, 13:25   #7
Av. Ö.Erol Yavuz

 
Varsayılan cezai şart ve itirazın iptalinde inkar tazminatı

Sayın Vardar'ın eklediği Yargıtay kararı oldukça ilginç ve aşağıda belirteceğim kararlardan farklı,

Bahse konu kararda, konuyla ilgili şöyle bir saptama var. “Davacının icra takibine konu alacağı belli veya belirlenebilir niteliktedir. Bu alacağın ceza koşulu alacağı olması ve miktarın önceden belli olmaması ve ancak yargılama ile saptanabilecek olması davacının yasadan kaynaklanan icra inkâr tazminatı isteminin reddi için bir sebep olarak kabul edilemez. Davalının itirazı ile icra takibi durmuştur. Açılan itirazın iptali davasında ise davalı borçlunun icra takibine haksız olarak itiraz ettiği de saptanmıştır. Davalı, sözleşme yükümlülüğünü ve bu yükümlülüğüne aykırı davranması halinde ödemesi gereken ceza koşulunun miktarını bilebilecek durumdadır. Şu durumda davacının icra inkâr tazminatı talebinin de kabulüne karar verilmesi gerekirken mahkemenin aksine düşüncelerle inkâr tazminatı istemlerinin yasal olmayan gerekçelerle reddine karar vermesi de usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.”

Buna mukabil;

1)Cezai şarta ilişkin takip ve itiraz konusu alacağın likit olmadığı kabul edilerek davacı alacaklı lehine inkar tazminatına hükmedilmemesi gerektiği, Sayın Av.Talih Uyar tarafından, İcra ve İflas Kanunu Şerhi Cilt 3, isimli eserinde ( Nisan 2006 baskı, Sayfa 4253 ve 4255 ) Yargıtay 15.HD'nin 03.06.1991 tarih 683/2949 sayılı kararına dayalı olarak belirtilmektedir.

2)Ayrıca, aşağıya eklediğim kararda da aynı sonuca varılmaktadır.

T.C.
YARGITAY
15. Hukuk Dairesi

Esas : 1993/5803
Karar : 1994/3856
Tarih : 13.06.1994

ÖZET : Taraflar, eserin tamamlanamaması sebebiyle gecikilen süreye ait kira tazminatının miktarını, önceden sözleşme ile kararlaştırabilirler. Bu yoldaki anlaşma geçerli olup tarafları bağlar, bu tazminatın cezai şart kabul edilip indirim yapılması doğru olmadığı gibi mahkemenin kabul ettiği biçimde gecikme cezası olarak nitelendirilse bile davalı yüklenici tacir olduğundan TTK.nun 24. maddesi gereğince cezai şartın fahiş olduğundan bahisle indirilmesini isteyemez. Öte yandan yapılan işin kapsamı ve gecikilen süreye göre belirlenen kira tazminatının davalı yüklenicinin ekonomik yıkımın mucip olacak derecede ağır ve haksız ve bu sebeple BK.nun 19 ve 20. maddeleri gereğince ahlak ve adaba M.K.nun 2. maddesi gereğince dürüstlük kuralına aykırı olduğu da kabul edilemez.

(818 sayılı BK. m. 19, 20) (743 sayılı MK. m. 2) (6762 sayılı TTK. m. 24)

KARAR METNİ :
Yukarıda gün ve numarası yazılı hükmün duruşmalı olarak temyizen incelenmesi taraflar vekillerince istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacılar vekili Avukat Mahmut Tanal ile davalılar vekili Avukat Çetin Kantek geldiler. Temyiz dilekçelerinin süresi içerisinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar avukatları dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmıştı. Bu kerre dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR

1) Taraflar arasındaki 14.2.1986 günlü sözleşmenin 8. maddesine göre ruhsat gününden itibaren 36 ay sonunda inşaatın bitirilip oturma izni alınarak teslim edilmemesi halinde gecikilen süre için bu maddede belirtilen biçimde kira tazminatı ödeneceği öngörülmüştür. Taraflar gecikilen süreye ait kira tazminatının miktarını önceden sözleşme ile kararlaştırabilirler. Bu yoldaki anlaşma geçerli olup tarafları bağlar, bu tazminatın cezai şart kabul edilip indirim yapılması doğru olmadığı gibi mahkemenin kabul ettiği biçimde gecikme cezası olarak nitelendirilse bile davalı yüklenici tacir olduğundan T.T.K.nun 24. maddesi gereğince cezai şartın fahiş olduğundan bahisle indirilmesini isteyemez. Öte yandan yapılan işin kapsamı ve gecikilen süreye göre belirlenen kira tazminatının davalı yüklenicinin ekonomik yıkımın mucip olacak derecede ağır ve haksız ve bu sebeple B.K.nun 19 ve 20. maddeleri gereğince ahlak ve adaba M.K.nun 2. maddesi gereğince dürüstlük kuralına aykırı olduğu da kabul edilemez. Buna rağmen mahkemenin açıklanan bu yönleri gözetmeden kira tazminatından indirim yapması usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirir.

2) Yanlar arasındaki sözleşmeye göre daireler üzerine konulan ipotek inşaattaki eksikliklerin giderilmesinin tazminatı olmak üzere tesis edilmiş olup, davacı arsa sahibi kira tazminatı yönünden icra takibinde bulunmuş ve bu takibe vaki itirazın iptalini istemiştir. Mahkemece gecikme süresi yargılama ile tesbit edildiğinde alacağın önceden belirli ve muayyen yani likit olduğu kabul edilemez. Bu sebeple icra inkar tazminatına hükmedilmesi doğru olmadığı gibi mahkemenin kabul şekli bakımından da cezai şart sebebiyle icra inkar tazminatına hükmedilemez. Mahkemece bu yön gözetilmeden % 40 inkar tazminatına hükmedilmesi de doğru görülmemiştir.

3) Bunlardan başka davalı - karşı davacı yüklenici ile birlikte karşı dava açan ipotekli daire satın alan kişiler D Bloktaki 11 daire üzerindeki ipoteğin fekkini istemişlerdir. Öte yandan davacı arsa sahipleri ayrıca Şişli 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1992/491 Esas numarasına eksiklikler bedelinin tahsili için dava açtıkları ve halen davanın devam ettiği anlaşılmaktadır. Sözleşmeye göre daireler üzerindeki teminat ipoteği bu eksikler bedeline teminat olarak konulmuş olduğundan eksiklikler bedeli için açılan dava ile bu davanın birleştirilerek ipoteğin kaldırılması gerekip gerekmediğine ve ne miktar üzerinden kaldırılması gerekeceğine bu davalarla birlikte karar verilmesi için o davanın bu davalarla birleştirilmesine karar verilmesi gerekirken bu yönün gözardı edilmesi de keza bozma nedenidir.

SONUÇ : Temyiz edilen kararın 1. bentte açıklanan sebeple davacı ve karşı davalılar yararına, 2 ve 3. bentlerde açıklanan sebeplerle davalı karşı davacılar yararına BOZULMASINA, 250.000 Tl. duruşma vekalet ücretinin iki taraftan karşılıklı alınıp birbirlerine verilmesine, istekleri halinde ödedikleri temyiz peşin harçlarının temyiz edenlere iadesine, 13.6.1994 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kaynak : Corpus

Aynı dairenin farklı tarihli kararları olsaydı, daire görüşünü değiştirmiş diye düşünebilirdik. Ancak, daireler farklı olunca, konunun Yargıtay uygulaması bakımından istikrarlı bir sonuca ulaşmadığı anlaşılmaktadır.

3) Ayrıca, YHGK'nun 2002/9-4 e., 2002/29 k. sayılı ve 30.01.2002 tarihli, doğrudan doğruya cezai şart konusunda olmasa bile, genel olarak, “yargılamayı gerektiren bir başka deyişle likit olmayan alacaklarda” inkar tazminatına hükmedilmemesine ilişkin kararı da dikkate alınmalıdır.

Saygılarımla.
Old Bugün  
Site Mübaşiri

 
 
Web www.turkhukuksitesi.com
 
 
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Cezai Şartın İcra Takibine Konu Edilmesi Av.Turan Meslektaşların Soruları 17 07-10-2011 11:56
Fatura Ile Icra Takibi - açık fatura - ilamsız icra Av. Aylin Kaya Meslektaşların Soruları 11 14-07-2009 21:35
İlamlı icra ve ilamsız icra mümkünse hangisi yapılmalı? berden Meslektaşların Soruları 6 12-09-2007 18:53
Avukatlar Olarak Biz Haciz Yapabilir Miyiz? avonder Meslektaşların Soruları 8 02-08-2007 16:48
icra dosyasındaki paranın tahsili ve harc oranı... Av.Ayse E. Meslektaşların Soruları 2 18-03-2007 00:38


THS Sunucusu bu sayfayı 0,09632397 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2013) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.