Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Meslektaşların Soruları Hukukçu meslektaşların hukuki nitelikte sorularını birbirlerine yöneltecekleri mesleki yardımlaşma forumu. SADECE hukuk fakültesi mezunları ile hukuk profesyonellerinin (bilirkişi, icra müdürü vb.) yazışmasına açıktır. [Yeni Soru Sorun]

Bono'da Zamanaşımı

Yanıt
Old 16-04-2002, 19:19   #1
mntaylan

 
Varsayılan Bono'da Zamanaşımı

Düzenleme tarihi 1988 olan,ödeme tarihi ve meblağı boş olarak verilmiş bir bono daha sonra ödeme tarihi 10.10.1999 yazılarak 2002'nin 4.ayında icra takibine konu ediliyor. Burada her ne kadar vadeden itibaren 3 yıl geçmemiş olsa bile B.K. hükümlerine göre zamanaşımının dolduğu iddiasında bulunulabilirmi? İlgilenenlere şimdiden teşekkürler. Saygılarımla
Old 16-04-2002, 21:19   #2
Av.Mehmet Saim Dikici

 
Varsayılan

Sevgili arkadaşım Taylan,

Belirtiğin gibi zamanaşımı vadeden itibaren işlemektedir. Kanunda, tanzim tarihi ile vade arasındaki süreyi sınırlayan bir hüküm bulunmamaktadır.

Ancak, tanzim tarihi ile vade arasında 11 yıl 10 ay gibi anormal bir sürenin olması hayatın olağan akışına ters bir durumdur.

Borç Türk Lirası borcu ise, enflasyonist bir ortamda, 11 yıl sonrasında ödenecek bir borcu kabul eden senet alacaklısının akli melekelerinin yerinde olmaması gerekir.

Ayrıca senet metninde borcun sebebi ''nakden'' mi? yoksa ''Malen'' mi? bu hususa da dikkat etmek icap eder. Keza, taraflardan birisi ticaret şirketi ise, bedelsizlik iddiası için ayrı dayanak noktaları bulunabilir..

Zamanaşımı bakımından değil ama bedelsizlik açısından olaya bakmak daha doğru olacaktır..

Sevgi ve saygılarımla..
Old 16-04-2002, 21:27   #3
hukukdoktoru

 
Varsayılan

Bonoda Zamanaşımı

1. Bonoyu düzenleyene karşı açılacak bütün davalar, vade tarihinden itibaren 3 yıl geçmekle zamanaşımına uğrar (TK.m. 661/I).

2. Senet hamilinin cirantalara karşı açacağı davalar, (süresinde protesto edilmiş senetlerde protesto tarihinden itibaren, protestosuz senetlerde vadeden itibaren) 1 yıl geçmekle zamanaşımına uğrar (TK.m.661/II).

3. Cirantanın, diğer bir cirantaya karşı açacağı davalar, (isteyerek ödeme durumunda ödeme tarihi, dava sonucunda ödeme hallerinde ise davanın açıldığı tarih itibariyle) 6 ay geçmekle zamanaşımına uğrar (TK.m.661/III).

Zamanaşımını kesen sebepler BK.m.133-136’da genel olarak düzenlendiği halde, kambiyo senetlerine ilişkin olarak zamanaşımını kesen sebepler TK.m.662’da özel olarak ve sınırlayıcı bir şekilde düzenlenmiştir:
# dava açılması,
# icra takibi,
# alacaklının bir davanın açılmış olduğunu ilgililere bildirmesi
# alacağın iflas masasına bildirilmesi.

Bonoda zamanaşımına ilişkin özel bir düzenleme varken, BK.nun zamanaşımı hükümlerine gitmek nasıl mümkün olabilir. En azından özel hüküm-genel hüküm ayırımı buna engel olur. Lex specialis derogatlegi generali: Özel kural genel kuralı geçersiz kılar.

Ayrıca özel bir kararlaştırma yoksa bono düzenlenmesi tecdit (ifa yerine edim) anlamına gelmediğinden, bonodan kaynaklanan alacak hakkı ile alt ilişkiden kaynaklanan alacak hakkı birlikte varlığını sürdürebilir (ifa uğruna edim)...
Old 16-04-2002, 23:10   #4
Altugkan

 
Varsayılan

Sayın Meslektaşım,
Anladığıma göre, "bono" keşide edildiğinde boçlunun imzası dışında herhangi bir unsuru taşımamaktadır. Bir çeşit beyaza imza atılmıştır.

Konuyu zamanaşımından ziyade boş senedin doldurulması konusunda ele almak gerekir.

Senedin kararlaştırılan hususlara aykırı olarak doldurulduğu iddiasında iseniz ve senet herhangi bir sözleşme sebebiyle kayda geçmişse zamanaşımı gibi defileri ileri sürebileceğiniz gibi asıl borç ilişkisi yönünden de dava yoluna gidebilirsiniz. Ancak bu iddiaları yazılı delillerle kanıtlamalısınız.

Diğer yandan senedin zamanaşımıni içeren bir zaman önce düzenlenmiş bulunduğu iddiası adli tıp incelemesi ile kanıtlanabilir mi? Bence üzerinde durmaya değer.

Av. Turan Kanbakan
Old 16-04-2002, 23:39   #5
hukukdoktoru

 
Varsayılan Av. Kanbakan'a

Saygıdeğer Meslektaşım,

Konunun doğrudan ve sadece zamanaşımı ile ilgili olduğunu, açık bono ile ilişkilendirilmemesi gerektiğini düşünüyor, bu konudaki bilgilerimizi hatırlatmak istiyorum.

Uygulamadaki ihtiyaçları dikkate alan kanun koyucu, açık bono diye isimlendirilen bu tür senetlerin varlığını ve geçerliliğini kabul etmiştir (TK.m.592). Böylece, tarafların anlaşması ile zorunlu şekil şartlarını içermeyen (beyaz) bonoların tedavüle çıkarılmasına açıkça izin verilmektedir.

Acaba “açık bono”dan söz edebilmek için, hangi unsurların varlığı şarttır? Bir başka deyişle, borçlunun imzası dışındaki tüm zorunlu unsurların doldurulması lehdara bırakılabilir mi? Tartışmalara girmeden kaydedelim ki, bu gün doktrindeki hakim görüş ve Yargıtay’ın kökleşmiş içtihatlarına göre, açık senedin varlığı için borçlunun imzası gerekli ve yeterlidir.

Açık bonodan söz edebilmek için;
a. senedi imzalayan borçlunun açık bono düzenlediği niyeti (bilinci) içinde olması,
b. senedi devralan kimseye açık bırakılan noktaları doldurma yetkisinin verilmiş olması gerekir.

Bununla birlikte, henüz zorunlu unsurları tamamlanmadan borçlunun rızası dışında elinden çıkan bir bono, açık bono sayılamaz. Çünkü burada, senedin sahibinin rızası dışında elden çıkması söz konusudur ki, buna "eksik bono" diyoruz.

Açık bonoyu eksik bonodan ayıran doldurma yetkisidir. Açık bonoda, eksik bırakılan şekil unsurlarının anlaşıldığı şekilde doldurulması yetkisi lehdara bırakılmıştır. Eksik bonoda ise, yetkisiz bir doldurma söz konusudur. Uygulamada güçlüklere yol açabilecek bu farkın belirlenmesi, büyük ölçüde bir ispat hukuku konusudur.

Açık olarak imzalanmış bir bono, aradaki anlaşma uyarınca doldurulmalıdır. Anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu iddiasını ispat yükü senet borçlusu üzerindedir. Senedin anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu ancak yazılı bir delil (HUMK.m.288) ile ispatlanabilecektir.

Bununla beraber anlaşmaya aykırı olarak doldurulmuş senedi devralan kişi, ancak kötü niyetli (ve iktisabında) ağır kusurlu ise, senedin anlaşmaya aykırı doldurulduğu def'i ona karşı da yöneltilebilir. İyi niyetli ise yöneltilemez.
Old 17-04-2002, 13:24   #6
Av.M.Aydın Bilen

 
Varsayılan

Sayın dostum Taylan ,
Tüm katılımcıların da üzerinde anlaşmazlık bulunmadan belirttiği husus TTK.592.688,690.maddelerine göre bononun açığa imza şeklinde düzenlenmesinde bir sakıncanın bulunmadığı şeklindedir.
Öyle ki;bonoda tanzim tarihinin bulunması yeterli olup bunun gerçek düzenleme tarihini taşıması dahi gerekmez.
Bundan sonraki aşamada vade tarihinin sonradan doldurulması mümkündür.Bu konuda sayın Hukuk Doktoru HUMK.288-290.maddelerine de dayanarak net ve ayrıntılı olarak açıklamalarda bulunduğundan tekrara gerek duymuyorum.

Ben, sayın Altugan'ın olaya değişik bir açıdan ve "senedin,zamanaşımını içeren bir tarihten önce DÜZENLENMİŞ bulunduğu " diyerek vade tarihinin sonradan yazılmış olmasını kasttetiğini düşünerek bakmasını daha ilginç bulduğumdan bu konudaki düşüncelerimi aşağıda sunuyorum.Zira senedin düzenleme tarihi zaten bellidir.
Kanaatimce yukarıda da arz ettiğim nedenlerle,tanzim tarihinin veya vade tarihinin sonradan doldurulması mümkün olduğundan ve bunun aradaki anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu hususu da ancak yazılı belge ile ispatlanabileceğinden dava redle sonuçlanacaktır.

O takdirde borçlunun gerçekten borcu bulunmadığı veya alacaklıyla borçulunun sözlü olarak vade tarihi konusunda daha önce anlaşmaları bulunduğu ve senetteki vade tarihinin 3 yıllık müracaat hakkını geçecek şekilde anlaşmış olduklarını kabul edersek borçlunun bu durumdan kurtulması mümkün müdür?Hangi yol izlenmelidir?

Bu düşüncelerden hareketle hukuk mahkemesinde aranan yazılı delille ispat zorunluluğundan kurtulmak için ilk akla gelen delil serbestisi ilkesinin uygulandığı ceza mahkemesinden alacaklı aleyhinde TCK.509.md.gereği açığa atılan imzanın kötüye kullanılması suçundan bir mahkumiyet hükmünün hukuk hakimini bağlayacağıdır.
Ancak hukuk mahkemesi ile ceza mahkemesi kararları arasındaki bu çelişkinin giderilmesi için yargıtay 1989 yılında vermiş olduğu bir içtihadı birleştirme kararıyla bu yolu kapatmıştır.Karar özetle :"TCK.509 md.ye dayanılarak sanık hakkında açılan ceza davasında da fiilin tanıkla ispatının mümkün olmayacağı " şeklindedir.Dolayısıyla ceza davasında da HUMK'un aradığı şartlar aranacaktır.

Öyle ise çözüm ?
Devam ederiz.
Selam ve saygılarımla...

Av.M.Aydın Bilen
Old 17-04-2002, 14:12   #7
Av.Mehmet Saim Dikici

 
Varsayılan

Katılımcı dostum Bilen bey,

Bunları düşünmek mümkün olsa bile uygulamak ve ispatlamak çok zor, somut olaya göre neredeyse imkansızdır.. olayla sınırlı cevap vermek zorunda olduğumuzdan, zamanaşımına uğramamıştır demek yeterli aslında... aslında soruyu soran da ortada yok ))
Saygılaırmla..
Old Bugün  
Site Mübaşiri

 
 
Web www.turkhukuksitesi.com
 
 
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
icrada zamanaşımı AV.SERTANn Meslektaşların Soruları 2 12-09-2006 19:16
ücrette zamanaşımı zeynep deniz alıcı Hukuk Sohbetleri 12 05-04-2006 21:26
Bono'da Birden Fazla Lehdarın Durumu. Av.Mehmet Saim Dikici Meslektaşların Soruları 4 13-01-2003 22:47
Zamanaşımı selma Hukuk Soruları Arşivi 1 01-03-2002 18:18
Zamanaşımı zamanaşımı Hukuk Soruları Arşivi 1 27-02-2002 16:14


THS Sunucusu bu sayfayı 0,10605788 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2013) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.