Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Tanınmış Marka Hakkına Tecavüz İddiası/Yargıtay Kararı

Yanıt
Old 24-07-2006, 12:24   #1
Av.Ceylan Pala Karadağ

 
Varsayılan Tanınmış Marka Hakkına Tecavüz İddiası/Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY
11.Hukuk Dairesi
E:2004/4268
K:2005/2362
T:10.3.2005
• TANINMIŞ MARKA HAKKINA TECAVÜZ İDDİASI
• MARKA HAKKINA TECAVÜZ İDDİASI
• GÖREVLİ MAHKEME
ÖZET : Davacı taraf, davalının tescil başvurusuna itirazında markaların benzerliğine ve kendi markalarının tanınmışlığına dayanmıştır. Dava dilekçesinde açıkça "ÜLKER" markasının toplumda tanınmış olduğu ve 556 sayılı KHK'nın 8/2 maddesi gereğince davalının tescilini istediği "ÜLKEM" ibaresinin, tanınmışlıktan yararlanmayı hedeflediğini belirtmiştir. 556 sayılı KHK'nın 8/2. maddesine göre tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın toplumda ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarına zarar verilebileceği veya tescil için başvurusu yapılmış markanın ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabileceği durumda, marka sahiplerinin itirazı üzerine farklı mal ve hizmetlerde kullanılacak olsa bile, sonraki markanın tescil başvurusunun reddi gerekmektedir. Öte yandan, 556 sayılı KHK'nin 71. maddesine göre kararnamede öngörülen davalarda görevli mahkeme ihtisas mahkemeleridir. Görev hususu Kamu düzeni ile ilgili olması nedeniyle yargılamanın her aşamasında resen nazara alınacağından, mahkemece bu husus da değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir.
(556 s. KHK. m. 8/2, 71)
Taraflar arasında görülen davada Ankara Asliye 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 04.04.2001 tarih ve 2000/945- 2001/363 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 08.03.2005 günde davacı avukatı Teoman Seyithanoğlu gelip, davalı avukatı tebligata rağmen gelmediğinden temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatı dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi Ali Orhan tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin "Ülker" lider markasının çok tanınmış markası olduğunu, davalı şirketin bu tanınmışlıktan yararlanmak amacıyla diğer davalı Enstitü nazarında "ÜLKEM" esas unsurunu taşıyan markayı 3- 5- 20. sınıf emtialar için tescil başvurusunda bulunduğunu, anılan başvurunun ilanı üzerine müvekkilince itiraz edildiğini, itirazın nihai olarak Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu'nca reddedildiğini, oysa tescil için başvurusu yapılan markadaki "ÜLKEM" esas unsurunu taşıyan ibarenin müvekkilinin çok tanınmış markası olan "ÜLKER" ibaresi ile vasat tüketici nazarında karışıklığa neden olacağını, bu durumun 556 sayılı KHK'nın 8/b maddesinin ikinci bölümünde yer alan düzenlemeye ve 7/b-1 maddelerine aykırı olması nedeniyle tescil işlemlerinin iptali gerektiğini ileri sürerek, davalı Enstitü'nün Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu kararının iptali ile diğer davalının tescil başvurusunda yer alan "ÜLKEM" ibaresinin markadan çıkarılmasına/terkinine karar verilmesini istemiştir.
Davalı Enstitü Başkanlığı vekili, diğer davalının tescil başvurusunda bulunduğu markanın "Şekil+ÜİS ÜLKEM" ibarelerinden oluştuğunu ve davacının markası ile farklı olduğunu, bu nedenle davacının itirazının reddedildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı şirket temsilcisi, her iki şirketin faaliyet alanlarının farklı olduğunu, davacını tanınmış markası ile müvekkilinin tescil başvurusunda bulunduğu markanın farklı anlamları bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlara göre, 556 sayılı KHK'nin 7/b maddesinde aynı veya aynı türdeki mal ve hizmetler ile ilgili olarak tescil edilmiş veya daha önce tescili için başvurusu yapılmış bir markanın varlığının ve ayrıca markaların ayırt edilemeyecek kadar aynı olmasının tescil açısından ret nedeni olarak gösterildiğini, somut olayda ise davacının markasının gıda maddeleri için tescilli davalının ise zirai ilaçlar için tescil başvurusunun olduğu, öte yandan davacının markasının "ÜLKER" davalının tescil isteminde bulunduğu markasının ise "Şekil+ÜİS ÜLKEM" kelimelerinden oluştuğu, her iki markanın aynı ya da ayırt edilemeyecek kadar benzer olmadıkları, 7/1 maddesinin ise tanınmış marka ile aynı ya da benzer mallar için tescili yasaklandığından somut olayda uygulama olanağı bulunmadığı, 8/b maddesinde öngörülen her iki markanın da karıştırılma olasılığının söz konusu olmadığı, davalının tescil başvurusunun "Şekil+ÜİS" ibarelerinin de karıştırılma olasılığını ortadan kaldırıldığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin yerinde görülmeyen ve aşağıdaki bentler kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Ancak, davacı taraf, davalının tescil başvurusuna itirazında markaların benzerliğine ve kendi markalarının tanınmışlığına dayanmıştır. Dava dilekçesinde açıkça "ÜLKER" markasının toplumda tanınmış olduğu ve 556 sayılı KHK'nın 8/2 maddesi gereğince davalının tescilini istediği "ÜLKEM" ibaresinin, tanınmışlıktan yararlanmayı hedeflediğini belirtmiştir.
556 sayılı KHK'nın 8/2. maddesine göre tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın toplumda ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarına zarar verilebileceği veya tescil için başvurusu yapılmış markanın ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabileceği durumda, marka sahiplerinin itirazı üzerine farklı mal ve hizmetlerde kullanılacak olsa bile, sonraki markanın tescil başvurusunun reddi gerekmektedir.
Anılan yasal düzenleme çerçevesinde toplumda tanınmışlık düzeyinin davacı yanca kanıtlanması gerekmektedir. Mahkemenin toplumda tanınmışlığın tespitinde esas alınması gereken kriterler Kanun Hükmünde Kararname de belirtilmemiş olmasına rağmen 1999 tarihli "WIPO Ortak Tavsiye Kararları" adı altındaki ölçütlerden yararlanılmalıdır. Bu ölçütler kısaca;
a ) Toplumun ilgili kesiminde markanın tanınma derecesi
b ) Markanın kullanıldığı coğrafi alan, kullanım süresi ve yoğunluğu
c ) Marka promosyonlarının hedef aldığı alan, promosyon süresi ve yoğunluğu
d ) Markanın tesciller veya tescil başvuruları ile korunduğu coğrafi alanın büyüklüğü
e ) Markanın resmi makamlarca tanınmışlığına delalet eden karar ve uygulamaları
f ) Markanın ekonomik değeridir. Bu ölçütlere uygunluğun belirlenmesi açısından teknik bilirkişi incelemesi yapılması gerekmektedir. O halde mahkemece, bu kapsamda bir araştırma yapılmaksızın eksik inceleme sonucu hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.
Old 05-12-2006, 09:33   #2
av.füsun kimiran

 
Varsayılan

Bence bu yargıtay kararı yanlış,çünkü ÜLKER markasının tanınmış marka olduğuna dair hem TPE kararı hemde çeşitli uyuşmazlıklarda verilmiş mahkeme kararları var.
Old 02-01-2007, 16:42   #3
ragıp

 
Varsayılan

eksik inceleme nedeniyle verilen kararın doğruluğu ya da yanlışlığı bence mümkün değil
Old 07-01-2007, 12:48   #4
Av.Mehmet Saim Dikici

 
Varsayılan

Bu kararda dikkat çeken en önemli husus bence şudur:

1. Öncelikle tanınmış marka olduğu su götürmeyen "ÜLKER" markası ile "ÜLKEM" markasının kelime ve kelimenin manası temelinde bir ilgisi yoktur. Her iki markanın ortak harfleri "ÜLKE" den ibaret olup, "ÜLKE", "ÜLKER" markasının kökü değildir. Başka bir ifade ile "ÜLKER" markası, "ÜLKE" sözcüğünden türetilmemiştir, başlı başına bir soyada bağlı markadır... Bu bağlamda "ÜLKE" sözcüğüne eklemeler yapılarak türetilebilecek tüm yeni sözcükler, "ÜLKER" ile bağlantısız ve yeni birer markalardır. "ÜLKEM", "ÜLKEN", "ÜLKELER", "ÜLKENİZ" gibi... Diğer yandan "ÜLKEM" kelimesinin sade bir vatandaşta bıraktığı intiba "ÜLKER" ile benzeşme yahut aidiyet değil tam aksine "ÜLKE" mize vurgudur. "ÜLKÜM" gibi...Dolayısıyla "İLKER" markasına "ÜLKER" in itiraz hakkı ne kadar doğru ise "ÜLKEM" markasına da itirazı o kadar doğru ve haklı olur.

2. İkinci olarak Yargıtay'ın bozma gerekçesi sağ kulağı sol el ile işaret etmeye benziyor. ÜLKER markasının tanınmış marka olduğunu herkes biliyor ve bu manada HUMK ifadesi ile araştırmaya bile gerek kalmayacak derecede "Maruf ve MEŞHUR" durumdadır ve ispata gerek yoktur!

Saygılarımla..
Old 15-02-2007, 15:44   #5
Hekimbaşı

 
Varsayılan Herkes tanınmış her nedense

Sn.Dikici,

Her iki belirtiminize de tümüyle katılıyorum. Yargıtay işi savsaklamış, kim çözecekse çözsün, işi benim üstüme atmasın gibi bir karar almış.

Bu davada hem TPE, hem de ÜLKEM taraf olarak görünüyor anladığım kadarıyla. Keşke anlayabilsem; 'tanınmışlık' savıyla değerlendirme kurulu kararına itirazların muhatabı ne zaman TPE, ne zaman tescil isteyen, ne zaman markayı kullanmakta olan, ne zaman da hepsi oluyor.

Her neyse, benim bunu anlamam mümkün değil herhalde; ama "ülke" sözcüğüne çekim ekleri getirilerek türetilecek bir markanın kabulünü de doğru bulmuyorum açıkçası. Ülker itiraz etsin etmesin, dilde kullanılagelen ve zaten bilinen, ve dolayısıyla tanınan sözcükler marka olarak tescil edilemez, onların dilbilgisi çerçevesinde bilinen çekimleri ve türevleri de. ÜLKEM markasını tescil eder ve korumaya alırsanız "ülkemiz", "ülkemin", "ülkeye", "ülkede" gibi markaları da tescil ettirmenin yolu açılır ve hiçbirinin diğerine itirazı mümkün olamaz. Veya olur, ama hepsi yargıtaylık veya hatta tahkimlik olur.

"Ülkedöküm", "Ülkeyapı", "Ülkelastik" gibi sözcükler olabilir mesela. Ama daha iyi ve sorunsuz olanlara örnek olarak "Ülkedök", "ülkeyap", "ülkelas" olabilir.

Bu bağlamda aklıma geldi, "Bizim" diye bir marka da olamazdı, ama galiba var. Tescilli olmaması gerekir.

Bir markanın ille de tescilli olması da gerekmez. Yani ÜLKEM şirketi markasını tescil ettiremediğinde bundan ille de zarar görecek değildir. Eğer başkası onu, veya o başkalarını marka hakkına tecavüz nedeniyle dava etmeyecekse, hiçbir zararı olamaz. Marka tescilinin markanın, yani ticari şöhretin, hızlı ve etkin biçimde, tartışmaya yol açmaksızın korunması hakkını güvenceye almaya yönelik düşünülmüş bir mekanizmadan ibaret olduğunu unutmamak gerekir. Yoksa markanın korunması için tek yol olduğunu değil.

Bu konuda, markaların tescili diye bir süreç olmazdan önceki mahkeme kararlarına (elbette batıdakilere) bakmakta yarar vardır. Görülecektir ki, kararlarda etkin olan ölçütler:
1. Öncelik
2. Benzerlik ve çağrışım
3. Aynı pazara yönelim
4. Yaygınlık ve bilinirlik
olmuştur. Bu nedenle, tescille koruma altına alınamayan markaların tümüyle de korumasız olduklarını düşünmek yanlış olur. ÜLKEM markasını tescil ettiremese bile, yukarıdaki 4 nedenle başkalarının markasını kullanmasını vaktinde müdahaleyle itiraz ederek önleyebilir. Elbette ki bu, tescilli marka gibi hakları (karşı tarafın aleyhine, malına el koyma, tazminat vb) kendiliğinden sağlamamaktadır, ancak, karşı tarafın markayı kullanmasını durdurabilir. Bu tür davalarda en önemli rolü (1) deki zaman ve bunun kanıtlanması oynadığı içindir ki, bir tescil müessesesi kurularak iş çözülmek istenmiş; sonra da uluslararası alana taşınmıştır. Biz olayların farkına yıllar sonrasında vardığımız ve yasaları da geç devreye soktuğumuz için bu tarihçeye pek de hakim değiliz. Bunlar oralarda uygulanırken bizde şirket bile yoktu herhalde.

Elbette tescil kuruluşları her zaman bütün markalardan haberdar olamayacağı için, tescilsiz bir markanın sahibi olanların itiraz askılarını sürekli takip etmeleri ve gereğinde itiraz etmeleri gerekir. Ancak, itirazlarının kabul göreceği kuşkuludur. Bu kuşkudan kurtulmanın en kolay yolu ise, reddedileceğini bile bile bir marka tescil başvurusu yapmaktır. Böylece marka itiraz askısını o kadar da ciddi izleme zorunluğundan kurtulur, reddedilmiş markanızın reddine ilişkin belgeyi dosyalamakla yetinirsiniz. İlerde TPE böyle bir tescile kalkışırsa da gözüne sokarsınız. Ya sizin isteminizi tescil etmek, ya da yeni istemi reddetmek zorunda bırakırsınız. Bu elbette sadece tescil korumasına uygun olmama gerekçeleriyle redler için geçerli.

Saygılarımla,
Old 24-12-2009, 16:25   #6
Av.Ece EYIGUN

 
Varsayılan

Sözkonusu dava ile ilgili yaptığım kısa bir araştırma neticesinde oluşan kanaatimi paylaşmak isterim:

“Ülker” markasının tanınmış marka olduğu yönünde gerek TPE görüşü bakımından gerekse de Mahkeme kararları bakımından bir şüphe yoktur. Hernekadar TPE’ nin tanınmış marka olarak kabul ettiği her markanın tanınmış marka olabilme kriterlerine haiz olduğu hususu tartışılır olsa da, bu durumun Mahkeme kararlarınca da sabit olduğu açıktır.

Uluslararası düzenlemeler bakımından “tanınmış marka” değerlendirilecek olursa, TRIPS, Paris Sözleşmesinin 1.mükerrer 6. maddesinde ifade bulan tanınmış markaya işaret etmekte ve fakat madde içeriğinde yer alan “herkesçe bilindiği mütalaa edilen” yerine “toplumun ilgili kesiminde bilinme” kriterini getirmekte ve tanınmışlık kriterini daha düşük bir seviyeye indirerek, tanınmış sayılmayı daha kolay hale getirmektedir. “”Ülker” markasının bugün hemen hemen herkesçe ve tabi evleviyetle toplumun ilgili kesiminde de bilindiği kabul edilebilir. Zaten düşük fiyat düzeyinde olup da tüketim yaygınlığı fazla olan gıda maddeleri sözkonusuysa, “toplumun ilgili kesimi” nin çok geniş bir skala çizerek neredeyse hedef kitlede yer alan “herkes” bütününe yaklaştığını söylemek yanlış olmayacaktır. Şüphesiz bu açıklamaları ürünün hedef kitlesi çerçevesinde değerlendirmek yerinde olacaktır.

Sözkonusu karara ilişkin somut olaya dönersek, 554 sayılı KHK uyarınca bir markanın tanınmışlık vasfından yararlanarak istisnaen tescilli olduğu sınıflar dışında yer alan sınıflarda dahi koruma elde edebilmesi için, o markanın sadece tanınmış marka olması yeterli görülmemiş, tecavüz fiilini gerçekleştirdiği iddia edilen aynı veya benzer markanın, sözkonusu tanınmış markanın toplumdaki tanınmışlık düzeyinden haksız bir yarar sağlayabilecek olması, markanın itibarına zarar verebilecek olması veya ayırtedici karakterini zedeleyebilecek olması şartları aranmıştır. Madde metninde yer alan “…haksız yararın sağlanabileceği…zarar verebileceği…zedeleyici sonuçlar doğurabileceği durumda…” lafzından da anlaşılabileceği üzre, bu anılan şartların sonuç doğurmuş olmasına gerek olmayıp, sonuç doğurmaya elverişli olması yeterli kabul edilir. Nitekim, sonuç doğurmaya elverişli olması için, yukarıda sayılan şartların herhangi bir ihtimal olarak değil, kuvvetli bir ihtimal olarak somut olayda varlık teşkil etmesi gerekir.

Anlamsal Farklılık
“Ülker” ve “ülkem” markasının aynı veya benzer olup olmadıkları bakımından, davalının markası “ÜİS+ şekil ÜLKEM” ibaresinden oluşmaktadır, ayrıca anlamsal olarak “ülkem” kelimesi ait olunan ülke anlamına gelen, “ülke” kelimesine “-m” iyelik eki eklenerek kalıplaşma sonucu oluşturulan bir kelimedir. “Ülker” kelimesi ise anlamsal olarak bir takımyıldızını ifade eden kelimedir. Bu kelimelerin mana yönünden farklı oldukları açıktır.

Fonetik açıdan farklılık
Fonetik yönden; iyelik eki alan kelimelerde vurgulu kısım, iyelik ekinin geldiği kısım yani son kısım olduğundan, iki marka arasında, ses bilgisi açsından da farklılıklar bulunmaktadır.

Emtiaların hedef kitlesinin farklılığı
En önemli husus benzerlik ve iltibas olgusunun değerlendirilmesinde ilgili ürünlerin hitap ettiği kesimin de özellikle göze alınması gerektiğidir. Bu husus gerek doktrinde, gerekse Yargıtay kararlarında sabittir. Davalı adına tescilli “ülkem” markası bir ilaç markasıdır. Bir ilaç ile gıda maddesini tüketicinin aynı raflarda görüp de karıştırma ihtimali son derece zayıf olup, Yargıtay tarafından da kabul edildiği gibi iki ürünün de hedef kitlesinin farklı oluşu sözkonusu olaydaki iltibas olgusunun değerlendirilmesinde nazara alınması gerekli bir husustur. Hedef kitle olgusuna ilişkin bir diğer nokta da şu ki, ilaç markalarının hedef kitlesi her nekadar tüketici olarak hastalar gibi gözükse de, ilacın seçiminde tercihleri belirleyen bu kişilerden ziyade doktor ve eczacılardır. Reçete ile satılan ilaçlar söz konusu olduğunda her hangi bir tüketicinin gidip eczane rafından istediği ilacı seçip alması mümkün değildir. Bu sebeple ilacın öncelikle onu reçeteye yazan doktor nezdinde karıştırılma ihtimali olmamalı, ardından ilacı nihai tüketiciye veren eczacı ilacı ayırt edebilmelidir. Doktor ve eczacılar için ilaç emtiası söz konusu olduğunda çok küçük ayrıntılar bile fark edilebilir nitelik taşır. Zira ilaç piyasasında ilaçta kullanılan etken maddenin isminden türetilmiş ve bu etken madde ile ilişki kuran markaların yaygın olarak kullanıldığı aşikardır. Nitekim, aynı etken maddeyi ihtiva eden ve bu etken maddenin isminden türetilmiş ayırt ediciliği zayıf pek çok ilaç markası vardır.( LİPİDOL ve LİPDROL kararı buna örnek teşkil eder niteliktedir.) Velhasıl, “ülkem” markasının bütünsel olarak bakıldığında şekil itibarı ile bir eczacı veya doktor gözü ile de, “Ülker” ibaresi ile karıştırılması mümkün değildir. Zira markanın içerdiği meşale şeklindeki figür ve içine yerleştirilmiş “üis” harfleri, iltibas tehlikesini daha da azaltmakta, markanın bütün itibarı ile değerlendirildiğinde ana tüketiciler olarak görülebilecek eczacı ve doktorlar nezdinde farklılık yaratmaktadır.

Bu açılardan bakıldığında, faaliyet alanlarının çok ayrıksı oluşu, ibarelerin farklılığının ve emtiaların yöneldiği hedef kitlelerinin farklı oluşu; iltibas tehlikesini, haksız kazanç edinimini, davacının markasının itibarının zedelenmesi ihtimalini sadece yukarıda bahsedilen kuvvetli bir ihtimal olmaktan çıkarmamakta, külliyen ortadan kaldırmaktadır.

Sözkonusu davaya ilişkin talep doğrultusunda, markanın tanınmışlığının ona sağladığı hakları bu derece geniş tutarak, hitap ettiği kesim itibarı ile iltibas yaratmayacak derecede farklılıklar içeren markaların tescilinin engellenmesi; tanınmış markanın sahibine verdiği hakların daha da ileriye götürülmesi anlamına geleceği, istisnanın geniş yorumlanması niteliğinde olacağı ve bu tür bir anlayış tanınmış marka mantığı ile çelişeceğinden kabul edilebilir değildir.
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Tanınmış Markanın Korunması-1/Yargıtay Kararı Av.Ceylan Pala Karadağ Fikri Haklar ve Bilişim Hukuku Çalışma Grubu 7 09-04-2007 15:20
Tanınmış Marka/Yargıtay Kararı Av.Ceylan Pala Karadağ Fikri Haklar ve Bilişim Hukuku Çalışma Grubu 1 15-02-2007 13:32
Tanınmış Markanın Korunması-2/Yargıtay Kararı Av.Ceylan Pala Karadağ Fikri Haklar ve Bilişim Hukuku Çalışma Grubu 1 14-02-2007 17:18
Tanınmış Markanın İspatı/Yargıtay Kararı Av.Ceylan Pala Karadağ Fikri Haklar ve Bilişim Hukuku Çalışma Grubu 4 14-02-2007 11:50
marka hakkına tecavüz anti-leviathan Hukuk Soruları Arşivi 3 15-12-2006 18:02


THS Sunucusu bu sayfayı 0,03732491 saniyede 16 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.