Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Hukuk Sohbetleri Hukuki yorumlar, görüşler ve tartışmalar.. Soru niteliği taşımayan her türlü hukuki sohbet için.

"hakim tazminat miktarını belirlerken zenginleşmeye neden olmamalı" mı?

Yanıt
Old 26-12-2010, 08:45   #1
Tractatus

 
Rahatsiz "hakim tazminat miktarını belirlerken zenginleşmeye neden olmamalı" mı?

Neymiş efendim "hakim tazminat miktarını belirlerken zenginleşmeye neden olmamalıymış". Hadi canım sen de!

http://www.hurriyet.com.tr/ekonet/16616551.asp

ABD vatandaşı hatalı araç üretimi nedeniyle kazada ölünce 10 milyon dolar alacak ama Türk vatandaşı ölünce 50.000 TL tazminatı zor vereceksin!

Sizce?
Old 26-12-2010, 12:58   #2
üye34660

 
Olumlu

Alıntı:
Yazan Tractatus
Neymiş efendim "hakim tazminat miktarını belirlerken zenginleşmeye neden olmamalıymış". Hadi canım sen de!

http://www.hurriyet.com.tr/ekonet/16616551.asp

ABD vatandaşı hatalı araç üretimi nedeniyle kazada ölünce 10 milyon dolar alacak ama Türk vatandaşı ölünce 50.000 TL tazminatı zor vereceksin!

Sizce?

Değerli meslektaşım yazınızı sanırım bir anlık kızgınlıkla biraz duygusal yazmışsınız, ancak görüşünüze öz itibariyle katılıyorum, bu zenginleşmeye neden olmama kuralını da doğru ve adil görmüyorum.

Saygılarımla. ..
Old 26-12-2010, 14:28   #3
Av.Barış

 
Varsayılan

burada suç hakimin mi yoksa yasaların mı olduğu bence tartışılmalıdır. Anglosakson hukukunun geçerli olduğu yerlerde tazminatın zarara neden olan kişi ya da kurum açaısından cezalandırıcı boyutu bulunmakta iken Türk hukuk sisteminde maddi zararın giderici etkisi bulunmaktadır. Bk 42 vd maddeleri bu durumu böyle özetlemektedir.
Bence hakimden çok yasayı tartışmak gerekli...!
Old 26-12-2010, 15:07   #4
Av.Ufuk Bozoğlu

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av.Barış
Bence hakimden çok yasayı tartışmak gerekli...!

Hukuki sohbeti yapılacak konu ve açılış amacı zaten bu; "manevi tazminatın zenginleşmeye sebep olmama" kuralı..

Kolay gelsin,
Old 26-12-2010, 15:31   #5
Av. Yavuz Şahin

 
Varsayılan

Hani bir Türk dünyaya bedeldi. Ne oldu da şimdi 200 Türk ancak bir Amerikat vatandaşına denk geliyor. )

Tractatus'un duygularını aynen paylaşıyorum.
Old 26-12-2010, 15:32   #6
Av.Mehmet Saim Dikici

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Tractatus
Neymiş efendim "hakim tazminat miktarını belirlerken zenginleşmeye neden olmamalıymış". Hadi canım sen de!

http://www.hurriyet.com.tr/ekonet/16616551.asp

ABD vatandaşı hatalı araç üretimi nedeniyle kazada ölünce 10 milyon dolar alacak ama Türk vatandaşı ölünce 50.000 TL tazminatı zor vereceksin!

Sizce?

Aynı yönde düşünüyorum.

Kural tam tersine çevrilmelidir, yani: "Takdir edilecek tazminat, mahkum olanı fakirleştirmemelidir." Ama lehine tazminat hükmedileni gerekiyorsa zenginleştirmelidir ki hukuk kurallarını ihlal etmekten çekinebilelim.

Malum hikayede olduğu gibi, hükmedilen tazminatı az bulan zenginin, nasıl olsa cezası azmış deyip, bir kez daha hakaret etmesi misali... olmamalıdır.

Tazminat yükümlüsü çok zengin ve kusuru da çok ağırsa, neden mağdurun zengin olmasına hakim engel olsun!?

Beklenmedik bir şekilde zengin olabilmek için piyango bileti almak zorunlu olmamalıdır.
Old 26-12-2010, 17:48   #7
Av.MB

 
Varsayılan

Bence saldırıya uğrayan değerlerin "değer" olduğu olgusu kuvvetlendirilmeli. Yani falancının oğlu ölünce sosyal durumuna göre bin lira, bakanın oğlu ölünce sosyal durumuna göre beşbinlira olmamalı. Ölüm,hakaret vs. herkeste aynı değeri sağlarsa sosyal ve eşitlikçi devlet oluruz. Yoksa ayrım yapan devlette sonuç böyle olur. Sanırım Yargıtay zenginleştirme olgusunda da görüş değiştirdi.
Old 26-12-2010, 20:28   #8
Tractatus

 
Varsayılan

Eğer haksız fiilde bulunan taraf çok zengin bir şirket ise neden çok yüksek meblağlarda tazminata hükmedilmesin? Ben Toyota'nın Türkiye müdür olsam ve Türkiye'de üretilen Toyota'larda üretim hatası olsa şöyle düşünürdüm "Her 1.000 hatalı araçtan 10 tanesi kazaya neden olsa, bu 10 araç sahibinden en fazla yarısı dava açar. Dava açanların da yarısı kazansa bile ödeyeceğim toplam tazminat bedeli ortalama 100.000 - 200.000 TL olur. Oysa hatalı 1.000 aracı geri çağırsam araç başına maliyeti 500 TL'den 500.000 TL yapar. O halde araçları geri çağırmak yerine birşey yapmamak daha karlı"

Tamamen uydurma bir senaryo. Ancak büyük şirketleri komik tazminatlar ödemeye mahkum ederseniz her açıdan zarar görürsünüz.Halbu ki 1.000.000 TL gibi büyük tazminatlara hükmedilse her şirket ayağını denk alır değil mi?
Old 26-12-2010, 23:15   #9
Av. Yavuz Şahin

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av.MB
Sanırım Yargıtay zenginleştirme olgusunda da görüş değiştirdi.

Böyle bir karar elinizde varsa yayınlar mısınız?
Old 27-12-2010, 00:03   #10
Av.Barış

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av.Mehmet Saim Dikici
Aynı yönde düşünüyorum.

Kural tam tersine çevrilmelidir, yani: "Takdir edilecek tazminat, mahkum olanı fakirleştirmemelidir." Ama lehine tazminat hükmedileni gerekiyorsa zenginleştirmelidir ki hukuk kurallarını ihlal etmekten çekinebilelim.

Malum hikayede olduğu gibi, hükmedilen tazminatı az bulan zenginin, nasıl olsa cezası azmış deyip, bir kez daha hakaret etmesi misali... olmamalıdır.

Tazminat yükümlüsü çok zengin ve kusuru da çok ağırsa, neden mağdurun zengin olmasına hakim engel olsun!?

Beklenmedik bir şekilde zengin olabilmek için piyango bileti almak zorunlu olmamalıdır.

Bence iki sistemde hatalı.
hukuk zenginleşme aracı olmamalıdır. hak arama yolunun zenginleşme yoluna dönüşmesi sistemi başka noktalara çekeceği hususunu unutmamak gerekir.
Tamam zarar veren bu zararı karşılayacak ancak bu ABD'deki gibi abartılı ya da Ülkemizde ki gibi komik olmamalı. Dengeyi bulmak gerekiyor. İnsanlar milli piyango alır gibi davalar açmaya başlarsa vay halimize
Old 27-12-2010, 09:32   #11
Av.Mehmet Saim Dikici

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av.Barış
Bence iki sistemde hatalı.
hukuk zenginleşme aracı olmamalıdır. hak arama yolunun zenginleşme yoluna dönüşmesi sistemi başka noktalara çekeceği hususunu unutmamak gerekir.
Tamam zarar veren bu zararı karşılayacak ancak bu ABD'deki gibi abartılı ya da Ülkemizde ki gibi komik olmamalı. Dengeyi bulmak gerekiyor. İnsanlar milli piyango alır gibi davalar açmaya başlarsa vay halimize

Ben zaten insanlar Milli Piyango da almasınlar diyorum.

Davanın açılmış olması, takdir edersiniz ki tazminata hükmedilmesi için yeterli olmayacaktır. Hakim, davanın koşullarının olup olmadığını değerlendirecek, şu anki sistemde de olduğu gibi sosyo-ekonomik duurmlarını vs. gözetecektir. Kusuru ağır olan ve maddi olarak da çok güçlü olan davalı, kusursuz Davacıya -gerekiyorsa- önemli miktarda tazminat ödemeye de mahkum edilebilmelidir. Bunu hakim takdir edecektir. Tazminat davalısı kişinin ödeyeceği tazminat belki kendisi için küçük bir tutar olabilirken, davacı tarafı zengin edebilecek bir tutara tekabül de edebilir. Varsayalım; Bill Gates için 1.000.000 TL sıradan bir para iken, vasat bir işçi için bu tutar zenginlik sembolüdür.

Her isteyene 1.000.000 veya 5.000.000 TL verilecek değil elbette.

Benim itirazım, tazminat davacıyı zenginleştirmemeli anlayışıdır. Gerekiyorsa zenginleşebilmelidir.
Old 27-12-2010, 09:49   #12
Tractatus

 
Varsayılan

1-2 sene önce Isparta'da uçak düşmüştü ve kazada ölenlerin yakınları Türkiye'de dava açmak için hazırlık yaparken ABD'den gelen bazı avukatlar Boeing firmasından yüklü miktarda tazminat alabileceklerini söyleyerek o kişilerden vekalet aldılar ve gerçekten de ABD'deki mahkemelerden yüksek oranda tazminat istediler.

Olayın komikliğine bakın.
Old 27-12-2010, 10:21   #13
Av. İlknur Sezgin Temel

 
Varsayılan

Manevi zarar parayla telafisi mümkün olmayan bir zarardır.
Mevcut hukuki düzenleme "zenginleşme" kriterini koymuş olmakla aslında kendi içinde çelişmekte.

Kişi zenginleşmiş bile olsa manevi zararının giderildiğinden hiçbir şekilde bahsedilemez.

Ben de görüş bildiren birkaç meslektaşım gibi hükmedilecek tazminat miktarının "zenginleşme" kıstasıyla değil, "caydırıcı olma" kıstasıyla değerlendirilmesi gerektiği görüşündeyim.
Old 27-12-2010, 11:08   #14
Gemici

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Tractatus

ABD vatandaşı hatalı araç üretimi nedeniyle kazada ölünce 10 milyon dolar alacak ama Türk vatandaşı ölünce 50.000 TL tazminatı zor vereceksin!

Duygusalliktan elmalarla armutlari karistiriyoruz gibime geliyor.

Olayi "VATANDASLIK" kistasina degil de "HUKUK SISTEMLERI" kistasina dayanarak incelemeye ne dersiniz?

SAYGILARIMLA
Old 27-12-2010, 11:14   #15
detay82

 
Varsayılan

Sanırım, tazminat miktarını tartıştığımız bu sohbette maddi ve manevi tazminatı ayrı ayrı değerlendirmeliyiz. Örneğin ABD deki örnekteki tazminat miktarı ölümden kaynaklanan ve mirasçılara ödenen maddi ve manevi tazminattır.

Türkiye'de de maddi tazminat belirlenirken zenginleşme gibi bir kritere bakılmamaktadır. Örneğin, bir davada sadece bir ayağı sakatlanan vatandaşa, 50.000 TL üzerinde maddi manevi tazminat ödendiğine bizzat şahit oldum. Ölüm hallerinde ise ödenen maddi tazminatın yüz milyarlarca (mağdurun yaşı, kusur oranı, mirasçılarının niteliği-niceliği vs.e göre) tuttuğu bilinmektedir.

Maddi tazminat bellidir. Maddi zararın hesabı ölçümlenebilir. Dayanakları somuttur. Maddi zararın mutlak tazmin edilmesi gereği prensip olarak kabul edilmiştir.

Manevi tazminat ise somut verilere dayanmaz.

Zenginleşmeye sebep olmama yalnızca manevi tazminat miktarı belirlenirken dikkate alınan bir prensiptir. Manevi tazminat, AB üye ülkelerinin bir çoğunda "Hakkaniyet Prensibine" göre uygulanır... Almanya da manevi tazminatta her iki tarafın kazadan önceki ve sonraki şartları dikkate alınarak "hakkaniyet" değerlendirmesi yapılır. Bu sistemle Almanya da, fakir olan mağdur duyduğu acı karşılığı zenginden daha fazla bir tazminat alamadığı gibi tersi de olmaz. Ancak mağdur, sebep olan sorumlunun umursamaz bir davranışından doğan tehlikede zarar görürse ödenecek tazminat miktarı daha fazla olur. Burada söz konusu olan; toplum kurallarını dikkate almayan keyfi davranışlardır. Şehir içinde hız gösterisi yapan sürücüler bunlara örnek gösterilebilir. Dr. Mustafa Kılıçoğlu-Tazminat Hukuku syf.230

Bu konuda Yargıtay ın, görüşü de şu şekildedir; "Hakimin özel durumları göz önünde tutarak hükmedeceği manevi tazminat miktarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarar uğrayanda manevi huzuru gerçekleştirecek ve tazminata benzer bir fonksiyonu da olan özgün bir nitelik taşır. Manevi tazminat bir ceza olmadığı gibi mamelek hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. Zarar görenin zenginleşmemesi zarar sorumlusunun da fakirleşmemesi gerekmektedir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktarın, mevcut halde elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 11. HD. 2009/1900-5886

Türkiye mahkemelerinin de, manevi tazminatı belirlerken, Almanya daki gibi, sorumlunun umursamaz davranışı gibi durumları dikkate almalı ve bu durumda manevi tazminat miktarını daha fazla tayin etmelidir. Kanımca Türkiye yargısının manevi tazminatı belirlerken ele aldığı diğer prensipleri yerindedir.

Saygılarımla.
Old 27-12-2010, 11:25   #16
Av.Mehmet Saim Dikici

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan av.ismaildeger
Sanırım, tazminat miktarını tartıştığımız bu sohbette maddi ve manevi tazminatı ayrı ayrı değerlendirmeliyiz. Örneğin ABD deki örnekteki tazminat miktarı ölümden kaynaklanan ve mirasçılara ödenen maddi ve manevi tazminattır.

Türkiye'de de maddi tazminat belirlenirken zenginleşme gibi bir kritere bakılmamaktadır. Örneğin, bir davada sadece bir ayağı sakatlanan vatandaşa, 50.000 TL üzerinde maddi manevi tazminat ödendiğine bizzat şahit oldum. Ölüm hallerinde ise ödenen maddi tazminatın yüz milyarlarca (mağdurun yaşı, kusur oranı, mirasçılarının niteliği-niceliği vs.e göre) tuttuğu bilinmektedir.

Maddi tazminat bellidir. Maddi zararın hesabı ölçümlenebilir. Dayanakları somuttur. Maddi zararın mutlak tazmin edilmesi gereği prensip olarak kabul edilmiştir.

Manevi tazminat ise somut verilere dayanılamaz.

Zenginleşmeye sebep olmama yalnızca manevi tazminat miktarı belirlenirken dikkate alınan bir prensiptir. Manevi tazminat, AB üye ülkelerinin bir çoğunda "Hakkaniyet Prensibine" göre uygulanır... Almanya da manevi tazminatta her iki tarafın kazadan önceki ve sonraki şartları dikkate alınarak "hakkaniyet" değerlendirmesi yapılır. Bu sistemle Almanya da, fakir olan mağdur duyduğu acı karşılığı zenginden daha fazla bir tazminat alamadığı gibi tersi de olmaz. Ancak mağdur, sebep olan sorumlunun umursamaz bir davranışından doğan tehlikede zarar görürse ödenecek tazminat miktarı daha fazla olur. Burada söz konusu olan; toplum kurallarını dikkate almayan keyfi davranışlardır. Şehir içinde hız gösterisi yapan sürücüler bunlara örnek gösterilebilir. Dr. Mustafa Kılıçoğlu-Tazminat Hukuku syf.230

Bu konuda Yargıtay ın, görüşü de şu şekildedir; "Hakimin özel durumları göz önünde tutarak hükmedeceği manevi tazminat miktarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarar uğrayanda manevi huzuru gerçekleştirecek ve tazminata benzer bir fonksiyonu da olan özgün bir nitelik taşır. Manevi tazminat bir ceza olmadığı gibi mamelek hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. Zarar görenin zenginleşmemesi zarar sorumlusunun da fakirleşmemesi gerekmektedir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktarın, mevcut halde elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 11. HD. 2009/1900-5886

Türkiye mahkemelerinin de, manevi tazminatı belirlerken, Almanya daki gibi, sorumlunun umursamaz davranışı gibi durumları dikkate almalı ve bu durumda manevi tazminat miktarını daha fazla tayin etmelidir. Kanımca Türkiye yargısının manevi tazminatı belirlerken ele aldığı diğer prensipleri yerindedir.

Saygılarımla.

Sayın meslektaşım,

Yargıtay'ın görüşü olarak naklettiğiniz kararda da aynen: "Zarar görenin zenginleşmemesi zarar sorumlusunun da fakirleşmemesi gerekmektedir." denilmekte ve zenginleşmeme/fakirleşmeme ölçüsüne vurgu yapılmakta hatta, bunu bir "gereklilik" olarak ele almaktadır.

Bu itibarla mesajınızda yer alan ve aynen: "Türkiye'de de maddi tazminat belirlenirken zenginleşme gibi bir kritere bakılmamaktadır." şeklindeki görüşünüzle, naklettiğiniz Yargıtay kararındaki görüşün çeliştiğini düşünüyorum.

Yoksa bu konuda farklı bir hususa mı değinmek istediniz, açabilirseniz sevinirim.
Saygılarımla.
Old 27-12-2010, 12:09   #17
detay82

 
Varsayılan

Sayın Mehmet Saim Dikici,

Bahsettiğim karar, alıntıladığım karar metninden anlaşılacağı üzere manevi tazminata ilişkindir.

Bahsettiğim yargıtay kararı, Türkiye'de maddi tazminat belirlenirken zenginleşme gibi bir kritere bakılmamaktadır ifademle çelişmemektedir.

Eğer Türkiye de manevi tazminat belirlenirken zenginleşmeme kriterine bakılmamaktadır dese idim, çelişkili ifadede bulunmuş olurdum.

Saygılarımla.
Old 27-12-2010, 12:15   #18
Avukat Hakan Eren

 
Varsayılan

Sayın üyeler,

Yazılanlara katılmakla beraber, manevi tazmianat konusunda Yargıtay'ın geliştirtiği bir başka ölçütü daha ele almak gerektiğini düşünüyorum.

Bu ölçüt "CAYDIRICILIK"tır.

Son yıllarda verilen bazı kararlarda rastladığımız bu ölçüte göre davalının, bir daha dava konusu eyleme benzer haksız fiil işlememesini temin maksadı ile, manevi tazminatın miktarı belirlenirken bu miktarın "caydırıcı" olması gerektiği belirtilmektedir.

Örnek :

"...
Manevi tazminat, gelişmiş ülkelerde artık eski kalıplarından çıkarılarak caydırıcılık unsuruna da ağırlık verilmektedir. Gelişen hukukta bu yaklaşım, kişilerin bedenine ve ruhuna karşı yöneltilen haksız eylemlerde veya taksirli davranışlarda tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranlarda manevi tazminat takdir edilmesi gereğini ortaya koymakta; kişi haklarının her şeyin önünde geldiğini önemle vurgulamaktadır.

Bu ilkeler gözetildiğinde ; aslolan insan yaşamıdır ve bu yaşamın yitirilmesinin yakınlarında açtığı derin ızdırabı hiçbir değerin telafi etmesi olanaklı değildir. Burada amaçlanan sadece bir nebze olsun rahatlama duygusu vermek; öte yandan da zarar veren yanı da dikkat ve özen göstermek konusunda etkileyecek bir yaptırımla, caydırıcı olabilmektir..."

Kararın tam metnini aşağıya aktardım (kazancı yazılımdan alınmıştır) Saygılarımla...
YARGITAY HUKUK GENEL KURULU

E. 2004/13-291 K. 2004/370 T. 23.6.2004

DAVA : Taraflar arasındaki "maddi ve manevi tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kadıköy Asliye 1. Ticaret Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 28.02.2002 gün ve 2000/120-2002/135 sayılı kararın incelenmesi Davalı şirket ve diğer Davalı B. Y. vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 19.12.2002 gün ve 2002/11333-13754 sayılı ilamı ile önce onanmış; aynı tarafların karar düzeltme istemi üzerine bu istem kabul edilerek 23.05.2003 gün ve 2003/3392-6425 sayılı ilamı ile; ( ... Davacılar, murisleri R. Y. ın göğüslerinde oluşan yağ dokuları ile rahim ameliyatı sonucu oluşan fıtığın alınması ve idrar kesesi düşüklüğünün giderilmesi operasyonlarının birlikte yapılması için davalı şirkete ait Hastanede ameliyat olduğu sırada davalı doktorun kusurlu eylemi sonucu öldüğünü ileri sürerek davacı eş Hıdır için 10.000.000.000 TL. destekten yoksun kalma tazminatı ile birlikte 20.000.000.000TL. manevi tazminat; çocukları Baki, Zeki ve Birsen'in her biri için 15.000.000.000-er TL. ve kardeşleri Ali, Huriye ve Latife için 5.000.000.000-er TL. olmak üzere toplam 80.000.000.000-TL. manevi tazminatın olay tarihinden ticari faizi ile tahsilini istemişlerdir.
Davalılar davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davacı eş Hıdır için 9.783.572.250TL. maddi ve 16.000.000.000TL. manevi çocukların her biri için 12.000.000.000- şer TL. kardeşlerin her biri için 4.000.000.000TL. manevi tazminatın olay tarihi 6.2.1999'dan 29.12.1999'a kadar hesaplanacak yıllık %80, 30.12.1999'dan sonra %70 oranı üzerinden avans işlemlerine ilişkin banka reeskont faizi ile birlikte A. Sağlık Hizmetleri San.Tic.A.Ş. ve davalı B. Y.den ortaklaşa ve zincirleme tahsiline, diğer davalılar hakkındaki davanın reddine, davalı E. A. yönünden davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş; mahkemenin kararı davalı şirket ile davalı B. Y. in temyizi üzerine dairemizin 19.12.2002 gün ve 11333-13754 sayılı ilamı ile oyçokluğu ile onanmış; onama kararına karşı davalı şirket ve davalı B Y. karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
1- Dosyadaki yazılara, mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre davalıların aşağıdaki bendin dışındaki sair karar düzeltme isteklerinin reddi gerekir.
2- Manevi tazminatın miktarını tayin etme hakimin takdirine bırakılmış bir konu olmakla beraber, hükmedilecek miktarın uğranılan zararla orantılı, duyulan acıyı hafifletecek nitelikte olması gerekir. Takdir edilecek manevi tazminat hakkaniyete uygun olmalıdır. Manevi tazminat bir ceza olmadığı gibi mamelek hukukuna ilişkin zararı karşılaması da amaç edinmemiştir. Kusurlu olana yalnız hukukun ihlalinden dolayı yapılan bir kötülük de değildir. Aksine zarara uğrayanda bir huzur duygusu doğurmalıdır. Tazminatın sınırı onun amacına uygun olarak belirlenmelidir. Manevi tazminatın takdiri yapılırken tarafların sosyal ve ekonomik durumları gözetilmeli; manevi tazminatın miktarı bir taraf için zenginleşme aracı, diğer taraf için de yıkım olmamalıdır. Manevi tazminatın miktarının belirlemesinde her olaya göre değişen özel hal ve şartlar gözetilmelidir.
Davaya konu olayda, yukarıdaki ilkeler değerlendirildiğinde davacı eş için 16.000.000.000 TL. çocuklar için 12.000.000.000-şer TL. den 36.000.000.000 TL. ve kardeşleri için 4.000.000.000 TL. den 12.000.000.000 TL. olmak üzere toplam 64.000.000.000TL. manevi tazminat fazladır. Davacılar yararına daha ılımlı bir manevi tazminata hükmedilmek üzere karar bozulmalıdır.
Mahkeme kararının açıklanan bu nedenlerle bozulması gerekirken zuhulen onandığı bu kez yapılan incelemeden anlaşılmış olmakla, davalı şirket ve davalı B. Y. in karar düzeltme itirazının kabulü ile dairemizin onama kararının kaldırılmasına, kararın yukarıdaki nedenlerle bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: KARAR : Dava, maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davacılar desteklerinin tıbbi müdahale sonucunda hayatını kaybetmesi nedeniyle davalı doktorlar ve sağlık kurumu aleyhine eldeki davayı açarak maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuşlardır.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, manevi tazminat miktarının yerindeliği noktasındadır.
Ancak, öncelikle, manevi tazminatın takdirine ilişkin bir hükmün içeriği tartışılarak verilen onamaya ilişkin karara karşı karar düzeltme yoluna gidilip gidilemeyeceği üzerinde durulmalı, bu ön sorun irdelendikten sonra uyuşmazlık çözümlenmelidir.
Bilindiği üzere , Mahkemelerin verdikleri kararlara karşı kanun yollarından en başta geleni temyiz; temyiz yoluyla verilen Yargıtay kararlarına yönelik normal kanun yolu da karar düzeltmedir. Temyiz üzerine Yargıtay temyiz edilen hükmü inceleyip bir karara bağlar. 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 440. maddesinde karar düzeltme sebepleri ve yapılacak işlemler aynen;
"I.Yargıtay kararlarına karşı tefhim veya tebliğden itibaren 15 gün içinde aşağıdaki sebeplerden dolayı karar düzeltilmesi istenebilir:
1- ( Değişik: 16/7/1981-2494/31 md. ) Temyiz dilekçesi ve -kanuni süresi içinde verilmiş olması şartiyle - karşı tarafın cevap dilekçesinde ileri sürülüp hükme etkisi olan itirazların kısmen veya tamamen cevapsız bırakılmış olması,
2- Yargıtay kararında birbirine aykırı fıkralar bulunması,
3- Yargıtay incelemesi sırasında hükmün esasını etkileyen belgelerde bir hile veya sahteliğin ortaya çıkması.
4- Yargıtay kararının usul ve kanuna aykırı bulunması,
II. Yargıtay evvelce cevapsız bırakılan itirazları kendi görüşüne göre hükme etki yapacak nitelikte bulmazsa karar düzeltilmesi isteği üzerine vereceği kararda bu itirazları reddederken herbiri hakkında gerekçe göstermek zorundadır..." Şeklinde ifade edilmiştir. Görülmektedir ki, maddede karar düzeltme sebepleri sınırlı olarak sayılmış; hangi kararlar için karar düzeltme yoluna gidilemeyeceği de açıkça gösterilmiştir.
Somut olayda; mahkemece verilen maddi ve manevi tazminatın kısmen kabulüne ilişkin karar dairece "Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre" gerekçesine yer verilerek oyçokluğu ile onanmış; manevi tazminat miktarı yönünden karşı oy bildirilmiştir.Temyiz edenlerin karar düzeltme istemleri üzerine bu kez karar dairece, yukarıda başlıkta ayrıntısı yer aldığı üzere diğer yönlere ilişkin itirazlar reddedilmiş; manevi tazminatın miktarının daha ılımlı olması gerektiği noktasından oyçokluğu ile bozulmuştur. Karşı oyda hem karar düzeltme istenemeyeceği, hem de kararın onanması görüşü bildirilmiştir. Karar düzeltme isteminde bulunanlar temyiz dilekçelerinde de yer alan sebeplerini sıralamış; özünde usul ve yasaya aykırılık olgusuna dayanmışlardır.
Yasa koyucu yukarıda aynen aktarılan madde metninde karar düzeltme nedenleri arasında ve dördüncü neden olarak "Yargıtay kararının usul ve kanuna aykırı bulunması" olgusuna yer vermekle tarafların bu nedene dayanmasını olanaklı kılmıştır. Bir maddi vakaya uygulanacak yasal hükmün tespiti, yorumlanması ve aranan unsurların varlığı konusunda yapılan saptama usule aykırılık taşıyorsa bu hususun yasanın açık hükmü gereği karar düzeltme nedeni olarak incelenmesi olanaklıdır. Manevi tazminat miktarı da dayanağını yasadan alan ve bir yasa maddesinin uygulanması ve yorumunu gerektiren bir talep olduğuna göre, buna ilişkin takdirde usul ve yasaya aykırılık iddiasıyla karşılaşılması olasıdır. Bu husus Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 04.05.1983 gün ve 2/235-471 sayılı kararında da vurgulanmıştır. Açıklanan gerekçelerle heyetin çoğunluğunca karar düzeltme talebinin incelenmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamış; işin esasının görüşülmesine geçilmesine oyçokluğu ile karar verilmiştir.
İşin esasına eş söyleyişle manevi tazminat miktarına ilişkin temyiz itirazlarına gelince;
Davacılardan H. Y. ın eşi ve diğer davacıların anneleri ve kardeşleri olan 1938 doğumlu R. Y. ın göğsünde meme bölgesinde tümöral kitle, batında fıtık, ve idrar kaçırma şikayetleri nedeniyle 30.1.1999 günü davalı A. Sağlık Hizmetleri A.Ş nin sahip ve işleteni olduğu A. Hospital adlı hastaneye yatırılarak önce göğsündeki kitlenin Dr. E. A. başkanlığındaki ekip tarafından ameliyatla alındığı, ardından diğer şikayetler nedeniyle hastanın Dr. B. Y. başkanlığındaki ekibe devredildiği, ikinci ameliyat safhasında tansiyonunun düştüğü, kanama nedeniyle şuur bozulduğu geliştiğinden hastanın yoğun bakıma alındığı ve burada 6.2.1999 tarihinde öldüğü dosya kapsamı ile belirgindir.
Olayla ilgili olarak Üsküdar C.Başsavcılığının 1999/3625 Hz. Sayısında tahkikat yapılmış; ayrıca idari yönden de incelemeye konu olmuştur.
Dosyada bulunan Adli Tıp Kurumu raporunda, "Göğüste, meme bölgesinde tümoral kitle, batında eski histerektomi ameliyatı yerinde fıtık, ve idrar inkontinansı şikayetleri ile 30.1.1999 günü hastaneye yatırılan, göğüsteki kitle Dr. E. A. başkanlığındaki ekip tarafından ameliyatla alınıp, diğer şikayetleri de arızası nedeniyle Dr. B. Y. Başkanlığındaki ekibe devredilen bu ameliyat safhasında tansiyonu düşüp kanama nedeniyle şuur bozukluğu gelişip yoğun bakımda 06.02.999 tarihinde vefat eden 1938 doğumlu R. Y. a ait dosyada mevcut belgelerdeki bilgiler dikkate alındığında;
1- Ölümü ameliyatı sırasında oluşan sol rektus adelesinde seyreden aepigastrika inferior dalının kopması ve gelişen kanamadan ileri geldiği, bu damar arızası ameliyat sırasında oluşup zamanında fark edilip onarılmadığından ölümde etkili olduğu,
2- Klinikte ve otopside göğüs bölgesindeki ameliyat sahasında herhangi patoloji saptanılmadığından bu bölge ameliyatının tıp kurallarına uygun olup ölümde etkisi bulunmadığı,
3- Ameliyat sırasında leze olan arteri zamanında fark edip onaramayan ameliyat ekip sorumlusu Dr. B. Y. in kusurlu olduğu, kusur oranının 4/8 olduğu oybirliği ile mütalaa olunur" görüşünün açıklanmış; mahkemece alınan raporda da aynı kusur oranına ulaşılıp 4/8 ise kötü tesadüf olarak adlandırılmıştır.
Ölene atfedilecek bir kusur bulunmadığında ise uyuşmazlık yoktur.
Davacıların desteğinin ölüm olayının meydana gelmesinde onun dışında işlem yürütenlerin müşterek ve müteselsil sorumlulukları söz konusu olduğunda bu aşamada sorumlu olanların kendi aralarında hangi oranda kusurlu bulunduklarının esasa etkili olmadığı açıktır. Bu ancak davalı yanlar arasında davaya konu olması halinde rücu davasında araştırılması gereken ve manevi tazminatın takdirinde ise sonuca etkili olmayan bir husustur.
Manevi tazminat isteminin temelinde davalıların haksız eylemi yatmaktadır. Bilindiği üzere, haksız eylemin unsurları zarar, zarar ile fiil arasında illiyet bağı, fiilin hukuka aykırı olmasından ibarettir. Bu şartlardan en önemlisi zarar ile fiil arasında illiyet bağıdır. Eğer olayda zarar ile fiil arasında illiyet bağı kurulamıyorsa sorumlulukta doğmamaktadır.
Öte yandan, 818 sayılı Borçlar Kanununun 47. maddesinde düzenlenen manevi tazminatta kusurun gerekmediği , ancak takdirde etkili olabileceği Yargıtay'ın 22.6.1966 tarih ve 1966/7 esas 1966/7 Karar sayılı içtihadı birleştirme kararında açıkça vurgulanmıştır. Bu kararın gerekçesinde taktir olunacak manevi tazminatın tutarı etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden Hakim bu konuda taktir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Yine BK. 47. maddesi hükmüne göre: göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı Adalete uygun olmalıdır. Bu para tutarı aslında ne tazminat ne de cezadır. Çünkü mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını amaç edinmediği gibi kusurlu olana yalnız hukukun ihlalinden dolayı yapılan bir kötülük de değildir. Aksine, zarara uğrayanda bir huzur duygusu uyandırmaktadır. Aynı zamanda ruhi ızdırabın dindirilmesini amaç edindiğinden tazminata benzer bir fonksiyonu da vardır. 0 halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Taktir edilecek miktarı mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır.
Olayda davacılar ölenin eşi, çocukları ve kardeşleri konumundaki kişilerdir. Ölenin şikayetleri yaşamsal öneme sahip şikayetler olmadığı gibi, ameliyatın yüksek risk içerdiği konusunda bir saptama da uzmanlarınca yapılmamıştır. Durum böyle iken ölümle sonuçlanması pek muhtemel olmayan bir ameliyat sonucunda ölüm gerçekleşmiş ve bu durum davacılarda büyük ölçüde elem ve ızdıraba sebebiyet vermiştir. Davacılarda uyandırılan güvene uygun bir dikkat ve özenin gösterilmesi halinde ölüm riskinin olmayacağı bir ameliyatta hastanın kaybının onun yakınlarında manevi yıkım oluşturması olağandır.
Olayın meydana gelmesinde ameliyat sırasında zarar gören arteri zamanında fark edip onaramayan ameliyat ekip sorumlusu Dr. B. Y. in 4/8 oranında kusurlu bulunmuş, kalan 4/8 kusur oranı ise kötü tesadüf olarak nitelendirilmiştir. Bu sorumlulukta B. Y. ile birlikte diğer davalı şirkete ait hastanenin de adam kullanan ve işleten sıfatıyla müştereken ve müteselsilen sorumluluğunun bulunduğu açıktır. Zira, Özel Hastahane işleteni, öncelikle tacir sıfatıyla basiretli bir tacir gibi davranması gereği yanında, yaptığı hizmetin yaşama hakkını yakından ilgilendiren kamusal nitelik taşıyan sağlık hizmeti olması nedeniyle de hastanın ve özel durumlarda yakınlarının zarar görmemesi için gerekli olan sadakat ve özeni göstermek durumundadır. Bu özen, başta doktor ve diğer yardımcı personeli seçme ve denetleme açısından yüksek oranda gösterilmeli, diğer şartların hazırlanmasında da aynı ilke unutulmamalıdır.
Davacılardan ölenin eşi H. Y. ın emekli kamu görevlisi olduğu dosya kapsamı ile belirgindir. Eşinin diğer davacıların da anne ve kardeşlerinin sağlığını riske atmamak, daha iyi ve özenle bakılmasını sağlamak adına ve bu saikle getireceği mali yüke rağmen özel hastaneyi tercih ettikleri anlaşılmaktadır. Bu güvene layık olunmaması da hasta sahipleri açısından yaralayıcı olacaktır.
Manevi tazminat, gelişmiş ülkelerde artık eski kalıplarından çıkarılarak caydırıcılık unsuruna da ağırlık verilmektedir. Gelişen hukukta bu yaklaşım, kişilerin bedenine ve ruhuna karşı yöneltilen haksız eylemlerde veya taksirli davranışlarda tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranlarda manevi tazminat takdir edilmesi gereğini ortaya koymakta; kişi haklarının her şeyin önünde geldiğini önemle vurgulamaktadır.
Bu ilkeler gözetildiğinde ; aslolan insan yaşamıdır ve bu yaşamın yitirilmesinin yakınlarında açtığı derin ızdırabı hiçbir değerin telafi etmesi olanaklı değildir. Burada amaçlanan sadece bir nebze olsun rahatlama duygusu vermek; öte yandan da zarar veren yanı da dikkat ve özen göstermek konusunda etkileyecek bir yaptırımla, caydırıcı olabilmektir.
Mahkemece, ülkenin ekonomik koşulları, paranın alım gücü , tarafların mali ve içtimai durumları, davalıların eyleminin niteliği ve atfedilen kusur oranı, davacılarda yaratılan elem ve ızdırabın ağırlığı ve manevi tazminatın belirlenmesine ilişkin tüm ilke ve kurallar nazara alınarak davacılar lehine hükmedilen tazminat miktarları yerindedir.
Usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının onanması gerekir.
SONUÇ : Davalı A. Sağlık Hizmetleri San.Ticaret A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA ve aşağıda dökümü yazılı ( 2.456.000.000 ) lira bakiye temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 23.6.2004 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
Old 27-12-2010, 13:23   #19
detay82

 
Varsayılan

Sayın Av. Hakan Eren,

Yargıtay HGK nun bahsettiğiniz 23.06.2004 tarihli kararı, kendi içinde ve Yargıtay ın kendi yerleşik içtihatlarıyla çelişmektedir. Zira kararda manevi tazminatın ceza olmadığı ifade edilmesine rağmen ona caydırıcılık görevi yüklenmiştir.

Yargıtay HGK, yine manevi tazminata ilişkin, 2006/383 K. ve 2006/659 Karar sayılı kararlarının hiç bir yerinde caydırcılık gibi bir kriterden bahsetmemiştir.

Bilindiği üzere, caydırıcılık ceza hukukunun ve suç yaptırımlarının konusudur. Tazminat hukukunun konusu ise haksız eylemler sonucu doğan maddi manevi zararların tazminidir. Örneğin cezaların caydırıcılığından bahsedilirken tazminat miktarlarının caydırıcılığı pek tartışılmamaktadır.

Ceza hukuku ve tazminat hukuku arasındaki tek köprü ise şudur; kural olarak suç oluşturan her eylem, aynı zamanda haksız bir eylemdir.

Özel hukukta, suç vasfı taşıyan ve taşımayan haksız eylemlerde, caydırıcılık düşünülmeden, sadece zararın tazminine çalışılmalıdır. Suç oluşturan haksız eylemlerin caydırıcılığı ise ceza hukukuna bırakılmalıdır.

Ancak, sorumlunun ağır kusuru, umursamazlığı...vb hallerde manevi tazminatın daha fazla takdir edilmesi gerektiği iddia edilebilir.

Konu oldukça tartışmalıdır. Yargıtay da her olayda bu caydırıcılık kriterinden bahsetmemektedir. 4. HD. 2003/4618 E. sayılı kararında da hakaret suçuna ilişkin manevi zarar miktarında caydırıcılıktan bahsetmiştir. Ancak bu kararların istisna olduğunu ve genel kuralı kaldırmayacağını düşünmekteyim.
OĞUZMAN/ÖZ, s.679; HELVACI, s.167; ÖZEL, s.75 ( “telafi edici nitelik ister istemez tatmin ve caydırıcılık fonksiyonunu da beraberinde getirmektedir” demektedir). ; EREN, s.750. görüşü de kayda değerdir.

Konu, aşağıdaki makalede de çok güzel ele alınmıştır.

http://www.turkhukuksitesi.com/makale_645.htm

Saygılarımla.


Old 27-12-2010, 13:28   #20
Av.Mehmet Saim Dikici

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan av.ismaildeger
Sayın Mehmet Saim Dikici,

Bahsettiğim karar, alıntıladığım karar metninden anlaşılacağı üzere manevi tazminata ilişkindir.

Bahsettiğim yargıtay kararı, Türkiye'de maddi tazminat belirlenirken zenginleşme gibi bir kritere bakılmamaktadır ifademle çelişmemektedir.

Eğer Türkiye de manevi tazminat belirlenirken zenginleşmeme kriterine bakılmamaktadır dese idim, çelişkili ifadede bulunmuş olurdum.

Saygılarımla.

Sayın Av. İsmaildeğer,

Evet, maddi tazminat için öyle yazmışsınız. Şimdi bir daha bakınca fark ettim.

Açıklamanız için teşekkürler.

Saygılarımla.
Old 28-12-2010, 14:18   #21
Avukat Hakan Eren

 
Varsayılan

Sayın "av.ismaldeger"

Alıntıladığım HGK kararı

"Manevi tazminat, gelişmiş ülkelerde artık eski kalıplarından çıkarılarak caydırıcılık unsuruna da ağırlık verilmektedir. Gelişen hukukta bu yaklaşım, kişilerin bedenine ve ruhuna karşı yöneltilen haksız eylemlerde veya taksirli davranışlarda tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranlarda manevi tazminat takdir edilmesi gereğini ortaya koymakta; kişi haklarının her şeyin önünde geldiğini önemle vurgulamaktadır."

şeklindeki gerekçesi ile, yeni ve gelişen bir hukuk anlayışına işaret etmektedir.

Tazminat Hukuku'nda da miktar belirlenirken "caydırıcılık" unsuru dikkate alınmalıdır.

Bu unusura değinmemiş kararlara atıf yaparak, bu gerekçenin eleştirilmesinin doğru bir yaklaşım olmadığını düşünyorum.

"Tazminatın belirlenmesinde caydırıcılık unsuruna yer verilmemelidir" diyen yüksek mahkeme görüşü varsa, çelişkiden söz edebiliriz.

Kaldı ki, Yargıtay'ın bu görüşünü kişisel olarak da olumlu buluyorum.

Selam ve saygılarımla...



Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Yargıtay: Akciğere 39 Saçma Saplanması Tazminat Nedeni Değil son yolcu Hukuk Haberleri 4 25-04-2008 12:04
İndirimli satışlara sınırlama geliyor Y£LİZ Tüketicinin Korunması Hukuku Çalışma Grubu 1 06-11-2007 11:26
Dünyanın en saçma yasaları hukukçu42 Hukuk Haberleri 9 08-02-2007 19:50
aile hukukundaki butlan ile borclar hukukundaki butlan arasindaki farklar brkmnks Hukuk Soruları Arşivi 0 09-01-2007 00:06


THS Sunucusu bu sayfayı 0,06999397 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.