Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Site Lokali Edebiyat, Müzik, Spor, Sinema, Bilgisayar.. Site üyelerimizin hukukla ilgisiz konularda sohbetleri için. [Siyaset ve din bu sitede konu dışıdır!]

M. Kemal Atatürk.

Yanıt
Old 06-06-2009, 11:26   #1
üye25928

 
Varsayılan M. Kemal Atatürk.

Düşünüyorum, forumda bir eksiklik var diye, ama bir türlü bulamıyordum. Biraz önce site içinde arama yaptım ve Ulu Önder'imiz için açılmış bir konu bulamadım.
Şüphe yok ki Atamız, bu ülkeyi ilk başta hukukçulara emanet etti. Ben elimden geldiği kadar, burada Atamızın ilginç, bize yol gösterici anılarını paylaşmaya çalışacağım. İlk paylaşımı da hukukla alakalı olması münasebetiyle, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Açılış Konuşması'yla yapmak istiyorum. Yüce Atam, Büyük Nutuk'da yazdığınız gibi "Sizi unutmadık, unutturmamak için elimizden gelen herşeyi yapacağız."


Tüze Devrimi, 1925, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Açılış Konuşması

Sayın Dinleyenler,

Cumhuriyetin yönetim merkezinde bir Hukuk Okulu açmak vesilesi, bugünkü toplantımızı hazırlamış bulunuyor. Bugün tanık bulunduğumuz olay, yüksek memur ve uzman bilginler yetiştirme girişiminden daha büyük bir önemi haizdir. Yıllardan beri süren Türk Devrimi, varlığını ve Zihniyetini toplumsal yaşamın temeli olan yeni hukuk esaslarında saptamak ve güçlendirmek çaresine inanmıştır.

Türk Devrimi nedir? Bu devrim, kelimenin ilk önce işaret ettiği ihtilal anlamından başka, ondan daha geniş bir değişmeyi ifade etmektedir. Bugünki devletimizin şekli yüzyıllardan beri gelen eski şekilleri bir yana iten en gelişkin biçim olmuştur.

Ulusun varlığını sürdürmesi için bireyleri arasında düşündüğü ortak bağ, yüzyıllardan beri gelen biçim ve niteliğini değiştirmiş, yani ulus, dinsel ve mezhepsel bağ yerine, Türk ulusçuluğu bağı ile bireylerini toplamıştır.

Ulus, uluslar arası genel savaşım alanında yaşam nedeni ve güç nedeni olacak bilim ve aracın ancak çağdaş uygarlıkta bulunabileceğini, bir değişmez gerçek olarak ilke saymıştır.

Kısacası, baylar, ulus saydığım değişiklik ve devrimlerin doğal ve zorunlu gereği olarak genel yönetiminin ve bütün kanunlarının ancak dünyasal gereksinimlerden esinlenmek ve gereksinmenin değişmesi ve gelişmesiyle durmadan değişmesi ve gelişmesi esas olan dünyasal bir anlayışı, yaşamı yöneten neden saymıştır.

Eğer yalnız altı yıl önceki anılarınızı yoklarsanız, devletin biçiminde, ulus bireylerinin ortak bağlarında güç kaynağı olacak uygarlık yolunun izlenmesinde, kısacası, bütün örgüt ve gereksinmelerini dayandırdığı hükümlerin görüş noktasından büsbütün başka esaslar üzerinde bulunduğumuzu anımsarsınız. Altı yıl içinde büyük ulusumuzun yaşamının akışında yaptığı bu değişiklik herhangi bir ihtilalden çok fazla, çok yüksek olan en büyük devrimlerdendir.

Çok ulusların kurtuluş ve yükselme savaşımında, sonunu düşünmez derecede coşkun oldukları görülmüştür. Fakat bu gözü dönmüşlük, Türk ulusunun bilinçli coşkunluğuna benzemez.

Sözünü ettiğim büyük devrim yolunda Türk ulusunun şimdiye kadar sarfettiği çalışma, içteki ve dıştaki kötü niyetlilere karşı yorulmaz, yıpranmaz savaşımlar içinde ve doğrudan doğruya ulusal iradenin karşı gelinmez uygulaması alanında ve hukukçular elinde bulunan yasaların ve diğer kuralların varlığından bilinçli olarak, habersiz gibi gözükerek, her şeyden önce Türk ulus ve devletinin yeni varlık biçimini uğraşarak ortaya çıkarmak uğrunda geçmiştir. Şimdi ortaya çıkan bu büyük eserin anlayışını, gereksinmelerini tatmin edecek yeni hukuk esaslarını ve yeni hukukçuları var etmek için girişimde bulunmaya zaman gelmiştir.

Sanırım ki, Ankara Hukuk Okulu ile Cumhuriyet Hukukunu yalnız, dış görünüş ve kelime anlamı biçiminde değil, fakat bilinçsel ve anlamsal niteliği ile, yasaları ile ve hukukçularıyla açıklayacak ve savunacak tedbirleri almaya girişmiş bulunuyoruz.

Cumhuriyet Türkiye’ sinde eski yaşam kuralları, eski hukuk yerine yeni yaşam kurallarının ve yeni hukukun geçmiş bulunması bugün hiç duraksamadan kabul edilecek bir olupbittidir. Bu olupbitti sizin kitaplarınızda ve uygulanma değeri olacak yasalarınızda belirtilecek ve açıklanacaktır.

Öğrenci Baylar ve Hukukçu Baylar,

Yeni hukuk esaslarından, yeni gereksinmelerimizin zorunlu olarak istediği yasalardan söz ederken “her devrim kendine özgü yaptırımı bulunmak zorunludur” gerçeğine, yalnız bu gerçeğe işaret etmiyorum. Boşuna bir çıkışma eğiliminden kendimi uzak tutarak, fakat Türk ulusunun çağdaş uygarlığın niteliklerinden ve bolluklarından yararlanmak için en aşağı üç yüz yıldan beri sarf ettiği çabaların ne kadar elemli ve acı verici engeller karşısında boşa gittiğini tam bir teessür ve uyanıklıkla göz önüne alarak söylüyorum.

Ulusumuzu düşmeye mahkum etmiş ve ulusumuzu verimli bağrında dönem dönem eksik olmamış girişim sahiplerini, çaba ve çalışma sahiplerini, en sonunda bıktırmış ve bozguna uğratmış olumsuz ve yok edici güç şimdiye kadar elimizde bulunan hukuk ve onun içten izleyicileri olmuştur. Belki ağır ve cesurca olan tarihsel gözlemimin seçkin kurulunuz içinde ve Cumhuriyet Hükümetinin bugün hizmetlerinden yararlanmakta bulunduğu değerli memurlar ve yargıçlarımız içinde kimsenin hayretini gerektirmeyeceğine eminim. Bununla birlikte biraz daha, içimden tasarladıklarımı açıklamak için izin vermenizi rica edeceğim. Uluslar arası genel tarihin akışında Türklerin 1453 zaferini, yani İstanbul’ un fethini gözlerinizin önünde canlandırınız. Bütün bir dünyaya karşı İstanbul’ u sonsuzluğa değin Türk topluluğuna kazandırmış olan güç ve kudret, aşağı yukarı aynı yıllarda bulunmuş olan basımevini Türkiye’ ye kabul için hukukçuların uğursuz direncini kırmayı başaramamıştır.

Eskimiş hukukun ve izleyicilerinin basımevinin yurdumuza girmesine izin vermeleri için üç yüz yıl gözlem ve duraksamada bulunmalarını ve basımevinin yandaşı ya da karşıcalığı olarak pek çok güç ve kudret sarfetmelerini gerektirmiştir.

Eski hukukun çok uzak ve çok eski ve yeniden ortaya çıkması gücü olmayan bir dönemi ve o dönemin hukukçularını seçtiğim kanısına kapılmayınız. Eski hukukun ve hukukçularının yeni devrim dönemimizde doğrudan doğruya bana çıkarttıkları zorluklardan örnek getirmeye kalksam başınızı ağrıtmak tehlikesiyle karşılaşırım. Fakat bilesiniz ki Türkiye Büyük Millet Meclisi’ nin kuruluş anlarında onun bugünkü nitelik ve durumunu hukuk esaslarına ve bilim esaslarına aykırı sayanların başında ünlü hukuk bilginleri bulunuyordu. Büyük Mecliste egemenliğin kayıtsız koşulsuz ulusta olduğunu belirten kanunu önerttiğim zaman bu esasa Osmanlı Anayasasına aykırılığından dolayı karşı çıkanların başında yine eski ve bilimsel hünerleriyle ulusu aldatan tanınmış hukuk bilginleri bulunuyordu.

Sayın Baylar,

Hatta Cumhuriyetin ilanından sonra olan feci bir olayı da uyanık bakışlarınızın önünde canlandırmak isterim. En büyük kentimizin bu yurtta belki Avrupa’ da öğrenim görmüş yüksek uzmanlardan oluşan baro kurulu, açıkça halifeci olduğunu duyuran ve duyurmakla öğünen birisini seçip kendisine başkan yapmıştır. Bu olay eskimiş hukuku izleyen eskimiş hukukçuların cumhuriyet anlayışına karşı içten ve gerçek olan durum ve eğilimini belirlemeye yetmez mi? Bütün bu olaylar, devrimcilerin en büyük fakat en sinsi düşmanı, çürümüş hukuk ve onun düzeltilemez hukukçuları olduğunu gösterir. Ulusun ateşli devrim atılımları sırasında sinmek zorunda kalan eski kanun hükümleri, eski hukukçular, iyilik yolunda gidenlerin etkisi ve ateşi yavaşlamaya başlar başlamaz derhal canlanarak devrim esaslarını ve onun içten izleyicilerini ve onların değerli ülkülerini mahkum etmek için fırsat beklerler. Bu fırsat eski kanunların varlığı ve eski hukuk esaslarının yürürlüğü ile ve eski anlayışını içten ve yürekten olarak korumada inatçılıkla direnen yargıçların ve avukatların varlığı ile sağlanır.

Bugünkü hukuksal etkinliklerimizin nedenlerini açıklamış oluyorum umudundayım.

Büsbütün yeni kanunlar yaparak eski hukuk esaslarını temelinden ortadan kaldırmak girişimindeyiz. Ve yeni hukukun esasları ile alfabesinden öğrenime başlayacak bir yeni hukuk kuşağını yetiştirmek için bu kurumları açıyoruz. Bütün bu uygulamada dayanağımız ulusun işe yatkınlığı ve yeteneği ve kesin iradesidir. Bu girişimlerde arkadaşlarımız yeni hukuku, bizimle birlikte, sözünü ettiğim nitelikte anlamış olan seçkin hukukçularımızdır.

Genel yaşamımızın yeni hukuksal esasları kuram ve uygulama alanında görünüp gerçekleşinceye kadar geçecek zamanı sağlayan doğrudan doğruya ulusumuz ve onun devrimindeki yorulmaz ve yıpranmaz güç olacaktır.

Öğrenci Baylar,

Yeni Türk toplum yaşamının kurucusu ve güçlendiricisi olmak savı ile öğrenime başlayan sizler, Cumhuriyet döneminin gerçek hukuk bilginleri olacaksınız. Bir an önce yetişmenizi ve ulusun isteğini eylemsel olarak tatmine başlamanızı ulus sabırsızlıkla beklemektedir. Sizi yetiştirecek olan profesörlerin üzerine düşen görevi hakkıyla yerine getireceklerine eminim.

Cumhuriyetin yaptırımı olacak bu büyük kurumun açılışında duyduğum mutluluğu hiçbir girişimde duymadım ve bunu açığa vurmakla ve belirtmekle hoşnutum.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk
Old 06-06-2009, 23:42   #2
üye25928

 
Varsayılan



Bu Mütevazi Şahsiyeti, aşağıdaki hukuki bir anıda daha iyi anlayacağınıza eminim.

Atatürk’e Hakaret Eden Köylü

Atatürk’e hakaretten sanık bir köylü hakkında kovuşturma yapılıyordu. Durumu Ata’ya bildirdiler.
- Mahkemeye veriyoruz, dediler, size küfür etmiş.
Atatürk sordu:
- Ben ne yapmışım ona?
Soruşturma evrakını inceleyenler açıkladılar:
- Gazete kağıdı ile sardığı sigarayı yakarken kağıt tutuşmuş da ondan.
Bunu söyleyen o zamanın bakanlarından biridir. Bakana şu soruyu yöneltmiş:
- Siz hiç gazete kağıdı ile sigara içtiniz mi?
- Hayır...
- Ben Trablus’ta iken içmiştim. Pek berbat şeydir. Köylü gene bana az küfretmiş. Siz bunun için mahkemeye vereceğiniz yerde, ona insan gibi sigara içmeyi sağlayınız.

H. BESLEYİCİ, Atamız Atatürk, s.95-96
Old 06-06-2009, 23:49   #3
üye25928

 
Varsayılan

Demokrasi anlayışı üzerine bir anı...

Soramazdın


Bir halk toplantısında, bir genç O’na şu soruyu sordu:
- Paşam, size diktatör diyorlar, ne dersiniz?
- Ben, diktatör olsaydım, sen bana şimdi bu soruyu soramazdın?

Hadi BESLEYİCİ, Atatürk’ü Anlamak, s.129
Old 06-06-2009, 23:51   #4
üye25928

 
Varsayılan Demokrasiden devam edelim...

Ömür boyu Cumhurbaşkanlığı teklifi söylentileri üzerine gazetecilere söyledikleri:

Bana öteden beri bu ve buna benzer tekliflerde bulunanlar çok olmuştur. Siz ve kamuoyu bilmelisiniz ki bu yoldaki teklifler hoşuma gitmemiştir ve gitmez. Benim gayem Türkiye’de, yeni Türkiye Cumhuriyeti’nde millet egemenliğini takviye etmek ve ebedileştirmektir. Dediğiniz gibi bir teklifi, benim idealimi cidden rencide eden bir mânada telâkki ederim. Bu noktada şu veya bu tefsirlere giden sözlerin mânasını, beni iyi tanımış olan Türk milleti benden daha iyi takdir eder.

1930 (Cumhuriyet gazetesi, 26. 9. 1930)
Old 07-06-2009, 00:02   #5
üye25928

 
Varsayılan Alman Hukuk Profesörünün ilginç anısı

Büyük Adam Ölünce

sene 1938, 10 kasım...

İstanbul Üniversite'sinde saat 9'u 5 geçenin meşum haberi duyulmuş... Bir Alman Profesör var, hukuk fakültesinde, o da duymuş, şaşırmış. Derse girsin mi, girmesin mi bir türlü karar veremiyor. O sırada aklına rektöre müracaat etmek gelir. kalkar, yanına gider. aralarında şu konuşma geçer:

- Efendim, mütereddidim. acaba ne yapsam?

- Sizde böyle büyük bir adam ölünce ne yaparlarsa, onu yapın.

işte o zaman alman profesör kollarını iki yana sarkıtarak:

- Bizde bu kadar büyük bir adam ölmedi ki... der.

(Yücebaş Hilmi, Atatürk'ün nükteleri, fıkraları,
hatıraları, İstanbul, Kültür kitabevi, 1963, sh. 39)
Old 07-06-2009, 00:08   #6
üye25928

 
Varsayılan Atamızın TC Kimlik Numarası

Mustafa Kemal Atatürk'ün tc kimlik numarası:10000000146



'Merkezi Nüfus İşleri Sistemi' adı verilen projenin başdanışmanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan, "Sistem 11 rakamdan oluşuyor. Ancak son 2 rakam numaranın güvenliğini sağlamak amaçlı konuyor. Dolayısıyla son iki rakamı devreden çıkardığımızda Atatürk'ün numarası sistemin ilk başlangıç numarası olan 100000001 (Yüz milyon bir). Sonundaki rakam 46 ise bir hataya sebebiyet verilmemek için kullanılan güvenlik numarası" dedi.
Old 07-06-2009, 00:15   #7
üye25928

 
Varsayılan

Bugüne kadar defalarca atamızın o eşsiz portrelerine resimlerine baktım ama onu videolarda görmek pek mümkün olmamıştı. Hepinize iyi seyirler diliyorum.


Harbiye marşının değişik bir versiyonunun kurtuluş savaşı ve sonrasında..
http://www.youtube.com/watch?v=T0pI7h79Ego

Atatürk'ün görüntüleri ve cenazesi müzik eşliğinde...
http://www.youtube.com/watch?v=5lMehC22o5A

Atatürk'ün İran Şahı Rıza Pehlevi ile eski görüntüsü..
http://www.youtube.com/watch?v=BuQ8oWvwsUg

Atatürk'ün meclisi açarken milletvekillerine yaptığı açılış konuşması
http://www.youtube.com/watch?v=JHruYr67-uQ

Atatürk'ün amerika devletine yaptığı konuşma
http://www.youtube.com/watch?v=j9x1xyfeoeU

Atatürk evlatlığıyla Floryada evinin bahçesinde..
http://www.youtube.com/watch?v=ubeVl6wzDMM

Atamızın Türkiye turu sırasında kahve içerken görüntüsü
http://www.youtube.com/watch?v=Lrp0bHaa1ek

Atatürk yurt gezisinde bir köylüyü dinlerken
http://www.youtube.com/watch?v=KqHxe6tPRCk

Atatürk tren kalkmadan önce halkla sohbet ediyor..
http://www.youtube.com/watch?v=h0jCDgVXaSQ

Atatürk'ün meclisten çıkarken vekillerle toplu yürüyüşü
http://www.youtube.com/watch?v=_vF4wa0wmJ8

Atatürk'ün dolmabahçeyi ziyareti
http://www.youtube.com/watch?v=zUKhHhqZhW4

Kurtuluş savaşı sonrasında Atamızın Samsunu ziyareti..
http://www.youtube.com/watch?v=I521h4rNUFg

Atatürk floryada yüzerken evlatlığıyla birlikte..
http://www.youtube.com/watch?v=sBVqttxA5Hk

Kurtuluş Savaşı sonrası Atmızın Kayseri gezisi..
http://www.youtube.com/watch?v=092ymUfFkhw

Cumhuriyer İlanı ve Latife Hanımla Beraber...
http://www.youtube.com/watch?v=l2EoBfBxqtY

Atamız Kortej İzlerken
http://www.youtube.com/watch?v=dize5vk_B34

Atamız kurtuluş savaşından sonra Amasyayı ziyaret ediyor..
http://www.youtube.com/watch?v=fbcmu06dBr8

Atamızın evi...
http://www.youtube.com/watch?v=QxFrBkYtuBE

Atatürk, İsmet İnönü ile beraber vapurda
http://www.youtube.com/watch?v=QFrIodtJAiQ

Atatürk çalışırken...
http://www.youtube.com/watch?v=QYdEYhIXT78
Old 07-06-2009, 23:10   #8
üye25928

 
Varsayılan Genelgeyle Devrim Olmaz

GENELGEYLE DEVRİM OLMAZ

1924 yılının ilkbaharıydı. Erzurum ve Pasinler'de depremde birçok köyün evleri yıkılmıştı. Zarar gören halkla görüşmek için Pasinler'e gelen Atatürk, halkın içinden ihtiyar bir köylüyü çağırdı:
- Depremden çok zarar gördün mü, baba? diye sordu. Atatürk ihtiyarın şüphesini görünce, tekrar sordu:
- Hükümet sana kaç lira verse, zararını karşılayabilirsin? İhtiyar, Kürt şivesiyle:
- Valle Padişah bilir! dedi
Atatürk gülümsedi. Yumuşak bir sesle:
- Baba, Padişah yok; onları siz kaldırmadınız mı? Söyle bakalım zararın ne?
İhtiyar tekrar etti:
- Padişah bilir!...

Bu cevap karşısında kaşları çatılan Atatürk, Kaymakam'a döndü:
- Siz daha devrimi yaymamışsınız! dedi
Bu sırada görevini başarmış insanlara özgü bir ağırbaşlılıkla ortaya atılan tahrirat katibi:
- Köylere genelge yolladık Paşam, dedi. Atatürk'ün fırtınalı yüzü, daha çok karıştı:
- Oğlum, dedi, genelgeyle devrim olamaz!..."

Ahmet Hidayet Reel
Old 07-06-2009, 23:26   #9
üye25928

 
Varsayılan ünlü "uşaklık" anısı

İngiliz Kralı VIII. Edward İstanbul’a Atatürk’ü ziyarete geldiği zaman, Atatürk kendisine bir akşam ziyafeti vermişti. Ziyafetten önce:

- Bana İngiltere sarayında verilen ziyafetler ne şekilde olur, onu bilen birisini yahut bir aşçı bulunuz!... dedi.

Sonunda İngiliz sofra merasimini bilen bir kişiden öğrenerek sofrayı o şekilde düzene koydular... Akşam Kral sofraya oturunca kendisini kral sarayında zannederek memnun oldu. Atatürk’e dönerek:

- Sizi tebrik eder ve size teşekkür ederim. Kendimi İngiltere’de zannettim, diyerek memnuniyetini bildirdi.

Sofraya hep Türk garsonlar hizmet etmekte idi. Bunlardan bir tanesi heyecanlanarak, elindeki büyük bir tabakla birdenbire yere yuvarlandı. Yemekler de halılara dağıldı. Misafirler utançlarından kıpkırmızı kesildiler. Fakat Atatürk Kral’a eğilerek:

- Bu millete her şeyi öğrettim, fakat uşaklığı öğretemedim,” dedi. Bütün sofradakiler Atatürk’ün zekasına hayran oldular. Atatürk garsona da “görevine devam et” emrini verdi.

Ahmet Niyazi BANOĞLU, Nükte ve Fıkralarla Atatürk, s186-189
Old 07-06-2009, 23:35   #10
üye25928

 
Varsayılan Sorumluluk.

YENİLSEYDİK SORUMLU BEN OLACAKTIM

Bir aralık konu İstiklâl Savaşı'na geldi. Dikkat ettim, Binbaşılar dahil her komutanın hangi birliğe komuta ettiğini, nerede bulunduğunu, -bir gün önce olmuş gibi- hatırlıyordu. O savaş ki araç, gereç, personel kıtlığı bugün güç tasavvur edilirdi. Tümenlere binbaşılar, Kolordulara yarbaylar komuta ediyordu! Fakat, bu kadro canını dişine takmış bir ekipti. var olmak ya da olmamak bu savaşın sonucuna bağlıydı. 30 Ağustos bu ruh haletinin eseriydi. Böyle bir dramı, hem yazarı, hem baş aktörünün ağzından dinlemek müstesna bir mutluluktu. O anılar Ata'yı coşturdukça coşturuyordu. Anlatmalarında abartma yoktu. Ama bu anlatış öylesine canlı, öylesine plastikti ki, hepimiz heyecandan heyecana sürükleniyorduk. Anlatışlarını şöyle bağladı:
- İşte büyük zafer böyle ortak bir eserdir. Şerefler de ortaktır.

Bu alçakgönüllülük şaheseriyle konunun kapanacağını tahmin ediyorduk. Bu arada Atatürk bir duraklama yaptı. Sonra içine dönük, adeta kendisiyle konuşur gibi ilave etti:
- Ama yenilseydik sorumluluk ortak olmayacak yalnız bana ait olacaktı.

Bu belagat karşısında gözyaşımı tutamadım. Tarihin, zaferleri kendine maleden, yenilgileri ise maiyetine yükleyen sahte kahramanlarını hatırladım.

Ord. Prof. Sadi IRMAK

Kaynak: Sadi Irmak, Ord Prof. - Atatürk'ten Anılar, 1978
Old 07-06-2009, 23:39   #11
üye25928

 
Varsayılan Halk İradesine Saygısı

1935 senesinde idi. Atatürk'ün Çanakkale'ye geleceği rivayetleri dolaşıyordu. O zamanlar dünyanın bazı yerlerinde olduğu gibi, memleketimizin de bazı bölgelerinde Yahudiler aleyhinde bir hareket ve ayaklanma başgöstermişti. Bu hal karşısında bütün Museviler mallarını, mülklerini satarak yolculuğa hazırlanıyorlardı. Bunlar, o zaman rivayet olduğuna göre Filistin'e gitmek istiyorlardı. Bunlar, o zaman rivayet olunduğuna göre Filistin'e gitmek istiyorlardı. İşte bu sıralarda "Atatürk Çanakkale'ye geliyor!" dediler. Çok sevindim. Çünkü Atatürk'ü daha önce hiç görmemiştim. Heyecanla Atatürk'ün geleceği Balıkesir Caddesi'ne koşarak gittim. Bütün Çanakkale halkı orada toplanmıştı. Ben de bir kenara dikildim. Bu esnada yanımda tesadüfen bulunan birkaç Yahudi'nin fısıltı ile pek hararetli olarak konuştuklarını gördüm. Alakadar olmaya vakit kalmadan karşıdan birkaç otomobil göründü. "Atatürk geliyor!" sözü yeniden ağızdan ağıza dolaştı.

Halkın "Yaşa, varol!" nidaları arasında Atatürk otomobilinden indi. Alkışlar devam ediyor, o da halkın ortasında ilerliyordu. Garip bir tesadüf ve talih eseri olarak Atatürk bizim önümüze gelince hafif bir duraklama yaptı. Halka bakıyor ve kalabalığı selamlıyordu. Tam bu esnada yanımad bulunan ve biraz evvel fısıltı halinde, fakat hararetli konuşan Yahudilerden biri, ileriye doğru yürüdü ve Atanın önüne atıldı. Muhafızlar mani olmak istediler. Atatürk:

- Bırakın, gelsin! dedi.

Bu Musevi vatandaş, Atatürk'ün önünde ellerini açtı, omuzlarını yukarıya kaldırarak:

- Paşam bizi kovuyorlar. Biz ne yapacağız? dedi.

Atatürk, bu şekilde önüne atılan bu adamın ne demek istediğini ve kim olduğunu derhal anlamıştı. Buna rağmen sordu::

- Sen kimsin?

- Ben Paşam, Çanakkale Musevilerinden Avram Palto.

- Sizi kim kovuyor? Hükümet mi Kanun mu? Polis mi? Jandarma mı? Bana söyle? dedi.

Bu Musevi vatandaş durakladı, şaşaladı. Biraz sonra kendini toparlayarak cevap verdi:

- Hayır Paşam, halk kovuyor.

Atatürk, bu adamın yüzüne dikkatle baktı, gülümsedi ve:



- Halk isterse beni de kovar, dedi ve yürüdü.


C. YALÇIN
Hilmi Yücebaş, Atatürk'ün Nükteleri-Fıkraları-Hatıraları, s.68
Old 07-06-2009, 23:41   #12
üye25928

 
Varsayılan Atatürk Sevgisi.

Atatürk, muhtelif vesilelerle maiyetinde çalışan kimselerin samimiyet ve sadakatlarını imtihan etmesini gayet iyi bilirdi. İnsanların halet-i ruhiyesini, niyet ve emellerini teşhis ve temyiz etmekte şelaleler saçan bir zekaya malikti.
O büyük insan, bir gece Çankaya köşkündeki bir ziyafette devrin vekillerinden maruf bir zata şöyle bir sual sorar:
- Beni hakikaten sever misiniz?
Muhatabı hemen cevabı yapıştırır:
- Sevmek ne kelime Ata'm, taparım!
- Peki her dediğimi de yapar mısınız?
- Derhal
Atatürk, bu söz üzerine belinden tabancasını çıkarır ona uzatır.
- Öyleyse, al tabancamı, sık kafana...
- “Aman Atam” der, herhalde benimle şaka ediyorsunuz. Benim ölmemi istemezsiniz. Meseleyi anlayan Atatürk, yeleleri kabaran bir aslan mehabetiyle dışarıda hizmet eden askeri yanına çağırıp aynı sualleri sorup, cevabını aldıktan sonra, karşısında Toroslar’dan kopmuş bir kaya parçası gibi duran bu bağrı yanık Anadolu çocuğuna tabancasını uzatıp kafasına sıkmasını emreder. Aslan Mehmetçik, bu emri bilatereddüt yerine getirir, fakat kendisine bir şey olmaz. Çünkü, Atatürk, daha önce tabancasındaki merminin kurşununu çıkarmıştır.
İşte o zaman, Atatürk yanındakilere şöyle der:
- Beni ve vatanı seven hakiki insanı gördünüz mü?
Ruhu şad olsun.

Atatürk'ün Nükteleri-Fıkraları-Hatıraları, Sh 17
Old 07-06-2009, 23:44   #13
üye25928

 
Varsayılan Yanına Aldığı İlk Er

YANINA ALDIĞI İLK ER

O, Samsun'a çıktığı zaman, üstü başı yırtık, postalları patlamış, silahsız bir er gördü. Yüzünün rengi bakıra dönmüş, yağlan eriyip kemik ve sinir kalmış bu Türk askeri ağlıyordu. O'na sordu:
- Asker ağlamaz arkadaş, sen ne ağlıyorsun?
Er irkildi, başını kaldırdı. Bu sesi tanıyordu ve bu yüz ona yabancı değildi. Hemen doğruldu ve Anafartalar'daki Komutanını çelik yay gibi selamladı.
- Söyle niçin ağlıyorsun?
İç Anadolu'nun yanık yürekli çocuğu içini çekti:
- Düşman memleketi bastı, hükümet beni terhis etti. Silahımızı elimizden aldı. Toprağıma giren düşmanı ne ile öldüreceğim? Kemal Atatürk, er'in omzuna elini koydu:
- Üzülme çocuğum, dedi. Gel benimle!
Ve Samsun deposunda giydirilip silahlandırarak yanına aldığı ilk er bu Mehmetçik oldu.

Burhan Cahit MORKAYA
Old 11-06-2009, 15:53   #14
üye25928

 
Varsayılan Türk Orduları Başkumandanıyım..

TÜRK ORDULARI BAŞKUMANDANIYIM

Afyonkarahisar'ın hatlarının çözülmesi sonunda birkaç Yunanlı tutsak, geceleyin Mustafa Kemal'in çadırına getirilmişti. Bunlardan birisi, Muzaffer Generalin doğup büyümüş olduğu Selanik'ten gelmişti. Yüz, kendisine yabancı gelmediğinden ve üniformasında da hiçbir bellilik görmediğinden kim olduklarını ve rütbelerini sormaya başlamıştı.
- Binbaşı mısınız?
- Hayır.
- Albay mı?
- Hayır.
- Korgeneral mi?
- Hayır.
- Peki nesiniz?
- Ben Mareşal ve Türk Orduları Başkomutanıyım! Şaşkınlıktan ağzı açık kalan Yunanlı kekeledi:
- Bir başkomutanın savaş hattına bu kadar yakın yerlerde dolaşması işitilmiş değil de!..

General SHERRIL

Kaynak: General Sherril - Atatürk Nezdinde Bir Yıl Elçilik, 1935
Old 12-06-2009, 00:10   #15
üye25928

 
Varsayılan 2. Dünya Savaşı

İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI

Hastalığının ilerlemiş zamanında:
"Hatta bir gün, bizim önümüzde bazı siyasi sorunlara değinip Romanya' da yapılan hükümet değişmesinden söz ederken, bir patriğin işbaşına gelmiş olmasından hayret duyduğumu söyledim. Bu nedenle İkinci Dünya Savaşı'nın da yaklaşmakta olduğunu anıştırarak dedi ki:
- "Bir savaş çıktığı takdirde, kanımca yansız kalmalıyız. O zaman birçok fırtınalar kopacak. Devlet gemisini gayet ustaca yöneterek işin içinden sıyrılmaya çalışılmalıdır." dedi.

Prof. Dr. Nihat Reşat BELGER

Kaynak: Nihat Reşat Belger - Atatürk'ün Hastalığı
Old 23-06-2009, 14:52   #16
üye25928

 
Varsayılan

İZMİR SUİKASTI

İzmir'de hazırlanan o alçakça suikastın sonuçsuz kalmasından sonra bir gün bize şu olayı anlatmıştı:
- "Ziya Hurşit'in beni öldürmeye memur ettiği iki zavallı vardı. Sorguları yapıldıktan sonra bunların birisini yanıma çağırdım. Odada kimse yoktu. Kendisine sordum:
- Sen Mustafa Kemal'i öldürecekmişsin, öyle mi?
- Evet, dedi. Ben yine sordum:
- Mustafa Kemal ne yapmıştı ki onu öldürecektin?
- Fena bir adammış o. Memlekete çok fenalık yapmış. Sonra bize onu öldürmek için para da vereceklerdi.
- Sen Mustafa Kemal'i tanıyor musun?
- Hayır.
- O halde tanımadığın bir adamı nasıl öldürecektin?
- Geçerken işaret edecekler, Mustafa Kemal işte budur, diyeceklerdi. Biz de öldürecektik.
O zaman cebimdeki tabancayı çıkararak kendisine uzattım:
- Mustafa Kemal benim, haydi al eline tabancayı, öldür, dedim.

Herif benden bu karşılığı alınca yıldırımla vurulmuş gibi oldu. Bir süre şaşkın şaşkın yüzüme baktıktan sonra diz üstü kapanarak hüngür hüngür ağlamaya başladı.

Yahya Galip KARGI

Kaynak: Yücel Dergisi, 1948
Old 23-06-2009, 14:55   #17
üye25928

 
Varsayılan Atatürk'ün Yargıç Kararına Saygısı

Atatürk'ün Yargıç Kararına Saygısı

Ölümünden iki yıl önce Atatürk'ün canına kıymak için kurulan bir düzen meydana çıkarılmıştı. Hem bu düzeni kurmakla suçlanan kimse "Milli Mücadele"den beri Ata'nın yolunda çalışmış; sevgi ve güvenini kazanmış, birçok iyiliklerini de görmüş biriydi. Haber, yurtta şaşkınlık ve tiksinme yaratmıştı. Herkes bunu konuşuyor, "Nasıl olur, Nasıl olur!" diyor, bir türlü herhangi bir nedene bağlayamıyordu. Sanık tutuldu. Adalete teslim edildi. Fakat Atatürk, olaydan haberi yokmuş gibi, bu konuda ne düşündüğünü açıklamak için ağzını açmadı. Adalet son sözünü söyleyinceye dek sustu. Atatürk'ün bu suskunluğu, çeşitli yorumlara uğramıştı. Kimi "Bu üzüntülü olayı anmak istemiyor" dedi. Kimi de "Bunun doğru olduğuna inanmıyor" diye düşündü. Sanığa yükletilen suç, yargı yerinde ispat edilemediği için adam aklandı. İşte, yargıç kararını bu yolda verdikten sonradır ki Atatürk bu konuda ağzını ilk ve son kez olarak açtı ve yalnız şunu dedi: "Suça yeltenilmiştir; ancak yargıç buna kanacak ölçüde kanıt bulmuş değildir. ( Mehmet Ali Ağakay )
Old 24-06-2009, 21:46   #18
üye25928

 
Varsayılan

MUTSUZ LİDER

Bir akşam sofrasının hararetli bir döneminde Mustafa Kemal, kişisel özgürlüğünün birçok bölümlerinden yoksun bırakılması acısını hüzün dolu sözlerle şöyle anlattı:

- "Şimdi siz buradan ayrılır, istediğiniz yerde gezer dolaşırsınız. Benim gözümde bunun ne büyük mutluluk olduğunu bilemezsiniz. Halime bakın, sahip olduğunuz bu özgürlükten yoksunum, cumhurbaşkanıyım ama köşeye atılmış ve özgürlüğü sınırlı bir insanım. Bütün eğlencem, akşamları soframa topladığım arkadaşlara ayrılmıştır. Haydi şimdi buradan ayrılıp bol bol dolaşın, istediğiniz yerlere girip çıkın, arzu ettiğiniz gibi eğlenin. Ben de bunun hayaliyle avunurum." dedi.

O akşam hepimiz masadan erken ayrıldık.

Damar ARIKOĞLU
Kaynak: Damar Arıkoğlu - Hatıralar, 1961
Old 25-06-2009, 15:02   #19
üye25928

 
Varsayılan

ASKERLE GÜREŞ

Bir gezisinde, Kolordu binasının kapısında aslan yapılı bir Mehmetçik gördü. Çağırdı ve güler yüzle sordu:
- Sen güreş bilir misin?

Yanındakilerden en kuvvetli görünenlerle Mehmetçiği güreştirdi. Genç asker her zaman üstün geliyordu. Çok neşelendi, ayağa fırladı.

Ceketini çıkarıp Mehmet'e ense tuttu:
- Haydi, bir de benimle güreş!

Katıksız ve temiz Anadolu çocuğu Ata'sının yüzüne hayranlıkla baktı:
- "Atam," dedi. "Senin sırtını yedi düvel yere getiremedi. Bir Mehmet mi bu işi başarır?"

Gözleri doldu ve ağlamamak için gülmeye çalıştı.

Tahsin UZER

Kaynak: Millet Dergisi, 1946
Old 27-06-2009, 20:21   #20
üye25928

 
Varsayılan

ALÇAKGÖNÜLLÜ

Atatürk'ü, 1938 Gençlik ve Spor Bayramı günü, son defa, 19 Mayıs Stadyumu'nda gördüm. Şeref tribünü kapısında -o zaman küçük bir çocuk olan kızıma- o günün anısı olan rozetini taktırmayarak bir şeyler söylüyordu. Zayıf ve yorgundu.

Kızımdan Atatürk'ün kendisine neler söylediğini sordum:
— Rozette resmim varmış, nasıl takarım? dedi.
Zeki ve alçakgönüllü Atatürk rozetteki resmi görmüştü.

Bu, O'nun stadyuma ilk ve son gelişi, sanki gençliğe vedası oldu.

Nasuhi BAYDAR

Kaynak: Tan Gazetesi, 10.11.1946
Old 28-06-2009, 16:58   #21
üye25928

 
Varsayılan

SOKAK ÇOCUĞU

Atatürk'e, düşmanlarından bir bayan, bir yabancı gazetede (sokak çocuğu ve zalim) diye yazılar yazmak küçüklüğünü göstermişti.
Bir gün Yat Kulüp'te Atatürk, arkadaşlarına bu yazıdan söz ederek demiştir ki:

- Bana sokak çocuğu diye yazmış... Ben pek küçük yaşta yatılı bir öğrenci olarak okullara girmedim. İdadi'den Harp Okulu'na, oradan da orduya hizmete gittim. Sorarım sizlere, benim sokakta oynamaya vaktim mi vardı? Bana (zalim) diyormuş... Ben eğer bu vatana ihanet eden birkaç adamı mahkemeye vererek, kanun çerçevesinde bu adamlar cezalarını buldularsa, benim onlara karşı sevgimden ziyade, Türk milletine sevgim daha büyüktür... Bu nedenle Türk milletine onların zararlı vücutlarını feda ettim..." demişlerdir.

Enver Behnan ŞAPOLYO


Kaynak: Enver Behnan Şapolyo - Milli Mücadele Tarihi, 1944
Old 19-07-2009, 21:12   #22
üye25928

 
Varsayılan 7 Mart 1923 Tarsus

7 MART 1923 TARSUS

Mustafa Kemal İstasyon'dan şehre doğru, bir süre yaya olarak yürüdü. O'nu görmek için sabahtan itibaren yolları dolduran Tarsusluların arasından neşe ile selamlar vererek, ilerledi. O sırada ansızın bir olayla karşılaştı.
Millî Mücadele'deki çete giysili bir kadın, Atatürk'ün yolunu keserek ayağına kapandı. Gözyaşlarıyla şöyle haykırıyordu:
- "Bastığın toprağa kurban olayım Paşam!"
Mustafa Kemal onu yerden kaldırmak için eğilirken kulağına bu kadının Kurtuluş Savaşında cephelerde çarpışmış olan (Adile Çavuş) olduğunu fısıldadılar.
Gözlerinden iki damla yaş düşen Mustafa Kemal, bu güneşten yüzü yanmış kadının elinden tutup ayağa kaldırdı ve ona şöyle seslendi:
- "Kahraman Türk kadını! Sen yerlerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde yükselmeye layıksın."

Taha TOROS


Kaynak: Taha Toros - Atatürk'ün Adana Seyahatleri, 1981
Old 26-07-2009, 11:58   #23
Doç. Dr. Özge Yücel

 
Varsayılan

ULUSUN BAĞRINDA BİR SAVAŞÇI

Amasya’da pek de beklenmeyen bir biçimde Kurtuluş Savaşı için ilk kararları aldırmayı başaran Mustafa Kemal, Kâzım Karabekir’in çağrısına uyup Erzurum’da toplanacak kongreye katılmak için yol hazırlıklarına başlamıştı. Ama o günlerde kafilenin geçeceği Sivas’ta Mustafa Kemal karşıtı hareketlerin başlaması sorun yaratmıştı. Buna da İçişleri Bakanı Ali Kemal’in Mustafa Kemal’in ordu müfettişliği görevinden alındığını bildiren genelgesi yol açmıştı. Ali Kemal’e göre Mustafa Kemal, Redd-i İlhak dernekleri gibi “halkı haksız yere kırdırtan ve haraca kesen” yasadışı kuruluşları desteklemişti.
Ali Kemal’in genelgesini öğrenen Mustafa Kemal, bakanlığa çektiği ve “III. Ordu Müfettişi ve Padişahın Fahri Yaveri” sanlarıyla imzaladığı telgrafta (28 Haziran 1919), kendisinin ordu müfettişliğine padişahın iradesiyle atandığını ve o zamana değin görevden alındığına ilişkin ne başbakanlıktan ne de bakanlıktan hiçbir resmi yazı almadığına dikkat çekerek, İçişleri Bakanının bu genelgesinin “ne gibi sakat düşünceler altında cereyan ettiğini” bilmediğini belirtmişti.

Mustafa Kemal’in bu telgrafına bakanlıktan çekilen Şevket Turgut yanıt vermişti. Paris Barış Konferansı’na bir heyetin gönderildiğini anımsatan eski bakan, düşmanların Türkiye hakkındaki düşüncelerinin olumlu yönde değiştiğini savunduktan sonra müttefiklerin isterlerse kendisini kolayca ele geçirebileceklerini öne sürerek Mustafa Kemal’den böyle bir olaya yol açmadan başkente “teşrif etmesini” dostça dilemişti.

Devamı için tıklayınız http://www.turkceninrenkleri.org.tr/TR/Genel/BelgeGoster.aspx?F6E10F8892433CFFAAF6AA849816B2EFF 01B9CC4F1C001E7

Şerafettin Turan, MUSTAFA KEMAL ATATÜRK - Kendine Özgü Bir Yaşam ve Kişilik
Old 20-08-2009, 08:32   #24
üye25928

 
Varsayılan Benİm Adim Ata DeĞİl

Benİm Adim Ata Değil

Atatürk'ün sinirlendiği önemli bir nokta vardı. Gazetelerde, kendisine "Ata" denildiğini okudukça şöyle dedi:
— Benim adım Ata değil, Atatürk'tür! Bazı gazeteler neden böyle yazarlar?

Şükrü KAYA

Kaynak: Dünya Gazetesi, 10.11.1953
Old 24-08-2009, 10:38   #25
Doç. Dr. Özge Yücel

 
Varsayılan

MUSTAFA KEMAL GİBİ DÜŞÜNMEK!..

Tarih, 18 mayıs 2002... Yer, İtalya’nın Perugia kenti...

Genç Türk işadamı Utku Oğuz, bilgisayarında kayıtlı son Atatürk fotoğrafını projeksiyon makinasının aydınlattığı duvara yansıtıp sözlerini tamamladı:

- İşte, Anadolu aydınlanmasının temeli olan Türk Devrimi budur...

Perugia’nın önde gelen kişilerinin oluşturduğu Felsefe ve Tarih Kulübü’nün üyeleri ve konuklar büyük bir coşkuyla alkışladılar genç adamı.

Genç adam da bir saatlik “1918-1939 arası Türkiye ve Atatürk Reformları” konferansının gördüğü ilgiden mutlu, biraz da şaşkındı!.. Kulübün başkan yardımcısı İtalyan dostu bir süre önce, “Şu hayranı olduğun ve her karşılaşmamızda bana anlatıp durduğun Atatürk’ü bizim kulüp üyelerine de anlatır mısın?” dediğinde hiç tereddütsüz kabul etmiş, ama böylesine yoğun bir ilgi ve heyecanla karşılanacağını düşünmemişti...

Ama Utku Oğuz için o 18 Mayıs gecesini asla unutulmayacak kılan yorum, orada konuk olarak bulunan yaşlı bir Norveçliden geldi:

- Norveç dilinde “Mustafa Kemal gibi düşünmek” diye bir deyim vardır... Herhangi bir problem karşısında, çözümü imkansız olduğu düşüncesiyle hemen kestirmeden teslim olma eğiliminde olan, ne yapıp edip bir çözüm üretmek için yaratıcılığını zorlama zahmetine katlanmak istemeyen ruh ve zihin tembeli kişilere söylenir bu söz...Bu tip insanlara derhal, “hayır, yanılıyorsun bu problemin mutlaka bir çözümü olmalı; biraz da Mustafa Kemal gibi düşün” deriz... Ancak sizin bu geceki sunuşunuzdan sonra bu sözün arkasındaki anlamı çok daha derin bir şekilde kavramış durumdayım; bu güzel fotograflar eşliğinde yaptığınız sunuşunuz bana bu yaşımda bir şey daha öğretti; yani benim ana dilim olan Norveç’ceye yerleşmiş olan eski bir deyimin arkasındaki gerçek ve derin anlamı!.. Size bunun için minnettarım.. ..

Genç Türkün gözleri yaşardı.. Dünyanın bir başka ucundaki ülkenin anadiline bir deyim olarak yerleşmiş büyük devrimciyi bir kez daha minnet ve özlemle andı... Yalnızca bir saatlik bir konferans olarak planlanan gece ancak 19 Mayıs’ın ilk saatlerinde sona erebildi. Saatlerce süren tartışma ve yorumlar ise şu ortak yargıyla sonuçlandı.

- Atatürk Devrimleri bütün ülkelere uygulanabilecek evrensel bir reçetedir... Zira din ve etnik ayrım temellerine dayanmayan çağdaş devlet modeli ne kadar çok ülkede uygulanırsa, dünya o kadar daha huzur ve barış içinde bir yer olacaktır...

Genç adam gecenin sessizliğinde yürürken büyük bir iç sızısıyla “Türk Devrimini yıkmak için yola çıkan karşı devrimciliğin ülkeyi sürüklediği bataklığı, başka çare yok diyerek IMF’in önünde boyun büken siyasetçileri” düşündü. Sonra büyük bir heyecan ve coşkuyla yaşlı Norveçlinin bu kölelik zincirini kırmak için müthiş bir formül sunduğunu anımsadı:

- Mustafa Kemal gibi düşünmek!..

İnternetteki posta kutuma, çok sevdiğim bir dostum tarafından gönderilen üç sayfalık bu “gerçek öyküyü” defalarca okudum...

Utku Oğuz’u tanımıyorum... Ama bu ülkede ve dünyanın dört bir yanında binlerce, on binlerce, yüz binlerce Utku Oğuz olduğunu biliyorum... Nazım’ın dediği gibi:
- Onlar ki toprakta karınca, suda balık, havada kuş kadar çokturlar...
...
Ümit Zileli
Old 25-08-2009, 13:13   #26
üye25928

 
Varsayılan Şapka Konusunda

ŞAPKA KONUSUNDA

Atatürk, bir gün, lütfen bu konuda fikrimi sormuşlardı. O sırada Musul işi, aleyhimize sonuçlandığı için, rahmetli hayli sıkıntılı idi.

Şu karşılığı vermek cesaretinde bulundum:

- "Şapka giymek, bu millet hesabına bir Musul fethinden üstündür!"

Atatürk, hafifçe gülümsediler. Ve kaşlarını birkaç defa eğerek gönlümü okşadılar.

Prof. Mahmut Esat BOZKURT

Kaynak: Mahmut Esat Bozkurt - Atatürk İhtilali
Old 26-08-2009, 10:09   #27
suskun_juliette

 
Varsayılan

Dünyaya bir daha ne onun gibisi gelecek ne de bu millet onu unutabilecek.Gerçekten eksikliği derinden hissediliyor.
Old 26-08-2009, 12:42   #28
üye25928

 
Varsayılan Bu cihetle, 26 Ağustos tarihi calibi dikkattir.

Bir gün yine çalışma odasındayız. Bana "Tahtaya geç ve 'Tarih Yazmak' başlığını yaz" diyerek devam etti "Türk tarihinde iki 26 Ağustos vardır. Biri 26 Ağustos 1071, diğeri de yine 26 Ağustos 1922'dir.

Romanos Diogenes komutasındaki Bizans ordusu o zamanlar Frank, Norman, Slav, Gürcü, Abaza, Ermeni ve de Türk asıllı Peçenek ve Uz paralı askerlerinden kuruşu bir orduydu. Alparslan komutasındaki Türk asıllı Selçuklu ordusuyla, içinde Türk asıllı Peçenekler ve Uzlardan kuruşu Bizans ordusunun, yani bir şekilde içlerinde Türklerin olduğu iki ordunun karşılaşması çok enteresandır.

Neyse ki, savaştan bir gün evvel Peçeneklerin ve Uzların Selçuklular tarafına geçmeleriyle, bu iki aynı ırkın karşı karşıya gelme ihtimalleri ortadan kalkarak adeta bir Haçlı Ordusu hüviyetindeki Bizans Ordusu ile Alparslan'ın komutasındaki Selçuklu Ordusu karşılaşmış ve savaş Selçukluların büyük zaferiyle sonuçlanmış, böylece biz Türklere de Anadolu'nun kapısı açılmıştır. Yıllar sonra bu sefer İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunanlılardan teşekkül etmiş olan müttefik ordularına karşı, başta Yunanlıları olmak üzere, 26 Ağustos 1922 tarihinde kazandığımız büyük zaferle, Anadolu'dan çıkartıp atmamızın 26 Ağustos tarihine denk gelmesi tuhaftır.

Bu cihetle, 26 Ağustos tarihi calibi dikkattir.

Kaynak: Atatürk'ün Yanı Başında, Nuri Ulusu (sayfa:66)
Old 26-08-2009, 14:20   #29
üye25928

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan suskun_juliette
Dünyaya bir daha ne onun gibisi gelecek ne de bu millet onu unutabilecek.Gerçekten eksikliği derinden hissediliyor.

Öyle olması lazım zaten.
Old 15-09-2009, 09:49   #30
üye25928

 
Varsayılan En Sevdiğim Anılardan Biri...

Harpteyiz, Yıldırım Orduları Komutanlık görevindeyim. Liman Von Sanders’in bizim orduyu da teftişe geleceği haberi geldi. Gerekli hazırlıkları yaptık. Komutan birkaç gün sonra geldi. Teftiş sırasında, askerler arasında çok zayıf, naif bir askeri görünce yanına gitti ve böyle hastalıklı kişileri neden askere alırsınız, dal gibi adam dedi ve askeri itiverdi, bu ani darbeyle askercik de boş bulununca yere düşüverdi. Von Sanders, asker yere düşünce, ‘İşte görüyorsunuz, ayakta duracak hali dahi yok, bunlardan asker olmaz’ deyince, benim de o anda bu sözler kanıma çok dokundu. O uzaklaşınca hemen askerin yanına gittim ve ona ‘Neden yere yıkılıverdin, görmüyor musun yabancı bir komutan o, korkma ondan, tekrar yanına gelirse, hiç çekinme, çak kafayı indir yere, tamam mı?’ dedim. Teftiş bitmiş komutan tam giderken, yanına doğru giderek, ‘Sizin hasta dediğiniz er, size saygısızlık etmemek ve de boş bulunduğu için yere öylesine düşüvermiş, yoksa o adam beni asla yere yıkamaz diye bana dert yandı’ deyince komutanın hoşuna gitti ve tekrar askerin yanına geldi, şöylesine omuzuna dokunarak şakalaşmak isteyince bizim o cılız nefer, Von Sanders’e bir kafa! Adam yerde. O düşer düşmez öyle bir kahkaha attım ki komutan aceleyle yerden kalkarak, askere hitaben ‘Bu Türk askerini kızdırmaya gelmiyormuş’ diyerek, ona elini uzatıp, tokalaştı. Ben geri döndüm ve askeri alnından öperek ‘Aferin asker, işte böyle, Türk askeri olarak, her yerde siperde de, istirahatte de, teftişte de gücünüzü gösterecek ve de ispat edeceksiniz’ diyerek kutladım.

Kaynak: Atatürk'ün Yanı Başında, Nuri Ulusu.
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Atatürk ile ilgili bir anı........... güher Site Lokali 6 10-08-2011 14:04
Atatürk' Ün Vasiyeti Ve Bir Soru Av.Mehmet Saim Dikici Meslektaşların Soruları 12 30-10-2007 18:59
Mustafa Kemal ATATÜRK hakkinda bilinmesi gereken 30 ozel $ey obaykan Site Lokali 0 09-07-2006 15:41
ATATÜRK VE GENÇLiK Av.Elvan Akkaya Site Lokali 1 19-05-2006 17:49


THS Sunucusu bu sayfayı 0,07700801 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.