Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Gezi, Tatil ve Eğlence Gezi rotaları, eğlence mekanları, tatil önerileri, otel tavsiyeleri ve gezi, tatil ve eğlenceye yönelik tüm sohbetler

Güney Amerikada üç ay

Yanıt
Old 05-01-2008, 15:53   #1
Tulin

 
Varsayılan Güney Amerikada üç ay

Merhabalar

06.01.2008da İstanbuldan Buenos Aires 'e geçiyoruz.Arjantinden başlayan gezimiz Paraguay Uruguay Şili Bolivya Peru Ekvator Colombia dan sonra Venezuella da 06.04.2008 de bitecek.
Seyahatimizi yine bu sitede paylaşacağız.

Şimdilik hoşcakalın.Sevgiler
Tülin
Old 05-01-2008, 17:23   #2
Opioid

 
Varsayılan

gözyaşımı sildiğim selpak kuruduktan sonra geminizin arkasından onu sallayacağım..
Old 06-01-2008, 15:17   #3
Gülümse

 
Varsayılan

Evet büyük bir merakla paylaşımlarınızı bekleyeceğim..
Old 14-01-2008, 23:38   #4
Tulin

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Dr.Tayfun Bektaş
gözyaşımı sildiğim selpak kuruduktan sonra geminizin arkasından onu sallayacağım..

Guney Amerika deyince gemi yolculugu geliyor akla ama biz hava yoluyla gidiyoruz ´gemiye parami dayanir uc ay...
Bir hafta oldu geleli ama yogunluktan hic detay yazmadim cok heycanli gidiyor ;bu gun dunyanin sonundaki kent olan Ushuaiadayiz ve dunyanin sonundaki hapishaneyi ( ki hikayesi ilginc sonra yazacagim) deniz fenerini deniz aslanlarini penguenleri ... gorduk hatta arkadasim dunyanin ucundaki kente gelmistir diye bir sertifika bile aldi ama yola devam icin hafta sonuna dek bir ulasim araci bulamadik sanirim bir kac gun Dunyanin sonundaki turkler olarak buradayiz (mahsur kaldikta denilebilir).
Simdilik adios
Old 18-07-2008, 14:51   #5
Tulin

 
Varsayılan

6 ocak 2008

16:10 Alitalia Milano aktarmalı 19 saatlik uçuştan sonra Bs As deyim.
Hava limanı küçük ve kolay T.İ dan kent haritası ve tanıtım broşürleri alıp çıkıştaki bankada paramı arjantin pesosuna çevirdim, valizim emanette (bir günlüğü 3 usd).
Kente En ucuz ulaşım yolu olan 86 nolu otobüs durağında (B terminalinin önü) ingiliz bir çiftle beraber otobüs bekledik on dakika ama gelen otobüse binemedik (bozuk paramız yoktu) ne şöför ne de diğer bekleyenler paramızı bozmadı tek çare bankaya dönmek., otobüs gitti.
İngiliz kızla beraber bankadaki yaklaşık altmış (bu saatte) kişilik kuyruğa eklendik, kuyruk bankanın dışına taşmış.Beş dakika içinde kuyrukta eksilme olmayınca elimde param bankanın güvenlik görevlisine gittim işaretlerle bu parayı bozdurmak için bu kuyruğu beklemek zorundamıyız dedim adam beni gişelerden birine götürdü bekleyenlerin kötü bakışları altında param bozuldu. Kuyruktan ingilizi alarak otobüs durağına geri döndük kız şaşkın nasıl yaptın diyor.
Bir saatlik yolculuktan sonra merkezde indim .İnternetten edindiğim adreslerin ilk beşi ya pis ya pahalı yada doluydu.
Altıncısı BAStop da dört kişilik odada iki kişilik boş yer var.Diğer iki yatakta Fransız bir çift kalıyor.Şirin ve merkezde bir hostel burası (12 usd kahvalti dahil) ve sınırsız internet
Fransızlarla yol güzergahımız benziyor onlar bir ayda tamamalamış bizim üç ada yapacağımız yolculuğu . Uzun uzun bilgi verdiler yolculukla ilgili.
Günün kalnında Plaza Mayoyu gezdim ve uçak bileti baktım.Ushuaia ya otobüsle ( üç günde gidiliyor) yada uçakla gideceğim.Aerolinea airlines in beş katlı binasında bilet kuyruğu dışarılara taşmış.Bekleyemeyeceğim.
Yarın Serpil geliyor erken kalkıp onu karşılayacağım. Resepsiyona beni altı buçukta uyandırmalarını söyledim.Kahvaltı dokuzda başlıyor ama kız bana kahvaltı hazırlayabileklerini söyledi.
Duş alıp saat dokuz gibi yattım.

7 Ocak

Saat altı buçuk gibi kendiliğinden uyandım hava yeni ağarıyor ve serince,hani mis gibi derler ya öyle bir tazelikte. sokaklar sessiz.
Kahvaltı hazır ama yenecek gibi değil ay çörekleri dünden kalmiş ve fincanlar berbat görünüyor.
Sokaklarda trafik yeni yeni başlıyor.86 nolu otobüsle bir saate yakın yolculuktan sonra hava limanına vardım.Seyahatlerimde mümkün olduğunca toplu taşımları kullanıyorum hem ekonomik hemde daha yavaş ve daha çok yer görebiliyorum.
Yolda Serpilin ablası aradı.Serpil Bs As inmiş beni göremeyince merak etmiş ablasını aramış o da beni aradı
Ben ve Serpil birbirimize ulaşamıyoruz cep telofonlarımızdan ama Türkiyeye ulaşabiliyoruz.Bizim kız bir türk gençle hava limanı girişinde beni bekliyor, özlemişim sarıldık.
Yanındaki arkadaş İsmail İstanbuldan o da üç ay kalcakmış; aşağı yukarı aynı yerleri gezeceğiz.Onun acelesi var ,yollarda tekrar karşılaşırız dilekleriyle ayrıldık. Hava limanındaki aerolíneas airlines gişesinde kimseler yok Usuhaia biletimizi buradan aldık(245 usd) Valiz en fazla 15 el cantasi 5 kio olmaliymis,10 kilo fazlam var.
Emanet makbzunu kaybetmiştim ama pasaportumu gösterince zorluk çıkarmadılar .
Bu kez param bozuk 86 noluyla şehir merkezine gittik Serpil oteli beğenmedi fransızlar gitmiş şimdilik yanlızız odada.
Hava sıcak yürüyerek Florida caddesine gittik burası trafiğe kapatılmış , şık mağzalar var ve sokak boyunca canlı performanslar. Kalabalık bir dondurmacıdan nefis dondurmalar yedik , sokak tangosunu bitene dek izledik.
http://xs.to/xs.php?h=xs129&d=08295&...k_tango487.jpg

Programa göre yarın Montevideoa gideceğiz.Seçeneklerde hızlı feribot(70 usd) yavaş vapur ve yataklı otobüs var(38 usd).Ertesi gün saat 22 30 otobüs bileti aldik.
Burada Tİ lar çok iyi hizmet veriyor.Tüm sorularızmıza tatmin edici yanıtlar alıyoruz.
Otogar tren garı ve vapur istasyonu birbirine çok yakın.
Ve buralardan merkeze toplu taşım var.
Odada yanlızız ama kapıyı kilitleyemediğimiz için Serpil memnun değil.
Gece hosteldeki parti sabaha dek sürdü ve gürültüden uyuyamadık.

8 ocak .

Sabah yedide parti konukları hala ayakta ve gürültücüler daha sarhoşlar. kibarca uyardım ama kadeh kaldırarak benide katılmaya davet ettiler .Saat sekizde o kadar yoldan sonra birde uykusuzluğun eklendiği yorgunluğumuzun sevimsizliğiyle salona çıktık bizimkiler koltuklara serilmiş. Dünden kalan karpuz ve peynirle kahvaltı hazırladım olabildiğince gürültü yapmaya çalıştım ve sızıp kalmış particilerin bazılarını uyandırmayı, bazılarınıda rahatsız etmeyi başardım. Katlanamadılar ve odalarına döndüler söylenerek.
İntikam sarhoşluğu içinde eşyalarımızı topladık resepsiyona emanet ettik. Her derde deva .açılınca bir çarşaf büyüklüğünda,sıkıştırılınca avu içi büyüklüğündeki şalım kayıp .Üzgünüm çünki uzun seyahatlerda bu şallar yerine göre nevresim yerine göre havlu vs ama nadir olarak şal görevi görüyor.Temizlikci kıza sordum pek sinirlendi alındı soruma. Gönlünü Türkiyeden Serpilin getirdigi çikolatayı vererk aldım.
Saat on gibi çıktık.Bu gün Tigreye de gidebilecek vaktimiz olduğuna karar verdik.
Tren garından bir saatlik bir tren yolculuğundan sonra tigredeyiz.Burası şık bir sahil kasabası.
Nehir gezisi turu aldik (bir saat)
Nehir boyunca boyunca yazlık villalar var ve her villanın kendi iskelesi var.Çamur gibi nehirde insanlar ailecek yüzüyor sonunda nehir denizle birleşiyor her yer yemyeşil.
Tigre tren de la Costa (nostaljik trenle) Delta turu yaptık.Her durakta indik, hemen hemen her durakta çesitli etkinlikler var.Biletci kızın önerisine uyarak Punta chicha durağındaki restoranda nefis lomo bifteği yedik,bira, sebze çorbası patates köftesi nefisti iki kişi 25 usd.. İlk baktığımızda servis yok gibi geldi ve çıktık sonra sokaktaki bir kadına restoran aradığımızı söyledik kadın bizi tekrar aynı restorana götürdü.
Garsonlar çok nazik saat onlara göre çok erken ama yemek hazırlarız dedi, bizim için seçmesini istedik biraz şaşırdı ama o seçti bu güzel menüyü.
Artık ispanyolca kaç para ,selamlaşma, teşekkür şekilleri, çatal , kaşık, bira vs gibi kelimeleri söyleyebiliyoruz.mesela sabrosa lezetli demek…
Bs As gidecekseniz Tigre delta turu illaki olsun.Bir de Punta chicha daki restoran.
Burayı çok sevdik belki Montevideo dönüşü konaklayacağız hatta bir hostel adı bile aldık buralılardan.
Tigre hostel üç yıldızlı otel konforunda üstelik mimarisi de çok şık iki kişilik oda padece 34 usd.
Tigrede kocaman bir lunapark ve casino var.
Biz bir saat erken döndüğümüzü sanıyorduk ama saatimiz geri kalmış tren istasyonundan inince farkettik koşarak nefes nefese Montevideo otobüsünü son anda yakaladık
Tigre tren 1.5 usd tekne turu 8 usd trende de la casa gidiş dönüş 5 usd
Otobüs yataklı cok rahat, üstelik sandviç ve içecek ikramları var.
Sınırı geçerken görevliler önümüzdeki kadınla kızını asağı indirip valizlerini aradılar.Geçişte vize yok.
Yol boyunca uyuduk

9 ocak Montevideo

Tres Cruces(otobüs terminali)inden kent haritası ve gerekli bilgileri aldık yürüyerek kent meydanına gittik yaklaşık on beş dakika yürüdük. Saat dokuz ve tek tük insan var sokaklarda sandviç paketlerimizi dilenenlere verdik.
Yağmur çiselemeye başladı bir lokantaya girdik bir şeyler içtik kentin uyanmasını ve yağmurun dinmesini bekledik.Hava kapalı ,yağışlı.
Yaşlı meraklı ve geveze bir müzik öğretmeniyle sohbet ettik,hala yağmur ağıyor. kadından bizim için yemek seçmesini istedik meyve soslu tavuk ve elma ezmesi geldi karnımızı doyurduk , türk müziğinden bahsettik.
Del Este buradan üç saatlik yolmuş gitmekten vaz geçtik,Yağmur dindi günes ışıdı ,içimiz ışıdı şehrin tarihi bölgesini dolaştık.
Calle Sarandi trafiğe kapalı bir gezinti caddesi sağlı sollu şık mağazalar var.
Herkesin elinde mate kimileri özel çantalarında taşıyor mate takımını ve yolda serde içiyorlar,Modern bir baş kent Montevideo.
Tarihi Solis tiyatrosunu iki dakikalığına izin alarak gördük çok eski olmasına rağmen tertemiz bakımlı ve oyunlar devam ediyor.
Özgürlük meydanında oturduk dinlendik. Ortalık yavaş yavaş kalabalıklaşmaya başladı..
Seyahatimizin başından başından beri yediğimiz tüm dondurmalar çok lezzetli.
Tarihi bölgede sokaklar planlı .Sahilde Marcado del Puerto yu gezdik,Tam öğlen yemeği zamanı içerisi kalabalık burası çiçek pazarına benziyor, sucuk benzeri yerel yiyecekler hızla pişiriliyor ve tüketiliyor,akşam yemeğine gelmek üzere ayrıldık.
Hemen yirmi metre ileride museo carnavale var.Güney Amerikada şimdiye dek gördüğüm en şenlikli , keyifli yer.
Bina tarihi ve Uruguayın kültürünü yansıtıyor:eski fotograflar ,giysiler, karnaval giysileri ev eşyaları sergileniyor,içimiz açıldı.
Müzenin başka bir bölümde bu günün performansları sergileniyor.
Dönüş biletimizi almak icin tekrar Tres Cruses e gittik,akşam 10 30 a biletimizi aldık ve kent meydanına gitmek için otobüse bindik. Serpil tam önümde oturuyordu ben ayaktaydım sonra onun önünde yer boşaldı oraya oturdum Serpile seslendim ama o elindeki kameraya dalmış beni duymamış ilk durakta beni göremeyince inmiş onun indiğini görmedim ,yokluğunu ancak ineceğimiz durakta farkettim.İlk kez birbirimizi kaybettik ve sayahatimizin henüz dördüncü günündeyiz...
Özgürlük meydanında tekrar bulduk birbirimizi.İlk birbirimizi kaybedişimizi vukuatsız yaşamış ve atlatmış olduk.
Yavaş yavaş sokaktaki insan sayısı azalmaya restoran kafelerdeki kalabalık artmaya başladı. Saat henüz akşam beş. Marcado del Puerto ya yemek için döndük ama sadece gündüz öğlen yemeği servisi varmış.
Meydanda yaşlı bir çift restorandan gelen canlı müzik eşliğinde tango yapıyor günlük giysilerıyle.Ucu ucuna yetiştik yine otobüse.Otobüsteki yataklarımıza yatar yatmaz uyuduk.

10 ocak

Bs As deyiz, San Telmo için çok erken Eva Peron müzesine gittik.Yarım saat sonra açılacakmış hemen yan taraftaki hayvanat bahçesinin önünde açık tezgahta çay ve sandviç le kahvaltı ettik hava güneşli.
Plaza Mayo da anneler 1976 daki darbede kaybolan çocuklarının resmiyle toplanıyor burası aynı zamanda buluşma yeri insanlarin.
Florida Caddesi Plazo De Mayo ile Plaza San Martin arsında yaklaşık üç km lik bir cadde ve 24 saat canlı.
Oradan San Telmo ya otobüsle gittik.
Şirin antikacılar, küçük butiklerve şirin kafeler çevrelenmiş San Telmoyu .
Daha sonra gece gelmek üzere ayrıldık.Iki gündür yıkanmıyoruz.
Tigreye gitmek üzere Retro tren garına gittik trende yaşlı bir adam tangolar söyledi ve çaldı,
Otelin çok güzel bir bahçesi var, yıkanmadan bahçede çay içtik hava 28 derece.
Duş aldıktan sonra kendimizi daha iyi hissettik ve kent meydanındaki kumarhaneye gittik 20 usd kaybettik.Yorgunluktan gözlerimiz yanıyor .
Otel ahalisi yavaş yavaş dönmeye başladı. Bir adam tertemiz ortak mutfakta yemek yapıyor hem de fırında börek gibi...Eli o kadar yatkın ki.lafladi biizmle biraz. Saat dokuz gibi yorgun argın yattık.


11 ocak

Kahvalti nefis,ev yapımı marmelatlar taze çörekler var.Saat dokuzda ayrıldık.
Valizlerimizi almak için BAStopa gittik.Benim şalı bulmuşlar, valizin üstüne koymuşlar ama başına neler geldiğini bilmediğimden geri bıraktım. Resepsiyondaki kız değişmis ,delikanlı telofonla taxi çağırdı.Hava alanı 4 km 7 usd ye gittik.
İç hatlarda maksimum valiz 15 kilo, hava sıcak ama ben giysilerimi olabildiğince giyinerek ve koluma alarak valiz ağırlığını azalttım . Ağırları el valizine koyduk sorunsuz geçtik. Uçak yarım saat gecikmeyle 15 30 da kalktı.
Akşam saat 8 gibi Ushuaia dayız.Küçücük bir hava alanı . Tİ dan haritamızı aldık.Deklare edecek yiyecek içecek gibi seyler var mı diye sordular.Türkiyeden getirdiğimiz kuru yemişleri bırakmaya niyetimiz yok, ama Serpil’in cebindeki portakalı ispiyonlamadan geçemedim.
Bir ingilizle aynı taksiyi paylaştık merkeze kadar , adam üç aylık gemi gezisine gidiyormuş çok heycanlıydı.
Internetten bulduğum Free style hostele gidiyoruz ama yer yokmuş.Valizleri oraya bıraktık ve önümüze gelen her otele girdik olaştık yok yok yer yok üstelik hava kararmaya, soğumaya ve yağmaya, rüzgar daha şiddetli esmeye başladı.Tekrar bir umut meydandaki Tİ a gittik kapılar kapalı camdan bir umut ( iki oldu) içeri bakarken bir adam yaklaştı kapalı ama isterseniz size otellerin adreslerini telofonlarını verebilirim dedi Tİ da çalışıyormuş bende zaten dolaştık bir çoğunu dedim.Adam yorgun ve bunalmış peki o zaman dedi gidiyorduki kaptım elinedeki listeyi .Aynı anda bir kadın eli daha uzandı listeye ama geç kalmıştı. Kadın pek sevimli kıramadım beraber arayalım dedim.Ingilizce bilmiyor vucut hareketlerle anlaştık kızı otel aramaya gitmiş beş dakikaya gelecekmiş,öylede oldu.Kız geldi ,ingilzce biliyor önce bir kaç yeri daha dolaştık,ulaşamadığımız yerlere telofon etmeye karar verdik, yani o edecek.Telofon kulubesinde üç sayfalık listeyi aradık ama yok yok yer yok,resmen sokaktayız saat gecenin 11 i oldu Birileri bir adamın oda kiraladığını söyledi adresi aldık, taksiyle valizlerimizi aldık dört kadın yola koyulduk.Taxi yavaş yavaş yoksul mahalelere girmeye başladı bizde ise keyifsizlik artmaya ama çaresiziz.
Bir evin ikinci katındaki pis bir odaya üstelik birimiz yerde yatacağız kişi başı 12 usd ödedeik.Emilya ısrarla yerde yatmayı üstlendi.Saat 24 ve hava yeni karardı.Sokağın başındaki pizzacıdan pizza aldık yedik ve yattık.
Ranzaya çıkarken merdiven kırıldı az kalsın Emilya’nın üstüne düşüyordum.Uyumadan üşüyerek sabahı ettik.Kalkmaya korkuyoruz adım atacak yer yok.

12 ocak

Kendimizi dışarı attık saat sekiz gibi otel arıyoruz,dördüncü hostelde yer bulduk.dört kişilik odada kişi başi 15 usd.
içimiz rahatladı otel temiz ve sıcak,hele duştaki su kaynıyor.Rehberliği tamamen Emilia’ya bıraktık,o bir tiyatro yönetiyor aynı zamanda bir oyuncu,Tİ dan bilgileri aldık,
Dünkü karanlık yağışlı hava yerini güneşe bıraktı.
Taksiyle (14 usd) telefiriğe gidiyoruz.Emilia bizede Latino gibi indirimli bilet alıyor görevlilerin yanında konuşmuyoruz, zaten esmeriz arada kaynadık,
Güney amerikanın her yerinde latinler dışındakiler üç kat fazla girş ücreti ödüyor.
Telefirikle(4usd) glaciar in bulunduğu bölgeye gidiyoruz. Yaklaşik 30 dakika ,yükseklik korkumu burada bırakmaya niyetlenerek manzaranın tadını çıkarmaya çalısyorum.
Telefirikten sonra yaklaşık bir saat yürüyerek tırmanıyoruz. Glaciar felan kalmamiş erimiş gitmis yer yer kar birikintilerinde kayıyor turistler.Emilya bizi bırakıp tırmanmaya devam ediyor iki saat sonra dönüyor ama o da buz dağı felan görmemiş.Glaciar buz kütlesi demek
Dağlardan gelen su kar birikintilerinin altından akıyor etraf yer yer yeşillenmş.aynı yolla hostelimize geri döndük.
Çoook yorgunuz ama öğleden sonrada katamaran turuna katılıyoruz,denizde olmak bizi daha mutlu etti içimiz açıldı.
Sea Lionslarının olduğu ada, Birds İsland,les Eclaireus Light Hause katamaran turu 3.5 saat ürdü(27usd)adalarda penguenleri ki burada üç değişik cins penguen gördük.
Deniz aslanları muhteşemdi (kanatlı, aslan başlı, bıyıklı balık) adada miskin miskin güneşleniyor birbirinin üstüne çıkıyor ama ağırlıklarına direnemediklerinden kayıyorlar.Bir tane yeni doğmuş deniz aslanı vardıki şirinliği görülmeye değer.
Kıpır kıpır ördekler penguenlerin yanında pek tezattı miskin hantal deniz aslanlarının yanında birazda ağır kokuyorlardı.
Son adaya çıkıp yürüyüş yaptık,buranın bitki dokusu ilginçmiş ama tam anlayamadım özelliklerini , aklım deniz aslanlarında.
Beagle Channel turu harikaydı küçük teknemizde biskuvi ve şarap ikram edildi.Hep beraber aynı tastan sırayla yudum yudum sıcak matelerimizi içtik,
Emilia ile annesi Edith in yanında taşıdıkları mate takımları var.
Edith hostelin mutfağında bize yemek hazırladı.Yarınki yemeği ben üslendim.

13 ocak

Kahvaltıdan sonra dışarı çıktık, bu günkü programda Nacional park vardı ama yağış nedeniyle müzeleri gezmeyi tercih ettik.
Önce Museo del Fin Del Mundo ya gittik.
Bu küçük müzede adaya ilk gelenlere ait gemi kalıntıları var.Özellikle Alba düşesi gemisine ait parçalar ilgimi çekti.Bu yöreye ait hayvanlar vardı doldurulmuş girişte yine indirm yaptırdı Emilia.
Yağış nedeniyle taksiyle dünyanın sonundaki en eski hapishaneye gittik,müze haline getirilmis.genis bir araziye yapilan bu taş binaları ilk gelen mahkumlar inşa etmiş ve ilk konukları mahkumlar.ilk zamanlar hapishanenin misafirleri azılı katillermiş,sonraları ünlü düşünce! suçluları kalmaya başlamış.Pek çok hikayesi var ama en ilgimi çeken bir ressamın mola veren 10 işciyi (patron devletin polisini işcilerin başına dikmiş mola saatinde çalışmaya zorluyor) silahıyla yakından ateş edere k öldüren bir polisi öldürmesi ve 14 yıl burada kalması.
Yillarca burada kalan siyasi sevilen mahkumun odasının duvarları çiçek desenleriyle süslenmiş ve bir resmi asılmış.
Diğer ünlü mahkumlardan biri 12 yaşındaki bir katil ki hikayesini anlatmasam daha iyi ,çocuk ölene dek burada kalmış(on yıl).
Hapishanenin bahçesinde sadece iki yıl kullanılmış bir deniz feneri var, bir kısmı restore edilmiş,Dünyanın en sonundaki hapishane şimdi bir müze( Museo Maritimo de Ushuaia) ve görülmeye değerdi.

14 ocak

Bugün hava güneşli.Burada hava birgün kapalı ve yagışlı birgün açık,
Nihayet Tierra del Fuego Nacional Parktayiz.(giriş ve ulaşım 25 usd)
Yeşil göl, kara göl, liman yani parkurun tamamını yaklaşık 7 saatte yürüdük.o soğukta bembeyaz kocaman papatya tarlaları muhteşemdi.Ağaçlar sanki tüylü gibi ve yer yer bataklıklar vardı.
Yemeği yöresel bir cins ızgara sucuk ekmek arası ile geçiştirdik.Dünyanın en sonundaki bu parka taksiyle terminale yaıkın bir yerden minübüsle yada eskiden mahkumların kullandığı nostaljik trenle gitmek mümkün.

15-16 ocak

Arjantinli arkadaşlarımız ayrıldı.Biz ancak iki gün sonraya uçak bulabildiğimizden buradayız.Adresler alındı kucaklaşıldı üzülerek ayrıldık.
Şehirde dolaştık 100 usd ye calafata biletimizi aldık.
Kenti dolaştık küçük bir kasaba burası ama oldukca turistik ve pahalı, en yüksek binası 6 katlı o da tek tük
Ana caddedeki mağazalara girdik.

17 ocak

Bugün güneşli ve boş günümüz.Aylaklık ettik,şehir turu için100 yıllık bir otobüs hazırlamışlar ama son tur saat üçteymiş, kaçırdık.
Hayret burada klasik anlamda meydan yok .Tİ nun onundaki boşlukta iki genç ateş çubuklarıyla ilginç bir gösteri yaptı ; birinin ağzına sigara verdiler yanan labutları birbirine ustalıkla atarak kişinin ağzındaki sigarayı bu labutlarla kıl payı düşürdüler kıl payının diğer tarafı ağız burun
oluyor... bu arada sigara yanıyor ve gittikçe küçülüyordu.
Bugün Emilia’ların yatağında İsrailli iki asker genç kız kalıyor ama sessiz ve sakinler diger İsraillerin aksine,


18 Ocak

10.30 uçağıyla yaklaşık bir saat sonra Calafattayız, alan vergisini ödedik aynı yöntemle valizlerin ağırlığını düşürdük.
Uçağı tercih etmemizin nedeni Emilia haritada yakın gibi görünen yolun aslında uzun zevksiz ve kötü olduğunu söylemesi.
Hava alanı şehir merkezine 22 km (17usd)taksiyle gittik,
Emilia nin adresini verdiği hostelde yer yoktu.etraftakiler de dolu.15 dakika turmanarak otogardaki Tİ a gittim,oradan aldığım adreslerden sadece birinde yer var bu gün.Albarqe hostel otogara çok yakın ama sevimsiz, iki kişilik bir oda var çaresiz kaldık (20usd) . Biraz aşağıda yeni ve temiz bir yer bulduk biraz pahalı ama iki gün sonra boşalacakmış,adı Hostel Shamila.oraya gidene dek bizim kaldiğimiz hostelde yıkanmamaya karar verdik(banyosu korkunç).

Merkezde öğlen yemeği yedik hava güneşli ve sıcak.etraftaki parklarda kocaman güller var hiç bu kadar kocaman güller görmemiştim,
Emilianın önerdiği Fernandez Chambelli ofisinden yar
ın için( 328 peso) tur aldık.

19 ocak

Sabah yedide tur bizi otelden aldı 45 dakika lık yolculuktan sonra kalafat nasyonal park girişinde biletlerimizi aldık sonra bizi bekleyen katamarana bindik . 60 km lik bir yol katedeceğiz.
Büyükce ve konforlu bir catamarán çoğu israilli,tek tük alman var.
Logo Argentino yu geçtik.
Yaklaşık bir buçuk saat sonra yavaş yavaş yüzen buz kayalarını görmeye başladık çok heycanladık hava güneşli ama çok rüzgar var.
Glaciar Upsala(buz kütlesi) yi gördük adadan suya doğru akıyor.
Yüzen buz parcaları gittikce büyümeye başladı...bizim heycanımız da...
Hava 25 derece ve etrafta buz kayaları salınıyor.
Buz mavisnin nasıl bir renk olduğunu şimdi anladım büyülendik.
http://imageupload.com/~imageupl/sho...nobuz.JPG.html
Daha sonra Glaciar Viedma yi seyrettik.
Nihayet bir addayız ,yaklaşık on beş dakika yürüyüşten sonra Glaciar Onelli karşımızda,
Güneşin etkisiyle parçalanmış buz kayaları adaya doğru yaklaşıyor.Güneşe güvenerek ayakkablarımı çıkardım, kabanımı kazağımı da kolsuz tişörtle kaldım.buz gibi su dizlerimize çıkana dek yürüdük güneşin vurduğu tenimiz yanıyor ayaklar buz..
Yavaş yavaş insanlar da bizim gibi suya ayaklarını soktu,muhteşem bir duygu.
Hatta suyun tadına bile baktım,kaynak tadında yumuşak .
Buzul kenarıda güneşlendik.yanımızda getirdiğimiz ekmek aralarını yedik,
12 saat süren yolculuktan sonra saat sekiz gibi otelimize bıraktılar.
Yarın için hostel Yamile ye gidip yer ayırttık,
Yemek yiyip günün pisliğiyle yattık.
http://imageupload.com/~imageupl/show.php/139265_Pmorinobuz.JPG.html


20 ocak

Erkenden kalkıp yamile hostele kaçtık,üç yıldızlı otel konforunda mis gibi hostel daha on gün önce açılmış iki kişilik oda 45 euro.
Iki günlük kirimizi attıktan sonra. Yarın için Emilianın önerdiği P.Morino ya biletlerimizi aldık,terminalden dolmuşla gideceğiz.

21 ocak

Saat ikiye dek otelde ve şehirde oyalandık.
Hava tiril tiril.
Fotografları dvd ye aktadık ve sadec bu işlem için 14 euro ödedik .
Saat üçte otobüse bindik 60 km lik yolumuz var.Toplam tur süresi beş saat.15 otobüse 40 peso giriş ücreti ödeyeceğiz.
Otobüs tamamen dolu ve iki kız birde genç adam türkçe konuşuyor.Güldük birbirimizi görünce... dünyanın sonunda...
Porito Morino buzulu muhteşem.Yüksekliği yaklaşık 5 metre uzunluğu 5 km imiş.
Katamarana 10 euro ödeyip iyice yaklaştık buzula.
Gürültüyle koca parçalar ayrılarak suya düştü
ve yüzmeye başladı.
Saat 8 de otelimize geri döndük ve tv seyrettik,Joremy İronun bir filmi.

22 ocak

Saat 9 da kalktık,Türkiyeden getirdiğimiz çay bitmek üzre,esyalarımızı topladık saat 10 esyaları bırakıp otelden ayrıldık.
Resepsiyonist pek nazik yanımda getirdiğim nazar boncuklu anahtarlıklardan birini ona hediye ettim..
Kenti gezdik aynı yerde dondurma yedik,
Laguna Limez e gittik yürüyerek,
Iki minnacık göleti koruma altına almışlar,toplam çevresi 2 km ördekler kuşlar var(girş 2 peso) bir saat yetti .
Dönüşte yolumuza başka bir park çıktı,kocaman güllerin arasında eski gas pompalari sergileniyor.
Saat iki gibi otele döndük.
Taksiyle hava alanına (50peso) gittik,
Hava alanı vergisi 36 peso
Umduğumuz saatten iki saat daha geç olarak saat 21 de tekarar Bs As teyiz,
Hava alanından taksiyle terminale gittik umudumuz İguazhuya otobüs bulamak ama son otobüsü beş dak önce kaçırmışız ilk otobüs saat yedide,biz karar verene dek saat 12 oldu.bu arada emanet kapanmış valizlerden kurtulamadık çaresiz otogarda geceleleyeceğiz Halbuki progarmımız valizleri emanete verip geceyi San Telmoda eğlenerek geçirmekti .

23 ocak

Otogarın kafesinde kahvaltı ettik saat 13 30a bilet aldık (50 euro) yataklı ve 18 saat yolumuz var,yine çok yorgun ve pisiz.
Otobüste bi sürü israilli var ve gürültücüler.

24 ocak

İguzhu .Sevimli ve düzenli bir Terminal.Üst yaya geçidini kullanmayanlar için iki görevli dikmişler.Her zamanki gibi Serpil bekledi ben otelleri taradım.Güneş yakıcı.
Yine inetnetten aldığım adreslerde yer yok,Terminale yakin Timpo Pasada hostelde yer bulduk iki kişlik oda 38euro.
Yarın Del Esteye gideceğiz.otobüs terminalinden Del Esteye ve şelalenin Brezilya tafiyla Arjantin tarafina sürekli otobüsler var.
Duş aldık para bozdurduk ve bu gün Brezilya tarafına gitmek üzere otobüse bindik(1’5 euro)
Sınırı geçerken otobüs bizi işlemleri yaptırana dek bekledi ama Brzilya girişinde beklemedi ,elimize biletlerimizi verip bir sonraki araçla gelin dedi otobüs şöförü.Bizden başka bir alman daha var.Giriş işlemlerini bitirdikten sonra otobüsle Iguacu foz(bu tarafta şelanenin adı bu) a varmamiz saat beşi buldu,
Yoldan geçen bir kadına sorduk bu saatten sonra şelale kapanır gidemezsiniz dedí ama biz şansımızı deneyelim dedik ve otobüs durağına gittik görevli kalkmakta olan otobüsü işaret ederek kaçırmayın son şansınız dedi.Bu son otobüsle şelaledeki son turu yakalayabilecekmişiz. Öyle de oldu.20 kmlik şelala gezi parkurunu 45 dakikada gezdik,şelaleyi ancak belirlenen yerlerden gezebiliyoruz büyük çoğunluğunuda servis otobüsüyle gezmek zorundayız, yolumuza bir sürü sürüngen çıktı kelebekler her renk,,,
Her ne kadar parkurdan ayrılmasakta çıkışta sırılsıklamdık hissettiklerimiz ve gördüklerimiz anlatılır gibi değil.
19 30 da park kapanıyor son çıkan biziz.
Kente otobüsle döndük burada Arjantin parası geçiyor ama üstünü Brezilya parası veriyorlar.Otobüs durağına geldiğimizde son otobüsün yeni gittğini söylediler, burda kalmamızı önerdiler ama biz gitmekte ısrarlıyız.Tek yol Brezilya sınırına şehir otobüsüyle gidip oradan Arjantin tarafına taksi ile geçmek.Otobüs durağındaki görevli nerde ineceğimizi yazdı bir kağıda ve otobüs şöförüne israrla burda indirmesini söylememizi istedi.
Sınıra giden belediye otobusünü bir saat bekledik.Hava karanlık ve insan sayısı giderek azlıyor.silah sesi olduğunu zannettiğimiz sesler meğerse havai fişekmiş, öyle dediler ama biz gökyüzünde buna ait bir belirti görmedik.
Duraktaki kadınlarla sohbet ettik biz Türkiyedeniz diyice İstanbul diyorlar.
Otobüste bilet kesen adam çok kaba ve bizi yolda bir yerlerde indirmek istedi taksiye binin burdan diyor ısrarla, yaklaştım adama boynunda asılı kimliğindeki adını okudum elimdeki kağıda yazdım ve avaz avaz ağzıma geleni saydım.Adam bir daha ağzını açarsa polise gideceğimi söylediğimi anladı, tamam dedi bizi tam sınır kabinlerinin öününe kadar götürdü otobüs inerkende özür dilediler.
Brezilya sınırında işlemlerimizi yaptık ortalık sessiz tam taksi bulalım derken bir genç kız arabayla gişelerde durdu kimlik kontrolü yaptırıyor, yaklaştım , Arjantin tarafına geçiyorsa bizide almasını rica ettim.Önce biraz sıkıldı kaç kişi olduğumuzu sordu iki kişiyiz dedim, bindik arabaya.Çat pat ingilizcesi var ama konuşmayı seviyor anlattıda anlattı Paraguaylıymış arkadaslarıyla buluşup eğleneceklermiş İguazhuda.Arjantin sınırında islemlerimizi bitirene dek bekledi ve otele kadar bıraktı bizi.

25 ocak

Bu gün Del Esteye gidiyoruz ve şimdiye dek herkes dikkat edin çok tehlikelidir dedi.Terminalden beş dakikada bir araç gidiyormus.Sadece 1.5 e uro sınırı geçerken indik döndüğümüzde bizim yerler kapılmış ayakta kaldık, Brezilya sınırındanda geçeceğimizi tahmin edemediğimden ilk durakta Paraguay sınırı diye attım kendimi dışarı,Serpilde tabii.Biz Brezilya sınırı olduğunu anlayana dek otobüs gitmişti.Bu arada Brezilayaya bir kez daha giriş yaptırmış olduk.Birde çıkış yaptırmak zorundayız.
Yarım saat daha bekledikten sonra bir sonraki tıklım tıklım dolu otobüse bindik.
Yaklaşık 40 dak sonra Del Estedeyiz.İnternetten eloktronik eşyaların burda uçuz olduğunu okumuştuk,hava güneşli ve 25 derece.Sınır kentlerinin havası birbirine çok benziyor her nedense hepside biraz Eminönünü anımsatıyor bana. Kalbalıkmı kalabalık.Sınır polisi bizden vize istedi her zamanki gibi yeşil pasoportun özelliklerini bir bir anlattım,adam bu kez 60 dolar ödemem gerektiğini söyledi,ben ödeyemeyeceğimi… 20 dolara indi fiyat ben diretince pasoporta işlem yaptırmadan geçin dediler.Zaten bir kaç saat kalacağız.Hemen karşıdaki Tİ dan bir harita aldık görevlinin dediğine göre eloktronik eşya mağzaları yol boyunca uzanıyormuş,gerçektende pek çok mağza var ve her adımda birileri yüzümüze doğru bir şeyler uzatıyor.Üç saat gezdik ve kalabalıktan sıcaktan bunaldık.Ufak tefek şeyler aldık ama anlatıldığı gibi ucuz değil yada biz doğru yeri bulamadık …
Pasapotumuzu işletmeye gerek yoktu alışveriş isteğimiz kursağımızda otobüse binip geri döndük.Brezilya sınırında inip çıkış yaptırmalıyız ama halimiz yok direk otele döndük.

26.ocak

Bu gün Iguachu Falls(Arjantin tarafiıCataras)ı gezeceğiz,bu tarafin Brezilya tarfından daha güzel olduğunu ve daha uzun zaman gerektiğini okumustuk.
Otobüsle (1usd) 20 km uzakliktaki şelale girişine ulaştık., giriş 30 euro.
Brezilya tafindagi gezi otobüsleydi burada tren koymuşlar ulaşım noktalarına buna ayrıca ücret ödenmiyor.Birde gölün karşısındaki Martin adasına botla geçis ücretsiz ama bu günlerde su çok yüksek olduğundan iptal etmişler.Şelaleri gözlemek için tahtadan setler yapmışlar. üç saat sürdü tüm gözlem yerlerini dolaşmak.Yolumuza bi sürü kelebek sürüngen ve şımarık karıncayiyenler çıktı.Bir tanesi yere bıraktığım çantanın içine soktu başını ve çantanın içindekileri dışarı döktü, diğerleri üşüşüyorduki çantayı kapıp kovaladım yaramazları.
Turumuz bittikten snra Parana bot turu aldık (15euro).
Botta yaklaşık yirmi kişiyiz can yeleklerimiz üstümüzde çığlık çığlığa şelanenin altına girdik ve sırılsıklamız.
Üstümüzü tuvalette değiştirdik.
Budapeşteli bir çift turla gelmiş geçen yaz Türkiyeye gitmişler.
Akşam Brezilaya caddesindeki tango bara gittik ama pist tamirde ve gösteri yok birayla yetindik zaten yorgunuzda.

27 ocak

Bu gün 24 saatlik bir yolculuktan sonra Saltaya varacağız(45 euro)otobüsümüz yarı yataklı ,saat 13 te yoldayız,yol yemyeşil ama o kadar düzki sanki aynı yerde duruyoruz gibi.Güneş saat 10 gibi batti muhteşem sarı lacivert ve kırmızı renklerin arasında.
Yol boyu ekili verimli alan ,pirinç tarlaları ve leylekler…çok gezecegiz anlaşılan…

28 ocak


Saltadayız nihayet.Burasi bizim için geçis noktası.
Niyetimiz San pedro ve Atacama ya gitmek ama iki gün otobüsler dolu, otel bakamak için ayrıldım otogardan,yolda sağnak beni sırıl sıklam etti ,yolları sel götürüyor.
Tİ dan aldığım listedeki otelleri gezdim ve yol üzerindekilere baktım ama içimden bir ses kalma diyor.Otogar tuvaletinde ıslak giysilerimi değiştirdim.
Serpilde kalmak istemiyor rotayı Bolivyaya çevirdik. Atacama yerine Salar de uyuni ile yetineceğiz..Tİ daki görevli bu gün telefirik çalışmaz demişti ve biz de şansımızı deneyelim diye telefirik kalkış noktasına gittik ve Saltayı 30 dak süren telefirikle yukardan seyrettik.Saltanın birası meşhur tepede birer bira içtik hava 15 derece.
Biletimizi gece saat ona aldık.yolumuz sekiz saat sabah sınırdayız( 10 euro)

29 ocak Quaca

Berbat bir arabayla sabah ayazında ve beş buçuğunda Quaca da terminalindeyiz.
Terminal bekleyen yerel halkla dolu iki saat erken geldik buraya hava zifiri karanlık etraf çiş, yoksulluk, güvensizlik kokuyor.Kapalı odada yer yok insanlar yerde yatıyor bi sürü çocuk var. çaycı kadınlar dolanıp duruyor aç yorgun uykusuz ve üşümüş durumdayız Serpilin ağrısı var.Ben etrafa bakayım diyorum ama köpek seslerinden korktum ve Serpilde gitmeme izin vermedi. Sokağın başında taksiler var ama aynı nedenden dolayı bu seçeneğide eledik çaresi gün aydınlana dek bekleyeceğiz. ,
Bizimle gelenlerden bazıları taksilere atlayıp gitti Tİ daki yaşlı adamla ispanyolca anlaştık anladığıma göre Sınır 15 dakikalik yürüme mesafesi .
Saat altı alacakaranlık hafiften ağarmaya başladı valizlerle yürüyerek sınıra vardık.Pencerde saat yedide açılacağı yazıyor sırada bekleyenler var beş altı da turist var.
Tuvalet kilitli o da saat yedide açılacakmış, etraftaki araziyi kullandık diğer kadınlarla beraber.
Bolivya saati bir saat erken.
Çıkış işlemlerinden sonra sınırın diğer tarafına Villazon a geçtik.Sınır polisi (sinir polisi) çok kabaydı. Pasaportlarımıza uzun uzun baktı,neyse sınırı ve siniri geçtikten sonra otobüs terminali yakın yürüdük ve yolda para bozdurduk .Hava yağışlı ve soğuk ayakkabılarım su geçiriyor ıslanan çorapları atıyorum dokuz çoraptan geriye üç tane kaldı.
Terminal karmaşık otobüsler eski kimse ingilizce bilmiyor.Bir alman turist var ispanyolca ve ingizilce biliyor Tupiza ya gidiyormus.İlk araba Tupizaya ve bunalmış durumdayım bir sonraki durağımız Tupizaydı zaten. İlk araba oraya olduğuna göre bizde almanla beraber önce Tupiza yapalım dedik,yol üç saatmiş fiyat iki dolar.İguazhudan beri yağmur durmadı bunalmiş durumdayız,belliki buralarada çok yağmış.
Yol bir felaket aşırı yağış yolun toprağını götürmüş taşlar çıkmış ortaya, hoplaya hoplaya 30 km hızla gidiyoruz.kimi camlar kırık yağış ve soğuk devam ediyor.
Bir saat sonra otobüs durdu önümüzde iki araç daha var.Şöför gitti dolaştı, almanın aracılığıyla yağışın köprüyü uçurmuş olduğunu öğrendik.Yürüyerek geçersek karşıdan bir başka otobüse binip devam edebilirmişiz. aksi taktirde geri dönmek zorundaymışız.Tekrar o korkunç yılda geriye gitmektense valizleri taşıyıp köprüyü geçmek evla dedik, herkes çantalarını sırtladı,Bolivyalıların çantası yok bir iki gençten valizime yardım etmesini rica ettim ama gülerek es geçtiler.Şimdilik Bolivyalıları pek nazik bulmadım.Diğer otobüslerden gelen yabancı turistlerle yardımlaşarak yaklaşık bir km lik yolu yürüdük ve köprüyü atlayarak geçtik bir adımlık açıklık vardı uçan köprüde ama zor olmadı.
Karşı taraftada otobüsler konvoy halinde bizim geldiğimiz yöne geçmek için bekliyor, yolcularıda aynı niyetle bizim tarafa geçiyor.
Köprüyü geçtikten sonra nasıl Tupizaya gideceğimizisorduk otobüs şöförlerine güldüler dönemezsiniz arkamızdaki diğer köprüde uçtu üstelik daha beter dediler.Şaka gibi ,kabus gibi geride ve ileride iki uçmuş köprünün arasındayız sakal bıyık...Öbür köprüye bir km lik yolumuz varmış.Serpilin önerisiyle ileriye doğru şansımızı deneyelim dedik.bir km daha ilerledik kalabalıkla beraber.Ama bu köprü hem daha yüksek hem aralığı üç adımlık ve koca demirler var.Tarkan olup uçmak lazım.Ben pes ettim ama Serpil valizi yüklendi benide yüreklendirdi karşıdan arjantinli bir turistin yardımıyla valizleri karşıya geçirdi.Bu arada ben çamurdan kaydım ve o koca demirlere bir kaç santim kala durabildim yoksa ... Üstüm başım kırmızı renkli çamur içinde.
Ben korkudan kestirme yoldan vazgeçtim yürüyerek köprünün balçık çukurundan yürüyerek karşıya ulaşabilidik.Valizleri arjantinli turiste emanet etmiştik yirmi dak sonra vardığımızda çocuk valizlerimizin başındaydı.
Tursiler yavaş yavaş toplandık.Otobüs şöförlerine para teklif edip Tupizaya geri dönmelerini yolun bu gün açılmasının mümkün olmadığını önerdim.İspanyolca bilenler tek tek şöförlere teklifimizi sundu ama adamlar oralı değil inatla bekliyorlar.En arkadaki kamyon şöförü eğer kırk kişi olursak dörder dolara götüreceğini söylemiş bizim sayımızsa on iki, 28 kişiye ihtiyacımız var farkı ödeyelim dedim ama çoğu arjantinli gençler çok para ödeyemeyiz dediler. Bu arada kimi otobüsler vadideki çamurdan geçmeyi denedi ama çamura çakıldılar.Etrafta saçılmış otobüsler... tuhaf bir manzara...
Karşıdan çamura saplanmaktan kurtulmuş zaferle saatte bir küçük kamyonetler geliyor ,yerli halk hemen kapışıyor bunları.
Bir kamyonet daha geldi attık kedimizi önüne kasası dolu şöför iki kişi alabileceğini söylemiş arkadaşlara diğer gruplar kalabalık olduğundan bize yer verdiler ,vedalaştık adlarını bile bilmediğimiz arkadaşlarla.Kamyonetin kasasını dolduran bolivyalılar paraları peşin ödemişler bizi kamyonete yerleştiren arjantinliler sakin para ödemeyin şöföre araç özel tutulmuş dedi.
Kamyonetteki bolivyalılar nazikce yer açtılar bize .Çocuk yaşta bir çift kucaklarında bebekleri ve onların anneleri babaları ve akrabaları.Yağmur dindi allahtan takur tukur yollardayız.gençler bize yer verdikleri için ayakta ve rüzgar yiyorlar ,birine üstümdeki polar yeleği verdim.
Yağmurun göçürdüğü yolları sarı giysili yol çalısanları küreklerle düzelmeye çalışıyorlar,pek çok yerde koca kayalar kopup yolları kapatmış yine insan gücüyle kayalardan yolları temizlenmeye calışılıyor.
Iki saat sonra içimiz dışımiza çıkmış vardık Tupiza ya,poları geri vermek istedi genç ama ona hediye ettim,kamyonetten indik muavin koştu para istedi ama diğer yolcular kötü kötü bakıyor muavine üç dolar verdik pek memnun kaldılar ve bizi terminale kadar bıraktılar.Hava pırıl pırıl terminal küçük ama tıklım tıklım, bi cok yabancı turist var.
Tİ yan sokaktaymış bilgi almak üzre oraya gittim aynı zamanda hostel ve tur da düzenliyorlar.Hostel Walle Hormasa (iki kislik özel oda 13 euro) bu yolculuktan sonra gözüme pek temiz ve konforlu geldi.Koşa koşa terminalde valizlerle bekleten Serpile gittim o pek inanamadı ama sevdi oteli burada konaklamaya ve Uyuniye turu buradan almaya karar verdik.Zaten üç kişi yarın sabah başlayacak tur için hazırmış bizimle beş kişi olduk,fiyat dört gün üç gece her şey dahil 125 usd.
Yağmur yağmasına rağmen kent merkezine yürüdük yer yer sel var internete girdik ve dolaştık.kasabayı.

30 ocak Bolivya

Sabah 9 30 da tur arkadaşlarımız otele geldi bir alman ve arjantinli genç bir çift. Normalde göllerden başlayan tur yağıs nedeniyle Salar de uyuniden baslayacakmış,Thomas Pablo ve sevgilisi Frensesca biz şöförümüz ve rehberimiz araca bindik.
Aynı tura ait üç jip daha var ard arda yoldayız
Hemen kaynaşıyoruz. tur rehberimizin adı Hugo,sadece ispanyolca biliyor allahtan arjantinliler ingilizce biliyor ve iletişimi kolaylaştırıyorlar.
Yolda kaya parçaları gibi sert doluya tutuluyoruz.dağlar anında bembeyaz kesiliyor.
Yolu yer yer kayalar kapatmış ,diğer yolcu ve sürücüler ortaklaşa kayaları yolumuzdan çekiyoruz.
Hugo jipin arkasını dişa doğru açarak masa yapıyor bize öğle yemeği( pikniği) hazırladı atıştırdık açlığımızı yatıştırdık.
Ilk durağımız Tupiza Salo maden ocağı (3600 metre yükseklikteyizBurası hayalet kent; madenler kapanınca yaşaanlar tarafından terkedilmiş.
http://imageupload.com/~imageupl/sho...tocha.JPG.html
İkinci durak Atocha burasıda madencilikten geçinen bir kent maden kapanırsa hayalet kent olacak...
Hatta bir ara maden kapanmış ve halk kenti teketmis ama kilise madenciligi destekleyince tekrar canlanmış kent.
Pazar yeri yakındı rengarek giysileriyle özellikle kadınlar hoştu.
Kocaman bir kilise var ortada.Bolivya Güney Amerikanın Hıstiyanlıktan en az etkilenen ülkesi.
Yağmur kesildi bu kezde toz bulutları içinde yol alıyoruz. Asvalt yola rastlamadık henüz .Yolumuzu tren rayları kesiyor yer yer.Tupizadan Uyuniye tren de varmış ama bu bir kaç gün yağıs nedeniyle iptal edilmiş.
Akşam altı gibi Uyunideyiz,bura halkı turizmden geçiniyor.Hostal inti uyuni merkezde pek sevimsiz bir yer, beş kişi aynı odayı paylaşacağız.Hugo odamızda bize kahvaltı hazırladı,akşam yemeği için araçla bir evin avlusunda depo gibi bir yerdeyiz.Burası Hugonun ailesine aitmiş.Yemekten sonra erkenden yattık yarın beş buçukta kalkacağız.

31ocak
Saat altıda araçta hazırız.Salta Uyuni ye dünyanın en büyük tuz çölü (gölü)
Bir saat çamur yolda gittikten sonra tuz çölüne ulaştık,uzaktan derinmiş gibi görünen göle jip dalınca haykırdım meğerse derinlik padece bir karışmış.
Eskiden gölmüş zaten burası valla ben Frenceskanın çevirisiyle Hugonun yalancısım.Hugonun anlattıklarını Frencesko sabırla bize ingilizce çeviriyor.
Manzara muthiş yer yer tuz kayalarının suya akisleri düşüyor.Topraktaki delikler toprağa ın havalanmasını sağlıyormuş, güneş suyun yüzünü parlatıyor.Muhteşemhttp://imageupload.com/~imageupl/show.php/139276_uyunituzgl.JPG.htmlhttp://imageupload.com/~imageupl/show.php/139275_hostalsal.JPG.html
http://imageupload.com/~imageupl/sho...tuzgl.JPG.html


Old 09-08-2008, 20:28   #6
Tulin

 
Varsayılan

Hostal Sal Şu anda daha çok göle benzeyen çölün ortasında, simdilerde kullanılmıyor ama eskiden yıllarca yolda izini kaybedenlere yol göstermiş.Şaka değil pek çok insan burada mesafeyi şaşırıp kayboluyor bazıları geri dönmemiş cesetlerinede ulaşılamamış. Sal hostal ziyarete açık ama önce büfeden alışveriş yapmak zorundasınız.Çatısı ve iki camı hariç her şey tuzdan...Kendi gerçekliğimi kaybettim.Muhteşem bir yer masalar sandalyeler duvarlar her şey her şey tuzdan.
İçerde tuzdan yapılmış orjinal boyutlarda insan hayvan heykelleri, figürleri var,girişte kocaman Moralesin posteri var.Hugo Morelesi sevmiyor pek.
Moreles yüksek ögrenim gören halkla haşır neşir her kesin yerel bir dili bilmesini şart koşmuş,ve konuşulan tüm yerel diller resmen tanınıyormuş...
Dışardaki tuzdan pistte beş ülkenin bayrağı var.
Pabloyla ayakkabı, çoraplarımızı çıkardık, buzzz gibi suya bileklerimize kadar girdik,ayağımızın altını tuz zemin kaşıyor biraz acıtıyor ama mutluyuz.Güneşten destek alarak üstümüzdekilerini tişörtlerimiz kalana dek teker teker çıkarıyoruz.Biz dolaşırken Hugo jipin arkasına kahvaltımızı hazırladı,diğer iki cipin rehber ve sürücüleri hugonun akrabaları olduğunu öğreniyoruz.
Suyun altındaki tuzun kalınlığı 50 cm imiş.
Dönüşte tren mezarlığını gezdik hepsi eski antika ilk kullanılan trenler , zamanı geçince buraya atılmışlar ve dğanın etkisiyle paslanıp kabuklaşmışlar, tren mezarlığından arabaya döndüğümüzde yüzlerce sinek araca doldu camları açıp kaçırdık onları bu kez toz içindeyiz.
İnsan mezarlıkları ise renkli kağıtlarla süslenmiş ölümün içindeki canlılığı duyumsamak için .
Pinoce zamanında Şili Uyuni Salar karşılığında deniz kıyısı vermeyi önermiş Bolivyaya, bu konu hala gündemindeymiş Bolivya denize hasret bir Güney Amerika ülkesi.Şili ise boydan boya deniz kenarı.
Tuz gölü-çölündeki volkanik adaya bakıyoruz .Zamanında bu adada çok güzel bir kız yaşarmış ve yöredeki altı kral kıza aşıkmış sonunda kız biriyle evlenmiş ve gebe kalmış ama kocası kral artık onu sevmez olmuş ve doğumadan sonra bebeği ölmüş kızın memelerindeki süt o kadar çokmuşki akıp akıp bu tuz gölünü oluşturmuş.Yaa işte böyle...
Bu gün ilk gördüğümüz köy Kolcani köyü 60 hanelik felan, tamamen tuzdan yapılmış evlerle dolu,tuvalet bile tuzdan.Bir evin kapısı ikinci kattydı ama merdiveni yok , portatif merdiven var yerde onu dayayıp çıkıyormuş sahibi.
Kadınların etekleri büzgülü, kıymışlar parlak renkli kumaşa,kadınların saçlari simsiyah ve kalçalarında daima iki örgü uçlarında o yöreye ait renkli bağcıklar var,başlarında mutlaka o yöreye ait şapka.Henüz saçı ağarmış kimse görmedim buralarda.
Yolda Hugo Frensicanın çevirisyle festivalleri anlatti.Festival ayıymış bu ay ve kimi yerlerde festivalde savaş oyunu oynarken birbirlerini öldürürlermiş.Paça Mama festivalleri toprak anaya şükran,bolluk bereket festivali.
Uyunideki pansiyona döndük Serpilin telofonu yastığın altında kalmış geri döndüğümüzde bulamadık.Polise gittik tutanak tutuldu ama raporu alamadık grubu daha fazla geçiktirmemek için son gün (pazar )zaten tur burada sona erecek o zaman alırız diyerek ayrıldık Uyuniden.
Alota köyünde kalacağız bu gece.Köye vardığımızda sokaklarda kimse yoktu.Şöför yolu bulamıyor sokakaktaki bir kız çocuğuna kalacağımız oteli (evi) sordu.Kız gülerek ve de çok eğlenerek bizi bir takım sokaklara soktu, kasbayı dolaştırdı kısaca.Evleri gösteriyor geldik sanıp yanaşıyoruz ama kız son anda aa burası değil bir sonraki sokak diyor.hep berber kızın bizimle eğlenmesini izledik bir süre.
Sonunda bulduk ev/oteli,bizden önce diğer iki jip gelmiş yerleşmişler bile.Hugo duş alırmısınız diyor beşimiz birden evet diyoruz ama yarım saat sonra bu gün mümkün olmadığını yarın sabah sıcak suyun akacağını söylüyor hava soğuyor hızla vazgeçiyoruz duştan.Solgun, ha gitti gidecek sarı ışık altında kadınların yerlerde oturarak ve kımıldamaksızın , beceriksizce hazırladığı ağız tadımıza hiç te uygun düşmeyen yemekleri yemeye çalıştık.Sohbet ettik diğer turistlerle sohbet ettik çoğu arjantinli.
Saat dokuz gibi yattık.



1 subat 2008

Sabah bahçedeki musluktan akan buz gibi suda ellerimi yüzümü yıkadım , tuvaletteki küçücük lavaboya sığmak mümkün değil.
Kahvaltı beş buçukta bizim pişi(yağda kızartılan mayalı hamur) ye burada torta frita diyorlar. Torto frita dışında bir şey yiyemiyorum.Sabah ayazında yollardayız grubun afyonu patlamadı henüz.
Dün gecelediğmiz bu kasabaya girerken görüpte soramadığım yolun ortasına dizilmiş daire seklindeki telin içine doldurulmuş sütunların yakında gelecek heykellerin kaideleri olduğunu ögrendim.Ünlü Bolivyalı heykeltraşın heykelleri gelecekmiş bu günlerde kasaba turistik olduğundan çok yakışacağına eminim.Heykeltraşın adı Ugala imiş.
Bir saat sonra volkan lavlarının külleri -çöplerinin olduğu bölgeye geldik. Bahsi de las rocas deniyormus bu bölgeye.Volkan lavları sanki çesitli insan, hayvan ,ev figürlerini andırıyor,çok rüzgar ve ayaz var dolaştık burayı özellikle bir tanesi tahta benziyordu üzerinde resim çektirdim.
Yolumuza çikan başı karlı sıra dağların isimleri yokmuş ve bu bölğe de lo sandez diye anılıyor .Hemen kendi isimlerimizle adlandırdık dağları.
Fernanda yol boya mate ikram etti, sırayla mate tasını metal çubuklu süzgeciyle bilikte elden ele dolastırarak yudumluyoruz ve ısınıyoruz.
Fena alıştık mteye Bolivya ve ötesinde mate malzemeleri satılmıyormuş.
Yolumuz yükseklere tırmanıyor.
Hugoya göre dört bin metredeyiz.Ve sonunda 4800 deyiz.
Hugonun ikram ettiği koko yaprağını çiğniyorum hiç fena değil,buralarda her derde deva.
Dağların arasındaki ilk gölün adı laguna kanyopa .Etrafı bembeyaz boraksla çevrili ve volkanik kalıntılar, küller var.Gölün renginin yeşil olması volkanik serpintiden kaynaklanıyormuş.Uzakta bir sürü flamingo.
Dün daha yakından gördüğümüz flamingoları görüntülememizi daha sonra çok göreceğiz diye aracı durdurmamıştı Hugo,şimdi ise çok uzaktalar.Grubun fotoğrafa en düşkün elemanı Thomas” Hugo giy pembeleri poz ver flamingo gibi bize “ diye dalga geçiyor.
Bu gölün derinliği sadece 10 metre.
Bir saat sonra la guna Eduardo dayız.
Bursı da beyaz boraksla kaplı ama flamingo yok,
daha sonra laguna Ondada dayız anlamı derin göl ama en derin yeri 15cm.
Hava ayaz ama güneş yakıyor.
Öğle yemeği yine cipin arkasında ,sonrasında çöle ilerlemeye başladık.
Çölün girişindeki gölde flamingolar kaynıyor o kadar çoklarki gölün rengini pembeye çevirdiler.
Saat iki gibi Bolivya Nacional parktayız.
Hugo giriş işlemlerini yaptırdı biletlerimizi bize verdi ve turun sonuna dek saklamamızı istedi.
Nasyonal parkın girişinde laguna Colorada (kırmızı göl),
genişliği 2 km derinliği 15 cm.
Bu gün son durağımız konaklayacağımız San Cristóbal.Bir öncekine benzer basit bir ev.avlunun etrefını camla çevirmişler bu gece buradayız yarın saat dört buçukta kalkacağız.

http://www.imgnets.com/viewer.php?id=57883140.jpg
http://www.imgnets.com/viewer.php?id=57883140.jpg




resim


02 şubat

Yine buz gibi havada alacakaranlıkta uykulu uykulu yol alıyoruz taa ki yaklaşık üç metre yüksekliğe fişkıran suyu görene dek ,hepimiz uyandık meğerse su değil gazmış.Olimpusta çikan metan gazlarını gecenin karanlığında nasıl yaktığımızı anlattım arkadaşlara.
Güneş doğduğunda Geyzers lerdeydik. Burada volkanik deliklerden kaynayan sularda yumurta pişirmek( ne klişe ama) mümkün.Fokur fokur kaynayan suların kenarında ısındık biraz ama Hugo endişeli fazla yaklaşmayın diyor,haklıda burada zemin yumuşak ve kaygan.


http://www.imgnets.com/viewer.php?id=2564176.jpg
http://www.imgnets.com/viewer.php?id=2564176.jpg

Iki saat sonra termaldeyiz..Sıcak doğal suyun etrafını taşlarla çevirmişler havuz olmuş.Hava beş derce su 44 derce ve biz dört gündür yıkanmıyoruz.Mayolarımızı giyip atladık suya.Bi çok turist var ama hava soğuk olduğundan havuzu kullananlar bir kaçımız. Termalin etrafında onlarca turist arabası var.
Kahvaltı hazır hadi diyen Hugoyu kızdırmamak için ancak yarım saat kalabildik havuzda.Manzaramız muthişti ,hemen yanımızdaki akarsuyla birleşen gölette flamingolar ve etrfimızı çevreleyen karlı dağlar...
Saat 12 gibi volkanik dağın eteğindeki laguna verdeye geldik.Dağın adı Cancabur ve kasım ayında İnkalar bu dağda kurban törenleri yaparmış ,kurban edilenlerse çocuk ve bakire güzel kızlarmış ama kemikleri bulunamamış bir türlü,kemikleri hala arayan arkeologlar varmış. Buna karşın Saltadaki dağda kurban törenlerine ait kemikler bulunmuş ama arjantinliler bu kemiklerin buradan götürüldüğünü Saltada hiç bir zaman kurban törenleri yapılmadığını iddia ediyorlarmış.
Laguna Verdenin dibi mercanla kaplıymış.. Güneş vurunca yeşil oluyormus gölün rengi, ondan adı yeşil göl.
Bu gün her yerde boraks kalıntıları var.Bolivya boraks bakımından en zengin ülkesi dünyanın.Boraks burada çıkıyor ama işlenmesi yurt dışında luyormuş.Bolivyadaki yabancı şirketler işcilerine daha çok maaş ödüyormuş.
Bir süre yollarda kocaman taşlar vardı,kimi zaman taşlar yol kıyısına toplanmış .Pek inanılacak gibi değil ama Hugo taşların rüzgarla geldiğini söylüyor,yaklaşık 10 ile 30 kilo arasında taşlar.Boraks şirketleri bu yolu boraksı Şili ye ulaştırmak için kullanıyormuş yollarıda taşlardan temzileyen boraks maden isletmeleriymiş yani bu toprak yol uluslar arası bir yol ve Şiliye bağlanıyor.Eskiden borks trenlerle taşınırmış, yer yer eski tren raylarıyla karşılaşıyoruz.
Dali Tralası evet Bolivyanın bu çölünde Dali Tarlası.
Daha Hugo söylemeden ben aklımdan geçirmiştim ama bu ad tam onikiden vurmuş,yaratıcısı yine volkanik lavlar.
Pukaradayız(geçen sene Hindistana giderken Pukara adlı bir kasabasından geçmiştik Nepalin) festival var.Kadınlar sırtlarındaki torbalara yeşil dallar koymuş şarkı söyleyerek dansediyorlar,erkekler sarhoş.
Yarım saat sonra San Cristobaldeyiz buradada festival var,Paça mama-toprağa şükran festivali.Kadınlar hep olduğu gibi kalçalarına dek uzanan iki örgülerinin ucunda renkli tokalar(yöreye göre renkler değişiyor)başlarında şapkaları sırtlarında yeşil ağaç dalları dansediyor toprağın berketine şükrediyorlar.Kadınların etekleri büzgülü parlak renkli ve kısa.Meydanda masa sandalyeler dizilmiş yaşlı adamlar yerel biralarını içiyorlar,kimileri şimdiden sarhoş.yaklaşık yetmiş kadar Bolivyalı toprağa teşekkürlerini sunuyor yaşasın Pacha Mama….


Yol boyunca gördüğümüz lamaların tüyleri boyanmış ve kulaklarına renkli bezler takılmış,bu renkli kumaş parçaları hem onları süslüyor hemde sahiplerini belirliyor.
Son molamızı verdik ve Hugo son yemeğimizi hazırlıyor,turun burada bittiğini söyledi,yemekte benim yiyebildiğim tek şey elmaydı.
Göz boncuklu anahtarlıklardan hem yol arkadaşlarımıza hemde sürücümüze ve Hugoya ,öteki jipte babasıyla giden Hugonun küçük kız kardeşinede göz boncuğu bilekliği hediye etim,belki onların bende bıraktığı kadar değil ama izlerimi bırakmıs oldum .
Dört gündür termale girmenin dışında banyo yapmadık, pisiz.
Saat altı gibi Uyunideyiz.-
Hugo patronunun verdigi bir formu doldurmamızı istiyor.formda yemekler arac ve rehberle ilgili düşüncelerimiz ,beğenip beğenmediğimiz soruluyor.Thomas pek karşı çıktı ama ben turun tamamına on tam puan verdim.
Bizim önce polise gitmemiz gerektiğini söylüyoruz.fransiska bici birakmiyor hep beraber gidelim diyor.tomas cok uzun surer dedi ve alman muhalefetini koydu.hugi ve pablada bizden yana polis istasyonuna gittik.rapor asir degilmis tomas soylene soylene Internet kafeye gitti.
Hep beraber Serpilin kaybolan cep telofonu raporu için polis karakoluna gittik.Thomas vakit kaybı olacağını söylüyor ve sinirli.Raporu aldıktan sonraFrensiskayla beraber lonly planetten aldığım Oruro otellerini aradık sadece birinde bir sonraki güne yer bulduk,festival nedeniyle tüm oteller dolu gidince şansımızı deneyeceğiz.
Saat 20 ye bilet aldik.Thomas Pablo ve Fransiska bir gece daha kalacaklar burada.
Fransisikaya kendi ellerimle yaptığım incili gümüş kolyeyi hediye etim o da mate takımını verdi bize.
Ağlamaklı vedalaştık internet üzerinden haberleşmeye söz verdik.
Oruro aracında yaklaşık on turistiz. Uyuni turunda diğer jipteki arjantinli çiftte bizimle berber otobüste onunda adı Frensisca ve bize yolun soğuk ve kötü olduğunu söyledi.Biraz korktuk ama tam tersine kaloriferler cayır cayır yanıyor giydiğim fazlalıkları yolda çıkardım.
Iki saat sonra ihtiyaç molası ve insanlar sağa sola çömelmiş ihtiyaç gideriyor allahtan karanlık.
Onlara katılmaktan başka çare yok
Bir sonraki mola bir köyde tam önümdeki kadın iki çocuğunu bıraktı gitti.10 dakika boyunca bir yaşlarındaki küçük kız durmaksızın ağladı,altı yaşlarındaki abisi susuturmaya çalısyor ama mümkün değil.Çocuk ağlamaktan çatlayacak ben, üzüntüden çatlayacağım.
Önce kadını aramak için lokantaya girdim içeride iki kadın var Fransiskayla ikisinede sorduk ikiside üslenmediler ,otobüse geri döndüm çocuk sıcaktan ve kat kat giydirilmiş olmaktan ve de ağlamaktan ter içinde.
Kucağıma alıp soydum yer yer sustu ama çoğunlukla dikkatle yüzüme bakıp annesi olmadığımı anlayınca aglamsını artırarak devam etti Ben çaresiz sırtını patpatlıyor hoplatıyorum.Anne çocukarı terketti diye düşünmeye başladık, araba hareket edince biraz önce çocuğunuz ağlıyor dediğimiz kadınlardan biri gülerekten yaklaştı teşekkür edip çocuğu aldı.çocuk hemen sustu,kadın yirmisinde ya var ya yok.
Arkamdaki koca adamın ayakları koltuğuna sığmadı ben tekemeliyip duruyor.
Yol pürüzsüz asvalt, bu supriz oldu bana.Her şeye rağmen sekiz saatlik yolun yedi saatíni mışıl mışıl uyuyarak geldik.


03 şubat Oruro

Saat altı demişlerdi ama her zamanki gibi erkenden 4:30 da Oruro terminalindeyiz.Arjantinli çiftle beraber emanet baktık valizleri koymak için ama altıda açılacakmış.zifiri karanlık terminalin dışına çıktık benim yer ayırttığım otel hemen karşıda bir ümit gittik ama yerleri yok yarın a dek.Uzaktan canlı müzik sesi geliyor. Iki genç yola oturmuş bir naylon torbanın içinden tavuk yiyorlar,onlara sorduk kalacak yer nasıl buluruz diye.Saat sekizden sonra bakın bu günün son festival saaatleri ancak saat 7 gibi dönerler sarhoş olarak,şimdi her yer kapalıdır dediler.
Biz yine şansımızı deneyelim dedik.Şehir merkezine doğru yol boyunca kızlı erkekli sarhoşlar kusuyorlar, kimileri yerlerde sızmış. kimseye bişi sorulacak gibi değil.
Yılmıyoruz her hostelin otelin zilini çalıyoruz ama açan yok.Bir hostelin önünde bekleyen uç sarhoş var burada kalıyorlarmış,ısrasla zili çalıyorlar ve otelde yer olduğunu syluyorlar.Onlara inanıp yarım saat bekliyoruz hep birlikte.Biri Başını duvara dayayarak ayakta durmaya çalışıyor diğeri yan tarafa kusuyot bir tek kız uyanik adı Mintik olmalı.
Israrla çalan zile komşu evlerin pencerelerinden çikanlar oldu ama bizim kapı ancak yarım saat sonra acıldı.
Açanda zil zurna sarhoş bu gün yer olmadığını yarın gelmemizi söylüyor.
Dönüp valizleri emanete vermeye karar verdim festivale katılıp akşama la Paza devam etmek en iyisi.
Terminale geri döndük arladaşlar kalacak yer aramaya devam etmeye gittiler biz valizleri emanete bırakıp merkeze yürüdük.
Güneşle beraber havanın soğuğu kırıldı.yürüyerek festival sokağına geldik.
Kentin en uzun caddesine yaklaşık iki km boyunca üç dört katlı portatif türbünler kurulmuş ,seyyar stadyum haline getirilmiş şimdilik kimseler yok etrafta .Plazaya(doğal olarak kent merkezine) yürüdük ,yavaş yavaş insanlar çıkmaya başladı pek çoğu dünden kalma sarhoş.Kavga ediyor iki tane sarhoş kemerlerini çıkarmış birbirini dövmeye çalışıyor ama vuruşlarını tutturamıyorlar bir türlü., sağa sola savrulup tekrar sarılarak ayrılıyorlar,çok komikler.
Yolda sızanları polisler ayıltmaya çalışıyor.
Lonly planetin önerisiyle meyve kokteyli kahvaltımızı festival yolunun plazaya bakan merketinde yaptık.Çok lezzetliydi ben iki tabak yedim. Kahve içemedik kafeler 10 dan sonra açılacakmış.
Festival caddesine döndük,sadece bir saatin içinde türbünlerin yarısı dolmuş ve festival geçidi başlamış biz elimizde kameralar kortej bandındayız,fotoğraf çekiyoruz önce çocuklar gruplar halinde sırayla geçtiler bazıları sevimli hayvan kılığındalar.
Gerçektende anlattıkları gibi görkemli bir geçit töreni.Mini etekli yüksek topuklu parlak renkli giysili aşırı makyajlı ellerinde çubuklarla aynı ritmik hareketlerle dansederek yürüyorlar.Korkunç maskeli koca adamlar tamtamlar eşliğinde çizmelerindeki zillerin çıkardığı seslerle dansederek geçti.Yüzlerce grup birbirini takip ediyor ve festival katılımcılarının yaşı yok,iki yaşından 70 yaşına kadar aynı grupta kadın ve erkekleri görmek mümkün.
Kızılderili giysileriyle yarı çıplak gençlerin oluşturduğu grup en çok beğendiğimdi.
İki saat festival alanında yürüdük ve sonununa geldigimizde bir o kadar grubun da geride olduğunu elimize verilen broşurden öğrendik.Broşürde detaylarıyla grupların sıralarını ve özellikleri anlatılıyor.Oruro festivali Bolivyanın en büyük festivaliymiş(brezilyadan sonra güney amerikanın en önemli festivali)
Üç saat kalıp ayrıldık terminale doğru.Sokak lokantaları tıklım tıklım ,her yerde bira reklamaları,bira firmaları üçretsiz dağıtıyormuş biraları bu gün,erişkinlerin çoğu sarhoş.
Terminalde giriş ve çıkıslarda kapılardaki kadınlar ellerinde makbuzlar hesap soruyor nereye diye, ama ben anlamadığımdan söylene söylene geçiyorum ,meğerse her yolcu bireysel olarak vergi ödemek ve makbuzunu almak zorundaymıs burada.Bizde önce biletlerimizi ( 3 euro) alıp terminal vergisini ödeyip La Paz arabasına biniyoruz.
Yol asvalt biz mutlu ve yorgunuz.
Hemen bir vidyo koydular.Asvalt yolda tırmanıyoruz.
Uzaktan kent göründü ,dağlar arasında uzanıyor la Paz.
Terminale ulaşmamız bir saati buldu,burdada festival var ve trafik aksıyor.
Terminal sevimli. TI dan harita ve bilgi aldık.
Internetten ögrendiğim kaktus hostele taksiyle yola çiktık,cok yavaş ilerliyoruz ,kadın kılığında erkekler perukları ellerinde, dudakları rujlu el sallıyorlar bize.Çocuklar yaramaz ,ellerindeki küçük balonlara su doldurmuşlar önüne gelene atıyorlar ,siprey köpükleri sıkıyorlar.Çamlarımızı kapadık yirmi dakikada hostelin önündeyiz,Serpil beğenmedi oteli , daha iyi bir yer bulmak umuduyle yan caddeye geçtik ve yepyeni tertemiz bir hostel bulduk fiyatı iki katı ama yorgunuz iyi bir yerde yatmayı hakettik.
Sagarnata cad casa de huespades montanesotelin sahibi kadın çok titiz hiç pazarlık yapmadı dört yıldızlı otel konfor ve temizliğine sahip odamıza çıkıp yıkandık.Serpil ıslak havlusunu koltuğun üzerine sermiş döndüğümüzde otel shibi onu almış balkona asmıs havlularıi koltuğa asmayın diye uyardı bizi.Odamıza neden girdiniz diye soramadık o kadar temizki otel, peki demekle yetindik.
Giysilerimizi yıkanması lazım ve 10 kilolar.yakındaki camasırhaneler kapalı otel sahibinin önerisiyle bir çamşırhane bulduk yarın saat üçe hazır edeceklermiş..
Kaldığımız sokakta pek çok lokanta var biriside çorba içtik ve lomo ızgara yedik.
Bankalar başta olmak üzre pek çok yer dört gün kapalı hatta turizm büroları bile.
Çamasırhanenin olduğu ana cadde seyyar satıcılarla dolu ve çocuklar köpükler , su dolu balonlarla taciz ediyor yürüyenleri.Bizde nasibimizi aldık.
Otele döndüğümüzde sahibi kadın yine mızmız pasoportların kopyalarını almsına rağmen adımızdan emin değil tek tek adlarımızı ,pasoport numaralarımızı kendi el yazılarımızla yazdırdı 15 dakika sürdü bu işlem.biz yine sabır doluyuz.
Yarın 12 de ayrılmak üzere tv seyredderek yattık.

04 şubat

Sabah uzun uzun duş aldık karda, kışta ,sıcakta her dem güneşten yanan rengimiz açılmıyor bir türlü.Aynaya bakınca ilk geldiğimizde otel sahibi kadının biz Türkiyeliyiz deyince Afrikada değilmi ?demesinin sebebini anladık.Afrikalı gibiyiz.Kadın hala ikna olmuş değil Türkiyenin Avrupada olduğuna…
Valizleri otelde bırakıp Copacabana ya kaçta araç olduğuna bakmaya gittik iyiki valizleri bırakmışız.Copacabanaya bu gün festival nedeniyle araç yokmuş terminaldan ısrarlı arayışlarımız geçte olsa sonuç verdi ,başka bir mahalleden dolmuşlar gidiyormuş Copacabanaya, (Zona Comentano)terminalden .
Terminal çıkışında festival kortejiyle karşılaştık.
O kadar hoşumuza gittiki Serpille berbirimizi kaybettik.
Bir saat kadar dolandıktan sonra terminale geri döndüm turist polis ofisi kapanmış , pencerenin camına Serpile not yazıp yapıştırdım,yanımda ne harita ne pasaport ne de para var. Taksiye binip otele dönüyordumki adresi bilmediğimi hatırladım sadece Cactus hosteli hatırlıyorum,onu söyledim ikinci taksinin şöförü biliyormuş.Otelin kapısına geldik, adama bir sonraki sokağa gideceğimizi söylüyorum ama adam güvensiz otelin kapısını gösteri
yor burası diye.Çaresiz bekle işareti yaptım içeri girdim resepsiyondaki çocuk ingilizce biliyor ona çevirmesini söyledim,durumu anladı söför , fazla ödeyeceğime söz verdim ama yanımda para yok Serpil yoksa ve otelci kadından borç alamazsam yandım.
Otelin ana giriş kapısı kapalı yan girişin zilini çalıyorum şöför köşede inanmaz bana bakıyor.Ben merak etme burdayım diyorum.Nice sonra kapıyı kadının kocası açtı anlattım durumu ama anlamadı karısını çağırdı o da anlamadı, kızını çağırdı ve nihayet…Şöför kapıya dayanmış otel sahibi kadından borç aldığım on beş bolivanos şöföre ödedim kadına kameramı rehin bıraktım 10 dakika sonra Serpil geldi kameramı alıp kadının parasını ödedik.
La Pazda gençler modern dediğimiz biçimde giyiniyor sadece yaşlılar yerel giysilerle.
Saat üçte çamaşırhaneye gidip temiz giysilerimizi aldık taksiyle (9 bol) Comenteno ya gittik, bir dolmuşta kalan iki kişilik yere oturduk ve hareket ettik,yol asvalt ve yemyeşil,festival görüntüleride cabası.
La Paz ı dağların tepelerine dek uzanmış evleriyle geride bırakıyoruz.Çetin bir kent La Paz.
Sağımız başı karlı dağlar solumuz dümdüz yemyeşil verimli ova. Yolboyu festivalciler keyifli ,sarhoş ve evcil hayvanlar sağda solda...
İki saat sonra göl kenarındayız,karşıya gölden geçeceğimizi bilmiyorduk,biz motorlu bir kayıkla ücret ödeyerek araçlarımız ise elle idare edilen sallarla karşıya geçti.10 dak aracın geçmesini bekledik ve açlığımızı sokaktaki tezgahta kızarmış yumurtayla bastırdık.
Bir saat daha göl kenarından dolanarak alacakaranlıkta Copacabanaya vardık.Terminal yok.girişte bıraktı bizi şöför bu arada yolda tanıştığımız ingilizlerin lonly planetinden otel adresleri almıştım, benim programmda Oruro ve Copacabanada konaklamak yoktu.
Serpil valizlerle kaldı her zamanki gibi ben orel aramaya koştum ve beş otel gezdikten sonra Lonly planetin onerdiği Hotel Utamaya karar verdim.
Otelin aracıyla Serpili aldık.bir çok Fransiz var bizden baska otelde(12euro)kahvalıi dahil.
Hava nemli ve serin,merkezde iki parelel sokakta şirin mağzalar var ve bir çok lokanta kafe.
Para bozdurduk ve yarın adalara nasıl gideceğimizi araştırdık,tur yerine yerel halkında kullandığı katemaranla gitmeye ve dönüşte bir gün adanın güneyinde Isla del Sol(güneş adası,güneşin burdan doğduğuna inanılıyor)
kalmaya karar verdik.
Akşam yemeğininde ilk kez salata yedim , endişeliyim.

05 şubat

Sabah otelin kahvalti salonundayız.oldukca zengin bir menú ve servis bu fiyatta görere çok iyi.Akşamda burada yiyeceğiz.Saat 7:45 te ayrıldık.
Titicaca firmasından adalara gidiş bileti aldık , dönüşte adalardan birinde konaklayacağız bir gece.
Yaklaşık iki saat botla gittik,titikakak dünyanın en yüksek ve en büyük volkanik gölü.
Manzara muthiş gölün rengi masmavi.
Ilk durağımız museo del oro(altın müze)ama içerde altına dair hiç bişi yok.Rehber sadece ispanyolca konuşuyor coğu turist ispanyolca biliyor.Hareketlerden bir şeyler çıkarmaya çalışıyorum ama nafile.
Adaya giriş 1 euro
Tırmanarak muhteşem manzara eşliğinde Roca Sagrada ya gittik, pisada del sol laberinto,chinchana harabelerini gezdik.puma ya benzeyen kayayı kurban törenlerinin tarihcesini anlattı rehber uzun uzun ama isapanyolca.
Bot 13 te diğer adaya hareket edecekt ucu ucun
A yetiştik, bir sonraki adada konaklayacağız bir gece.
Yolda karın ağrısı kusma başladı.Başımı kaldıramadım sürekli kusuyorum dünkü salatadan olmalı.
Kalmayı planladığımız adadayız ama bu koşullarda kalmak tehlikeli durumum kötüye gidiyor ve isal başladı.
Serpilin meyve koyarız diye yanına aldığı buzdolabı poşetleri başka bir amaç için kullanıldı pekte ergonometrikmiş.
Serpilin yanında taşıdığı bilimum mide barsak ilaçlarını yuttum.İki saat sonra biraz sakinleştimkarnım.
Adadaki tuvaletlerin biçareliğide cabası,
adam göl suyunu kovayla taşıdı durdu tuvaletlere.
Benim adada konaklama planlarım hevesim yattı tabiii, hatta yürüyerek geçmeyi planlamıştım adanın kuzeyinden güneyine doğru (üç saatlik yol).Yatagıma ulaşmaktan başka isteğim yok şu anda.


Bu arada botun biletcisi kalavakmisiniz diyor beninim eller karnimda hayir diyebiliyorum,bir yaniyorum bir donuyorum.ker kes keyifli adayi gezdi ben sahilde tuvalete yakin sandalyede kalakaldim
Saat 6 gibi geri donduk.karaya vardigimizda inanilmaz aclik icindeyim.LP in onerdigi restorana gittik.garson ne geldiniz der gibi amam iki masada daha instalar var.rica minnet menuyu getirttik garsona.bu arad 20 dakika felan gecti ve bizden oncekilere hic aservis yapilmadi bindan biraz killandik amam LP bu…10 dakika sonra bir cocuk asir dometes corbasi paketiyle iceri girdi.yarim saat once biz ismarlamistik dometes corbasini.biraz daha killandik bu arada diger uc masa da doldu.bizden once gelen israilli iki kiz beklemekten sikilip Yemen remeden ne yesinler gelmiyorki sinirlke terkettiler.yeni gelenlere kahve servisi yapildi ama kahvenin nesi varsa garsonu cagirip a<zarladilar ve icmeen onlarda ayrildi.yaklasii, 40 dakika bekledik ve servil mutfaga Bassin uzatti biizm corba yeni kayniyor mus daha.bizde terkettik otel yeni gelenler neden guldugumuzu anlamadan bekleme devam ediyorlar.
Otele geri donduk otel sahibi pek memnun bu sabah belki adada kaliriz diye ayrilmistik.bu kez daha guzel bir oda verdi bize.
Otelin guselim yemekleriyle yemegimizi yedik.menu Standard tavuk yada balik corba tatli ve cay.Baligin adi tacha…gayet lezzetli,
Yarin ayriliyoruz burdan .disari ciktik sokaklarda festival devam editor.bir minusbusun icinde uc kisilik orkestra caliyor ve halk bir elinde biralari hem iciyor hem oynuyorlar.onalar katildik birs ure.
Yarina 10 30 punoya biletlerimiiz aliyoruz.titicacayi bir de oradan ziyaret edeceğiz,
Küçük el işi örtüler aldık .

06 şubat
Saat altıda uyandım,duşun suyu buz gibi havada öyle resepsiyondaki adam suyu ayarladı be bizi minubüsüyle otobüs durağına bıraktı.
Dün bize bilet satan kadın cin gibi ama üzgün.otobüs şöförünün yolda alkolden sızdığını öğlen bir buçuk otobusüne bizi aktarabileceğini ,yada paramızı iade edeceğini söyledi.
Bir buçuk otobüsüyle gidiyoruz.
Tekrar plazaya döndük hava güneşli bir şeyler yiyip bira içtik.Tekrar kadının ofisine döndüğümüzde fernandez(otobüsün muavini)valizlerimizi taşıdı otobüse kadar.
Otobüste muavin bize ve diğer turistlere Punoda otel pazarlamaya çalışıyor .
Pek ilgilenmiyoruz çok ısraracı adam.Yolda Peru için giriş formlarını doldurduk.Yeşil pasaportlarımıza güvenerek vize almadık baklım ne olacak.
Bolivyadan çıkış yaptık.Peru girişinde koşa koşa en öne geçtik çünki sorun çıkarabilirler.Netekim 10 dakika kadar üç görevli birden pasaportlarımızı inceledi ama anlayamadılar.Bilsayara bakıp vize alamalısınız dediler.Onlara bunun özel pasaport olduğunu anlattım uzun uzun ama neyin özel pasaportu olduğunu bir türlü anlayamadılar.Bir yandan ingilizce bilen kadın görevli bir yerleri arayıp duruyor,diğer iki görevli tüm otobüse vize verdi ama biz hala bir bilenden gelecek sonucu bekliyoruz otobüstekilerde bizi...
Bir saate yakın zaman geçti otobüs bir ileri bir geri gelip gidiyor yernde duramıyor.Fernandezin bize sempatisi kalmadı ,artık sinirli problem ne diyor.Bende bizim değil memurların problemi diyorum.Pasaport görevlisi kadın sürekli birileriyle konuşuyor telofonda her seferinde lütfen geri dönüp vize alın diyor.En sonun da geri döneriz ama Peruya bir daha dönenmeyiz siz kaybedersiniz turistiz ve her turist gibi para harcayacağız Peruda,eğer bu pasaportlarla vize alırsak hükümetimiz buna kızar dedik,sonunda ikircikli onayladılar.
Otobüse döndüğümüzde suratlar asılmış...
Yan taraftaki ingiliz çiftten Lonly Planetlerini aldım ve Punoyla ilgili notlar aldım .
Üç saat sonra Punodayız Fernandez bizimle barıştı tavladığı diğer 10 turistle beraber bir otobüse yükledi eşyalarımızı.Kent merkezine 5 - 6 km terminal.Yol boya hostellere girdik her birinde bir kaç kişi bıraktık.
LP ni aldığım çiftte bizim gibi titizleniyor kalınacak yerler konusunda ve beğenmiyorlar.En son en güzel otel burası dedí Ferannadez Americann inn .Girdik resepsiyonda oda fiyati 25 dolar yazıyor eğreti bir kağıtta belliki biz gelmeden hemen önce asılmış.Biraz daha bakınalım diyorum ingilizlerde bana katılınca fiyatı düşürüyorlar 18 usd ye ve kalıyoruz,kaşla göz arasında yarın için urus –tekila ,amanti adásı turu satıyor Fernandez ingilizlerle bize70usd ,bir gece amanti adasında konaklayacağız
Kent meydanı yürüyerek 10 dakika, hoş bir parkı var ağaçlar çeşitli figürlerde kesilmiş.trafiğe kapalı caddesi cıvıl cıvıl.Tİ dan bilgi ve harita aldık.


Bisiklet arabalarla terminale gidip(10 sol)bir gün sonraya Cuzcoya biletlerimizi aldık (25 sol)turdan döner dönmez ayrılacağız Punodan.
Söförümüz başlangıçta dediğinin iki katı para istedi kırmadık ödedik.
Yemek için dışarı çıktık trafiğe kapalı caddede ellerinde menüleri turistlerin gözüne sokuyor teşrifatcı gençler,bir tanesi ısrarla bir lokantaya götürdü bizi,içerde odun fırını var ve dumanl altıyız.Spesialitesi olan etli ızgarayı yedik.
Resepsiyondan yedek battaniye alarak yattık.

07 şubat

Sabah 7:30 da kahvaltıdayız.Sekizde tura götürecek aracımız içinde diğerleriyle 12 kişiyiz.Fernandez bize başka turlarda satmak istiyor, biz gönüllü değiliz.
Ve limanda bota bindik.Botumuz oldukca konforlu bu kez rehber ingilizcede konuşuyor ama pek anlaşılır değil.
Yaklaşık 40 dakika sonra Orus adalarındayız,bir çok küçük adacık topluluğu burası, zemin balçık olduğundan köylüler zemini şeker kamışlarıyla donatmışlar.Zemin ve tüm evler şeker kamışı saplarından sallar bile sazdan.
Rehber bize buradaki hayatı anlatıyor.Bu arada şeker kamışı getirdi ve nasıl yeneceğini gösterdi bir yerli kadın.Hepimiz birer tane aldık kabuklar doğruca zemine atıldı.Adanın yegane lokantasıda şeker kamışından örülmüş, tuvalette aynı şekilde...Evler yaklaşık on kiloymuş.birisini oracıkta kaldırarak gösterdiler.Evler istenildiği zaman sallara konarak diğer adalara taşınabiliyormuş.
Etrafta benzer 40 ada daha var.
Bu ada 10 hanelik digerleride yaklaşık aynı büyüklükte.
Iki adada da yaklaşık yarımşar saat kaldık ,bir adadan diğerine isteyenler ki biz istedik sazdan sallarla geçildi.
Çocuklar ısrarla dileniyor para vermeden gülümsersek kaşlarını çatarak önce para diyorlar.
Kadınlar el emeklerini sergiliyorlar.
Salların önünde canavar figürleri var.
Bir sonraki adada yerleşim yok ve biz yemeği burada yedik.Punodan getirilen koca tencerelerin içinde haşlanmıs sebze ve tavuk var, bir de kola.Fena değil hatta lezzeti.
Iki saatlik bot yolculuğundan sonra Titicaca gölünün en büyük adası Amantideyiz , burada konaklayacağız bu gece.
Adada bizi evinde misafir edecek aileler bekliyor.Eski üsul listeden adlarımızı okuyor rehber adları okunanlar meydana çıkıyor ve ailelerden biri talip oluyor.Güldürdü bu sisitem bizi ,ingilizlerle ayni evde konaklayacağız ev sahibimiz Flora adında güleç bir kadın.Tırmanarak köye varıyoruz nefes nefese yolda Flora bize muya ddeikleri bitki yapraklarını koklatıyor nefesimiz açılıyor biraz ve evdeyiz.Odalarımız minicik yataklar berbat elektirik yok.
Flora muya çayı yapıyor bize buradada ikram edilen çayı geri çevirmek çok ayıpmış.Muya fesleğen, nane karışımı bir güzel bitki .Eskiden kurban da içinde olmak üzre tüm törenlerde kullanılırmış muya,bir çeşit iksir ,her hastalığa deva imiş
Flora çaydan sonra eldiven ,atkı ,bere gibi şeyleri döktü ortaya ama o kadar kötülerki alan olmadı .Andrea ve Juli odalarına çekildi,biz bahcede güzelliği seyrediyoruz.Floranın babası Salvador ve annesi geldi Salvador tek tek elimizi sıktı,sanırım Flora bekar ve çocuksuz.
Herkes nereli olduğunu söyledi Salvadora.
Sonra Flora bizi plazaya götürdü öbür arkadaşlarda burada.Rehber saat sekizde köylülerin bize parti hazırladığını saat sekizde burada olacağımızı söyledi ve rehber önde biz arkada en tepedeki eski tapınağa doğru yola çıktık.Soğuk, rüzgar, tırmanış derken sayımız giderek azaldı,yükseldikce manzara daha güzelleşmeye başladı 3800 ve 4000 metredeyiz ,oksijen yetmiyor,ellerimizde muyalar iki adımda bir soluklanıyoruz.
İki km lik bir azılı tırmanıştan sonra tapınağı gördük geri dönenler kapalı olduğunu söyledi taa oraya dek gitmeketen vazgeçtik.Muhteşem Titicaca manzarasına doyamayarak yokuş aşağı plazaya yürüdük.Flora bizi bekleyecekti ama ortalıkta yok diğer ev sahipleri misafirleriyle ayrıldı,hava kararıyor ve fenerimiz yok daha fazla beklemeyerek eve döndük,yolda bacası olan küçük odacıkları fırın sandık meğerse tuvaletmiş.Sanırım bu tuvaletler yasal olarak yapılmak zorunda ama çoğunun kapısı kilitli halk yerel yöntemi kullanıyor.
Rehberin dediğine göre Titikakanın en büyük adasından Tekila erili Amanti ise dişili temsil ediyormuş.
Bir çeşit sarmaşığın pembe çiceği ve coca yaprağı ayinlerde tüm törenlerde kullanılırmış.
Tepedeki iki Tpınaktan biri yağmuru(su) diğeri toprağı temsil ediyormuş.Coca çayı misafire mutlaka ikram edilirmiş ve içmemek nezaketsizlik olarak algılanırmış.
Polis yada hükümet bu adaların hiç bir şeyine karışmazmış.Adanın dört kapısı var bu kapılar hem yönleri hem mevsimleri temsil ediyor ama sadece birisinden giriş çıkış yapılıyormuş.
Ada halkını ilgilendiren bir karar alınacağında halk seçtiği yöneticileriyle bu alanda tolanır ve karara bağlarlarmış.Buradaki kadınlar yada erkekler şapka takmıyor.Şapkalı olanlar seçilmiş yöneticileri ifade ediyormuş.Kadınlar bir çeşit siyah(etekleriyle aynı renkte) şalla örtüyorlar başlarını.
Herhangi bir suç işlendiğinde yine halk toplanıp cezasını verirlermiş ve her oylama el kaldırarak açık yapılırmış.Amanti adası önemli bir patates yetiştirme bölgesi yer gök patates tarlası,ama tarlalara ulaşmak oldukca zor, biz şuncacık yolda tıkandık bu pateteslerin ekilip toplanması bayağı bir emek.
Döndük eve Flora yok suratsız bir cadı mutfakta ateşte bir tencereyi karıştırıyor yemek ne zaman olur dedim ,tersledi beni yok dedi, bir yandanda elindeki tabaktan tıkınıyor,yarım saat daha bekledik hala ne Flora var ne yemek.Açlıktan ölüyoruz ve saat yedi olmuş.Sekizde parti var.
İngilizlerde gelip gidip mutfağa bakıyorlar.Sonunda kıza ekmek varmı dedim bu arada Floaranın annesi geldi patetes soyuyor,daha o patetesler pişecek...Yemek memek istemediğimizi sadece bir dilim ekmek alıp yatacağımızı söyledim ama cadı kazanın başında pis pis gülüor.Floranın annesi bozuldu ben yatağa girdim 15 dakikak sonra Flora geldi odaya masa hazırlayacakmış,sinirle saati gösterdim O güler yüzüyle ikna etti beni kız toz oldu,Flora masaya berbat bir patetes çorbası koydu,yenecek gibi değil eline tutuşturdum tası gerisin geri ekmek ekmek diye söylendim.
Başka bir tabakta bir kaşık pilav ve patates kızartması var Flora üzgün.Beş saatte bunları hazırlamışlar,biraz atıştırdım.
Saat sekiz ingilizlerle parti yapılacak alana gittik ama in cin yok,on dakika geç geldik sanırım burası buluşma noktasıydı ve insanlar buluşup partinin yapılacağı yere gittiler.İngilizler fenerlerinden birini bana verdi yol zifri karanlık.
Yolda kocaman bir taratula gördük Juli çığlık çığlıga
Flora bizi evin girişinde yakaladı pişkin parti başka bir yerde sizi götüreyim hadí dedi ama kızgın aç ve üşümüzüz yüzüne bakmadan yattım, gece soğuktan bir kaç kez uyandım.

08 şubat

Sabah yedide kalktık.
Akşamki azardan sonra Flora gülüyor ve ilgili, pişi yapmış bize .Pişi ve muya cayı…Yanımızdaki sallama çaylarla pişileri yedik artan ikisinide yanımıza aldık.
Flora o berbat şeyleri tekrar ortaya döküp satmaya çalıştı grupta tık yok.
7:30 da limandan ayrıldık.Yarım saat sonra Tekila adasındayız yine, tırmandık durduk, nefes almakta zorlanıyoruz,güneş yakıyor bir yandan.Nihayet plazaya ulaştık.Buranın yönetimide Amanti adasına benziyormuş.
Amanti adsının nufusu 4500 buranın 2500.
Burada gördüğümüz erkeklerin ellerinde şiş ve ip bir şeyler örüyorlar.
Adada sapkayı padece yöneticiler takıyor sadece bir tane sapkalı adam gördük.
Meydandaki kooperetifte el ürünleri satılıyor geliri halka eşit olarak bölüştürülüyormuş.
Plazadan gölün manzarası müthiş.Seyyar satıcıdan peynir karpuz alıyoruz ve ingilizlerle sahile yüzmeye gidiyoruz,gölde yüzmeden gidersem içimde ukte kalacak biliyorum.Andrew de yüzmeye kararlı,diğerleri yemek yemeye köy lokantasına gitti.Su buzzz gibi ama güneş var.
Islak giysilerimizi orada bıraktık-güneşlenerek kuruduk, karpuz peynirimizi yedik.Dönerken yolda bir yılan gördük.
Saat 14 de bottayız artık dönüyoruz,ama üç saatlik yol motorun sık sık stop etmesiyle 5 saate çıktı.
Servisle bizi otellerimize dağıttılar otele varır varmaz Juli koltuğa attı kendini baygın gibi.Yol boya üst katta rüzgar ve güneşin altındaydı keşke uyarsaydım.Ağlıyor ateşi ve ağrısı var, yeni evliler ve evlenir evlenmez işten ayrılıp bir yıllığına dünya turuna çıkmışlar.Andrew i biraz sakinleştirdim aspirin almalarını önerdim.Juli ağlayarak sarıldı yine karşılaşmak üzere ayrıldık.Onlar Aerekipaya biz Nazcaya gidiyoruz.Plazaya yakın tradiones del logo da nefis bir yemek yedik.
Meydanda askeri bando çalıyor halk biraz sonra başlayacak gösteriyi bekliyor.Hava karanlık ve soğuk.Yandaki binada 15 dakika öğrencilerin sergilediği tiyatro oyununu seyrediyoruz,konu yöneticilerin acizlik serüveni.
Yine motobisikletle bavullarımızı otelden alıp garaja gittik.

09 şubat

Sabah altı demişlerdi ama biz 4:30 da Cuzcodayız
Hava aydınlanana dek bekledik terminalde.
Andrewin kitabından aldığım otel el arqualoga ya taksiyle gittik ama otel taşınmış.Bir üst bir alt sokağı taradım bir çok otel var.Sonunda alto carmen caddesinde andes san blas oteli yarı (düşük sezon) fiyatına bir odasını bize kiraladı,oda kahvaltı 20usd.
Dışarı çıktık yarım günlük şehir turu aldık.Müzeler için toplu bilet aldık bu biletle pek çok yere giriliyor Maca Pucu hariç(35euro). Tİ in hemen yanında satılan bu bilet turistico biletto diye anılıiyor,biz otobüse bindik ve sağınak başladı ve ısı aniden 6 derece düştü.
Styturk, sacsayhugman, Quengo,pucapucara,tombomachay, ve koricanca ya gittik.Pek çoğu açık müze hava yağmurlu olduğundan kısa kestik o bölgeleri,İinkaların en önemli yerleşim merkezi Cuzco.
Qorikancha kapalı bir müze,İnkalardan kalma antik kent,ama depremden zarar görmüş ve restore edilmiş,buraya girmek için bileto turisticodan haric bilet almak gerekiyor(5euro).
Taş kalıntılardan altın ve gümüşü eriterek çalıştıkları anlaşılıyor,penceleri simetrik,tonlarca ağırlıktaki taşlar 10 20 km uzaktan yüzlerce köle tarafından taşınmış,kimi taşlar o kadar kocaman ve birbirine geçirilerek inşa edilmiş kent.
Astrolojik çizimler çok ilginçti,bu günküne yakın astrolojik çizimler var.Cuzco arjantinden sonra kotolikliğin hissedildiği ilk durak benim için yer gök kilise.
Dönüşte kenti seller götürüyordu.İnce giysili bir çift yolda mont satın almak zorunda kaldı.
Her yerde satıcılar ürünlerinisatmak için yüzümüze doğru uzatıyor.Haşlanmış mısır ve peynir yedik.
Ertesi gün için gizli vadiye tam gün tur alarak sırılsıklam otele döndük.

10şubat

Secret valleye doğru küçük aksaklıklardan sonra 8:30 da yola çıktık.
İlk durak pazarıyla ünlü Pisaq,burada inka kalıntılarını gezdik,pazar için sadece yarım saat verdiler.Rehberimiz pek şirin buradan alacağımız her şeyi Cuzuco yada limadan yarı fiayatina alırsınız dedi samimiyetle,bir şey alacak zamanda yoktu zaten.
Urumbabada yemek molası verdik,açık büfe (7usd)temiz ve lezzetliydi.
Biz Yemek yerken yerli bir orkestra çalıyordu,konser sonrası, bize cd lerini sattılar.
Urumbaba ollantaytambo arası 15 dakika.
Ollantaytambo İnkalara ait kalıntıları yerleşim düzenini hala koruyan bir kent ve Macha Pichu ya çıkarken son otoyol durağı.buradan Macha Pichuya tren dışında ulaşım yok.
Kent hala İnkalardan kalma atık su sisitemini kullanıyor ve bir kaç inka evi hala kullanılıyor,çok şirin mutlaka kalınması gereken bir kent.
Yağmura rağmen yukarıya İnka köyüne tırmanıyoruz 40 dakika nefesimiz yine daralıyor,kocaman bir kilise var ve içindeki resimde İsanın annesi nakış işliyor, şaka gibi.
Tepedeki kayalardan bazıları manyetik enerjiye sahip,kolumdaki saatin pili yeni olmasına rağmen saatim çalışmıyor belki taşlar işe yarar diye iyice yanaştım.
Pusula burada calısmıyor.Manzara harika.
Chinchero üzerinden geri dönüyoruz,yollar asvalt .
Demekki yarın Macha Piccuya kendi başımıza gidebiliriz.
Macha Piccuya gitmenin tek yolu tren ya Cuzcodan yada Ollantaytambadan.Üç çeşit tren var ve yerliler turist trenine turistler yerli trenine binemiyor turist treni (wistomda) yer kalmamış yarın için tek seçenek ikinci sınıf turist treniyle Ollantaytambadan gitmek.Ödeme sadece dolar olarak kabul ediliyor. Ollantaytamba Macca Picco 34 usd.Bileti satan şirin kız bize nereden Ollantaytamboaya otobüs bulacağımızı yazıyor kağıda.

11 şubat

Valizleri otele bırakıp saat yedibuçukta yola çıktık.
Av.Grau daki yerel otobüs terminalinden direk Ollantaytamboaya araba yok,Urumbabadan aktarma yapacağız, ilk otobüse biniyoruz yol iki saat( 1 usd)
Urumbabadan Ollantaytambaya küçücük bir dolmuşta sıkış tepiş gittik.
Bi çok turistle beraber tren garındayiz,içeri almıyorlar ve kapıda polisler bekliyor sanki her an saldırıya uğrayacakmış gibi korunuyor.
Hareket saatine yarım saat kala içeri alındık gardaki tek oturma salonu tertemiz sanki havalanı.
Üç vagon var trenimizde ve doğal olarak hepimiz turistiz etrafta şık giyimli hostesler var ama ne işe yaradıklarını anlamadım.
Tren tertemiz, tırmanarak yalçın kayalıkları aşıyoruz.
Son durağımız Aguacaliente.Burdan yarın ya yürüyerek ya servislerle Macha Piccuya çıkacağız.Düşük sezon ama ortalık turist kaynıyor.Tİ dan bilgi alıyoruz Macha Piccu giriş 60 euro.
Yolda bir çok insan yolumuzu keserek otel satmaya çalışıyor internetten aldığım otel çok pahalı ,dolaşarak 20 dolara aynı kalitede nehir manzaralı bir otel bulduk,
Kahvaltı yok.
Pizaları meşhurmuş buranın düşük sezon olmasına karşın oldukca pahalı Agua Caliente, piza yedik ve çorba içtik,
yarın için Macha Pcicu servislerini sorduk,ilk araç saat 5:30 da ve gidiş geliş 12 usd.
Otel sahibine bizi saat 4:30da uyandırmasını söyleyerek yattık.

12 şubat

Sabah 4:30 heycanla uyandım. Türk çayımız nerdeyse bitiyor.Peynir domatesle kahvaltı ettik.Bırakın bizi uyandırmayı kapıyı açtırmak için biz otelciyi zor uyandırdık.
5:40 da servis aracındayız hava soğuk ve yağışlı ve sisli.Yirmi dakikada kapıdayız hava aydınlandı ama sisten göz gözü görmüyor.
Halbuki erkenden gelme sebebimiz güneşin doğuşunu seyretmekti.
Tüm biletlere isim ve imza zorunlu yazılmadıysa girişte yazdırıyorlar.
Kapıyı geçtik 50 metre yürüdük karşımıza sevimli bir lama ailési çıktı,hava muhalefetine olan üzüntüm biraz hafifledi.İnka bekci kulubesinden sonra yanlış yoldan ormana doğru yürüyerek tırmandık yağmur sağanağa çevirdi.Meğer bu yol ormandaki kamp alanına gidiyormuş onca yolu geri yürüdük.
Inka köprüsüne ,oradan eski kentin balkonuna çıktım balkon tam balkon,kent ayaklarımın altında ,bütünü görecek kadar, uzak detaları yakalayacak kadar yakınım.30 dakika yağmura aldırmadan oturdum Macha Piccuyu seyrettim. Sis bir dağılıyor bir kapanıyor,kent bir var bir yok.Rüyadayım,masaldayım.Henüz kenti gezecek kalabalık ulaşmadı ,İnka sokakları boş ,sessiz neredeyse İnkalar birazdan sokaklara dökülecek,yarım saat sonra tek tük turistler kenti doldurmaya başladi inkalarla yer değiştirdiler.Sis dağıldı bende Macha Picuyu yakından görmek üzre aşagı indim.
Ana kapıdan geçip tapınaklara doğru yürüdüm, üç pencereli tapınak tepede, buradan manzara harika, sonra astrolojik gözlemlerin yapıldığı bölge var, güneş saati kullanmışlar,güneş takvimi daha dogrusu.
Kraliyet ailesinin yaşadığı yerlerden sonra kulelere ulaştım,kuleleri geçip Waynapiccu kapısına geldim ,ama harita gözümü korkuttu gidiş iki buçuk geliş iki buçuk saat toplam beş saat tırmanamayacağım.Girişte ad soyad gibi bilgileri yazmamız gerekiyor. Ben yazdıktan sonra vazgeçtim ama görevli ilk balkonun 15 dakilalık bir mesafede olduğunu (huayna piccu)söyleyerek beni ikna etti tekrar geri döndüm.13 dakika tirmandım ama son iki dakika ancak dağcıların işi, o çift oraya nasıl tırmandı aklım almıyor.Benden bu kadar deyip geri döndüm,girişte adımı bulup karşısını imzalattılar,böylelikle kimin dönüp kimin kaybolduğunu anlıyorlar ve önlem alıyorlar.Saat altıda girdiğim Macha Piccodan saat onda ayrıldım hava muhalefetine rağmen iy.iki gelmişim.
Yürüyerek gelen bir adam yolun o kadarda zor olmadığını söylüyor,40 dakikada çıkmış o.
Biz yavaş yavaş yürüyerek kah ıslanıp yağmurdan, kah kuruduk güneşten .Serpilin dizi iyi değil kestirme yoldan değil otobüs yolundan dönmek zorundayız.Benim bir haftadır ağrıyan şişen dizim bu gün daha iyi,yol manzaraları muhteşemdi.
Nihayet Agua Calientedeyiz,bizi termal paklar diye havluları kapıpıp doğru termale( 5 usd)pis bir yer,havuzlar küçük ve kalabalık su pis.havuzda bira içiyorlar o biralar nereye gidiyor bilmem.hoş olmasada kirli havuzlara girdik beşer dakika kalıp muslukata akan sıcak suyla arındık ve dışarı attık kendimizi,burnumuzda havuzun pis kokusu.
Yarın sabah beş buçuk trenine bilet aldık bu kez fiyat 31 usd.Oteldeki arjantinli komşularımız yarın sabah Macha Piccuya çıkacak bizide saat 4:45 de kaldırmalarını istedik

13 şubat

Komşularımız tam saa 4:45 de kapımızı çaldılar. Ollantaytamba’da trenin çıkışında taksiler bekliyor ve bir buçuk saatte sadece 3 euroya Cuzcoya götürüyorlar.Şilili bir çifle bir taksiye bindik ve bir buçuk saatte Cuzcodayız.
Elimizdeki bileto turisticoda daha önce gidemediğimiz tüm müzeleri gezdik, son olarak bu biletle folklor gösterisine girecegiz.ama gösteri 7 de başlıyor bizim otobüsümüz 8 de yani sadece yarım saat izleyebiliriz.Gösteri salonuna giderken yol üzerinde Davorino adlı pastanede dondurmalı kapicino içtik.,içersi çok kalabalık ve ikramlar lezzetli,saat yediye dek oyalandık tam yedide gösteri basladı.Gösteride daha önceki turlarda sık karşılaştığımız arjantinli çifle karşılaştık.Bize Arekipada mutlaka termale gitmemizi ve Nazcada uçağa kesinlikle sabah binmemizi önerdi.onlar geçen hafta gitmişler oralara diğer bilgileride aldıktan sonra sarıldık vedalaştık.Gösteri bolivya halk dansları hoştu. gösteriden 7:30 da çıktık trafik sıkışık otobüsünü son anda yakaladık.


14 şubat Areuquipa

Saat altıda Aerquipa terminalindeyiz.terminalden iki gün bir gecelik tur aldık colca kanyonuna(23usd)yemek ve girişler hariç.ama daha yola çıkmadan araç bozulmuş iki saat aracı tamir etmelerini yada yeni araç bulmalarını bekledik.
Valizleri turizm sirketine bıraktık ,araçta yer yokmuş ve bunu pek sevmedik.
10 kişiyiz minübüste avusturalyalı iki adam hariç kalanı şilili ve bolivyalı.
Yolumuz 4 saat,yavaş yavaş tırmanıyoruz.
3800 metredeyiz ,alıştık artık zorluk çekmiyoruz.
Yolda lama ve alpago sürülerine rastladık.birde ceylana benzer bir hayvanları var adına şarkılar yakılmış.
And dağlarının eteklerinde ve soğuklardayız.
Dağların yükseklikleri beş ile sekiz bin metre arasında değişiyor,sadece bir tane aktif volkan varmış.
Civa’ya vardık girişte lezzetli yemeklerin olduğu açık büfe lokantaya girdik(7 usd ).Otelimiz pis ,hava soğuk,yağmur gök gürültüsüyle yağıyor oda nem kokuyor cçrşaflar pis.
Iki saat sonra 4:30 da Sesilya(rehberimiz) bizi otelden aldı termale götürdü gerçektende kocaman iki havuz var, tertemiz su bir yandan akıyor bir yandan boşalıyor.Havuzun birinin üstü kapalı birinin açık,bir saat kaldık dahada kalasımız var ama grup bizi bekliyor.
Saat 7:30 da bizi otele bırakırken akşam eğlence olacağını söyledi Sesilya ama havamızda değiliz gitmedik.

15şubat

Sabah altıda otelci bizi uyandırdı kahvaltıya indik,Sesilya 6:40 da aldı şilili genç çift içkiyi fazla kaçırmış ve kanyona gelemiyorlar, uyandıramamışlar.
Onları öğlen dönüşte alacağız.
Aracla yavaş yavaş tırmanıyoruz.etrafta patates tarlaları,bu bölge Perunun en önemli patates üretim bölgesi etrafta preinka dönemi kalıntıları ve tırmanma İnka terasları var ki vadi muhteşem görünüyor,bu teraslarda gördüğü manzaranın haritasının kazılı olduğu kayalar var.Bu taş haritalardan bazıları depremde çökmüş.Kanyonun başlangıcına vardık,Kolca kanyonu dünyanın en uzun ve en yüksek kanyonuymuş.yükseklik 4800 uzunluk 450 km etrafımızda uçan komodor kuşları kanatlarının uzunluğu iki metreymiş.
İki dağın arasına bulut kümeleri köprü yapmış çok değişik bir doğa olayıydı bu benim için.
Yolda aracımız bozuldu merkezi arayıp yeni araç istediler.Sesilya diğer sekiz kişiyi araçları durdurarak kanyona gönderdi,bir biz kaldık bu arada başka bir aracın söförü bizim bozulan motora baktı meğer kir tıkamış onu açınca motorda açıldı.beceriksiz söförümüz şimdi pek mutlu.
Buranın kültürü Copagabanada yaşayanlara benzermiş,oyunları ve giysileri aynıymış.
Dönüşte sürekli sağnak yağdı.
Akşam kalmamaya karra verdik Nazcaya gidiyoruz .Aereqıpa büyükbir kent üniversiteleri var.Plazada çok güzel bir park var etrafını dolaştık,bir kuaförde kaşlarımı aldırdım ip ve cımbız kullanmıyorlar ağdayla alıyorlar kaşı.
Nazcaya yolumuz 10 saat tam yataklı diye en pahalı otobüse bilet aldık (20 euro)yemekte var dediler yanımıza ne yemek aldık ne su…ORMENO adlı şirket amam dikkatYolcular için içinde şık kızların dolandığı vip salonu var ama otobüs ve servis berbat,aç ve susuz kaldık.


16 şubat

Berbat bir yolculuktan sonra Nazcadayız. Kenti sel götürmüş terminal felan yok,firmaların kendi garajları var iner inmez yetkiliyi sorduk,bu gün gelmeyecekmiş yetkili.
Sinirleniyorum ve inadım tuttu karşıdaki turist polisi bürosuna gittim orasıda kapalı, yandaki nasyonal polis bürosundakiler şimdi açılır dediler.
Serpil valizlerle Kaldı.
Yollar su içinde, islanmamak mümkün değil evleri sel basmış insanlar suyu dişarı atmaya calışıyor.Bir kaç yerden uçak turunu sordum 40usd .dönüşte polis bürosuna uğradım ama hala kapalı,bekledim ama gelen giden yok.turu tammalayıp kaçmayı düşünüyoruz burdan.
Serpille tekrar plazaya gittik ve tur aldık, uçakta beş kişiyiz iki japon kız bir arjantinli adam.
Ünlü Panamerikan yolundaki çizgileri hayretle izledik, uçak küçük ve çok rahatsız öğleden sonra daha çok sarsılıyormuş insanlar.Otuz dakikada bitirdik Nazka çizgilerini.,detaylar fotoğraflarda.

17 şubat Lima

Lima modern dedikleri türden bir başkent.
Çimlere firamalar reklamalarını yazmışlar.Bella vista otelde kaldık ilk gün 35 usd ikinci gün 30 usd ödedik.
Ilk gün plaza mayor bando da güneslendik,burdada festival var ilk gece festivale gittik tabiiki kırsal kesimden oldukca farklı ...
Otel ve kahvaltı güzeldi.

18 şubat
Ikinci gün Tumbete bilet ararken acentadaki sekreter cruz del surun adresini verdi gizlice oradan daha ucuza alırsınız bileti dedi , taksiyle gidip 130 sol a yataklı otobüs biletlerimizi aldık,uçaklar çok pahalıydı Quito ya( 400usd)
Tekrar deniz kıyısında güneşlendik sörfcüleri seyrettik.

19 şubat

Resepsiyonistin önerdiği indian marcedoya yürüdük, güzel ve ucuz,biraz alışveriş yaptık saat iki buçkta taksiyle cruz del surun terminaline gittik,lüks sayılacak bir kabulleri var otobüste konforlu ve yemek servisi güzel ama su yok, inca kola içtim ve kaymamıs kahve suyunu soğutarak içtim,yanımızdaki koltukta amerikalı iki kız var.
Akşam üç film izlettiler ardarda.18 saatlik yol iyi geçti kahvaltıda hiç fena değl.
Tumbes yaklaşırken kıyı şeridinde bi çok kondor gördük(galiba çaylak bunlar) bir köpek leşini didikliyorlardı ve her yeri sel basmış,yılın en yağışlı ayı bu ay.

19 şubat

Tumbesteyiz Peru çıkışını yaptık oradan Machalaya bilet aldık ama içine gitmiyor iki km dışında bırakıyormuş ve başka araç yokmuş bu gün ,çaresiz bindik.Ekvator sınırında otobüs vize işlemleri(Zapatilloda) için bekledik.iki saat dedikleri Machala sınırına ancak beş saatte ulaştık.yolda beş kez araç durduruldu polisler arama yaptı.
Otobüsteki geveze adam ingilizce biliyor ha bire bizimle konuştu durdu,pek meraklı.
Saat beş gibi Machaladayız ve saat altıbuçuğa Cuencaya bilet bulduk ,beş saatmiş burdan.Gece 12 de ordayız diyorduk ama öyle yağıs vardı ki yolları götürnmüş,yolun asvaltı güzel ama kayalar yağmur nedeniyle yolu kapamış köylerin elektirikleri kesilmiş.bizim beş saatlik yol oldu 25 saat şöför ve iki muavini genç delikanlılar ve araca her binen genç kızları şöför mahalline alıyorlar,alkol aldıkları belli, endişeliyiz.
İki saat sonra ancak 30 km lik yol katedebilmiştik.Adım başı birileri inip biniyor,ve bu köyden sonrasından haber alınamadığından burada sabahlayacakmışız.Aç üşümüş sinirli ve umutszuz yine zifri karanlıkta bir kuytuda satılan tek yiyecek olan odunsu muzlar alıyoruz. alıyoruz tadı berbet bir odun bunlar, mideme oturdu.Gün ağırana dek otobüste yarı uyukladık.

20 şubat

Sabah yedi gibi tekrar hareket ettik.Sık sık toprak kayması var koca ağaçlar yolu kapamış grayder yolu açmaya calışıyor ama çoğunlukla insanlar çalışıyor,şöför yolda çalışanlara bozuk para veriyor.
Saat 11 gibi Cuencada terminaldeyiz.Tİ dan harita ve bilgi alıyoruz,taksiyle 2usd merkeze Orquidea ya gittik.Önce (16 usd) olan otel ücreti biz yerleştikten sonra vergi eklenerek 22 usd yapıldı sesimiz çıkmadı ses çıkaracak halimiz kalmadı yatağa attık kendimizi.Zevkli eski büyük bir bina burası temiz üstelik.Bir sürümlük marmelat ve margarin, bir dilim ekmek bir bardak çaydı kahvaltı dedikleri onca açlıktan sonra.
Uyuduk biraz öğlenden sonra kenti gezdik,eski tarihi şirin bir kent buarsı ama sürekli yağmur yağdı (en yağışlı dönemi yılın)yemek yiyip döndük otele.
Otelin tavanı çok yüksek ve ahşap bir bina gece üst kattakilerin her sesine uyandık.

21 şubat

Öğlen terminale gittik akşam saat ona Quitoya bilet aldık.aylaklik ettik kentte akşam parkta canlı klasik müzik vardı dinledik ve üşüdük.Aslında buradan orman doğa turları almak istiyorduk ama hava koşulları kış kış yaptı bize.
Tüm tişortlerimi üsüste giydim ve eşofmanlarımı ,hava çok soğuk.


22 şubat

Başkent teminalindeyiz ama Tİ haftasonları kapalıymış.Pazartesi gelin dediler,sağanak yağıs var valizleri emanete bıaraktık.
Dünyanın en yüksek başkenti Quitodayız.
Hava yine soğuk,ilk iş internetten aldığım ispanyolca kursunu bulmak.bunun için avenue amaozonasa gidiyoruz ama her yer cumartesi olduğundan kapalı.Yarın pazar yine kapalı.Otelleri dolaştık ve 15 usd ye bir oda bulduk. Çantalarımızı almaya terminale gideceğiz ,otobüs durağına dek iki dakikada sağanak bizi sırılsıklam etti.Valizleri emanetten alıp taksiye binene dek yine ıslandık.Terminalden otele 5usd ödedik,yağış giderek hızlanıyor.Otel soğuk buralarda ısıtma sisetemi diye bişi yok.
Yatağa girip ısınmaya çalıştık Serpil grip oldu.

23 şubat

Saati 4 dolara günde iki saat ispanyolaca aynı fiyata günde bir saat salsa kursu için anlaştım.
Üstelik bu gün şanslı günüm yepyeni bir hostel bulduk kahvaltı dahil iki kişilik oda 11 usd,daha iyisi şamda kaysı.
Hafta sonumuz kiralık mobleli ev aramakla geçti ama burası zaten hem çok yeni, temiz sıcak suyu ve zengin bir kahvaltısı var.
Ekvatorlu baba alman annenin oğlu işletiyor oteli,çok nazikler bende , mutluyum en az üç hafta kalacağız burda.Serpil hala grip...
Beş günüm kurslarda geçti.hostelin sahibi sadece bize yemek yapmaya izin verdi ,mutfak tertemiz yepyeni keyifle yemekler yapıyoruz.
Old 18-09-2008, 19:45   #7
Tulin

 
Varsayılan


2 mart -7 mart Quito
Buradaki ikinci pazarımızda Mutat Del Mundoya gittik.Av. americana dan otobuse bindik son durakta inip Del Mundo Otobüsüne bindik yaklaşık bir saat sonra ekvator çizgisindeyiz,giriş bir usd.
Ünlü bir kadın şarkıcının konseri var,yani bu gün yine festivali yakaladık.Önce bir kaç grup folklor gösterisi yaptı,sonra canlı orkestra eşliğinde salsa yapıldı.
Standları gezdik gezi treniyle bu alanı daha kolay ve zevkli gezmek mümkün bizde öyle yaptık ve insanların ikram ettiği yerel içkileri tatık bizde onlara sigara verdik.Çakırkeyif saat beş gibi ayrıldık ekvator çizgisinden cebimizde ekvator cizgisinde olduğumuzu kanıtlayan belgelerimizle.
Aynı yolla geri döndük muavin bizi indirmeyi unutmuş bayağı uzakta indik hava kararıyor, yine yağış.

08 mart Otovala
Bu gün Ottobalaya gittik terminalin önünden kalkan otobüslerden biriyle, adım başı durarak yolu ikiye katladı şöför balık istifiyiz, iki buçuk saatte aldık yolu.Otovalanın pazarı meşhur bizde pek sevdik, pek çok şey aldık üstelik çok ucuz, sırt çantalarımız doldu, elimizde poşetler akşama doğru göller bölgesi Ibarraya otobüse bindik.Bir saat Otobala İberra arası.
İberrada hiç turist görmedik halbuki Otavalo turist kaynıyordu.
Bir kaç oteli denedikten sonra en temiz olanında karar kıldık 8usd.Bu gün dünya kadınlar günü yollarda kadınlar yürüyordu toplu olarak.
Burası textil merkeziymis kendime kot pantolon ve hırka aldım.

9 mart -14 mart Quito
Otobüsle bize görmemiz tavsiye edilen göle gittik,küçük bir göl kayıkla tur yaptık ama pek hoşlanmadık.Çeşitli ördekler var ve hava soğuk yağışlı,aynı yolla tekrar İberraya ve Quitoya döndük.Havanın sürekli karanlık ve yağışlı olması bizi bezdirdi sık sık nezle grip oluyoruz.
Salsa ve İspanyolca kursları devam ediyor dil kursunda yerel yemekler yapıyoruz bu hafta bizimkine benzer patates yemeği yaptık.Her kes bir malzeme almak zorunda bana sekiz adet agaç dometesi düştü domatesin meyvesi bu ,nasıl anlatacağımı bilmiyorum ama çok lezzetli.

14 şubat Quito

Bu gün aslında Tenaya gidip amozon turu yapacaktık ama arkadaşımın dişi enfeksiyon yaptı bende kaç gündür nane mollayım, günü dişcide geçirdik.Kent merkezindeki büyük alışveriş merkezine gittik,zenginlik her yerde aynı.
Geçen hafata boyunca direk Venezuellayamı geçelim Kolombiayamı diye düşündük durduk ve her saat fikir dğiştirdik.
Cartehena (Kolombiada sahil kenti, lonly planete göre dünyada görülmesi gereken yüz yerden biri) .Bir hafta boyunca Cartehenaya uçak bileti baktık hatta Kübalı salsa hocamız ucuz uçak bileti bulacağını söyledi, devreye Kolombialı siyah adamlar girdi elli dolar peşin ödemeden sonra biletlerimizi alabileceğimizi söylediler ama pek güvenilir gelmedi ben zaten kara yolunu tercih ediyorum vaz geçtik uçaktan.
Kolombia çok tehlikeli diyorlar ama geçen hafta hostelde kalanlardan biri Kolmbiadan yeni gelmişti ve görmeden gitmek yazık olur dedi,genel gezi zevkleri bana uyduğundan o an Kolombiaya mutlaka gitmeliyiz diye karar verdik,adam Orta Amerikayı boydan boya dolaşmış ve Kolombia en güzeli üstelik en sakin guveniliri diyor…Kolombia ve illaki otobüsle.
Arkadaşımın dişi iyi olur olmaz kurs felan dinlemeyip yola cikacağız o kadar.
Güney Amerikada yemekleri bir meyve suyu ile beraber alıyorlar ve bebita diyorlar bu meyve sularına…

15 mart-18 mart
Günlerimiz Quitoyı gezmekle ve hikayeler dinlemekle geçti. Bir tanesi San Frensisko kilisesiyle ilgili.
Zamanında kiliseyi inşa etmeye çalışan papaz parası kalmadığından ücretleri ödeyemeyince kilisenin inşaatı durur ve papazın biteceğine söz verdiği gün gelir çatar.O gece şeytan papaza gelir kiliseyi bitiririm yarın saba dek ama sen de ruhunu bana sattığına dair bu belgeyi imzalayacaksın der.Çaresiz kabul eder papaz ertesi sabah kilise inşaatı bitmiştir.Ama papaz imzaladığı korkunç gerçeği hatırladıkca sözünden nasıl cayacağını düşünür durur e düşünen insan bulan insanadır ya , etraftan bir tuğla alarak onu bahçeye koyar ,şeytan elinde belge kapıya dayanmıştır.Papaz taşı göstererek bak bu taşı burada bırakmışsın anlaşmamızı iptal ediyorum der şeytan üzgün şaşkın taşa bakar ve haklısın der anlaşmayı yırtar.İşte bu anlaşmanın şaibesinden ve papazla şeytanın işbirliğinden üstelik yer değiştirmişlerdir hoşlanmayan halk pek bu kiliseyi sevmez.
Diğer hikaye ,İberra da ki tren bir gece yarısı raylardan çıkarak göle düşer ve pek çok insan ölür.İşte o zamandan beri aynı saatte gölden tren siren sesi gelirmiş.
Bu gün alıştığımız Hostel monqueden (Calama E 5-37 Entere Victorya Juan leon mera) dan ayrılıyoruz.Yolu quitoya düşenlere tavsiye ederim.Gece turbo sınır kentine oradan Kolombiaya gitmek üzere yola çıkacağız yolumuz yedi saat ücreti 9 usd.Aslında dort dolar ama kazıklandık.

19 mart Tulcan ve Kolombia
Sabah 5:30 da tulcan sınır kasabasındayız. Taksiyel 10 km deki sınır kapısına dort dolara gittik.Çıkıştan hemen sonra Colombia girişi.Söylenenlerin tam tersine kolayca ve hızla giriş yaptık Kolombiaya.memurlar çok nazikler.Peruda buranın parasını edinememiştik sınırda ise yüksek kurdan çeviriyorlar.1 usd 1700 kolombia pesosu.
Bir dolmuşla İpiales kasabasına gittik her kes pek kayıtsız mutlu görünüyor.Yol kırk dakika ve 60 cent.İpialesten heme Cali ye otobüs bulduk.Yol 12 saat gündüz gidiyoruz ve 20 usd.Yolun manzarası muhteşem ,Akşam sekizde Calideyiz ama zamanımız daralıyor Medelline geçeceğiz.Burada da bir cins festival var ve yine her yer kapalı.Paramızı yarı yarıya kayıpla bozdurabiliyoruz.Medelline kalabalık ve tatil nedeniyle güvenli araç bulamadık bu geçe terminalin yakınındaki Castillo otelde konaklayacağız 18usd.

KOLOMBİA
Deyince aklıma hemen kahve geliyor.Bolca aldık zaten weldez kahvelerei meşhur ve lezzetli.Yollar söylenenin geniş ve asvalt ama sürücülere dikkat.
Kolombiada iki şeye gülüyorlar .Çay varmı? Sıcak su varmı?Sormayın bunları yok .Para değiştirme sokaklarda bankaya oranla çok avantajlı ama sadece yerel parayı satın alın dolarlar sahteymiş.

20 mart Cali
Cali büyük bir kent çok ta sevimli.Tİ dan harita aldık ve Decam bölgesini yani tarihi mahalleyi gezdik.Kahvaltıyı burada tabiî ki artık alışmamız gereken kahveyle yaptık.İnsanlar hala mutlu geveze şirinler,üstelik tatildeler.Olabildiğince dolaştık Caliyi yorgun argın tekrar terminaldeyiz.Dün biletlerimizi almıştık ,gündüz yol manzarası çok güzel Kolombiada.
Saat 21:15 te tekrar otobüsteyiz.

21 mart Medellin
Saat altıda Medellin güney terminalindeyiz panama sınırı olan Turbo ya gitmek için Kuzey terminaline otobüsle gidiyoruz.Turbo sekiz saat 30 usd hem de uyduruk bir dolmuşla.Mümkün olsa Kolombiada bir ay kalıp oto yolla gezmek isterim o kadar güzel bir coğrafyası var üstelik anlatılanların tersine yollar asvalt ve geniş.yine yavaş gidiyoruz cünkü bu bir Katolik bayramı ve ellerinde isanın yada annesinin heykelleriyle yürüyen bi sürü grubu beklemek zorunda kaldık ama ben memnunum.
Yolda lezzetsiz etli bir cins yemek yedik.Güzel köylerden geçtik ,çeşitli saksı çicekleri buralarda sokaklarda yetişiyor.Şoförler yene flörtözler.
Saat akşam dörtte Turbo meydandayız..Buradan Panamaya gidip dönece zamanımızın olmadığını anlıyoruz önceden uçak bileti almamıştık bu gece konaklayıp yarın Carteheneya gidiyoruz.Kasabanın en güzel oteli La castilla ora da kalıyoruz 40 usd.
Tavukçudan aldığımız tavukları otelin balkonundan yerken tam karşımızdaki kilisede ki töreni izledik.aynı şey omuzlarda heykeller dolaştırılıp kiliseye yürünüyor.Colombiali kadınlar dekolteyi seviyor Güney Amerikanın en güzel insanları burada ,uzun boylu ve sağlıklılar.

22 mart Yolda kaza
İyi uyumuşuz otelin karşısındaki açık büfede kızarmış yumurta ve kahveyle kahvaltı ettik kolombiada yyagın olarak ekmek yerine muzu kızartıp sonra tost makınasında yassıltıyorlar ve her yemek eşliğinde bu var,yemeklerini sevmedik.Etraftakilerle lafladık.
Gomez Hernandez bu ismi hiç unutmayacağım.Buralarda yaygın bir otobüs firması. Bu firmanın bir minübüsüyle önce Monteria ya oradan Cartehenaya gideceğiz.Şoför yardımcı oldu yerimize oturanları kaldırdı, pek güler yüzlü şişmanca sarışın bir adam.Hemen yanındaki kızla flört ediyor kız cep telefonuyla aldığı pozları gösteriyor gülüyorlar falan.Adamın dikkati bir kızda ,bir bizde, arada bir de yolda biz hemen arkadaki koltuktayız.Nerdeyse bir tane vuracağım ensesine.Yarım saat sonra kısa bir mola verdik inenler binenler falan tekrar yoldayız muavin kapıdan sarkıyor müşteri alacağım diye düştü düşecek.Ayağımı dayadığım çıkıntı aleminyum ve bir kaza olursa ayaklarımı nasıl koparacağını düşündüm geriye çekerek büzüldüm, bizim sürücü kız kıkır kıkır.Ve bir virajı alamadık sürükleniyoruz ayakta çocuklar ve insanlar var gümbür gümbür savrularak yan yatarak bir ağaca çarptık.araç yan yatmış durumda ve mucize tek çıkış yolumuz ufacık pencere yolun eğimine geldi insanlar çığlık çığlığa cama yüklendi ,bir birbirimizi iteleyerek ve de yerde baygın yatan mavi tişörtlü adamın üstüne basarak dışarı çıktı uzaklaştık araçtan.Motor iki dakika sonra durunca yaklaştık tam bir felaket.Şoför altta cama girmiş iki kızın üzerinde yere paralel savrulmuş ayağı fren bölgesine sıkışmış.arkadakilerin hepsini çıkardılar o yakışıklı şirin muavin uyur gibi ama ölmüş birde yaşlı bir adam ölü,önde üç kişi sıkışmış ağır yaralı,Arkadaşımın biraz ağrıları var ama iyi bende çizik bile yok.
Orada yaklaşık bir saat bekledik ve iki kez aracı halatlarla düzeltmeye kalktılar önlerine atılarak hareketlerle ve kararlılıkla onları durdurdum.İki ölü sürekli yerini değiştiriyorlar polise haber vermişler ama ambulansın geleceğinden pek umutlu değiller.
Bir saat sonra bir romork geldi ve zincirle aracı düzelmeye çalışıyorlar bu kez daha güvenli bir ortam ama ben yinede ambulansı bekleyelim dedim bir adam bana bağırarak susturdu beni anlaşılan ambulans gelmeyecek.Umduğumdan daha iyi bir şekilde aracı düzelttiler, kızların yüzleri ve kolları yaralı yoldan geçen araçlara bindirip gönderdiler yaralıları.
Monteria a giden bir aile bizi araçlarına aldı ama adam deli gibi araba kullanıyor .Bizi bir özel hastaneye götürdüler içeri girerken borcumuzu sordum adama 75 bin peso dediler ama çıkardığım yüz bin peso civarındaki paranın hepsini kapıverdi elimden.Üç saatin sonunda arkadaşımın bir şeyi olmadığına karar verildi. Hastanede bi sürü insan otel yada araba kiralamaya kalktı,bir taksiyle terminale gittik ama araba yok.yakındaki Hotel la casa da kaldık 32 usd.

23 mart Cartahena
Bresilia şirketinden bir otobüsle öğlen Cartahena doğru yola çıktık,yol beş saat 23 usd.
Akşam sekizde Cartahenadayız Tİ kapalı valizleri emanete verdik otobüsle kent merkezine gittik.Turistik bir sahil kenti burası küçük şirin bir otel bulup yattık.

24 Cartahena
Otel gürültülü sahile uzak bu gün burada kalamayız.Tarihi mahalleye gittik ama saat dokuzdan sonra açılırmış kafeler restoranlar.Boca Grande sahilini dolaştık ve otel aradık bir tane bulduk el pueblito otel , bir kadın ilgileniyor sahile yakın.Burası hiç te umduğum gibi çıkmadı bina yığını bi çok tatil yeri gibi sadece tarihi mahalle güzel.Peşin ödemek ve dört gün kalmak koşuluyla 18 usd.Pasifiğin sevimsiz kumsalı ,dalgalı suyunda akşamı ettik.Oteli işleten Susinden ihtiyacımız olan bilgileri aldık bize yarın tur bakacak şu volkan için.

25 mart Booqilla
İnternetten edindiğim bilgilerle mangales e gitmek için booqilla ya gittik ama başarısız olduk .Günümüz aheste geçti.Akşam eski kent diye anılan tarihi mahalleye gittik çok şirin eski yapııs korunmuş.Susinin turcu arkadaşı volkan turu ve rosario adası turu sattı bize.toplam 80 usd.


26 mart Rosario turu
Tur aracı saat sekizde bizi otelden aldı bir motorlu kayıkla blanco playa ya gittik önce.Oradan biraz kaldıktan sonra bir grup akvaryum adasına gittik tekneyle.yolda giderken pek çok ada gördük bunlardan birisi Gabriel Marqueze biriside Kolombianın uyuşturucu mafya babasına aitmiş.etrafta mercan kayalıkları var. Akvaryum girişi 9 usd.Çeşitli deniz hayvanlarını ve yunus gösterisini izledik.Yemeği Playa Blancoda yedik.Dönüşte Boca Chica adasını gezdik.

27 mart Volkan turu
Volcan del taumo ya iki saat oto yolla gittik.Daha önceden okuduğum için sürpriz olmadı burası aslında çamur banyosu üstelikte darcık bir alan.Elli metrelik bir merdivenle tepeye çıktık orada bekleyen görevliler bizi aceleyle çamur banyosuna itti ,her kese öyle davranıyorlar zira arkada kuyruk var,başka bir görevli pat pat masaj yaptı sonra bir başka kadın yandaki göle götürdü ve orada taslarla su döküp ben yıkayacağım seni diye tutturdu ellerinden zor kurtulduk.En sonunda her biri tek tek gelip bahşişlerini aldılar. Yemeği daha önce geldiğimiz booqilla da yedik ve erkenden saat 15 de otele bırakıldık.
Akşamı ünlü Fidel barda geçirdik.

28 mart Tayrona doğal park
Saat beşte kalktık terminale oradan da Santa Martaya gideceğiz.Saat 12 de Santa Martadayız..Şehir merkezine inip para bozdurduk ve momotocaya taksiyle gittik.Burada Tayrona doğal parka otobüs bakacağız.Çok geçmeden bir otobüs bulduk.Kırk dakikalık bir yoldan sonra doğal parktayız,görevliler kolumuza parkın bileziğini taktı ve dikkatlice çantalarımız aradı giriş 25 usd.bir kamyonetle iki peso ya 10 km içeri girdik.Bundan sonrasını kırk dakika yürüdük ve bungalovlarda bir oda bulduk 30 usd,bahçedeki hamaklar 7 usd.Buranın havası huzur verici orman içinde deniz kenarındayız.bi çok turist hamaklarda kalıyor.burada market yok biz bunu bildiğimizden suyumuzu almıştık yanımıza.

29 mart Tayrona park
Komşu gürültüsüyle uyandım ve sahilin nefis kumlarında yürüdüm ne huzur verici bir yer.Haritada gördüğümüz köyü bulamadık ama yüzdük ve güneşlendik.
Bu gece hamağa taşındık,komşular çok gürültücü üstelik hamağa Venezuella için alışmak zorundayız.

30 mart Maicao
Hamakta uyamadık.Saat yedide yollardayız geldiğimiz yoldan geri döndük.Santa Marta terminalinden valizlerimizi aldık Tayrona parkın huzuru hala içimizde saat 11:30 da sınır kasabası Maicao ya doğru yola çıktık yirmi bin peso.Sürekli para bozdurma sorunu yaşıyoruz ve şansızız bu konuda.Sınır kasabalarının kendine has kokusu içinde birde güvensizlik vardır ya işte Maicao da bu had sınırda.Saat beş gibi vardık kasabaya.Buradan önce Maracaibi (Venezuella tarafı) a geçmemiz lazım ki oradan Carcasa gidelim.Bize iki saat ddeikleri yol için önce bir taksiye bindirildik ama her kes telaşlı sanki gizli bişiler yapıyorlar.Sonra taksiden inmemiz söylendi yerimize başkaları bindirildi biz bir dolmuşa bindik bu kez.kimseye hesap soramıyoruz çünkü bileti satan başka sürücü başka yani aynı görevliyle iki kez karşılaşmadık, tayronanın verdiği sükunetle bekliyor ve denileni yapıyoruz.Bizi koşturan adamlar ve kadınlar yok ortalarda 40 dakika daha bekledik,ve nihayet yollardayız.İnternette okumuştum Kolombiada araçların sık sık durdurulduğunu ama biz kolmbiada bunu hiç yaşamadık onca yolculuğa rağmen.Venezuella girşinden sonra 14 kez polis kontrolünden geçtik iki saatlik yol odlumu yedi saat.Polisler aracı arayacağız diyor sonraşsürücü ve iki şişman kadın polislere para yada beyaz toz veriyorlar ve geçiyoruz.Bu arada her polis kontrolünden önce çocuklu aile olduğunu sandığımız adamlardan ikisi araçtan iniyor kontrolden sonara birkaç km ötede onları bekliyoruz onlar tarlaların içinden gelip araca tekrar biniyorlar.Bu araçtaki tek masum insanlar biziz sanırın.Hani öyle çekinme yok gözümüzün önünde yapılıyor alışveriş.Yollarda önümüze çıkan özel otolardan paketler alınıp veriliyor ,saklanıyor.Polis sadece rüşvetini alıp gitmemize izin veriyor fellinin filmindeyiz sanki.Maracaibo ya yarım saat kala bir benzinlikte çocuklu sandığımız adamlar iki şişman kadınla indiler onları bekleyen tuhaf insanlarla buluştular meğer çocuklu kadınlar bu işin örtüsüymüş.Terminalde Caracasa kalkmakta olan bir otobüsün önünde durduk ve yetiştik.Ancak aparatif yiyecekler alabilecek kadar beklediler bizi.Etraf polis kaynıyor x ray cihazlarıyla hepimizi valizlerini taradılar geçtiğimiz yedi saate kıyasla çok komikti bu.

VENEZUELLA
Tİ yok, karakaşta bile,kendi başınasınız en güvenlisi tur almak .Özellikle elektirik üretiminde en gelişmiş teknolojileri kullanıyorlar sorduğum insanlar Chavezi sevmiyor da bu adam nasıl seçildi?
Bu ülkede zaman pek ciddiye alınmıyor her şey gecikmeli başlıyor.Çikolataları muhteşem yediğim en lezzetli çikolatalar.Bankalar parayı daha yüksek kurdan bozuyor piyasada özelliklede otellerde kur daha uygun.Kolmbiadaki kahvelerin çekirdekleri buradan gidiyormuş ve oradan dünyaya dağıtılıyormuş.Devlet sübvanse ettiği için iki kilo kahveden fazlasını çıkaramıyorsunuz gümrükten.
31 mart Carcas
Yolda tanıştığımız diğer gezginler Venezuelladan pek hoşlanmamışla kısa kesmişlerdi tatillerini, biz de gerildik.Terminalde valizin emanette kalışı bir saatliği 70 cent yani bir hafta kalırsak bayağı bir otel parası.Tİ var ama neredeyse kovacak kadın bizi anlaşılan başımızın çaresine bakacağız.Çok eskidende öte bir taksiyle( sürücüsünü sevdik) havaalanına gittik kenti gezdik kalmak için otel aradık ama aradığımız hiçbir şeye ulaşamadık en iyisi buradan kaçmak dedik ve en güvenli seyahat firması olduğunu tespit ettiğimiz (berbat tecrübelerden sonra) Rodiavar terminaline gittik.Soför Chavezin öğretmeniymiş ve pek memnun değil kendisinden.Kuru gürültü diyor yoksulluk aynı yoksulluk ayrıca dünyanın her yerinden özelliklede Kolombiadan suçluların kaçtığı bir ülke olmuş burası kolombiadan uyuşturucu buraya getirilerek dünyanın diğer yerlerine dağıtılıyormuş muş yani.Adam her inmek istediğinde önce biz iniyoruz çünkü onun kapısı açılmıyor.Konaklayalım ddeik ama odayı parasını ödemeden göstermiyorlar bu tuhaf kentte fazla kalmaya gerek yok.
Rodaviar terminalinden akşam sekizde Cuidaad Bolivara hareket ettik.Bütün gün Karakaşı dolaşmıştık ve çok yorgunduk uyuduk.

1 nisan Cuidad Bolivar
Bu kent Rio Oriniconun kenarında ve çok sevimli.
Otobüsten iner inmez bir tur satan bir adam bizi yakaladı,biraz zaman istedik karar vermek için.Buradan bir çok tur seçeneği var hepside doğa içinde amazonlarda nehirde hepsini çok sevdim ama zamanımız yok.Calaima gölünde su seviyesi düşmüş bu yüzden dünyanın en uzun şelalesi olan Angel falls a sadece uçak turu varmış.Bu deneyimi Nazcada yaşamıştık ve bu seçeneği eledik.Buraya geliş amacım aslında Angel falls kenarında birkaç gün konaklamaktı.Hava çok sıcak ve güneş var merkeze gittik yerli halkında yardımıyla bir otel bulduk.Nehir kıyısındaki otelleri pek sevmedik sonradan pek çok konağın otel haline getirildiğini ama kapılarında otel yazısı bulunmadığını öğrendik muhtemelen vergi nedeniyle) bir kaçını gezdik gerçekten muhteşem butik otelle Don Carlos otelde kalmaya kara verdik tur da satıyorlar sahibi alman bir adam ve güvenilir oda 25euro buralarda otele valiz bırakmak günlük beş euro civarında.
Aslında dört gecelik bir turu aynı fiyatı ödeyerek üç geceliğine Rio Orinicio turu satın aldık 400 euro.

2 nisan Amozon, Dofrum adası
Burada zamanı pek umursamıyorlar tur aracı iki saat geç geldi.Önce üç saat yol gittik sonra korkunç bir toprak yola girdik tozdan hiçbir şey göremiyoruz araç yeni ve cam kapı kapalı olmasına karşın ağzımızı burnumuzu kapattık.Bir buçuk saatte bu yolda ilerleyip nihayet nehir kenarına vardık bu kez de grubun diğer üyelerini bekledik.Nihayet eşyalar kayığa yüklendi bizde yerlerimiz aldık bu kez benzini unutmuşlar 40 dakikada onu bekledik şimdiden gün bitti ve nehirde karanlıkta ilerlemek mümkün değilmiş.Beklerken nehirde yüzdük kum çok güzeldi yerli çocuklar akıntıya banamısın demiyor ben nehir ortasındaki taşa yüeyim derken on metre sonraki taşı ancak yakalayabildim akıntıdan.Bir genç kız etrafında bi sürü çıplak çocuk çamaşır yıkıyor nehirde kucağında bebek ve beğin ayağında kocaman açık bir yara var kanıyor bir yandan,yanımızdakı antiseptik mehlemi ve yara bantlarını verdik ve anlattık ne yapabileceğini umarım işe yarar.
Kayığımız yekpare ağaçtan el yapımı ve yamaha motoru nihayet taktılar ve yoldayız,hızla ilerliyoruz.Rehber arap kökenli adı yamal Trinchalias nehrinde ilerliyoruz güneş nehrin yüzeyini parlatıyor ve gökyüzü hallerini nehrin üzerinde seyrettik, manzaranın güzelliğine kaptırdık kendimizi hiçbir şeye sinirlenmiyoruz.İlk durağımıza bir saat sonra vardık ve hava karardı hemen.Nehirde karı koca ve çocuklar ellerinde diş fırçaları bellerine kadar suda diş fırçalıyorlar ve çıplaklar ve de neşeliler.Burası Dofrum adası bu gece burada konaklıyacak ve yemek yiyeceğiz yanımızda getirdiğimiz hamakları kuruyorlar bir yandan balık pişiriyorlar.Bizden önce gelenlerle beraber toplam 15 turistiz.bu gezi de hamaklarda uyuyacağız buralarda taş bina yok ,denizle ormanın arasındaki kumsaldayız hemen nehre dalıp geliyoruz yemek hazır,grup neşeli bir çoğu İstanbula gitmiş İstanbulu konuşuyoruz.Ekvatordan sonra yediğimiz en güzel yemek bu balık pilav salata üstelik rehber pişirdi.

3 nisanNichare,playon adası
Hamakların üstlerinde cibinlik var ve uyuyabildik.Nehir kenarında yerlilerin bir meyve toplamalarını izledik.Bu gün dokuz saat daha gideceğiz nehirde kahvaltıdan sonra hamaklar toplandı tüm eşyalar kayığa taşındı yine amazonun ortasında yamaha nın gürültüsüyle ilerliyoruz.Yol üstündeki Nicare adasında dinlendik biraz bu adada bir köy ve okul var kendi dilleriyle öğrenim görüyorlar.Evler sazdan . bir sonraki kayalıklarda öğlen yemek molası verdik.Nehirde ilerlerken küçük adalarda bi sürü yerli özelliklede çocuklar vardı,akıntıya karşı gidiyoruz bazı yerlerde rehber zorla can yeleklerimizi giydirdi yani yer yer rafting yaptık. .Yine hava karamak üzereyken Playon adasına vardık.Yine hamaklar malzemeler taşındı ve hamaklar kuruldu bir sundurmanın altına yemek yedik ve yüzdük .köyün saat 12 e kadar elektiriği var köyün tuvaletini ve duşunu kullandık.

4 nisan Playon
bu gün ormanda yürüyüş yaptık ve şahane bir şelale (salto para) gördük hemen yanında başka bir köy var bizi oraya rehberin yamağı götürdü o kadar aceleci ki tartıştık bu yüzden.Ormanda hiç görmediğimiz ağaçlar hayvanlar varı ve yerliler sürekli bir şeyler taşıyorlar.Hızlı gitmemizin sebebi balık tutmaya gidecekmişiz ama hamaklara döndüğümüzde rehber üç saat sonra balık tutmaya gideceğimiz söyledi,bizi koşturan çocuğa bir kez daha çıkıştım bir çok şeyi atladık ormanda ve şimdi üç saat boşuzzz.
Balığa gidiyoruz önce kayığımıza bindik ve çok şiddetli akıntıda sırılsıklam olarak akıntıya karşı gittik böyle olacağını bilseydim hiç gelmezdim.Sonrası daha da berbat koca kayalardan atlayarak yarım saat ilerledik ve bir kez ölüm tehlikesi geçirdim pek memnun değilim.birde bunun dönüşünü var kampa döndüğümüzde bir süre kendime gelemedim.Bu adada kumsalda dolanan tavşan irisi bir cins hayvan var adını söylediler ama hatırlamıyorum ayıyla fare tavşan arsı bir şey tembel tembel dolaştı aramızda.Yıldızları seyrettik her gece bu gezide ve arkadaşlardan bir astrolog anlattı durdu hangi yıldız nerede.

5 Nisan
Erkenden kalktık ama her şey eksik iki saat kumsalda eksikliklerin tamamlanmasını bekledik.grup bir gün daha kalacak biz bu gün ayrılmak zorundayız bi sürü eşya ve birkaç yerliyle rehberle beraber kayıktayız.yolumuz akıntıyla aynı yön daha kolay gidiyoruz gözümüzü kırpmadan manzarayı seyre daldık ve yedi saat sonra kıyıdayız.Bu gece saat dokuzda yola çıkmak zorundayız ve aracımız ortada yok iki saat bekledik ve nihayet toz toprak içinde geldi.
Otelde duş aldık ve ucu ucuna rodoviar ın Caracas otobüsünü yakaladık.

6 nisan
Sabah beşte terminaldeyiz.Otobüs şirketinin oldukça konforlu restoranında son kahvaltımızı ettik.Yandaki metro durağından Goto negro ya gittik oradan hava limanı araçlarıyla karakaş havaalanına vardık.
Sabah erkenden Romadayız.daha önceden biliyorum bu kenti hava limanından trenle merkeze geldik ve Vatikanı ve tarihi yerlerini hızlıca bir kez daha dolaştık.Etrafta türk turistler var.
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Güney Kıbrıs'taki Mülk İçin AİHM'e Başvurdular Av. Galip DAĞTEKİN Hukuk Haberleri 1 02-01-2007 15:44
Amerikada Evlenirsem Tc.De Gecerli Olacak Mi? yuksel artun Hukuk Soruları Arşivi 1 01-03-2002 23:23


THS Sunucusu bu sayfayı 0,20489407 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.