Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Meslektaşların Soruları Hukukçu meslektaşların hukuki nitelikte sorularını birbirlerine yöneltecekleri mesleki yardımlaşma forumu. SADECE hukuk fakültesi mezunları ile hukuk profesyonellerinin (bilirkişi, icra müdürü vb.) yazışmasına açıktır. [Yeni Soru Sorun]

Danıştay 15. Daire Kararı

Yanıt
Old 21-05-2019, 13:35   #1
HÜLYA ÖZDEMİR

 
Varsayılan Danıştay 15. Daire Kararı

Değerli meslektaşlarım.
Danıştay 15. Dairenin 21.10.2015 tarih ve 2013/5787 E, 2015/6396 K.sayılı kararına ihtiyacım var.
İlgilenen meslektaşlarıma şimdiden çok teşekkür ederim.
Old 21-05-2019, 15:22   #2
Av.Ufuk Bozoğlu

 
Varsayılan

Merhaba ,

15.Dairesi
Esas: 2013/5787
Karar: 2015/6396
Karar Tarihi: 21.10.2015

Davanın Özeti: 27.05.2012 tarih ve 28305 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Özel Hastaneler Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 6 ncı maddesiyle değişik 39 uncu maddesi,11 inci maddesiyle değişik Geçici 2 nci maddesi, 9 uncu maddesiyle değişik Ek 5 inci maddesinin 1 inci fıkrasının (h) bendinin son cümlesinin iptali istenilmektedir.

Savunmanın Özeti: Acil halin, hastanın acile başvurduğu tanısıyla ilgili tüm tedavi işlemlerinin yapılarak o hastalığıyla ilgili şikayetin giderilmesiyle sona erdiğini, örneğin menenjit ön tanısıyla acil servise gelen hastanın ilk müdahalesinden sonra tedavisi tamamlanmış olmayıp 14 veya 21 gün süreyle hayati riski devam edeceğinden, burada acil halin sona erdiğinden söz edilemeyeceği, aynı şekilde idrar yolunda taş ön tanısıyla gelen hastanın kanına enfeksiyon yayıldığı için antibiyotik tedavisi uygulandıktan sonra taşın tedavisi tamamlanmadan yani acil hali oluşturan sebeplerin tamamı ortadan kaldırılmadan acil halin sona erdiğinden söz edilemeyeceğinden hastadan ilave ücret de istenemeyeceği, buna karşılık parmak kırığı tanısıyla gelen hastanın safra kesesinde kronik taş bulunduğunun tespiti halinde parmak kırığı acil hal tanısı olduğundan bununla ilgili tüm tedavi ve işlemler tamamlandıktan sonra safra taşıyla ilgili aynı kuruluşta tedavi görebileceği hususunda bilgilendirilip bununla ilgili ilave ücret istenebileceğini, ilave ücret alınması durumunun ayrı bir bentte düzenlenmesiyle acilde gereken ilk müdahaleyi yapan ve sevki sağlayanlarla bunları hiç yapmayanlar arasındaki adaletsizliğin giderildiği, geçici ikinci maddede öngörülen azami sürenin yeni bir hastane yapmak için başvuran kişilere tanınan süre olduğunu, komisyon her bir hastane için yapmış olduğu çalışmayı ve önerilen uyum süresini gerekçeleriyle birlikte Bakanlık onayına sunacak olup süre konusundaki son değerlendirmeyi Bakanlığın yapacağını, komisyonun belirlediği sürenin gerektiğinde 7 yılı geçmemek üzere Bakanlıkça yeniden düzenlenebileceği belirtilerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.

Danıştay Tetkik Hakimi...Düşüncesi: 27.05.2012 tarih ve 28305 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Özel Hastaneler Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 6 ncı maddesiyle değişik 39 uncu Maddesinin iptal isteminin reddine, dava konusu diğer maddelerin iptaline karar verilmesi gerektiği düşünülmüştür.

Danıştay Savcısı...Düşüncesi Dava; 27/03/2002 günlü, 24708 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Özel Hastaneler Yönetmeliği'nin 27/5/2012 günlü, 28305 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Yönetmeliğin 6 ncı maddesiyle değişik 39 uncu maddesinin; 11 inci maddesiyle değişik Geçici 2 nci maddesinin ve 9 uncu maddesiyle değişik Ek 5 inci maddesinin 1 inci fıkrasının (h) bendinin son cümlesinin iptali istemiyle açılmıştır.

663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 2 nci maddesinde, Bakanlığın görevinin; herkesin bedenî, zihnî ve sosyal bakımdan tam bir iyilik hâli içinde hayatını sürdürmesini sağlamak olduğu, bu kapsamda Bakanlığın; halk sağlığının korunması ve geliştirilmesi, hastalık risklerinin azaltılması ve önlenmesi, teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerinin yürütülmesi, insan gücünde ve maddi kaynaklarda tasarruf sağlamak ve verimi artırmak, sağlık insan gücünün ülke sathında dengeli dağılımını sağlamak ve bütün paydaşlar arasında işbirliğini gerçekleştirmek suretiyle yurt sathında eşit, kaliteli ve verimli hizmet sunumunun sağlanması ve kamu ve özel hukuk tüzel kişileriyle gerçek kişiler tarafından açılacak sağlık kuruluşlarının ülke sathında planlanması ve yaygınlaştırılmasıyla ilgili olarak sağlık sistemini yöneteceği ve politikaları belirleyeceği kurala bağlanmıştır.

3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nun 3 üncü maddesinde de, sağlık kurum ve kuruluşlarının yurt sathında eşit, kaliteli ve verimli hizmet sunacak şekilde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca, diğer ilgili bakanlıkların da görüşü alınarak planlanacağı, koordine edileceği, mali yönden destekleneceği ve geliştirileceği; koruyucu sağlık hizmetlerine öncelik verilmek suretiyle kamu ve özel bütün sağlık kurum ve kuruluşlarının kurulması ve işletilmesinde kaynak israfı ve atıl kapasiteye yol açılmaksızın gerektiğinde hizmet satın alınarak kaliteli hizmet arzı ve verimliliğin esas alınacağı, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı ilgili Bakanlığın muvafakatını alarak, kamu ve özel bütün sağlık kurum ve kuruluşlarına koruyucu sağlık hizmeti görevi vereceği ve bu kurum ve kuruluşların bütün sağlık hizmetlerini denetleyeceği; bütün sağlık kurum ve kuruluşlarıyla sağlık personelinin ülke sathında dengeli dağılımı ve yaygınlaştırılmasının esas olduğu, sağlık kurum ve kuruluşlarının kurulması ve işletilmesi bu esas içerisinde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca düzenleneceği, bu düzenlemenin ilgili Bakanlığın görüşü alınarak yapılacağı, gerek görüldüğünde özel sağlık kuruluşlarının her türlü ücret tarifeleri sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca onaylanacağı, kamu kurum ve kuruluşlarına ait sağlık kuruluşları veya sağlık işletmelerinde verilen her türlü hizmetin fiyatları Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca tespit ve ilan edileceği, 9 uncu maddesinde ise, bütün kamu ve özel sağlık kuruluşlarının tesis, hizmet, personel, kıstaslarını belirlemeye, sağlık kurum ve kuruluşlarını sınıflandırmaya ve sınıflarının değiştirilmesine, sağlık kuruluşlarının amaca uygun olarak teşkilatlanmalarına, sağlık hizmet zinciri oluşturulmasına, hizmet içi eğitim usul ve esaslarıyla sağlık kurum ve kuruluşlarının koordineli çalışma ve hizmet standartlarının tespiti ve denetimi ile bu Kanunla ilgili diğer hususlar Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca, çıkarılacak yönetmelikle tespit edileceği belirtilmiştir.

27/03/2002 günlü, 24708 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Özel Hastaneler Yönetmeliği'nin 27/5/2012 günlü, 28305 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Yönetmeliğin 6 ncı maddesiyle değişik 39 uncu maddesinin; 11 inci maddesiyle değişik Geçici 2 nci maddesinin, yukarıya aktarılan mevzuat ile "kamu yararı", insan sağlığı ve kaliteli sağlık hizmeti sunulması gibi kriterler göz önünde bulundurulmak suretiyle tesis edildiği anlaşıldığından bu kısımlarda hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Yönetmeliğin Ek 5 inci maddesinin 1 inci fıkrasının (h) bendinin son cümlesinin iptali istemi istemine gelince;

Özel Hastaneler Yönetmeliği'nin Ek 5 inci maddesinin 1 inci fıkrasının (h) bendinde yer alan, "Uzmanlık dalına esas olan ve branşında asgarîyi teşkil eden tabip ayrılışında, süre kaydı aranmaksızın aynı dalda tabip bulunursa istihdam edilir. Bir uzmanlık dalında asgarî sayının üzerindeki tabip ayrılışında, bir yıl içinde aynı uzmanlık dalında tabip istihdam edilebilir." kuralı, dava konusu değişiklikle, "Özel hastanede görev yapan bir uzman hekimin ayrılması halinde, aynı dalda uzman hekim süre kaydı aranmaksızın istihdam edilir. Ayrılan hekimin uzmanlık dalında kamu hizmetinde aksama olması halinde kuruluşun kadro hakkı saklı kalmak kaydıyla bu kadroya hekim başlayışı en fazla bir yıl süreyle geçici olarak Bakanlıkça durdurulabilir." şeklinde değiştirilmiştir.

Dava konusu düzenleme ile, özel hastanede görev yapan bir uzman hekimin ayrılması halinde, kuruluşun kadro hakkı saklı kalmak kaydıyla, bu kadroya hekim başlayışı en fazla bir yıl süreyle geçici olarak bakanlıkça durdurulabilmektedir.

Davalı idare tarafından, hekimlerin kamudan ayrılıp, doğrudan plansız bir şekilde özel sektörde çalışmaya başlaması halinde, mevcut insan kaynağının her bölgenin ihtiyacına göre eşit dağılımının sağlanmasının imkansız olacağı, mevcut hekimlerin en verimli şekilde istihdamı için, bu şekilde düzenlemeler yapılmasının planlama gereği zorunlu olduğu ileri sürülmektedir.

Sağlık hizmetinin niteliği gereği kesintiye uğratılamayacak ve ertelenemeyen bir hizmet olması ve bir yerdeki tabibin ayrılması halinde hizmetin aksamadan sürdürülmesi bir gereklilik olmakla birlikte, ayrılan hekimin kadrosuna hekim başlayışının bir yıl süreyle geçici olarak Bakanlıkça durdurulabilmesine imkan veren dava konusu düzenleme, Bakanlığa, tabiplerin çalışma hakkıyla sağlık kuruluşlarının faaliyette bulunma özgürlüğüne, yasal dayanak olmaksızın ve ölçüsüz bir şekilde müdahale yetkisi vermesi nedeniyle hukuka aykırı bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, 27/03/2002 günlü, 24708 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Özel Hastaneler Yönetmeliği'nin 27/5/2012 günlü, 28305 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Yönetmeliğin 6 ncı maddesiyle değişik 39 uncu maddesinin; 11 inci maddesiyle değişik Geçici 2 nci maddesi yönünden davanın reddine, 9 uncu maddesiyle değişik Ek 5 inci maddesinin 1 inci fıkrasının (h) bendinin son cümlesinin iptaline karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Onbeşinci Dairesi'nce gereği görüşüldü:

Dava; 27/03/2002 günlü, 24708 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Özel Hastaneler Yönetmeliği'nin 27/5/2012 günlü, 28305 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Yönetmeliğin 6 ncı maddesiyle değişik 39 uncu maddesinin; 11 inci maddesiyle değişik Geçici 2 nci maddesinin ve 9 uncu maddesiyle değişik Ek 5 inci maddesinin 1 inci fıkrasının (h) bendinin son cümlesinin iptali istemiyle açılmıştır.

Davanın Yönetmeliğin 6 ncı maddesiyle değişik 39 uncu maddesinin iptali isteminin incelenmesinde,

27/03/2002 gün ve 24708 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Özel Hastaneler Yönetmeliği'nin 23/07/2008 gün ve 26945 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yönetmeliğin 2 nci maddesiyle değişik 39'uncu maddesinin birinci fıkrasında, "Özel hastanelerde, acil sağlık hizmeti verilmesi ve acil vakaların hastanın sağlık güvencesi olup olmadığına veya ödeme gücü bulunup bulunmadığına bakılmaksızın kabul edilmesi ve gerekli tıbbi müdahalenin kayıtsız-şartsız ve gecikmeksizin yapılması zorunludur. Özel hastane, acil olarak gelen hastalara yeterli personeli veya donanımı olmadığı, ilgili birimi veya boş yatağı bulunmadığı, hastanın sağlık güvencesi olmadığı ve benzeri sebeplerle gerekli acil tıbbi müdahaleyi yapmaktan kaçınamaz." , ikinci fıkrasında; "Acil vakalarda, yoğun bakım hizmeti dahil olmak üzere gerekli ilk müdahale yapılarak hastanın stabilizasyonunun sağlanması esastır. Stabilizasyonu sağlanamayan veya stabilizasyonu sağlanmakla birlikte ileri tetkik ve tedavi amaçlı başka bir sağlık kurumuna sevkine lüzum görülen hastaların nakli için 112 komuta kontrol merkeziyle irtibata geçilir. *Hastanede yatarak veya ayakta tedavi görmekte iken durumu ağırlaşan ve acilen başka bir sağlık kuruluşuna sevki gereken hastalar için de komuta kontrol merkeziyle temas kurulur." üçüncü fıkrasında, "Hasta yakınları veya hastanın tedavisini üstlenen hastane, hastanın acil sevkini kendi imkânlarıyla yapmak istemeleri hâlinde, sevk edilecek sağlık kuruluşuyla irtibat kurmak, hastanın mağduriyetine meydan vermemek ve durumu komuta kontrol merkezine bildirmekle yükümlüdür." dördüncü fıkrasında, "Acil hastanın sevk edileceği sağlık kurumunun belirlenmesi ve nakil işlemleri komuta kontrol merkezinin yönetiminde ve koordinasyonunda yapılır. Komuta kontrol merkezi, hastaya ait bilgileri alır, bu bilgiler ışığında hastanın hangi sağlık kurumuna sevk edileceğine karar verir, ilgili kurumun yetkilileriyle irtibata geçerek gerekli görüşmeleri yaptıktan sonra hastanın nakline engel bir durum yoksa sevk için ambulansa çıkış emri vererek naklin gerçekleştirilmesini sağlar. Gerektiğinde intikal süresini kısaltmak amacıyla yukarıdaki işlemlerin bir kısmı hasta yola çıkarıldıktan sonra yapılabilir." beşinci fıkrasında; "Acil olarak hastaneye müracaat eden hastaların acil tıbbi müdahale ve tedavileri yapılırken hiçbir surette tedavi masraflarının nasıl karşılanacağı sorgulanmaz. Hizmet bedelinin tahsiliyle ilgili işlemler, acil müdahale ve bakım sağlandıktan sonra yapılır.", altıncı fıkrasında; "Özel hastaneler, acil sağlık hizmetlerini düzenleyen ilgili diğer mevzuata da uymak zorundadır." hükmüne yer verilmiş, son fıkrasında ise; "Birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı fıkralara aykırı davranıldığının tespiti halinde hastanenin acil vakalar haricinde hasta kabulü, on gün süreyle valilikçe durdurulur. Bu fıkralara aykırılığın tekrarında hastanenin acil vakalar haricinde hasta kabulü, otuz gün süreyle valilikçe durdurulur. Bu fıkralara aykırılığın bir yıl içinde üçüncü kere tespit edilmesi halinde, hastanenin ruhsatnamesi Bakanlıkça geri alınır." denilmiştir.

Dava konusu 27.05.2012 tarih ve 28305 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Yönetmeliğin 6 ncı maddesiyle Yönetmeliğin 39 uncu maddesinin ikinci, üçüncü, dördüncü ve onuncu fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, yedinci fıkrasındaki " kısmi zamanlı" ibaresi "kadro dışı geçici" şeklinde değiştirilmiş ve aynı maddeye onuncu fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

2 nci fıkra "Acil servise başvuran hastalara, yoğun bakım hizmeti dâhil olmak üzere gerekli ilk müdahalenin yapılması, tedavinin devamı için gerekiyorsa hastanın yatışı yapılarak tedavisinin ve eğer gelişirse komplikasyonların tedavisinin tamamlanması esastır. Hastanın tıbbi durumunun gerektirdiği uzman tabip, tıbbi donanım, müdahale, bakım ve tedavi için gerekli şartların hastanede sağlanamaması durumunda ise, gerekli ilk müdahalenin yapılmış olması kaydıyla, başka bir sağlık kuruluşuna usulüne uygun şekilde sevki sağlanabilir. Acil hastaların ihtiyaç durumunda nakledileceği sağlık kuruluşunun belirlenmesi ve nakil işlemleri Acil Komuta Kontrol Merkezi'nin yönetiminde ve koordinasyonunda yapılır. "

3 üncü fıkra "Acil Komuta Kontrol Merkezi, 11/5/2000 tarihli ve 24046 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Acil Sağlık Hizmetleri Yönetmeliğinde düzenlenen hizmet akışı çerçevesinde en uygun hastaneye hastanın naklini sağlar. Hastanın durumunun yoğun bakım gerektirmesi halinde nakil, ulaşım süresi göz önünde tutulmak şartıyla öncelikle boş yoğun bakım yatağı en fazla olan uygun bir hastaneye sağlanır."

4 üncü fıkra"Tüm yataklı tedavi kurumları Bakanlıkça belirlenen esaslar ve kurulmuş bulunan çağrı kayıt ve operasyon yönetim sistemi çerçevesinde yatak kapasitesi, doluluk oranları, fiilen çalışan uzman hekim durumları gibi bilgileri güncel olarak komuta kontrol merkezine vermekle yükümlüdür."

10. fıkra "Birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci ve altıncı fıkralara aykırı davranıldığının tespiti hâlinde hastanenin acil vakalar haricinde hasta kabulü, üç gün süreyle valilikçe durdurulur ve mesul müdürü uyarılır. Bu fıkralara aykırılığın bir yıl içinde tekrarında hastanenin acil vakalar haricinde hasta kabulü on gün süreyle valilikçe durdurulur ve mesul müdürünün yetki belgesi iptal edilir. Bu fıkralara aykırılığın bir yıl içinde üçüncü kere tespit edilmesi halinde, hastanenin faaliyeti üç ay süreyle durdurulur ve mesul müdürünün yetki belgesi iptal edilir. Bu fıkralara aykırılığın bir yıl içinde dördüncü tespitinde ise Bakanlıkça hastanenin ruhsatnamesi iptal edilir."

11 inci fıkra "Acil servise başvuran bir hastanın, tedavisi veya sevki bu maddenin ikinci fıkrasına uygun olarak sağlanmış olmakla birlikte, ilave ücrete tabi kılındığının tespit edilmesi durumunda hastanenin mesul müdürü uyarılır. İlave ücrete ilişkin bir yıl içinde ikinci tespitte hastanenin acil vakalar haricinde hasta kabulü bir gün süreyle valilikçe durdurulur. Aynı yıl içinde ilave ücret alındığının üçüncü ve daha fazla tespitinde ise bu maddenin onuncu fıkrasında yer alan müeyyideler birinci müeyyide sırasından başlamak üzere sırasıyla uygulanır."

Özel Hastaneler Yönetmeliğinin dayanağını oluşturan 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nun 1 inci maddesinde, *kanunun amacının, sağlık hizmetleriyle ilgili temel esasları belirlemek olduğu, 2 nci maddesinde, Milli Savunma Bakanlığı hariç bütün kamu kurum ve *kuruluşlarıyla özel hukuk tüzelkişileri ve gerçek kişileri kapsadığı, 9 uncu maddesinin (c) bendinde ise, bütün kamu ve özel sağlık kuruluşlarının tesis, hizmet, personel, kıstaslarını belirlemeye, sağlık kurum ve kuruluşlarını sınıflandırmaya ve sınıflarının değiştirilmesine, sağlık kuruluşlarının amaca uygun olarak teşkilatlanmalarına, sağlık hizmet zinciri oluşturulmasına, hizmet içi eğitim usul ve esaslarıyla sağlık kurum ve kuruluşlarının koordineli çalışma ve hizmet standartlarının tespiti ve denetimi ile bu Kanunla ilgili diğer hususların Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle tespit edileceği kurala bağlanmıştır.

11.10.2011 tarih ve 663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 2 nci maddesinde, herkesin bedenî, zihnî ve sosyal bakımdan tam bir iyilik hâli içinde hayatını sürdürmesini sağlamanın Bakanlığın görevi olduğu; bu kapsamda Bakanlığın, a) Halk sağlığının korunması ve geliştirilmesi, hastalık risklerinin azaltılması ve önlenmesi, b) Teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerinin yürütülmesi, c) Uluslararası önemi haiz halk sağlığı risklerinin ülkeye girmesinin önlenmesi, ç) Sağlık eğitimi ve araştırma faaliyetlerinin geliştirilmesi, d) Sağlık hizmetlerinde kullanılan ilaçlar, özel ürünler, ulusal ve uluslararası kontrole tâbi maddeler, ilaç üretiminde kullanılan etken ve yardımcı maddeler, kozmetikler ve tıbbî cihazların güvenli ve kaliteli bir şekilde piyasada bulunması, halka ulaştırılması ve fiyatlarının belirlenmesi, e) İnsan gücünde ve maddî kaynaklarda tasarruf sağlamak ve verimi artırmak, sağlık insan gücünün ülke sathında dengeli dağılımını sağlamak ve bütün paydaşlar arasında işbirliğini gerçekleştirmek suretiyle yurt sathında eşit, kaliteli ve verimli hizmet sunumunun sağlanması, f) Kamu ve özel hukuk tüzel kişileriyle gerçek kişiler tarafından açılacak sağlık kuruluşlarının ülke sathında planlanması ve yaygınlaştırılmasıyla ilgili olarak sağlık sistemini yöneteceği ve politikaları belirleyeceği; Bakanlığın bu amaçla; a) Strateji ve hedefleri belirleyeceği, planlama, düzenleme ve koordinasyon yapacağı, b) Uluslararası ve sektörler arası işbirliği yapacağı, c) Rehberlik, izleme, değerlendirme, teşvik, yönlendirme ve denetleme yapacağı, müeyyide uygulayacağı, ç) Acil durum ve afet hallerinde sağlık hizmetlerini planlayacağı ve yürüteceği, d) Bölgesel farklılıkları gidermeye ve herkesin sağlık hizmetine erişimini sağlamaya yönelik tedbirler alacağı, e) İlgili kurum ve kuruluşların insan sağlığını doğrudan ve dolaylı olarak etkileyen faktörler ve sosyal belirleyicilerle ilgili uygulamalarına ve düzenlemelerine yön vereceği, bunu teminen gerekli bildirimleri yapacağı, görüş bildireceği ve müeyyide uygulayacağı, f) Görevin ve hizmetin gerektirdiği her türlü tedbiri alacağı düzenleme altına alınmıştır.

3359 sayılı Kanun'un yukarıda belirtilen hükümlerine göre, sağlık hizmetlerine dair temel bir kanun olan 3359 sayılı Kanun'un, bu hizmete dair bir çok düzenlenmenin bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle yapılmasını öngörerek, tıbbi alandaki ihtiyaçlar ve teknolojik gelişmeler nedeniyle sürekli gelişen ve değişen bir kamu hizmeti alanı olan sağlık hizmetine dair idari politikaların daha etkin bir şekilde uygulanabilmesi için idareye geniş bir yetki alanı tanıdığı açıktır.

Kanun tarafından tanınan yetki alanlarından biri de "sağlık kurum ve kuruluşlarının koordineli çalışma ve hizmet standartlarının tespiti ve denetimi" olarak belirtilmiştir. *Sağlık kurum ve kuruluşlarının hizmet standartlarının tespiti ile bu standartlara uyulup uyulmadığının denetimi de bütünlük içinde yürütülmesi gereken hizmetlerdir. Kanun'un hizmet standartlarını belirlemeyi ve belirlenecek standartlara uyulup uyulmadığını denetleme görevini idareye vermesinin doğal sonucu da hizmet standartlarına uymayanlara uygulanacak yaptırımları belirlemektir. Aksi halde denetimin işlevselliği kalmayacaktır. Bu itibarla, 3359 sayılı Kanun'un ve 663 sayılı KHK'nın idareye verdiği yetkilerin, yaptırım belirlemeyi de kapsadığı açıktır.

Bu durumda, dava konusu hükümlerin yasal dayanağının 3359 sayılı Kanun ile 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin yukarıda yer verilen hükümleri olduğu sonucuna varılmakta olup, düzenlemelerin yasal dayanağının olmadığına ilişkin davacı iddiasına bu nedenle itibar edilmemiştir.

Acil Sağlık Hizmetleri Yönetmeliği'nin 1 inci maddesinde, Yönetmeliğin amacının, acil sağlık hizmetlerinin yurt sathında eşit, ulaşılabilir, kaliteli, süratli ve verimli olarak yürütülmesini sağlamak maksadıyla, sağlık hizmeti sunan ve sağlık hizmetiyle ilgili olan bütün kurum ve kuruluşların uymakla mükellef oldukları esaslar ile bu kuruluşlar arasında koordinasyon temin edilmesine ve Bakanlık tarafından yürütülecek olan acil sağlık hizmetlerinin sevk ve idaresine dair usul ve esasların belirlenmesi olduğu, 2 nci maddesinde, Yönetmeliğin Milli Savunma Bakanlığı hariç olmak üzere acil sağlık hizmeti sunan ve bu hizmetin sunulmasıyla ilgili olan bütün kamu kurum ve kuruluşlarını, özel hukuk tüzel kişilerini ve gerçek kişileri ve bunlar tarafından kurulan sağlık kurum ve kuruluşlarını ve bunların hizmetle ilgili olan bütün faaliyetlerini kapsadığı belirtilmiş, 15 inci maddesinde acil servislerde hizmet sunumu düzenlenmiştir.

Dava konusu Yönetmeliğin 6 ncı maddesiyle değiştirilen esas Yönetmeliğin 39 uncu maddesinin 2 nci fıkrasında, acil servise başvuran hastalara, gerekli ilk müdahalenin yapılması, tedavinin devamı gerekiyorsa hastanın yatışı yapılarak tedavisinin tamamlanmasının esas olduğu, hastanın tıbbi durumunun gerektirdiği uzman tabip, tıbbi donanım, müdahale, bakım ve tedavi için gerekli şartların tıp merkezinde sağlanamaması durumunda, gerekli ilk müdahalenin yapılmış olması kaydıyla, başka bir sağlık kuruluşuna usulüne uygun şekilde sevkinin sağlanabileceği öngörülmüş olup, anılan düzenlemede, yukarıda belirtilen mevzuat hükümlerine, kamu yararı ve hizmet gereklerine aykırılık görülmemiştir.

Dava konusu 24 üncü maddesinin 10. fıkrasında, aynı maddenin birinci, ikinci, üçüncü, beşinci ve altıncı fıkralara aykırı davranıldığının, 11 inci fıkrasında ise, acil ünitesine başvuran hastalardan ilave ücret alındığının tespit edilmesi halinde uygulanacak yaptırımlar düzenlenmiş olup, sağlık hizmetiyle müeyyidelerin dayanağı fiillerin nitelikleri dikkate alındığında, söz konusu yaptırımların hizmet gereklerine, ölçülülük ilkesine uygun olduğu ve hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

Öte yandan, davacı tarafından acile müracaat eden her hastanın acil olarak kabul edilmesinin önünün açıldığı ileri sürülmekle birlikte, dava konusu maddelerde belirtilen, acil tıbbi müdahalenin, acile başvuran her hastayı değil "acil vaka" niteliğindeki durumları ifade ettiği de açıktır.

Davanın Yönetmeliğin 11 inci maddesiyle değişik Geçici 2 nci maddesinin iptali isteminin incelenmesinde,

Dava konusu 27.05.2012 tarih ve 28305 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Yönetmeliğin 11 inci maddesiyle Yönetmeliğin Geçici 2 maddesi başlık eklenerek aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Ruhsatlı hastane binalarının uyumu ve mimari proje değerlendirmeleri

GEÇİCİ MADDE 2 - Bakanlıkça ruhsatlandırılan özel hastanelerden bu Yönetmelikteki yer seçimi ve bina şartlarını sağlayamayanların, uygunsuz olan durumlarını tespit etmek, uygunsuzluklarını yerinde veya taşınarak giderecek olanlara gerekli süreyi belirlemek ve Bakanlığa sunmak üzere valilikçe, il sağlık müdür yardımcısı başkanlığında, ilgili belediye imar müdürlüğünden bir temsilci, bir mimar, gerek görülmesi halinde il sağlık müdürlüğü kadrosundan bir avukat ve diğer teknik personelin bulunduğu bir komisyon görevlendirilir. Komisyon her bir hastane için yapmış olduğu çalışmayı ve önerilen uyum süresini gerekçeleriyle birlikte Bakanlık onayına sunar. Uyum süresi yedi yılı geçemez.

Bakanlık, taşınması veya yeniden yapımı gereken her bir hastane için mümkün olabilecek teşvik edici hususları da değerlendirerek belirlenen süreyi onaylar.

Bu madde kapsamındaki hastaneler, uyum süresi içinde aşağıdaki esaslar çerçevesinde faaliyet gösterir.

a) 15/2/2008 tarihinden önce kullanmakta oldukları binalarından Bakanlık kayıtlarına girmemiş olanlarla belediye onaylı projesi bulunmayanların, mevcut durumlarını gösteren projeleri Bakanlıkça incelenir ve denetimlerde kullanılmak üzere Bakanlıkça onaylanır. Bu binalar nedeniyle hastanenin mevcut kapasitesi dışında birim ilavesi talebinde bulunulamaz,

b) Yönetmelik şartlarını sağlayamayan binalarının;

1) Yapı kullanma izin belgesi bulunmalı veya binanın kullanılabileceğine dair ilgili belediye tarafından düzenlenmiş belgesi bulunmalıdır.

2) Yangın ve deprem yönünden uygunluğunun ilgili kurum tarafından belgelenmesi gereklidir.

3) Mevcut durumlarının dışında proje değişikliğine neden olabilecek tadilatlarına izin verilmez. Ancak, Bakanlıkça talep edilebilecek küçük çaplı ve uygulanması mümkün tadilatlar yapılabilir. Bu durumda, yangın ve deprem yönünden uygunluğu sağlamak kaydıyla, mimari projedeki değişikliklerin Bakanlıkça onaylı son proje üzerinde çizilmesine izin verilir."

Aktarılan yönetmelik hükmüyle yönetmelik kapsamındaki hastanelerden yine bu yönetmelik kapsamında belirtilen yer seçimi ve bina şartlarını sağlamayanların mevzuata uygunluğunun sağlanmasına yönelik olarak bazı kuralların düzenlendiği görülmektedir. Buna göre mevcut özel hastane binaları iki kategoride değerlendirilmiş, bu bağlamda 15/02/2008 tarihinden önce kullanılan binalarda bakanlık kayıtlarına girmemiş ve belediyeden onaylı projesi bulunmayanlar için bir düzenleme getirilirken bakanlık kayıtlarında olduğu halde yönetmelikte belirtilen koşulları taşımayanlar için ise ayrı bir düzenleme getirilmiştir.

İlk sınıfta yer alan diğer bir ifadeyle 15/02/2008 tarihinde önce kullanılmaya başlanılıp bakanlık kayıtlarında yer almayan ve ayrıca belediyeden onaylı projeleri bulunmayan binalar için mevcut durumlarını gösteren projelerin Sağlık Bakanlığı'na sunulacağı bakanlıkça incelemesinin ardından denetimlerde kullanılmak üzere onaylanacağı belirtilerek bu suretle söz konusu hastane binalarının sağlık bakanlığı kayıtlarına alınması başka bir ifadeyle özel hastane ruhsatı alınması imkanı tanınmıştır.

3194 Sayılı Kanun'un 2 nci maddesinde belediye ve mücavir alan sınırları içinde ve dışında kalan yerlerde yapılacak planlarla inşaa edilecek resmi ve özel tüm yapıların bu kanun hükümlerine tabi olduğu belirtilmiştir. 21 inci maddesinde ise bazı istisnaların dışında bu kanun kapsamındaki tüm yapılar için ilgili belediye veya valilikten yapı ruhsatı alınması zorunlu kılınmış olup, bazı kamu binaları, köy yerleşik alan sınırı içinde yapılan bazı yapılar, imar affından yararlanmış yapılar ve basit tamirat ve tadilatlar gibi imalatlar bu zorunluluk dışında tutulmuştur. Yine aynı kanunun 22 nci Maddesinde yapı ruhsatı almak için gereken belgeler arasında mimari proje de sayılmıştır. Buna göre yapı ruhsatı almayı gerektiren bir yapının onaylı mimari projesi yoksa o yapının ruhsatlı olduğundan da söz edilemez. Diğer yandan imar kanununda yapı ruhsatı vermeye yetkili merciiler açıkça belirtilmiş olup, buna merciilerin belediyeler, valiliklerle bazı hallerde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı olduğu açıkça görülmektedir. Bu bağlamda yapı ruhsatı bulunmayan bir binada faaliyet gösteren özel hastanenin bu binaya ait mimari projesinin imar mevzuatıyla verilmiş bir yetkisi olmadığı halde sağlık bakanlığı tarafından onaylanmak suretiyle hastane ruhsatı almasına imkan sağlanması her türlü yapıyla ilgili genel kuralların yer aldığı imar mevzuatınaaykırıdır. Nitekim kaçak yapı olarak da adlandırılabilecek yapı ruhsatı bulunmayan bir yapının mimari projesinin yetkisiz bir idari makam tarafından onaylanarak bu yapıya hukukilik kazandırılmaya çalışılması bir yönüyle de imar affı niteliğini içerdiğinden bu tür bir düzenlemenin ancak Kanunla yapılabileceği de tartışmasızdır.

Diğer taraftan bakanlık kayıtlarında yer alan diğer bir ifadeyle yapı ve hastane ruhsatı bulunduğu sonucuna varılan binalarla ilgili dava konusu yönetmelik maddesinin b/1 bendinde yapı kullanma izni belgesi bulunmak veya binanın kullanılabileceğine dair ilgili belediye tarafından düzenlenmiş belgesi bulunmalıdır kuralı irdelendiğinde;

3194 Sayılı İmar Kanunu'nun 30. maddesinde (yapı ruhsatı alınmak suretiyle başlanılmış olan) inşaat bitme gününün yapı kullanma izninin verildiği tarih olduğu, yapı kullanma izni verilmeyen yapıların izin alınıncaya kadar elektrik, su ve kanalizasyon hizmetlerinden yararlandırılmayacağı kuralı yer almıştır. İmar mevzuatına bakıldığında yapı ruhsatı almayı gerektirmeyen yapılar dışındaki yapılar için ruhsat vermeye yetkili olan idarelerin (belediyeler ve valiliklerin) yapı kullanma izninin dışında bu belgeyi alamamış yapıların kullanılmasına izin verilebileceğine dair bir düzenlemenin yer almadığı görülmektedir.

Dolayısıyla bu kural ruhsatlı olduğu halde imar mevzuatı açısından sorunlu olduğu için yapı kullanma izni alamayan yapılar da dahil olmak üzere bu tür yapıların kullanılabileceğine dair ilgili mevzuatla verilmesi hukuken mümkün olmayan bir belgenin belediyeden istenebilmesini içeren dava konusu düzenlemenin bu yönüyle de mevzuata uygun olmadığı sonucuna varılmıştır.

Davanın Yönetmeliğin 9 uncu Maddesiyle değişik Ek 5 inci Maddesinin 1 inci Fıkrasının (h)bendinin son cümlesinin iptali isteminin incelenmesinde Özel Hastaneler Yönetmeliği'nin Ek 5 inci maddesinin 1 inci fıkrasının (h) bendinde, "Uzmanlık dalına esas olan ve asgarîyi teşkil eden tabip ayrılışında, süre kaydı aranmaksızın bu dalda tabip bulunursa istihdam edilir. Bir uzmanlık dalında asgarî sayının üzerindeki tabip ayrılışında, bir yıl içinde aynı uzmanlık dalında tabip istihdam edilebilir." kuralı yer almakta iken, *dava konusu değişiklikle, "Özel hastanede görev yapan bir uzman hekimin ayrılması halinde,aynı dalda uzman hekim süre kaydı aranmaksızın istihdam edilir. Ayrılan hekimin uzmanlık dalında kamu hizmetinde aksama olması halinde kuruluşun kadro hakkı saklı kalmak kaydıyla bu kadroya hekim başlayışı en fazla bir yıl süreyle geçici olarak Bakanlıkça durdurulabilir." şeklinde değiştirilmiştir.

Davalı idarenin savunma dilekçesinde, Anayasal çalışma hürriyeti kapsamında hekimlerin kamudan istifa ederek boş bulunan özel hastane kadrolarına atanabildikleri, her uzmanlık dalında ülkemizin tamamında eşit ve kaliteli hizmet sunumunu sağlayacak düzeyde yetişmiş uzman bulunmaması nedeniyle, mevcut hekimlerin en verimli şekilde istihdamı için, bu şekilde düzenlemeler yapılmasının planlama gereği zorunlu olduğu ileri sürülmektedir.

Dairemizin 12.06.2015 tarih ve E:2013/5958, K:2015/4041 sayılı dosyasında, Özel Hastaneler Yönetmeliği'nin Ek 5 inci maddesinin (j) bendinde; Kamudan istifa ederek boş bulunan özel hastane kadrosunda çalışacak hekimler, diş hekimleri ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanlarla özel hastanelerden ayrılarak kamu hastanelerinde çalışacak olanların, ayrılacağı ve başlayacağı kurum/kuruluşta planlama yapılabilmesi için altmış gün önceden ayrılacakları kurumun bulunduğu ildeki müdürlüğe ve çalışacakları hastanenin bulunduğu ildeki müdürlüğe bildirimde bulunacakları, bildirimde bulunmayanların hastane kadrolarına başlayışının yapılmayacağı, İldeki hekim planlaması daha kısa sürede yapılması halinde her iki ilin müdürlüğünün muvafakatı alınarak altmış günden önce de hekim başlatılabileceği yolundaki düzenlemelerin iptali istemiyle açılan davada verilen iptal kararında da belirtildiği üzere;

"Sağlık hizmetinin niteliği gereği kesintiye uğratılamayacak ve ertelenemeyen bir hizmet olması ve bir yerdeki tabibin ayrılması halinde hizmetin aksamadan sürdürülüp planlama yapılabilmesi için bir süreye ihtiyaç duyulması nedeniyle, tabibin kamuya ait sağlık kurumundan veya özel sağlık kuruluşundan ayrılma durumunun Sağlık Bakanlığınca önceden bilinmesi hizmet gereklerine ve kamu yararına uygun bulunmakla birlikte; konunun diğer boyutuyla tabibin çalışma özgürlüğünü kısıtladığı dikkate alındığında, bu amaçla belirlenecek sürenin makul ve ölçülü olması gerektiği, yasalarda çalışanlara yükümlülük getiren sürelerden daha uzun bir bildirim süresi ve bunun yapılmaması halinde yeni sağlık kuruluşuna başlayışının yapılmayacağı öngörülmek suretiyle çalışma özgürlüğünün sınırlandırılması yolundaki düzenlemenin ölçüsüz ve hukuka aykırı olacağı açıktır.

Nitekim, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun, memurluktan çekilmeyi düzenleyen 94 üncü maddesinde dahi, çekilmek isteyen memurun yerine atanan kimsenin bir aya kadar gelmediği veya yerine bir vekil atanmadığı takdirde, üstüne haber vererek görevini bırakabileceğinin, dolayısıyla da özel sektörde çalışmaya başlayabileceğinin öngörülmüş olduğu dikkate alındığında, dava konusu Yönetmelik hükmünde yer alan altmış gün önceden bildirimde bulunma zorunluluğu ve aksi takdirde yeni sağlık kuruluşuna başlayışının yapılmayacağı yolundaki hükümde yer alan altmış günlük süre ölçüsüz ve fazla uzun bulunmaktadır." gerekçelerine yer verilmiş, davalı idare tarafından da, anılan yargı kararının gerekleri yerine getirilerek, (J) bendindeki 60 günlük süre 30 gün olarak belirlenmiştir.

Özel hastanenin boş kadrosuna hekim başlayışının bir yıl süreyle geçici olarak Bakanlıkça durdurulabilmesine imkan veren dava konusu düzenleme de, Bakanlığa, tabiplerin çalışma ve özel hastanelerin faaliyette bulunma özgürlüğüne, yasal dayanak olmaksızın ve ölçüsüz şekilde, müdahale yetkisi vermesi nedeniyle hukuka aykırı bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, Yönetmeliğin 6 ncı maddesiyle değişik 39 uncu maddesinin iptali isteminin REDDİNE oybirliğiyle, Yönetmeliğin 11 inci maddesiyle değişik Geçici 2 nci maddesinin ve Yönetmeliğin 9 uncu maddesiyle değişik EK 5 inci maddesinin 1 inci fıkrasının (h) bendinin ilk cümlesinin oyçokluğuyla iptaline, dava kısmen iptal kısmen ret şeklinde sonuçlandığından aşağıda dökümü yapılan yargılama giderlerinin yarısı olan 99,05 -TL'nin davacı üzerinde bırakılmasına, kararın verildiği tarihte yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 1500-TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, yargılama giderlerinin kalan kısmı olan 99,05 -TL ile 1500-TL avukatlık ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, artan posta ücretinin istemi haline davacıya iadesine, bu karara karşı tebliğ tarihini izleyen otuz(30) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunda temyiz isteminde bulunabileceğinin taraflara bildirilmesine, 21.10.2015 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY

Dava konusu 27.05.2012 tarih ve 28305 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Yönetmeliğin 11 inci maddesiyle Yönetmeliğin Geçici 2 nci maddesinde yapılan değişiklikle ruhsatlı hastane binalarının uyumu ve mimari proje değerlendirmeleri yeni kurallara bağlanmıştır.

Bu kurallar; "Bakanlıkça ruhsatlandırılan özel hastanelerden bu Yönetmelikteki yer seçimi ve bina şartlarını sağlayamayanların, uygunsuz olan durumlarını tespit etmek, uygunsuzluklarını yerinde veya taşınarak giderecek olanlara gerekli süreyi belirlemek ve Bakanlığa sunmak üzere valilikçe, il sağlık müdür yardımcısı başkanlığında, ilgili belediye imar müdürlüğünden bir temsilci, bir mimar gerek görülmesi halinde il sağlık müdürlüğü kadrosundan bir avukat ve diğer teknik personelin bulunduğu bir komisyon görevlendirilir. Komisyon her bir hastane için yapmış olduğu çalışmayı ve önerilen uyum süresini gerekçeleriyle birlikte Bakanlık onayına sunar. Uyum süresi yedi yılı geçemez. Bakanlık, taşınması veya yeniden yapımı gereken her bir hastane için mümkün olabilecek teşvik edici hususları da değerlendirerek belirlenen süreyi onaylar." şeklinde ifade edilmiştir.

Ayrıca bu madde kapsamındaki hastanelerin uyum süresi içinde belirlenmiş esaslar çerçevesinde faaliyet gösterecekleri düzenlenmiş ve bu esaslar açıklanmıştır.

Açıklanmış esaslar mevcut binaların hastane olarak nasıl hizmet verebilecekleri, kapasitesinin artırılması halinde Bakanlığın onayına bağlı olarak neler yapılacağına ilişkin kuralların belirlenmesi amacı taşımaktadır.

Dolayısıyla Yönetmelik kapsamındaki hastanelerden yer seçimi ve bina şartlarını sağlamayanların mevzuata uygunluğunun sağlanmasına yönelik olarak getirilen düzenlemeler de kamu yararı ve hizmet gereklerine aykırılık bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, Yönetmeliğin Geçici 2 nci maddesinde yapılan değişiklikte hukuka aykırılık bulunmadığından davanın bu kısmının da reddi gerektiği görüşüyle çoğunluk kararına katılmıyoruz.

Saygılarımla,
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
danıştay 1. daire kararı oybirliği ile bozdu. Konuk Hasta Hakları Hukuki Destek Merkezi (HASDEM) 1 30-01-2016 23:47
Danıştay 9.Daire 05/2307 E.06/1491K.sayılı kararı Viyola Meslektaşların Soruları 1 21-01-2010 19:13
Danıştay 1.Daire Kararı.. av_ramazan Meslektaşların Soruları 1 29-07-2009 10:28
Danıştay Kararı Aranıyor / 2.Daire 2006/650 E. 02.10.2006 gün Av.Turhan Demiroğlu Meslektaşların Soruları 3 25-10-2007 19:02


THS Sunucusu bu sayfayı 0,03511906 saniyede 16 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.