Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Meslektaşların Soruları Hukukçu meslektaşların hukuki nitelikte sorularını birbirlerine yöneltecekleri mesleki yardımlaşma forumu. SADECE hukuk fakültesi mezunları ile hukuk profesyonellerinin (bilirkişi, icra müdürü vb.) yazışmasına açıktır. [Yeni Soru Sorun]

yabancı ülkedeki çalışma hakkını kaybeder mi?

Yanıt
Old 11-01-2010, 19:32   #1
cunapiedra

 
Varsayılan yabancı ülkedeki çalışma hakkını kaybeder mi?

milletlerarası hukuk alanında ilgisi olan arkadaslardan yardımını bekliyorum
olay türk erkek A ile isvicreli bayan B 2008 yılında evlenmişlerdir.2009 yılında c adlı bir cocukları dünyaya gelmiş ve mutsuz giden evliliklerinden dolayı araları açılmıs tartısma sonucu fiilen birbirinden ayrı yaşamaya karar vermişlerdir,
Türk erkek A nın isviçrede calısma ve oturma hakkı bulunmaktadır.
fakat boşanmaları sonucunda çalısma hakkı oturma hakkının veya cocugunu görebilmek için vize verirler mi?
acaba bunların akibeti hakkında ayrı ayrı ne olur acabaa
şimdiden ilgilenenlere teşekkür ederim
Old 11-01-2010, 20:45   #2
rcakmak

 
Varsayılan

Her halukarda sınırdışı edilmesini engelleyecek yakın tarihli Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bir kararını hatırlıyorum bulabilirsem paylaşacağım. İyi günler...
Old 11-01-2010, 20:49   #3
rcakmak

 
Varsayılan

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
3.Dairesi

Esas: 2000/56132
Karar: 2002/
Karar Tarihi: 23.07.2002

TAŞKIN - ALMANYA DAVASI



(Özel Hayata Saygı Duyulmasını İsteme Hakkı İhlali İddiası)

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 3. Daire Kararı

Başkan; 1. Cabral Barreto, Üyeler; G. Ress, L. Caflisch, R. Türmen, B. Zupancic, H.S. Greve, ve M. K. Traja,

Başvuru No: 56132/00

Karar Tarihi: 23 Temmuz 2002

Çeviren ve Özetleyen: Bekir SÖZEN, Raportör, Anayasa Mahkemesi

Almanya'da süresiz oturma iznine sahip Niyati Taşkın ile evlenerek aile birleşimi kapsamında 1988 yılında oturma izni alan başvuru sahibinin izni, 1999 yılında Yabancılar Yasasına muhalefet ettiği gerekçesiyle uzatılmamış ve kendisi Türkiye'ye sınır dışı edilmiştir. Özel hayata saygı duyulmasını düzenleyen Sözleşmenin 8. Maddesinin ihlal edildiği gerekçesiyle de başvuru sahibi 2000 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuştur. Davanın görüşülmesi devam ederken Almanya'daki ilgili mahkeme, başvuru sahibinin sağlık durumundaki özel şartlarından kaynaklanan insani nedenlerden dolayı kendisine oturma izni vermiştir.

Bu sebeple Mahkeme, Sözleşme tarafından garanti altına alınan haklar bağlamında bir İhlalin devam etmemesi sebebiyle oybirliğiyle; davanın işlemden kaldırılmasına karar vermiştir.

PROSEDÜR

1. Dava, bir Türk vatandaşı olan Fatma Taşkın tarafından Federal Almanya Cumhuriyetine karşı 21 Mart 2000 yılında açılmıştır.

2. Başvuru sahibi, adli yardımdan yararlandırılmış olup, H. Lafontaine tarafından temsil edilmiştir. Alman Hükümetini ise K. Stoltenberg temsil etmiştir.

3-4. Başvuru sahibi, Alman yetkili makamlarının oturma iznini uzatmayıp kendisinin Türkiye'ye gitmesi için sınır dışı edilmesinin Sözleşmenin 8. maddesi ile garanti altına alınan aile hayatının korunması hakkını ihlal ettiğini iddia etmektedir.

5. Daire, Mahkeme içtüzüğünün 39. maddesini uygulamış ve hem taraflar, hem de usule ilişkin işlemlerin iyi yürümesi açısından Mahkeme karar verinceye kadar başvuru sahibinin ülkeden çıkarılmamasının uygun olduğuna karar vermiştir.

6-8. Daire, 22 Mayıs 2002 günlü kararı ile dava hakkında kabul edilebilirlik karan vermiş ve taraflar daha sonra esas hakkında dilekçelerini sunmuştur. Ayrıca Türk Hükümeti, Sözleşmenin 36/1. maddesi ile içtüzüğün 25/1. maddesi uyarınca müdahale hakkını kullanmış ve esas hakkındaki mütalaalar Türk Hükümetine gönderilmiştir.

I. OLAYLAR

9. Başvuru sahibi 1971 doğumlu olup Völkingen (Almanya)'da ikamet etmektedir.

A. Davanın Başlangıcı

10. Başvuru sahibi, 14 Ağustos 1988 tarihinde Almanya'ya turistik vize ile girmiştir. Kendisi gibi bir Türk olup 1981 yılından beri süresiz oturma iznine sahip kocası Niyati Taşkın ile birlikte yaşamak amacıyla aile birleşimi çerçevesinde 11 Ekim 1988 tarihinde oturma izni verilmesini talep etmiştir.

11-12. 22 Aralık 1988 tarihli karar ile 21 Aralık 1989 tarihine kadar süreli bir oturma izni verilmiş ve bu izin daha sonra bir çok kez uzatılmıştır. Başvuru sahibinin, biri 1989, diğeri 1995 Almanya doğumlu olan Türk uyruklu iki çocuğu bulunmaktadır. Bu iki çocuk 2015 yılma kadar oturma iznine sahiptirler. Başvuru sahibinin kocası 1998 yılından beri işsizdir ve bu yıldan beri işsizlik sigortasından yararlanmaktadır.

13. Yabancılar Kanununun 18/1. ve 17/2. maddeleri uyarınca, 18 Ağustos 1999 tarihli bir karar ile başvuru sahibinin oturma izninin uzatılma isteği reddedilmiştir. Bu Yasa hükümlerine göre, eğer gelen aile üyesinin geçimi yabancının kendi mesleki faaliyetlerinden, kendi malvarlığından ya da kendisinin kaynaklarından karşılanıyor ise, aile birleşimi için oturma izni verilmemektedir. Oysa Devletin sağladığı işsizlik sigortası Yasada sayılan kaynaklardan herhangi birine girmemektedir.

Oturma izninin uzatılması talebinin reddi kararında ayrıca; başvuru sahibinin 6 Ağustos 1997 tarihinden beri konut ve cari harcamaları için kamunun mali kaynaklarından yararlanmış olması nedeniyle, sosyal yardımların dışında kendi geçim kaynaklarını temin etmesi için gerekeni yapması gerektiği konusunda bir çok kere dikkatinin çekildiği belirtilmektedir.

Bundan başka, yıllardan beri Almanya'da yaşamasına rağmen, Almanca bilmemesinin Alman toplumuna entegre olmak istemediğini gösterdiği, bu nedenle de Yabancılar Yasasının 18/4. maddesinin uygulanamayacağı ifade edilmiştir.

Başvuru sahibinin sınır dışı edilmesinin ertelenmesi ile ilgili işlemler

14. Sarre İdare Mahkemesi 3 Kasım 1999 tarihli kararı ile başvuru sahibinin sınır dışı edilmesi kararının ertelenmesi talebini reddetmiştir.

İdare Mahkemesi, 30 Eylül 1999 tarihinden beri başvuru sahibinin kocasına işsizlik tazminatı ödenmemesinin, 1998-1999 yıllarında işsizlik tazminatı aldığının kesin olduğu için İşçi Bulma Kurumuna uğramaması gerçeğinden kaynaklandığını belirtmiştir. İdare Mahkemesine göre, Başvuru sahibi evde çocuklarının eğitimi ile ilgili çalışmasının toplum için önemli bir faaliyet olduğu bahanesine sığınamaz. Çünkü, kamu yardımı olanaklarına sahip olmaksızın ne Başvuru sahibinin kendisi, ne de kocası kendi olanakları ile ailenin ihtiyaçlarını karşılayacak güçte olmamaları burada belirleyicidir.

15. Sarre İdari İstinaf Mahkemesi, başvuru sahibinin Ağustos 1997'den beri Devlet yardımına bağlı olması nedeniyle, oturma izninin uzatılması hakkına sahip olmadığı gerekçesiyle 17 Şubat 2000 tarihli kararı ile başvuruyu reddetmiştir. İdare Mahkemesi ayrıca, oturma izninin uzatılmamasının başvuru sahibinin Türkiye'de ailesi ile birlikte yaşama imkanından yoksun bırakmadığı nedeniyle de Sözleşmenin 8. maddesinin ihlal edilmediğini eklemiştir.

16. Sarrebruck kentinin yabancılara bakan idaresi, başvuru sahibinin 8 Mart 2000 tarihinden itibaren sınır dışı edildiğini 1 Mart 2000 tarihli yazısı ile bildirmiştir.

17. 15 Mart 2000 tarihinde Federal Anayasa Mahkemesi üç hakimden oluşan komite halinde, başvuruyu kabul etmeme kararı almıştır.

18-19. Daha sonra başvuru sahibi, Sarrebruck Kent Yönetimi Başkanının 18 Ağustos 1999 tarihli oturma izninin uzatılmaması kararına karşı itiraz etmiştir. Sarrebruck kenti Yargı Komisyonu, başvuru sahibinin oturma izninin uzatılması hakkının bulunmaması nedeniyle Yabancılar Kanununun 18/1 ve 17/2. maddeleri uyarınca itirazı reddetmiştir. Her iki eşin de Alman vatandaşı olmaması nedeniyle Almanya'da aile yaşamı haklan bulunmamaktadır. Çünkü, eşi ve çocuktan ile birlikte aile yaşamlarını Türkiye'de devam ettirmelerinde herhangi bir engel bulunmamaktadır.

20. 16 Mart 2000 tarihinde başvuru sahibinin avukatı Sarrebruck Kent Yönetimi Başkanının 18 Ağustos 1999 tarihli ve Adli Konseyin 25 Şubat 2000 tarihli kararlarına karşı Sarre İdare Mahkemesine başvurmuştur.

14 Şubat 2002 tarihinde idare Mahkemesindeki duruşma sırasında taraflar kısmen dostane çözüme ulaşmışlardır. Buna göre, Sarrebruck Kent Yönetimi tarafından Yabancılar Yasanının 30/2. maddesinde öngörüldüğü üzere insani nedenlerle başvuru sahibine oturma izni verilmektedir. Buna karşılık avukatı tarafından temsil edilen başvuru sahibi Almanya'da oturma izninin uzatılmaması ile ilgili ihtilafın çözülmüş olduğunu beyan edecektir. Bununla birlikte, Başvuru sahibinin avukatı oturma izninin uzatılması kararı ile ilgili uyuşmazlığın tamamen yerinde durduğunu ve oturma süresinin uzatılmasını sağlamak amacıyla davayı devam ettirmek istediğini belirtmiştir.

21 Şubat 2002 tarihinde Sarrebruck Kent Yönetimi, başvuru sahibinin avukatına bir yazı yazarak, oturma izninin verilmesi için pasaportun kendilerine gönderilmesini istemiştir.

Sarre İdare Mahkemesi 16 Nisan 2002 tarihli kararında, başvuru sahibinin oturma iznine son veren karar ile ilgili uyuşmazlığın son bulduğunu belirtmiştir. Ayrıca, özellikle başvuru sahibinin anık bundan sonra kocası ve çocuklarının ikamet durumuna dayanamayacağı gerekçesiyle oturma izni verilme talebini reddetmiştir. Aslında çocukların 6 aydan daha fazla Türkiye'de kalmaları nedeniyle bunların oturma izinleri Yabancılar Yasasının 44/3. maddesi uyarınca sona ermiştir. Başvuru sahibinin kocasına gelince, artık bilinen bir adresi bulunmamaktadır ve bu nedenle de aile hayatını sürdürememiştir. Sonuçta başvuru sahibine oturma izni bozuk olan sağlık durumu göz önünde bulundurularak insani nedenlerden dolayı verilmiştir.

B. Diğer Olaylar

24. Başvuru sahibi, 19-24 Eylül 1999 tarihleri arasında Sarre'de bir hastanede tedavi görmüştür. 24 Eylül 1999 tarihli tıbbi rapor, başvuru sahibinin kasları ile ilgili olarak bir depresyon hastalığına maruz kaldığını göstermektedir.

25. 30 Nisan 2000 tarihinde evinde meydana gelen bir yangın sonucunda ciddi bir biçimde yaralanmış ve değişik kliniklerde tedavi görmüştür. 4 Mayıs 2001 tarihinden itibaren Hanovre yakınındaki bir dinlenme merkezinde kalmaktadır.

26. 10 Ağustos 2000 tarihinde Völkingen Sulh Hukuk Mahkemesi, başvuru sahibine yardımcı olmak üzere bir vasi tayin edilmesine karar vermiştir.

27. Alman hükümeti 26 Temmuz 2000 tarihli bir yazı ile başvuru sahibinin çocuklarının Türkiye'de anneannelerinin yanında kalmak üzere Almanya'dan ayrıldıklarını Mahkemeye bildirmiştir.

28. Başvuru sahibinin danışmanı 27 Kasım 2000 tarihli yazı ile Taşkın ailesinin Haziran 1997 ila Ağustos 1998 ayları arasında sosyal yardım olarak toplam 4131.26 Mark aldığını belirtmiştir.

29. 21 Eylül 2001 tarihinde başvuru sahibinin vekili, vasinin iki çocuğun Almanya'da babaları ile birlikte yaşamak üzere geri dönmeleri konusuna razı olduğunu bildiren bir mektup sunmuştur.

30. Alman Hükümeti 16 Mayıs 2002 tarihli mütalaalarında başvuru sahibinin kocasının Almanya'da bilinen bir adresinin bulunmadığını iddia etmiştir.

31. Başvuru sahibinin danışmanı 26 Haziran 2002 günlü dilekçesinde buna karşı çıkarak başvuru sahibinin kocasının Almanya'da belli bir adrese sahip olduğunu belirtmiştir. Buna kanıt olarak, haksız yere alınan aile yardımının tazmin edilmesi amacıyla Alman yetkili makamlarının başvuru sahibine gönderdiği bir ödeme emrini göstermiştir.

II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA

A. Oturma izni verilmesi ile ilgili koşullar

32. Yabancılar Yasanının 17 ve 18. maddeleri aile birleşimi kapsamında oturma izni verilme koşullarını düzenlemektedir.

33. 17/2. madde, Almanya'da ikamet eden bir yabancının aile fertleri, aile birleşimi çerçevesinde oturma izni alabilir. Bununla birlikte eğer;

a. Yabancı oturma iznine ya da oturma izni hakkına sahip değil ise;

b. İkamet yeri yeterli değil ise;

c. Gelen aile üyesinin geçimi yabancının bizzat kendi faaliyeti ile ya da bizzat kendi malvarlığından yahut da başka türlü kendi geçim kaynaklarından sağlayamamakta ise;

bu izin verilemez.

34. Bundan başka, 18/3. maddeye göre; eğer gelen aile üyesinin geçimi kamu yardımı olmaksızın sağlanıyorsa, oturma izni verilebilir.

35. Ayrıca, 18/4. madde, eşlerin ortak hayatı devam ettiği süre içerisinde, oturma izninin uzatılmasını öngörmektedir. Bu hükmün uygulanması konusunda, yetkili makamların oturma izninin verilmesi ya da verilmemesi açısından lehte ve aleyhte tüm unsurların dikkate alınmasında takdir hakkı bulunmaktadır.

B. İnsani nedenlerle oturma izni verilmesinin koşulları

36. Yabancılar Yasasının 30/2. maddesi, herhangi bir oturma izninin verilmesi ya da süresinin uzatılması reddedilirse veya olaydaki özel bir durum nedeniyle Alman topraklarını terk etmek yabancı için istisnai bir tehlike oluşturuyorsa, insani nedenlerle oturma izni verilmesini hükme bağlamaktadır.

37. Aynı Yasanın 34/1. maddesi hükmüne göre de insani nedenlerle oturma izni iki yıl için verilmekte ve aynı süre için yenilenebilmektedir.

HUKUKİ BOYUT İŞLEMDEN KALDIRMA

38. Başvuru sahibi, oturma izninin süresinin uzatılmamasının ve Türkiye'ye sınır dışı edilmesinin Sözleşmenin 8. maddesi ile garanti altına alınan aile hayatının korunması hakkını ihlal ettiğini iddia etmektedir.

39. Alman hükümeti olayın sonradan ortaya çıkan yeni koşulları dikkate alındığında, başvuru sahibinin eşinden ve çocuklarından ayrı yaşaması nedeniyle aile hayatına müdahalenin sözkonusu olmadığını belirtmektedir. Ayrıca, 14 Şubat 2002 tarihinde Sarre İdare Mahkemesinde sonuçlanan kısmi çözümün, Sarrebruck Kent Yönetiminin insani nedenlerden dolayı kendisine oturma izni vermeye söz verdiğinden dolayı, başvuru sahibinin sınır dışı edilmesi tehlikesine son verilmektedir. Alman hükümetine göre, olayın tüm yönleri dikkate alındığında ihtilaf çözümlenmiştir ve Sözleşmenin 37/1. maddesinde hükme bağlandığı üzere Mahkemenin davayı devam ettirmemesi gerekmektedir.

40. Türk hükümeti ise, Mahkeme tarafından verilen süre içerisinde davanın işlemden kaldırılması konusunda mütalaasını sunmamıştır.

41. Başvuru sahibi, Alman hükümetinin iddialarını reddetmektedir. Çocuklarının Almanya'ya geri dönmelerini istemektedir. Eğer Alman yetkili makamları çocuklarının anne-babasına oturma izni vermiş olsaydı, bu çocuklar hiç kuşkusuz oturma izni alma hakkına sahip olacaklardı. Alman yetkili makamlarının oturma iznini uzatmama kararına karşı davasını işte bu nedenle devam ettirmektedir.

42. Mahkeme, başvuru sahibinin evinde 1 Mayıs 2002 tarihinde yangın olduğunu ve yoğun tıbbi bakımdan yararlandığını ve vesayet altında bulunduğunu hatırlatmaktadır. Ayrıca iki çocuğun 26 Mayıs 2000 tarihinden itibaren Türkiye'de anneannelerinin yanında yaşadığı da tespit edilmiştir. Bu durum sağlık durumu nedeniyle başvuru sahibinin çocuklarının eğitimini sağlayacak güçte olmadığını göstermektedir. Bunun dışında, eğer başvuru sahibinin kocası devamlı Almanya'da yaşamış olsa bile, karı-kocanın Sözleşmenin 8. maddesi anlamında aile hayatı yaşadığı tespit edilememiştir.

43. Mahkeme, 14 Şubat 2002 tarihli kısmı dostane çözümle Sarrebruck Kent Yönetiminin, Başvuru sahibinin bozuk sağlık durumundan dolayı insani nedenlerle oturma izni vermeye söz verdiğini ve Türkiye'ye sınır dışı edilme tehlikesinin de kalktığını belirtmektedir. Başvuru sahibi bizzat kendisi, Almanya'da ikametine son veren 18 Ağustos 1999 tarihli Sarrebruck Kent Yönetimi başkanının kararı ile ilgili ihtilafın çözümlendiğini beyan etmektedir.

44. Başvuru sahibi davasını Mahkemeye getirirken ilk amacı çocuklarından ve eşinden ayrılmamak için Türkiye'ye sınır dışı edilmesini engellemek idi. Şu anda ise, Alman hükümetine atfedilemeyecek nedenlerden dolayı eşinden ve çocuklarından ayrı yaşamaktadır.

45. Elbette başvuru sahibi, yeniden çocukları ile birlikte aile hayatı yaşamak amacıyla oturma izni alabilmek için Alman yargı yerleri önünde davasını sürdürmektedir.

46. Bununla birlikte Mahkeme, başvuru sahibinin sağlığı Türkiye'ye dönüşüne uygun olsaydı, 26 Mayıs 2000 tarihinden beri orada yaşayan çocukları ile birlikte aile hayatını Türkiye'de sürdürmesinde herhangi bir engel bulmayacaktı.

47. Olaydaki bu koşullar ışığında, başvuru sahibinin ihtirazı kayıtlarına karşın Mahkeme Sözleşmenin 37/1-c maddesine göre davanın devam ettirilmesi için haklı nedenlerin bulunmadığı sonucuna varmaktadır. Bunun dışında, Sözleşme tarafından garanti altına alınan insan haklarına dokunan özel bir sebep davanın sürdürülmesini gerektirmemektedir.

48. Bu durumda davanın işlemden kaldırılması uygun görülmektedir.

AÇIKLANAN NEDENLERLE MAHKEME OYBİRLİĞİ İLE,

Davanın işlemden kaldırılmasına karar vermiştir.
Old 11-01-2010, 20:50   #4
rcakmak

 
Varsayılan ...

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi


Esas: 1984/10730
Karar: 1988/
Karar Tarihi: 21.06.1988

BERREHAB - HOLLANDA DAVASI



(AİHS m. 3, 8, 50)

Karar Tarihi: 21.06.1988
Başvuru no: 10730/84

DAVANIN ESASI

I. Dava konusu olaylar

7. 1952 doğumlu bir Fas vatandaşı olan bay Berrehab, Komisyona başvuru yaptığı sırada Amsterdam’da daimi ikametgahı bulunmaktadır.

Başvurucunun 22 Ağustos 1979 tarihinde doğan kızı Rebecca, Hollanda vatandaşlığına sahiptir. Rebecca, velisi (guardian), yani kendisi gibi Hollanda vatandaşı olan annesi bayan Koster tarafından temsil edilmiştir.

8. Bay Berrehab, 7 Ekim 1977 tarihinde bayan Koster ile evlendikten sonra, bir süredir bulunduğu Hollanda’da oturma izni istemiştir. Adalet Bakanlığı 25 Ocak 1978’de, başvurucuya "sadece Hollandalı eşiyle birlikte yaşayabilmesine imkan vermek amacıyla" bu izni vermiş ve daha sonra 8 Aralık 1979’a kadar uzatmıştır.

Bay Berrehab Kasım 1977’den itibaren bir dükkanda çalışmıştır. 9 Mart 1978’de kendisine, 1964 tarihli Yabancılara Çalışma İzni Verilmesi Hakkında Yasaya göre bir çalışma izni verilmiştir (Bu Yasanın yerine 1 Kasım 1979 tarihli Yabancıların İstihdamı Yasası geçmiştir). Bay Berrehab, Nisan 1981’den Nisan 1983’e kadar bir temizlik şirketinde çalışmıştır.

9. Başvurucunun eşi, 8 Şubat 1979’da başvurucuya karşı boşanma davası açmıştır. Amsterdam Mahkemesi 9 Mayıs 1979’da, evliliğin düzeltilemeyecek (irretrievable) bir şekilde bozulmuş olması nedeniyle, boşanma davasını kabul etmiştir; kararın 15 Ağustos 1979 tarihinde Amsterdam Nüfus Müdürlüğünde kayda girmesiyle, evlilik çözülmüştür. Bu arada Rebecca doğmuş, Amsterdam Mahkemesi 26 Kasım 1979 tarihli kararla, annesi bayan Koster’i kızın velisi (guardian), babasını ise ikincil velisi (auxiliary guardian) tayin etmiştir. Bu mahkeme 5 Şubat 1980’de, kızının ihtiyaçlarına ve eğitimine katkı için, babasının ayda 140 Gulden Çocuk Koruma Kuruluna yatırmasına karar vermiştir.

Rebecca doğduğu zaman, babası ve annesi, çocuğun sık sık ve düzenli olarak babasıyla görüşmesi konusunda anlaşmışlardır. 27 Şubat 1984’te noterden düzenledikleri bir belgeyle, bu görüşmeler konusunda aralarındaki anlaşmayı kural haline getirmişler ve son iki yıldır bay Berrehab’ın kızını haftada dört kez ve her defasında birkaç saat gördüğünü belgelemişlerdir.

10. Bay Berrehab 7 Aralık 1979’da, oturma izninin yenilenmesi için başvuruda bulunmuştur. Aynı gün, Amsterdam Emniyet Müdürlüğü bu başvuruyu reddetmiştir. Emniyet Müdürlüğünün yazısında, bay Berrehab’ın Hollanda kalmasına, ancak Hollandalı eşiyle birlikte yaşaması için izin verildiği ve boşanma dolayısıyla artık bu koşulun bulunmadığı göz önünde tutulduğunda, iznin yenilenmesinin kamu yararına aykırı olacağı söylenmiştir.

Bay Berrehab 26 Aralık 1979 tarihli mektupla, bu kararın Adalet Bakanlığı tarafından gözden geçirmesini istemiştir. Bay Berrehab, başka şeylerin yanında, bir baba olarak ahlaki ve hukuki yükümlülüklerini yerine getirebilmesi için, "bağımsız" bir oturma iznine ihtiyacı bulunduğunu belirtmiş; geçinmek için yeterli kaynağının bulunduğunu ve Rebecca’nın yetişmesi ve eğitimi için gerekli masrafların bir bölümünü karşılayabilecek bir durumda olduğunu söylemiştir.

11. Bakanlık, üç aylık yasal süresi içinde cevap vermemiştir; bu da, Hollanda hukukuna göre, talebin zımnen reddi anlamına gelmiştir.

Bay Berrehab sonuç olarak 23 Nisan 1980’de, Raad van State Dava Dairesine (Litigation Division) başvurmuştur. Bay Berrehab, özellikle bir baba olarak çeşitli yasal yükümlülükler altında bulunduğunu, 1977’den beri çalışarak geçimini sağlayabildiği halde, nasıl olup da kendisine ikamet izni verilmesinin milli menfaatlere zarar verebileceğini anlayamadığını söylemiştir. Bay Berrehab 14 Mart 1983’teki duruşmada, itiraz konusu kararın, haftada dört kez düzenli olarak gördüğü kızıyla görüşmesini engellediği gerekçesiyle, Sözleşme’nin 8(1). fıkrasına aykırı olduğunu iddia etmiştir.

Raad van State, başvuruyu 9 Mayıs 1983’te reddetmiştir. Bu mahkeme ilk olarak, 13 Ocak 1965 tarihli Yabancılar Yasasının 11(5). fıkrasına göre, bir oturma izninin yenilenmesi talebinin, kamu yararı nedeniyle reddedilebileceğini hatırlatmıştır. Adalet Bakanlığının da işaret ettiği gibi, bay Berrahab, oturma izninin dayandığı koşulu artık taşımamaktadır; bu nedenle aleyhine başvurulan red kararı, Yasanın 11(5). fıkrasına göre haklı görülebilir. Raad van State mahkemesi, bay Berrehab’ın kızına karşı yükümlülüklerini yerine getirmesinin, hayati bir milli menfaate hizmet etmediğini ve bu yükümlülüklerin, kendisinin oturduğu yerden bağımsız bir şekilde devam ettiğini belirtmiştir. Bu mahkeme, haftada dört kez bir araya gelmenin, Sözleşme’nin 8. maddesi anlamında bir aile yaşamı oluşturmak için yeterli olmadığını ve ayrıca itiraz konusu kararın, çocuk ile baba arasındaki ilişkilerin mutlaka bozulması sonucunu yaratmayacağını, çünkü babanın, eski eşiyle anlaşması gereğince, kızıyla ilişkisini sürdürebileceğini söylemiştir.

12. Bay Berrehab 30 Mart 1983’te, 15 Nisan’dan geçerli olmak üzere işvereni tarafından işten çıkarılmıştır. Dahası, 28 Aralık 1983’te, sınırdışı edilmek üzere gözaltına alınmıştır. Bay Berrehab, Amsterdam Mahkemesi başkanına acil başvuruda (urgent application) bulunmuş, fakat 5 Ocak 1984’te sınırdışı etme kararının icra edilmesinden kısa bir süre sonra, bu başvurusunu geri almıştır. Bu durumda mahkeme başkanı 18 Ocakta, davanın konusuz kaldığına karar vermiştir.

Rebecca ve annesi, 1984 yılında iki ayı, Fas’ta bay Berrehab ve ailesiyle birlikte geçirmişlerdir. Bay Berrehab 28 Ağustos 1984’te, üç aylık oturma izni için Hollanda’nın Rabat Konsolosluğuna başvurmuştur. Başlangıçta bu talebi reddedilmiş, ancak çocukla görüşme hakkını kullanabilmesini sağlamak için bir aylık vize verilmiştir. Bay Berrehab 27 Mayıs 1985’te Hollanda’ya gitmiş ve burada vizesinin 27 Ağustosa kadar uzatılmasını talep etmiştir. Talebi 6 Haziranda reddedilen bay Berrahab, Raad van State mahkemesine acil başvuru ekli bir başvuruda bulunmuştur. Dava Dairesi Başkanı, acil başvuruyu incelemiş ve 20 Haziranda, bu kararla ilgisi bulunmayan bazı şartlarla, başvurucuya sanki 27 Ağustosa kadar geçerli bir vize verilmiş gibi muamele edilmesine karar vermiştir.

13. Bay Berrehab, 14 Ağustos 1985’te bayan Koster’le Amsterdam’da yeniden evlenmiştir. Adalet Bakanlığı başvurucunun, "Hollandalı eşiyle birlikte yaşaması ve bu sırada çalışabilmesi için" 29 Ağustos 1985’te istediği oturma iznini, 9 Aralık 1985’te vermiştir.

II. Konuyla ilgili iç hukuk ve uygulama
A. Genel olarak Hollanda göçmen politikası

14. Hollanda makamları, kısıtlı bir göçmen (immigration) politikası uygulamaktadırlar. Bununla birlikte yetkili makamlar, başka şeylerin yanında, Sözleşme’den, ülkenin ekonomik düzeninden ve insani düşüncelerden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirme arzunun zorladığı istisnalara açık bulunmaktadır.

Yabancıların ülkeye giriş şartları ve ülkeden sınırdışı edilme sebepleri, esas itibarıyla 1965 tarihli Yasada ve bunun uygulanmasına dair Tüzükte düzenlenmiştir. Bu hükümlere ek olarak, talimatlardan meydana gelen ve Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanmış olan bir "Yabancılar Hakkında Genelge (circular)" bulunmaktadır.

Oturma hakkı (right to stay), esas itibarıyla Yasanın 8-11. maddelerinde düzenlenmiştir. Oturmanın uzatılması için, Adalet Bakanının veya onun denetimindeki bir makamın izin vermesi gerekir. İzin talebinin reddine dair bir karara gerekçeleri de eklenmek zorundadır. Karara karşı Bakanlığa ve sonra gerekirse Raad van State’e başvuru yapılabilir. Normal şartlarda, kişinin ülkede kalması milli menfaatler bakımdan önemli ise veya zorlayıcı insani sebepler bulunuyorsa, bir yıla kadar izin verilmektedir.

Hollanda vatandaşlarıyla evlenen yabancılara verilen izinler, insani sebep kategorisine girmektedirler; bu kişiler, Hollanda’da "eşleriyle birlikte yaşamak için" ve gerekirse "bu dönemde çalışabilmek için", oturma izni (residence permit) alabilirler.

B. Bu politikadaki değişiklikler

15. Ne var ki bu politika, yıllar içinde değişmiştir. Kocalarıyla veya karılarıyla birlikte yaşamak için gelen yabancılara, başlangıçta oturan statüsü (resident status) ve şartlı olarak oturma izni verilmiştir. Ancak, iznin dayanağı olan evlilik birliği çözüldüğünde, bu statü geri alınmıştır (forfeite); böyle bir durumda yabancılar, ülkeyi terk etmek zorunda kalmışlardır.

Adalet Bakanlığı, hukuka uygun olarak Hollanda’ya yerleşen yabancıların durumunu iyileştirebilmek için, bu konuda izlenen çizgiyi yumşatma gereğini duymuştur. "Vreemdelingencirculaire"nin (Bölüm B 19, parag. 4.3) hükümlerine göre, üç yıldan fazla bir süre evli bulunan ve evliliklerinin çözülmesinden önceki son üç yılı eşleriyle birlikte Hollanda’da geçiren yabancılara, "bağımsız" bir oturma izni için başvurma imkanı tanınmıştır; bunun altında, bu kadar uzun bir süre içinde, ülkedeki ilişkilerini, sahip oldukları statüyü şarta bağlı tutmayı gerektirmeyecek kadar ilerletmiş olabilecekleri düşüncesi yatmaktadır.

Daha sonra, bu kategorideki yabancıların lehine değişikler yapılmasının uygun olacağı düşünülmüştür. Üç yıllık evlilik şartı sürdürülmüş, fakat birlikte oturma süresi bir yıla indirilmiştir. Bu gevşetmenin amacı, özellikle Akdeniz kökenli olup boşanmış olan bayanların durumlarındaki belirsizliği gidermektir. Bu kişilere, eski kocalarından bağımsız bir statüde, Hollanda’da oturmalarına izin verilmesi gereği duyulmuştur.

Bu politika daha sonra daha da ileriye götürülmüştür; yukarıdaki koşullar yerine getirilmemiş olsa bile, önemli bir insani sebebin, bir yabancının bağımsız bir oturma izniyle Hollanda’da kalmasına izin verilmesini haklı kılabilecek hallerin bulunabileceği kararlaştırılmıştır; örneğin, Hollanda ile veya burada oturan bir kimse ile yakın bağlarının bulunması gibi. Ancak Hükümete göre bu, çok nadiren uygulanan istisnai bir tedbirdir.

C. İçtihatlar

16. Yabancılarla ilgili Hollanda içtihatları söz konusu olduğunda, acil başvuruları gören hukuk mahkemeleri ve son derece mahkemesi olarak Temyiz Mahkemesi içtihatları ile davanın esasını tam olarak inceleyen Raad van State Dava Dairesinin içtihatlarını birbirinden ayırmak gerekir.

Temyiz Mahkemesi, kişisel ilişki hakkı gibi diğer alanlardaki kararlarında "aile yaşamı" kavramını daha geniş olarak ele aldığı halde (bk. özellikle 22 Şubat 1985 tarihli öncü karar, Nederlandse Jurisprudentie, 1986, no. 3), Raad van State Dava Dairesi, daha dar bir yaklaşım göstermiştir. Dava Dairesinin mevcut davadaki kararı, tamamen geleneksel çizgidedir. Ancak, Dava Dairesinin yakın tarihli birkaç kararı, Temyiz Mahkemesinin yabancılarla ilgili 12 Aralık 1986 tarihli kararında belirtilen prensibi benimsemeye doğru gittiğini göstermektedir; buna göre, birlikte yaşamak, Sözleşme’nin 8. maddesi bakımından, "aile yaşamı"nın olmazsa olmaz koşulu değildir (Nederlandse Jurisprudentie, 1988, no. 188).

Temyiz Mahkemesi yakın tarihte, mevcut davaya benzer bir davayı görmüştür. Bir acil başvuruyu inceleyen bir üst mahkeme, sınırdışı edilmekle tehdit edilen bir yabancı, çocuğunun ve kendisinin aile yaşamına saygı hakkını ileri sürdüğü zaman, küçüğün menfaatinin Devletin menfaatine ağır bastığını gösterme külfetinin kendisine ait olduğunu belirtmiştir. Temyiz edilen bu kararı, Temyiz Mahkemesi 18 Aralık 1987’de bozmuştur (Rechtspraak van de Week, 1988, no. 9). Temyiz Mahkemesi, yabancı ile çocuğu arasında bir "aile yaşamı"nın var olup olmadığının belirlenmesi gerektiğini düşünmüş, çocuğun, evlilikiçi bir çocuk olduğunu vurgulayarak başlamış ve şöyle devam etmiştir:

"Evliliğin süresi bakımından, Garti ile oğlu arasında, … Sözleşme’nin 8. maddesi anlamında bir aile yaşamı bulunmaktadır. … Ne birlikte yaşamanın sona ermesi ve ne de boşanma, bu ilişkiyi bitirmemiştir. Garti’nin iddia ettiği ve Üst Mahkemenin de açıkça kanıtlandığını kabul ettiği gibi, Garti ve oğlu, birlikte yaşamanın sona ermesinde sonra da yakın temas halinde olmuşlardır."

Bu kararın bozulmasının sebebi, başka şeylerin yanında, üst mahkemenin şu gerçeği gör ardı etmiş olmasıdır:

"bir yabancının sınırdışı edilmesinin, Sözleşme’nin 8. maddesi anlamında kendisinin aile yaşamına saygı hakkına müdahale olarak görülmesinin gerektiği bir olayda …, bu müdahalenin haklı olup olmadığını veya haklı olup olamayacağını karara bağlamanın tek aracı, olayın maddi şartları ve yürürlükteki uygulama talimatları ışığında, ilgili yabancının ve küçük çocuğunun aile yaşamına saygı hakkına müdahalenin, uygulama talimatlarının gözettiği menfaatler karşısındaki ağırlığını tartmaktır; bunu yaparken, müdahalenin ağırlığını değerlendirmek için özellikle, söz konusu kişilerin birlikte yaşadıkları sürenin uzunluğunu, birlikte yaşamanın sona ermesinden sonra sürdürülen temasların yoğunluk derecesini ve anne veya babanın mı, yoksa çocuğun mu sınırdışı edilmekle tehdit edildiğini göz önünde tutmak gerekir."

KOMİSYON’DAKİ YARGILAMA

17. Bay Berrehab ile kendi adına ve velisi bulunduğu ergenlik yaşının altındaki kızı Rebecca adına hareket eden eski eşi bayan Koster, 14 Kasım 1983’te Komisyona yaptıkları başvuruda, bay Berrehab’ın sınırdışı edilmesinin, her biri için ama özellikle kızı için insanlıkdışı bir muamele oluşturduğunu ve bu nedenle Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı düştüğünü iddia etmişlerdir. Başvurucular ayrıca, sınırdışı etmenin Sözleşme’nin 8. maddesinde güvence altına alınan özel ve aile yaşamına saygı hakkına haksız bir tecavüz olduğunu belirtmişlerdir.

18. Komisyon 8 Mart 1985’te bayan Koster’in şikayetlerini kabuledilemez bulmuş, fakat bay Berrehab’ın ve Rebecca’nın şikayetlerini kabuledilebilir bulmuştur.

Komisyon 7 Ekim 1986 tarihli raporunda, ikiye karşı on bir oyla, Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiği, fakat oybirliğiyle, 3. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.

(Dava, süresi içinde Mahkeme’nin önüne getirilmiştir.)

KARAR GEREKÇESİ

I. Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlali iddiası

19. Başvurulara göre, boşanmadan sonra yeni bir oturma izni verilmemesi ve bunun sonucunda sınırdışı etme kararı verilmesi, Sözleşme’nin 8. maddesini ihlal etmiştir. Bu madde şöyledir:

"1. Herkes özel ve aile yaşamına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.

2. Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla, hukuka uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumda gerekli bulunan müdahalelerin dışında, kamu makamları tarafından hiç bir müdahale yapılamaz."

Hükümet bu iddiaya karşı çıkmış, fakat Komisyon kabul etmiştir.

A. Sözleşme’nin 8. maddesinin uygulanabilirliği

20. Başvurucular, "özel ve aile yaşamına … saygı hakkı" ifadesi bakımından Sözleşme’nin 8. maddesinin uygulanabilirliğinin, daimi birlikteliği (permanent cohabitation) ön şart olarak görmediğini iddia etmişlerdir. Bir babanın çocuğuyla görüşme hakkını kullanması ve onun eğitimine katkıda bulunması da, aile yaşamı oluşturmak için yeterli faktörlerdir.

Hükümet bu analize karşı çıkmış, ama Komisyon katılmıştır.

21. Mahkeme de birlikte yaşamayı, anne veya baba ile küçük çocuklar arasında aile yaşamı için olmazsa olmaz bir koşul olarak görmemektedir. Bay ve bayan Berrehab’lar arasında akdedildiği gibi, yasal ve samimi bir evliliğin eşler arasında yarattığı ilişkinin, "aile yaşamı" olarak kabul edilmesi gerektiğine karar verilmiştir (bk. 28.05.1985 tarihli Abdulaziz, Cabales ve Balkandali kararı, parag. 62). Sözleşme’nin 8. maddesinin dayandığı aile kavramından çıkan sonuca göre, böyle bir birleşmeden doğan bir çocuk, hukuken (ipso jure) bu ilişkinin bir tarafıdır; böylece, çocuk doğduğu anda ve sırf bu nedenle, çocuk ile anne babası arasında, anne baba artık birlikte yaşamıyor olsalar bile, "aile yaşamı" anlamında bir bağ mevcuttur.

Daha sonra yaşanan olaylar bu bağı bozabilir; fakat mevcut davada durum böyle değildir. Tabi ki, boşanmış olan bay Berrehab ve bayan Koster, Rebecca’nın doğduğu sırada artık birlikte yaşamıyorlardı ve hemen ardından da birlikte yaşamaya başlamamışlardı. Ancak bu durum, bay Berrehab’ın Hollanda’dan sınırdışı edilinceye kadar, kızını her defasında birkaç saat olmak üzere haftada dört gün gördüğü gerçeğini değiştirmemektedir. Rebecca’yla bir araya gelmelerin sıklığı ve düzenliliği (bk. yukarıda parag. 9/son), bay Berrehab’ın bu görüşmelere büyük değer verdiğini kanıtlamaktadır. O halde, aralarındaki "aile yaşamı" bağının kırıldığı savunulamaz.

B. Sözleşme’nin 8. maddesine uygunluk

1. Sözleşme’nin 8(1). Fıkrası

22. Başvuruculara göre, boşanmadan ve bunun sonucu olarak sınırdışı edilmesinden sonra bay Berrehab’a yeni bir oturma izni verilmemesi, Hollanda ile Fas arasındaki mesafe ve bay Berrehab’ın kendi ülkesine döndükten sonra karşılaştığı mali güçlükler göz önünde tutulduğunda, aile yaşamına saygı hakkına müdahale oluşturur.

Hükümet, bay Berrehab’ın geçici vizeyle Fas’tan Hollanda’ya gelip çocuğuyla görüşme hakkını kullanmasını engelleyen her hangi bir şey bulunmadığını belirtmiştir.

23. Komisyon gibi Mahkeme de bu imkanın, olayın şartları içinde biraz teorik bir ihtimal olduğunu kabul etmektedir. Dahası böyle bir vize, bay Berrehab’ın talebi başlangıçta reddedildikten sonra kendisine verilmiştir (bk.yukarıda parag. 12). Böylece, çocuk çok küçük olduğu için düzenli temaslar çok önemli olduğu halde, tartışma konusu iki tedbir, uygulamada başvurucuların birbirleriyle böyle temasları sürdürmelerini engellemiştir. Buna göre bu tedbirler, Sözleşme’nin 8(1). fıkrasında korunan bir hakkın kullanılmasına müdahale oluşturmakta ve 2. fıkraya göre incelenmeyi gerektirmektedirler.

2. Sözleşme’nin 8(2). Fıkrası

(a) Hukuken öngörülmüş olma

24. Mahkeme, Hükümet ve Komisyon’un da belirttiği gibi, söz konusu tedbirlerin 1965 tarihli Yasaya dayandığını tespit etmektedir; aslında bu başvurucular bu noktaya itiraz etmemişlerdir.

(b) Meşru amaç

25. Başvuruculara göre, tartışma konusu müdahaleler, Sözleşme’nin 8(2). fıkrasında sıralanan meşru amaçlardan hiç birini izlememektedir; özellikle bu müdahaleler, "ülkenin ekonomik refahı"nı desteklememiştir; çünkü bu müdahaleler, bay Berrehab’ın kızının yetişme ve eğitim masraflarına katkıda bulunmaya devam etmesini engellemişlerdir.

Hükümet, bay Berrehab’ın sınırdışı edilmesinin kamu düzeni bakımından gerekli olduğunu belirtmiş ve olaydaki farklı menfaatler arasında esaslı bir şekilde dengenin kurulduğunu ileri sürmüştür.

Komisyon, tartışma konusu kararların Hollanda göçmen kontrol politikasıyla uyumlu olduğunu ve böylece bu kararların düzensizliğin önlenmesi ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması gibi meşru amaçlarla alınmış kabul edilebileceğini kaydetmiştir.

25. Mahkeme aynı sonuca ulaşmıştır. Ancak Mahkeme, izlenen meşru amacın, düzensizliğin önlenmesinden çok, Sözleşme’nin 8(2). fıkrası anlamında ülkenin ekonomik refahının korunması olduğuna işaret etmektedir. Aslında Hükümet de, nüfus yoğunluğu nedeniyle, iş piyasasını düzenlemekten söz etmiştir.

(c) Demokratik bir toplumda gereklilik

27. Başvurucular, tartışma konusu tedbirlerin, "demokratik bir toplumda gerekli" görülemeyeceğini iddia etmişlerdir.

Hükümet bu iddiayı reddetmiştir. Fakat Komisyon, yetkili makamların başvurucuların temaslarını sürdürmekte sahip oldukları menfaatler ile düzensizliğin önlenmesinin gerektirdiği genel menfaatler arasında düzgün bir denge kuramadıkları için, şikayet konusu müdahalelerin orantısız olduğu gerekçesiyle, bu iddiayı kabul edilmiştir.

28. Mahkeme, bir müdahalenin "demokratik bir toplumda gerekli" olup olmadığını karara bağlarken, Sözleşmeci Devletlere bırakılan takdir alanını dikkate alır (bk. özellikle 08.07.1987 tarihli W. -- Birleşik Krallık kararı, parag. 60(b) ve (d) ile 24.03.1988 tarihli Olsson kararı, parag. 67).

Bu bağlamda Mahkeme, Sözleşme’nin kural olarak, Sözleşmeci Devletlerin yabancıların ülkeye girişlerini ve oturma sürelerini düzenlemelerini yasaklamadığını kabul etmektedir. Ancak, Mahkeme’nin yerleşik içtihatlarına (bk. diğerleri arasında, yukarıda gönderme yapılan kararlar) göre "gereklilik" kavramı, müdahalenin toplumsal bir ihtiyaç baskısına karşılık gelmesi ve ayrıca, izlenen meşru amaçla orantılı olması gerektiğini ima eder.

Mahkeme, mevcut olayda bu ikinci koşulun bulunup bulunmadığını tespit ederken, ilk olarak kendi görevinin, Hollanda’nın göçmenlik ve oturma izni politikaları hakkında bir yargıda bulunmak olmadığını belirtmektedir. Ancak Mahkeme, şikayet konusu müdahaleleri incelemek zorundadır; bu incelemeyi de sadece göçmenlik ve oturma açısından değil, fakat aynı zamanda başvurucuların ilişkilerini sürdürmekte karşılıklı menfaatlerine bakarak yapmalıdır. Hollanda Temyiz Mahkemesinin de kaydettiği gibi (bk. yukarıda parag. 16), izlenen meşru amaç, başvurucuların aile yaşamlarına saygı haklarına müdahalenin ağırlığıyla tartılmalıdır.

İzlenen amaç bakımından, mevcut olayın Hollanda’ya ilk kez kabul edilmek isteyen bir yabancıyla değil, fakat yıllarca hukuka uygun olarak burada yaşamış olan, burada bir evi ve işi bulunan ve Hükümetin de aleyhinde bir şikayeti bulunmayan bir yabancıyla ilgili olduğu vurgulanmalıdır. Ayrıca bay Berrehab, burada gerçek aile bağlarına sahiptir; Hollandalı bir bayanla evlenmiş ve bu evlilikten bir çocuğu dünyaya gelmiştir.

Müdahalenin boyutu bakımından, bay Berrehab ile kızı arasında yıllardır çok yakın bağlar bulunduğu (bk. yukarıda parag. 9 ve 21) ve bağımsız oturma izni verilmemesinin ve daha sonra sınırdışı etme tehdidinin, bu bağları bozduğu kaydedilmelidir. Özellikle çok küçük olan Rebecca’nın babasıyla temasını sürdürme ihtiyacı bulduğu göz önünde tutulduğunda, söz konusu müdahalelerin sonuçları daha da ağır olduğu görülür.

Bu özel şartları göz önünde tutan Mahkeme, olaydaki menfaatler arasında düzgün bir dengenin kurulamadığını ve böylece kullanılan araçlar ile izlenen amaç arasında bir orantısızlık bulunduğunu düşünmektedir. Bu durumda Mahkeme, itiraz konusu tedbirlerin demokratik bir toplumda gerekli olduğunu kabul edemez. Bu nedenle Mahkeme, Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.

II. Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlali iddiası

30. Başvurucular, boşanmadan sonra bay Berrehab’a yeni bir oturma izni verilmemesinin ve bununu sonucunda sınırdışı edilmesinin, Sözleşme’nin 3. maddesini ihlal ettiğini iddia etmişlerdir. Bu madde şöyledir:

"Hiç kimse işkenceye, insanlıkdışı veya aşağılayıcı muamele veya cezaya maruz bırakılamaz."

Hükümete göre başvurucuların şikayetleri, bu madde bakımından bir sorun ortaya çıkarmamaktadır.

Komisyona göre davadaki maddi olaylar, başvuruculardan her hangi birinin, "insanlıkdışı" veya "aşağılayıcı" muamele kavramlarına karşılık gelecek derecede ıstırap çektiklerini göstermemektedir.

31. Mahkeme bu görüşe katılmakta ve Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmaktadır.

III. Sözleşme’nin 50. maddesinin uygulanması

32. Sözleşme’nin 50. maddesi şöyledir:

"Mahkeme bir Sözleşmeci Tarafın resmi makamları veya diğer makamlar tarafından verilen bir kararın veya yapılan bir tasarrufun tamamen veya kısmen bu Sözleşmeyle üstlendiği yükümlülüklere aykırı olduğunu tespit ederse ve bu Sözleşmeci Tarafın iç hukuku verilen kararın veya yapılan tasarrufun sonuçlarını ancak kısmen onarmaya imkan veriyorsa, mahkeme gerekli gördüğü takdirde zarara uğrayan tarafa adil bir karşılık ödemesine hükmedebilir."

Mahkeme önündeki yargılama için adli yardım alan başvurucular, ücretlerin ve masrafların geri ödenmesini istememişlerdir. Öte yandan başvurucular, iki şekildeki zararları için tazminat istemişlerdir: bay Berrehab’ın, yeni oturma izni verilmemesinin ardından işten çıkarılması ve kendi ülkesinde iş bulamaması nedeniyle, Nisan 1983’ten Mayıs 1985’e kadar uğradığı iddia edilen 31,429.56 Gulden kazanç kaybı; Rebecca Berrehab ile annesinin Temmuz 1984’te Fas’a ve bay Berrehab’ın Mayıs 1985’te Hollanda’ya seyahatleri için 4,700 Gulden masraf (bk. yukarıda parag. 12). Başvurucular ayrıca, ayrılmalarının neden olduğu manevi ıstırapları için miktarını belirtmedikleri bir tazminata hükmedilmesini istemişlerdir.

33. Hükümete göre, bu tedbirler ile iddia edilen zararlar arasında nedensellik ilişkisinin kurulamamıştır. Komisyon bu savunmayı, kazanç kayıpları bakımından kabul etmiş, fakat seyahat masraflarının bir kısmının tazmin edilmesi gerektiğini düşünmüştür. Komisyon ayrıca, bay Berrehab’ın ve Rebecca’nın manevi zararlara da uğradığını kabul etmiştir. Hükümet bu konuda bir görüş ifade etmemiştir.

34. Mahkeme, Komisyon’un görüşünü paylaşmaktadır. Sözleşme’nin 50. maddesinin gerektirdiği şekilde, hakkaniyet esasına göre karar veren Mahkeme, başvuruculara toplam 20,000 Gulden ödenmesine hükmetmektedir.

Bu Gerekçelerle Mahkeme,

1. Bire karşı altı oyla, Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlaline;

2. Oybirliğiyle, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine;

3. Oybirliğiyle, Hollanda’nın başvuruculara adil karşılık olarak toplam 20,000 Gulden ödemesine;

4. Adil karşılık bakımından diğer taleplerin reddine

Karar Vermiştir.

SON ARARIN YERİNE GETİRİLMESİ

BAKANLAR KOMİTESİ: DH (89) 13; 27.04.1989

Hükümetin verdiği bilgiye göre: Hükümet Mahkeme'nin 21 Haziran 1988 tarihli kararını resmen not etmiştir. Hollanda göçmen politikası bundan sonra, Berrehab davasında tespit edilen Sözleşme ihlalinden kaçınacak şekilde uygulanacaktır. (¤¤)
Old 12-01-2010, 01:20   #6
Gemici

 
Varsayılan

Sayın cunapiedra,

aktarılan kararların olayınıza uygulanabileceğini zannetmiyorum. Kararlarda belirtilen kişilerin söz konusu ülkelerde kaldıkları sürelere bakarsanız, sürelerin uzun olduğunu ve bu uzun süre zarfında o kişilerin kaldıkları ülkelere uyum sağladığını ve mahkemenin bu uyum sağlamayı oturma müsaadesinin uzatılması koşulu olarak kabul ettğini görürsünüz.

Sizin aktardığınız olayda durum tam tersine; evlilik siresi ve eşlerin İsviçre'deberaber oturma süreleri iki seneye yakın bir süre, verdiğiniz bilgilere göre.

İsviçre yabancılar yasası oturma müsaadesinin koşulu olarak eşlerin bir arada oturmasını öngörüyor. Eşler beraber oturmuyorlarsa, oturma müsaadesi uzatılmıyor.
Aile birleşiminden dolayı oturma müsaadesi almış olan çocukların ve eşlerin oturma müsaadelerinin evlilik birliğine bağlı olmadan/evlilik sona erdikten sonra, uzatılmasının ilk koşulu aile birleşiminden dolayı İsviçre'de oturma müsaadesi almış olan kişilerin en azından üç sene İsviçre'deberaberce yaşamış olmaları ve İsviçre toplumuna entegre olmuş olmaları. Olayınızda İsviçre'de beraber yaşamış olma süresi üç senenin altında olduğu için oturma müsaadesinin uzatılmıyacağını, bu suretle oturma müsaadesi ortadan kalkmış olan kişinin İsviçre'yi terk etmesi gerektiğini düşünüyorum(Kaynak:İsviçre Yabancılar Yasası'nın 42. ve 50.cimaddeleri)

Saygılarımla
Old 12-01-2010, 12:28   #7
cunapiedra

 
Varsayılan

sayın gemici
eğer dediğiniz gibi oturma hakkını kaybederse en kötü olasılığı düşündüğümüzde
çocuğu görebilmek için vize verirler mi?
çocuk üzerinden ne gibi hakları olabilir;ilerde tekrar oturma izni alabilir mi?

dipnotturma iznini 3 ay süre ile yenileyerek toplam 9 ay beraber yaşamışlar
bayan çifte vatandas(türk-isviçre vatandaşi)
ayrı yaşamalarının sebebi evde cıkan kavgadan dolayı isvicre mahkemesi eve ya da evin hududundaki bölgelere giriş yasaği koymus.
Old 14-01-2010, 01:41   #8
Gemici

 
Varsayılan

Sayın cunapiedra,

2000 senesinde İsviçreye gelen, Şubat 2001 de kendisi gibi sırp olan bir kadınla(kadının isviçrede oturma hakkı var) evlenen, haziran 2002 de bir çocuğu doğan ve 13 Ekim 2004 tarihinden itibaren karısından ayrı yaşayan kişinin oturma müsaadesini yabancılar polisi 22 Ekim 2004 tarihinde, kadının şikayeti üzerine iptal ediyor.

Sözü geçen kişinin yabancılar polisinin kararına karşı açtığı davayı İsviçre St. Gallen Eyaleti idare mahkemesi red ediyor. Adamın kararın iptali için öne sürdüğü gerekçe 'Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8. ci maddesi. Adam diyor ki benim burada çocuğum var, oturma müsaadesi iptal edilirse çocuğumu göremem ve bu durum İnsan Hakları Sözleşmesinin aileyi ve özel hayatı koruyan 8.ci maddesine aykırıdır. Mahkeme bu gerekçeyi yeterli bulmuyor ve olayda sözü geçen maddenin ihlal edilmediğini belirtiyor. Mahkemenin gerekçesi: Aile dağılmıştır, bu yüzden korunmasından bahs edilemez, çocuğun velayeti anneye verilmiştir. Babanın çocuğunu görme ve onunla şahsi temas kurma hakkı, o na İsviçre'de oturma hakkı alma önceliğini vermez. Sonuç; Dava red edeiliyor. Adam İsviçre'yi terk etmek zorunda. Avrupa Insan Hakları Mahkemesi olası bir başvuruda sözü geçen kişiye hak verir mi bilemiyeceğim.

Olayınızda sözü geçen kişinin otruma müsaadesi, aktardığım karardan da anlaşılacağı üzere iptal edilir veya uzatılmaz.

Çocuğun velayeti büyük bir ihtimalle anneye verilir. Babaya çocukla şahsi ilişki kurma , çocuğu görme hakkı tyanınabilir.
Çocuğum var, çocuğumu görmek için İsviçre'ye gitmek istiyorum diyerek vize için müracaat ederse, kendisine vize verilip verilemiyeceği konusunda kesin birşey diyemiyeceğim. En iyisi Türkiye'deki İsviçre temsilciliğinden sormak.

Eğer belirttiğiniz eve yaklaşmama olayından sonra oturma müsaadesi iptal edilmişse ve sınır dışı edilme söz konusu ise, belirli bir süre vize alabilmesi ve İsviçre'ye girmesi yasaklanabilir.

İsviçre'de yeniden oturma izni alabilmesinin tek yolu evliliği devam ettirmek veya boşanıp İsviçre'de oturma müsaadesi olan bir başkasıyla yeniden evlenmek.

Saygılarımla
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
bono kambıyo senedı olma vasfını kaybeder mı justicewarior Meslektaşların Soruları 3 30-12-2008 12:26
yabancı ülkede yaşayan bir türk vatandaşının yabancı eşinden türkiye'de boşanması seanlee Meslektaşların Soruları 2 06-06-2007 10:15
Taşeronunun hakkını kim vermelidir? Brusk Meslektaşların Soruları 1 30-05-2007 21:06
Yabancı Uyrukluların Çalışma İzinleri thracian Meslektaşların Soruları 1 03-06-2006 12:06
Yabancı Ülkedeki Tanık (yorumsuz) Av. Hulusi Metin Hukuk Sohbetleri 2 21-03-2002 00:47


THS Sunucusu bu sayfayı 0,05150795 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.