Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Meslektaşların Soruları Hukukçu meslektaşların hukuki nitelikte sorularını birbirlerine yöneltecekleri mesleki yardımlaşma forumu. SADECE hukuk fakültesi mezunları ile hukuk profesyonellerinin (bilirkişi, icra müdürü vb.) yazışmasına açıktır. [Yeni Soru Sorun]

Kamulaştırmasız el atma davasında fiili ve hukuki el atmanın bir arada olması durumunda görevli mahkeme

Yanıt
Old 13-12-2012, 09:51   #1
İzzet Buzkan

 
Varsayılan Kamulaştırmasız el atma davasında fiili ve hukuki el atmanın bir arada olması durumunda görevli mahkeme

İyi çalışmalar vereceğiniz cevap için şimdiden teşekkür ederim.
Müvekkilin sahip olduğu arazi 1987 yılında ilçe belediyesinin yapmış olduğu 1/1000 imar planına göre %90'ı yola %5'i yeşil alana ayrılmıştır. Ancak şu ana kadar kamulaştırma yapılmamıştır. Bugün itibariyle arsanın bir kısmına yolun bir bölümü yapılmış durumdadır. Yani arsanın bir kısmına fiili el atmanın gerçekleşmesinin yanında aslında arsanın %95'inde hukuki el atma mevcuttur. Kamulaştırmasız el atma davası açtığım durumda, fiili el atma için adli yargıya, fiili el atılmayan kısım için idari yargıya mı başvuracağım yoksa hepsi için idari veya adli yargıdan birine mi başvuracağım bu konuda Yargıtay kararı baktım ama bulamadım yardımlarınızı bekliyorum...
Old 13-12-2012, 10:33   #2
denizizm

 
Varsayılan

hukuki el atmaya ilişkin görev yargılama süreci vd.gibi konularda belirsizlik olduğundan fiili el atmaya dayanarak adli yargıda kamulaştırmasız el atma davası açmanızı öneririm.arta kalan kısmın kullanılmaz hale geldiğinden bahisle buranında kamulaştırma kapsamına alınması gerektiğine değinerek hepsinin kamulaştırılmasını sağlayabilir misiniz? belki bu yardımcı olabilir.i
Old 13-12-2012, 10:37   #3
İzzet Buzkan

 
Varsayılan

Öncelikle yanıtınız için teşekkürler. Bende sizin gibi düşünüyorum ama mahkeme acaba fiili olarak el atılan kısım açısından hüküm verip daha yol yapılmayan diğer kısım açısından davayı reddedermi diyede çekiniyorum
Old 13-12-2012, 11:15   #4
İzzet Buzkan

 
Varsayılan

Bu kararın benim olaya uyduğu kanaatindeyim. Benzer sorunla karşılaşan meslektaşlarıma yardımcı olması açısından kararı sunuyorum.

T.C.

UYUŞMAZLIK' MAHKEMESI HUKUK BÖLÜMÜ
ESAS NO : 2012 1158 KARAR NO : 2012 1196 KARAR TR : 1.10.2012

ÖZET: Idarenin dava konusu taşınmaza kamulaştırmasız el atmasından doğan zararın tazminine yönelik bulunan davanın haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre ADLI YARGı YERINDE çözümlenmesi gerektiği hk.

KARAR

Davacı Vekilleri Davalı Vekili

: Harun Salbaş
: Av. Ercan Aydın, Av. ılhan Salbaş : Altındağ Belediye Başkanlığı
: Av. Nazife Işık Kaşıkçı

OLA Y : Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkilinin Ankara ili, Altındağ ilçesi, Ulubey Mahallesi, 23395 ada, 1 parselde, 105327/8180800 hisseli toplam 65,82 m2taşınmazının bulunduğunu; davalı idarenin, istimlak işlemlerine geçilmeksizin taşınmaz üzerine belediye hizmetlerinde kullanmak üzere bina inşa ettiğini, haricen öğrendiklerine göre lokal veya gençlik merkezi olarak hizmet verdiğini; davalı belediyenin, müvekkili adına kayıtlı taşınmaz üzerine bedel ödenmeksizin ve kamulaştırma kararı alınmaksızın bina inşa ettiğini, taşınmazın kamu hizmetine ayrılan yerde kaldığını, ancak idarenin kamulaştırma kararı olmaksızın, fiilen söz konusu taşınmazda bina yapmak suretiyle müvekkilin kullanımını imkansız hale getirdiğini ifade ederek; müvekkilinin tapusunun iptali ile davalı idare adına tesciline, oluşan zarara karşılık fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 20.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davandan tahsiline, karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı Belediye vekili birinci savunma dilekçesinde, davanın idari yargının görev
alanına girdiğini öne sürerek görev itirazında bulunmuştur.
ANKARA 10. ASLIYE HUKUK MAHKEMESi; 28.02.2012 gün ve E:2011/511 sayı ile,
davalı vekilinin yargı yolu itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı Belediye vekilince süresi içinde verilen dilekçe ile, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle başvuruda bulunulması üzerine dilekçe, dava dosyası örneği ile birlikte Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
DANıŞTAY BAŞSAVcısı; Ankara Ili, Altındağ ilçesi, Ulubey Mahallesi, 23395 ada, 1 sayılı parselde bulunan davacıya ait taşınmazın bir kısmına hizmet binası yapılarak kamulaştırmasız el atılması nedeniyle bedelinin yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle Ankara Onuncu Asliye Hukuk Mahkemesinin E:2011/511 esas sayısında kayıtlı dosyada açılan davada, davalı idarece, davanın görüm ve çözümünün idari yargının görevine girdiği lTeri sürülerek görev itirazında bulunulduğu ve itirazın reddi üzerine olumlu görev uyuşmaz~ğı çıkarılması istenildiği anlaşılmış olmakla gereğinin düşünüldüğü; dosyanın incelenrneslnden: arsa vasıflı taşınmazın bir kısmının imar uygulanması sonucu hizmet binası yapılmak suretiyle olayda kamulaştırmasız el atma olduğundan bahisle, fazlaya dair hakları saklı olmak kaydıyla, 20.000.00 TL tazminatın yasal faiziyle birlikte davaıldan tahsili istemiyle da;ta açıldığının anlaşıldığı; Anayasa'nın 125'inci maddesinin birinci fıkrasında; idarenin her tQrlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu; son fıkrasında da, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü bulunduğunun hükme bağlandığı; 2577 sayılı Idari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinde; "Idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları"nın idari dava türleri arasında sayıldığı; idari işlemler, idari makam ve mercilerin idari faaliyet alanında i'" IJku çerçevesinde, tek taraflı irade açıklamasıyla

ESAS NO : 2012/158 KARAR NO: 2012/196
hukuk aleminde sonuç doğuran kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikte tasarruflar olduğu; 3194 sayılı imar Kanunu'nun "Arazi ve arsa düzenlemesi" başlıklı 18'inci maddesi uyarınca tesis edilen imar uygulaması işlemlerinin, yukarıda tanımı yapılan idari işlemlerden olduğundan; bu işlemlerden doğan zararların tazmini istemiyle açılan davaların, 2577 sayılı Kanunun 2'nci maddesinde yer alan tam yargı davaları kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesinin gerektiği; açıklanan nedenle, 2247 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesme gönderilmesine karar vermiştir.
Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa'nın 13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'ndan yazılı düşüncesi istenilmiştir.
YARGıTAY CUMHURiYET BAŞSAVcısı; Dava dosyasının incelenmesi sonucunda; Altındağ Belediyesi tarafından yapılan ve Ankara Büyükşehir Belediyesi imar Dairesince onaylanan 1/1000 ölçekli uygulama imar planlarında davacının tapulu arsasının sosyo kültürel tesis alanı olarak ayrıldığı ve bu alana hizmet binası yapılarak fiilen el atıldığının anlaşıldığı; Yargıtay Beşinci Hukuk Dairesinin 2007/13728 E, 2008/546 K sayılı 29/01/2008 günlü kararında da işaret edildiği gibi imar planında kamusal amaçla ayrılan bölümün bir kısmına fiilen el atılması halinde bu bölümün tamamının mülkiyet hakkının sınırlandırıldığı ve mülkiyet konusunda tasarrufun olanaksız hale geldiğinin tartışmasız olduğu; Belediye yönetimlerinin 3194 sayılı imar Kanunu 8. maddesi ve 18. maddesinin verdiği yetki ile arazi ve arsalar üzerinde imar planlarının hazırlanması ve yürürlüğe konulması, arazi ve arsa düzenlemesi gibi faaliyetleri kapsamında yaptıkları imar planlarından kaynaklanan işlemlerin tek yanlı ve kamu gücüne dayanan irade açıklamaları ile tesis edilen genel ve düzenleyici işlemler olduğu, bu yönü ile de idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargı alanında halledilmesi gerektiğinin tartışmasız olduğu; ancak, 3194 sayılı Kanun'un 10. maddesinin "Belediyeler; imar planlarının yürürlüğe girmesinden en geç 3 ay içinde, bu planı tatbik etmek üzere 5 yıllık imar programlarını hazırlarlar. Beş yıllık imar programlarının görüşülmesi sırasında ilgili yatırımcı kamu kuruluşlarının temsilcileri görüşleri esas alınmak üzere Meclis toplantısına katılır. Bu programlar, belediye meclisinde kabul edildikten sonra kesinleşir. Bu program içinde bulunan kamu kuruluşlarına tahsis edilen alanlar, ilgili kamu kuruluşlarına bildirilir. Beş yıllık imar programları sınırları içinde kalan alanlardaki kamu hizmet tesislerine tahsis edilmiş olan yerleri ilgili kamu kuruluşları, bu program süresi içinde kamulaştırırlar. Bu amaçla gerekli ödenek, kamu kuruluşlarının yıllık bütçelerine konulur. / imar programlarında, umumi hizmetlere ayrılan yerler ile özel kanunları gereğince kısıtlama konulan gayrimenkuller kamulaştırılıncaya veya umumi hizmetlerle ilgili projeler gerçekleştirilinceye kadar bu yerlerle ilgili olarak diğer kanunlarla verilen haklar devam eder." hükmü ile uygulama imar planlarında kamu yararına ayrılan yerlerin kamulaştırılmasını öngörmekte olduğunu; davaya konu olayda, davacının hissedar olduğu tapulu taşınmazin 1998 yılındaıı beri davaya konu bölümünün sosyo kültürel tesisi alanı olarak aynlrnasrna rağmen idare tarafından yasada öngörülen süreyi de aşkın uzun bir süre kamulaştırrrta işlemlerine başvurulmadığı gibi, alanda sosyal tesisi yapılmak suretiyle fiilen de el atıldığıoın anlaşıldığı; Yargıtay Içtihadı Birleştirme Kurulunun 11/2/1959 günlü, 1958/17 E, 1959/15 K sayılı kararında, kamulaştırmasız el atma kavramının "Idarenin kanunsuz bir hareketi" olarak tanımlandığı ve bu eylemden kaynaklanan davaların mülkiyete tecavüzün önlenmesi ve"Fd haksız fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davası mahiyetinde olduğu ve-bu
';, bakımdan adli yargının görevli olduğunun kabul edildiği; davalı idarenin imar mevzuatı hükümlerine tam uygun olmayan ve hareketsizlikle beraber kısmen ve fiilen araziye yönelik tecavüzünün kamulaştırmasız el atma temelinde haksız fiilden kaynaklanan ve adli yargının görevalanına giren bir dava olduğu gerekçesiyle; açılan davanın adli yargı yerinde görüm ve çözümünün gerektiği ve Danışt~y':,J}a~ş"avcllığının başvurusunun reddi gerektiği yolunda
yazılı düşünce vermiştir.


ESAS NO : 2012/158 3
KARAR NO: 2012 / 196
iNCELEME VE GEREKCE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölürnü'nün, Serdar ÖZGÜLDÜR'ün Başkanlığında,
Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLlOGLU ve Ayhan AKARSU'nun katılımlarıyla yapılan 1.10.2012 günlü toplantısında:
I-ILK iNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; davalı Belediye vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen snre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı'nca, "davanın taşınmazın bedelirt-n tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmı yönünden" 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN INCELENMESI: Raportör-Hakim Taşkın ÇELiK'in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ve Gülşen AKAR PEHLIVAN'ın sözlü açıklamaları ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN'ın davada adli yargı yerinin, Danıştay Savcısı Tuncay DÜNDAR'ın ise davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREGi GÖRÜSÜLÜP DÜSÜNÜLDÜ:
Dava, davacının, Ankara Ili, Altındağ ilçesi, Ulubey Mahallesi, 23395 ada, 1 parselde bulunan hissesine davalı idare tarafından, bina inşa edilmek suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, şimdilik 20.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Dava dosyasındaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden; Ankara Ili, Altındağ Ilçesi, Ulubey Mahallesi 23395 ada, 1 parsel sayılı taşınmazın, Altındağ Belediye Meclisinin 22.12. 1998 tarih ve 247 sayılı kararı ile uygun görülen ve Ankara Büyükşehir Belediyesi Imar Daire Başkanlığının 22.02.1999 tarih ve 903 sayılı yazısı ile onaylanan Önder-Ulubey-Hacılar Mahalleleri ii. Etap Imar Planı kapsamında Sosyo-Kültürel Tesis Alanı olarak ayrıldığı, söz konusu alanın, KOP kesintilerinden oluştuğu; davacı vekilinin, dava dilekçesinde ve Ankara 10. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde görülen davanın 28.02.2011 tarihli duruşmasında, anılan taşınmaz üzerinde davalı idare tarafından, istimlak işlemlerine geçilmeksizin belediye hizmetlerinde kullanmak üzere bina inşa edildiğinin ileri sürüldüğü; davalı idarenin savunma dilekçesinde ve duruşmada bu iddiaya karşı çıkmadığı ve dava konusu parselin de içinde bulunduğu Önder-Ulubey-Hacılar Mahalleleri imar Planının iptali talebiyle idareleri aleyhine açılan bir dizi dava ile planın iptali talebinde bulunulduğu, ilgili mahkemeler tarafından işlemin yürütülmesinin durdurulmasına karar verildiği; bu nedenle halen kamulaştırma yapılamamakta ise de ilgili mahkemelerden verilecek kararlar ışığında kamulaştırma çalışmaları kapsamına alındığı, davacının hissesinin de bu kapsamda kamulaştırılacağı yolunda savunma yaptığı anlaşılmıştır.
Beledişelerin 3194 sayılı imar Kanunu 8. maddesi ve 18. maddesinin verdiği yetki-ile
arazi ve arsalar üzerinde imar planlarının hazırlanması ve yürürlüğe konulması, arazi ve arsa düzenlemesi gibi faaliyetleri kapsamında yaptıkları imar planlarından kaynaklanan işlemlerin tek yanlı ve kamu gücüne dayanan irade açıklamaları ile tesis edilen genel ve düzenleyici işlemler olduğu bu yönü ile de idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan uyuşmazhklann idari yargı yerlerinde çözümlenmesi gerektiği tartışmasızdır. Buna karşılık, Belediyece, Kamulaştırma Kanunu'nda öngörülen usul ve yöntemlere uygun idari nitelikte uygulapıa işlemleri yapılmaksızın, dava konusu taşınmaza fiilen el atılarak bina inşa etmesi karşısında, idarenin bu eyleminin kamulaştırmasız el atma niteliğini taşıdığı açıktır.
Öte yandan, Idarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların
lazmini istemiyle açılacak dava idari eylem ve işlemlerden dolayı


ESAS NO : 2012/158 KARAR NO: 2012/196

kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu; idarece herhangi bir ayni hakka müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü iddiasıyla açılacak müdahalenin men'i ve meydana gelen zararın tazmini davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümleneceği, yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş
bulunmaktadır.
Nitekim, yukarıda belirtilen genel kabul doğrultusundaki Yargıtay Içtihadı Birleştirrrre
Kurulunun 11.2.1959 günlü, E:1958/17, K:1959/15 sayılı kararının iii. bölümünde, "istimlaksiz el atma halinde amme teşekkülü Istimlak Kanununa uygun hareket etmeden ferdin malını elinden almış olması sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmuş dururndadır. Ve bu bakımdan dava Medeni Kanun hükümlerine giren mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davasıdır. Ve bu bakımdan adiiye mahkemesinin vazifesi içindedir." görüşüne yer verilmiştir.
Bu durumda, idarenin dava konusu taşınmaza kamulaştırmasız el atmasından doğan
zararın tazminine yönelik bulunan davanın haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümü, adli yargı yerinin görevine girmektedir.
Açıklanan nedenle, Danıştay Başsavcısı'nın başvurusunun reddi gerekmiştir.



S O N Uç: Davanın çözümünde ADLI YARGıNıN görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı'nın BAŞVURUSUNUN REDDINE, 1.10.2012 gününde OY BIRllGi iLE
KESiN O RAK karar verildi.
Old 13-12-2012, 12:07   #5
İzzet Buzkan

 
Varsayılan

Ayrıca aşağıdaki yargıtay kararının da yine açıklayıcı olacağı kanaatindeyim.

Dava: Taraflar arasındaki kamulaştırmasız elatılan taşınmaz bedelinin tahsili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi taraf vekilleri yönünden verilen dilekçeler ile istenilmiş olmakla, dosyadaki belgeler okunup iş anlaşıldıktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

Karar: Dava kamulaştırması elatılan taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkindir.

Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

Mahkemece bilirkişi incelemeleri yaptırılmış ise de, alınan raporlar hüküm kurmaya yeterli değildir. Şöyle ki;

1- Kamulaştırmasız elatma davalarında da, Kamulaştırma Kanunu'nun değer biçmeye ilişkin hükümleri kıyasen uygulanır.

Dava konusu taşınmaz mal arsa niteliğindedir. Kamulaştırma Kanunu'nun kıymet takdir esaslarını belirten 11. maddesinin 1. fıkrasının arsalara ilişkin (g) bendi uyarınca arsaların bedelinin değerlendirme gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre hesaplanması zorunludur.

Bu itibarla, emsal satışların değerlendirme tarihindeki karşılıklarının fiyat artış endekslerinin uygulanması suretiyle tespiti, bundan sonra emsal ile dava konusu taşınmazın eksik ve üstün yönlerinin neler olduğu ve oranları açıklanmak suretiyle değer biçilmesi gerekir.

Bilirkişi raporlarında, yakın yerlerde emsal satış olmadığı gerekçe gösterilerek piyasa rayicine göre değer biçilmiştir. Taraflara emsal göstermeleri için yeniden imkan tanınması, lüzumu halinde re'sen emsal celbi yoluna gidilmesi ve dava konusu taşınmaz değerinin emsal karşılaştırması suretiyle tespiti için yeniden oluşturulacak bilirkişi kurulu ile keşif yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, geçerli olmayan raporlara dayanılarak eksik inceleme ile hüküm kurulması,

2- Taşınmazın bir kısmına fiilen yol olarak elatılmışsa da, taşınmazın tamamı imar planında yol içerisinde kaldığından, tamamı hakkında hüküm kurulması gerektiğinin düşünülmemesi,

3- Bedeline hükmedilen taşınmazın yol durumuna dönüştüğünden tapudan terkinine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

Doğru görülmemiştir.

Sonuç: Taraf vekillerinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden, hükmün açıklanan nedenlerle HUMK’nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflardan peşin alınan temyiz harçlarının istenildiğinde ödeyenlere geri verilmesine, 29.01.2008 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Old 12-06-2014, 16:06   #6
arif sadi

 
Varsayılan

kamulaştırmasız el atmada fiili el atma yoksa görevli yargı kolu idare mi ?
Old 13-06-2014, 15:21   #7
Av.Tümer

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan arif sadi
kamulaştırmasız el atmada fiili el atma yoksa görevli yargı kolu idare mi ?

Sayın meslektaşım;

Aynen dediğiniz gibi fiili el atma olmayıp sadece hukuki el atma varsa İdare Mahkemeleri,

Fiili el atma var ise o zaman Asliye Hukuk Mahkemeleri görevlidir.
Old 15-06-2014, 20:22   #8
gmenkulsimsarı

 
Varsayılan

Merhaba.
fiili ve hukuki el atmadan kaynaklanan tazminat davalarında;
-fiili elatma için asliye hukuk mahkemesine
-hukuki el atma için idare mahkemesinde
dava açmanız gerekmektedir.
Şayet asliye hukuk mahkemesinde dava açılmış ise hukuki el atılan kısım yönünden dava görevsizlik sebebiyle reddolunur.Asliye hukuk mahkemesi Fiilen el atılan kısım yönünden davaya devam eder.
teşekkürler.umarım yardımcı olmuşumdur.
Old 20-12-2016, 12:05   #9
antipersonel

 
Varsayılan

Saygıdeğer arkadaşlar,

Belediye 2009 yılında onaylanarak kesinleşmiş 1/5000 ölçekli planda taşınmazın büyük bir kısımını yeşilalan ilan etmiş ve bugüne kadar herhangi bir kamulaştırma yapmamış olup, aynı zamanda taşınmazdan fiili olarak yol geçirmiştir. bu yol ise planda bulunmamaktadır.

10 yıldan fazla süredir belediye tarafından hukuken el atılan kısım ile planda olmayan ama fiilen asfalt döküp yol haline getirilen her iki konuyla ilgili görevli Mahkeme hangisidir ?

Teşekkürler.
Old 21-12-2016, 23:41   #10
Yücel Kocabaş

 
Varsayılan

"Bir yerde hem fiili ve hem de hukuki el atma varsa,çözüm yeri ADLİ YARGI"
Bkn.
https://www.facebook.com/yucelkocabas4?pnref=story
adresinde yayınladığımız Uyuşmazlık Mahkemesinin 11.04.2016 T.2016/160 E. 2016/207 sayılı kararı
Old 22-12-2016, 16:23   #11
Yücel Kocabaş

 
Varsayılan

T.C.
UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ
HUKUK BÖLÜMÜ
ESAS NO : 2016 / 160
KARAR NO : 2016 / 207
KARAR TR : 11.4.2016
ÖZET: Davacıya ait 50 metrekarelik taşınmazın imar planında 'Devlet Demir Yolu Alanı' olarak belirlenmesine rağmen kamulaştırılmaması sebebiyle, mülkiyet haklarından mahrum kalındığından bahisle, fiili el atmanın söz konusu olduğu 2 metrekarelik kısmı dışındaki 48 metrekarelik kısmı için belirlenen miktarın faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılan davanın; fiili el atmanın mevcut olduğu kısım yönünden tefrik edilen davada, işin esasına ilişkin karar verilmediği gözetilerek; ADLİ YARGI YERİNDE görülmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : H.K.
Vekili : Av.A.Y.
Davalılar : 1- İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı
Vekili : Av.C.M.Ç.
2- T.C.Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü
Vekili : Av. Ü.C.

O L A Y : Davacı vekili dilekçesinde; müvekkilinin, İzmir, Karşıyaka ilçesi, Dedebaşı mah, 25 L 111 a pafta, 32423 ada ve 18 nolu parselde kayıtlı ve 50,00 m2 alanlı arsa vasıflı taşınmazın maliki olduğunu; parsele, kamulaştırmasız ve bedeli ödenmeksizin, kamulaştırma mevzuatına uyulmadan, ilgili belediyece ve diğer davalı idare tarafından yol ve kilit parke taş döşenip kaldırım yapılmak suretiyle fiilen el konulduğunu; taşınmazın kamulaştırılıp bedelinin ödenmesi için davalı idarelere başvurulduğunu; bu tarihe kadar davalı Belediyenin bir cevap vermediğini; Devlet Demiryollarının ise 03.08.2012 tarihinde “Taşınmazın, İmar planında Demiryolu alanında kaldığından planlama çalışmalarının devam ettiğini, ödenek takibini müteakip kamulaştırma işleminin yapılacağı” yönünde bir cevap verdiğini; taşınmazın, 19.09.1985 tarihli 1/1000 ölçekli imar planında da aynı şekilde demiryolu gövdesinde kaldığını, bu süre içerisinde bu planda bir değişiklik yapılmadığını; yerinde yaptıkları ölçüm ve incelemelerde, yol ve kaldırım yapılmak suretiyle parsele fiili olarak kısmen de olsa bir müdahale ve el atmanın söz konusu olduğunu; Yargıtay 5.H.D.nin 2011/967-5754 sayılı kararının da bu yönde bulunduğunu, kaldı ki Yargıtayın artık kısmi el atmada dahi tüm bedele hükmedilmesi gerektiğine karar verdiğini; taşınmazın, konumu, mevkii ve özellikleri gereği çok değerli olduğunu; yapılan yol, taş ve parke döşeme işlemlerinden ve ödenmesi gereken bedelden hangi idarenin ve davalının sorumlu bulunduğu taraflarınca tespit edilemediğinden keşifle ve bilirkişilerce sorumlu olacak davalının ve idarenin belirlenmesinin gerektiğini ifade ederek; fazlaya ilişkin talep ve dava ve ıslah hakları saklı kalmak koşulu ile, dava konusu taşınmaza kamulaşmasız ve bedeli ödenmeksizin, davalılar tarafından yol yapılmak, kilit parke taş döşenmek ve kaldırım yapılmak suretiyle; fiilî el koyma nedeniyle, şimdilik 75.000.00 (yetmişbeşbinlira) nin dava tarihinden itibaren, ıslah edilecek bedelin de ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi İle birlikte tahsili istemiyle 10.9.2012 tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davacı vekili, 19.4.2013 tarihinde kayda giren dilekçe ile, davalarını 114.900,00TL olarak ıslah etmiştir.
KARŞIYAKA 1.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 24.12.2013 gün ve E:2012/418, K:2013/667 sayı ile, dava dilekçesi ve davalı idarelerin cevap dilekçelerinin özetine yer verdikten sonra; “ Uyuşmazlık, imar uygulamasından doğan kamulaştırmasız elatma istemine ilişkindir.
11.06.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6487 sayılı Yasa ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun değiştirilen Geçici 6. maddesi 10. fıkrasında da “Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmî kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulamasıyla tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 03/05/1985 tarihli ve 3194 sayılı imar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra idari yargıda dava açılabilir. Bu madde hükümleri karara bağlanmamış veya kararı kesinleşmemiş tüm davalara uygulanır.” hükmü getirilmiştir.
Bu nedenle; davacının mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamanın, dava konusu taşınmazın, genel ve düzenleyici bir işlem olan imar planıyla kamu hizmetine özgülenmesinden ve bu planda öngörülen kamulaştırma işlemlerinin zamanında yapılmamasından kaynaklandığının kabulü ile idari işlem ve eylemden doğan zarara ilişkin davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu hükümleri uyarınca idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiğinden dava dilekçesinin hukuken el atmaya ilişkin kısmının görev yönünden reddine, fiilen el atma yönünden davanın tefrikine karar verilerek aşağıdaki gibi hüküm kurmak gerekmiştir.
HÜKÜM:
Yukarıda açıklanan nedenlere, kararın dayandığı yasal gerekçeye, dosyadaki delillere ve Hakimin taktirine göre,
Dava dilekçesinin görev yönünden REDDİNE…” karar vermiş; temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 18.Hukuk Dairesince, 20.11.2014 gün ve E:2014/8178, K:2014/16637 sayı ile onanan karar kesinleşmiştir.
Mahkemece, fiilen el atma yönünden davanın tefrikine karar verilmesi üzerine dava Karşıyaka 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin E:2014/2 sayılı esasına kaydedilmiş; Mahkememizce, anılan dosyada karar verilip verilmediği sorularak, karar verilmiş ise kesinleşmiş bir örneği istenilmiş; Mahkemece, verilen kararın kesinleşme durumunu da gösteren bir örneği gönderilmiştir.
Karşıyaka 1.Asliye Hukuk Mahkemesi: 27.5.2014 gün ve E:2014/2, K:2014/230 sayı ile, dava dilekçesi ve davalı idarelerin cevap dilekçelerinin özetlerine yer verdikten sonra; “Uyuşmazlık, kamulaştırmasız el atmadan doğan tazminat istemine ilişkindir.
Tüm dosya kapsamı, bilirkişi raporu, taraf dilekçeleri dikkate alındığında hukuken el atılan kısım yönünden görevsizlik kararı verildiği, fiilen el atılan 2 metrekarelik bölüm yönünden el atan kurumun Karşıyaka Belediyesi Başkanlığı olduğu anlaşıldığından aşağıdaki gibi hüküm kurmak gerekmiştir.
HÜKÜM:
Yukarıda açıklanan nedenlere, kararın dayandığı yasal gerekçeye, dosyadaki delillere ve Hakimin taktirine göre:
1-Davanın husumetten REDDİNE…” karar vermiş; temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 18.Hukuk Dairesince 19/11/2015 tarih ve E:2015/18459, K:2015/16874 sayı ile onanan ve karar düzeltme yoluna başvurulmayan hüküm kesinleşmiştir.
Davacı vekili bu defa; müvekkiline ait 50 m2 alanlı taşınmazın 2 m2’sine fiilen el konulduğunu, Mahkemenin, 2 m2.lik kısma ilişkin talep ve dosyayı tefrik ettiğini, Mahkemelerinin bedeli 50m2- 2m2= 48 m2 üzerinden belirleyeceğini, “hukuki el koyma” diye tanımlayabilecekleri yönünden Karşıyaka Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/418-2013/667 sayı ile görevsizlik kararı verdiğini, bu kararın kesinleştiğini ve süresi içerisinde de bu davanın açıldığını; görevsizlik kararı verilen ve tefrik edilen davalardaki bilgiler dikkate alındığında; arsanın değerinin (2 m2.sine fiilen el konulduğu ve ayrı bir davanın ve talebin konusu edildiğinden) 50-2= 48m2 x 4,000,00 TL. / m2 den 192.000,00 TL. olduğunu ifade ederek; İzmir ili Karşıyaka ilçesi, Dedebaşı mahallesinde kain ve tapuda 32423 ada 18 nolu parselinde kayıtlı arsa vasıflı taşınmaza, kamulaştırmasız ve bedeli ödenmeksizin el konulduğundan, mülkiyet ve tasarruf hakkı uzun süre engellendiğinden ve taşınmazın imar planında tamamı Devlet Demiryolları Sahasında kaldığından ve 13. Maddeye tabi olduğundan, arsanın, bedeli olan 192.000,00 TL.nin ilk dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile, ancak kararın kesinleşmesinden itibaren ise 4709 sayılı yasa ile değişik Anayasanın 46/son maddesi uyarınca kamu alacakları için öngörülen en yüksek faizi ile birlikte davalılardan tahsili istemiyle 16.2.2015 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.
İZMİR 4.İDARE MAHKEMESİ: 3.2.2016 gün ve E:2015/247 sayı ile, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi’nin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un "Yargı Merciilerinin Uyuşmazlık Mahkemesine Başvurmaları” başlıklı 19. maddesi hükmüne yer verdikten sonra, “Dosyanın incelenmesinden; İzmir ili, Karşıyaka ilçesi, Dedebaşı Mahallesinde ve tapunun 32423 ada, 18 parselinde kayıtlı davacıya ait 50 metrekarelik taşınmazın imar planında 'Devlet Demir Yolu Alanı' olarak belirlenmesine rağmen kamulaştırılmadığından bahisle, davacı tarafından Karşıyaka 1.Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davada yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu taşınmazın 2 metrekarelik kısmının ilgili belediyece parke taşı döşenmek suretiyle fiilen yol olarak kullanıldığının tespit edilmesi sonrasında verilen 24.12.2013 tarih ve E:2012/418, K:2013/667 sayılı karar ile taşınmazın bu kısmı tefrik edilerek, geri kalan 48 metrekarelik kısmı için davanın görev yönünden reddedilmesi üzerine, bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Belediyelerin 3194 sayılı imar Kanunu 8. maddesi ve 18. maddesinin verdiği yetki ile arazi ve arsalar üzerinde imar planlarının hazırlanması ve yürürlüğe konulması, arazi ve arsa düzenlemesi gibi faaliyetleri kapsamında yaptıkları imar planlarından kaynaklanan işlemlerin tek yanlı ve kamu gücüne dayanan irade açıklamaları ile tesis edilen genel ve düzenleyici işlemler olduğu bu yönü ile de idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargı yerlerinde çözümlenmesi gerektiği tartışmasızdır. Buna karşılık, Belediyece, Kamulaştırma Kanunu’nda öngörülen usul ve yöntemlere uygun idari nitelikte uygulama işlemleri yapılmaksızın, dava konusu taşınmaza/taşınmazlara fiilen el atılması halinde, idarenin bu eyleminin kamulaştırmasız el atma niteliğini taşıdığı açıktır.
Öte yandan, İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünün, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu; idarece herhangi bir ayni hakka müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü iddiasıyla açılacak müdahalenin men’i ve meydana gelen zararın tazmini davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümleneceği, yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.
Uyuşmazlık konusu olayda, davacıya ait taşınmazın 2 metrekarelik kısmının ilgili belediyece parke taşı döşenmek suretiyle fiilen yol olarak kullanıldığı görülmektedir.
Bu durumda, uyuşmazlık konusu taşınmazın bir kısmının fiilen kaldırım yapılmak suretiyle kamulaştırmasız el atılması ve bir taşınmaza fiili bir el atma olduğu takdirde taşınmazın bütünü açısından el atmadan söz edilebileceğinden, başka bir ifadeyle taşınmazın bir bütün olarak düşünülmesi ve el atmanın varlığı halinde taşınmazın tamamı açısından el atmanın varlığı kabul edilerek buna göre değerlendirilmesi gerektiğinden, el atmadan doğan zararın tazminine yönelik olan davanın, haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girmektedir.
Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın, Karşıya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin E:2012/418 esas sayılı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine ve dosyanın incelenmesinin bu konuda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilinceye kadar ertelenmesine…” karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Nuri NECİPOĞLU’nun Başkanlığında, Üyeler: Ali ÇOLAK, Yusuf Ziyaattin CENİK, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Süleyman Hilmi AYDIN, Mehmet AKBULUT ve Yüksel DOĞAN’ın katılımlarıyla yapılan 11.4.2016 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, Yasa’nın 14. maddesine göre olumsuz görev uyuşmazlığı bulunduğunun ileri sürülebilmesi için davanın “tarafları, konusu ve sebebinin aynı” olması koşulunun öngörülmüş bulunması karşısında, adli ve idari yargı yerleri arasında her iki yargı yerinde, taşınmazın fiilen el atılmayan kısmı yönünden görev uyuşmazlığının doğduğu; idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL’ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, İzmir ili, Karşıyaka ilçesi, Dedebaşı Mahallesinde ve tapunun 32423 ada, 18 parselinde kayıtlı 50 metrekarelik taşınmazın imar planında 'Devlet Demir Yolu Alanı' olarak belirlenmesine rağmen kamulaştırılmaması sebebiyle, mülkiyet haklarından mahrum kalındığından bahisle, fiili el atmanın söz konusu olduğu 2 metrekarelik kısmı dışındaki 48 metrekarelik kısmı için belirlenen miktarın faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılmıştır.
Dava dosyalarının incelenmesinden; İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanlığının cevap dilekçesine göre, dava konusu taşınmazın, İzmir Banliyö Sisteminin Geliştirilmesi Projesi 2. Etap Karşıyaka Tüneli ve İstasyonları inşaat sınırı dışında kaldığı; Aliağa-Menderes arasındaki mevcut demir yolu hattının geliştirilmesi amacı ile hazırlanan İzmir Banliyö Sisteminin Geliştirilmesi Projesi kapsamında inşaatına başlanılan 2. Etap Karşıyaka Tüneli ve İstasyonları (Karşıyaka Alaybey İstasyonu ile Bostanlı Deresi arası) inşaatı uygulama alanı içinde kalan taşınmazların, anılan Belediyenin 5 yıllık imar programına ek olarak alındığı; ancak, daha sonra imar planında DDY alanı olarak taranmış olan kesimde imar programı revizyonu yapıldığı ve bu kesimde kalan taşınmazların, İzmir Banliyö Sistemi Geliştirme Projesi kapsamında gerekmediğinden, 12.03.2007 tarih, 01.185 sayılı Belediye Meclis kararı ile imar programından çıkarıldığı, Belediyelerinin yetki ve görev ajanında olmayan ve TCDD yolları alanında kalan dava konusu parselde herhangi bir faaliyette bulunulmadığı ve fiilen el konulmadığı, bu nedenle de davanın esas yönünden reddine karar verilmesi gerektiği savunulmuş; Karşıyaka 1.Asliye Hukuk Mahkemesine sunulan 8.4.2012 tarihli Bilirkişi Heyeti Raporunda ise; “Dosyadaki Belgeler:
Tapu Kaydı: Karşıyaka Tapu Müdürlüğünün yazısı ekindeki tapu kaydı ve taşınmaz bilgilerine göre dava konusu Karşıyaka İlçesi, Şemikler mahallesi, 32423 ada, 18 parselin alanı 50 m2 ve ana taşınmaz niteliği 1 katlı ev olduğu, tamamı Hatice Kıyak'a ait olduğu belirtilmiştir.
Dava Konusu Taşınmazın Yeri: Dava konusu İzmir ili, Karşıyaka İlçesi Şemikler, Mahallesi 32423 ada, 18 parsel sayılı taşınmaz 1671 Sokak No:252 nolu binanın bitişinde ve batısındaki, boş arsadır. 1671 Sokakta yolun kenarına yapılan kaldırım olarak düzenlenen kilit parke taşlarının 2.00 m2'lik kısmı parselin sınırları içerisinde kalmaktadır Bu kısım krokide kırmızı boyalı olarak gösterilmiştir.
İmar Durumu: Parselin tamamı İmar planında Devlet Demiryolları Sahasında kalmakta olup, imar Kanununun 13.maddesi hükmüne tabi…” olduğunun belirtildiği görülmüş; Adli yargı yerince, fiilen el atılan kısım için dosya ayrılmış; taşınmazın fiilen el atılmayan kısmı için görevsizlik kararı verildiği, fiilen el atılan kısım için ise, el atan kurumun davalılar arasında bulunmadığı düşüncesiyle, davanın husumetten reddine karar verildiği anlaşılmıştır.
Belediyelerin 3194 sayılı imar Kanunu 8. maddesi ve 18. maddesinin verdiği yetki ile arazi ve arsalar üzerinde imar planlarının hazırlanması ve yürürlüğe konulması, arazi ve arsa düzenlemesi gibi faaliyetleri kapsamında yaptıkları imar planlarından kaynaklanan işlemlerin tek yanlı ve kamu gücüne dayanan irade açıklamaları ile tesis edilen genel ve düzenleyici işlemler olduğu bu yönü ile de idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargı yerlerinde çözümlenmesi gerektiği tartışmasızdır. Buna karşılık, Belediyece, Kamulaştırma Kanunu’nda öngörülen usul ve yöntemlere uygun idari nitelikte uygulama işlemleri yapılmaksızın, dava konusu taşınmaza/taşınmazlara fiilen el atılması halinde, idarenin bu eyleminin kamulaştırmasız el atma niteliğini taşıdığı açıktır.
Öte yandan, İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünün, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu; idarece herhangi bir ayni hakka müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü iddiasıyla açılacak müdahalenin men’i ve meydana gelen zararın tazmini davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümleneceği, yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.
Nitekim, yukarıda belirtilen genel kabul doğrultusundaki Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 11.2.1959 günlü, E:1958/17, K:1959/15 sayılı kararının III. bölümünde, “İstimlaksiz el atma halinde amme teşekkülü İstimlak Kanunu’na uygun hareket etmeden ferdin malını elinden almış olması sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmuş durumdadır. Ve bu bakımdan dava Medeni Kanun hükümlerine giren mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davasıdır. Ve bu bakımdan adliye mahkemesinin vazifesi içindedir.” görüşüne yer verilmiştir.
Bu bağlamda, dava konusu İzmir ili, Karşıyaka ilçesi, Dedebaşı Mahallesinde ve tapunun 32423 ada, 18 parselinde kayıtlı 50 metrekarelik taşınmazın imar planında 'Devlet Demir Yolu Alanı' olarak belirlendiği; kaldırım olarak düzenlenen kilit parke taşlarının 2.00 m2'lik kısmının parselin sınırları içerisinde kaldığı; fiilen al atıldığı görülen bu kısım için ayrı dava dosyasında yargılama yapılmasına karşın; Mahkemece taşınmazın bu kısmı yönünden, işin esasına ilişkin bir hüküm kurulmadığı, fiilen el atılan kısım yönünden ihtilafın halen devam ettiği ve çözüme kavuşturulmadığı gözetildiğinde; bu taşınmaz bakımından el atmadan doğan zararın tazminine yönelik olan davanın, haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girmektedir.
Öte yandan; her ne kadar, dava konusu parselin fiilen el atılan kısmı ile, hukuken el atıldığı iddia edilen kısmı için adli ve idari yargı yerlerinde, ayrı ayrı yargılama yapıldığı görülmekte ise de; bir parsele fiili bir el atma olduğu takdirde parselin bütünü açısından el atmadan söz edilebileceği, başka bir ifadeyle taşınmazın bir bütün olarak düşünülmesi ve el atmanın varlığı halinde taşınmazın tamamı açısından el atmanın varlığı kabul edilerek buna göre değerlendirilmesi gerektiği; dolayısıyla, taşınmaza fiili el atmanın mevcut olduğu kısım yönünden tefrik edilen davada, işin esasına ilişkin karar verilmediği de dikkate alındığında; fiilen el atılan kısım yönünden ayrı, el atılmayan kısım yönünden ayrı yargılama yapılmasında, yargılamanın salahiyeti ve usul ekonomisi yönünden fayda bulunmadığı da açıktır.
Açıklanan nedenlerle, İzmir 4.İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile, Karşıyaka 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 24.12.2013 gün ve E:2012/418, K:2013/667 sayılı görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

S O N U Ç : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İzmir 4.İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Karşıyaka 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 24.12.2013 gün ve E:2012/418, K:2013/667 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.4.2016 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
Old 27-02-2017, 13:51   #12
antipersonel

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Yücel Kocabaş
T.C.
UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ
HUKUK BÖLÜMÜ
ESAS NO : 2016 / 160
KARAR NO : 2016 / 207
KARAR TR : 11.4.2016
ÖZET: Davacıya ait 50 metrekarelik taşınmazın imar planında 'Devlet Demir Yolu Alanı' olarak belirlenmesine rağmen kamulaştırılmaması sebebiyle, mülkiyet haklarından mahrum kalındığından bahisle, fiili el atmanın söz konusu olduğu 2 metrekarelik kısmı dışındaki 48 metrekarelik kısmı için belirlenen miktarın faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılan davanın; fiili el atmanın mevcut olduğu kısım yönünden tefrik edilen davada, işin esasına ilişkin karar verilmediği gözetilerek; ADLİ YARGI YERİNDE görülmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : H.K.
Vekili : Av.A.Y.
Davalılar : 1- İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı
Vekili : Av.C.M.Ç.
2- T.C.Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü
Vekili : Av. Ü.C.

O L A Y : Davacı vekili dilekçesinde; müvekkilinin, İzmir, Karşıyaka ilçesi, Dedebaşı mah, 25 L 111 a pafta, 32423 ada ve 18 nolu parselde kayıtlı ve 50,00 m2 alanlı arsa vasıflı taşınmazın maliki olduğunu; parsele, kamulaştırmasız ve bedeli ödenmeksizin, kamulaştırma mevzuatına uyulmadan, ilgili belediyece ve diğer davalı idare tarafından yol ve kilit parke taş döşenip kaldırım yapılmak suretiyle fiilen el konulduğunu; taşınmazın kamulaştırılıp bedelinin ödenmesi için davalı idarelere başvurulduğunu; bu tarihe kadar davalı Belediyenin bir cevap vermediğini; Devlet Demiryollarının ise 03.08.2012 tarihinde “Taşınmazın, İmar planında Demiryolu alanında kaldığından planlama çalışmalarının devam ettiğini, ödenek takibini müteakip kamulaştırma işleminin yapılacağı” yönünde bir cevap verdiğini; taşınmazın, 19.09.1985 tarihli 1/1000 ölçekli imar planında da aynı şekilde demiryolu gövdesinde kaldığını, bu süre içerisinde bu planda bir değişiklik yapılmadığını; yerinde yaptıkları ölçüm ve incelemelerde, yol ve kaldırım yapılmak suretiyle parsele fiili olarak kısmen de olsa bir müdahale ve el atmanın söz konusu olduğunu; Yargıtay 5.H.D.nin 2011/967-5754 sayılı kararının da bu yönde bulunduğunu, kaldı ki Yargıtayın artık kısmi el atmada dahi tüm bedele hükmedilmesi gerektiğine karar verdiğini; taşınmazın, konumu, mevkii ve özellikleri gereği çok değerli olduğunu; yapılan yol, taş ve parke döşeme işlemlerinden ve ödenmesi gereken bedelden hangi idarenin ve davalının sorumlu bulunduğu taraflarınca tespit edilemediğinden keşifle ve bilirkişilerce sorumlu olacak davalının ve idarenin belirlenmesinin gerektiğini ifade ederek; fazlaya ilişkin talep ve dava ve ıslah hakları saklı kalmak koşulu ile, dava konusu taşınmaza kamulaşmasız ve bedeli ödenmeksizin, davalılar tarafından yol yapılmak, kilit parke taş döşenmek ve kaldırım yapılmak suretiyle; fiilî el koyma nedeniyle, şimdilik 75.000.00 (yetmişbeşbinlira) nin dava tarihinden itibaren, ıslah edilecek bedelin de ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi İle birlikte tahsili istemiyle 10.9.2012 tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davacı vekili, 19.4.2013 tarihinde kayda giren dilekçe ile, davalarını 114.900,00TL olarak ıslah etmiştir.
KARŞIYAKA 1.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 24.12.2013 gün ve E:2012/418, K:2013/667 sayı ile, dava dilekçesi ve davalı idarelerin cevap dilekçelerinin özetine yer verdikten sonra; “ Uyuşmazlık, imar uygulamasından doğan kamulaştırmasız elatma istemine ilişkindir.
11.06.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6487 sayılı Yasa ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun değiştirilen Geçici 6. maddesi 10. fıkrasında da “Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmî kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulamasıyla tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 03/05/1985 tarihli ve 3194 sayılı imar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra idari yargıda dava açılabilir. Bu madde hükümleri karara bağlanmamış veya kararı kesinleşmemiş tüm davalara uygulanır.” hükmü getirilmiştir.
Bu nedenle; davacının mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamanın, dava konusu taşınmazın, genel ve düzenleyici bir işlem olan imar planıyla kamu hizmetine özgülenmesinden ve bu planda öngörülen kamulaştırma işlemlerinin zamanında yapılmamasından kaynaklandığının kabulü ile idari işlem ve eylemden doğan zarara ilişkin davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu hükümleri uyarınca idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiğinden dava dilekçesinin hukuken el atmaya ilişkin kısmının görev yönünden reddine, fiilen el atma yönünden davanın tefrikine karar verilerek aşağıdaki gibi hüküm kurmak gerekmiştir.
HÜKÜM:
Yukarıda açıklanan nedenlere, kararın dayandığı yasal gerekçeye, dosyadaki delillere ve Hakimin taktirine göre,
Dava dilekçesinin görev yönünden REDDİNE…” karar vermiş; temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 18.Hukuk Dairesince, 20.11.2014 gün ve E:2014/8178, K:2014/16637 sayı ile onanan karar kesinleşmiştir.
Mahkemece, fiilen el atma yönünden davanın tefrikine karar verilmesi üzerine dava Karşıyaka 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin E:2014/2 sayılı esasına kaydedilmiş; Mahkememizce, anılan dosyada karar verilip verilmediği sorularak, karar verilmiş ise kesinleşmiş bir örneği istenilmiş; Mahkemece, verilen kararın kesinleşme durumunu da gösteren bir örneği gönderilmiştir.
Karşıyaka 1.Asliye Hukuk Mahkemesi: 27.5.2014 gün ve E:2014/2, K:2014/230 sayı ile, dava dilekçesi ve davalı idarelerin cevap dilekçelerinin özetlerine yer verdikten sonra; “Uyuşmazlık, kamulaştırmasız el atmadan doğan tazminat istemine ilişkindir.
Tüm dosya kapsamı, bilirkişi raporu, taraf dilekçeleri dikkate alındığında hukuken el atılan kısım yönünden görevsizlik kararı verildiği, fiilen el atılan 2 metrekarelik bölüm yönünden el atan kurumun Karşıyaka Belediyesi Başkanlığı olduğu anlaşıldığından aşağıdaki gibi hüküm kurmak gerekmiştir.
HÜKÜM:
Yukarıda açıklanan nedenlere, kararın dayandığı yasal gerekçeye, dosyadaki delillere ve Hakimin taktirine göre:
1-Davanın husumetten REDDİNE…” karar vermiş; temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 18.Hukuk Dairesince 19/11/2015 tarih ve E:2015/18459, K:2015/16874 sayı ile onanan ve karar düzeltme yoluna başvurulmayan hüküm kesinleşmiştir.
Davacı vekili bu defa; müvekkiline ait 50 m2 alanlı taşınmazın 2 m2’sine fiilen el konulduğunu, Mahkemenin, 2 m2.lik kısma ilişkin talep ve dosyayı tefrik ettiğini, Mahkemelerinin bedeli 50m2- 2m2= 48 m2 üzerinden belirleyeceğini, “hukuki el koyma” diye tanımlayabilecekleri yönünden Karşıyaka Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/418-2013/667 sayı ile görevsizlik kararı verdiğini, bu kararın kesinleştiğini ve süresi içerisinde de bu davanın açıldığını; görevsizlik kararı verilen ve tefrik edilen davalardaki bilgiler dikkate alındığında; arsanın değerinin (2 m2.sine fiilen el konulduğu ve ayrı bir davanın ve talebin konusu edildiğinden) 50-2= 48m2 x 4,000,00 TL. / m2 den 192.000,00 TL. olduğunu ifade ederek; İzmir ili Karşıyaka ilçesi, Dedebaşı mahallesinde kain ve tapuda 32423 ada 18 nolu parselinde kayıtlı arsa vasıflı taşınmaza, kamulaştırmasız ve bedeli ödenmeksizin el konulduğundan, mülkiyet ve tasarruf hakkı uzun süre engellendiğinden ve taşınmazın imar planında tamamı Devlet Demiryolları Sahasında kaldığından ve 13. Maddeye tabi olduğundan, arsanın, bedeli olan 192.000,00 TL.nin ilk dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile, ancak kararın kesinleşmesinden itibaren ise 4709 sayılı yasa ile değişik Anayasanın 46/son maddesi uyarınca kamu alacakları için öngörülen en yüksek faizi ile birlikte davalılardan tahsili istemiyle 16.2.2015 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.
İZMİR 4.İDARE MAHKEMESİ: 3.2.2016 gün ve E:2015/247 sayı ile, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi’nin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un "Yargı Merciilerinin Uyuşmazlık Mahkemesine Başvurmaları” başlıklı 19. maddesi hükmüne yer verdikten sonra, “Dosyanın incelenmesinden; İzmir ili, Karşıyaka ilçesi, Dedebaşı Mahallesinde ve tapunun 32423 ada, 18 parselinde kayıtlı davacıya ait 50 metrekarelik taşınmazın imar planında 'Devlet Demir Yolu Alanı' olarak belirlenmesine rağmen kamulaştırılmadığından bahisle, davacı tarafından Karşıyaka 1.Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davada yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu taşınmazın 2 metrekarelik kısmının ilgili belediyece parke taşı döşenmek suretiyle fiilen yol olarak kullanıldığının tespit edilmesi sonrasında verilen 24.12.2013 tarih ve E:2012/418, K:2013/667 sayılı karar ile taşınmazın bu kısmı tefrik edilerek, geri kalan 48 metrekarelik kısmı için davanın görev yönünden reddedilmesi üzerine, bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Belediyelerin 3194 sayılı imar Kanunu 8. maddesi ve 18. maddesinin verdiği yetki ile arazi ve arsalar üzerinde imar planlarının hazırlanması ve yürürlüğe konulması, arazi ve arsa düzenlemesi gibi faaliyetleri kapsamında yaptıkları imar planlarından kaynaklanan işlemlerin tek yanlı ve kamu gücüne dayanan irade açıklamaları ile tesis edilen genel ve düzenleyici işlemler olduğu bu yönü ile de idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargı yerlerinde çözümlenmesi gerektiği tartışmasızdır. Buna karşılık, Belediyece, Kamulaştırma Kanunu’nda öngörülen usul ve yöntemlere uygun idari nitelikte uygulama işlemleri yapılmaksızın, dava konusu taşınmaza/taşınmazlara fiilen el atılması halinde, idarenin bu eyleminin kamulaştırmasız el atma niteliğini taşıdığı açıktır.
Öte yandan, İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünün, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu; idarece herhangi bir ayni hakka müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü iddiasıyla açılacak müdahalenin men’i ve meydana gelen zararın tazmini davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümleneceği, yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.
Uyuşmazlık konusu olayda, davacıya ait taşınmazın 2 metrekarelik kısmının ilgili belediyece parke taşı döşenmek suretiyle fiilen yol olarak kullanıldığı görülmektedir.
Bu durumda, uyuşmazlık konusu taşınmazın bir kısmının fiilen kaldırım yapılmak suretiyle kamulaştırmasız el atılması ve bir taşınmaza fiili bir el atma olduğu takdirde taşınmazın bütünü açısından el atmadan söz edilebileceğinden, başka bir ifadeyle taşınmazın bir bütün olarak düşünülmesi ve el atmanın varlığı halinde taşınmazın tamamı açısından el atmanın varlığı kabul edilerek buna göre değerlendirilmesi gerektiğinden, el atmadan doğan zararın tazminine yönelik olan davanın, haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girmektedir.
Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın, Karşıya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin E:2012/418 esas sayılı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine ve dosyanın incelenmesinin bu konuda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilinceye kadar ertelenmesine…” karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Nuri NECİPOĞLU’nun Başkanlığında, Üyeler: Ali ÇOLAK, Yusuf Ziyaattin CENİK, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Süleyman Hilmi AYDIN, Mehmet AKBULUT ve Yüksel DOĞAN’ın katılımlarıyla yapılan 11.4.2016 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, Yasa’nın 14. maddesine göre olumsuz görev uyuşmazlığı bulunduğunun ileri sürülebilmesi için davanın “tarafları, konusu ve sebebinin aynı” olması koşulunun öngörülmüş bulunması karşısında, adli ve idari yargı yerleri arasında her iki yargı yerinde, taşınmazın fiilen el atılmayan kısmı yönünden görev uyuşmazlığının doğduğu; idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL’ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, İzmir ili, Karşıyaka ilçesi, Dedebaşı Mahallesinde ve tapunun 32423 ada, 18 parselinde kayıtlı 50 metrekarelik taşınmazın imar planında 'Devlet Demir Yolu Alanı' olarak belirlenmesine rağmen kamulaştırılmaması sebebiyle, mülkiyet haklarından mahrum kalındığından bahisle, fiili el atmanın söz konusu olduğu 2 metrekarelik kısmı dışındaki 48 metrekarelik kısmı için belirlenen miktarın faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılmıştır.
Dava dosyalarının incelenmesinden; İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanlığının cevap dilekçesine göre, dava konusu taşınmazın, İzmir Banliyö Sisteminin Geliştirilmesi Projesi 2. Etap Karşıyaka Tüneli ve İstasyonları inşaat sınırı dışında kaldığı; Aliağa-Menderes arasındaki mevcut demir yolu hattının geliştirilmesi amacı ile hazırlanan İzmir Banliyö Sisteminin Geliştirilmesi Projesi kapsamında inşaatına başlanılan 2. Etap Karşıyaka Tüneli ve İstasyonları (Karşıyaka Alaybey İstasyonu ile Bostanlı Deresi arası) inşaatı uygulama alanı içinde kalan taşınmazların, anılan Belediyenin 5 yıllık imar programına ek olarak alındığı; ancak, daha sonra imar planında DDY alanı olarak taranmış olan kesimde imar programı revizyonu yapıldığı ve bu kesimde kalan taşınmazların, İzmir Banliyö Sistemi Geliştirme Projesi kapsamında gerekmediğinden, 12.03.2007 tarih, 01.185 sayılı Belediye Meclis kararı ile imar programından çıkarıldığı, Belediyelerinin yetki ve görev ajanında olmayan ve TCDD yolları alanında kalan dava konusu parselde herhangi bir faaliyette bulunulmadığı ve fiilen el konulmadığı, bu nedenle de davanın esas yönünden reddine karar verilmesi gerektiği savunulmuş; Karşıyaka 1.Asliye Hukuk Mahkemesine sunulan 8.4.2012 tarihli Bilirkişi Heyeti Raporunda ise; “Dosyadaki Belgeler:
Tapu Kaydı: Karşıyaka Tapu Müdürlüğünün yazısı ekindeki tapu kaydı ve taşınmaz bilgilerine göre dava konusu Karşıyaka İlçesi, Şemikler mahallesi, 32423 ada, 18 parselin alanı 50 m2 ve ana taşınmaz niteliği 1 katlı ev olduğu, tamamı Hatice Kıyak'a ait olduğu belirtilmiştir.
Dava Konusu Taşınmazın Yeri: Dava konusu İzmir ili, Karşıyaka İlçesi Şemikler, Mahallesi 32423 ada, 18 parsel sayılı taşınmaz 1671 Sokak No:252 nolu binanın bitişinde ve batısındaki, boş arsadır. 1671 Sokakta yolun kenarına yapılan kaldırım olarak düzenlenen kilit parke taşlarının 2.00 m2'lik kısmı parselin sınırları içerisinde kalmaktadır Bu kısım krokide kırmızı boyalı olarak gösterilmiştir.
İmar Durumu: Parselin tamamı İmar planında Devlet Demiryolları Sahasında kalmakta olup, imar Kanununun 13.maddesi hükmüne tabi…” olduğunun belirtildiği görülmüş; Adli yargı yerince, fiilen el atılan kısım için dosya ayrılmış; taşınmazın fiilen el atılmayan kısmı için görevsizlik kararı verildiği, fiilen el atılan kısım için ise, el atan kurumun davalılar arasında bulunmadığı düşüncesiyle, davanın husumetten reddine karar verildiği anlaşılmıştır.
Belediyelerin 3194 sayılı imar Kanunu 8. maddesi ve 18. maddesinin verdiği yetki ile arazi ve arsalar üzerinde imar planlarının hazırlanması ve yürürlüğe konulması, arazi ve arsa düzenlemesi gibi faaliyetleri kapsamında yaptıkları imar planlarından kaynaklanan işlemlerin tek yanlı ve kamu gücüne dayanan irade açıklamaları ile tesis edilen genel ve düzenleyici işlemler olduğu bu yönü ile de idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargı yerlerinde çözümlenmesi gerektiği tartışmasızdır. Buna karşılık, Belediyece, Kamulaştırma Kanunu’nda öngörülen usul ve yöntemlere uygun idari nitelikte uygulama işlemleri yapılmaksızın, dava konusu taşınmaza/taşınmazlara fiilen el atılması halinde, idarenin bu eyleminin kamulaştırmasız el atma niteliğini taşıdığı açıktır.
Öte yandan, İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünün, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu; idarece herhangi bir ayni hakka müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü iddiasıyla açılacak müdahalenin men’i ve meydana gelen zararın tazmini davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümleneceği, yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.
Nitekim, yukarıda belirtilen genel kabul doğrultusundaki Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 11.2.1959 günlü, E:1958/17, K:1959/15 sayılı kararının III. bölümünde, “İstimlaksiz el atma halinde amme teşekkülü İstimlak Kanunu’na uygun hareket etmeden ferdin malını elinden almış olması sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmuş durumdadır. Ve bu bakımdan dava Medeni Kanun hükümlerine giren mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davasıdır. Ve bu bakımdan adliye mahkemesinin vazifesi içindedir.” görüşüne yer verilmiştir.
Bu bağlamda, dava konusu İzmir ili, Karşıyaka ilçesi, Dedebaşı Mahallesinde ve tapunun 32423 ada, 18 parselinde kayıtlı 50 metrekarelik taşınmazın imar planında 'Devlet Demir Yolu Alanı' olarak belirlendiği; kaldırım olarak düzenlenen kilit parke taşlarının 2.00 m2'lik kısmının parselin sınırları içerisinde kaldığı; fiilen al atıldığı görülen bu kısım için ayrı dava dosyasında yargılama yapılmasına karşın; Mahkemece taşınmazın bu kısmı yönünden, işin esasına ilişkin bir hüküm kurulmadığı, fiilen el atılan kısım yönünden ihtilafın halen devam ettiği ve çözüme kavuşturulmadığı gözetildiğinde; bu taşınmaz bakımından el atmadan doğan zararın tazminine yönelik olan davanın, haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girmektedir.
Öte yandan; her ne kadar, dava konusu parselin fiilen el atılan kısmı ile, hukuken el atıldığı iddia edilen kısmı için adli ve idari yargı yerlerinde, ayrı ayrı yargılama yapıldığı görülmekte ise de; bir parsele fiili bir el atma olduğu takdirde parselin bütünü açısından el atmadan söz edilebileceği, başka bir ifadeyle taşınmazın bir bütün olarak düşünülmesi ve el atmanın varlığı halinde taşınmazın tamamı açısından el atmanın varlığı kabul edilerek buna göre değerlendirilmesi gerektiği; dolayısıyla, taşınmaza fiili el atmanın mevcut olduğu kısım yönünden tefrik edilen davada, işin esasına ilişkin karar verilmediği de dikkate alındığında; fiilen el atılan kısım yönünden ayrı, el atılmayan kısım yönünden ayrı yargılama yapılmasında, yargılamanın salahiyeti ve usul ekonomisi yönünden fayda bulunmadığı da açıktır.
Açıklanan nedenlerle, İzmir 4.İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile, Karşıyaka 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 24.12.2013 gün ve E:2012/418, K:2013/667 sayılı görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

S O N U Ç : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İzmir 4.İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Karşıyaka 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 24.12.2013 gün ve E:2012/418, K:2013/667 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.4.2016 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

Sayın Yücel KOCABAŞ,

Yukarıdaki dava Karşıyaka 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/321 esas sırasına kaydedilmiş ve yakın zamanda karara çıkmıştır. Kararda davacıların lehine karar verilmiş ve taşınmazın hukuken el atılan 48 m2 alanı ile fiilen el atılan 2 m2 alanı Uyuşmazlık Mahkemesinin yukarıda paylaştığınız kararı doğrultusunda bir bütün olarak ele alınmış ve taşınmazın tamamı açısından bedele hükmedilmiştir. Ayrıca dosyanın vekili ile yaptığım görüşmelerde son çıkan 6745 Sayılı Yasa ile hiçbir alakasının olmadığını, bir taşınmazda fiili el atma var ise hukuki el atılan kısmıda tıpkı fiilen el atılmış sayılarak dosyanın sonuçlandırılması gerektiği bilgisi verilmiştir.

Saygılarımla.
Old 27-02-2017, 14:26   #13
Yücel Kocabaş

 
Varsayılan

Verdiğiniz bilgi için ;teşekkür ediyorum sayın antipersonel,
Arkadaşlar için yararlı olmasını diliyorum.
Old 28-02-2017, 21:24   #14
antipersonel

 
Varsayılan


T.C.
UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ
HUKUK BÖLÜMÜ
ESAS NO : 2015 / 223
KARAR NO : 2015 / 238
KARAR TR : 6.4.2015

ÖZET : İdarenin dava konusu taşınmaza kamulaştırmasız el atmasından doğan zararın tazminine yönelik bulunan davanın haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.


K A R A R

Davacılar : 1- Ş. E.
2- H.O.
Vekilleri : Av. P.D. & Av. O. G.
Davalı : Kars Belediye Başkanlığı
Vekili : Av. F. H.
Dahili Davalı : 1- Milli Eğitim Bakanlığı
2- Kars İl Özel İdaresi

O L A Y : Davacı vekili dava dilekçesinde; “Müvekkillerimiz, Kars ili Merkez ilçesi Yeni Mahallede Kayılı bulunan 202 ada 62 parsel ve 202 ada 63 parsel numaralı taşınmazların malikleridir. Belirtmiş olduğumuz ada-parseldeki taşınmazlar uzun yıllar uygulama imar planında çocuk bahçesi ve ilköğretim alanında ve ayrıca fiilen kullanılan yol alanında kalmıştır. Bugüne kadar bir kısmına fiilen yol yapılmak suretiyle el atılan taşınmazın bir kısmı da imar planında çocuk bahçesi ve ilköğretim alanı olarak ayrılmış olup bu yer amacına uygun kullanım için istimlak edilmediği gibi uygulama imar planında da herhangi bir değişiklik yapılmamıştır. Bu nedenle taşınmaz üzerinde müvekkillerimizin tasarrufları fiilen engellendiği gibi uygulama imar planında da değişiklik yapılmamıştır. Bu durum hukuk devletinde kişinin hak ve özgürlükleriyle kamu yararı arasında bulunması gereken dengeyi aleyhimize bozmakta, hukuk güvenliğini de yok etmektedir. Gerek Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun ve gerekse de Yargıtay 5. Hukuk Dairesi'nin müteaddit kararlarında; taşınmaza fiilen el atılmasa da imar planı gereğinin uzun yıllar yerine getirilmemesi halinde kamulaştırması el atma olgusunun gerçekleştiği kabul edilmektedir.
Anayasa'nın 35. Maddesinde "Herkes, mülkiyet ve miras hakkına sahiptir. Bu haklar ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz." Kuralına yer verilmiştir, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasını düzenleyen 13. Maddede ise temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Anayasanın 90. Maddesi uyarınca uygun bulunan ve iç hukukun bir parçası halini alan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 1 nolu Ek Protokolü'nün "Mülkiyetin Korunması" başlıklı 1. Maddesinde ise; "Her gerçek ve tüzelkişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslar arası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir." Hükmü yer almıştır. Davalı idare bahsedilen kanun hükümlerine aykırı hareket ederek müvekkillerimizi mağdur etmiştir.
Öte yandan Anayasa Mahkemesi'nin 25.09.2013 gün 2013/93 Esas, 2013/101 Karar sayılı ilamında da; "Kamulaştırması el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis edilmiş olması gerektiği; imar kısıtlamalarında taşınmazın zilyetliğinin malikte kalmaya devam etmekte olup, yalnızca malikin tasarruf yetkisinin, ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı kısıtlamalara maruz kaldığı, bu nedenle imar kısıtlamalarından kaynaklanan tazminat davalarının idari yargıda açılabileceği" kabul edilmiştir. Buradan da anlaşılacağı üzere müvekkillerimizin taşınmazlarında kamulaştırmasız el atmanın olduğu açık ve nettir.
6487 sayılı yasanın 21. maddesi ile Kamulaştırma Kanununun geçici 6. maddesinde yapılan değişiklik ile; "Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmî kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulamasıyla tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 3194 sayılı imar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra idari yargıda dava açılabilir. Bu madde hükümleri karara bağlanmamış veya kararı kesinleşmemiş tüm davalara uygulanır." hükmü getirilmiştir. Bu doğrultuda da davalı idareye gerekli çalışmaları yapmaları için başvuru sürecini başlattık.
Yukarıda saydığımız nedenler ışığında ve Kamulaştırma Kanunu uyarınca davalı idareye 17.01.2014 tarihinde başvuruda bulunularak kamulaştırma olmaksızın fiili el atma nedeniyle kullanılan taşınmazların kamulaştırılmasını ve buna ilişkin de randevu talebinde bulunduk. Davalı idare de 20.03.2014 tarihli cevabında; uygun olan bir zamanda kamulaştırma amacıyla randevu verileceğini belirtmiş ve fakat tam tarih belirtmemekle birlikte kamulaştırma yapılıp yapılmayacağını ve müvekkillerimizin mağduriyetinin giderileceğini de garanti etmemişlerdir
Bunun üzerine davalı idareye 05.05.2014 tarihinde kamulaştırma yapılarak müvekkillerimizin mağduriyetlerini gidermek amacıyla tekrar başvuruda bulunduk. Davalı idarenin 20.05.2014 tarihinde verdikleri cevapta "imar yollarında ve çocuk bahçesinde kalan kısımlar için bedelsiz terk yapılmaması durumunda; uygun bir takvim ve imkanlar dahilinde kamulaştırılması yapılacaktır, kamulaştırma kararı alınmasından sonra pazarlık için görüşmelere davet edileceksiniz" demişlerdir ve fakat bu cevabın verildiği tarihten bu yana tarafımıza hiçbir şekilde davet yapılmamıştır. (EK 2:buna ilişkin yazışmaların birer sureti) Zaten davalı idareden savunma istendiği takdirde de bu durum ortaya çıkacak ve aşamalar göz önünde olacaktır.
Danıştay 6. Dairesi'nin 17.04.2013 tarih 2011/8152 E. 2013/2702 K sayılı kararında "İmar planında yol ve otopark olarak belirlenen ve 5 yıllık imar programına alınmaması sonucu kamulaştırılmayan taşınmazın bedelinin, kesif ve bilirkişi incelemesi yaptırılarak belirlenmesi suretiyle ödenmesi gerektiğinden tazminat talebinin reddine ilişkin mahkeme kararında isabet bulunmadığı" vurgulanmaktadır. Söz konusu Danıştay kararı gereğince müvekkillerin taşınmazlarına imar planında yeşil alan ve park olarak el atan davalı idarenin söz konusu taşınmaz bedellerini Sayın Mahkemenizce yapılacak keşif ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 11. Maddesi uyarınca belirlenecek bedelin müvekkillere ödemesi gerekmektedir. (EK 3anıştay kararı)
Yukarıda izah ettiğimiz nedenlerle ve yapılan başvurularımızın da sonuçsuz kalması nedeniyle ve bu nedenle de müvekkillerimizin mağdur olması nedeniyle bu davayı açmak gereği hasıl olmuştur.
Müvekkillerimizin yukarıda ada ve parsel numaralarını belirttiğimiz taşınmazlarına ilişkin kamulaştırmasız el atma bedelinin şimdilik 5.000,00 TL’lik kısmının (fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla) el atma tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idareden alınarak müvekkilimize verilmesine, yargılama giderleriyle vekalet ücretinin karşı taraf üzerine bırakılmasına karar verilmesini Sayın Mahkeme’den arz ve talep ederiz.” istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı Kars Belediye Başkanlığı vekili süresi içerisinde mahkemeye sunduğu cevap dilekçesinde özetle; görev itirazında bulunmuştur.
Erzurum 1.İdare Mahkemesi: 15.10.2014 gün ve E:2014/739 sayı ile; “Uygulama ve öğretide, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemler, "idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili hareketsizlikleri de, "idari eylem" olarak tanımlanmaktadır.
Bu tanıma göre, idarelerin 3194 sayılı İmar Kanununun 8.maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile 2981 sayılı Yasanın 13'üncü maddesinin (c) bendi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici ıslah imar planları ve bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemler, "idari işlem"; bu imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki hareketsizlikleri de, idari eylem niteliği taşımaktadır.
Dosyanın incelenmesinden; dava dilekçesinde, uygulama imar planında taşınmazlarının bir kısmının imar yolunda, bir kısmının çocuk bahçesinde, bir kısmının da ilköğretim tesisi alanında kaldığı belirtilerek, kamulaştırılmasız el atma bedelinin şimdilik 5.000-TL'lik kısmının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesinin istenildiği anlaşılmıştır.
Bu bilgiler karşısında; davanın, davacının hissedarı olduğu taşınmazın, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010 günlü, E:2010/5-662 K:2010/651 kararında "hukuki el atma" olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşılmıştır.
Dava dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın malikleri yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku yoktur. Ancak bu sonuç ya da sonuçlar, genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar planında taşınmaza yönelik belirlemenin bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının zamanında yapamamasından ve imar uygulamalarından; başka anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarelerin imar planı gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklanmaktadır.
İdari işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini taleplerinin ise, 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12 ve 13.maddeleri uyarınca, İdari Yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu edilmeleri, anılan yasa hükümlerinin gereğidir.
Bu bakımdan, hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı'nın görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış oldukları etki ve sonuçların, "hukuki el atma" olarak nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken olanak bulunmamaktadır.
Dolayısıyla, davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin ]'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesi gerekmektedir.
Nitekim, 11.06.2013 günlü, 28674 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6487 sayılı Kanun'un 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun geçici ö.maddesinde değişiklik yapan 21'inci maddesinde "Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmi kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulanmasıyla tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 03.05.1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra idari yargıda dava açılabilir." hükmüne yer verilmek suretiyle "hukuki el alma" olarak nitelendirilen, imar planındaki belirleme sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat davalarının görüm ve çözümünde İdari Yargı yerinin görevli olduğu öngörülmüş bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle Kars Belediye Başkanlığı'nın görev itirazının reddine, Mahkememizin bu uyuşmazlıkta görevli olduğuna, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 12. maddesi uyarınca görev itirazında bulunan davalı idarenin bu kararı tebliği tarihinden başlayarak (15) gün içinde uyuşmazlık çıkarılmasını istemeye yetkili makama (Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı) sunulmak üzere iki nüsha dilekçeyi Mahkememize verebileceğinin duyurulmasına,” şeklinde karar vermiştir.
Davalı Kars Belediye Başkanlığı vekilinin, adli yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı; “Dava dosyasının incelenmesi sonucunda; Kars ili Merkez ilçesi Yeni Mahallede kayıtlı bulunan 202 ada 62 ve 63 numaralı parsellerin 1/1000 ölçekli imar planlarında park ve okul alan olarak belirlenen alanda kamulaştırma yapılmadan kısmen yol yapılmak sureti ile fiilen kamu hizmetlerinde kullanıldığı anlaşılmaktadır. Yargıtay Beşinci Hukuk Dairesinin 2007/13728 E, 2008/546 K sayılı 29/01/2008 günlü kararında da işaret edildiği gibi imar planında kamusal amaçla ayrılan bölümüm bir kısmına fiilen el atılması halinde bu bölümün tamamının mülkiyet hakkının sınırlandırıldığı ve mülkiyet konusunda tasarrufun olanaksız hale geldiği tartışmasızdır. Diğer yandan haksız fiil sonucu el atılan taşınmaza ilişkin ecrimisil talebinin de Borçlar Kanunundan kaynaklanan bir özel hukuk ilişkisi olduğu da tartışmasızdır.
Belediye yönetimlerinin 3194 sayılı İmar Kanunu 8. maddesi ve 18. maddesinin verdiği yetki ile arazi ve arsalar üzerinde imar planlarının hazırlanması ve yürürlüğe konulması, arazi ve arsa düzenlemesi gibi faaliyetleri kapsamında yaptıkları imar planlarından kaynaklanan işlemlerin tek yanlı ve kamu gücüne dayanan irade açıklamaları ile tesis edilen genel ve düzenleyici işlemler olduğu bu yönü ile de idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargı alanında halledilmesi gerektiği tartışmasızdır. Ancak, 3194 sayılı Kanun'un 10. maddesi "Belediyeler; imar planlarının yürürlüğe girmesinden en geç 3 ay içinde, bu planı tatbik etmek üzere 5 yıllık imar programlarını hazırlarlar. Beş yıllık imar programlarının görüşülmesi sırasında ilgili yatırımcı kamu kuruluşlarının temsilcileri görüşleri esas alınmak üzere Meclis toplantısına katılır. Bu programlar, belediye meclisinde kabul edildikten sonra kesinleşir. Bu program içinde bulunan kamu kuruluşlarına tahsis edilen alanlar, ilgili kamu kuruluşlarına bildirilir. Beş yıllık imar programları sınırları içinde kalan alanlardaki kamu hizmet tesislerine tahsis edilmiş olan yerleri ilgili kamu kuruluşları, bu program süresi içinde kamulaştırırlar. Bu amaçla gerekli ödenek, kamu kuruluşlarının yıllık bütçelerine konulur. / imar programlarında, umumi hizmetlere ayrılan yerler ile özel kanunları gereğince kısıtlama konulan gayrimenkuller kamulaştırılıncaya veya umumi hizmetlerle ilgili projeler gerçekleştirilinceye kadar bu yerlerle ilgili olarak diğer kanunlarla verilen haklar devam eder." Hükmü ile uygulama imar planlarında kamu yararına ayrılan yerlerin kamulaştırılmasını öngörmektedir.
Davaya konu olayda, davacının maliki olduğu tapulu taşınmazın okul ve park alanı olarak ayrılmasına rağmen idare tarafından yasada öngörülen süreyi de aşkın uzun bir süre kamulaştırma işlemlerine başvurulmadığı gibi, kısmen yol yapılmak suretiyle fiilen el atıldığı anlaşılmaktadır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 11/2/1959 günlü, 1958/17 E, 1959/15 K sayılı kararında, kamulaştırmasız el atma kavramı “İdarenin kanunsuz bir hareketi” olarak tanımlanmış ve bu eylemden kaynaklanan davaların mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davası mahiyetinde olduğu ve bu bakımdan adli yargının görevli olduğu kabul edilmiştir. Davalı idarenin imar mevzuatı hükümlerine tam uygun olmayan ve hareketsizlikle beraber kısmen ve fiilen araziye yönelik tecavüzünün kamulaştırmasız el atma temelinde haksız fiilden kaynaklanan ve adli yargının görev alanına giren bir dava olduğu açıktır.
Açıklanan nedenlerle, açılan davanın adli yargı yerinde görülmesinin gerektiği” belirtilerek, davanın, taşınmazın bedelinin tazminat olarak hüküm altına alınması istemine ilişkin kısmı yönünden, 2247 sayılı Yasa'nın 10. ve 13. maddeleri uyarınca, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Eyüp Sabri BAYDAR, Ali ÇOLAK, Nurdane TOPUZ, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Ayhan AKARSU ve Mehmet AKBULUT’un katılımlarıyla yapılan 6.4.2015 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı Kars Belediye Başkanlığı vekilinin anılan Yasanın 10/2.maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve dahi 12/1.maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nca, davalı Kars Belediye Başkanlığı açısından, 2247 sayılı Kanunun 10. ve 13. maddelerinde öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim İsmail SARI’nın, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL’ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, Kars ili Merkez ilçesi Yeni Mahallede Kayılı bulunan 202 ada 62 parsel ve 202 ada 63 parsel numaralı taşınmazların davalı belediyenin çocuk parkı ve yol yaparak kamulaştırmasız el attığından bahisle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 5.000 TL alacağın el atma tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili istemiyle açılmıştır.
Dosya kapsamında yer alan İmar ve Şehircilik Müdürlüğü Harita Mühendisi Ali Tarlak tarafından mahkemeye sunulan İmar durumunu gösterir krokiden; parseller üzerinden halihazırda yol geçtiği ve fiilen kullanılmakta olduğunun bildirildiği anlaşılmaktadır.
Belediyelerin 3194 sayılı imar Kanunu 8. maddesi ve 18. maddesinin verdiği yetki ile arazi ve arsalar üzerinde imar planlarının hazırlanması ve yürürlüğe konulması, arazi ve arsa düzenlemesi gibi faaliyetleri kapsamında yaptıkları imar planlarından kaynaklanan işlemlerin tek yanlı ve kamu gücüne dayanan irade açıklamaları ile tesis edilen genel ve düzenleyici işlemler olduğu bu yönü ile de idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargı yerlerinde çözümlenmesi gerektiği tartışmasızdır. Buna karşılık, Belediyece, Kamulaştırma Kanunu’nda öngörülen usul ve yöntemlere uygun idari nitelikte uygulama işlemleri yapılmaksızın, dava konusu taşınmazın bir kısmına fiilen el atması karşısında, idarenin bu eyleminin kamulaştırmasız el atma niteliğini taşıdığı açıktır.
Öte yandan, İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünün, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu; idarece herhangi bir ayni hakka müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü iddiasıyla açılacak müdahalenin men’i ve meydana gelen zararın tazmini davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümleneceği, yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.
Nitekim, yukarıda belirtilen genel kabul doğrultusundaki Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 11.2.1959 günlü, E:1958/17, K:1959/15 sayılı kararının III. bölümünde, “İstimlaksiz el atma halinde amme teşekkülü İstimlak Kanununa uygun hareket etmeden ferdin malını elinden almış olması sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmuş durumdadır. Ve bu bakımdan dava Medeni Kanun hükümlerine giren mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davasıdır. Ve bu bakımdan adliye mahkemesinin vazifesi içindedir.” görüşüne yer verilmiştir.
Bu durumda, idarenin dava konusu taşınmaza kamulaştırmasız el atmasından doğan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, taşınmazın üzerinden yol geçirilmesi ve fiilen kullanılması karşısında, haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünün adli yargı yerinin görevine girdiği anlaşılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile, davalı Kars Belediye Başkanlığı vekilinin görev itirazının reddine ilişkin Erzurum 1.İdare Mahkemesinin kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir.
S O N U Ç : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı Kars Belediye Başkanlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN Erzurum 1.İdare Mahkemesinin 15.10.2014 gün ve E:2014/739 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 6.4.2015 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.


www.uyusmazlik.gov.tr alıntıdır.
Old 28-02-2017, 21:31   #15
antipersonel

 
Varsayılan


T.C.
UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ
HUKUK BÖLÜMÜ
ESAS NO : 2015 / 708
KARAR NO : 2015 / 711
KARAR TR : 26.10.2015

ÖZET:İmar planında bir kısmı ağaçlandırılacak alanda, bir kısmı yolda kalan taşınmazın bir bölümüne fiilen yol ve kaldırım yapılmak suretiyle kamulaştırmasız el atılması ve fiilen el atılan kısım yönünden açılan davanın derdest olması karşısında, parsele fiili bir el atma olduğu takdirde parselin bütünü açısından el atmadan söz edilebileceği gözetilerek; bu taşınmaz bakımından, el atmadan doğan zararın tazminine yönelik davanın, haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.


K A R A R


Davacılar : 1-G. İ.
2-E. İ. (S.)
3-A. İ.(Ö.)
4-H. İ.
5-H. İ. (K.)
6-İ. İ.
7-C.İ.
8-R. İ.
9-N. İ.
10-G. İ.
11-A. İ.
12-G. İ.
13-E. İ.
14-N. İ. ( Ç.)
Vekilleri : Av.M.A. T.Av. B.A.
Davalılar :1-Buca Belediye Başkanlığı
Vekili : Av.E. B. B.
2-İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı
Vekili : Av. A.D.

O L A Y : Davacılar vekili dilekçesinde; tapu kayıtlarına göre İzmir, Buca, Tınaztepe Mh., 629 ada, 242 parsel sayılı taşınmazın 1/2 hissesinin müteveffa A. İ, 1/2 hissesinin ise müteveffa İ. İ. adına kayıtlı bulunduğunu; A. İ.’in 30/09/2005, İ. İ. ise 16/08/1994 tarihinde vefat etmiş olduğunu, geriye davacı mirasçıların kaldığını; Buca Belediye Başkanlığı Etüt Proje Müdürlüğü tarafından verilen imar durum belgesine göre, taşınmazın bir kısmının yolda, bir kısmının da ağaçlandırılacak alanda kaldığını; söz konu taşınmaz üzerinde yaptıkları incelemede, taşınmazın yolda kalan kısmının 12 metre genişlik itibarıyla, davalı Buca Belediye Başkanlığı sorumluluk alanında kaldığını ve taşınmaza fiilen yol ve kaldırım yapılmak sureti ile el atıldığının görüldüğünü; taşınmazın yol dışında kalan kısmının tamamının ise, ağaçlandırılacak alanda kaldığını, bu alana da uygulama imar planı gereğince hukuken el atılmış olduğunu; taşınmazın tamamının gerek fiili el atmalar, gerekse hukuki el atmalar nedeniyle kullanılamaz durumda bulunduğunu; taşınmazın kamulaştırılması talebi ile, 6487 sayılı Yasa’nın 21.maddesi gereğince dava şartı olarak, davalı Buca Belediyesi’ne ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne başvurulmuş ise de, davalı Buca Belediyesi tarafından, söz konusu taşınmazın kamulaştırılmasının mümkün olmadığına dair red cevabı verildiğini; aynı şekilde İzmir Büyükşehir Belediyesinin de, kamulaştırma taleplerine olumsuz cevap verdiğini; Uyuşmazlık Mahkemesi’nin güncel kararları itibarıyla, fiili el atma nedeniyle Davalı Buca Belediyesi hakkında Asliye Hukuk Mahkemesi’nde, hukuki el atma nedeniyle ise İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Buca Belediye Başkanlığı hakkında idari yargıda, dava açılmasının gerekmiş olduğunu; taşınmazın 1/25.000’lik plana göre ağaçlandırılacak alanda kalan ve hukuken el atılan kısmı hakkında, hangi davalının ne miktarda sorumlu olduğu hususu, teknik inceleme ve değerlendirmeyi gerektirdiğinden, hak kaybına neden olmamak üzere her iki belediyenin birlikte dava edilmesinin gerektiğini; söz konusu taşınmazın son derece kıymetli bir alanda kaldığını; müvekkillerinin mirasçılık yolu ile maliki bulundukları taşınmazda, yasaya aykırı olarak fiilen ve hukuken el atılması ve taşınmazın geri kalanının da kullanılamaz hale gelmesi nedeniyle mülkiyet haklarını kullanamaz, inşaat yapamaz durumda olduklarını, yerleşmiş Yargıtay içtihatları gereğince taşınmazın tamamının bedeline hükmedilmesinin gerektiğini; davalı idareler tarafından yapılan kamulaştırmasız hukuki el atma nedeniyle, taşınmaz bedelinin, el atma tarihinden itibaren, kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faizi ile ödenmesi amacıyla dava açılmasının zorunlu hale geldiğini ifade ederek; fazlaya dair talep, dava ve her türlü ıslah hakları saklı kalmak kaydı ile, taşınmaz bedeli olarak şimdilik 10.000-TL’nin, el atma tarihinden itibaren kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesi istemiyle 20.2.2014 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.
İZMİR 2.İDARE MAHKEMESİ:12.12.2014 gün ve E:2014/295, K:2014/1653 sayı ile, “(…)Belediyelerin, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 8. maddesi ve 18. maddesinin verdiği yetki ile arazi ve arsalar üzerinde imar planlarının hazırlanması ve yürürlüğe konulması, arazi ve arsa düzenlemesi gibi faaliyetleri kapsamında yaptıkları imar planlarından kaynaklanan işlemlerin tek yanlı ve kamu gücüne dayanan irade açıklamaları ile tesis edilen genel ve düzenleyici işlemler olduğu, bu yönü ile de idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargı yerlerinde çözümlenmesi gerektiği tartışmasızdır.
Öte yandan, idarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünün, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu; idarece herhangi bir ayni hakka müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü iddiasıyla açılacak müdahalenin men'i ve meydana gelen zararın tazmini davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin özel hukuk- hükümlerine göre adli yargı yerlerinde çözümleneceği, yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.
Bu durmada; davalı idare vekilinin savunma dilekçesinde ve dava dilekçesinde taşınmaza davalı idarece kamulaştırmasız fiilen el atılarak yol olarak kullanıldığı belirtildiğinden ve bir parsele fiili bir el atma olduğu takdirde parselin bütünü açısından el atmadan söz edilebileceğinden, başka bir ifadeyle taşınmazın bir bütün olarak düşünülmesi ve el atmanın varlığı halinde taşınmazın tamamı açısından el atmanın varlığı kabul edilerek buna göre değerlendirilmesi gerektiğinden, el atmadan doğan zararın tazminine yönelik davanın özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girmektedir.
Açıklanan nedenlerle; davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 15/1-a. maddesi hükmü uyarınca görev yönünden reddine…” karar vermiş, yapılan itiraz İzmir Bölge İdare Mahkemesince, 14.4.2015 gün ve E:2015/639, K: 2015/804 sayı ile, reddedilerek kararın onanmasına karar verilmiş; karar düzeltme istemi de aynı Mahkemenin 17.6.2015 gün ve E:2015/1414, K:2015/1391 sayılı kararıyla reddedilmiş ve görevsizlik kararı kesinleşmiştir.
Davacılar vekili idari yargıya ilişkin iddia ve istemlerini tekrarlayarak bu kez 6.7.2015 tarihinde adli yargı yerinde dava açmış, önceki dilekçesindeki taleplerine ek olarak; idare mahkemesinin taşınmaza aynı zamanda fiili olarak da el atılmış olması sebebi ile adli yargının görevli olduğundan bahisle davanın görev bakımından reddine karar verdiğini, görevsizlik kararının kesinleştiğini, bu nedenle adli yargıda dava açtıklarını belirterek öncelikle davanın İzmir 10. Asliye Hukuk Mahkemesinin, derdest olan 2014/91 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesini de talep etmiştir.
İZMİR 10.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ:9.7.2015 gün ve E:2015/278, K:2015/284 sayı ile, “(…) Dava, dava konusu taşınmazın bir kısmına kamulaştırma yapılmaksızın hukuken el atıldığı iddiasına dayalı tazminat isteğine ilişkindir.
Kamu idarelerinin, kamu hizmetlerinin yürütülmesi sırasında tek yanlı irade açıklamaları ile kamu hukuku esasına dayanarak ilgililerin hukuki durumlarını etkileyecek şekilde yaptıkları işlemlerin, idari işlem görev ve yetki alanlarına giren konularda hukuka uygun olarak yaptığı fiiller ile bu görevleri ile ilgili hareketsiz kalmaları idari eylem olarak tanımlanmaktadır. İdarenin icra yetkisini hukuka aykırı olarak kullanması olarak nitelendirilebilecek fiili el atma durumu söz konusu olmadığı hallerde 3194 Sayılı İmar Kanununun ilgili maddeleri uyarınca tek yanlı idari işlemle düzenlenen imar planları ve bu palanlara dayanılarak yapılan işlemlerin idari nitelik taşıdığı, söz konusu imar planlarının zamanında uygulamaya geçirilmemesi durumunun da idari eylem olarak kabulü gerekir.
Yukarıda açıklanan uyuşmazlıklarla ilgili olarak açılan davalarda olumsuz görev uyuşmazlığı çıkması üzerine uyuşmazlık mahkemesi tarafından değerlendirme yapılmış ve fiili el atmanın bulunmadığı durumlarda idari yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.
Ayrıca 11/06/2013 tarihinde yürürlüğe giren 6487 Sayılı Yasa ile 2942 Sayılı Kamulaştırma Kanununun değiştirilen geçici 6. Maddesinin 10. Fıkrasında da "Uygulama İmar planlarında umumi hizmetlere ve resmi kurumlara ayrılmak sureti ile veya ilgili kanunların uygulaması ile tasarrufu kısıtlanan taşımazlar hakkında 03/05/1985 tarihli ve 3194 Sayılı İmar Kanununda ön görülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra idari yargıda dava açılabilir. Bu madde hükümleri karara bağlanmamış veya kesinleşmemiş tüm davalara uygulanır" hükmü getirilmiştir.
Açıklanan nedenlerle davacı tarafça dava konusu taşınmazın hukuken el atılan kısmı ile ilgili olarak dava açıldığı, davacı tarafın mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamanın dava konusu taşınmazın genel ve düzenleyici bir işlem olan imar planı ile kamu hizmetine özgülenmesinden ve bu planda ön görülen kamulaştırma işlemlerinin zamanında yapamamasından kaynaklandığı, idari işlem ve eylemden doğan zarara ilişkin davanın 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu hükümleri uyarınca idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiğinden 6100 Sayılı HMK'nın 114/1-b ve 115/2 Maddeleri uyarınca davanın yargı yolu bakımından dava şartı noksanlığı nedeni ile usulden reddi gerektiği sonuç ve kanısına varılarak aşağıdaki karar yazılmıştır.
KARAR: Ayrıntıları yukarıda açıklandığı üzere,
6100 Sayılı HMK 'nun 114/1-b ve 115/2 maddesi uyarınca yargı yoluna ilişkin dava şartı noksanlığı nedeni ile davanın usulden reddine…” karar vermiş, bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Ali ÇOLAK, Yusuf Ziyaattin CENİK, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Süleyman Hilmi AYDIN, Mehmet AKBULUT ve Yüksel DOĞAN’ın katılımlarıyla yapılan 26.10.2015 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının; davacılar vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece 15. maddede belirtilen hükmün aksine, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası temin edilmeden gönderildiği görülmekte ise de; Başkanlıkça idari yargı dosyasının da ilgili Mahkemesinden getirtildiği ve sonuçta usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL’ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, İzmir İli, Buca İlçesi, Tınaztepe Mahallesi'nde bulunan, tapunun 629 ada, 242 sayılı parselinde kayıtlı olan taşınmazın, hissedarı olan davacılar tarafından, imar planında taşınmazın bir kısmının ağaçlandırılacak alanda, bir kısmının yolda kaldığı ve fiilen yol ve kaldırım yapılmak suretiyle el atıldığından kullanılamadığı, fiili el atma nedeniyle adli yargıda dava açıldığı ileri sürülerek, kamulaştırmasız hukuki el atma nedeniyle 10.000 TL'nin el atma tarihinden itibaren yürütülecek kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Dava dosyalarının incelenmesinden; Buca Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürlüğü İmar Durum Şefliği’nin 10.03.2014 tarih ve 970 sayılı yazısına göre, dava konusu Buca İlçesi 629 ada, 242 parsel sayılı taşınmazın; uygulama imar planında kısmen ağaçlandırılacak alan ve kısmen de yolda kaldığı; taşınmazın kadastral parselde olduğu, İmar Kanunun 18. Maddesi hükümlerine göre düzenleme görmediği, bu yasa hükümlerine göre düzenleme ortaklık payı kesintisi yapılmadığı; Buca Belediyesi Emlak İstimlak Müdürlüğü’nün 10.03.2014 tarih ve 890 sayılı yazısında, söz konusu taşınmazın ağaçlandırılacak alanda kalmasından dolayı uzlaşma talebinin değerlendirilemediğinin belirtildiği; Fen İşleri Müdürlüğü’nün 10.03.2014 tarih ve 1856 sayılı yazısında ise “629 ada, 242 parsel üzerinde yol düzenlemesi değil sadece yaklaşık 24m.lik uzunluğunda bir bölümden imar planındaki yol olarak görülen kısımda beton atılmak sureti ile kamulaştırmasız el atıldığı tespit edilmiştir. Bahse konu zemindeki malzemenin çok eski olması sebebi ile arşiv kayıtlarımızda zemindeki malzemenin tarafımızca atıldığına dair herhangi bir tutanak ya da belgeye rastlanmamıştır. Parsel üzerindeki el atma fiili idaremizce yapılmamıştır.” denildiği; yine, Buca Belediyesi Etüd ve Proje Müdürlüğünün 07.03.2014 tarih ve 2714 sayılı yazısında “629 ada, 242 parsel sayılı taşınmaz, uygulama imar planında kısmen ağaçlandırılacak alan ve kısmen de yolda kalmaktadır. Ayrıca taşınmazın kadastral parsel olduğu ve yeni tarihli herhangi imar uygulamasına konu olmadığı da görülmüştür. 629 ada, 242 parsel İmar Kanunu’nun 18. Maddesi hükümlerine göre düzenleme görememiş ve bu yasa hükümlerine göre düzenleme ortaklık payı kesintisi yapılmamıştır.” denildiği; diğer davalı olan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığının cevap dilekçesinde de; dava konusu parseli kapsayan alana ilişkin İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi'nin 04.05.1988 tarih, 95 sayılı kararıyla uygun görülerek onaylanan 1/1000 ölçekli Buca Kozağaç Mahallesi Islah İmar Planı'nda parselin bir kısmının plan onama sınırı içerisinde yer aldığı, uyuşmazlık konusu parselin bu planda kalan kısmının 7 metrelik "Yaya Yolu" kullanım kararında kaldığı; Buca Belediye Meclisi'nin 19.02.1998 tarih, 1988/39 sayılı kararı ile kabul edilen Karayolları Genel Müdürlüğü'nce belirlenmiş olan, Buca ilçesinin güneyinden geçen İzmir Çevre Yolu ile ilgili plan değişikliği önerisinin İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığınca 22.09.1998 tarihinde onandığı, uyuşmazlık konusu parselin bir kısmının plan onama sınırı içerisinde yer aldığı, parselin bu planda kalan kısmının "Ağaçlandırılacak Alanlar" ve 12 metrelik "Taşıt Yolu" kullanımında kaldığı; Buca Belediye Meclisi'nin 27.02.1998 tarih, 1998/69 sayılı kararı ile uygun görülen 1/1000 ölçekli uygulama imar planı önerisinin İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlık Makamı'nca 22.09.1998 tarihinde onandığı, parselin plan onama sınırı içerisinde yer alan kısmı "Ağaçlandırılacak Alanlar" kullanım kararında kaldığı; buna göre uyuşmazlık konusu parselin iki farklı 1/1000 ölçekli uygulama imar planı onama sınırı içerisinde kalmakta olduğu, parselin bu planlarda "Ağaçlandırılacak Alanlar" ve 12 metrelik "Taşıt Yolu" kullanım kararlarında kaldığı; parselin içinde yer aldığı bölgede yürürlükte herhangi 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı bulunmadığı; anılan parselin İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı'nca 17.05.2013 tarihinde onaylanan, 1/25000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında; "Ağaçlandırılacak Alanlar" kullanımında yer aldığı; davacılar tarafından, 10.12.2013 tarihli dilekçe ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 6487 sayılı Kanun ile değişik Geçici 6. maddesi uyarınca davacıların maliki olduğu taşınmazın değerinin ödenmesi için uzlaşma başvurusunda bulunulduğu; buna karşılık Belediyeleri Kamulaştırma Şube Müdürlüğünün 24.01.2014 tarih, 736 sayılı yazısı ile verilen cevapta 1/25000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında taşınmazın bir kısmının ağaçlandırılacak alan kullanımında kaldığı, plan uygulama hükümleri (6.15-7.18-7.11.1) uyarınca söz konusu taşınmazın yapılaşma hakkı bulunduğu, diğer taraftan taşınmazın yolda kalan kısmı için ise kamulaştırma sorumluluğunun ilçe belediyesinde olması sebebiyle Belediyelerince kamulaştırma yapılmasının olanaklı olmadığının bildirildiği; uyuşmazlık konusu parselin yaklaşık 143 m2'lik kısmının yol olarak kullanıldığının tespit edilmiş olduğu ifade edildikten sonra; cevap dilekçesinin görev itirazına ilişkin kısmında; “Davacı taraf, taşınmazın imar planında kamu hizmetine yönelik bir kullanıma ayrıldığı ve beş yıllık programa alınarak kamulaştırmadığı gerekçesi ile hukuki el atma nedeniyle tazminat davası açmıştır. Ancak yürürlükteki imar planında bir kısmı 12 metrelik Taşıt Yolu olarak belirlenmiş olan, uyuşmazlık konusu parselin yaklaşık 143 m2'lik kısmının fiilen yol olarak kullanıldığı Belediyemizce tespit edildiğinden bu kısmı yönünden "hukuki el atma”dan söz edilemeyeceğinden, davanın taşınmaza fiilen el atılan kısmı yönünden 2577" sayılı idari Yargılama Usulü Kanunu'nun 14. maddesinin 1. fıkrasının "a" bendi ve 15. maddesinin 1. fıkrasının "a" bendi uyarınca GÖREV yönünden reddine karar verilmesini talep ederiz.” denildiği anlaşılmıştır.
Belediyelerin 3194 sayılı imar Kanunu 8. maddesi ve 18. maddesinin verdiği yetki ile arazi ve arsalar üzerinde imar planlarının hazırlanması ve yürürlüğe konulması, arazi ve arsa düzenlemesi gibi faaliyetleri kapsamında yaptıkları imar planlarından kaynaklanan işlemlerin tek yanlı ve kamu gücüne dayanan irade açıklamaları ile tesis edilen genel ve düzenleyici işlemler olduğu bu yönü ile de idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargı yerlerinde çözümlenmesi gerektiği tartışmasızdır. Buna karşılık, Belediyece, Kamulaştırma Kanunu’nda öngörülen usul ve yöntemlere uygun idari nitelikte uygulama işlemleri yapılmaksızın, dava konusu taşınmaza/taşınmazlara fiilen el atılması halinde, idarenin bu eyleminin kamulaştırmasız el atma niteliğini taşıdığı açıktır.
Öte yandan, İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünün, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu; idarece herhangi bir ayni hakka müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü iddiasıyla açılacak müdahalenin men’i ve meydana gelen zararın tazmini davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümleneceği, yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.
Nitekim, yukarıda belirtilen genel kabul doğrultusundaki Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 11.2.1959 günlü, E:1958/17, K:1959/15 sayılı kararının III. bölümünde, “İstimlaksiz el atma halinde amme teşekkülü İstimlak Kanunu’na uygun hareket etmeden ferdin malını elinden almış olması sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmuş durumdadır. Ve bu bakımdan dava Medeni Kanun hükümlerine giren mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davasıdır. Ve bu bakımdan adliye mahkemesinin vazifesi içindedir.” görüşüne yer verilmiştir.
Bu bağlamda, dava konusu İzmir İli, Buca İlçesi, Tınaztepe Mahallesi'nde bulunan, tapunun 629 ada, 242 sayılı parselinde kayıtlı olan taşınmazın, imar planında bir kısmının ağaçlandırılacak alanda, bir kısmının yolda kaldığı ve taşınmazın bir bölümüne fiilen yol ve kaldırım yapılmak suretiyle kamulaştırmasız el atılması karşısında, bu taşınmaz bakımından el atmadan doğan zararın tazminine yönelik olan davanın, haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girmektedir.
Her ne kadar, davacılar tarafından dava konusu parselin fiilen el atılan kısmı ile, hukuken el atıldığı iddia edilen kısmı için adli ve idari yargı yerlerinde, ayrı ayrı davalar açıldığı görülmekte ise de; bir parsele fiili bir el atma olduğu takdirde parselin bütünü açısından el atmadan söz edilebileceği, başka bir ifadeyle taşınmazın bir bütün olarak düşünülmesi ve el atmanın varlığı halinde taşınmazın tamamı açısından el atmanın varlığı kabul edilerek buna göre değerlendirilmesi gerektiği; öte yandan, taşınmaza fiili el atmanın mevcut olduğu kısım yönünden açılan davanın da derdest olduğu gözetildiğinde, fiilen el atılan kısım yönünden ayrı, el atılmayan kısım yönünden ayrı yargılama yapılmasında, yargılamanın salahiyeti ve usul ekonomisi yönünden fayda bulunmadığı da açıktır.
Açıklanan nedenlerle, İzmir 10. Asliye Hukuk Mahkemesinin 9.7.2015 gün ve E:2015/278, K:2015/284 sayılı görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

S O N U Ç : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İzmir 10. Asliye Hukuk Mahkemesinin 9.7.2015 gün ve E:2015/278, K:2015/284 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 26.10.2015 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

uyusmazlik.gov.tr alıntıdır.
Old 06-03-2017, 13:58   #16
antipersonel

 
Varsayılan

5. Hukuk Dairesi 2015/10392 E. , 2015/23539 K.

Dava, kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkindir.

Mahkemece, davaya bakmanın idari yargının görevi dahilinde bulunduğundan bahisle HMK 114/1-b ve HMK/115-2 maddesi uyarınca davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekilince temyiz edilmiştir.

Dosyada bulunan kanıt ve belgelerden; dava konusu taşınmazın bilimsel muhafaza açısından evrensel değeri olan ilginç özellik ve güzelliklere sahip olması nedeniyle korunması gerekli yer olarak 1.derece doğal sit alanı ilan edildiği, aynı zamanda taşınmazın uluslararası Ramsar sözleşmesi çerçevesinde Ramsar alanı olarak belirlendiği gibi Samsun Valiliği'nin 01.03.2012 tarihli kararı ile bir kısmının kıyı kenar çizgisi içerisine alındığı anlaşılmıştır.

Bu durumda mahkemece, öncelikle taşınmazın bir kısmının kıyı kenar çizgisi içerisine alınmasına ilişkin idari işlemin kesinleşip kesinleşmediği de araştırılarak, mahkemece dava konusu taşınmaza fiilen el atılıp atılmadığı, taşınmazın kesinleşen kıyı kenar çizgisi içerisinde kalan bölümlerinin bulunup bulunmadığı hususların tespiti için mahallinde refakate resen alınacak fen bilirkişi eşliğinde keşif yapılarak taşınmaza fiilen el atıldığının ve bir kısmının da kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığının tespiti halinde davaya bakmanın adli yargının görevi dahilinde bulunduğu gözetilip işin esasına girilerek talep hakkında karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile dava dilekçesinin yargı yolu nedeniyle reddine karar verilmesi,

Doğru görülmemiştir.

Davacılar vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan hükmün açıklanan nedenlerle HUMK’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, davacılardan peşin alınan temyiz harcının istenildiğinde iadesine, 08/12/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Old 25-04-2019, 16:09   #17
Av.Alper1907

 
Varsayılan

T.C.

UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ

HUKUK BÖLÜMÜ

ESAS NO : 2017 / 94

KARAR NO : 2017 / 136

KARAR TR : 20.02.2017


ÖZET : İmar planındaki kısıtlamalardan ve “hukuki el atmadan” kaynaklanan tazminat istemli davaların İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği


K A R A R

Davacılar : 1 - M.E.

2 - A.E.

3 - T.E.

4 - S.B.

5 - F.K.

6 - S.K.

Vekili : Av. M.A.A.

Davalılar : 1 - Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanlığı

Vekili : Av. H.İ.Y.

2 - Melikgazi Belediye Başkanlığı

Vekili : Av. Z.S.



O L A Y : Davacılar vekili, dava dilekçesinde özetle; Müvekkillerinin murisi adına tapuda kayıtlı Kayseri İli, Melikgazi İlçesi, Eskişehir Mahallesi 834 Ada, 14 parselde kayıtlı 28.204,00 m2 yüzölçümlü "evli bağ vasfındaki taşınmazın imar planında yol ve park olarak ayrılması ile davalı idareler tarafından taşınmaza fiilen ve hukuken el atıldığını, taşınmazın şehir merkezinde olması, etrafında çok katlı binalarla yapılaşmalar bulunması ve kamu hizmetlerinden yararlanması nedeniyle değerinin yüksek olduğunu uzun süre sessiz kalınarak taşınmazda işlem tesis edilmemesi ile taşınmazın 3194 Sayılı Yasa gereği 5 yıllık programlara alınmamasının ve taşınmazda malikin mülkiyet hakkını kullanamamasının Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarına göre taşınmaza müdahale edilmesi olarak kabul edildiğini taşınmazda uzun süredir kamulaştırma işlemi yapılmaması ve maliklerinin taşınmazdan faydalanmasının engellenmesi nedeniyle müvekkillerinin mağdur olduklarını, dava konusu parsele yol ve park arak fiili ve hukuki el atmadan dolayı açılan belirsiz alacak davası olduğundan bilirkişi incelemesi sonucu ortaya çıkacak miktarın tamamının el atma tarihinden itibaren işleyecek kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava ederek, adli yargı yerinde dava açmıştır.

KAYSERİ 4. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 16.04.2013 gün ve E:2012/68, K:2013/104 sayı ile “Davacıların hissedar olduğu davalı taşınmaza Kayseri Büyükşehir Belediyesi ve Melikgazi Belediyesince hukuken ve fiilen el atıldığı sabittir. Uyuşmazlığa konu parselin, imar planında kamunun kullanımı için otopark, park, yol olarak tahsisi edildiği, uzun süredir davalı taşınmazın büyük bölümüne park ve yol olarak düzenlenme yapılmadığı, kamulaştırılmadığı, taşınmazda inşaat yapma olanağı bulunmadığı belirtilerek Kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenmesi gerektiğinin iddia edildiği açıktır. Davanın konusunun davalı idarece 3194 sayılı kanun uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yol ve 30.000 m2 ’den küçük ve büyük park olarak yer alan davacıya ait taşınmazın büyük kısmına hukuken el atılması nedeniyle bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmakla fiilen el atılan kısmın H.M.K. 30. ve 167 maddeleri gereğince tefrik edilerek yargılamasına devam edilmesi bakiye hukuken el atılan sıkım yönünden de imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 2/1-b maddesinde yer alan “İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları “ kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Nitekim Uyuşmazlık Mahkemesi ve Yargıtay 18.Hukuk Dairesinin son kararlarının da aynı mahiyette olduğu da görülmüştür” gerekçesiyle Davanın (Tefrik edilen A ve A1 harfi kısımlar haricinde kalan bölüm yönünden) HMK nun 114.maddesinin B bendi gereğince dava şartlarından olan yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle reddine karar vermiş, temyiz edilen karar Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin1 15.12.2014 gün ve E:2014/10741, K:2014/18300 sayı ile onanarak kesinleşmiştir.

Davacılar vekili bu kez Kayseri 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin tefrik edilen ve bilirkişi raporunda taşınmazın A ve A1 harfi kısımlar haricinde kalan bölümüne yönelik olarak idari yargı yerinde dava açmıştır.

KAYSERİ 1. İDARE MAHKEMESİ: 04.01.2017 gün ve E:2016/68 sayı ile “Belediyelerin 3194 Sayılı İmar Kanunu'nun 8. maddesi ve 18. maddesinin verdiği yetki ile arazi ve arsalar üzerinde imar planlarının hazırlanması ve yürürlüğe konulması, arazi ve arsa düzenlemesi gibi faaliyetleri kapsamında yaptıkları imar planlarından kaynaklanan işlemlerin, tek yanlı ve kamu gücüne dayanan irade açıklamaları ile tesis edilen genel ve düzenleyici işlemler olduğu, bu yönü ile de İdarî eylem ve işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların İdarî yargı yerlerinde çözümlenmesi gerektiği tartışmasızdır.

Buna karşılık, belediyece, Kamulaştırma Kanunu'nda öngörülen usûl ve yöntemlere uygun İdarî nitelikte uygulama işlemleri yapılmaksızın, dava konusu taşınmazın bir kısmına fiilen el atılması karşısında idarenin bu eyleminin kamulaştırmasız el atma niteliğini taşıdığı açıktır.

Öte yandan idarenin, yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünün, İdarî eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan İdarî yargı yerine ait olduğu, idarece herhangi bir aynî hakka müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü iddiasıyla açılacak müdahalenin men'i ve meydana gelen zararın tazmini davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adlî yargı yerinde çözümleneceği, yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.

Nitekim yukarıda belirtilen genel kabul doğrultusundaki Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 11/02/1959 tarih 1958/17 Esas 1959/15 Karar sayılı kararının III. bölümünde, "İstimlaksiz el atma halinde amme teşekkülü, İstimlak Kanununa uygun hareket etmeden ferdin malını elinden almış olması sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmuş durumdadır. Ve bu bakımdan dava Medenî Kanun hükümlerine giren mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davasıdır. Ve bu bakımdan adliye mahkemesinin vazifesi içindedir" görüşüne yer verilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden; dava konusu Kayseri İli, Melikgazi İlçesi, Eskişehir Mahallesi, 132 pafta, 834 ada, 14 parsel sayılı taşınmaza fiilen ve hukuken el atıldığından bahisle 27.01.2012 tarihinde Kayseri 4. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2012/68 Esas sayılı dosyasında dava açıldığı, Kayseri 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce dosya kapsamımda yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda hazırlanan 12.02.2013 tarihli rapordan dava konusu taşınmazın 95,78 m2’lik kısmına asfalt yol, 143,88 m2'lik kısmına asfalt yol yapılmak suretiyle toplam 239,66 m2'lik kısmına fiilen el atıldığının anlaşılması karşısında, 16.04.2013 tarih ve E:2012/68, K:2013/104 sayılı kararı ile fiilen el atılan kısımlar haricinde kalan bölüm bakımından davanın görev yönünden reddine karar verildiği, söz konusu kararın 09.02.2016 tarihinde kesinleşmesi üzerine, bakılmakta olan iş bu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Bakılan davada, dosyada mevcut bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden, dava konusu taşınmazın, 95,78 m2'lik kısmına asfalt yol, 143,88 m2'lik kısmına asfalt yol yapılmak suretiyle toplam 239,66 m2'lik kısmına fiilen el atıldığı, bir parsele fiilen el atma olduğu takdirde parselin bütünü açısından el atmadan söz edilebileceğinden, başka bir ifadeyle taşınmazın bir bütün olarak düşünülmesi ve el atmanın varlığı halinde taşınmazın tamamı açısından el atmanın varlığı kabul edilerek buna göre değerlendirilmesi gerektiğinden, el atmadan doğan zararın tazminine yönelik olan davanın haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünün adlî yargı mahkemesinin görevine girdiği sonucuna varılmaktadır.

Nitekim benzer bir uyuşmazlığa ilişkin olarak Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü'nün 22/09/2014 tarih, 2014/804 Esas, 2014/836 Karar sayılı kararı da bu yöndedir” gerekçesiyle 2247 Sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun'un 19. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, Kayseri 4. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2012/68 Esas sayılı dosyasını da içeren Mahkememiz dosyasının, görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderilmesine, karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Nuri NECİPOĞLU’nun Başkanlığında, Üyeler: Ali ÇOLAK, Yusuf Ziyaattin CENİK, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Süleyman Hilmi AYDIN, Mehmet AKBULUT ve Yüksel DOĞAN’ın katılımlarıyla yapılan 20.2.2017 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığın esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hâkim Engin SELİMOĞLU’nun, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Halil İbrahim ÇİFTÇİ ile Danıştay Savcısı Yakup BAL’ın davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacıların murisi adına tapuda kayıtlı Kayseri İli, Melikgazi İlçesi, Eskişehir Mahallesi 834 Ada, 14 parselde kayıtlı taşınmaza imar planında yol ve park olarak ayrılması ile davalı idareler tarafından fiilen ve hukuken el atıldığından bahisle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla uğranıldığı öne sürülen maddi zararın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılmıştır.

Dava dosyalarında mevcut bilgi ve belgelerin incelenmesi sonucunda, mahkemeye sunulan bilirkişi raporlarında taşınmazın A ve A1 ile gösterilen kısmına asfalt yol yapılmak suretiyle fiilen el atıldığı, ancak diğer bir bölümüne hiç el atılmadığı ve taşınmazın imar planında yol ve park alanı olarak gösterilmesi nedeniyle davacılara yararı olmayacağı nedeniyle bu bölümün de bedeline hükmedilmesinin uygun olacağı kanaatine varıldığı, el atmanın kamusal hizmete tahsis amaçlı ve kalıcı nitelikte olduğu belirtilmiş olup, idari yargı yerinde açılan davanın konusu, davaya konu taşınmazın fiilen el atılmayan kısmına ilişkin bulunmaktadır.

3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.

a) Bölge planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.

b) İmar Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. (Yeniden düzenleme dördüncü cümle: 12/7/2013- 6495/73 md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar.

Belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde onaylanarak yürürlüğe girer. (Yeniden düzenleme üçüncü cümle: 12/7/2013- 6495/73 md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.

Onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.

Kesinleşen imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.

İmar planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir. Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek ücret karşılığında isteyenlere verir.

c) (Ek: 3/7/2005-5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak üzere plânlanamaz…” hükmüne yer verilmiştir.

Öte yandan, taşınmazın imar planında “dere mutlak koruma alanı”nda kalması nedeniyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedenine dayalı olarak davacının Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açtığı tazminat davasında, bu Mahkemece 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesinin kimi fıkralarının iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi 25.9.2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”… Davacının mülkü üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden değil, idari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planından kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma niteliği taşıyan bir eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken kamulaştırma işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur. Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis edilmiş olması gerekmektedir. Oysa, mahkemede görülen davaya konu olayda olduğu gibi imar kısıtlamalarında taşınmaz zilyetliği malikte kalmaya devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının taşınmazının imar planlarında “dere mutlak koruma alanı” nda bırakılması nedeniyle, tasarruf hakkının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması sebebiyle doğan zararın ancak idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceği sonucuna ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim Anayasanın 158. maddesi ile adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu yöndedir…” gerekçesiyle, Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusu, başvuran mahkemenin yetkisizliği nedeniyle oybirliğiyle reddedilmiştir.

Yine taşınmazı imar planında “spor alanı” olarak ayrılan davacının Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tazminat davasında, davalı idarelerin görev itirazları nedeniyle Danıştay Başsavcılığınca çıkartılan olumlu görev uyuşmazlığında, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce olumlu görev uyuşmazlığı talebinin kabulü ile ilgili Asliye Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması yolunda verilen karar nedeniyle, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce 18.9.2013 tarihinde verilen kararda (Başvuru No: 2013/1586) “…Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibariyle yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama, Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun olarak gerçekleştirilmiş olup, başvurucu derece mahkemelerinde kendi delillerini ve iddialarını sunma fırsatını bulmuş ve bunlar Uyuşmazlık Mahkemesi’nce gereği gibi değerlendirilmiştir… Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bariz bir şekilde keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin ‘açıkça dayanaktan yoksun olması’ nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle, davacının başvurusu oybirliğiyle reddedilmiştir. (Resmi Gazete, 30.10.2013, Sayı:28806)

Son olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve E.2013/603, K.2013/1503 sayılı kararıyla, imar planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan ‘hukuki el atmalardan’ kaynaklanan tazminat istemli davaların idari yargının görevinde olduğu hüküm altına alınmıştır.

Kayseri 1. İdare Mahkemesinin gönderme kararında değinilen Mahkememizin E:2014/804. K:2014836 sayılı dosyasına konu olayda fiilen el atmanın söz konusu olduğu, davaya konu olayda; adli yargı yerince fiilen el atılan kısma ilişkin olarak tefrik kararı verilmek suretiyle yargılamaya devam edildiği, davacıların hissedar oldukları taşınmaza, davalılar tarafından, imar planında “yol ve park” olarak ayrılmak suretiyle, hukuken el atıldığı iddiası ile meydana geldiği belirtilen zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Kayseri 1. İdare Mahkemesince yapılan 04.01.2017 gün ve E:2016/68 sayılı başvurusunun reddine karar verilmesi gerekmiştir.



S O N U Ç : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Kayseri 1. İdare Mahkemesince yapılan 04.01.2017 gün ve E:2016/68 sayılı BAŞVURUSUNUN REDDİNE, 20.02.2017 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Kamulaştırmasız El Atma Görevli Mahkeme sorunu Av. İlhan SALBAŞ Meslektaşların Soruları 6 29-05-2013 09:32
malın gizli ayıplı olması durumunda görevli mahkeme sorunu avukat.derviş.yıldızoğlu Meslektaşların Soruları 3 13-10-2011 15:22
kamulaştırmasız el atma - fiili el atmanın sona erdirilmesi av.23 Meslektaşların Soruları 8 12-04-2011 14:17
1954 Yılındaki Kamulaştırmasız Fiili El Atma AV.ERKUT Meslektaşların Soruları 2 09-04-2011 13:17


THS Sunucusu bu sayfayı 0,07103992 saniyede 15 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.