Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Meslektaşların Soruları Hukukçu meslektaşların hukuki nitelikte sorularını birbirlerine yöneltecekleri mesleki yardımlaşma forumu. SADECE hukuk fakültesi mezunları ile hukuk profesyonellerinin (bilirkişi, icra müdürü vb.) yazışmasına açıktır. [Yeni Soru Sorun]

tam ıslah ve belirsiz alacak davası

Yanıt
Old 18-06-2014, 16:52   #1
Av. Kader DEMİR

 
Varsayılan tam ıslah ve belirsiz alacak davası

Merhabalar,
ıslaha ilişkin daha evvelde tartışılmış ancak HMK uyarınca yanlış olarak belirsiz alacak davas olarak açtığım ve ön incelemesi yakın bir tarihte olan alacak davasına ilişkin olarak (yargıtayın son kararları da nitelendirmeye ilişkin yanlışlık olması halinde DAVANIN USULDEN RED EDİLMESİ gerektiği yönünde.)USULDEN RED YEMEMEK İÇİN bu nitelendirmeyi değiştirmem tam ıslah yapmam gerekiyor.
1- tam ıslah ile alacak davamı kısmi veya tam davaya dönüştürmem mümkün müdürü sizce.

2-Tam dava açtığım takdirde ek dava açmam mümkün olur mu bu da ikinci sorum.
Ya da davayı takipsiz bırakıp yeni bir alacak davası açmak mı daha doğru olur karar veremedim.
şimdiden hepinize teşekkürler.
Old 19-06-2014, 15:56   #2
Av.Ufuk Bozoğlu

 
Varsayılan Kişisel fikrime göre..

Tam davaya dönüştürürseniz ıslah veya ek dava açmanız mümkün olmayacaktır.

Davanızın türü nedir? Fazlaya ilşikin haklarınızı saklı tuttunuz mu? Belirsiz alacak davası olarak açtım derken nasıl cümleler kullandınız?

Davanızdan kısmi dava olma yorumu da çıkıyorsa açıklama ile davanızın kısmi dava olduğunu belirtmeniz ve sonrasında oluşacak dava değerini ıslahla arttıracağınızı belirtmekte yarar var.

Ancak doğrudan belirsiz alacak davası olarak anlaşılıyorsa ve tensiple de bu tanımlama yapılmışsa vs.. ıslahla kısmi davaya dönüştürmekte yarar var diye düşünüyorum. Bu halde ise aynı dava içinde ikinci kez ıslah yapamayacağınızdan ek dava ile birleştirme istemeniz gerekecektir.

Aşağıda linki verdiğim karar konuyu netleştirmenize yardımcı olacaktır düşüncesindeyim.

http://www.turkhukuksitesi.com/serh.php?did=15588

Saygılarımla,
Old 19-06-2014, 17:25   #3
Av. Kader DEMİR

 
Varsayılan

Teşekkürler Ufuk Hanım.
halka açık anonim şirketten alınan hisse senet bedellerinin iadesine ilişkin alacak davasıdır.
davayı kısmi veya tam olarak açmak daha doğru olacaktı. o konuda hata yaptım. ancak ilgili yargıtay kararında önce nitelendirmenin yanlış yapılması halinde usulden red olabileceğini düşünemedim.
tam da sizin de eklediğiniz yargıtay kararı nedeni ile herşey alt üst oldu. davanın kısmi dava olarak açılması dahi sakıncalı hale gelir oldu.
dava dilekçemde (zamanaşımı sıkıntısı nedeni ile)belirsiz alacak davası olarak açtığım açıkça yazılıdır. (ayrıca Tensipte sıkıntı yok. HMK 119 a uygundur denmiş) Bu nedenle mahkeme bana ayrıca belirttiğiniz yargıtay kararına uygun olarak süre vermeyecektir ve devamında hukuki yarar olmadığından usulden red edecek diye düşünüyorum. Ya da Yargıtay mahkeme red etmese bile BOZACAKTIR.
davanın niteliğini ve miktarını değiştirmek için de tam ıslah yapmam gerekiyor ancak bu halde de ek dava açamayacağım.
davayı düşürüp yeniden dava açmak daha uygun sanırım.(zamanaşımı henüz dolmadı çünkü)
sizin çözümünüz bu durumda ne olurdu?
yeniden teşekkürler
Old 19-06-2014, 17:55   #4
olgu

 
Varsayılan

Tam ıslah için vekaletnamede özel yetki gerektiğini hatırlatmak isterim. Hakim dikkat etmezse Yargıtay salt bu sebeple bozar hak kaybı daha büyük olacaktır.
Old 19-06-2014, 19:08   #5
Av. Kader DEMİR

 
Varsayılan

Teşekkürler. Vekaletnamede yetki verilmiş sukur ki
Old 19-06-2014, 19:16   #6
Av.Ufuk Bozoğlu

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Efkan
davayı düşürüp yeniden dava açmak daha uygun sanırım.(zamanaşımı henüz dolmadı çünkü)
sizin çözümünüz bu durumda ne olurdu?
yeniden teşekkürler
Davayı düşürüp yeniden açtığınızda tam dava mı kısmi dava olarak mı açacaksınız?

Kısmi dava olarak açtığınızda yine zamanaşımına takılacaksınız..Tam dava olarak açtığınızda yine ek dava veya ıslahla dava değerini arttıramayacaksınız..

Yeni dava açmanızın avantajı ne olacak? Konuşarak düşünüyorum..

Saygılarımla
Old 20-06-2014, 00:08   #7
olgu

 
Varsayılan

Davayı düşürüp yeniden açmakla, belirsiz alacak olarak açıp usulden reddedilmesi arasında fark yok. İkisinde de maktu vekalet ücreti ikiside usulden red olduğundan maddi anlamda kesin hüküm olmayacak.
Ancak hakim belirsiz alacak davasını usulden red etmeyip esası hakkında karar verir ve Yargıtay bozarsa ve yeniden yargılama olursa zamanaşımı olabilir.
Old 20-06-2014, 09:38   #8
Av.Ufuk Bozoğlu

 
Varsayılan

Davada alacağı neden tam belirleyemiyorsunuz? Hisse senetlerinin değeri belli değil mi?

Nasıl bir değerlendirme ile tam alacak belli olacak?
Old 25-06-2014, 00:26   #9
Av. Kader DEMİR

 
Acil

yanıtlarınızı yeni gördüm kusura bakmayın.
Ufuk hanım davayı tam ıslah ile belirsiz alacak davasından kısmi davaya dönüştürmem usulen mümkün olsa dahi aynı davada ikinci defa ıslah yapamayacağımdan tam dava olarak düşünülecek sanırım. (ancak ek dava açma hakkım olabilir bu durumda değilmi. doğru mu düşünüyorum acaba)
sayın Olgu,davayı düşürmekten vazgeçtim. zira yaptığım araştırma neticesinde derdestlik itirazına uğramamak için şu anki davayı kesinleştirmem gerekiyor bu da en az 4 ay daha beklemek ve davalı vekalet ücreti demek.
Ufuk hanım, dava konusu hisse bedelleri belli ancak davanın reddi halinde yüksek bir meblağ masraf ve davalı vekalet ücreti çıkacak. söz konusu davada da yargıtay kararları birbirleriyle çelişebiliyor. yerel mahkemeden kabul kararı çıksada yargıtaydan bozulabilir.
bir de beynim biraz sulandı konuyu araştırırken.
tam ıslah yaptığımda birden fazla konuda değişiklik yapabiliyorum değil mi. yani ben hem dava değerini de yükseltip hem de davanın niteliğini ve hatta yeni bir delil de sunmak istiyorum. tam ıslahta yalnızca hasım konusunda değişiklik yapamıyoruz anladığım kadarıyla. ancak diğer hususların bir veya birkaçında değişiklik yapabiliyoruz. bu konuda da beni aydınlatabilirseniz sevinirim. yarın (artık bugün) benim için son gün.
şimdiden ilginize çok teşekkürler.
Old 25-06-2014, 10:05   #10
olgu

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Efkan
dava konusu hisse bedelleri belli ancak davanın reddi halinde yüksek bir meblağ masraf ve davalı vekalet ücreti çıkacak. söz konusu davada da yargıtay kararları birbirleriyle çelişebiliyor. yerel mahkemeden kabul kararı çıksada yargıtaydan bozulabilir.

HMK 109/2 "Talep konusunun miktarı, taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise kısmi dava açılamaz. "


Alıntı:
Yazan Efkan
tam ıslah yaptığımda birden fazla konuda değişiklik yapabiliyorum değil mi. yani ben hem dava değerini de yükseltip hem de davanın niteliğini ve hatta yeni bir delil de sunmak istiyorum. tam ıslahta yalnızca hasım konusunda değişiklik yapamıyoruz anladığım kadarıyla. ancak diğer hususların bir veya birkaçında değişiklik yapabiliyoruz. bu konuda da beni aydınlatabilirseniz sevinirim. yarın (artık bugün) benim için son gün.
şimdiden ilginize çok teşekkürler.


Tam ıslahla dava türü değişebilir, örnek Yargıtay kararlarında itirazın iptali tam ıslah ile alacak davasına dönüştürülebilir şeklinde ancak belirsiz alacak davasını tam ıslah ile tam davaya dönüştürmek emin değilim.

Islah ile dava değerini arttırabilir, yeni iddia ileri sürebilirsiniz, ıslah zaten iddianın genişletilmesi yasağının istisnalarındandır. Ancak yeni delil ileri sürebileceğinizi düşünmüyorum. Öninceleme duruşması yapılmamışsa bu celsede delillerinizi bildirmek için süre ister ve hakim de süre verirse ileri sürebilirsiniz.
Old 25-06-2014, 13:01   #11
Av. Kader DEMİR

 
Varsayılan

Merhabalar sayın Olgu,
HMK 180 de düzenlenen tam ıslahta hasım değiştirme haricinde dava dilekçesi tamamen değiştirilebiliyor. yeni tanık listesi verilemiyor ama yeni delil ileri sürülebiliyor. talep edilmeyen bir husus ıslah ile talep edilemez. ıslah ile manevi tazminat istemek gibi. ancak bunun dışındaki hususlarda ıslah yapılabilmekte..bugün okuduğum bir meslektaşımızın makalesinde ' Tam davaların, şartları varsa ıslah ile belirsiz alacak, tespit veya kısmi davaya çevrilmesi olanağı vardır. Buna göre tam eda davası; alacağın miktarı yahut değerinin tam ve kesin olarak belirlenememesi veya bunun imkansız olması durumunda, belirsiz alacak veya tespit davasına; alacak miktarının tartışmasız VEYA açıkça belirli olmaması durumunda da kısmi davaya ıslah edilebilir. Manevi tazminat davaları da ıslah ile tespit veya belirsiz alacak davasına çevrilebilir.'şeklinde.
bu açıklamalar ışığında benim olayda da belirsizi kısmi davaya dönüştürmek, dava değerini yükseltmek vb. mümkün görünmekte. ancak ikinci defa ıslah yapamıyorum. orası da kesin
Old 25-06-2014, 13:49   #12
Av.Ufuk Bozoğlu

 
Dikkat yönlendirici olmamak kaydı ile...

Alıntı:
Ufuk hanım davayı tam ıslah ile belirsiz alacak davasından kısmi davaya dönüştürmem usulen mümkün olsa dahi aynı davada ikinci defa ıslah yapamayacağımdan tam dava olarak düşünülecek sanırım. (ancak ek dava açma hakkım olabilir bu durumda değilmi. doğru mu düşünüyorum acaba)

Gelinen aşamada fazlaya ilişkin hakkı saklı tutup müddeabihi arttırmanız gerekiğini düşünüyorum. Tam davada artık ek dava da açamazsınız. Ek dava açabilmeniz için nitelemenin kısmi dava olması gerekir. Alacağınızın kalanından feragat ettiğiniz anlamı çıkmamalıdır. Davaya kısmi dava deyip değeri artırdığınızda kalan kısım için zamanaşımı engeli olacaktır. Bu nedenle davada ıslahla arttırılan meblağın gereçeğe yakın olmasında veya müvekkile durumun aktarılıp, sonuçları anlatılıp ne kadara kadar alacağının dava edilmesini istediğine ilişkin belge alınmalı.


Davanın reddi halinde yüksek vekalet ücreti çıkması veya fazla harç ödenmesi gibi meseleler dava türlerinde belirleyici olmayacaktır.

Zamanaşımı hususunu iyi incelediniz mi?

Islahın içeriğinde Sayın Olgu gibi düşünüyorum. Neyi değiştirmek düzeltmek istiyorsanız bir kerede yapabilirsiniz.

*** Davada müddeabihin gerçekçi bir değere yükseltilmesi davacı açısından "hukuki yararın" varlığını yeterli kılacaktır diye düşünüyorum.

Yani şurayı tartışabilir miyiz?

Davacı davasında gerçeğe çok yakın bir değer belirleyip harcını yatırıp davayı açsa ve buna belirsiz alacak davası dese.. Yine yukarıdaki örnek içtihat gereğİnce sizce davanın hukuki yarar nedeniyle reddi mi gerekecektir?

Saygılarımla
Old 25-06-2014, 14:12   #13
Av. Kader DEMİR

 
Varsayılan

Davacı davasında gerçeğe çok yakın bir değer belirleyip harcını yatırıp davayı açsa ve buna belirsiz alacak davası dese.. Yine yukarıdaki örnek içtihat gereğİnce sizce davanın hukuki yarar nedeniyle reddi mi gerekecektir?

Yargıtayın son içtihadı ve kanun metni bence imkan vermez buna. ki bırakın belirsiz alacak davası olarak nitelendirmeyi, kısmi davalar konusunda da çokça sorunlar yaşayacağız kanaatimce.

Ufuk hanım, müvekkilim ile görüştüm. zamanaşımı sıkıntısını dile getirdim. şu an dediğiniz gibi ıslah dilekçemde fazlaya ilişkin hakkımı saklı tutarak müddeabihi arttıracağım ve yeni dava dilekçemi kısmi dava olduğunu belirteceğim. HMK 109/3 uyarınca dava açılırken talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hali dışında kısmi dava açılması talep konusunun geri kalan kısmından feregat edildiği anlamına gelmez.
Çelik Ahmet Çelik'in kitabında der ki, alacağını talep ederken açtığı davanın kısmi dava olduğunu belirtmeyen davacı bu davadaki hükmüm kesinleşmesinden sonra alacağın geri kalan kısmını dava edemeyecektir.
yeniden teşekkürler hem size hem sayın Olguya.
Old 06-09-2014, 06:44   #14
Av.Dursun KARACA

 
Varsayılan

Bu konuda ben de bir şey sormak istiyorum.
Olay trafik kazasına bağlı yaralanma nedeniyle tazminat davası. Geçmişte işletene karşı açılan davada kalıcı sakatlık yok raporu üzerine dava reddedilmiş, bize geldiğinde sadece sigortaya karşı dava açtık, Adli Tıp raporu % 34 çıktı, buna göre sigorta bedelinin tamamının ödenmesine karar verildi.
Bu defa işletene karşı, sağlık açısından değişen durumun varlığını da iddia ederek, kalan kısmın ödenmesi için "belirsiz alacak" davası niteliğinde yeni bir dava açtık. Gerekçemiz; aradan geçen zamanda hesap unsurlarının değiştiğini, davanın taraflarının farklı olduğunu, zarar miktarının sigorta limitinin çok üstünde olması nedeniyle ilk davada sigorta tarafından bilirkişi raporuna itiraz bile edilmediğini düşündük.
Yukarıdaki tartışmalar doğrultusunda, açtığımız bu yeni dava "belirsiz alacak" davası olarak açılamaz mıydı?
Old 02-12-2014, 15:02   #15
Sevdem

 
Varsayılan

sayın Efkan tam ıslahla ilgili araştırma yaparken sizin diğer meslektaşlarla yazışmalarınızı okudum.benim de benzer bir durumum var.belirsiz açtığım kıdem tazminatı davamı tam alacak ya da kısmi alacak davasına tam ıslahla dönüştürme düşüncesindeyim.sizin davanızın son durumu nedir?kolay gelsin...
Old 03-12-2014, 12:34   #16
Av. Kader DEMİR

 
Varsayılan

merhabalar değerli meslektaşım,
benim davada öninceleme aşamasında ıslah talebimi içerir beyanda bulundum ve mahkemece yeni dava dilekçemi tebliğe çıkartmam için süre talep ettim. 7 günlük sürede dava değerinide yükselttiğimden harcı tamamlatıp yeni dilekçeyi davalıya tebliğe çıkarttım. yeni dilekçe ile niteliğini de değiştirip kısmi davaya dönüştürdüm.ikinci duruşması oldu. yeni dava dilekçesi üzerinden dava devam etmekte.
iş davalarında yaşadığınız benzer sorunu hemen hemen hepimiz yaşamaktayız. tam ıslah yapmayı düşünüyor iseniz, vekaletnamede yetkiniz olup olmadığından dikkat ediniz ve tabii bir kez daha ıslah edemeyeceğinizi unutmayınız lütfen. belirsiz alacak davası ile ilgili HGK dan karar bekleniyor diye biliyorum. eğer davanız karar aşamasında değilse biraz bekleyip içtihada göre de hareket edebilirsiniz.
iyi günler.
Old 03-12-2014, 15:43   #17
aykut

 
Varsayılan

Konuyla ilgili benim de bir işçi alacağı davam var. Ağustos ayında açtığım davada, daha yeni Mart ayına duruşma günü verdi hakim. Ayrıca ön inceleme ve tahkikatı da birleştirdi. Bu iyi haber mi kötü haber mi bilemedim (Büyük ihtimal kötü)

Açıkçası sürekli takip ediyoruz bu süreci zira bir sürü arkadaşım da aynı sorunla cebelleşiyor. 22.HD'nin bu kararı hakimler de dahil herkesi afallattı. Efkan beyin dediği gibi bu ay içtihat çıkacağı söyleniyor. O yüzden çoğu mahkeme davayı bekletiyor. Ben de bekleyeceğim bakalım bu içtihadı. Eğer olumsuz bir içtihat çıkarsa ne yapıp edip ıslah edeceğim artık. Başka da bir çarem yok

Ayrıca 22. HD'nin o ünlü kararının da tam bir hukuk cinayeti olduğunu düşünüyorum.

Saygılar
Old 23-12-2015, 11:55   #18
avsezgin

 
Varsayılan

Merhaba Sayın Meslektaşlarım. Bu konuda az önce başıma gelen bir olayı paylaşmak istiyorum.

İşçi alacaklarının tahsili için belirsiz alacak davası açmıştım. Bilirkişi raporu geldi. Ben de usulden red yememek ya da Yargıtay'ın bozmasından kurtulmak için harç tamamlamak yerine davayı ıslah ettim. Her ne kadar belirsiz alacak davası açmışsak da davamızı dam eda davası olarak ıslah ediyor talebimizi şu miktardan bu miktara çıkartıyoruz dedim.

Hakim yaptığım ıslahı tamamen ıslah olduğu, 7 gün içinde dava dilekçesi verilmediği, ıslah hakkının kullanılmış sayıldığı gerekçesiyle kıdem tazminatı ve yıllık izin ücreti yönünden davanın usulden reddine fazla çalışma ve genel tatil açısından ilk başta belirttiğimiz miktar yönünden kabulüne karar verdi.

Hakime ne dediysem anlatamadım. Bu ıslah tamamen ıslah değildir. Kısmi ıslahtır. Tamamen ıslahta dava türü değişir ya da konusu değişir. Fakat benim açtığım belirsiz alacak davası zaten baştan beri bir eda davasıdır. Hem alacağımın tespitini istiyorum hem de alacağın tahsilini. Yani edasını. Kısmi dava da öyledir hem tespit hem eda özelliği vardır. Dolayısıyla davanın konusu değiştirilmemiştir. Sadece ıslahla talep ve sonuç arttırılmıştır. Yani ben mi yanılıyorum. Bunun tamamen ıslahla ne alakası var ?
Old 23-12-2015, 12:52   #19
Matrix

 
Varsayılan HGK kararı

Alıntı:
Yazan avsezgin
Merhaba Sayın Meslektaşlarım. Bu konuda az önce başıma gelen bir olayı paylaşmak istiyorum.

İşçi alacaklarının tahsili için belirsiz alacak davası açmıştım. Bilirkişi raporu geldi. Ben de usulden red yememek ya da Yargıtay'ın bozmasından kurtulmak için harç tamamlamak yerine davayı ıslah ettim. Her ne kadar belirsiz alacak davası açmışsak da davamızı dam eda davası olarak ıslah ediyor talebimizi şu miktardan bu miktara çıkartıyoruz dedim.

Hakim yaptığım ıslahı tamamen ıslah olduğu, 7 gün içinde dava dilekçesi verilmediği, ıslah hakkının kullanılmış sayıldığı gerekçesiyle kıdem tazminatı ve yıllık izin ücreti yönünden davanın usulden reddine fazla çalışma ve genel tatil açısından ilk başta belirttiğimiz miktar yönünden kabulüne karar verdi.

Hakime ne dediysem anlatamadım. Bu ıslah tamamen ıslah değildir. Kısmi ıslahtır. Tamamen ıslahta dava türü değişir ya da konusu değişir. Fakat benim açtığım belirsiz alacak davası zaten baştan beri bir eda davasıdır. Hem alacağımın tespitini istiyorum hem de alacağın tahsilini. Yani edasını. Kısmi dava da öyledir hem tespit hem eda özelliği vardır. Dolayısıyla davanın konusu değiştirilmemiştir. Sadece ıslahla talep ve sonuç arttırılmıştır. Yani ben mi yanılıyorum. Bunun tamamen ıslahla ne alakası var ?
HGK - Belirsiz alacak
T.C.
YARGITAY Hukuk Genel Kurulu

ESAS NO : 2012/9-838
KARAR NO : 2012/715 Y A R G I T A Y İ L A M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Konya 1. İş Mahkemesi
TARİHİ : 05/06/2012
NUMARASI : 2012/236-2012/369
DAVACI : Mehmet Kavak vekili Av. Şuayip Koçak
DAVALI : Tosunoğulları Mobilya San . Tic. A.Ş. vekili Av. Öznur Özcan


Taraflar arasındaki “kıdem tazminatı ve fazla mesai ücreti alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Konya 1. İş Mahkemesince davanın reddine dair verilen 07.12.2011 gün ve 2011/945 E., 2011/592 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 27.12.2012 gün ve 2012/1756 E., 2012/5741 K. sayılı ilamı ile;
(…A) Davacı İsteminin Özetiavacı vekili, davacının davalıya ait işyerinde 13.12.2005 tarihinden 02.08.2011 tarihine kadar hafta içi 08.30-18.30, hafta sonu Cumartesi günleri de 08.30-13.30 arası çalıştığını, haftalık 45 saat i aşan çalışması olmasına rağmen fazla mesai ücretlerinin ödenmediğini, fazla mesai ücretlerinin ödenmemesi nedeni ile iş sözleşmesini noterden gönderdiği ihtarname ile 4857 sayılı İş Kanunu’nun 24/II.e maddesi uyarınca haklı nedenle feshettiğini belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı olmak kaydı ile 200,00 TL kıdem tazminatının, 100,00 TL fazla çalışma ücretinin davalı işverenden tahsili amacı ile kısmi dava açmıştır.
B) Davalı Cevabının Özetiavalı vekili, davacının 01.08.2011 tarihinde ücretin azlığı nedeni ile çalışmak istemediğini ve ayrılacağını söylediğini, istifa dilekçesi yazması gerektiği belirtilmesi üzerine tazminatlarını alıp almayacağını araştıracağını beyan ederek işyerini terk ettiğini, devamsızlık yaptığını, iş sözleşmesinin devamsızlık nedeni ile 03.08.2011 tarihinde 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/II.g maddesi uyarınca haklı nedenle feshedildiğini, davacının yeni bir iş bulduğunu, kıdem tazminatına hak kazanmadığını, fazla mesai ücret alacağı da bulunmadığını, bir an için fazla mesai ücret alacağı olduğu kabul edilse bile 27.09.2006 tarihinden öncesinin zamanaşımına uğradığını, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:Mahkemece ön inceleme aşamasında davacının çalıştığı süreyi ve ücretini bildiği, kullandırılmayan fazla çalışma süresini de bildiği, bu bilgiler doğrultusunda alacağının tamamını bildiği halde, HMK. 109/1 maddesi anlamında kısmi dava açtığı, aynı madde 2. fıkrasına göre alacak açıkça belli olduğundan kısmı dava açmasının mümkün olmadığı, HMK. 114/1-h maddesine göre hukuki yararın dava şartı olduğu, bunun yanında davacının talep sonucunu dava dilekçesinde HMK.nın 119/1-ğ maddesine göre açıkça bildirmek başka ifade ile taleplerini somutlaştırmak zorunda olduğu, bu zorunluluğu yerine getirmeyen davacının dava açmakta hukuki yararının varlığından söz edilemeyeceği gerekçesi ile HMK. 109/2 maddesine aykırı davanın usulden reddine karar verilmiştir.
D) Temyiz:Karar davacı vekili tarafından “tazminata ve alacağa esas ücretin belirlenmesi gerektiği, ayrıca fazla mesaide hakkaniyet indirimi yapıldığı, hak arama özgürlüğünün kısıtlandığı, kısmi davanın belirsiz alacak davasına göre daha geniş kapsamlı olduğu, kararın hatalı olduğu gerekçesi ile temyiz edilmiştir.
E) Gerekçe:Uyuşmazlık davanın niteliği üzerinde toplanmaktadır.
Davacının aynı hukukî ilişkiden kaynaklanan alacağının veya hakkının tümünü değil, belirli bir kısmını talep ederek açtığı davaya kısmî dava denir.
Bir davanın kısmi dava olarak nitelendirilebilmesi için, alacağın tümünün aynı hukuki ilişkiden (örneğin iş sözleşmesinden) doğmuş olması ve bu alacağın şimdilik bir kesiminin dava edilmesi gerekir(Kuru/Arslan/Yılmaz, Medeni Usul Hukuku, 22. Bası, Ankara, 2011, s. 286).
Kısmi dava 6100 sayılı HMK.’un 109. maddesinde tanımlanmıştır. Maddenin birinci fıkrasına göre “Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir”. İkinci fıkrasına göre ise “Talep konusunun miktarı, taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise kısmi dava açılamaz”.
Belirtilen düzenleme karşısında kısmi dava açılabilmesi için;
1) Talep konusunun niteliği itibari ile bölünebilir olması,
2) Talep konusunun miktarının, taraflar arasında tartışmalı veya açıkça belirli olmaması gerekir.
Talep konusu taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirlenebilir ise kısmi dava açılamayacaktır. (Pekcanıtez/Atalay/Özekes: Medeni Usul Hukuku, 10. Bası, Ankara, 2011, s. 313).
Dava konusu edilen alacak, yargılama sırasında hesap raporu alınmasını gerektiriyor(Kuru/Budak, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Getirdiği Başlıca Yenilikler. İstanbul Barosu Dergisi, Cilt 85, Sayı, 2011/5, s. 13) veya miktar veya değerinin belirlenmesi yargılama sırasında başka bir olgunun tespit edilmesini gerektiriyor ise talep konusu alacağın tartışmalı veya açıkça belirlenemeyeceği kabul edilmeli ve kısmi dava olarak görülmelidir.
Keza alacak miktarı veya değerinin hakimin takdiri veya yasal nedenlerle indirim yapılarak belirlendiği durumlarda da alacak belirsizdir. Fazla mesai ve tatil çalışmalarının kayda dayanmadığı durumlarda Dairemiz istikrarlı olarak “hastalık, izin gibi nedenlerle çalışılamayacak günler olduğu düşünülerek” bu tür alacaklarda hakkaniyet indirimi yapılması gerektiğini kabul etmektedir.
Diğer taraftan, işçilik tazminat ve alacakların belirlenmesinde ispat yükü dışında ilgili yasalarda hesabın unsurları olarak bazı kriterlere yer verilmiştir.
İşçilikte bu hesabın unsurlarında hizmet süresi ile işçinin aldığı gerçek ücret önemli kriterlerdir. Kıdem ve ihbar tazminatı giydirilmiş ücretten hesaplanırken, diğer tazminat ve alacaklar çıplak ücretten hesaplanmaktadır. Giydirilmiş ücrette, işçinin asıl ücretine ek olarak sağlanan para veya para ile ölçülebilen menfaatlerde dahil edilmektedir. Keza yıllık izin ücreti dışında çalışma olgusuna bağlı diğer işçilik alacakları muaccel oldukları tarihteki ücret üzerinden hesaplanmaktadır.
Ayrıca belirtmek gerekir ki tazminat ve alacakların belirlenmesine ilişkin kayıtlar ise genelde işveren tarafından tutulmaktadır. Dava konusu edilen alacağın (talep sonucunun) miktar olarak belirlenmesi, karşı tarafın vereceği (elindeki belgelerle) bilgi sonucu mümkün ise alacağın tartışmalı ve belirli olmadığı sonucuna varılmalıdır. (Kılıçoğlu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu El Şerhi, Legal Yayınevi, İstanbul, 2012 s: 582.)
4857 sayılı İş Kanunu’nun 67. Maddesi uyarınca, “günlük çalışmanın başlama ve bitiş saatleri ile dinlenme saatleri işyerlerinde işçilere duyurulur”. Aynı kanunun 8/3 maddesine göre ise “Yazılı sözleşme yapılmayan hallerde işveren işçiye en geç iki ay içinde genel ve özel çalışma koşullarını, günlük ya da haftalık çalışma süresini, temel ücreti ve varsa ücret eklerini, ücret ödeme dönemini, süresi belirli ise sözleşmenin süresini, fesih halinde tarafların uymak zorunda oldukları hükümleri gösteren yazılı bir belge vermekle yükümlüdür”. Özellikle fazla mesai ve tatil çalışmaları karşılığı ücret alacaklarının belirlenmesi için işverenin bu yükümlülüğünü yerine getirmesi şarttır.
HMK.’un 107/son maddesine göre ise “kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir”. Davacının kısmi dava açabilmesi için hukuki yararının olması şarttır. Buradan hareketle bir davanın kısmi dava olarak görülebilmesi için dava şartı olan davacının hukuki yararının bulunması gerekir.
Hukuki yarar, kanunun 114/h maddesi uyarınca dava şartı olarak kabul edilmiştir. Takip eden 115/2 maddedeki kurala göre ise “Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder”. Düzenleme gereğince, eksik olan bir dava şartı, belirli bir süre verilerek giderilebilecek ise, hakim tarafından eksikliğin giderilmesi için kesin süre verilmesi gerekir. Bu süre içinde dava şartı eksikliği tamamlanmaz ise dava, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddedilmelidir.
Diğer taraftan kanunun 119. maddesinde dava dilekçesinde bulunması gereken hususlar sayılmış ve açık bir şekilde talep sonucunun da bulunacağı belirtilmiş ve maddenin ikinci fıkrasında ise talep sonucunun açık olmaması halinde hakimin davacıya talebini açıkça belirlemesi için süre vermesi gerektiği belirtilmiştir. Gerek 115 ve gerekse 119. maddelerde verilen kesin sürenin bir haftalık süre olacağı da belirtilmiştir.
Dosya içeriğine göre davacı vekili, davacı işçinin aldığı ücreti ve çalışma süresini, davacının iş sözleşmesini fazla çalışma ücretlerinin ödenmemesi nedeni ile 4857 sayılı İş Kanunu’nun 24/II.e maddesi uyarınca feshettiğini ve kıdem tazminatı ile ödenmeyen fazla mesai ücret alacağının ödenmesi gerektiğini belirterek, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak ve her bir talebine ilişkin miktar belirterek kısmi dava olarak davalı işverenden tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı işveren davacının ücretine ilişkin bordro ve banka hesap ekstresi sunmuştur. Bordro ve hesap ekstresindeki ücretler farklılık göstermektedir.
Davacının istenilen alacağın türü ve hukuki niteliği belli olmasına rağmen, miktarını dava açarken tam olarak saptaması, belirlemesi olanaklı olmayabilir. Hesap raporu alınmasını, yargılama yapılmasını gerektiren bu durumda davacı fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak kısmi dava yoluna başvurabilir. Kısmi dava olarak açılan bu davada yargılama sırasında belirlenen bakiye alacağı için davalının muvafakat etmemesi halinde, ek dava yolu ile ayrı bir davada isteyebileceği gibi aynı davada ıslah sureti ile dava ettiği miktarları arttırarak talepte bulunabilir.
Kısmi dava olarak açıldığı uyuşmazlık dışı olan davada yukarıda belirtilen somut maddi ve hukuki olgulara göre;
1. Dava konusu edilen kıdem tazminatı ve fazla mesai ücret alacağına esas ücret taraflar arasında uyuşmazlık konusudur. Diğer taraftan fazla mesai ücretinin belirlenmesine esas kayıtlar sunulmadığı gibi, davalı işveren İş Kanunu’nun 8 ve 67. Maddesindeki yükümlülüklerini de yerine getirdiğini savunmamıştır. İş davalarına yansıyan yönüyle işçi ve işveren arasında en temel uyuşmazlık temel ücretin belirlenmesi noktasında ortaya çıkmaktadır.
Yargıtay uygulamasına göre işçinin iddia ettiği temel ücret miktarı işverence kabul edilmediğinde meslek kuruluşlarından olası (adet-emsal olan) ücret yönünden araştırmaya gidilmekte ve çoğunlukla meslek odasının bildirdiği ücret hesaplamaya esas alınmaktadır. Bu ihtimalde işçi iddia ettiği ücreti kanıtlayamamış olmaktadır. Zira ücretle ilgili tüm deliller işveren uhdesindedir ve işçinin çoğu kez bu delillere ulaşmasına imkan tanınmamaktadır. Bu yönüyle temel ücretin tespitindeki ve ispatındaki ülkemize has güçlükler sebebiyle kısmi davanın açılmasında işçinin hukuki menfaatinin olduğu kabul edilmelidir. Ayrıca kıdem tazminatı giydirilmiş ücretten, fazla mesai alacağı da muaccel olduğu tarihteki ücret üzerinden hesaplanacak, fazla mesai alacağı kayda dayanmadığı takdirde indirime tabi tutulacaktır.
Tazminat ve alacaklar tartışmalı ve açıkça belirli değildir. Yargılama sırasında hesap raporu alınmasını, tazminat ve alacağa esas ücretin tespit edilmesini gerektirmektedir. Kısmi dava açılmasında yasanın aradığı unsurlar ve hukuki yarar şartı gerçekleştiğinden davanın görülmesi gerekir. Aksi gerekçe ile davanın usulden doğru değildir.
2. Kabule göre ise;
a) Dava dilekçesinde talep sonucu açıkça belli olduğundan, mahkemenin “davacının talep sonucunu dava dilekçesinde HMK.’un 119/1-ğ maddesine göre açıkça bildirmek başka ifade ile taleplerini somutlaştırmak zorunda olduğu, bu zorunluluğu yerine getirmeyen davacının dava açmakta hukuki yararının varlığından söz edilemeyeceği” gerekçesi yerinde değildir. Kaldı ki talep sonucunun açık olmadığı kabul edilse dahi 119/2 maddesi uyarınca dava dilekçesindeki bu eksikliğin tamamlanması için süre verilmesi gerekirken bu kurala da uyulmamıştır.
b) Diğer taraftan mahkemece dava konusu alacağın belli olduğu, kısmi dava açılamasında davacının hukuki yararının olmadığı kabul edilmiştir.
Dava şartı olan hukuki yarar şartı tamamlanması gereken şartlardandır. Bu kabule göre ise yine davacı vekiline davasını tam dava olarak devam etmesi ve dava şartı olan hukuki yarar şartında eksikliği gidermesi için HMK.’un 115/2 maddesi uyarınca bir haftalık kesin süre verilmesi gerekirken Mahkemece kesin süre verilmeden yazılı şekilde davanın usulden reddi de isabetsizdir...)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davacı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, fazla mesai ücretinin ödenmemesi nedeni ile iş akdini haklı nedenle feshettiği iddiasıyla, işçi tarafından açılan kıdem tazminatı ve fazla mesai ücreti alacağının 300,00 TL lik kısmının tahsili istemine ilişkindir.
Davacı vekili, müvekkilinin, davalıya ait işyerinde 13.12.2005 tarihinden 02.08.2011 tarihine kadar hafta içi 08.30-18.30, hafta sonu cumartesi günleri de 08.30-13.30 arası çalıştığını, haftalık 45 saati aşan çalışması olmasına rağmen fazla mesai ücretlerinin ödenmediğini, fazla mesai ücretlerinin ödenmemesi nedeni ile iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı olmak kaydı ile 200,00 TL kıdem tazminatının, 100,00 TL fazla çalışma ücretinin davalı işverenden tahsilini istemiştir.
Davalı vekili, davacının iş sözleşmesinin devamsızlık nedeni ile 03.08.2011 tarihinde haklı nedenle feshedildiğini, davacının yeni bir iş bulduğunu, kıdem tazminatına hak kazanmadığını, fazla mesai ücret alacağı da bulunmadığını, bir an için fazla mesai ücret alacağı olduğu kabul edilse bile 27.09.2006 tarihinden öncesinin zamanaşımına uğradığını, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Yerel Mahkemece, ön inceleme aşamasında dilekçe üzerinde yapılan inceleme sonucu, davacının çalıştığı süreyi ve ücretini bildiği, fazla çalışma süresini de bildiği, bu bilgiler doğrultusunda alacağının tamamını bildiği halde, HMK. 109/1 maddesi anlamında kısmi dava açtığı, aynı madde 2. fıkrasına göre alacak açıkça belli olduğundan kısmı dava açmasının mümkün olmadığı, HMK.114/1-h maddesine göre hukuki yarar dava şartı olduğu, bunun yanında davacı talep sonucunu dava dilekçesinde HMK.nın 119/1-ğ maddesine göre açıkça bildirmek başka ifade ile taleplerini somutlaştırmak zorunda olduğu, bu zorunluluğu yerine getirmeyen davacının dava açmakta hukuki yararının varlığından söz edilemeyeceği, gerekçesiyle HMK. 109/2 maddesine aykırı olarak açılan davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Özel Dairece, hüküm yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuş, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hükmü temyize davacı vekili getirmiştir.
Davanın, kısmi dava ve dava konusu alacağın bölünebilir alacak olduğu uyuşmazlık konusu değildir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda davaya konu olan kıdem tazminatı ve fazla mesai ücretine ilişkin alacak miktarının “taraflar arasında tartışmasız ve açıkça belli” olup olmadığı, varılacak sonuca göre de bu alacaklara ilişkin olarak HMK’nın 109 maddesine göre kısmi dava açılmasının mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle kısmi davanın hukuki niteliğinden bahsetmekte yarar bulunmaktadır.
Alacağın yalnızca bir bölümü için açılan davaya kısmi dava denir. Bir davanın kısmi dava olarak nitelendirilebilmesi için, alacağın tümünün aynı hukuki ilişkiden doğmuş olması ve alacağın şimdilik belirli bir kesiminin dava edilmesi gerekir. Diğer bir söyleyişle, bir alacak hakkında daha fazla bir miktar için tam dava açma imkânı bulunmasına rağmen, alacağın bir kesimi için açılan davaya, kısmi dava denir. Kısmi dava açılabilmesi için talep konusunun bölünebilir olması gerekli olup, açılan davanın kısmi dava olduğunun dava dilekçesinde açıkça yazılması gerekmez. Dava dilekçesindeki açıklamalardan davacının alacağının daha fazla olduğu ve istem bölümünde “fazlaya ilişkin haklarını saklı tutması” ya da “alacağın şimdilik şu kadarını dava ediyorum” demesi, kural olarak yeterlidir(Yargıtay HGK 02.04.2003 gün ve 2003/4-260 Esas 271 K.sayılı ilamı;Pekcanıtez H./Atalay M./Özekes M.; Medeni Usul Hukuku, 12. Bası, s. 320; Kuru/Arslan/Yılmaz, Medeni Usul Hukuku, 22. Bası, s.286).
1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda açıkça kısmi dava düzenlenmediği halde, söz konusu Kanunun yürürlükte olduğu dönemde de kısmi dava açılması mümkün bulunmaktaydı. Çünkü, alacak hakkının bir bölümünün dava edilip geriye kalan kısmının ikinci bir dava ile istenmesini engelleyen bir hüküm bulunmamaktaydı. Kısmi dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 109. maddesinde ise, ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasında; talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmının da dava yoluyla ileri sürülebileceği; İkinci fıkrasında ise; talep konusunun miktarı, taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise kısmi dava açılamayacağı belirtilmiştir.
Bu durumda; davadaki talep konusunun miktarı taraflar arasında “tartışmasız” ise veya taraflar arasında miktar veya parasal tutar bakımından bir tartışma olmakla beraber, tarafların anlaşmasına gerek kalmaksızın, objektif olarak talep konusunun miktarı herkes tarafından anlaşılabilecek şekilde “belirli” ise o talep konusunun sadece bir kısmı dava edilemeyecektir. Örneğin satım sözleşmesinde alıcının ödemesi gereken bedel, sözleşmede tereddüde yer bırakmayacak biçimde, açıkça yazılı ise kısmi dava caiz değildir.( Pekcanıtez H./Atalay M./Özekes M, age s.328; Kuru/Arslan/Yılmaz, age s.286).
Doktrinde; talep konusunun miktarının, tarafların anlaşmasına gerek kalmaksızın objektif olarak belirlenebilmesinde, İİK m. 67 hükmünde öngörülen icra inkâr tazminatına ilişkin “likit alacak” kavramının yol gösterici olabileceği ileri sürülmüştür.(Kuru/Budak, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Getirdiği Başlıca Yenilikler, İstanbul Barosu Dergisi, Cilt 85, Sayı, 2011/5, s. 11; Yılmaz Ejder, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, Ankara 2012 s.737 vd.).
Genel bir kavram olarak “likid (ligiude) alacak”; “tutarı belli (muayyen), bilinebilir, hesaplanabilir alacaktır” Likit bir alacaktan söz edilebilmesi için; ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilecek durumda olması gerekir. Bu koşullar yoksa, likit bir alacaktan söz edilemez (YHGK 14.07.2010 gün ve 2010/19-376 Esas 397 K.sayılı ilamı).
Likit alacak bakımından aranan “borçlunun, talep edilen alacağı veya alacağın bütün unsurlarını bilmesi veya bilmek (kolayca hesap edebilmek) durumunda olması; bu bağlamda alacağın miktarının belirlenmesi için tarafların ayrıca mutabakata varmasına (anlaşmasına) veya mahkemenin tayin edeceği bilirkişi eliyle bir değerlendirme yapılmasına ihtiyaç bulunmaması, diğer bir anlatımla borçlunun, yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması” ölçütü birçok tartışmayı sona erdirmekle beraber, bir davada bilirkişi incelemesine gidilmesinin, alacağın likit olup olmadığı ile ilgili başlı başına bir kıstas olarak kabul edilmesi de doğru değildir. Çünkü mahkeme uygulamasında “hesap işi”, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerden olduğundan borçlunun, kendi başına hesaplayabilecek durumda olduğu asıl alacak ve temerrüt faizine itiraz etmesi halinde, mahkemenin, alacaklının alacağının miktarını, bizzat tespit etmeyip bilirkişi vasıtasıyla belirleneceğinden, likit olan bir alacağın sırf bilirkişi incelemesi yapıldığı gerekçesi ile likit sayılmaması doğru olmayacaktır(Yılmaz, age s. 737, 740).
Doktrinde, talep konusunun belirlenmesinin imkânsız olduğu durumlara örnek olarak: Biyolojik nedenlere bağlı imkânsızlık hali (ağır yaralanan kişinin tedavisi sonuçlanmadan zararının belirlenmesinin mümkün olmaması; TBK. 75, mülga BK 46/2 maddeleri gibi) ; hukuki anlamda imkânsızlık hali (davacının talep sonucunu belirleyebilmesi için gereken bilgilerin üçüncü kişi veya davalının bünyesinde olması, hakimin takdir yetkisinin bulunduğu gibi durumlar); sübjektif imkânsızlık hali (kullanılmış bir aracın kısmen zarar görmüş olması durumunda araç değerindeki azalmanın tespit hali gibi) hususlar gösterilmektedir. (Pekcanıtez: Belirsiz Alacak Davası, Ankara, 2011, s. 43,44)
Sonuç olarak; işçilik alacaklarının özelliği de dikkate alınarak, bu alacaklarda, talep konusunun miktarının taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli olduğunu söylemek mutlak olarak doğru olmadığı gibi, aksinin kabulü de doğru değildir. Bu nedenle, talep konusu işçilik alacakları belirli olup olmadığının somut olayın özelliğine göre değerlendirilmesi ve sonuca gidilmesi daha doğru olacaktır.
Kıdem tazminatı alacağı ve fazla mesai ücreti alacağının hesaplanmasında, hizmet süresi ile işçinin aldığı gerçek ücret önemli kriterlerdir. Kıdem tazminatı, giydirilmiş ücretten hesaplanırken, diğer işçilik alacakları çıplak ücretten hesaplanmaktadır. Giydirilmiş ücrete, işçinin asıl ücretine ek olarak sağlanan para veya para ile ölçülebilen menfaatler de dahil edilmektedir.
4857 sayılı İş Kanununun 67. maddesi uyarınca, “Günlük çalışmanın başlama ve bitiş saatleri ile dinlenme saatleri işyerlerinde işçilere duyurulur”. Aynı Kanunun 8/3 maddesinde de: “Yazılı sözleşme yapılmayan hallerde işveren işçiye en geç iki ay içinde genel ve özel çalışma koşullarını, günlük ya da haftalık çalışma süresini, temel ücreti ve varsa ücret eklerini, ücret ödeme dönemini, süresi belirli ise sözleşmenin süresini, fesih halinde tarafların uymak zorunda oldukları hükümleri gösteren yazılı bir belge vermekle yükümlüdür." hükmüne yer verilmiş olup, özellikle fazla mesai ve tatil çalışmaları karşılığı ücret alacaklarının belirlenmesi için işverenin bu yükümlülüğünü yerine getirmesi şarttır.
Uyuşmazlığa konu fazla mesai ücreti alacağı ve kıdem tazminatı alacağı istemleri yönünden yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Yargıtayın yerleşik uygulamasına göre, gerçek fazla mesai ücretine ulaşmak için kesin delillerle fazla mesai süresinin ispatlanamadığı durumlarda, takdiri delillerle belirlenen süreden bir miktar sürenin indirilmesi gerektiği kabul edilmektedir(Yargıtay HGK 05.05.2010 gün ve 2010/9-239 Esas 247 K.sayılı ilamı). Ayrıca somut olayda, davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkilinin aldığı ücretin ne olduğu konusunda bir açıklamada bulunmamış, keza davalı vekili de cevap dilekçesinde ücret ile ilgili açıklayıcı bir beyanda bulunmamıştır. Dosya içerisinde bulunan davacının 2011 yılı 7. aya ait ücret bordrosunda 30 günlük ücretinin 860,35 TL olduğu halde, banka hesap ekstresinde davacıya 05.07.2011 tarihinde 408,00 TL, 19.07.2011 tarihinde 250,00 TL olmak üzere 2011 yılı 7. ayında 658,00 TL ödeme yapıldığı anlaşılmaktadır. Davacının ücreti ile ilgili iş yeri ücret bordroları ile banka hesap ekstresi farklılık gösterdiği gibi işverenin, 4857 sayılı İş Kanununun 8/3 maddesi uyarınca işverene yüklenen yükümlülükleri yerine getirdiğini gösterir bir delil de davalı tarafça dosyaya sunulmamıştır.
Somut olayda, tüm bu açıklamalar dikkate alındığında dava konusu fazla mesai ve kıdem tazminatı istemi için de HMK m.109/2 anlamında talep konusunun miktarının taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli olduğundan söz edilmesi mümkün değildir. Bu bakımdan Yerel Mahkemenin, Hukuk Genel Kurulu çoğunluğunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyması gerekirken, direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı olup; verilen kararın bozulması gerekmiştir.
S O N U Ç : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununa eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunun m. 8/3. hükmü uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 17.10.2012 gününde oyçokluğu ile karar verildi.***
Old 24-12-2015, 14:11   #20
Av. Kader DEMİR

 
Varsayılan

merhabalar avsezgin,derdest olan davamda ben tam ıslahımı yaparken sizin belirttiğiniz şekilde yaptım davam belirsiz değil kısmidir dava değerimde ...TL dir deyip, yeni dava dilekçemi 7 gün içinde sundum ve eksik harcı yatırdım.
sizdeki beyana çok yakın.kısmi ıslahta yalnızca dava değerini artırabiliyorsunuz. kısmi ile tam ıslahı birbirinden ayıran noktada burada zaten. olayınızda dava konusu değişmemiş ancak dava türü değişmiştir. dava türünü belirlemekte her ne kadar hakimin görevi ise de usulden red yemememek için sizinde yaptığınız gibi davayı ıslah ediyoruz.
hakimin verdiği kararda bence hata yok gibi.
bu aşamadan sonra 2 yol çizilebilir.
ya dava temyiz edilecek ve sonuca göre hareket edilecek ancak bu da zaman kaybı demek.
ya da ek dava yoluna gidilecek
Old 24-12-2015, 16:56   #21
avsezgin

 
Varsayılan

Kadir Bey Teşekkür ederim. Ben dava türü ve konusunu değiştirmediğim, sadece dava değerini arttırdığım düşüncesindeyim. Karşı taraf kurum olduğu ve kısmi kabul olduğu için zaten temyiz edeceklerdir. Dolayısıyla ben de temyiz etmeyi düşünüyorum. Bakalım Yargıyay ne diyecek. Buna benzer bir kaç tane daha dosyam var ve aynı şekilde ıslah yaptım. Diğer mahkemelerde bir sorun çıkmadı. Bu dosyada karşı taraf itiraz etti yoksa bu dosya da bir şekilde kabul olacaktı.
Old 05-05-2016, 05:23   #22
avden

 
Varsayılan Yargitay Karari

T.C.
YARGITAY HUKUK GENEL KURULU
Esas No:2014/424
Karar No:2016/207
Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesince davanın reddine dair verilen 06.06.2016 gün ve 2011/680 E., 2012/303 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 10.07.2013 gün ve 2012/6728 E., 2013/4521 K. sayılı ilamı ile;
(...Dava, eser sözleşmesine dayalı hakediş, imalât bedelinden kalan alacak ile teminat kesintisi alacaklarının tahsili istemiyle açılmış, mahkemenin; davanın reddine dair kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı yüklenicinin üstlendiği yem fabrikası ve depo inşaat işini 2010 yılı birim fiyatlarından %42,12 tenzilatla taşeron olarak üstlendiğini, bu konuda 11.05.2010 günlü sözleşmenin yapıldığını, sözleşme kapsamındaki işlerle birlikte sözleşme dışı işler de yaptığını, buna rağmen 6 nolu hakedişten 87.894,49 TL alacağının ödenmediğini belirterek, bu kalem alacağından şimdilik 80.000,00 TL'nin; sözleşmenin 26.3 maddesi uyarınca emanette bulunan 115.515,14 TL'den şimdilik 80.000,00 TL'nin ve geçici kabul tutanağına göre nefaset kesintisi yapıldıktan sonra bakiye kalan 227.463,45 TL alacağından şimdilik 150.000,00 TL'nin 14.03.2011 tarihinden itibaren avans faiziyle birlikte davalıdan tahsilini istemiş, ayrıca; açmış olduğu davanın belirsiz alacak davası olduğunu belirtmiştir.
Mahkemece, davacının alacağını tam ve kesin olarak belirleyebilecek durumda olduğu, bu nedenle kısmi dava açmakta hukuki yararının olmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Dava ve karar tarihinde yürürlükte bulunan 6100 Sayılı HMK'nın 107/1. maddesinde; davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkansız olduğu hallerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir hükmüne yer verilmiştir. Davacının dava dilekçesinde açıkladığı olaylar ve istemleri dikkate alındığında; davacının dava tarihi itibarıyla alacağının miktarını tam ve kesin olarak belirleyebilecek durumdadır. Bu nedenle, davacı vekilinin dava dilekçesinde alacağının belirsiz alacak davası olarak belirtmesine karşın mahkemece belirsiz alacak davası olarak nitelendirilmemiş olmasında bir isabetsizlik yoktur.
Sorun, davacının alacağını tam ve kesin olarak belirleyebilecek bir durumda olması halinde alacağının tahsili için kısmi dava açmasının mümkün olup olmadığında toplanmaktadır.
Davacının aynı hukuki ilişkiden kaynaklanan alacağının veya hakkının tümünü değil, belirli bir kısmını talep ederek açtığı davaya kısmi dava denir. Diğer bir ifadeyle, bir alacak hakkında daha fazla miktar için tam dava açma imkanı bulunmasına rağmen, alacağın bir kesimi için açılan davaya kısmi dava denir. Bir davanın kısmi dava olarak nitelendirilebilmesi için, alacağın tümünün aynı hukuki ilişkiden (örneğin eser sözleşmesinden) doğmuş olması ve bu alacağın şimdilik bir kısmının dava edilmesi gerekir (Yargıtay HGK 17.10.2012 gün, 2012/9-838 Esas 715 Karar sayılı ilamı, Kuru/Arslan/Yılmaz, Medeni Usul Hukuku, 22. Bası,s.286; Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku, 12. Bası, s.320).
Kısmi dava, 6100 Sayılı HMK'nın 109. maddesinde düzenlenmiş olup, maddenin 1.fıkrasında “Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir” hükmüne, 2.fıkrasında ise; “Talep konusunun miktarı, taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise kısmi dava açılamaz” hükmüne yer verilmiştir. Bu düzenlemelere göre, kısmi dava açılabilmesi için;
a-Talep konusunun niteliği itibariyle bölünebilir olması,
b-Talep konusunun miktarının taraflar arasında tartışmalı bulunması veya açıkça belirli olmaması gerekir.
Şayet, talep konusu taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirlenebilir ise kısmi dava açılamayacaktır. Diğer bir anlatımla; talep konusunun miktarı taraflar arasında “tartışmasız” ise veya taraflar arasında miktar veya parasal tutar bakımından bir tartışma olmakla beraber, tarafların anlaşmasına gerek kalmaksızın, objektif olarak talep konusunun miktarı herkesçe anlaşılabilecek şekilde “belirli” ise, o talep sonucunun sadece bir kısmı dava edilemez. Bu gibi hallerde, kısmi davanın yasaklanmasının sebebi, davacının kısmi dava açmakta hukuki yarar bulunmadığının kabul edilmesidir. Davacının alacağını, küçük parçalara bölüp her biri için ayrı ayrı dava açmasında hukuki yarar değil; aksine, dava hakkının kötüye kullanılması söz konusudur (Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku, 11.Bası,s.319-320).
Talep konusu açıkça taraflar arasında tartışmalıysa ya da açıkça belirli değilse açılan bir kısmi davada davacının hukuki yararının bulunduğunun kabulü gerekir. Açılmış olan bir kısmi davada alacağın taraflar arasında tartışmalı olup olmadığı ya da açıkça belirli olup olmadığı davalının davaya vereceği cevapla anlaşılabilir. Nihayet hakim, ön inceleme aşamasında bu hususu tespit edebilir. Şayet, davalı davaya cevabında alacağı tartışmalı hale getirmişse artık, açılmış olan kısmi davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddedilmeyip işin esası hakkında hüküm kurulması gerekir (Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku, 11.bası,s.320-321). Somut olayda da; davalı iş sahibi şirket vekili cevap dilekçesinde, 28.02.2011 günlü kesin hakedişin onaylanmadığını ve bu hakedişte yapılan hesaplamaların hatalı olduğunu, inşaat, mekanik tesisat ve elektrik imalatıyla ilgili poz ve metrajların hatalı olduğunu, nakliye ile ilgili metrajın hatalı olduğunu, işin süresinde tamamlanmadığını, davacıya borçları olmadığı gibi alacaklarının olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir. Davalı tarafın davaya cevap dilekçesinden de anlaşılmaktadır ki; davacı alacağı taraflar arasında tartışmalı hale gelmiştir. Böyle bir durumda ve yukarda yapılan açıklamalar ışığında, davacı taşeronun kısmi dava açmakta hukuki yararının olmadığından söz edilemez. Bu sebeple, mahkemece 6100 Sayılı HMK'nın 109/1. maddesi gereği davaya bakılıp sonuçlandırılması gerekirken, yerinde olmayan gerekçelerle usulden davanın reddine karar verilmiş olması doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir...)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN : Davacı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir.
Yerel Mahkemece, davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı, HMK'nun 107/1.maddesine göre; davanın açıldığı tarihte alacağın miktarının yahut değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkansız olduğu hallerde belirsiz alacak davası açılabileceği, davacının dava dilekçesinde de açıkça belirttiği üzere alacaklarını belirlemiş olduğu, buna rağmen belirsiz alacak davası açtığı, belirsiz alacak davası açmakta hukuki yararının bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddini karar verilmiştir.
Davacı vekilinin temyizi üzerine hüküm; Özel Dairece, yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuş; mahkemece davacı tarafça açılmış bir kısmi dava olmadığı, dava dilekçesi ile davanın belirsiz alacak davası olduğunun açıkça beyan edildiği, mahkemece, davacının talebi dikkate alınarak dilekçeler aşamasının tamamlanmasından sonra, ön inceleme aşamasında, davanın belirsiz alacak davası olarak görülüp görülemeyeceği yönünden bir inceleme yapıldığı, yapılan inceleme sonucu belirsiz alacak davası açma koşullarının bulunmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verildiği, açılmış bir kısmi dava bulunmadığı dikkate alınarak, kısmi dava yönünden bir değerlendirme yapılmadığı, açılmış bir belirsiz alacak davasında, belirsiz alacak davasının koşullarının bulunmadığının tespitinden sonra, bu davaya kısmi dava olarak devam edilemeyeceği gerekçesi ile ilk kararda direnilmiştir.
Direnme hükmünü temyize davacı vekili getirmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; belirsiz alacak davası olarak açılan davaya kısmi dava olarak devam edilmesinin mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle belirsiz alacak davası ile kısmi davadan bahsetmekte yarar bulunmaktadır:
Belirsiz alacak davası hukukumuza ilk kez 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK) ile girmiştir. Bu Kanunun 107. maddesi; "
(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.
(2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir.
(3) Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir.” şeklindedir.
Hak arama durumunda olan kişi, talepte bulunacağı hukukî ilişkiyi muhatabını ve bu ilişkiden dolayı talep edeceği miktarı asgarî olarak bilmesine ve tespit edebilmesine rağmen, alacağının tamamını tam olarak tespit edemeyebilir. Özellikle, zararın baştan belirlenemediği, ancak bir incelemeden sonra tam olarak tespiti mümkün olan tazminat taleplerinde böyle bir durumla karşılaşılabilmesi söz konusudur.
Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklının, hukukî ilişki ile asgarî bir miktar ya da değer belirterek alacak davası açabilmesi belirsiz alacak davası ile mümkündür. Alacaklının bu tür bir dava açması için, dava açacağı miktar ya da değeri tam ve kesin olarak belirlemesi gerçekten mümkün olmamalı ya da bu objektif olarak imkânsız olmalıdır. Açılacak davanın miktarı biliniyor yahut tespit edilebiliyorsa, böyle bir dava açılamaz. Çünkü her davada arandığı gibi, burada da hukukî yarar aranacaktır, böyle bir durumda hukukî yararın bulunduğundan söz edilemez. Belirsiz alacak davası veya tespit davası açılması hâlinde, alacaklı, tüm miktarı belirtmese dahi, davanın başında hukukî ilişkiyi somut olarak belirtmek ve tespit edebildiği ölçüde de asgarî miktarı göstermek durumundadır.
Belirsiz alacak davası açılabilen durumlarda, miktar ya da değerin tespit edildiği anda, alacaklı iddianın genişletilmesi yasağından etkilenmeksizin talebini artırabilir (HMK m. 107/2). Kural olarak, bir davada başlangıçta belirtilen miktar veya değerin artırılması, iddianın genişletilmesi yasağına tâbidir. Bunun amacı, davacının dava açarken hakkını kötüye kullanmaması, daha özenli davranması, yargılamayı gereksiz yere uzatmamasıdır. Oysa baştan miktar veya değeri tam tespit edilemeyen bir alacak için, davacının böyle bir ihmal ya da kusurundan söz edilemez. Bu sebeple, belirsiz alacak davası açıldıktan sonra, yargılamanın ilerleyen aşamalarında, karşı tarafın verdiği bilgiler ve sunduğu delillerle ya da delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemleri sonucu (örneğin, bilirkişi ya da keşif incelemesi sonrası), baştan belirsiz olan alacak belirli hâle gelmişse, davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tâbi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini arttırabilmesi mümkündür. Davacı, sınırlama ve yasağa tâbi olmadan, sadece talepte bulunmak suretiyle yeni miktar üzerinden yargılamaya devam edilmesini isteyebilecektir. Şüphesiz, alacağın belirli hâle gelmesini müteakip ortaya çıkan yeni talep eksik belirtilmişse, bundan sonra yeni bir artırma isteği iddianın genişletilmesi yasağıyla karşılaşacaktır. Çünkü, bu hâlde belirsizlik değil, davacının kendi ihmalinden kaynaklanan bir durum söz konusudur.
Belirsiz alacak davası, sadece para alacakları için söz konusu olur. Konusu para olmayan eda davaları için belirsiz alacak davası açılamaz.
Aslında maddî hukukta belirsiz alacak davası açılabilmesinin dayanakları mevcuttur. Örneğin, Borçlar Kanunu’nun 42. maddesinin ikinci fıkrasına göre, “Zararın miktarını ispat etmek mümkün olmadığı takdirde hâkim, halin mutat cereyanına ve mutazarrır olan tarafın yaptığı tedbirleri nazara alarak onu adalete tevfikan tayin eder.” Bu düzenleme ile davacının dava açarken alacağını tam olarak dava dilekçesinde göstermesinin mümkün olamayacağı kabul edilmiştir. Bu örnek dışında maddî hukukta belirsiz alacak davası açılabilmesini mümkün kılan düzenlemeler yer almaktadır. Örneğin, Türk Ticaret Kanunu m. 58, 551 sayılı Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname m. 141, 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Karamame m. 67, 554 sayılı Endüstriyel Tasarımların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname m. 53, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu m. 66 belirsiz alacak davası açılabileceğine ilişkin örneklerdir. Görüldüğü gibi, hukukumuzda da belirsiz alacak davası açılabilmesinin maddî hukukta dayanakları bulunmaktadır.
Belirsiz alacak davası öncelikle maddî hukuka hizmet etmektedir. Zira alacaklının alacağını dava açarken belirleyemediği hallerde belirsiz alacak davası açmasına izin verilmezse, bu öncelikle maddî hukuka aykırı olacak ve zarar görenin zararını karşılayamamasına neden olacaktır. Belirsiz alacak davası usûl hukuku bakımından öncelikle davacının yargılama giderlerine ilişkin riskini azaltmayı amaçlamaktadır. Davacı belirsiz alacak davası sayesinde yanlış olarak eksik ya da fazla miktarda talep sonucunu belirleme zorunluluğundan da kurtarılmaktadır.
Kısmi davaya gelince; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 109. maddesi kısmî davayı düzenlemektedir. Maddenin dava tarihinde yürürlükte bulunan ve somut uyuşmazlığa uygulanması gereken 01.04.2015 tarih 6644 sayılı Kanun’un 4. maddesi ile iptal edilmeden önceki hali:
“(1) Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir.
(2) Talep konusunun miktarı, taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise kısmi dava açılamaz.
(3) Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez.” şeklindedir.
Maddenin birinci fıkrasında, kısmî dava kurumunun ne zaman işlerlik kazanabileceği hususu hüküm altına alınmıştır. Bu düzenleme çerçevesinde, talep konusu niteliği itibarıyla bölünebiliyor ise onun sadece bir kısmının dava yoluyla ileri sürülmesi mümkün olacaktır. Alacağın tamamı aynı hukukî ilişkiden doğup, şimdilik sadece bir kesimi dava ediliyorsa kısmî davadan söz etmek gerekecektir.
Bu dava çeşidine müracaat edebilmek için, talebin konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olması gerekir.
Anılan maddenin dava tarihinde yürürlükte bulunan ancak 01.04.2015 tarih 6644 sayılı Kanun’un 4. maddesi ile yürürlükten kaldırılan ikinci fıkrasında talep konusunun miktarının taraflar arasında tartışmasız ve açıkça belirli olması durumunda kısmî davanın açılamayacağı hüküm altına alınmıştı. Bununla kısmî dava kurumunun amaç dışı kullanılmasının önüne geçilmek istenmiş, yani sözü edilen hâlde davacının kısmî dava açmakta hukukî yararının bulunmadığı kabul edilmişti.
Maddenin üçüncü fıkrasında ise dava açılırken fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmamasına ilişkin bir kayda yer verilmemiş olmasının, dava dışı tutulan kesim bakımından feragat edilmesi anlamına gelmeyeceği hususu açıkça hüküm altına alınmış, bu konudaki suskunluğun ileride ek dava açma imkânını ortadan kaldırmayacağına işaret edilmiştir. Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmişse, bu durumda feragat nedeniyle alacak da zaten sona ermiş olacağından ek dava yoluyla ileri sürülmesi mümkün bir alacaktan söz edilemeyecektir.
Davacının aynı hukukî ilişkiden kaynaklanan alacağının veya hakkının tümünü değil, belirli bir kısmını talep ederek açtığı davaya kısmî dava denir. Kısmî dava niteliği itibariyle bölünebilir talepler için söz konusudur. Bölünebilir taleplerde, bu talebin bir bölümü dava edilip diğer kısmı dava dışında bırakılmaktadır.
Davacının aynı davalıdan farklı hukukî ilişkilere dayanarak birden fazla talebi varsa, bunlardan sadece birini veya birkaçını talep ederek açtığı dava kısmî dava değildir. Çünkü, davacı farklı ilişkilerden kaynaklanan alacaklarını tam olarak istemektedir.
Bir kimsenin kısmî bir dava açıp açmadığı ancak dava dilekçesinden, davacının talep sonucundan anlaşılır. Davacının davasını açıkça kısmî dava olarak nitelendirmesine gerek yoktur, alacağın yalnız bir kesiminin dava edildiğinin anlaşılması yeterlidir. Özellikle davacının “fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak” veya “şimdilik alacağın belirli bir miktarını dava ettiğini” belirterek açtığı davalar kısmî dava niteliğindedir.
Kısmî dava açılması halinde davaya konu edilmeyen kısmın ayrı bir davayla talep edilmesi veya aynı davada ıslah yoluyla dava konusuna dâhil edilmesi mümkündür.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile alacak miktarı belirsiz olduğu durumlarda davacıya dilerse belirsiz alacak davası, dilerse de kısmi dava açabilme imkânı getirilmiştir. Belirsiz alacak davası ile kısmi dava konusu, amacı ve sonuçları bakımından birbirinden tamamen farklı iki dava türüdür. Her iki davanın mahkemeden istenen hukuki korumaya göre eda davası olması ve ortak bazı özelliklerinin bulunması bu sonucu değiştirmemektedir. Belirsiz alacak davası açan davacı, kısmi davanın sonuçlarından yaralanamayacağı gibi kısmi dava açan davacı da belirsiz alacak davasının sonuçlarından yararlanamaz. Hâkim de kısmi dava olarak açılmış bir davayı belirsiz alacak davası olarak nitelendiremeyeceği gibi, belirsiz alacak davası olarak açılan davayada kısmi dava olarak devam edemez.
Açıklanan yasal düzenlemeler ışığında eldeki davada, iddianın ileri sürülüş biçimi açısından somut olay değerlendirildiğinde: Davacı vekili, müvekkili şirket ile davalı arasında yem fabrikası ve depo inşaatı işine dair 11.05.2010 tarihli sözleşme imzalandığını, 01.06.2010 tarihinde yer teslimi yapılarak işe başlandığını, imalatların tamamının müvekkili tarafından sözleşme, sözleşme ekleri ve işveren davalının talimatları doğrultusunda fen ve sanat kaidelerine uygun olarak gerçekleştirildiğini, ancak işin bedelinin ödenmediğini, müvekkiline ait alacak miktarının taraflar arasında tartışmasız olmadığı, açıkça belirlenebilir nitelikte de bulunmadığı ve dava değerinin tespiti bir uzman görüşünü gerektirdiğinden taraflar arasındaki hukuki ilişkiden kaynaklanan uyuşmazlık konusu bütün alacak için zaman aşımını kesmek ve ileride tespit edilecek bütün alacağa temerrüt tarihinden itibaren faiz işletilmesini temin etmek amacıyla belirsiz alacak davası niteliğinde iş bu davanın açıldığını belirterek, fazlaya ilişkin tüm hakları saklı kalmak kaydı ile taraflar arasında imzalanan 11.05.2010 tarihli sözleşmeye göre 6 numaralı hak edişten kalan ve halen ödenmeyen 87.894,49.-TL nin şimdilik 80.000,00.-TL si, gerekli tüm koşullar müvekkili tarafından yerine getirildiğinden sözleşmenin 26.3.maddesine göre emanette bulunan 115.515,14.-TL den şimdilik 80.000,00.-TL, nefaset kesintisi düşüldükten sonra geçici kabul tutanağına göre kalan 227.463,45.-TL den 150.000,00.-TL olmak üzere toplam 310.000,00.-TL nin geçici kabul tarihi olan 11.02.2011 tarihini izleyen 30. günü takip eden 14.03.2011 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak müvekkili şirkete ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili ise müvekkilinin 05.05.2010 tarihli sözleşme ile dava dışı B.... Yem AŞ’ne ait yem fabrikası yapım işini üstlendiğini, müvekkilinin üstlendiği işi taşeron firmaya yaptırmak için yapılan ihale sonucunda davacının 11.05.2010 tarihli sözleşme ile işi yapmayı üstlendiğini, geçici kabul komisyonunca 11.02.2011 tarihinde yapılan işin geçici kabulünün yapıldığını, davacı tarafça davaya dayanak gösterilen ve ancak müvekkili şirketçe onaylanmayan 28.02.2011 tarihli kesin hak edişte yapılan hesaplamaların hatalı olduğunu, müvekkili şirketin davacı şirkete herhangi bir borcu bulunmadığı gibi davacı şirketten alacaklı durumda bulunduğunu, kesin hesap neticesinde müvekkili şirketin davacı şirketten alacaklı kaldığından 6 nolu hakediş bakiyesi ile emanette bulunan meblağın davacı şirketin borcuna mahsup edildiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı vekilinin, dava dilekçesinde belirsiz alacak davası açtığını belirtmesine karşın, sonuç kısmında “fazlaya ilişkin tüm hakları saklı kalmak kaydıyla” dedikten sonra alacağın 310.000,00 TL lik kısmının tahsiline karar verilmesini talep ettiği anlaşılmaktadır. Dava dilekçesi bir bütün olarak değerlendirildiğinde bu haliyle davacı tarafından kısmi dava açıldığı anlaşılmaktadır.
Az yukarda belirtildiği üzere belirsiz alacak davası olarak açılan davaya kısmi dava olarak devam edilmesi mümkün değil ise de somut olayda; davacının kısmi dava açtığı ve dava konusu miktar taraflar arasında tartışmalı olduğundan davacının kısmi dava açmakta hukuki yararının bulunduğu anlaşıldığından, yerel mahkemece işin esasına girilerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında bir kısım üyelerce; belirsiz alacak davası olarak açılan davaya kısmi dava olarak devam edilmesinin mümkün olmadığı, davacı vekilinin dava dilekçesinde açıkça belirsiz alacak davası açtığını belirttiği, bu durumda dava dilekçesinin kısmi dava olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, yerel mahkeme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş kurul çoğunluğu tarafından yukarıda belirtilen nedenlerle kabul edilmemiştir.
Yine bir kısım üyelerce; belirsiz alacak davası olarak açılan davaya kısmi dava olarak devam edilmesinin mümkün olmadığı, ancak dava dilekçesinin talep sonucu incelendiğinde davanın kısmi dava olduğu, dava konusu alacak miktarı belli olduğundan davacının kısmi dava açmakta hukuki yararının bulunmadığı, dolayısıyla sonucu itibariyle doğru olan yerel mahkeme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş de kurul çoğunluğu tarafından yukarıda belirtilen nedenlerle kabul edilmemiştir.
Bir kısım üyelerce de; belirsiz alacak davası olarak açılan davaya kısmi dava olarak devam edilmesinin mümkün olmadığı, dava dilekçesinde açıkça belirsiz alacak davasının açıldığının belirtildiği, somut olayda belirsiz alacak davası şartlarının oluşmadığının anlaşıldığı, ancak davaya tam eda davası olarak devam edilmesinin mümkün olduğu, davacıya harcı tamamlayarak tam eda davası olarak davaya devam edip etmeyeceği sorularak, oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesinin doğru olmadığı görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş de kurul çoğunluğu tarafından yukarıda belirtilen nedenlerle kabul edilmemiştir.
Sonuç itibariyle, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
S O N U Ç : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma ilamında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine, 02.03.2016 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.
Old 31-05-2016, 18:45   #23
BaharB

 
Varsayılan

Her durumda yeni bir dava dilekçesi verilmesine gerek bulunmadığına dair bir Yargıtay kararı:

"...Islah kısmi ve tam ıslah olarak ikiye ayrılır. Sadece talep sonucunun arttırılması kısmi ıslah olarak kabul edilir. Davanın tamamen değiştirilmesi ve yeni bir davaya çevrilmesi ise tam ıslahtır. Davasını tamamen ıslah ettiğini bildiren taraf, bu bildirimden
itibaren bir hafta içinde yeni bir dava dilekçesi vermek zorundadır. Aksi hâlde, ıslah hakkı kullanılmış sayılır ve ıslah hiç yapılmamış gibi davaya devam edilir. (HMK m. 180) Davayı tamamen ıslah edebilecek olan taraf, davacıdır. Bunun yanı sıra, karşı davada, karşı davacı durumunda olan davalı da, karşı davasını tamamen ıslah edebilir. Tam ıslahta davacı, davasını dava dilekçesinden itibaren ıslah ederek ve yeni bir dava dilekçesi verebilir.
Davanın tam ıslahı yoluna, dava dilekçesinden itibaren bütün usul işlemlerinin yapılmamış sayılması için başvurulur. Yani bu halde, dava dilekçesinden itibaren yapılmış olan usul işlemlerinin (bazı istisnalar dışında) tamamının yapılmamış sayılması veya düzeltilmesi söz konusu olduğu için, buna davanın tam ıslahı denilmektedir. Davasını tam ıslah etmiş ve bir hafta içinde yeni bir dava dilekçesi vermiş olan tarafın ilk dava dilekçesi, hiç verilmemiş sayılır; yani, mahkemece nazara alınmaz. Başka bir deyişle ıslah, bunu yapan tarafın kapsatacağı noktadan itibaren, bütün usul işlemlerini yapılmamış sayılması sonucunu doğurduğundan, davanın tamamen ıslahında, dava dilekçesi dahil olmak üzere, dava dilekçesinden itibaren yapılmış olan bütün usul işlemleri yapılmamış sayılır ve mahkeme davayı yeni dava dilekçesine göre görür.
Davasını tamamen ıslah etmiş olan davacı, ıslah dilekçesinde aynı zamanda ıslah ettiği işlemi açıkça belirtmişse (yani ıslah dilekçesi aynı zamanda yeni bir dava dilekçesi niteliğinde ise) davacının artık HMK m. 180'e göre bir hafta içinde yeni (ikinci) bir dava dilekçesi vermesine gerek yoktur. (Prof.Dr. Baki Kuru/Prof. Dr. Ramazan ARSLAN/Prof. Dr. Ejder YILMAZ, Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, Yetkin Yayınları 22. Baskı, 2011 s.557; Prof. Dr. Bilge Umar, Hukuk Muhakemeleri Şerhi, Ankara 2011 s.506; HGK'nin 12.7.1957gün ve E. 2/66 K. 64; HGK'nin 2.10.1974 gün ve E. 4/378 K. 1030; )
Hal böyle olunca, davacı vekili tarafından mahkemeye ibraz edilen 29.04.2014 tarihli ıslah dilekçesi ile davacı vekili açık bir şekilde davasını tam ıslah ettiğini belirterek, kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat yönünde açtığı davadaki talep sonucunu değiştirerek, el atmanın önlenmesi ve taşınmazın eski hale iadesine dönüştürdüğünden, artık yeni bir dava dilekçesi verilmesine gerek bulunmamakta olup, davanın yeni şekline göre yürütülüp sonuçlandırılması gerekmesine rağmen, mahkemece HMK 180.maddesi gözardı edilerek, ıslahın geçersiz olduğuna karar verilerek tazminata hükmedilmesi,
Doğru görülmemiştir...." 5. Hukuk Dairesi 2015/19676 E. , 2016/8156 K. 19/04/2016
Old 23-09-2016, 16:15   #24
Eda SAMYürek

 
Varsayılan Sözleşmenin feshi ıslah?

İdare ile yaptığımız sözleşmenin feshi ve teminat mektuplarının tedbiri için dava açtık.
Ancak idare tek taraflı fesih hakkını kullanarak kendisine tebligat yapılmadan sözleşmeyi feshetti.

1. Davayı Haksız fesihten kaynaklanan zararın tazmini olarak ıslah etmek istiyorum. Örneğin 4 tl maddi zarar bu durumda ödeyeceğim harç nedir. (Dava değeri zarardan fazla)

2. Bilirkişi raporu sonucunda zararın daha fazla olduğuna karar verilirse, yeniden ıslah yapma şansım olacak mıdır?

Fazlaya dair hakları dava açarken saklı tutmuştum. Şimdiden teşekkürler
Old 27-11-2020, 16:16   #25
Matrix

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan avsezgin
Kadir Bey Teşekkür ederim. Ben dava türü ve konusunu değiştirmediğim, sadece dava değerini arttırdığım düşüncesindeyim. Karşı taraf kurum olduğu ve kısmi kabul olduğu için zaten temyiz edeceklerdir. Dolayısıyla ben de temyiz etmeyi düşünüyorum. Bakalım Yargıyay ne diyecek. Buna benzer bir kaç tane daha dosyam var ve aynı şekilde ıslah yaptım. Diğer mahkemelerde bir sorun çıkmadı. Bu dosyada karşı taraf itiraz etti yoksa bu dosya da bir şekilde kabul olacaktı.

Değerli meslektaşım, son durum ne oldu, mahkeme karar verdi mi? İstinafa gittiniz mi ? bilgi paylaşırsanız sevinirim, benzer bir durum söz konusu teşekkür ederim.
Old 27-11-2020, 16:38   #26
Av. Kader DEMİR

 
Varsayılan

Merhabalar, meslektaşım. Bizim dosya feragat nedeniyle sonuçlanmadı. İlk derece mahkemesi aşamasında dosyayı düşürdük. yardımcı olamadım 😕 kolay gelsin size
Old 28-11-2020, 09:40   #27
avsezgin

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Matrix
Değerli meslektaşım, son durum ne oldu, mahkeme karar verdi mi? İstinafa gittiniz mi ? bilgi paylaşırsanız sevinirim, benzer bir durum söz konusu teşekkür ederim.

Merhabalar.
Dosya Yargitay dan döndü. Bu davayi açtığımda kısmi alacak davası belirsiz alacak davasi çok belirgin değildi. Dolayisiyla tüm kalemleri belirsiz olarak açmıştım. Yargıtay yapılan ıslahın tam ıslah degil kismi ıslah olduğu gerekçesiyle dosyayı bozdu. Kidem ve yillik izin yönünden haklı olarak belirsiz alacak davasi açılmayacağı için usulden red kararini onadı.
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
belirsiz alacak davası şeklinde açılamayacak bir konuda belirsiz alacak davası açılması lawyer0202 Meslektaşların Soruları 7 20-09-2019 12:33
Belirsiz alacak davalarında ıslah hüsnü gökulu Meslektaşların Soruları 31 20-04-2018 23:35
Vekalet ücreti alacağına dair bir kısmi dava ıslah ile belirsiz alacak davasına dönüşebilirmi? NİLGÜN Meslektaşların Soruları 7 01-12-2014 21:22
belirsiz alacak davası aysel çapat Meslektaşların Soruları 3 15-11-2012 18:58
Belirsiz alacak davası Av.G.Kara Meslektaşların Soruları 5 27-01-2012 16:28


THS Sunucusu bu sayfayı 0,08017898 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.