Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Meslektaşların Soruları Hukukçu meslektaşların hukuki nitelikte sorularını birbirlerine yöneltecekleri mesleki yardımlaşma forumu. SADECE hukuk fakültesi mezunları ile hukuk profesyonellerinin (bilirkişi, icra müdürü vb.) yazışmasına açıktır. [Yeni Soru Sorun]

Resmi Belgede Sahtecilik Hk.

Yanıt
Old 27-12-2010, 12:37   #1
Avukaat

 
Varsayılan Resmi Belgede Sahtecilik Hk.

Merhaba,
Değerli meslektaşlarım bir konu hakkında görüşlerinizi almak istiyorum. Olayı kısaca özetlemem gerekirse müvekkil aracına ait muayene belgesi üzerinde oynama yaparak normalde bitmiş olması gereken muayene süresini silerek değiştirmiş ve uzatmıştır. Ancak yapılan değişiklik aldatıcı olmamış ve çok kolay farkedilir niteliktedir. Rutin trafik kontrolünde durum ortaya çıkmış ve müvekkil yargılanacaktır.

Yukarıda anlattığım olayla ilgili sorularıma gelecek olursak;
1-Trafik muayene belgesi resmi bir belgemidir?
Cevabım: Özel muayene istasyonları açıldıktan sonra resmi belge kapsamında değerlendirilmemesi gerektiği kanaatindeyim.
2-Dışarıdan kolayca anlaşılır nitelikte olduğundan Resmi Belgede Sahtecilik Suçu oluşur mu?
Cevabım: Basit bir inceleme ile anlaşılır nitelikte olduğundan suçun oluşmayacağı kanaatindeyim.
3-Resmi Belgede Sahtecilik Suçu yerine Resmi Belgeyi Bozma Suçu oluşur mu?
Cevabım: Muayene belgesini resmi belge olarak değerlendirmediğim için özel belgede sahtecilik suçunun oluşacağı kanaatindeyim.

Takıldığım asıl konu belgenin Resmi nitelikte olup olmamasıdır. Yargılamanın seyri, belgenin niteliğine göre değişecektir. Meslektaşlarımın değerli yorumlarını bekliyorum.
Old 27-12-2010, 12:52   #2
üye32062

 
Varsayılan

T.C. YARGITAY
11.Ceza Dairesi

Esas: 2005/1196
Karar: 2006/4567
Karar Tarihi: 23.05.2006

ÖZET: Sahte oldukları ileri sürülen 26 adet reçetenin düzenlendiği tarihlerde <mühürlenmelerinin> zorunlu olup olmadığı, Numune Hastanesinde düzenlenen reçetelerdeki sağlık ocağı mührünün aldatma yeteneği bulunup bulunmadığı ve rastgele verilen protokol numaralarının hemen anlaşılmasının mümkün olup olmadığının araştırılması, sahte olduğu iddia olunan her bir reçeteye ilişkin ödemenin hangi tarihlerde yapıldığının kuşkuya yer bırakmayacak biçimde belirlenerek suç tarihlerinin tespiti ile sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının tayin ve takdiri gerekir.

(4616 S. K. m. 1) (765 S. K. m. 102, 104) (5083 S. K. m. 2) (5237 S. K. m. 7) (5252 S. K. m. 9)

Dava: Resmi Belgede Sahtecilik Dolandırıcılık ve Güveni Kötüye Kullanmak suçlarından sanıklar Nihal Altan, Mehmet Orhonlu, Seyrani Erol ve Ali Ayabakan'ın yapılan yargılamaları sonunda, sanık Ali Ayabakan hakkında <görevi kötüye kullanmak> suçundan açılan kamu davasının 4616 Sayılı Yasanın 1/4. maddesi uyarınca <kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine>, sanık Seyrani Erol hakkında <dolandırıcılık> suçundan açılan kamu davasından <beraatine>, aynı sanığın <kamu görevlisinin resmi evrakta sahteciliği> suçundan mahkumiyetine, sanıklar Nihal Altan ve Mehmet Orhonlu'nun ise <resmi evrakta sahtecilik> ve <dolandırıcılık> suçlarından mahkumiyetlerine dair Konya 1. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 30.09.2003 gün ve 1999/249 Esas, 2003/230 Karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay'ca incelenmesi sanıklar Nihal Altan, Mehmet Orhonlu ve Seyrani Erol müdafiileri ile o yer C. Savcısı tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C. Başsavcılığının bozma isteyen 09.02.2005 tarihli tebliğnamesi ile daireye gönderilmekle, sanıklar Nihal Altan ve Seyrani Erol ile müdafiilerinin, usulüne uygun tebligatlara rağmen duruşmaya gelmedikleri anlaşılmakla temyiz incelemesinin duruşmasız yapılmasına oybirliği ile karar verildikten sonra inceleme yapılarak gereği görüşüldü:

Karar: 1- O yer C. Savcısının, sanık Seyrani Erol hakkında <dolandırıcılık> suçundan kurulan beraat hükmüne yönelen temyiz itirazlarının incelenmesinde:

Elde edilen delillerin hükümlülüğe yeter nitelik ve derecede bulunmadığı mahkemece dosya içeriğine uygun şekilde gerekçeleri gösterilerek kabul ve takdir kılınmış olduğundan o yer C. Savcısının suçun sabit olduğuna ilişen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,

2- O yer C. Savcısının, sanık Ali Ayabakan hakkında verilen <kamu davasının 4616 Sayılı Yasanın 1/4. maddesi uyarınca kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine> ilişkin hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde:

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 7. ve 5252 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9. maddeleri hükümleri karşısında; vasıf değişikliği ile sabit kabul edilen <görevi kötüye kullanmak> suçunun kanundaki cezasının türü ve üst sınırı itibariyle tabi olduğu 765 Sayılı TCK. nun 102/4 ve 104/2. maddelerinde öngörülen dava zamanaşımının, suç tarihinden temyiz inceleme tarihine kadar gerçekleştiği anlaşılmış ve o yer C. Savcısının temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeyen hükmün 5320 Sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK. nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden aynı yasanın 322. maddesinde öngörülen yetkiye dayanılarak sanık hakkındaki kamu davasının gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle 765 Sayılı TCK.nun 102/4 ve 104/2. maddeleri uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA,

3- Sanıklar Nihal Altan, Mehmet Orhonlu ve Seyrani Erol haklarında kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelen adı geçen sanıklar müdafiilerinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince:

a- 22.9.1999 tarihli iddianame ile sahte oldukları ileri sürülen 26 adet reçetenin düzenlendiği tarihlerde <mühürlenmelerinin> zorunlu olup olmadığı, Numune Hastanesinde düzenlenen reçetelerdeki sağlık ocağı mührünün aldatma yeteneği bulunup bulunmadığı ve rastgele verilen protokol numaralarının hemen anlaşılmasının mümkün olup olmadığının araştırılması, sahte olduğu iddia olunan her bir reçeteye ilişkin ödemenin hangi tarihlerde yapıldığının kuşkuya yer bırakmayacak biçimde belirlenerek suç tarihlerinin tespiti ile sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının tayin ve takdiri gerekirken eksik soruşturmayla yazılı şekilde mahkumiyet hükümleri kurulması,

Yasaya aykırı;

b- Kabule göre de, hükümden sonra, 01.05.2005 tarihinde yürürlüğe giren, 5335 Sayılı Yasanın 22. maddesi ile 5083 Sayılı Yasanın 2. maddesine eklenen son fıkra uyarınca, bir Yeni Türk Lirasının altında kalan tutarların atılmasında ve 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun 7 ve 5349 Sayılı Kanunla değişik 5252 Sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9. maddeleri uyarınca; anılan Kanunlar değerlendirilerek sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının takdir ve tayininde zorunluluk bulunması,

Sonuç: Bozmayı gerektirmiş, sanıklar Nihal Altan, Mehmet Orhonlu ve Seyrani Erol müdafiilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 Sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK. nun 321 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA, 23.05.2006 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programları


T.C. YARGITAY
Ceza Genel Kurulu

Esas: 2003/6-232
Karar: 2003/250
Karar Tarihi: 14.10.2003

ÖZET: Resmi belgede sahtecilik suçunun oluşması için, belgenin hukuki sonuç doğurmaya elverişli nitelikte bulunması gerekir. Yine bu suçun oluşumu bakımından belgenin sahte olarak düzenlenmesi yeterli olup, kullanılması zorunlu değildir. Bu nedenle zarar olasılığının bulunması için belgede yapılan sahteciliğin çok sayıda kişiyi aldatacak nitelikte olması, bir başka anlatımla belgenin nesnel olarak aldatıcılık yeteneğinin bulunması gerekir. Aldatma keyfiyeti belgeden objektif olarak anlaşılmalıdır. Muhatabın hatasından, dikkatsizlik veya özensizliğinden kaynaklanan fiili iğfal, aldatma yeteneğinin varlığını göstermez. Trafik kaza tutanağı resmi memurlar tarafından düzenlenebilecek belgelerden olduğundan, resmi belge niteliğindedir. Sanık, söz konusu belgeyi el yazısı ile düzenleyip görevli isim ve imzaları ile aslına uygunluğunu onaylayan bölümlerini başka bir belge fotokopisinden kesip yapıştırarak oluşturmuştur.

(765 S. K. m. 339, 342) (1412 S. K. m. 372)

Resmi belgede sahtecilik suçundan sanık Birol' un TCY' nın 342/1. maddesi uyarınca 2 yıl ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına, katılan lehine avukatlık ücretine hükmedilmesine, sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan suç duyurusunda bulunulmasına ilişkin Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 23.5.2001 gün ve 222-101 sayılı hüküm sanık ve vekili tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 3.4.2002 gün ve 16213-4276 sayı ile;

"31.7.1997 tarih ve 28373 sayılı trafik kazası tespit tutanağının onaylı suretinin onaysız fotokopisinin ne şekilde aldatma yeteneğine sahip olduğuna ilişkin neden ve kanıtları açıklanıp gösterilmeden mahkumiyet hükmü kurulması" isabetsizliğinden bozulmuştur.

Yerel mahkeme 4.7.2002 gün ve 154-194 sayı ile;

"Suça konu trafik kazası tespit tutanağı kullanıldığı şekli ile yakınan sigorta kurumundan istenilmiş, sanığın şirkete verdiği bu evrakın asıl evrak olmadığı, tasdikli fotokopi olup tasdik kısmının da fotokopi şeklinde olduğu görülmüştür.

Sanık Birol'un 31.7.1997 gün ve 1997/28373 sayılı trafik kazası tespit tutanağını sahte olarak düzenleyip, 06 XXX XX plakalı aracı, hakkında beraat karan verilen sanık Mehmet'e ait araçla kaza yapmış gibi gösterdiği, suça konu bu tutanağın orijinallerinden farksız olduğu, asıl olarak düzenlenen sahte trafik kazası tespit tutanağından fotokopi çıkarıldığı, bu fotokopide tasdik bölümünün de bulunduğu, sanığın bu belge ile sigorta şirketine ihbar ve müracaatta bulunarak, vekili olduğu araç sahibi Nilüfer adına sigorta bedelini istediği, kazaya katılan başka bir benzer aracı sigorta eksperlerine göstererek tutanak düzenlettiği ve belirlenen hasar bedelini sigorta şirketinden aldığı anlaşılmaktadır.

Sanık Birol'un düzenlediği belge trafik görevlileri tarafından tutulması gereken bir tutanak olduğundan, resmi belge niteliğindedir. Resmi belgenin düzenlenmesi ile ;uç oluşmaktadır. Sanık suret belge düzenlemiş olup, bu belgeden çekilen fotokopide tasdik bölümü bulunmaktadır. Buna göre sanık, tasdikli suret değil, öncelikle doğudan doğruya sahte resmi belge düzenlemiş, sonra bunun fotokopisini çekmiştir. Bu nedenle eylemi TCK' nun 342/1. maddesi kapsamındadır. Uygulamada trafik kazası tespit tutanakları sadece bir nüsha olarak düzenlenmekte, belge aslı trafik dairesinde saklı tutulmaktadır. İlgililere ya da adliyeye verilmesi gereken hallerde, trafik dairesinin aslından çektiği fotokopi örnekleri verilmektedir. Dolayısıyla sigorta şirketleri de fotokopi belge üzerinden işlemlerini sürdürmektedir. Diğer taraftan kullanılan belge benzerleri ile aynıdır. Sanığın sigorta şirketine ibraz ettiği suça konu bel:e fotokopi olmakla beraber bu belgeye istinaden sigorta şirketinin hasar bedelini ödemiş bulunması karşısında, düzenlenen bu belgenin aldatıcı nitelikte olduğu, böylece sanığa yüklenen sahte belge düzenlemek suçunun tüm unsurları ile oluştuğu anlaşılmıştır." gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.

Bu hükmün de sanık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay C. Başsavcılığının 8.9.2003 gün ve 160293 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesi ile Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.

CEZA GENEL KURULU KARARI

Sanık Birol'un sahte resmi belgede düzenlemek suçundan TCY'nın 342/1. maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar verilen olayda özel daire ile yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlık, resmi belgede sahtecilik suçunun veya resmi belge suretinde sahtecilik suçunun unsurları itibariyle oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.

İnceleme konusu olayda;

Oto alım satımı ile uğraşan ve önceden sigortacılık da yapan sanığın, elde ettiği bir trafik kazası tespit tutanağı formu fotokopisinin ön ve arka yüzündeki boş kısımlarını, Nilüfer'e vekaleten satın alıp trafiğe tescilini yaptırdığı 06 XXX XX plakalı aracı, 06 XX 772 plakalı bir başka araçla kaza yapmış gibi gösterecek biçimde doldurduğu, gerçek olarak düzenlenmiş bir başka tutanak fotokopisinden, düzenleyen görevlilerin ad ve soyadları ile sicil numaralan ve imzalarını içeren bölüm ile yine aslının aynıdır kaşesini ve onaylayan memurun adı ve soyadı ile imzasını taşıyan kısımlarını kesip, oluşturduğu 31.7.1997 gün ve 28373 sayılı belgeye yapıştırmak suretiyle sahte resmi belge sureti düzenlediği, ardından bu belgeden çektiği onaysız fotokopiyi sigorta şirketine verip, belgenin onaylı suretini istemeyen görevlilerin özensiz davranışından da yararlanarak araç sahibine vekaleten hasar bedelini aldığı, düzenlenen ekspertiz raporunda aracın plakası, motor ve şasi numaralan ile diğer teknik bilgilerin gösterilmiş ve kazaya karıştığı belirtilen aracın fotoğraflarının da eklenmiş olması karşısında, sanığın sigorta eksperlerine başka bir aracı gösterip tutanak düzenlettiği hususunda kanıt bulunmadığı, iddia, savunma ve dosyadaki diğer kanıtlardan anlaşılmaktadır.

Ceza Hukuku yönünden varaka, olayları nakleden veya irade beyanlarını içeren ve bir kimse tarafından oluşturulan her türlü yazılı belge olarak tanımlanabilir. Varakanın esas işlevi ise, hukuki faaliyetlerde kanıtlamaya hizmet etmektir.

İşte bu nedenledir ki, belgelere duyulan ihtiyaç ve güven, bunlar üzerindeki sahteciliğin suç olarak düzenlenmesini sağlamış ve böylelikle hukuki ilişkilerde ispat aracı olan belgelerin doğruluğu ve gerçekliğine duyulan güven korunmak istenmiştir.

Belgede sahtecilik cürümleri yönünden yapılan en önemli ayırım resmi ve özel belge ayırımı olup, bir de resmi belgeye eşit sayılan belge söz konusudur. Ceza Yasamızda ise resmi belgenin tanımı yapılmamıştır. Ancak doktrinde görüş birliği ile ileri sürüldüğü ve yargısal kararlarda istikrarlı biçimde vurgulandığı üzere, bir belgenin resmi belge sayılabilmesi için şu iki unsurun bulunması gerekir.

1) Belge bir memur tarafından düzenlenmiş olmalı,

2) Bu düzenleme ile memurun gördüğü fonksiyon arasında nedensellik bağı bulunmalı, başka bir deyişle belge görev gereği düzenlenmiş olmalıdır.

Öte yandan, Ceza Yasamız ispat kuvvetleri bakımından resmi belgeler arasında fark gözetmiş ve bu kuvvetin derecesi oranında cezayı ağırlaştırmıştır. Gerçekten, 339. madde taklit veya tahrif olunan resmi belgenin, 342. maddenin 2. fıkrası ise resmi belge suretinin "sahteliği ispat edilmedikçe muteber olan evrak kabilinden" olması halini ayrıca öngörmüş ve bu durumda daha ağır bir ceza kabul etmiştir. Yine Ceza Yasamız, daha üstün bir ispat gücünü taşıdıkları içindir ki, resmi belge asıllarında memurların yaptığı sahteciliği 339 ve 340. maddelerinde, memur olmayanların yaptığı sahteciliği de 342. maddesinin 1. fıkrasında daha ağır bir ceza ile karşılamış, suretlerde yapılan sahteciliği ise memur failler bakımından 341. maddesinin 1. fıkrasında, memur olmayan failler yönünden de 342. maddenin 3. fıkrasında, bunların belge aslında yaptıkları sahteciliğe nazaran daha hafif bir biçimde cezalandırmıştır.

Resmi belgede sahtecilik suçunun oluşması için, belgenin hukuki sonuç doğurmaya elverişli nitelikte bulunması gerekir. Yine bu suçun oluşumu bakımından belgenin sahte olarak düzenlenmesi yeterli olup, kullanılması zorunlu değildir. Bu nedenle zarar olasılığının bulunması için belgede yapılan sahteciliğin çok sayıda kişiyi aldatacak nitelikte olması, bir başka anlatımla belgenin nesnel olarak aldatıcılık yeteneğinin bulunması gerekir. Aldatma keyfiyeti belgeden objektif olarak anlaşılmalıdır. Muhatabın hatasından, dikkatsizlik veya özensizliğinden kaynaklanan fiili iğfal, aldatma yeteneğinin varlığını göstermez.

Resmi belgenin aslı, resmi memur tarafından ilk olarak meydana getirilmiş nüshalarıdır. Suret ise, aslın tam bir örneğini ifade eder. Ancak teknik hukukta suretin daha dar bir anlamı vardır; bu anlamda suret, "resmi bir daire veya noterlikte saklı bulunan bir resmi varakanın aslına tamamen ve kelimesi kelimesine uygun bulunan ve bu uygunluğu yetkili memur tarafından onaylanan belge" anlamına gelir.

Bu itibarla, burada söz konusu olan suretin şu nitelikleri taşıması gereklidir:

a) Yetkili memur tarafından düzenlenmiş olmalı,

b) Suretin aslına uygun olduğu memur tarafından onaylanmış bulunmalı,

c) Asıl mevcut ve resmi bir daire veya noterlikte saklı olmalı,

d) Suretin aslına uygunluğunu onaylayan memur, tasdik hususunda yetkili bulunmalıdır.

Görüleceği üzere, suret sıfatı yetkili memurun onayı ile doğmaktadır. Böyle olunca, asıl belgenin, el yazısı, yazı makinesi veya fotokopi yoluyla çıkarılan suretleri de, onaylanmış olmak şartıyla geçerlidir.

Bu nitelikleri taşıyan suretler kanıt olabilme yeteneğini taşıdığından, kanun koyucu bunlarda yapılan sahteciliğin kamunun güvenini sarsacağım kabul etmiş ve buna yönelik eylemlerin cezalandırılmasını öngörmüştür. Gerçekten Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 311. maddesi, mahkeme kalemine verilecek bir senedin sureti yetkili memur tarafından çıkarılıp da mahkeme başkanına tasdik ettirilince bu suretin "asıl hüküm ve kuvvetinde" olduğunu belirtmektedir. Esasen bu özel hüküm dışında da, suretin -aslın ibrazı talep edilinceye kadar veya ibrazdan sonra asla uygunluğu tespit olununca- aslın taşıdığı ispat gücüne aynen malik olacağı kuşkusuzdur. Ancak, surette yapılan sahtecilik eylemi, asılda yapılan sahteliğe oranla, daha az bir tehlike arzeder. Aslın ibrazı daima istenebileceği ve -yasal istisnalar dışında- bundan kaçınılamayacağı cihetle, suretin asla uygun olup olmadığı kontrol edilebilir ve sahtelik kolaylıkla meydana çıkarılabilir.

Somut olaydaki sahtecilik eylemine konu trafik kazası tespit tutanağı, ancak resmi trafik görevlileri tarafından düzenlenebilecek bir belge olduğundan, resmi belge niteliğinde sayılacağında kuşku bulunmamaktadır. Ancak, başlangıçtan itibaren kastı sahte resmi belge sureti düzenlemek olan sanığın, bu belgeyi el yazısı ile düzenleyip, belgenin tamamlanabilmesi için gerekli olan görevli isim ve imzaları ile aslına uygunluğu onaylayan bölümlerini başka bir belge fotokopisinden kesip yapıştırmak suretiyle doğrudan doğruya sahte resmi belge sureti oluşturduğundan, memur olmayanların resmi belge aslındaki sahtecilik suçlarını düzenleyen TCY'nın 342. maddenin 1. fıkrasının uygulanması olanağı bulunmamaktadır. Kaldı ki, bu yolla düzenlenen belge sanık tarafından yok edilmesi nedeniyle elde edilemediğinden, aldatıcılık yeteneğinin araştırılmasına da olanak bulunmamaktadır.

Sanığın bu belgeden çektiği fotokopi ise onaysız olup, bu yönüyle suret belge özelliğini taşımadığı, hukuki sonuç doğurmaya elverişli nitelikte olmadığı ve aldatıcılık yeteneğinin bulunmadığı, şirket görevlilerinin belgenin onaylı suretini istememeleri biçimindeki özensiz davranışları nedeniyle ortaya çıkan fiili iğfalin de aldatıcılık yeteneğinin varlığını göstermeyeceği anlaşıldığından, sahte resmi belge sureti düzenlemek suçunun unsurları da oluşmamıştır.

Bu itibarla, sanığın sahte resmi belge düzenlemek suçundan mahkumiyetine ilişkin yerel mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.

Kabule göre de;

Katılan şirket vekilinin son soruşturma aşamasında verdiği 20.9.2001 günlü dilekçede şikayetten vazgeçtiklerini beyan etmesi nedeniyle CYUY'nın 372. maddesi uyarınca müdahalenin hükümsüz kaldığı gözetilmeden, katılan lehine vekalet ücretine hükmedilmesi yasaya aykırı olup, hükmün bu nedenle de bozulmasına karar verilmelidir.

Sonuç: Açıklanan nedenlerle, yerel mahkeme direnme hükmünün BOZULMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına tevdiine, 14.10.2003 günü tebliğnamedeki düşünceye uygun olarak oybirliği ile karar verildi.

Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programları
Old 27-12-2010, 12:53   #3
üye32062

 
Varsayılan

T.C. YARGITAY
Ceza Genel Kurulu

Esas: 2001/6-142
Karar: 2001/147
Karar Tarihi: 03.07.2001

ÖZET: Nesnel ölçülere göre, birçok kimseyi aldatabilecek nitelikte olduğu belirlenen belgelerin sahte olarak memur sıfatını taşıyan sanıklarca düzenlenmesinde memurun evrakta sahteciliği suçunun oluştuğunun gözetilmesi gerekir.

(765 S. K. m. 59, 64, 240, 321, 339)

Dava: Sanıklar Remzi, Nilüfer, Nilgün ve Feridun’un resmi evrakta sahtecilik suçundan TCY’nın 64. maddesi delaletiyle aynı Yasanın 339/1, 59. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay ağır hapis cezasıyla ayrı ayrı cezalandırılmalarına ilişkin İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nce 18.12.2000 gün ve 440-407 sayı ile verilen kararın sanıklar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesi’nce 02.05.2001 gün ve 5276-7454 sayı ile hükmün onanmasına karar verilmiştir.

Yargıtay C. Başsavcılığı ise 14.6.2001 gün ve 89090 sayı ile;

<Türk Ceza Yasası’nın 6. babının 3. faslında düzenlenen <Evrakta Sahtekarlık> kamu güvenine karşı işlenen bir suç türüdür. Suçun koruduğu hukuki varlık, her türlü saldırı ve ihlallere karşı korunmak istenen belgelere ilişkin kamu güvenidir.

Resmi evrakta sahtecilik suçunun mağduru Devlet olduğu için suç resmi belgenin sahte olarak düzenlenmesi ya da resmi belge üzerinde sahtecilik yapılmasıyla oluşur.

Evrakta sahtekarlık suçunda söz konusu olabilen <zarar> kamunun güveninin sarsılmasından başka bir şey değildir, kamunun güveni ise ancak hukuki hüküm ifade eden, yani geçerli olan evrakta yapılan sahtekarlıkla sarsılabilir. (ERMAN-ÖZEK Ceza Hukuku Özel Bölüm s. 347)

Yapılan sahteciliğin aldatma gücü olması suçun maddi unsurlarındandır. Sahtecilik herkesçe kolaylıkla anlaşılabiliyorsa aldatma gücü olmadığından suçun maddi unsuru gerçekleşmemiş olacaktır.

Kalpazanlık suçlarında kalpazanlığın kolaylıkla anlaşılabilir olması cezayı azaltıcı bir sebep sayılmıştır (TCK 321). Sahtecilik suçlarında kanun böyle bir hüküm kabul etmemiştir, zira para dikkat edilmeksizin de alınan bir şeydir. Halbuki evrak için böyle düşünülemez. O halde kanunda açıkça işaret edilmemekle beraber iğfal kabiliyetini aramak lüzumludur.(Pof. Dr. Faruk Erem, Türk Ceza Kanunu Şerhi, Özel Hükümler C.2. s.1686-1687).

Mahkemece görevlendirilen balistik, grafoloji ve sahtecilik uzmanı bilirkişi A.Ç.’nin düzenlediği 23.9.2000 günlü raporda;

Dilekçelerin kaydedildiği defter ve ruhsat verilmesine esas teşkil eden makbuzlar üzerinde yapılan sahteciliklerin iğfal kabiliyetini haiz olmadıkları belirtilmiştir.

Her ne kadar suça konu belgeleri aynı zamanda kontrol etmekle de görevli olan sanıkların kendilerini aldatmalarının söz konusu olamayacağı düşünülebilirse de sahtecilik suçundaki aldatma gücü, fiili anlamda aldatma olmayıp yapılan sahteciliğin genel anlamda aldatma yeteneği taşımasıdır. Kaldı ki belediye işlemlerinin denetlenmesi sırasında denetim elemanlarınca da belgelerde yapılan tahrifatın derhal anlaşılması olanaklıdır.

Zararın doğması için aldatma olgusunun hukuken korunan güveni sarsacak oran ve düzeyde olması gerekir. Sahtecilik ilk bakışta anlaşılabiliyor ise aldatma gücünü yitireceğinden suçun hukuki konusu olan kamu güveni de sarsılmayacaktır.

<Memurun, düzenlemeye yetkili bulunduğu bir belgeyi zarar doğacağını bilerek (kast) gerçek dışı (sahte) olarak düzenlediğini kabul edelim. Bu resmi belge, açıklanan şekilde biçim koşulları, ya da içeriğinde çelişmeler, yasa dışılıklar nedeniyle aldatıcılığı bulunmaması, hukuki sonuç doğuramaması halinde sahtecilik suçu oluşmamış olacaktır. Bu gibi hallerde memurun görevi kötüye kullanma suçu gündeme gelmektedir. Zaten sahtecilik suçları, memur açısından aldığımızda görevi kötüye kullanmanın özel hallerinden biridir. Yani görevi kötüye kullanma TCY’nın 339. maddesinde belirtilen koşullarda işlenmiş, bu maddede öngörülen öğeler oluşmuşsa, artık görevi kötüye kullanma suçu, TCY’nın 339. maddesinde belirtilen, yetkili memurun resmi belgede sahteciliği suçuna dönüşmüştür. Bu nedenledir ki, sahtecilik suçunun öğelerinin (özellikle aldatıcılık) bulunmamasından ötürü bu suçun oluşmadığı hallerde görevi kötüye kullanma suçunun oluşabileceğini dikkatten kaçırmamak gerekir.> (Yargıtay 6. C.D.nin 12.10.1984, 5662/7660 sayılı kararlarına atfen MALKOÇ İ.- GÜLER M. Türk Ceza Kanunu Özel Hükümler C.3 s.2515)

Sanıkların başlangıçtan itibaren kast ve amaçları yasaya aykırı olarak inşaat ruhsatı vermektir. Belgelerde tahrifat yapmadan da yasaya aykırı inşaat ruhsatı verebilirlerdi. Belgelerde tahrifat yapmadaki kasıtları sahtecilik suçunu işlemek değil yasaya aykırılığı gizlemektir.

Yasal görevlerini yaparken yasalara ve yazılı hukuka aykırı davrandıkları anlaşılan sanıkların eylemi TCY’nın 240. maddesinde yazılı, görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçunu oluşturmaktadır. TCY’nın 339. maddesinde tarif edilen suçun yasal unsurları gerçekleşmemiştir.> görüşüyle itiraz yoluna başvurarak özel daire kararının kaldırılmasına ve hükmün bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulu’nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.

Ceza Genel Kurulu Kararı

Karar: A. Belediyesi sınırları içinde bulunan bir otel inşaatının, Kıyı Yasası ve bu yasanın Uygulama Yönetmeliğine aykırılık taşıyıp taşımadığı hususunda kurumlar ve kişiler arasında farklı görüşler ve başvurular bulunması nedeniyle İzmir Valiliğince görüş sorulması üzerine, İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Kontrolörlüğünce inceleme yapılmış ve 11.7.1992 tarihli Resmi Gazete yayımlanarak yürürlüğe giren değişiklik ile 3621 sayılı Kıyı Yasası’nda yer alan kıyılardaki yapılaşma yasağının 30 metreden 100 metreye çıkartılması nedeniyle anılan otel inşaatının bu değişiklikten etkilenmemesi için yapı ruhsatının 10.7.1992 tarihinde verilmiş gibi gösterilmek istendiği, bunun sağlanabilmesi için; yapı ruhsatı üzerinde ve makbuz asıllarında yol kanal harcı ile bina inşaat harcının 10.7.1992 tarihinde tahsil edilmişler gibi gösterildiği halde makbuz dipkoçanlarında 13.7.1992 ve 15.7.1992 tarihlerinin yer aldığı, ayrıca inşaatın bir süredir devam edip belli seviyeye geldiğini göstermek için, inşaatın fenni sorumlusu tarafından 8.5.1992 tarihinde yapılan bir başvuruya dayalı olarak 11.5.1992 tarihinde inşaata başlanabilmesi için ön izin verildiğine dair belge düzenlendiği halde başvuru dilekçesi ile verilen ön izin belgesinin ilgili defterlere kaydının 24.8.1992 tarihinde yapıldığı belirlenerek açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda sanıkların dolaylı ikrarları, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamı itibarıyla, tahsilat makbuzlarının asılları ve dipkoçanlarında tahrifat yapan sanık Nilüfer’in, gerçeğe aykırı bu belgelere dayalı olarak yine gerçeğe aykırı şekilde inşaat ruhsatı düzenleyen sanık Feridun ile bu ruhsatı onaylayan sanık Nilgün’ün, ayrıca gerçeğe aykırı ön izin belgesi düzenleyen sanık Remzi’nin eylemleri sabit görülerek cezalandırılmalarına karar verilmiştir. Esasen sanıkların eylemlerinin sübutunda ve belirlenen bu oluşta bir uyuşmazlık da bulunmamaktadır.

Özel daire ile yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlık, özde suça konu belgelerdeki sahtecilikte aldatıcılık unsuru bulunup bulunmadığı, buna bağlı olarak da sanıkların sabit olan eylemlerinin hangi suç niteliğine uyduğunun belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.

Gerek yerleşmiş yargısal kararlarda, gerekse öğretide genellikle kabul gören görüşe göre evrakta sahtekarlık suçlarının hukuki konusu, kamunun güvenidir. Belgelerin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi, gerçek bir belgeye eklemeler yapılması, tamamen veya kısmen değiştirilmesi eylemlerinin kamu güvenini sarstığı kabul edilerek suç sayılıp yaptırıma bağlanmıştır. Bu nedenle de fiilen bir zararın ortaya çıkması aranmamakta, zarar olasılığı yeterli görülmektedir.

Resmi evrakta sahtekarlık suçunda, evrakın sahte olarak düzenlenmesi yeterli olup kullanılması suçun oluşması için gerekli değildir. Bu nedenle zarar olasılığının bulunması için evrakta yapılan sahtekarlığın çok sayıda kişiyi aldatacak nitelikte olması, bir başka anlatımla belgenin nesnel olarak aldatma gücü olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Belgede aldatma gücü olup olmadığını değerlendirmek, belge ile doğrudan ilişki kuran mahkemeye aittir. Mahkemece resmi belgede bulunması gereken başlık, sayı, tarih, imza, mühür vs. gibi zorunlu ögeler incelenmeli, nesnel olarak aldatma gücü olup olmadığı saptanmalıdır. Ancak aldatma gücü kavramının değişken ve göreceli bir kavram olması nazara alındığında açıklanan yöntemle sonuca ulaşılamazsa mahkemeye yardımcı olma ve aydınlatma bakımından konusunda uzman bilirkişinin görüşüne de başvurulabilir. Nitekim Ceza Genel Kurulu’nun 30.06.1998 gün ve 183-255 sayılı kararında da aynı husus vurgulanmıştır.

Bu açıklamalar ışığında somut olay ele alınıp değerlendirildiğinde;

Sanıkların sahte olarak düzenledikleri harç tahsiline ilişkin makbuzların dayanak alınarak kullanılması suretiyle yine gerçeğe aykırı olarak sahte inşaat ruhsatı, inşaatın ruhsat tarihinden 2 ay öncesinde başlayıp belli bir seviyeye ulaştığını kanıtlamak için de yine sahte olarak ön izin belgesi düzenlendiği, bu belgelerin kamu kurumlarına bildirilerek işlemler yapılmasının sağlandığı anlaşılmaktadır. Nitekim dosyada bulunan İzmir İl Bayındırlık Müdürlüğü’nün 3.12.1997 günlü inceleme raporu örneğinde bu belgelere dayanılarak, söz konusu inşaatın Kıyı Yasası ve Uygulama Yönetmeliği hükümlerine uygun yapıldığının bildirildiği görülmektedir. Yine, aynı belgelerin turizm teşvik belgesi için kullanıldığı da anlaşılmaktadır. Kaldı ki, İzmir Valiliğinin bu belgelerin varlığı karşısında kesin bir sonuca ulaşamayarak İçişleri Bakanlığından görüş istediği, yapılan kapsamlı araştırmada belgelerin sahteliğinin ortaya çıktığı da bir gerçektir. Her ne kadar mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılmış ve bilirkişi raporunda bir kısım belgelerin aldatma gücü olmadığını bildirmişse de bu tespitinin dosyadaki bilgi ve belgelere uymadığı anlaşıldığı gibi inşaatı yaptıran şirket tarafından ancak fotokopilerinin gönderilmiş olması karşısında makbuzların aldatıcılık ögesini taşıyıp taşımadığı hususunda bilirkişinin, görüş bildirilemeyeceğini beyan ettiği görülmektedir. Yerel mahkemece bilirkişi raporunun bu niteliği belirlenerek, genel ve hukuki bilgi ile dosyadaki belgelerin aldatma gücünün saptanması isabetlidir. Nesnel ölçülere göre, birçok kimseyi aldatabilecek nitelikte olduğu belirlenen belgelerin sahte olarak memur sıfatını taşıyan sanıklarca düzenlenmesinde TCY’nın 339/1. maddesindeki suçun unsurları oluşmuştur. Bu itibarla Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan bir kurul üyesi, <Haklı nedenlere dayanan Yargıtay Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.> görüşüyle karşı oy kullanmıştır.

Sonuç: Açıklanan nedenlerle Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının REDDİNE, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığı’na TEVDİİNE, 03.07.2001 günü oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)

Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programları


T.C. YARGITAY
Ceza Genel Kurulu

Esas: 1986/6-210
Karar: 1986/440
Karar Tarihi: 13.10.1986

ÖZET: Sahtecilik suçlarına konu olan belgenin aldatma yeteneği olup olmadığının tartışılması ve belirlenmesi öncelikle duruşmayı yürüten ve bu konuda karar verecek hakimin yetki ve görevi içerisindedir. Hakim olayın ortaya çıkış, oluş ve akışını, düzenlenen belgelerle yapılan işlemleri göz önüne alıp sahetciliğin kolaylıkla anlaşılıp anlaşılamadığını bizzat saptamalı ve sonucuna göre belgelerde aldatma yeteneği olup olmadığını takdir ve tespit etmelidir. Ancak; bilimsel açıdan kesinlikle neden-sonuç ilişkisi kurulamayan konularda bilirkişiye başvurulabilir. Bilirkişi görüşünü de; olayın bütünlüğü içinde kanıtlara göre irdeleyip değerlendirmelidir. Olayımızda ise yerel mahkeme hakimi yukarıda yazılı hususları araştırmış, belge üzerinde bilirkişi incelemesine gerek olmadığına ilişkin yasal ve inandırcı gerekçeleri göstermiştir. Bu itibarla usul ve yasaya uygun bulunan direnme hükmünü sanığın temyiz itirazlarının reddiyle onanmasına karar verilmelidir.

(765 S. K. m. 345) (647 S. K. m. 4)

Dava: İftira ve evrakta satekarlık suçlarından sanıklar İhsan ve Ramazan'ın yapılan yargılamaları sonunda; İhsan'ın hükümlülüğüne, Ramazan'ın beraatine dair, (Akşehir Asliye Ceza Mahkemesi)nden verilen 29.11.1983 gün ve 50-465 sayılı hüküm,müdahil ve sanıkların temyizleri üzerine, Yargıtay 6. Ceza Dairesi'nce incelenerek bozulup yerine geri çevrilmiştir.

İlk hükümde direnmeye ilişkin aynı mahkemeden verilen 24.5.1985 gün ve 117-184 sayılı son hükmün Yargıtay'ca incelenmesi, sanık tarafından süresinde verilen dilekçeyle istenilmiş olduğundan, dosya C. Başsavcılığı'nın hükmün onanması istemini bildiren 7.4.1986 gün ve 6-7592 sayılı tebliğnamesiyle 1. Başkanlığa gönderilmekle; Ceza Genel Kurulu'nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:

Karar: İftira ve özel evrakta sahtecilikten sanık İhsan'ın TCK.nun 345, 285/1, 59; 647 sayılı Kanunu 4. maddeleri uyarınca mahkumiyetine ilişkin hükmü Özel Daire (üzerinden tahrifat yapıldığı ileri sürülen protokol (ibra) başlıklı 29.3.1982 tarihli belge üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak tahrifatın iğfal kabiliyetini haiz olup olmadığını tespit olunmadan sahtecilikten yazılı şekilde hüküm kurulması) isabetsizliğinden oybirliği ile bozulmasına karar vermiştir.

Yerel mahkeme ise:

Sanık İhsan, bir oto alım-satımı ile ilgili olarak bizzat kendisinin düzenlediği, müşteki ve tanıklar tarafından imzalanan 29.3.1982 tarihli belgeye sonradan bazı ilaveler yaparak elinde kalan ve anlaşma dışında bulunan 4 adet 15.000 liralık senetleri hükümsüz kılmış, müşteki Ramazan tarafından vadesi gelen 15.000 liralık senetler Akşehir İcra Memurluğu'na tahsile konulduğunda, sanık İhsan, Akşehir İcra Tetkik Mercii Hakimliği'ne başvurarak borca itiraz etmiş ve delil olarak tahrif ettiği 29.3.1982 tarihli bu belgeyi ibraz etmiştir. Akşehir İcra Tetkik Mercii Hakimliği'nin sanığın ibraz ettiği ve tahrif edilmiş belgeye dayanarak 28.2.1983 gün ve 982/57 esas, 1983/16 sayılı kararla itirazı varit görülerek icra takibinin durdurulmasına karar vermiştir. Böylece resmi bir merci olan İcra Tetkik Mercii Hakimliğinin iğfal edilerek böyle bir karar alınabildiğine göre bu belgedeki tahrifatın iğfal kabiliyeti olup; olmadığının bilirkişiye incelettirilmesine gerek yoktur. Zira hakimliğin iğfal edilmesi, tahrifatın iğfal kabiliyeti olduğunu gösteren çok açık ve kesin bir delildir.

Sanık İhsan tahrif ettiği belgeyle icra tetkik mercii hakimliğinden takibatın durdurulması yoluna karar almakla yetinmemiş, yine bu belgeye dayanarak müşteki Ramazan hakkında savcılığa emniyeti suistimal iddiası ile şikayette bulunmuş ve savcılık sanığın tahrif ettiği belgeyi delil gösterilerek Ramazan hakkında bedelsiz senet kullandığı iddiası ile 11.2.1983 gün ve 1983/85-31 sayılı iddianamesi ile Akşehir Asliye Ceza Mahkemesi'ne kamu davası açmıştır. Cumhuriyet Savcılığı tahrif edilen belgeyi delil olarak değerlendirip kamu davası açmış olduğuna göre, resmi bir mercii olan C. Savcılığıda iğfal edilmiş olmaktadır. Bu nedenlerle belgenin iğfal kabiliyeti olup olmadığının bilirkişi incelemesi yaptırmak suretiyle incelenmesine gerek bulunmadığı görüş ve gerekçesiyle önceki hükümde direnmeye karar vermiştir.

Dosya içeriğine göre:

İlkokul öğretmeni olan sanık İhsan, Murat 124 Marka otusunu müşteki Ramazan ile trampa etmiştir. Sanık, müştekiye fazladan 200.000 lira verecektir üste ödeyeceği 200.000 lira için 13 adet 15.000, bir adet de 20.000 liralık bonoyu müştekiye vermiştir. Sanık bir ay sonra trampa suretiyle aldığı Opel otonun 6 silindirli olmayıp 4 silindirli olduğunu ileri sürerek anlaşmayı bozmak istemiş, müşteki sanığın otosuna 60.000 lira masraf ettiğini bildirerek 15.000 liralık 4 bonoyu iade etmemiş, diğerlerini sanığa iade etmiştir. Bu konuda tek nüsha bir ibraname düzenlemişler, ibranameyi sanık almıştır.

Kendisi tarafından düzenlenen müştekinin ve sanığın imzaladığı 29.3.1982 tarihli ibranamedeki geçerli olan 5.4.1982 tarihli bonoların geçersiz olduğunu tahrifat yapmak suretiyle yazmıştır. Müşteki tarafından vadesi gelen senetler icraya konunca sanık icra takibine itirazda bulunarak senetlerin geçersiz olduğunu idida etmiş ve tahrif ettiği ibranameyide delil olarak ibraz etmiştir. Akşehir İcra Tetkik Mercii 29.2.1983 gün ve 1983/16 sayı ile itirazı yerinde görerek icra takibinin durdurulmasına karar vermiştir.

Sanık ayrıca Akşehir C. Savcılığı'na bu belgeye dayanarak müşteki hakkında emniyeti suistimalden şikayette bulunmuş, müşteki hakkında C. Savcılığı'nca 11.2.1983 gün ve 1983/85-31 sayılı iddianame ile emniyeti suistimalden Akşehir Asliye Ceza Mahkemesi'ne kamu davası açılmıştır.

Yargıtay'ın yerleşmiş içtihatlarına göre:

Sahtecilik suçlarına konu olan belgenin aldatma yeteneği olup olmadığının tartışılması ve belirlenmesi öncelikle duruşmayı yürüten ve bu konuda karar verecek hakimin yetki ve görevi içerisindedir. Hakim olayın ortaya çıkış, oluş ve akışını, düzenlenen belgelerle yapılan işlemleri göz önüne alıp sahetciliğin kolaylıkla anlaşılıp anlaşılamadığını bizzat saptamalı ve sonucuna göre belgelerde aldatma yeteneği olup olmadığını takdir ve tespit etmelidir.

Ancak; bilimsel açıdan kesinlikle neden-sonuç ilişkisi kurulamayan konularda bilirkişiye başvurulabilir. Bilirkişi görüşünü de; olayın bütünlüğü içinde kanıtlara göre irdeleyip değerlendirmelidir.

Olayımızda ise yerel mahkeme hakimi yukarıda yazılı hususları araştırmış, belge üzerinde bilirkişi incelemesine gerek olmadığına ilişkin yasal ve inandırcı gerekçeleri göstermiştir.

Bu itibarla usul ve yasaya uygun bulunan direnme hükmünü sanığın temyiz itirazlarının reddiyle onanmasına karar verilmelidir.

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme hükmünün istek gibi ONANMASINA, 13.10.1986 gününde oybirliği ile karar verildi.

Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programları
Old 27-12-2010, 13:24   #4
Avukaat

 
Varsayılan

Sayın Serbay,
vermiş olduğunuz yargıtay kararları için teşekkür ederim. Anlattığım belgenin aldatma yönünden zayıf olduğunu ve basit bir inceleme ile değişikliğin farkedilebilir olduğunu belirtmiştim.

benim asıl sorum bu "araç muayene belgesi"nin resmi bir belge olup olmadığı hususudur. Bu konu ile ilgili görüşlerinizi bekliyorum
Old 27-12-2010, 13:47   #5
üye32062

 
Varsayılan

Resmi belge, bir kamu görevlisi tarafından görevi gereği olarak düzenlenen yazıyı ifade etmektedir. Bu itibarla, düzenlenen belge ile kamu görevlisinin ifa ettiği görev arasında bir irtibatın bulunması gerekir. Bu itibarla, bir kamu kurumu ile akdedilen sözleşme dolayısıyla özel hukuk hükümlerinin uygulama kabiliyetinin olması hâlinde dahi, resmi belge vardır. Çünkü sözleşme, kamu kurumu adına kamu görevlisi tarafından imzalanmaktadır.

Yukarıdaki madde gerekçesine göre araç muayene belgesinin resmi belge olduğunu, düzenleyenin özel muayene istasyonu olması sonucu değiştirmez diye düşünüyorum. Ekte konu ile alakalı kararları sundum.Umarım yararı olur.iyi çalışmalar


T.C. YARGITAY
11.Ceza Dairesi

Esas: 2009/12098
Karar: 2010/549
Karar Tarihi: 05.02.2010

ÖZET: Sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş bulunulması karşısında, kurulan hükmün henüz sanık hakkında hukuki bir sonuç doğurmadığı, sanık tarafından denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi halinde mahkemece geri bırakılan hükmün açıklanmasına karar verileceği ve söz konusu hükmün açıklanmasından sonra olağan kanun yollarına tabi olacağı, bu aşamada açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen hükümdeki hukuki yanlışlıkların kanun yararına bozma istemine konu yapılamayacağı ancak, ileride açıklanacak hükmün olağan kanun yoluna tabi bulunması nedeniyle, bu yolla denetlenmesi mümkün olduğundan kanun yararına bozma isteminin reddi gerekir.

(5237 S. K. m. 54, 62, 204) (5271 S. K. m. 231, 309)

Resmi belgede sahtecilik suçundan sanık L.'nin, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 204/1, 62/1. maddeleri gereğince 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, emanetin 2007/39 sırasında kayıtlı bir adet K 575557 seri numaralı motorlu araç trafik belgesinin aynı Kanun'un 54. maddesi uyarınca müsaderesine, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair Yenice Asliye Ceza Mahkemesi'nin 02.07.2008 tarihli ve 2008/6 esas, 2008/109 sayılı kararın tüm dosya kapsamına göre:

67 ... ... plakalı araç için oluşturulan ve İzmir Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü'nün 03.09.2007 tarihli ve 2007/3348 sayılı raporu ile sahteliği tespit edilen araç muayene belgesinin sahte olduğunun anlaşılması karşısında, söz konusu sahte belgenin dosya arasında delil olarak saklanması yerine, müsaderesine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309. maddesi uyarınca, anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 02.04.2009 gün ve 2009/3600 - 19489 sayılı kanun yararına bozmaya atfen Yargıtay C.Başsavcılığı'nın 14.05.2009 gün ve KYB.2009/100915 sayılı ihbarnamesiyle Daireye ihbar ve dava evrakı tevdii kılınmakla incelenip, gereği görüşüldü:

Sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş bulunulması karşısında, kurulan hükmün henüz sanık hakkında hukuki bir sonuç doğurmadığı, sanık tarafından denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi halinde mahkemece geri bırakılan hükmün açıklanmasına karar verileceği ve söz konusu hükmün açıklanmasından sonra olağan kanun yollarına tabi olacağı, bu aşamada açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen hükümdeki hukuki yanlışlıkların kanun yararına bozma istemine konu yapılamayacağı ancak, ileride açıklanacak hükmün olağan kanun yoluna tabi bulunması nedeniyle, bu yolla denetlenmesi mümkün olduğu cihetle, CMK'nın 309. maddesi uyarınca kanun yararına bozma istemine atfen düzenlenen ihbarnamedeki düşünce yerinde görülmediğinden REDDİNE, dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na iadesine, 05.02.2010 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programları

T.C. YARGITAY
11.Ceza Dairesi

Esas: 2006/2631
Karar: 2008/992
Karar Tarihi: 21.02.2008

ÖZET: Suça konu ruhsatta yapılan bilirkişi incelemesinde, araç muayene bölümündeki tarih üzerinde birden fazla mükerrer geçme olduğundan, görevliler nezdinde iğfal kabiliyetinin bulunmadığının belirtilmesi karşısında, sahtecilik suçlarında aldatıcılık yeteneğinin tespiti hakime ait olduğu halde, suça konu ruhsatnamede bu konuda gözlemde bulunulmadan ve denetime olanak verecek şekilde dosya içerisinde bulundurulmadan karar verilmesi, kanuna aykırıdır.

(5275 S. K. m. 122) (647 S. K. m. 5)

Dava: Motorlu araç trafik belgesinde sahtecilik suçundan sanık B. Bozkurt'un yapılan yargılaması sonunda, mahkumiyetine dair İzmir 2. Asliye Ceza Mahkemesinden verilen 04.07.2005 gün ve 2003/903 Esas, 2005/552 Karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay'ca incelenmesi sanık müdafii tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C.Başsavcılığının bozma isteyen 03.04.2006 tarihli tebliğnamesi ile daireye gönderilmekle, incelenerek gereği görüşüldü:

Karar: 1- Sanığın yüklenen suçtan cezalandırılmasına yeterli, her türlü şüpheden uzak, somut, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı ve şüpheden sanık yararlanır ilkesi uyarınca beraatına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,

Kabule göre:

2- Suça konu ruhsatta yapılan bilirkişi incelemesinde, araç muayene bölümündeki tarih üzerinde birden fazla mükerrer geçme olduğundan, görevliler nezdinde iğfal kabiliyetinin bulunmadığının belirtilmesi karşısında, sahtecilik suçlarında aldatıcılık yeteneğinin tespiti hakime ait olduğu halde, suça konu ruhsatnamede bu konuda gözlemde bulunulmadan ve denetime olanak verecek şekilde dosya içerisinde bulundurulmadan karar verilmesi,

3- Para cezasının ödenmemesi halinde gecikme zammı uygulanacağına dair 5275 sayılı Yasada bir hüküm bulunmadığı gözetilmeden anılan Yasanın 122. maddesiyle, yürürlükten kaldırılan 647 sayılı Yasanın 5/6. maddesi uyarınca gecikme zammına hükmolunması,

Sonuç: Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı, 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK. nun 321. maddesi uyarınca istem gibi BOZULMASINA, 21.02.2008 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programları
Old 28-12-2010, 15:18   #6
Av.Ömer Güntay

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Avukaat
Merhaba,
Değerli meslektaşlarım bir konu hakkında görüşlerinizi almak istiyorum. Olayı kısaca özetlemem gerekirse müvekkil aracına ait muayene belgesi üzerinde oynama yaparak normalde bitmiş olması gereken muayene süresini silerek değiştirmiş ve uzatmıştır. Ancak yapılan değişiklik aldatıcı olmamış ve çok kolay farkedilir niteliktedir. Rutin trafik kontrolünde durum ortaya çıkmış ve müvekkil yargılanacaktır.

Yukarıda anlattığım olayla ilgili sorularıma gelecek olursak;
1-Trafik muayene belgesi resmi bir belgemidir?
Cevabım: Özel muayene istasyonları açıldıktan sonra resmi belge kapsamında değerlendirilmemesi gerektiği kanaatindeyim.
2-Dışarıdan kolayca anlaşılır nitelikte olduğundan Resmi Belgede Sahtecilik Suçu oluşur mu?
Cevabım: Basit bir inceleme ile anlaşılır nitelikte olduğundan suçun oluşmayacağı kanaatindeyim.
3-Resmi Belgede Sahtecilik Suçu yerine Resmi Belgeyi Bozma Suçu oluşur mu?
Cevabım: Muayene belgesini resmi belge olarak değerlendirmediğim için özel belgede sahtecilik suçunun oluşacağı kanaatindeyim.

Takıldığım asıl konu belgenin Resmi nitelikte olup olmamasıdır. Yargılamanın seyri, belgenin niteliğine göre değişecektir. Meslektaşlarımın değerli yorumlarını bekliyorum.

Değerli meslektaşım, kanımca bahsettiğiniz belge, resmi belgelerdendir ve genelgeçer bir aldatıcılık unsurunun bulunduğunun uzman bilirkişi raporu ve mahkeme kanaati ile saptanması halinde resmi belgede sahtecilik suçu oluşur. Kamu hizmetinin "virtüel kamu hizmeti" yoluyla görülüyor olmasının belgenin resmi belge hüviyetine etkisi yoktur. Esasen bu suç daha önceki 765 sayılı TCK.da Hüviyet Cüzdanı ve Nüfus Tezkeresi, Pasaport, Ruhsatname İlmühaber, Şahadetnâme ve Beyannamelerde Sahtekârlık m.350 fasıl başlığı altında düzenlenmişti. Saygılarımla.
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Resmi Belgede Sahtecilik Suçu fiili hta Meslektaşların Soruları 5 17-11-2011 15:41
resmi belgede sahtecilik alem Meslektaşların Soruları 2 14-04-2009 15:29
Resmi belgede sahtecilik hakkında... av.utkan Meslektaşların Soruları 8 21-11-2008 14:45
resmi belgede sahtecilik- -betül- Meslektaşların Soruları 1 18-09-2008 12:56


THS Sunucusu bu sayfayı 0,04841900 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.