Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Çocuk Ve Şiddet !!!

Yanıt
Old 28-10-2005, 00:22   #31
Gemici

 
Varsayılan

Deveye 'boynun neden eğri demişler, nerem doğru ki demiş'.
Bizde de aynısı, neremiz doğru ki?
Yolsuzluk, rüşvet, adam kayırma, aile içi şiddet, kendisini dev aynasında gören müdürden daha müdür, yöneticiden daha yönetici olan odacılar, çıkarlarını devletin çıkarlarının önününde tutan politikacılar.

Ne ararsan var, derde devadan gayrı demek geliyor içimden, ama Allahtan ki derde deva da var. Ama dert öyle işlemiş ki bünyeye, deva fazla bir şeye yaramıyor; etkisiz kalıyor, kangrenleşmiş yaraya karşı.

Derde deva derken, bir olay olduğunda hemen demeç veren, soruşturma açarım, işten atarım, sürerim diyen politikacılarımızı ve devlet adamlarımızı(!) kastetmiyorum. Bu gürleme aslında sadece bir anlıktır ve saman alevi gibi parlayıp söner. Arkası olmayan garibanlar sahiden sürülür, işten atılır, analarından emdikleri süt burunlarından getirilir, arkası olanlara çoğu zaman dokunulmaz bile.

Yaşam kavgası mı desem, geleceğinden korkmamı desem bilmiyorum, gerçek sadece ödlek ve kendine güvensiz değil, aynı zamanda hırçın ve sevgiden uzak bir toplumda yaşıyor oluşumuz.

Belirli yasalarla belki durumu biraz düzeltebiliriz. Ama yasaları uygulayan yine bizler olacağına göre fazla bir şey beklememek gerekir bence yasalardan. Önemli olan zihniyet değişikliği. Zihniyet değişmediği sürece, ortaya çıkan bazı olayların faili cezalandırılır ama durum buna rağmen değişmez.

Malatyadaki olay buzdağının sadece su yüzüne çıkan kısmı. Suyun içinde, dipte neler var ona bakmak gerekir.

Çocuklarını durmadan döven, her taraflarını morluklar içinde bırakan babaya 'neden dövüyorsun' sorusunu yönelttiğimizde, verilen cevap: 'ben dayakla büyüdüm bugüne geldim, onları da öyle terbiye edip adam edeceğim' oldu.

Ailede, yuvada, okulda ve daha birçok yerde dayak yiyerek büyüyen, dayakla eğitilen, sevgiden mahrum kalan milyonlarca kişiye dayağın ve şiddetin bir eğitim aracı olmadığını anlatmak, herşeyden önce eğitimle olur.

Ortaya çıkan bir olayın sorumlularını bulup ortaya çıkarmak ve cezalandırmak, diğer kişilere bir örnek olması ve aynı durumların tekrarlanmaması yönünden çok etkili ve caydırıcı bir yöntem. Politikacı ve idarecilerin ilk mesajdaki demeçleri bana caydırıcılıktan ziyade göz boyamacılık olarak göründü nedense.

Saygılarımla
Old 28-10-2005, 20:19   #32
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan Türkiye'de dayak, 4 yaşında başlıyor

Malatya Vahşeti Türkiye'nin bir gerçeğini de ortaya çıkardı. 'Dayak'.. Türkiye'de dayak, 4 yaşında başlıyor. İşte Türkiye'nin dayak gerçeği ve yaşanan aile içi şiddet profili...



İzleyenlerin kanını donduran yuvadaki işkence görüntüleri, gözleri Türkiye'de yaygın olarak yaşanan aile içi şiddete çevirdi. İstatistiklere göre her yüz çocuktan 46'sı fiziksel şiddete maruz kalıyor. 1-4 yaş arasında ölen her yüz çocuktan 3'ü de şiddet kurbanı.


MALATYA'daki çocuk yuvasında yaşanan, tüm Türkiye'yi ayağa kaldıran işkence görüntüleri, bir başka gerçeği daha gözler önüne serdi: Çocuklarımızın, hayatın aile dahil her alanında şiddete, istismara maruz bırakılmaları. Nazi kamplarındaki işkence merkezlerini anımsatan görüntüler izleyenlerin kanını dondururken, toplumsal gündemimize şu soru oturdu: Ya evlerdeki işkence odaları?..

Bu soruyu, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu'nun verileri ürpertici rakamlarla destekliyor. Kurumun araştırmasına göre, fiziksel şiddete ailelerin yüzde 34'ünde, sözlü şiddete ise yüzde 53'ünde rastlanıyor. Çocuklara yönelik fiziksel şiddete rastlanma oranı ise yüzde 46. Ailelerde cinsel şiddet ve tacize rastlanma oranı yüzde 9.

ŞİDDET DÖNGÜSÜ

Bir başka araştırma için görüşülen 695 kadının yüzde 54'ü, kendi ailelerinde şiddet gördüklerini söyledi. Bunların yüzde 35,2'si, en az 4 yıl ve daha fazla zamandır şiddete maruz kaldığını anlattı. Araştırma, bu grubun yüzde 40,4'ünün de çocuklarına karşı şiddet uyguladığını gözler önüne serdi.

SINIR 4 YAŞ

Türkiye'nin de 1994'te imzaladığı Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi'ne göre, çocuklar doğuştan şu haklara sahip: Şiddetten arındırılmış güvenli evlerde yaşama. Bununla birlikte Aile Araştırma Kurumu'nun 1995 verilerine göre, ülkemizde özellikle 4 yaşından itibaren çocuklar fazla miktarda dayak yiyor. Çocukların uğradığı fiziksel şiddetin yüzde 69'unun faili, çocukla aynı evde yaşayan diğer aile bireyleri, özellikle de anne-babalar. Çocukların fiziksel istismarı sonucunda meydana gelen ölümler, 1 - 4 yaşlar arasındaki çocuk ölümlerinin yüzde 3'ünü oluşturuyor. Ancak Türkiye'de de çocuk istismarı çoğunlukla gizli kalıyor; kayıtlara geçen ya da mahkemelere yansıyan şiddet olayları çok az oluyor.

Sansür talebine mahkemeden red

ANKARA 4. Asliye Hukuk Mahkemesi, SHÇEK'in Malatya Çocuk Yuvası'na ilişkin şiddet görüntülerinin yayınının engellenmesi için yaptığı başvuruyu reddetti. Mahkemenin kararında 'Ülkenin geleceği olan çocuklara yönelik çirkin hareketlere ilişkin haberlerin yayınlanmasına mani olmak, basın hürriyetiyle bağdaşmaz' denildi.

350 milyona bu kadar

SHÇEK Başkanı İsmail Barış, son olarak Malatya Çocuk Yuvası'yla gündeme gelen, çocuk yuvalarında yaşanan dayak ve taciz olaylarının üzüntü verici olduğunu belirterek, 'Mevcut sistem bozuk ve yama yaparak düzelmez. Bu sistemi tümden değiştiriyoruz' dedi.

Bakım elemanı olarak çalışan kadınların 350 milyon lira maaş aldığını belirten Barış, 'Bu maaşa çalışan kız meslek lisesi mezunu, çocukların altını yıkar mı?' diye sordu.

3 kişi daha tutuklandı

MALATYA'daki işkence görüntülerinin yayınlanmasının ardından gözaltına alınıp mahkemece serbest bırakılan 3 kişi, dün savcının itirazı üzerine tutuklandı. Yuvadaki kadrolu bakıcı anne Naciye Tutal ile yine temizlik şirketinde görevli F.İ. ve M.K. tutuklanarak cezaevine gönderildi. Önceki gün tutuklanan Şefika Solmazgül ve Elif Binatlı ile birlikte tutuklananların sayısı böylece 5'e yükseldi. Bu arada yuvadaki 46 çocuğun 21'inde dayak, kaynar su dökme ve kafalarını tokuşturma gibi nedenlere bağlı işkence izleri saptandı. Öte yandan 2 çocuğunu da yuvaya verdiğini belirten bir anne, 5 yıl yuvada kaldıktan sonra Kız Yetiştirme Yurdu'na alınan 7 yaşındaki kızına tecavüz edildiğini iddia etti.

25 bin anne gönüllü oldu

İNTERNET üzerinde 'www.anneyiz.biz' adlı sitede bir araya gelen 25 bin anne, Sosyal Hizmetler'e ait çocuk yuvalarında gönüllü ziyaretçi olmak istiyor. Grubun kurucusu Pınar Yücel, üyelerinden e-posta yağdığını belirterek, 'Her ilde örgütleniyoruz. Üyelerimiz, gönüllü ziyaretçi olmaya, devlet isterse denetmen olmaya hazırlar' dedi. Üyeler, önümüzdeki günlerde, yuvaları ziyaret ederek, gördükleri olumsuzlukları site üzerinden yayınlayacaklar.

'Hesap sorun' kiremiti

SAĞLIK Bakanı Recep Akdağ, Malatya'daki 'işkence yuvası'na girerken, binanın önünde toplanan bir grup, 'Duyarsız kalmayın. Hesap sorun. Bu çocuklar hepimizin' dedi. Bu sırada yuvanın karşısında bulunan bir binanın çatı katına çıkan 3 kişi, aşağıya kiremit atarak, 'Hesap sorulsun. Türkiye'de herkesin yaptığı yanına kar kalıyor' diye bağırdı. Polisin çatıdan indirip gözaltına aldığı 3 protestocudan biri fenalaşınca hastaneye kaldırıldı.

Haber: Emel Armutçu
Kaynak: www.hurriyet.com
Old 28-10-2005, 22:00   #33
Merhaba

 
Varsayılan Sevgisizlik hastalığı-Toplumsal cinnet

Sevgisizlik hastalığı-Toplumsal cinnet


Bu bir sevgisizlik hastalığıdır, yaygın ve bulaşıcıdır.

TV ekranlarındaki görüntüler bir çok insanı ağlatmış. Vah vah vah…

Aynı olayla ilgili haber TV ekranlarında görüntülerle yayınlanmayıp bir gazetenin arka sayfalarında bir haber olarak verilseydi okuyup geçecektik.

Devamında okuyacağımız spor haberleri ve sosyete magazininden sonra belleğimizde hiçbir şey kalmayacaktı.

Biz duyarlı bir toplumuz. Nice filimlerden ıslak mendillerle ağlayarak çıktık, sonra eve gelip çocuklarımızı dövdük. Bizim duyarlılığımız güzeldir. Ağlanacak yerde ağlarız, öfekelenince döveriz.

Çocuklarımızın ruhlarına korku tohumları ektik, sevgiye kök salacağına yürekleri, kırdık ve dayakla körelttik.

Onlar büyüdüler, kocaman kacaman büyük insanlar oldular.

Onlar polis oldular, insanları dövdüler, savunmasız genç insanları yerlerde tekmelediler.

Onlar okullarda öğretmen oldular, yine çocukları döverek kendileri gibi adam etme yolunu seçtiler.

Onlar çocuk yuvalarında yönetici, eğitmen, bakıcı oldular, sevgisizlik hastalıklarını küçücüklere bulaştırmak için yine dövdüler.

Onlar büyük devlet adamları oldular, sevgisizlik hastalığına çare arayanları tek tek yok ettiler.

Onlar ümmet oldular aydınları yaktılar.

Onlar namuslu oldular kadınları kızları öldürdüler.

Onlar doktor oldular, onlar mühendis oldular, onlar avukat oldular, onlar tüccar oldular…..onlar …..oldular…onlar hasta oldular, onlar sevgisizlik hastası oldular.

Onlar sensin, onlar benim, onlar biziz…

Onlar sen değilsen, onlar ben değilsem, onlar biz değilsek….

Çocuklarımızı kimler dövüyor.

Evlerde kadınlarımızı kimler dövüyor, kimler öldürüyor.

Sokaklarda birbirimizi kimler dövüyor.

Aydınlığı işaret eden bir avuç aydın parmağı kimler kırıyor.

Sevgisizlik hastalığının sevgisizlik hastalarınca kutsanan bir dini var.

Tapındıkları tek din.

Tanrısı ve kitabı olmayan tek din.

Para dini.

Ona tapınırlar.

Ben.. sen… o… ve biz…

İşte biz bu dinin mensuplarıyız. Bu cinnet toplumunun mensuplarıyız…

Aramızda bu hastalığa karşı dirençli olan azınlığı bizden saymıyoruz. Sevgisizlik hastalığımızı ısrarla bulaştırmaya çalışsak ta olmuyor. Onca dövdük onları, olmuyor… Elbet bir yolunu buluruz onları susturmanın, şimdi işimize bakalım, dövelim ve tapınalım.

Toplumsal cinnet ilâhimizle kutsanalım…

Merhaba
Old 31-10-2005, 10:16   #34
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

Müdürden itiraflar

Görevinden alınan Güler, "Önceki dönemden şikâyetler vardı. Beni milletvekilleri zorla getirdi. Bunların olacağını biliyordum" dedi. Güler, şikâyet almadıkların söyleyen valiyi de yalanlamış oldu

BÜLENT SARIOĞLU Malatya

YUVADA işkence skandalı üzerine Malatya İl Sosyal Hizmetler Müdürlüğü görevinden alınan Yakup Güler, "arkadaşı olan iki AKP milletvekilinin zorlamasıyla göreve geldiğini" belirterek "Bunların olacağını biliyordum" dedi.
18 ay görev yaptığı dönemden önce birçok şikâyet bulunduğunu anlatan Güler, 3 yıldır Malatya Valiliği görevinde bulunan ve hiçbir ihbar almadığını söyleyen Osman Derya Kadıoğlu'nu da yalanlamış oldu.
Güler, Malatya'da yerel bir televizyon kanalındaki tartışmaya telefonla katılarak şunları söyledi:

VEKİLLERE ÇOK DİRENDİM: AKP'li Milletvekili Ali Osman Başkurt'u tanıdığım doğrudur. Diğer milletvekilimiz Münir Erkal da sınıf arkadaşımdır. Beni bu göreve getirmeleri talebi hiçbir zaman benden gelmemiştir. Müdür arkadaş alındığında bana teklifi getirdiler. Uzun süre direndim, çok direndim.

İKİ ÖLÜMLÜ VAKA: Diğer il müdürünü görevden aldıklarında bu teklifi getirdiler. Altından kalkamadığım için mi kabul etmedim? Hayır. Niye beni göreve getirdiler? Erkek yurdunda iki ölümlü vaka yaşanmıştı. Bunlar Türkiye kamuoyunun huzuruna gelmedi, basına yansımadı. Çok ciddi sıkıntılar, Sosyal Hizmetler'de var olan sıkıntılardır. 3 ay sonra bir başka ilde çıkabilir.

AĞRIMADIK BAŞIMI AĞRIYA SOKTUM: Öğretmenlikte kalsam idari sorumluluk açısından çok daha rahat olabilirdim. Benden önceki arkadaşlarımın başına sık sık gelen şikâyetleri görüyordum. Bizim de başımıza gelecek şeyler olduğu için durup dururken ağrımadık başımı ağrıya sokmamak gibi bir endişeydi.

ÖNERİSİ KİLİSE MODELİ: Devlet bunu Kızılay gibi, NGO (hükümet dışı kuruluşlar) gibi Batı'daki tiplere dönüştürmeli. Batıda bu işleri daha çok kiliseler yapar, bütçeden pay alır. Türkiye'de de böyle olabilir, ama bütçeden payı olan sivil toplum kuruluşları türü kurumları devreye sokmak gerek. Bizim kuruluş istasyon olmalı. Çocuk en fazla 1 yıl kalmalı.


Milliyet 31.10.2005
Old 31-10-2005, 10:20   #35
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

Şanlıurfa'da taciz iddiası

Şanlıurfa'daki Sabancı Kız Yurdu'nda kalan kız öğrenciler, müdür Aytekin Erdoğan'ın denetim bahanesiyle yatak odalarına gelip tacizde bulunduğunu, bazen de dövüldüklerini iddia ettiler

BÜLENT OKUTAN, MEHMET HARBURCU Şanlıurfa DHA

SHÇEK'e bağlı Malatya'daki Çocuk Yuvası'ndaki "işkence" iddialarıyla ilgili adli ve idari soruşturma sürerken, Şanlıurfa'daki Sabancı Kız Yurdu'nda kalan 13 - 18 yaş grubu kız öğrenciler, yurt müdürü Aytekin Erdoğan hakkında "şiddet ve taciz" iddialarında bulundu. Bakanlık müfettişlerinin olaya el koyarak soruşturma başlattığı bildirildi.
Şanlıurfa'da yerel yayın yapan "Şanlıurfa TV"de dün akşam 20.00'de yayımlanan programda, Sabancı Kız Yurdu ile ilgili iddialar ekrana getirildi. Yurt yöneticilerinin bulunmadığı bir ortamda çekilen kasette, yurtta kalan 40 kız çocuğundan G.E., C.A. ve F.B., yurt müdürü Aytekin Erdoğan'ın geceleri denetim bahanesiyle yatak odalarına girerek tacizde bulunduğunu öne sürdü. Zaman zaman da dövüldüklerini iddia eden kız çocukları, Erdoğan'ın eşi Songül Erdoğan'ın da kendilerine hakaret ettiğini anlattılar. Kız çocukları iddialarını şöyle sürdürdü:
"En ufak bir olayda müdür bize 'şirretler, şerefsizler, sürtükler' kelimesini kullanıyor. Zaman zaman daha da ileri gidip tekme tokat giriştiği arkadaşlarımız var. Gecenin ilerleyen bir saatinde uygunsuz durumda olmamıza rağmen yatak odalarımızın kapısını açıp sözde denetim yapıyor. Bunu neden yaptığını sorduğumuzda ise 'Ben sizin babanız sayılırım' yanıtını veriyor.

'Acımasız biri'
Bir arkadaşımız intihara teşebbüs etmişti. Ona herkesin içinde 'Bir daha dene ama bu sefer olsun ki, senden kurtulayım' diyecek kadar bize acımasız biri. Aylardır çarşı iznimiz kısıtlandı. Alışverişe bile toplu halde gitmemize izin veriliyor. Ama denetim için bir müfettiş gelecek olsa tavrı değişiyor. O iyi tavır ise ancak bir hafta sürüyor. Sonra yine aynı."
Kız çocukları, 28 Eylül'de yurtlarını ziyaret eden Devlet Bakanı Nimet Çubukçu'nun bıraktığı kartvizitindeki telefon numaralarına bir türlü ulaşamadıklarını ve yazdıkları şikâyet mektubuna da cevap alamadıklarını da söylediler.
Bu arada Sabancı Kız Yurdu'nda Erdoğan'ın görev yaptığı süre içerisinde 2 kızın intihara teşebbüs ettiği ve son 6 ay içinde ise 7 kızın kaçtığı ifade edildi. Yurttan kaçan bu kızlardan bir haber alınamadığı öne sürüldü.

Vali: Çubukçu'ya bildirdim
Şanlıurfa Valisi Şemsettin Uzun, DHA'ya yaptığı açıklamada iddiaların ortaya atılması üzerine durumu Devlet Bakanı Nimet Çubukçu'ya bildirdiğini söyledi. Uzun, "İddiaların asılsız olduğunu düşünüyorum. Bakanlık müfettişleri olaya el koyarak soruşturma ve inceleme başlattılar" diye konuştu.

Müdür: Komplo var

Suçlamaların hedefindeki Erdoğan, iddiaları "komplo" diye değerlendirdi. Erdoğan, şöyle konuştu: "Ben suçsuzum, iddialar asılsız. 7 aydır sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü'ne de vekâlet ediyorum. Bu nedenle yurda doğru dürüst gidip gelemiyorum bile. 30 yıldır bu işin içindeyim. Hep çocuklara şefkatle yaklaştım. Birileri bana komplo kurmak istiyor. Gerçek, soruşturmanın sonucunda ortaya çıkacak."

'Yetersiz raporu'

Aytekin Erdoğan'ın 2000'de Malatya Sosyal Hizmetler İl Müdürü tarafından tutulan "Görev yapamaz, yetersiz" raporuyla, Şanlıurfa'ya eğitici olarak atandığı ortaya çıktı. Şanlıurfa Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü'nde görev yapan Erdoğan'ın, geçen yıl önce Sabancı Kız Yurdu müdürlüğüne ve 7 ay önce de Sosyal Hizmetler il müdür vekilliğine atandığı belirlendi.
Old 02-11-2005, 10:42   #36
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

Sağduyunun sesi



TÜRKAN SAYLAN (Arşivi)

Ortalama 30 yıldır sosyal olaylarla ilgili çalışmalar yapan bir yurttaş olarak Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu'nun (SHÇEK) yapılanması ve işleyişiyle de ilgilenirim, beş yıldır da Cumhurbaşkanı'nca SHÇEK'e resmen atanmış bir 'danışılmayan'ım.
Tüm bu yıllar boyunca, korunmaya muhtaç çocukların sayısı giderek ve de hızla artarken verilen sayı hep 18 ile 20 bin arasıdır.
Geri kalanı ya evlerinde her türlü eza ve bela içinde sıkışıp kalmış ya da pes edip kendilerini sokakların uyuşturucu, taciz ve benzeri her türlü felaket dolu özgürlüğüne atmışlardır. Onlar artar dururken SHÇEK sanki sınırları asla değişip genişlemeyecek bir kurummuş gibi sabit bir sayıda, değişen her iktidar ve de her bakanla salt kadroları değiştirilen bir kurum olagelmiştir. Sorumu yinelemek istiyorum: Bu ülkede korunmaya muhtaç çocuk sayısı 20 bin midir? Ötekiler nerededir, kim koruyor onları?!

Örtbas etme mantığı

Çocuklarla ve ergenlerle uğraşmak, hele hele örselenmişleriyle, kolay değildir. Her zaman sorunlar yaşanacaktır ve bunun göze alınması, her şeyin açıklık içinde sürdürülmesi gerekmektedir. Oysa bizim bir özelliğimiz de hoş olmayan olayları örtbas etmemiz, duyulunca, en alt düzeyde birkaç günah keçisi bulup, 'münferit' sözcüğüyle damgalayıp köşeye kaldırmamızdır ki işte her şey buradan kaynaklanmaktadır.
SHÇEK, çocuk ve gençlerin çok azını kapsasa bile, farklı siyasi görüşe ve bunu insanların beynine işleme misyonuna sahip egemenlerin her iktidar döneminde değerlendirmek istediği bir odak oldu. Belli iktidarlar döneminde, birkaç gün içinde tüm kadroların değiştirilip yerlerine imamların, ilahiyatçıların ve yandaşların getirildiği, uzmanların kızağa çekildiği, geceleri partili ve de çarşaflı kadınların vaazlara gittiği yolunda çok duyumlar alınmıştır. Kız yurtlarındakilerin evlerine gönderildiği, sonra da yitirildiği dönemler yaşandı. Taciz ve dayakla ilgili haberleri toplasak birkaç kocaman kitap oluşturulabilir...


Kadrolaşma

Konuyu ciddi şekilde ele alıp düzeltmek isteyenlerinse ömrü süresi yeterli olmamış, bir iktidar değişikliğiyle her şey yeniden değişmiş, tepeden tırnağa yapılan atamalar birçok kurumda olduğu gibi, konunun SHÇEK'i iyileştirmek değil alışılageldiği şekilde 'kadrolaşmak' amacı güttüğünü açığa çıkarmıştır. Seçenek arama önerisiyle gelen ve bunun için gereken finansı da bulan bir gönüllü grubun çektiği sıkıntılara tanığım. Pek çok ülkede başarıyla uygulanan, ancak belli sayıda çocuk için alternatif bir çözüm olan 'çocuk köyleri' projesinin başına gelen (ya da getirilen)leri yakın geçmişte hepimiz kaygı ve utançla izledik. Yıllar yıllar önce, yurtdışı gezilerimde gidip gördüğüm, bilgi edindiğim bu sistemi, dönemin SHÇEK genel müdürüne anlattığımda ilk sorusu "Pekiyi de hocam, ranzalarda kız çocuk mu, erkek çocuk mu üstte yatacak?" olmuştu. Tıpkı şimdiki gibi o da cinselliğe takılmıştı.
Oysa Çocuk köylerinde oluşturulan yapay ailede, örneğin abla ya da ablalar 9-10 yaşlarındaysa, erkekler bebek yaşta ya da tersi oluyor ve 12'yi geçen erkek çocuklar, aile bağı sürerek, 'hostel' denen ve daha çok köyün 'baba'sına bağlı yurtlara alınıyorlardı!


Sorun ve çözüm

Ülkemiz Doğuyla Batı arasında bocalamaktadır. "Böyle gelmiş böyle gider" diyerek kafalarımızı o noktada tutup sorunları geleneksel dayak, küfür yöntemlerimizle mi çözeceğiz yoksa, 'Böyle gelmiş, ama böyle gitmez' deyip dünyanın bütün bu süreçlerden geçerek yeni ve çağdaş, bilimsel çözümler üretmiş ülkelerin deneyimlerini mi paylaşacağız? İşte hem sorun hem de çözüm burada yatmaktadır. 30 derece, 35 derecelik bakış açımızı 360 dereceye çıkarıp, "Evet ben siyasal güce sahibim, istediğimi istediğim yere atarım, yanlış yaparsam ve de bunu birileri yazarsa, onlara bağırır çağırır olayı geçiştiririm ama bu çözüm değildir. Acaba konunun uzmanlarını (karşı ya da yandaş ayırmadan) bir araya getirip onları dinlesem, dünyada olup bitenleri öğrensem ve de elimdeki yetkiyi, daha iyiye daha doğruya, daha yararlıya yönlendirip kalıcı bir şeyler mi yapsam?" diye düşünecek yetkililer ve de etkililer gerekiyor bu ülkeye.
Genelde çocuklarla, özelde 'korunmaya muhtaç' çocuklarla ilgili sorunlar bitmez tükenmez. Sistemler iyileştirilse de hep yetersiz kalır. En gelişmiş ülkelerde de böyledir ama arayış ve 'iyileştirme' bitmez tükenmez!


Vizyon gerek

Şu günlerde, Malatya olayı sonrası, siyasilerimiz, her konuda uzmanmışlarcasına öneriler geliştirip duruyorlar ve de hepsi 18 bin çocuk ve onları barındıran kuruluş için. Oysa konunun, tam da zamanında, dünya ve ülke durumu bütüncül şekilde dikkate alınarak, tüm gerçek ilgilileriyle birlikte masaya yatırılması, diğer örnek uygulamaların öğrenilmesi, değerlendirilmesi, ülkemiz için siyaset dışı kısa orta ve uzun erimli hedefler belirlenerek yeni bir eylem planı ve uygulamasının yapılması gerekmektedir.
Bu, bir 'vizyon' meselesidir, konuyu içselleştirme meselesidir. 'Bu benim işim değil', 'Bunu uzmanlarından öğrenmeliyim, onları dinlemeliyim', 'Siyasal yetkimi doğru yolda kullanmalıyım!' diyebilme erdemi gerektirir. Burada neredeyiz, her şeyi makyajla, birkaç yandaş uzmanı belli yerlere getirip birkaç gözyaşlı nutuk atarak, örselenmiş çocuklarla kucaklaşırken fotoğraf çektirerek çözüme ulaştığımızı mı varsayacağız her zamanki gibi. Yoksa o çocukları kendimizinkilerin yerine koyarak mı tavır alacağız?


Öncelikler

SHÇEK'te nasıl bir 'iyileştirme' yapılabilir? Var olan doğru ve güzel örnekleri asla göz ardı edip sistemi yeni baştan kurmaya çalışmamalıyız öncelikle:


Tüm yuvalar ve yurtlarda her şeyin berbat olduğunu söylemek kanımca acımasızlıktır. Bir yerlerde, bunca yetersizliğe, olanaksızlığa karşın çocuklar için insanca bir düzen kurulmuşsa, görün ki oranın başında ve ufacık kadrosunda gerçek insanlar vardır, rastlantısal da olsa. İlgi ve sevgi, tüm olumsuzlukların üstesinden gelebilmiştir. Buraları darmaduman etmemeli, aksine onların deneyiminden yararlanmalıyız.

Yine aklımızdan çıkarmamalıyız ki, koğuş sistemini 'oda'ya dönüştürmek çözüm değildir, tıpkı ranzayı tek yatağa indirmekte olduğu gibi. Önemli olan koğuşta da, ranzada da çocukların mutlu olması, onlara güler yüzle, sevecen ve hoşgörülü davranılmasıdır. Dayak, kötek ve küfürle onların tornadan çıkmış, her şeye baş eğen insan kullarına, kölelere, ispiyonculara dönüştürülmemesidir önemli olan.

Yeni bir yapılanmaya gidilecekse en azından 100 bin çocuk için bir hedef plan yapılması ve hangi yıl hangi sayıya, hangi alt ve üstyapıyla, hangi insan gücü ve bütçeyle ulaşılacağının belirlenmesi gerekir. Bunu bugün biz yapmazsak yarın AB komiserleri, işaret parmaklarını göstererek zaten bizden isteyecek.

Sosyal hizmet uzmanı yetiştirme politikamız acilen gözden geçirilmelidir. Onbinlerce işsiz üniversite mezunumuz dururken bu dalda insan yetiştiren ancak bir devlet bir de vakıf üniversitesinin bulunması, inanılmaz bir aymazlık ve ilgisizliktir. Hiç duraksamadan, hükümetle üniversiteler arası gerginlikleri bir yana bırakarak sosyal hizmet uzmanı potansiyelimiz, bu konuda kurulmuş olan örgütleri işbirliği yapılarak çözüme yatırılmalıdır. Kanımca en önemli adımlardan biri budur, bu olmalıdır!

Kız meslek lisesi çocuk gelişimi, okul öncesi, sağlık meslek liseleri birimleri stajlarını SHÇEK kurumlarında yapamazlar, biliyor musunuz? Çünkü oraları kapalı kutulardır. Yuva ve yurtların, öncelikle bu dallarda öğrenim görenlerin öğretmenleriyle birlikte yürütecekleri stajlara açılmasının getirisini düşünebilir misiniz? Hele SHÇEK kurumlarına, şu anda bile on binlerce mezunu işsiz bulunan bu genç kızlarımızın, 'usta öğretici' olarak alınmalarının sağlayacağı artı değerin ne denli çözümler getireceği çok açıktır.
Sürekli 'hizmet içi eğitim' ile, yurt ve yuvalarda işe alınacak bu genç kızlarımız, kuşkusuz ideolojik yönlendirme baskısına tabi tutulmaz, Cumhuriyetimizin değerleri dışına çıkarılmaz, çocuklara yanlış model olarak kullanılmazlarsa, yurt ve yuvaların en önemli elemanı olacaklar ve giriş kâğıdına CAHİL yazılan firma elemanlarına gerek kalmayacak.

SHÇEK kurumlarının topluma açık olması, sivil toplum örgütlerinin katılımının sağlanması çok doğru ve çağdaş bir öneridir. Ancak bunun proje bazında, başı sonu belli çalışmalar olarak programlanması, yine Cumhuriyet'in temel değerleri dışına çıkartılmaması gerekmektedir.

12 yaşın altındaki çocukları kız-erkek diye ayırmanın mantığını ve ufkunu ayrıca anlamak ve değerlendirmek gerekir. Cinslerin birbirlerini tanıyarak karma eğitimle büyümelerinin topluma neler kazandırdığını, tersinin ise neler yitirttiğini çağdaş ve çağdaş olmayan ülkelere bakarak algılayabiliriz. Bu konu, pedagog, psikolog ve diğer eğitim uzmanlarınca değerlendirilmeli, dinsel motiflere çekilmemelidir.

Bu kurumlara liyakat yerine siyasal iradeyle görevli yönetici atamaktan vazgeçilmeli, atarken cinsiyet ayırımcılığı değil, eşitliği sağlanmalı. Hem kız hem de erkek çocukların, anne ve baba yerine koyacakları figürlere gereksinimleri var. Yeter ki bu role insanlıklarıyla ve birikimleriyle uygun olsunlar.

SHÇEK'e teslim edilen küçüklerin, evlat edinmek isteyenlere verilmesi konusu yeniden gözden geçirilmeli. Bugün oldukça özenli yapıldığına tanık olduğum sistemde, aile en az iki yıl beklemekte, çocuk da, bir sahibi çıkar diye aylarca kurumda tutulmaktadır. Daha hızlı hareketle, bekleyen binlerce evlat edinme arzulusu mutlu edilirken diğerlerinin heveslenerek sıraya girmesi sağlanabilir. Bu konu da uzmanlık gerektiren bir sorundur ve birçok açıdan yeniden değerlendirilmesinde yarar vardır.

Ayda 300 YTL'ye evlerde çocuk baktırmak konusunun ise, çok ama çok iyi şekilde değerlendirilmesi gerekir. Bizde 'besleme evlatlık' kültürü hâlâ, içimizde saklı kalsa da sürmektedir. Belki çok iyi bir ön eğitim ve sürekli denetimle bu konu akılcı bir şekilde geliştirilebilir. Tuzu kuru ailelerin de, parasal beklentileri olmadan 'koruyucu aile' olmaları özendirilebilir ve bir düş bile olsa, bir sosyal sorumluluk bilinci oluşturulabilir.

Üniversiteler

Bunların her birinde üniversitelerin, ilgili sivil toplum örgütlerinin ve diğer uzmanların işbirliği, ülke gerçekleri kapsamında konuların özgürce tartışılması ve çeşitli seçeneklerin ortaya konulması sonrasında yapılabileceklerin belirlenmesi gerekmektedir.
Tüm bu özel konuların yanında, 'ülkemizde çocuk ve ergenlerin durumu' yeniden ve yeniden gözden geçirilerek ele alınmalı, konumuz özgülünde, aile içi şiddete, zaman zaman da tecavüze maruz kalan, çocuk işçi, dilenci ve fahişe olarak kullanılmaya aday, böbrek mafyasının, tiner tacirlerinin eline düşebilecek, kapkaççı yetiştirilebilecek çocuklarımız için önlem alınması da sosyal devletin görevidir. Sonuçlar daha oluşmadan önlemlerin alınması şart. Tüm bu çözümleri, siyasi gücü kullanıp 'Ben bilirim, ben yaparım' diyerek siyasal yandaş ilahiyatçılar, imamlar ve bir dolu cahil bakıcıyla oluşturmak olanaksızdır. Çağdaşlaşma yolunda ilerleyen, ilerlemek için 82 yıl önce karar verip Cumhuriyet'i kurmuş olan Türkiyemizde, 'korunmaya muhtaç çocuklar'ımızı, bilimin ışığında, bu toprakları paylaşan insanlarımızın insan sevgisi ve insana saygı ile örülmüş iyi ve doğru nitelikleriyle sarmalanmış ve de siyasi görüşlerden arındırılmış şekilde korumaya çalışmalıyız. Yurttaşlık görevimiz bize bu ödevi vermiştir. Her bireyin, konuyu irdeleme, öneri geliştirme ve yapılanları gözleyip değerlendirme hakkı vardır.

Prof. Dr. Türkan Saylan: Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Başkan


Radikal den alınmıştır.
Old 07-11-2005, 19:07   #37
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

'Muhbirlik çocuğa vurulmuş bir damgadır'

A.A.

Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Nimet Çubukçu’nun "muhbirim var..." şeklindeki açıklamalarına tepki gösteren uzmanlar, muhbirliği normalin dışında bir olay ve çocuğa vurulmuş bir damga olarak tanımladılar.

DÜZENİ SAĞLAMANIN YOLU MUHBİRLİK OLAMAZ

Türk Psikologlar Derneği İstanbul Şube Sekreteri Uzman Psikolog Nazım Serin, Çubukçu’nun kullandığı "Ziyaret ettiğim kurumların hepsinde şu anda en az dörder muhbirim var" ifadesinin çocuklara yönelik hatalı bir yaklaşımı yansıttığını ifade etti. Çocuk evlerinde denetimi ve düzeni sağlamanın yolunun muhbirlik olamayacağını vurgulayan Serin, muhbir olarak kullanılan bir çocuğun ileride kendini "suçlu hissetme, değersiz gibi algılama" olasılığıyla karşı karşıya kalacağını dile getirdi.

Serin, muhbirlik sisteminin olduğu yerde sorunların açıkça konuşulması, karşılıklı güven duygusu içinde hareket etmenin olanaksızlaşacağına dikkat çekti. Çubukçu’nun bu ifadeyle tam olarak neyi anlatmak istediğinin açıklaması ve yanlış anlamaları ortadan kaldırması gerektiğini belirten Serin, "Eğer bu denetim sürecine illa çocukları katmak istiyorsa, ki bu çok isabetli olur, bunun yolu onları muhbir olarak kullanmaktan değil, sözgelimi her çocuk evinde temsilcileri belirlemesinden geçmeli. Böylece çocukların kendilerini ilgilendiren konularda söz sahibi olduklarını hissetmeleri sağlanmış, katılımcılık ve demokrasi kültürlerinin gelişmesi açısından anlamlı bir katkı yapılmış olur" dedi.

"MUHBİRLİK ÇOCUKLARA VURULMUŞ BİR DAMGADIR"

Sosyal Hizmetler Derneği Genel Başkanı Murat Altuğgil, çocukların yurtlarda yaşananları bildirmek için muhbir olarak seçilmesinin çocuklara vurulmuş bir damga olduğunu söyledi. Çocukların yaşadıklarını dile getirmesi gerektiğini ancak bunu bir çocuğu görevlendirerek gerçekleştirmenin çocuk gelişimi açısından çok riskli olduğunu kaydeden Altuğgil, "Muhbirlik çok yanlış bir olaydır. Bunun yerine yurtlardaki denetimler arttırılmalıdır. Bugün A kişiyi şikayet eden çocuk yarın B kişiyi şikayet eder ve yetişkinlerin çocuk üzerindeki etkisi yok olur. Muhbirlik çocuğa kural öğretmeyi de zorlaştırır Ortada bir güven sorunu meydana gelir. Yurtlarda yaşananların öğrenilmesi için daha demokratik yollar izlenmelidir" diye konuştu.

MURBİRLİK NORMALİN DIŞINDA BİR OLAYDIR

Avukat Seda Akço, çocuklara disiplinle ilgili görevlerin verilemeyeceğine dikkat çekerek, çocukların muhbir olarak görevlendirilmesinin yanlış olduğunu söyledi. Akço, çocukların muhbir olarak görevlendirilmesinin insan ilişkileri açısından zararlı olduğunu vurguladı. Her çocuğun ilgili makamlara ulaşarak sorunlarını anlatması gerektiğini kaydeden Akço, "Yurtlarda bir ya da birkaç çocuğu oralarda yaşananları bildirmekle görevlendirmek normalin dışında bir olaydır. Malatya Çocuk Yuvası’nda yaşanan skandalın ardından bu tür fikirler ortaya atıldı. Kimisi kamera konulsun, kimisi görevliler bildirsin denildi. Ancak yuvaya kamera koymak yada çocukları muhbir olarak görevlendirmek sağlıklı değildir. Denetleme konusunda çok hassas olunmalı" şeklinde konuştu

http://www.hurriyet.com.tr/sondakika
Old 15-11-2005, 21:03   #38
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

Harpten çıkmış gibi



Malatya'dan İstanbul'a getirilen yavrularla ilgili sağlık raporu korkunç gerçeği ortaya çıkardı


15.11.2005


Malatya Çocuk Yuvası'nda yaşadıkları kötü muamelenin ardından istanbul'a getirilen 0-6 yaş grubundaki 40 çocuk, özel bir hastanede sağlık taramasından geçirildi.

7'si Bahçelievler 0-6 yaş Çocuk Yuvası'na, 33'ü ise Semiha Şakır Çocuk Yuvası'na rehabilitasyon için yerleştirilen çocukların sağlık raporları hem doktorları, hem de yuva yöneticilerini hayrete düşürdü. Raporda ortaya çıkan sonuçlar, çocukların savaştan çıkmış gaziler kadar hasar gördüğünü ortaya çıkardı. İl Sosyal Hizmetler Müdürü Tahsin Kırtman, ortaya çıkan raporun vahim boyutlarda olduğunu dile getirerek şunları söyledi. "Bu çocuklar Malatya Çocuk Yuvası'ndan İstanbul'a ilk geldikleri gün etrafa karşı saldırgan tutumları vardı. Bakıcıların yanında, diğer çocukların üzerine saldırıyorlardı. Sanki yabanileşmişlerdi. Gün geçtikçe sağlık ve psikolojik durumları daha iyiye gidiyor. Malatya'daki yuvadan çocukların sağlık dosyalarını istedik. Hiç bir ses seda çıkmadı. Çocukların ne aşı durumlarını, ne de sağlık bilgilerini içeren bir dosya olmadığı kanaatine vardık. Çıkan bu vahim bulgulardan sonra çocukları bir daha Malatya'ya göndermeme kararı aldık." Doktorların çocuklarda tespit ettikleri diğer bulgular ve miniklerle ilgili aldıkları tavsiye kararları şöyle:

* Çocukların çoğunluğunda zamanı tespit edilmeyen darp izlerine rastlandı.

* 4 çocukta ileri derecede solunum yolu enfeksiyonu tespit edildi.

* Çocuklarda yaygın olarak, sosyal çevreye uyumsuzluk problemleri vardı. Psikologların yoğun müdahalesi sonucu ilerleme sağlandı.

* Rapordaki tesbitler ışığında çocukların Malatya'ya geri gönderilmemesi kararı alındı.

* Çocukların yeniden sağlık kontrolünden ve testlerden geçirilmesine karar verildi.

Tüyler ürperten tespitler!

* İki çocuk, kulaklarına yabancı cisim sokulması nedeniyle kulak zarı tahribatına uğradı, duyma bozukluğu yaşadı.

* Bir çocuğun burnuna etrafa kötü kokular yaydığı için sünger sokuldu. Sünger parçası sinüslere yerleşerek bölgeyi tahribata uğrattı. Kokunun kaynağı da bu plastik maddeydi.

* Malatya'dan İstanbul'a getirilen 6 aylık bebeğin sağ ayağında kırık olduğu tespit edildi.

* Çocukların Malatya'daki yuvadan geldiklerinde aşı programı ve sağlık dosyası istendi. Ancak böyle bir dosyanın olmadığı tespit edildi.

Haber: Necla GÖRGEÇ

http://www.vatanim.com.tr/root.vatan...1&Categoryid=1
Old 23-11-2005, 21:23   #39
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

Çocuklara fiziksel istismar bitmiyor

Türkiye'de çocuk hakları alanındaki sonuçları ortaya çıkartmak için yapılan ankete göre çocukken fiziksel istismara uğrayanların sayısı çok yüksek.

Birleşmiş Milletler'in Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesi'nin Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda kabul edilmesinin üstünden 16 yıl geçti. Sözleşmenin kabul ediliş tarihi olan 20 Kasım dünyada her yıl "Çocuk Hakları Günü'' olarak kutlanıyor. Çocuğu İstismardan Koruma ve Rehabilitasyon Derneği (ÇİKORED) Başkanı Prof. Dr. Oğuz Polat'ın hazırladığı "Çocuk Hakları Ve Türkiye 2005" değerlendirmesiyle "Türkiye'deki çocuk istismarı ve ihmalinin toplumda algılanma düzeyini'' araştıran anketin sonuçları da dikkat çekici.

NEDENİ SİNİRLENMEK
Anket, İstanbul ve Ankara'da çoğunluğu lise ve üniversite öğrencisi 1469 kişi üzerinde yapıldı. BM'nin Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesi ile iç hukukumuzda "0-18 yaş arası her birey çocuktur" şeklinde çocuk tanımı açıkça yapılmış olmasına rağmen anketi yanıtlayanlara yöneltilen "Sizce çocuk' tanımı hangi yaş gruplarını kapsar" sorusuna ancak yüzde 22'si doğru cevap verdi. Bu sonuç Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin ilk maddesi olan çocuk kavramının bilinmediğini ortaya çıkarıyor. "Çocukken fiziksel istismara maruz kaldınız mı?'' sorusuna ise yüzde 56 oranında "Evet'' cevabı verildi. Fiziksel istismarın nedeni olarak ise yüzde 20'si "Sinirlerine hakim olamadıkları" için ebeveynlerinden bu harekete maruz kaldıklarını belirledi. "Son kez ne zaman dayak yediniz?" sorusuna yüzde 22 oranında 14-20 yaş arasında maruz kaldığını belirtmesi de dikkat çekici bir sonuç olarak kaydedildi

http://www.sabah.com.tr/cp/yas110-20051119-101.html
Old 28-01-2006, 18:51   #40
ibrahimbey

 
Varsayılan

sayın devran;

dedikleriniz doğruysa, komple "ceza hukuku"nun inkar ediyorsunuz demektir.

Savunduklarınız "hariçten gazel okumak"tır.

Kaldı ki, ben konuya cevap verdim. Çocuğun suça itilmesinde, sosyal ve ekonomik şartlar elbette önemlidir. Ancak, suçu, sadece sosyal ve ekonomik şartlar yaratmaz. İnsanoğlu o kadar da mükemmel bir yaratık değildir.

Dolayısıyla, ceza da, iyi insanları, çocukları vs. korumakta bence etkili bir yöntemdir.

Radar'dan hız cezası yediyseniz, bazen cezanın ne kadar etkili olduğunu anlamışsınızdır. Radar olan yollarda, insanlar 50 hızda falan seyrediyor
Old 02-02-2006, 17:12   #41
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

Çocuk tacizine 13 yıl 4 ay hapis cezası

İsmail AKDUMAN, (DHA)



SAMSUN’da, 8 yaşındaki Ç.D. ile aynı yaştaki arkadaşı B.K.’yı taciz ettiği iddiasıyla tutuklu yargılanan Ali Tıravaç (58), 13 yıl 4 ay 2 gün hapis cezasına çarptırıldı. Tıravaç, sadece kalçalarına tokat attığını iddia ederken, kızlar ifadelerinde şöyle demişti: "Bizi, ’Size para vereceğim’ diyerek işyerine çağırdı. Sonra arkadaki odaya götürdü. Pantolonlarımızı çıkarıp bacaklarımızı elledi. Sonra da dudaklarımızdan öptü."


Hürriyet 2 Şubat 2006
Old 16-02-2006, 14:17   #42
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

Küçük S., göz göre göre mi öldü

Neşet KARADAĞ-Ali GÜLERYÜZ-Fatih KARAÇALI (DHA)16.02.2006 Hürriyet

Adana’da ilköğretim öğrencisi 13 yaşındaki S.G. evinde elleri çamaşır ipiyle, ağzı ise eşarpla bağlı halde 5 yerinden bıçaklanarak öldürülmüş bulundu. Polisin alt tarafı çıplak olarak bulduğu ve cinsel organı çevresinde sperm izlerine rastladığı kıza, otopsi sonucunda tecavüz edilmediği belirlendi.


Katil zanlısı olarak daha önce taciz ettiği gerekçesiyle savcılık tarafından Sultan Gümüş’ün evine yaklaşmasına yasak getirilen eniştesi A.D. gözaltına alındı.

ADANA’da İlköğretim Okulu 6-D sınıfı öğrencisi S.G. komşularının ifadesine göre eve geldiğinde kimse yoktu. 5 kardeşin en küçüğü olan S.G.nin babası yıllar önce ölmüştü, annesi N. ise bir yemek şirketinde çalışıyordu. S.G. yalnız olduğu evinde okul üniformasını çıkarmaya dahi vakit bulamadan saldırıya uğradı.

EŞARP VE ÇAMAŞIR İPİ

Saldırgan, S.G.nın ellerini çamaşır ipiyle, ağzını da eşarpla bağlayarak etek ve iç çamaşırlarını çıkarıp tecavüze yeltendi. Kızın direnmesi üzerine saldırgan, talihsiz S.ı bıçaklayarak öldürdü. Saat 18.50’de işten eve dönen 22 yaşındaki ağabey M.G., oturma odasında kız kardeşinin kanlar içindeki cesedini görünce çılgına döndü. Ağabey, yaşadığı şoku atlatır atlatmaz polisi aradı. Polis, vücudunun alt bölümü çıplak olan S.G.nın 5 yerinden bıçaklanarak öldürüldüğünü belirledi. Cinsel organı çevresinde de sperm lekeleri bulunan S.G.nin cesedi otopsi için Adli Tıp Kurumu’na kaldırıldı.

OTOPSİDE TECAVÜZ YOK

Otopsinin ilk sonuçlarına göre, karnından bıçaklanan S.G ün kızlığının bozulmadığı ve tecavüze uğramadığı saptandı. Detaylı otopsi için vücudundan parça, kan ve diğer sıvı örnekleri alınan kızın cenazesi ailesine teslim edildi. Talihsiz kız, Karataş İlçesi’ne bağlı Yemişli Köyü’ndeki mezarlıkta kılınan cenaze namazının ardından toprağa verildi.

Kapının zorlanmadığını göz önünde bulunduran polis, zanlının tanıdık biri olabileceğini düşündü. Polis, S.G. yi daha önce de taciz ettiği gerekçesiyle savcılıkça eve yaklaşma yasağı getirilen eniştesi A.D’yi gözaltına aldı. Üzerinde evin anahtarı çıkan A.D. suçlamayı kabul etmedi ve "Ben yapmadım. İsterseniz sperm örneği de verebilirim. Suçsuzum" dedi. Savcılığa sevk edilen A.D. buradaki ifadesinde de 6 yıllık evli olduğunu, bir dönem 3 yıl eşinin ailesinin evinde oturduklarını belirterek "İftiraya kurban gittim. Böyle bir şey yapmadım" dedi. Anne N.G. polisteki ifadesinde "Damadım böyle bir şey yapmaz. Saygılı biridir" diyerek şikayetçi olmadı.

HAPSİ İSTENİYOR

A.D. hakkında 16 Aralık 2005’te S.G.nin ablası Z.İ. tarafından kızkardeşine cinsel tacizde bulunduğu iddiasıyla savcılığa suç duyurusunda bulundu. Abla İ.ı, 3 Ocak 2006’da "kardeşinin yalan söylediği" iddiasıyla şikayetinden vazgeçti. Ancak soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Levent Budak, 2005’in ağustos ve aralık aylarında değişik tarihlerde küçük baldızına cinsel tacizde bulunduğu ileri sürülen A.D. hakkında "çocuğa cinsel istismar" suçundan dava açtı. Adana 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde 19 Nisan’da hakim karşısına çıkacak olan A.D. hakkında 6 yıldan 18 yıla kadar hapis cezası isteniyor.
Old 17-02-2006, 13:06   #43
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

Çığlığını duymamışlar:

Hayatı acılarla geçen S. vahşice öldürüldükten sonra arkadaşları oturduğu sıraya çiçek koydu ve tahtaya 'Seni seviyoruz' diye yazdı.

13'ünde faili meçhul cinayete kurban giden S.nin öyküsü yürek burkuyor. Okula, polise, savcıya, SHÇEK'e 'Tacize uğradım' diye feryat etmiş. Aile dahil kimse derdine çare bulmamış

17/02/2006 Radikal


NEŞET KARADAĞ FATİH KARAÇALI

DHA - ADANA - Evinde elleri çamaşır ipiyle, ağzı ise eşarpla bağlı halde bıçaklanarak öldürülmüş bulunan 13 yaşındaki S.G.'nin ölümündeki sır perdesi aralanmadı. S.nin kısacık hayatı ise yürek burkuyor.
İlköğretim Okulu 6'ncı sınıf öğrencisi S. geçtiğimiz salı günü tek katlı müstakil evlerinde bıçaklanarak öldürüldü. Öğlen okul dönüşü geldiği evlerinde okul üniformasını çıkarmaya dahi vakit bulamayan S., ellerini çamaşır ipiyle, ağzını da eşarpla bağlayan saldırgan tecavüze yeltendi. S.nin direnmesi üzerine saldırgan talihsiz kızı bıçaklayarak öldürdü.
S.nin cesedi saat 18.50'de eve gelen ağabeyi M.G. tarafından oturma odasında bulundu. Katil zanlısı olarak kurbanın ablası R.'nin eşi A.D. gözaltına alındı. A.D. hakkında talihsiz kızın diğer ablası Z.İ.'nin 'Kardeşimi taciz ediyor' şikâyeti üzerine dava açıldığı, savcılığın yürüttüğü soruşturma sırasında da evlerine yaklaşmama yasağı getirildiği belirlendi.
İlk ifadesinde suçsuz olduğunu söyleyen A.D.'nin kan örneği alınıp İstanbul Adli Tıp Kurumu'na gönderildi. Otopside S.nin 10 yerinden bıçaklandığı belirlendi. Tırnaklarında herhangi bir madde bulunamayan, vücudunda darp izi olmayan küçük kızın tecavüze uğramadığı da saptandı.

Ablaları: Kardeşimiz yalancı
Öte yandan polisin ifadelerine de başvurduğu ailenin fertleri S.nin taciz iddialarının yalan olduğunu savundu. A.D. hakkında 16 Aralık 2005'te savcılığa taciz iddiasıyla şikâyette bulunan Z.İ., 3 Ocak 2006'da kız kardeşinin yalan söylediğini belirledikleri iddiasıyla şikâyetinden vazgeçti. Ancak her iki başvuru tarihi arasında Z.İ.'nin birkaç kez adliyeye geldiği, şikâyetinden vazgeçip vazgeçmeme konusunda tereddüt yaşadığı öğrenildi.
Dün öğle saatlerinde A.D.'nin mahkemeye çıkarılacak olması nedeniyle zanlının eşi olan ablası R.D. ile birlikte adliyeye gelen Z.İ., "Eniştemden şüphelenmiyorum. Kardeşim bana yalan söylediği için şikâyetten vazgeçtik. Kardeşimin öldürülmesiyle ilgili hiçbir şey bilmiyoruz. Yalnız evden 500 YTL de alınmış. Ne olduğunu bilmiyoruz, konuşmak istemiyoruz. Dilekçeyi geri almaktan pişmanlık duymadık" dedi.
R.D. de, katil zanlısı eşi A.'nın suçsuz olduğunu belirterek, "Eşimin öldürmüş olduğunu sanmıyorum. Şok içindeyiz" diyerek konuşmak istemedi. Anne N. G. ise cinsel tacizin ardından cinayetle de suçlanan damadından şüphelenmediğini, böyle bir şey yapacağını sanmadığını söyledi.


Öğretmenler şokta
Bu arada cinayete kurban giden S.nin okulundaki öğretmenler hâlâ olayın şokunu yaşıyor. S.nin cinsel tacizi ilk aktardığı kişi olan resim öğretmeni Z.K. öğrencisinin cinayet zanlısı olarak gözaltında bulunan A.D. hakkındaki cinsel taciz soruşturması sırasında verdiği ifadesinde şunları söyledi: "6 Aralık 2005'te derse geç kaldı ve ağlayarak sınıfa girdi. Koridora çıkardım, 'Sorunun nedir' diye sordum. 'Öğretmenim artık dayanamıyorum. Eniştem bana cinsel tacizde bulunuyor' dedi. İnanmak istemedim. Israrla sorunca eniştesi olan A.D.'nin öğle saatlerinde yemek bahanesiyle evlerine geldiğini, evde kimse olmadığı için kendisine cinsel tacizde bulunduğunu anlattı. Hatta kimseye söylememek için de tehdit ettiğini, şiddet uyguladığını söyledi. Ben de durumu okul müdürüne bildirdim. Nasıl yaptığını sordum, eniştesinin soyduğunu, vücudunu ellediğini, öptüğünü, üzerine çıktığı terimlerini kullandı."
Gerekli hallerde Emniyet Müdürlüğü Çocuk Şubesi'nde görevlendirilen psikolog T.B., S.ile yaptığı görüşmesini değerlendirirken, "Bana 40-45 defa eniştesinin cinsel tacizine uğradığını söyledi. Ailenin herhangi bir önlem almadığı görülmüştür. Eniştenin evlerine kendi anahtarıyla girmesi de ailenin bu konuda ihmalkâr davrandığını gösteriyor." dedi.
Okulun rehberlik öğretmeni H.D. de S.G.'nin 6 Ekim 2005'te kendisiyle görüşmek istediğini, ancak, o an görüşemediğini belirterek, "Sorunları olduğunu, arkadaşlarıyla iletişim kuramadığını, evde yalnız kaldığını söyledi. O sırada işim olduğu için görüşemedik. Ancak, kendisini takibe aldım. 16 Aralık 2005'te resim öğretmenine olayı anlattı. Sonra S.ile görüştüm. Bana eniştesinin cinsel tacizine maruz kaldığını, hatta ileri giderek cinsel ilişkiye girme olayını anlattı. Ben de durumu müdürümüze bildirdim" dedi.
İddialar Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü'nce de araştırıldı. Sosyal Hizmet Uzmanı Fatma Cömert ve Fatma Tapçı'nın hazırladığı raporda şöyle denildi: "Yapılan görüşme sonunda psikologla görüştürülmesinin uygun olacağı görüşündeyiz. Görüşmemizde kendisine cinsel tacizde bulunan eniştesi için 'Allah belasını versin' dediği, ablası R.'nin hamile olması nedeniyle bu durumu sakladıklarını, görünüşte rahat, ifadeleri çelişkili görülmüştür. Okulda başarılı olduğu bilinmektedir, arkadaşları tarafından sevilmektedir."


Hukukçular: Korunmalıydı
Gerekli tedbirlerin alınmadığını belirten hukukçular, çocuğun evde yalnız bırakılmasının bile ihmal olduğu görüşünde. Polisin çocuğu en azından aile fertlerinin olmadığı saatlerde koruması gerektiğini anlatan Adana Barosu İkinci Başkanı Soner Çetin, "Koruma konusunda aileden talep gelmesini beklemek yanlıştır. Avrupa'da böyle bir taciz olsaydı, bırakın tacizciyi ailesi bile çocuğa yaklaşamazdı" dedi.
Üç yıldır yürürlükte olan 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun, içerdiği hükümler bakımından aile içi şiddetin önlenmesi açısından olumlu bulunuyor. Ancak yasa henüz ne mahkemeler ne de polisler tarafından tam olarak anlaşılabilmiş değil. Bu yüzden uygulanamıyor.
Old 16-08-2006, 17:35   #44
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan Türk çocukları dayak yiyor

Türk çocukları dayak yiyor


Birleşmiş Milletler tarafından yayımlanan "aile içi şiddetin küresel yansımaları" adlı rapor, Türkiye'de çocukların yüzde 24.8'inin aile içi şiddete ve tecavüze maruz kaldıklarını ortaya koydu. Dünya üzerinde yaklaşık 275 milyon çocuğun aile içinde fiziksel, psikolojik ve cinsel saldırıya uğradığını vurgulayan raporda, Türkiye'yi, yüzde 21.5 ile Meksika, 12.3 ile Hollanda izledi. Aile içi şiddetin en az yaşandığı ülkeler ise yüzde 2 ile Danimarka, 2.2 ile Yunanistan, 2.4 ile İsveç.

MİLLİYETDIŞ HABERLER SERVİSİ
Old 31-08-2006, 08:50   #45
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan İşkencenin Sivil Biçimi:Eziyet

Merhaba

Bu gün Hürriyet gazetesi 3 sayfasında Kızımı Vermem"başlığı ile yayınlanan haber çocukların maruz kaldığı aile içi şiddetin boyutlarını ve uygulamayı göstermesi bakımından trajik bir örnekti bana göre.

Basın haberleri dayanak yapılacak olur ise öykü kısaca şöyle:

Çocuk G.O.7 yaşında ve telefonunu kaybettiği gerekçesiyle babası tarafından kol,omuz ve ayaklarından kızgın şişle işkence edilmiştir.Şüpheli baba "aile içi şiddet" suçlamasıya adliyeye sevk edilmesine karşın tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılır.Adliye çıkışında şüpheli baba kızına işkence yapmadığını söyler.

Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü çocuğu geçici olarak almak istediysede savcılık kararı nedeniyle bunu sağlayamamış görünüyor.

Çocuğun kendisinden alınmasına izin vermeyeceğini söyleyen şüpheli baba" Hangi baba kızını dövmez,Kızımı almalarına izin vermem,kolaysa gelip alsınlar" diye adeta meydan okumaktadır.

Bu noktada bir yandan TCK biryandan da 4320 sayılı yasanın birlikte düşünülmesi ve çocuğun yüksek ve öncelikli menfaati gereği hareket etmek gerekmektedir.

Öncelikle aile içi şiddet vakalarında şikayet koşulu aranmaksızın 4320 sayılı yasa gereği önlem alınmak üzere aile mahkemesine savcılıkça hemen bir başvuru yapılması ve hakimin gerekli önlemleri alması gerekmektedir.Böyle bir başvurvurunun yapılmış olduğuna dair hiç bir bilgi basına yansımış değildir.

Diğer yandan yaşı küçük çocuğa karşı gerçekleştirilen eylem "kızgın şişle dağlama" eylemi basit bir müssir fiil olmaktan öte anlam taşımaktadır.Çocuğun bu şiddet nedeni ile derhal ruhsal destek ve tedaviye alınmasını gerektirir vahim bir durum bulunmaktadır.

Eylem,TCK kapsamında
Alıntı:
MADDE 86 - (1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır
.

(
Alıntı:
3) Kasten yaralama suçunun;

a) Üstsoya, altsoya, eşe veya kardeşe karşı,

b) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
e) Silahla,

İşlenmesi halinde, (Değişik ibare: 5328 - 31.3.2005 / m.4) "şikayet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılır."

Kızgın şişle dağlama eylemi:işkencenin sivil biçimi olan "eziyet" olarak değerlendirildiğinde:
Alıntı:
MADDE 96 - (1) Bir kimsenin eziyet çekmesine yol açacak davranışları gerçekleştiren kişi hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(2) Yukarıdaki fıkra kapsamına giren fiillerin;

a) Çocuğa, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye ya da gebe kadına karşı,

b) Üstsoy veya altsoya, babalık veya analığa ya da eşe karşı,

İşlenmesi halinde, kişi hakkında üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

son olarak:
Alıntı:
Kötü muamele

MADDE 232 - (1) Aynı konutta birlikte yaşadığı kişilerden birine karşı kötü muamelede bulunan kimse, iki aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) İdaresi altında bulunan veya büyütmek, okutmak, bakmak, muhafaza etmek veya bir meslek veya sanat öğretmekle yükümlü olduğu kişi üzerinde, sahibi bulunduğu terbiye hakkından doğan disiplin yetkisini kötüye kullanan kişiye, bir yıla kadar hapis cezası verilir

Özellikle eziyet başlığını taşıyan düzenlemenin ağırlaştıcı sebeplerinin gerçekleştiği dikkate alınmalıdır.

Sonuç olarak çocuğa karşı işlenen eylem ağırdır,insanlığa aykırıdır ve şiddet uygulayan hakkında derhal bir önlem alınması,çocuğun şiddet ortamından hemen uzaklaştırılması ruhsal ve fiziksel tedavisine hemen başlanması gerekmektedir.

Şiddetsiz günler dilerim.

Saygılar
Old 06-10-2006, 00:40   #46
devran

 
Varsayılan çocukların çoğu gözaltında işkence ve cinsel tacize uğruyor

Hacettepe Üniversitesi’nin çocuk tutukevlerinde yaptığı bir araştırmaya göre, çocukların çoğu gözaltında işkence ve cinsel tacize uğruyor.



Hacettepe Üniversitesi tarafından Ankara’daki çocuk tutukevlerinde yapılan araştırma ilginç bulguları ortaya koydu. Araştırmaya göre, çocukların bir çoğu gözaltındayken polis tarafından cinsel tacize uğrarken, çocukların bazıları ise elektrikli işkenceye maruz kaldı. Çocuklar sorgulandıkları yeri ‘yıkım yeri, ezim yeri’ olarak adlandırırken, çoğu çocuk polisi öldürmek istediğini söyledi. “Tutuklu çocukların gözüyle çocuk adalet sistemi” araştırması, 40 çocukla tek tek görüşülerek, 6 ay boyunca sürdü.
Uzun soluklu bu araştırmada, tutukevinde en fazla sayıda 17 yaş grubu en az sayıda ise 14 yaş grubundan çocuk bulunuyor. Çocukların suç türlerinde ise ilk sırada yüzde 74,5 oranla hırsızlık yer alıyor.

Göçzede çocuklar

Ankara cezaevlerinde kalan çocukların çoğunluğunun ailesinde Türkçe konuşuluyor. Tamamına yakınının ailesi İç Anadolu Bölgesi’nden göç eden çocuklar, Ankara’nın gecekondu bölgelerinde yaşıyor. Cezaevlerinde çocuklarının babaları çalışmıyor, anneleri ise evlere temizlik işlerine giderek çalışıyor.

Ekonomik durum bu çocukları da çok küçük yaşlardan itibaren çalışmaya itmiş. Ağırlıkla mobilya iş kolunda çalışan çocuklar oto sanayinde ya da hizmet sektörünün diğer dallarında çırak statüsünde çalışıyor. Çocukların 8’i ise sokakta yaşıyor. Genellikle ilk öğretimden terk olan çocukların anne babaları da en fazla ilkokul mezunu.

Polis cezalandıran, korkulan kişi

Araştrmada, ‘Tutuklu çocuklar için polis, bir yandan kaybolduklarnda, aç kaldıklarında yardım istedikleri bir kişi olarak yer alırken diğer yandan daha çok cezalandıran ve korkulan bir kişidir’ ifadesine yer veriliyor. Araştırmanın değerlendirmeleri çocuk suçluların bir çoğuna kelepçe takıldığını da gözler önüne serdi. Araştırmada, çocukların kelepçelenmesi ile ilgili şu değerlendirme yapılıyor:

“Çocukların gözaltı süreçlerinin ayrıntılarına bakıldığında polisin çocukların hepsine kelepçe taktığı söylenebilir. Çocuklar özellikle işyerlerinden ya da evlerinden alındıklarında polis arabasına bindirildikten sonra kelepçe takıldığını belirtmişlerdir. Kelepçe çocukların çok rahatsız oldukları bir semboldür. Kelepçe bir kötü muamele aracı olarak da kullanılmaktadır. Gözaltına alınan çocuklar eğer karakol polisi tarafından gözaltına alınmış ise karakola getirilmektedir.”

Elektrik, cop, ıslatma

Tutukevine kalan çocukların işkence anlatımları ise tüyler ürpertici. Çocuklar, su, cinsel taciz ve elektrikle işkenceye uğradığını anlatıyor. Polisin davranışlarının suç türleri açısından değiştiği de dikkat çekici. Hırsızlık ve özellikle gasp nedeni ile yakalanan çocukların polis tarafından kötü muameleye maruz kaldığına işaret edilen araştırmada, “Çocukların sıklıkla belirttikleri işkence fiziksel işkencedir. Bunun yanısıra psikolojik işkence de yer almaktadır. Kaba dayak, soğuk suyla ıslatma en çok sözü edilen sorgulamada kullanılan işkence yöntemlerinden birisidir” denilirken, bir çocuk ise yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Polis ‘seninle konuşalım’ dedi. Üstünü çıkart dediler. Televizyonun sesini açıp hortumla dövüyorlar, emniyet sarayında ‘konuşmazsan kafana silahla vururum’ dedi. Beyaz gömleği gözüme bağladılar. Isladılar bir iki dakika geçti testislerimi sıkıyor, kafama tas gibi bir şey indi, kafamın tepesi yandı benim gözümün önünde arkadaşımı dövdüler. Bu olaylardan sonra polislere gıcık oluyorduk, dövüp küfür ettikleri için onları öldürmek istiyordum.”

Elektrikle işkence

Elektrik işkencesinin ise eğer çocuk suçunu itiraf etmemişse son noktada kullanıldığı dikkat çekiyor. Araştırmaya katılan çocukların bir çoğu da elektrik işkencesini dile getiriyor: “İlk gözümü bağladılar dövdüler anlat dediler anlattık. B..., dedi siz iki olay daha yapmışsınız. Bu yapmadığımız olaydı.

Ondan sonra gözlerimizi şeyle bağladılar, ayakkabı keçesi gibi bir şeyle. Eğ kafanı dedi, eğdik bam bum bam bum hep dövdüler. Ondan sonra üst kata çıkardılar. Üst katta halıfleks gibi bir şeyler var. Ortada bir tane masa var. Oraya yatırdılar. Yat dedi, elimi falan bağladılar, dedi söylüyor musun. Efendim biz yapmadık, söyle dedi. Yoksa sana elektrik vereceğiz. Dedim yapmadık efendim. Ondan sonra orda kablo vardı. Kabloya elimize değdirmeye başladı, göbeğimize ondan sonra o işkencelerden sonra yaptık dedik.”

Araştırmaya katılan tutuklu çocuklar işkence ile yapmadıkları suçları da kabullendiklerini belirtiliyor: “Karakolu önce o. İlk karakol muydu neydi ismi... Oraya götürdüler. Ondan sonra başka yere, sonunda şubeye götürdüler. Şubede bizim zaten iki suçumuz vardı. İki tane daha yıktılar, yapmadığımız iki suçu. İşkence zoruyla, elektrik zoruyla onlardan aldık.”

Cinsel işkence

Cinsel işkence de çocuklara uygulanan yaygın işkencenin başında geliyor. Cinsel işkence özellikle sabıkalı ve gasp suçu ile yakalanan çocuklara uygulanıyor. Haya sıkmanın çoklukla kullanıldığını bir çocuk utanarak dile getiriyor: “16 yaşımdaydım. Anlatılmayacak şeyler yaptılar. … Ne bileyim söylenmeyecek artık anlatıyım. Anadan doğma çırılçıplak soydular, daha sonra eline bir eldiven geçirdi söylemesi ayıp benim hayalarımı sıktı böyle yani yani böyle beş gün yattım ben buralarım (karnını gösteriyor) ağrıdı.” Araştırmada cinsel işkencenin diğerlerine göre daha zor anlatılabilecek işkence türlerinden olduğu belirtilirken, sadece birkaç çocuğun cinsel işkenceye uğradığını anlattığı belirtiliyor. Araştırmada, “Bir çocuk haya sıkmanın hırsızlık ve gasp nedeni ile gözaltına alınan herkese yapıldığını belirtmiştir” denildi.

Anlatamıyorlar

Çocuklara gözaltı sürecinden sonra mutlaka Adli Tıp raporu alınıyor. Ancak araştırmaya göre, çocukların bir çoğu Adli Tıbba götürülürken, polislerin tehdidine maruz kalıyor. Araştırmada, “Çocukların hemen hepsi kendilerine işkence yapıldığını ancak bunu adli tıp doktoruna söyleyemediklerini belirtmişlerdir. Bunun nedeni polis tarafından tehdit edilmeleridir” denilirken, bir çocuk da olayı “Bir şeyiniz var mı diyor polis gözümün içine bakıyor. Var desek on katı daha fazlasını yiyeceğiz mecbur geri gidiyoruz emniyet sarayına” diye anlatıyor. Araştırmaya göre, çocuklar polis ile adli tıp doktoru arasında bir ilişki olduğuna inanıyor.

Tutukluluk, işkence çocukların psikolojisini bozuyor

Araştırmada, çocukların ruh durumlarına ilişkin yapılan tespit dikkat çekici: “Tutuklu tüm çocukların uykusuzluk sorunu olduğu görülüyor. Bunun polis sürecinde yaşadıklarıyla ilgili olduğu kadar, kaldıkları koğuşta kendilerini güvende hissetmemeleriyle ilgil olduğu da düşünülebilir. Bazı çocuklar, gözaltı sürecinde yaşadıkları işkencenin etkileriyle ilgili olarak rüyalarında polisin kendilerini ya da arkadaşlarını öldürdüklerini belirtmişlerdir.”

Çocuklar suçu ‘öğreniyor’

Araştırmada tutukevinin çocuklar için bir yandan da yeni suç öyküleri öğrendikleri yeni arkadaş edindikleri bir okul olarak da işlev gördüğü belirtiliyor. “Böylece suç zincirinin en önemli halkalarından birisinin de kapalı bir kurum olan tutukevi olduğu söylenebilir” derken, bu çocuğun anlatımları da görüşü destekliyor: “Arkadaşlarımı kıskanarak bazı toplumun kabul etmediği suçları işlediğim için hırsızlık olaylarına karıştım. Yani onların her şeyi var benim niye olmasın diye bazı arkadaşlarla tanışıp onlarla yukarıda belirttiğim gibi hırsızlık olaylarına karıştım. … Sonra cezaevinde değişik suçlardan yatan arkadaşlarla tanışıp değişik suçları onlardan öğrendik örneğin araba çalmayı çelik kasa açmayı ve bunun gibi…”

Suç kronikleşiyor

Araştırma, tutuksuz yargılanmalarına karar verilen çocuklar için sistemde çok büyük bir boşluğun bulunduğuna da işaret ediyor. “Tutuksuz yargılanan çocuklar, suç davranışına zemin oluşturan ortama yeniden dönmektedirler. Böylece çocuk bir yandan yargılanırken diğer yandan suç davranışını göstermeye devam etmektedir. Bu aşamada çocuğa uygun önleyici sosyal hizmetlerin oluşturulmamış olması, çocukların suç davranışının kronikleşmesine neden olmaktadır” deniyor.

Çocuklar sorgulandıkları yeri “Yıkım yeri, ezim yeri” olarak adlandırıyor. “Burada Allah yok Peygamber izinde” yazdığını anlatan çocuklar, polisler için de sık sık “Ayıdan post, polisten dost olmaz”, “Aç gözlü, bebeleri ezen kişiler” diye bahsediyor...”

ANF/ANKARA

Uzmanlar ne diyor?

Bu ürkütücü sonuçlar, uzmanların da ağır eleştirilerine neden oldu: Uzmanların görüşü şöyle: “Bugün çocukların İnsan Hakları Anayasası olan Çocuk Hakları Sözleşmesi suça itilen çocukların haklarını koruyan bir anlayışla düzenlenmiş bir çocuk adalet sistemi kurmayı zorunlu hale getirmektedir. Öyleyse bu sistemin polisten başlayarak kapalı bir kurum olan tutukevine kadar nasıl işlediğini çocukların değerlendirmesiyle ele alan bu çalışmanın sonuçları ön soruşturma süreci ve yargılama sürecini yeniden yasal örgütsel düzeyde yapılandırmayı gerektirmektedir. Bugün var olan sistemin çocukları kronik suç işleyen kişiler haline dönüştürdüğü görülmektedir. Polisten başlayarak hakları ihlal edilen çocuklar bu süreçte bir ezme ezilme döngüsü içinde sıkışıp kalmışlardır. Bu döngüde var olabilmenin ilk şartı şiddet kullanmaktır. Suç davranışı bu süreçte son nokta olan tutukevinde kendini yenilemekte ve yeni suç davranışları üretmektedir.
Old 10-11-2006, 16:30   #47
Merhaba

 
Varsayılan 2.5 yaşındaki çocuk dayak kurbanı…

2.5 yaşındaki çocuk dayak kurbanı…


Çorum’da dövülerek öldürüldüğü iddia edilen 2.5 yaşındaki çocuğun cesedi boş bir arazide bulundu.


Gözaltına alınan annesinin birlikte yaşadığı kişi, suçunu itiraf etti.





NTV-MSNBC VE AJANSLAR
Güncelleme: 16:01 TSİ 10 Kasım 2006 Cuma



ÇORUM - İddiaya göre, 2.5 yaşındaki Metehan, yaramazlık yaptığı gerekçesiyle, annesi M.K’nin birlikte yaşadığı İ.C. tarafından feci şekilde dövüldü.

Ağır yaralanan küçük Metehan, annesi M.K. ve İ.C. tarafından hasteneye götürülürken yolda yaşamını yitirdi.


Boş bir araziye bırakılan çocuğun cesedi ertesi gün vatandaşlar tarafından bulundu.

Yapılan otopside ise küçük çocuğun boynunun kırıldığı, vücudunda darp sonucu morkluklar oluştuğu tesbit edildi.


Gözaltına alınan anne M.K. ile birlikte yaşayan İ.C., sorgulamada suçlarını itiraf etti.

İ.C., çocuğu çok gürültü yaptığı için dövdüğünü daha sonra kontrolünü kaybederek duvara fırlattığını söyledi. Olayla ilgili soruşturma sürüyor.
Old 11-06-2007, 08:34   #48
av.sevdacan

 
Varsayılan

Bu Yıl Çocukların Başına Gelmeyen Kalmadı 2006'da çocukların karşılaştıkları olumsuzluklar olumlu gelişmelerin önüne geçti. Şiddet her yerde, her şekilde çocukların haklarını ihlal etti. Çocuk hakları savunucuları yapısal sorunlara karşı günlük çözümler yerine kalıcı çocuk politikaları istiyor.

BİA Haber Merkezi
29/12/2006 Kemal ÖZMEN
BİA (İstanbul) - İstanbul Barosu Çocuk Hakları Merkezi'nden avukat Seda Akço, "2006 yılı çocuk hakları alanında 2005 yılında elde edilen gelişmelerin geriye götürülmesi yılı oldu" diyor.

Gündem Çocuk Derneği ise, 2006'nın çocuklar için şiddet dolu bir yıl olduğunu, sokakta, okulda, karakolda, evde, alışveriş merkezinde çocukların şiddete maruz kaldıklarını belirtiyor.

2006'da çocukların karşılaştıkları olumsuzluklar olumlu gelişmelerin önüne geçti. Çocuklar bu yılda sokakta yaşamaya, çalıştırılmaya, tacizlere, tecavüzlere maruz kaldılar. Süren çatışma ve şiddet ortamı, mayın ve patlamamış askeri mühimmat çocukların yaşam hakkını ihlal etti. Okul ve çevresinde yaşanan şiddet olayları arttı.

Medya çocuklarla ilgili haber ve yayınlarında çoğunlukla meslek etiği ve yasalar açısından çocuk haklarını ihlal etmeye bu yıl da devam etti.

2006 yılında Irak'taki, Lübnan ve Filistin'deki savaşlar nedeniyle pek çok çocuk yaşamını yitirdi.

Tüm bu ihlallerin yanında çocuk hakları açısından bazı olumlu gelişmelerde yaşandı.

Yılın son günlerinde Çocuk Koruma Kanunu'nun uygulama esaslarını belirleyen yönetmelik yayınlanarak yürürlüğe girdi. Meclis'te okullarda şiddeti araştırma komisyonu kuruldu. Dokuz olan çocuk mahkemelerinin sayısı 12'ye çıktı. Okullaşma kampanyaları eğitim hakkı engellenen çocukları okulla buluşturdu.

"Türkiye'de Çocuk İşçiliğinin En Kötü Biçimlerinin Ortadan Kaldırılması Projesi" kapsamında yedi ilde başlatılan alan araştırmasıyla 2007 yılı sonuna kadar yaklaşık bin 500 çocuğun çalışma hayatından çekilerek eğitime yönlendirilmesi planlanıyor.


2007'de Çocuklar İçin Ne Yapılmalı Avukat Seda Akço 2007'de çocuk hakları için öncelikle yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:
  • Önleme ve erken uyarı sistemlerini içerecek bir çocuk koruma sisteminin yapılandırılması için derhal çalışılmaya başlanmalı.
  • Bunun önemli bir parçası olarak ALO 183 kurulmalı.
  • Çocuğun korunmasından sorulu kurumlar arasından işbirliği ve eşgüdüm sağlanmalı.
  • STK'leri bu sistemi hayata geçirmenin takipçisi olmalı.
  • Bütün çocukların çocuk mahkemelerinde yargılanmasını ve cezaların en kısa süre ile sınırlı tutulmasını sağlamak üzere Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda değişiklik yapılmalı.
  • Çocuklara özgü tedbirlerin uygulanabileceği ve risk altındaki çocuklara hizmet verecek kurumlar oluşturulmalı.
  • Medyanın çocuk haklarına saygılı bir yayıncılık anlayışı geliştirmesi sağlanmalı.
  • Çocukların bulundukları kurumların hizmet standartları belirlenmeli ve bu kurumlarda bağımsız denetim sağlanmalı.
  • İhmal ve istismar mağduru çocukların yararlanabilecekleri hizmetler geliştirilmeli.
  • Çocuklarla ve çocuklar için çalışan bütün profesyonellerin (öğretmen, doktor, polis, hakim, avukat vd.) çocuk hakları, ihmal ve istismarın önlenmesi gibi konularda eğitim alması sağlanmalı.
Avukat Akço ve Gündem Çocuk, çocuk hakları açısından 2006'yı bianet'e değerlendiler, 2007 için öncelikle yapılması anlattılar.

Gündem Çocuk: 2007'de acilen bir çocuk politikası oluşturulmalı

Gündem Çocuk, çocukların hayatını kuşatan şiddet konusunda, iki önemli gelişme yaşandığını hatırlattı.

"Milli Eğitim Bakanlığı okullardaki şiddeti önlemeyi kendine gündem edindi. Bir sempozyumun ardından bir bildirge oluşturuldu. Önemli bir diğer gelişme de Birleşmiş Milletlerin devletlere yönelik çocuklara karşı gösterilen şiddeti önleme kılavuzu yayımlamış olması. Bu iki gelişmenin olumlu sonuçlara dönüşmesi için hükümetin sivil toplum örgütleriyle birlikte bu konuyu uygulama boyutunda da ele alması gerekiyor."

Gündem Çocuk, yoksulluğun yine çocuklar için bu yıl da önemli bir sorun olmayı sürüdüğünü belirtti, "Çocuklar yoksulluk nedeniyle yine çalıştırılmaya devam ettiler, yine pek çok hizmetten tam olarak yararlanmadılar" dedi.

"İhlallere ilişkin örnekler ne yazık ki çoğaltılabilir" diyen Gündem Çocuk, önemli olanın bu ihlallerin farkında olup onlara ilişkin çözüm olacak politikaların üretilmesi olduğunun altını çiziyor.

"Bu iş hükümetlerin işi. Bugüne değin Türkiye'de hiç bir hükümet hiç bir siyasi parti bir çocuk politikası oluşturmadı. Genel seçimlerin yapılacağı 2007 yılında Türkiye'nin acilen bir çocuk politikasına sahip olmasının önemine inanıyoruz."

Avukat Seda Akço'nun 2006'daya ilişkin değerlendirmeleri şöyle:

* Çocuklar DGM yerine geçen Ağır Ceza Mahkemelerinde yargılanır hale geldiler

2005 yılında suça ve yaşa dayalı ayrımcılık niteliğindeki hükümler yasadan çıkarılmış, bütün çocuklar kendilerine özgü mahkemelerde yargılanabilir hale gelmişlerdi. 20.6.2006 tarihinde Terörle Mücadele Kanunda yapılan bir değişiklik ile 15 yaşından büyük çocukların CMK 250. maddesinde sayılı suçlarla ilgili yargılamaları genel mahkemelerin görev alanına alındı.

Ayrıca bu çocuklar hakkında verilen cezalar seçenek yaptırımlara çevrilemeyecektir.

15 yaşından büyüklerin cezaların infazında süreler uzatıldı

2005 yılında yürürlüğe giren Ceza ve Güvenlik tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun, çocukların cezalarının infazında 18 yaşına kadar infaz kurumunda geçirdiği bir günün iki gün sayılması esası benimsenmişti. 19 Aralık 2006 tarihinde yürürlüğe giren değişiklik ile bu hükümdeki 18 yaş 15 yaşa geri çekilmiştir.

Çocukların ne büyük bir risk altında olduğunu en fazla ortaya koyan yıl oldu

Daha önce 2 çocuğunu kurum bakımına bırakan bir annenin 17 aylık bebeğinin cinsel istismara maruz kalması, önleyici hizmetler ve erken uyarı sisteminin yokluğunu gözler önüne sermiştir.

Çocuklar ailede, okulda, şiddete maruz kalmaya bu yıl da devam ettiler


2005 yılını Malatya Çocuk Yuvasında çocuklara uygulanan şiddeti gösteren haberler ile kapatmıştık. Bu yıl da okulda, ailede şiddete maruz kalan çocuklarla ilgili haberler devam etti. 2005 yılındaki olaylardan sonra beklenen çocuk koruma sistemine yönelik değişiklikler ile ilgili ise herhangi bir gelişme olmadı.

Bu yıla damgasını vuran konulardan biri okullarda şiddet idi. Bu konuda UNICEF ve MEB tarafından bir ulusal konferans gerçekleştirildi.

Önceki yıllardan gelen gözaltında kötü muamele ve ölüm iddiaları devam etti. Yılın en kaygı verici haberlerinden biri Pirinçli Köyü'nde 9 çocuğun askerler tarafından gözaltına alınması sonrasında, 16 yaşındaki Ş.Y.'nın ölümü oldu.

Bir diğer şiddet haberi alış veriş merkezinde bir küçük kız çocuğunun özel güvenlik görevlilerince şiddet uygulanarak sorgulanması oldu.

Çocukları örgün eğitim dışına itme bir devlet politikası haline geldi

Önce okul disiplin yönetmelikleri ile disiplin suçu işleyen çocukların örgün eğitim dışına çıkarılması söz konusu oldu, daha sonra ise TBMM Okullarda Şiddeti Araştırma Komisyonu'nda konuşan Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, okulların açık olduğu dönemde 2 bin 990 adet şiddet olayı meydana geldiğini belirterek, bundan sonra okulda şiddet içeren eylemler gerçekleştirenleri yaygın eğitime yönlendireceklerini bildirdi.

Eğitimin kalitesi sorgulanmaya devam edildi

2004 yılından bu yana her eğitim yılı başlangıcında gündeme gelen ders kitaplarının içeriği hakkındaki tartışmalar bu yıl da devam etti. Argo sözcükler ve şiddeti onaylayan yaklaşımların bulunduğu ders kitaplarının yayımından kimin sorumlu olduğu hakkında bir sonuca ulaşılamadı. Milli Eğitim Bakanı bu yayınlardan kendilerinin sorumlu tutulmasının söz konusu olmayacağını belirtmekle birlikte, denetlettirme sözü verdi. Bakalım 2007'de ne olacak?

Diyarbakır'da bir cenaze töreni sonrasındaki gösterilerde 6 çocuk öldü, 200'den fazla çocuk gözaltına alındı ve tutuklandı

Yılın en ürkütücü olaylarından biri Diyarbakır'daki gösterilerde göstericiler ile kolluk kuvvetleri arasında kalan ve hayatı kaybeden veya ciddi şekilde şiddete maruz kalan veya özgürlükleri kısıtlanan çocuklardı. 2005 yılında benzer bir durum Mersin'de yaşanmıştı. Tekrarlanmaması için herhangi bir strateji geliştirilmedi. 2006 yılında Diyarbakır'da yaşanan olaylarda çocuklar daha fazla zarar gördüler. Halen tekrarlanmamasına yönelik bir strateji yok ancak bu olayın etkisi Terörle Mücadele Kanunda çocuklar aleyhine değişikliklerin TBMM den kolayca geçirilmesini sağladı.

Çocuklara yönelik cinsel taciz iddiaları ve çocuk pornografisi ile ilgili haberlerin arttığı bir yıl oldu

Bu yıl çocuklara yönelik cinsel istismar, pornografi ve fuhuşta çocukların kullanımı ile ilgili haberler arttı. Yılı 17 aylık bir bebeğe yönelik cinsel istismar, çocuk pornografisi ile ilgilenen bir çocuk doktoru, bir yatılı bölge okulunda cinsel tacize uğramış çocukların başka çocuklara yönelik tacizi ile ilgili haberler ile kapatıyoruz. Faillerin cezalarının arttırılmasına ve internet üzerinden iletişimin denetlenmesine yönelik yasa teklifi hazırlanıyor. Pekiyi, cinsel istismarı önlemeye yönelik bir politikamız var mı? Bu sene bu konuyu tartışmadık bile.

Basının en ağır ihlalleri yaptığı yıl oldu

Daha fazla istismar, daha fazla çocukların karıştıkları suçlarla ilgili haberlerle birlikte basın daha fazla çocuğu afişe etti, damgaladı, özel hayatını gözler önüne serdi ve bu sene bu yayınlar hakkında etkili bir yasal müdahale gerçekleştirilmedi. Bakalım 2007'de çocukları medyanın istismarından korumak üzere bir girişim gerçekleştirilebilecek mi?

Çocuk yoksulluğu konuşulmaya başlandı

2006 yılında çocuk yoksulluğu konusunda bir konferans düzenlendi. TÜİK verilerine göre günde 1 doların altında gelirle yaşayan insan sayısı 10.000 kişiyi geçmekte, 27.12.2006 tarihli Radikal Gazetesinde yayınlanan bir araştırmada ise bu sayının iki kat daha fazla olduğu ileri sürülüyor.


Töre cinayetleri devam etti

Bu yılın başında da kız çocukları töre veya namus cinayetlerinin yaşamını yitiren kurbanı, erkek çocukları ise özgürlülerini yitiren kurbanları olmaya devam ettiler. Van'da öldürülmekten korkan bir kız çocuğunun koruma altına alınma talebine rağmen ailesine iade edilmesi, hayatını kaybetmesine neden oldu.

Yılın son günlerinde erken yaşta evlendirilmek istenen kızların SHÇEK kuruluşlarına yerleştirilmesine ilişkin örneklerin gündeme gelmesi bir ümit ışığının yanmasına neden oldu. Gelecek yıl çocukların töre veya namus cinayeti mağduru olmaması için yapılması gereken daha çok şey var. Bu konuda da yeni yılda çalışılması gerekiyor.

Çocuk Koruma Kanunu Yönetmelikleri yayınlandı

Çocuk Koruma Kanunun uygulanması ile ilgili yönetmelikler 24.12.2006 tarihli resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi. Adalet Bakanlığı, çocuk adalet sistemi içerisinde bulunan çocuklara yönelik hizmetlerin koordinasyonu için çalışma başlattı.

SHÇEK, ALO 183'ü yaygınlaştırma sözü verdi

TBMM Okullarda Şiddeti Araştırma Komisyonunda konuşan SHÇEK Genel Müdür Yardımcısı Nurdan Tornacı, şiddet ve istismar mağduru çocukların başvurabilecekleri ALO 183 hattının yaygınlaştırılacağı sözünü verdi. 2007'nin en önemli işlerinden biri bu sözü takip etmek olmalı. Halen SHÇEK tarafından işletilen ALO 183 hattı Ankara'da bir kişinin yanıtladığı ve sadece arayan kişinin bulunduğu ilden telefon numaralarının verildiği bir hat olarak çalışmaktadır.

Çocuk mahkemelerinin sayısı arttı

2006 başında 9 ilde olan çocuk mahkemeleri 2006 sonunda 12 ilde faaliyet gösterir hale geldi. Ankara, Adana, Bursa, Denizli, Diyarbakır, İstanbul, İzmir, Kocaeli, Trabzon'dan sonra Mersin, Sakarya ve Urfa'da da çocuk mahkemeleri kuruldu.

Mayınlar çocukları öldürmeye devam etti

2006 yılında da daha önceki yıllarda olduğu gibi patlamamış askeri muhimat çocukları hayatlarını sona erdirmeye devam etti. (KÖ)
Old 12-06-2007, 10:23   #49
av.sevdacan

 
Varsayılan

ALO 183’e 859 kişi başvurdu
ALO 183, Aile, Kadın, Çocuk ve Özürlü Sosyal Hizmet Danışma Hattı’nı, Mart ayında arayan 859 kişi yardım istedi. Ankara, yaşlı hizmetleri konusunda sekiz başvuruyla ilk sırada yer alırken, 48 kadın da danışmanlık hizmeti için başvurdu. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu (SHÇEK) Genel Müdürlüğünün yaptığı açıklamaya göre Çocuk ve Özürlü Sosyal Hizmet Danışma Hattı’na Mart ayında en çok özürlüler başvurdu. Özürlüler, danışma hattına toplam 411 müracaat yaparken, bunun 105’i ’evde bakım’, 95’i ’özürlü aylığı’, 27’si ’kimlik kartı’ konularında bilgi aldı.

Müracaatların 128’i Ankara, 117’si İstanbul, 22’si İzmir ve 44’ü de Türkiye genelindeki diğer illerden yapıldı.

263 KADIN ARADI Alo 183’ü arayan 263 kadından 63’ü sığınmaevleri konusunda yardım istedi. 32 kadın hukuki danışmanlık hizmeti konusunda, 11 kadın şiddet, 30 kadın ayni ve nakdi yardım, 127 kadın da diğer konularla ilgili başvuruda bulundu.

Hattı, 48 kadın Ankara’dan, 108 kadın İstanbul’dan, 20 kadın İzmir’den ve 87 kadın da diğer illerden aradı.

Mart ayında toplam 859 müracaatın yapıldığı Alo 183 Danışma Hattı’na sosyal hizmet konularında toplam 106 başvuru yapıldı. Bunların 19’u ayni ve nakdi yardım, 14’ü aile danışmanlığı, 7’si bağış, 5’i evlat edinme, 5’i gönüllü çalışma, 2’si koruyucu aile ve 54’ü de diğer konularda oldu.

ANKARA İLK SIRADA Çocuk ve gençleri ilgilendiren konularda Türkiye genelinde Mart ayı içerisinde 59 müracaat kaydedildi. Başvuruların 6’sı ihmal ve istismar, 6’sı ayni nakdi yardım, 4’ü korunmaya muhtaç çocuk, 3’ü sokakta yaşayan/çalışan çocuk, 1’i madde bağımlılığı ve 39’u diğer konularda yapıldı.

Danışma hattına yaşlı hizmetleri konusunda 9’u huzurevi, 2’si sokakta yaşayan yaşlı, 9’u da diğer konular olmak üzere toplam 20 müracaat yapıldı. 12 Haziran 2007 Salı 11:20

http://www.hurriyet.com.tr/ankara/63...id=0&oid=0&l=1
Old 06-01-2010, 23:34   #50
devran

 
Varsayılan Türkiye BM Çocuk hakları komitesi tarafından Uyarıldı

BASIN AÇIKLAMASI

7 Ocak 2010



BM Çocuk hakları komitesinden Kürt Çocuklarına Destek



Türkiye BM Çocuk hakları komitesi tarafından Uyarıldı







Birleşmiş Milletler Çocuk hakları komitesi 52. Oturumda (14 Eylül – 2 Ekim 2009) Türk Hükümetinin raporunu incelemesi sonucunda, Türkiye’de yaşanan çocuk hakları ihallaleri konusunda uyardı.



Birleşmiş Milletler Çocuk hakları komitesi, CRC/c/OPAC/TUR/CO/1 29 Ekim 2009 kararında 14, 18 ve 19 nolu paragraflarında, BM çocuk hakları sözleşmesine ek protokolun 8. maddesine dair raporunu incelemesi sonucunda Türkiye’de son dönemlerde yoğun olarak yaşanan çocuk hakları ihlalleri konusunda uyardı.



Komite Türk hükümetinden okullarda tüm ögrencilere insan hakları dersleri, özellikle de barış konusunda eğitim dersleri vermesi ve bu konuda ögretmenleri eğitmesi istedi,

Komite, 2006 yılında anti-terör yasasında yapılan değişiklikle 15 yaşın üzerindeki çocukların yetişkinler gibi « özel ceza mahkemlerinde » yargılanma yolunun açılmasından ciddi kaygı duymaktadır. Türk Hükümetinin komiteye vermiş olduğu bilgiler bu kaygıları gidermekten uzaktır, çünkü elimizdeki bilgilere göre bu yasa maddeleri cok sayıda çocuğa uygulanmaktadır. Komite özellikle de, Çocuk hakları sözleşmesine aykırı olarak, cocuklara verilebilecek müebbed hapis cezalarından ve de anti-terör yasasının yürüyüş ve gösterilere katılan çocuklara uygulanmasından kaygılanmaktadir





Bu gözlemlerin ışığında, Komite Türk Hükümetinden :



a) Anti-terör yasasının çocukların yetişkinler gibi « özel ceza mahkemlerinde » yargılanamaz şeklinde degiştirilmesini ister. çocuklar, normal mahkemelerde çocuk adalet normları korumasından faydalanabilmelidirler. Tüm davalar, tarafsız, hızlı, itinalı ve adil yargılama kurallarına uygun şekilde yürütülmelidir ;



b) Terör tanımı, BM insan Hakları Konseyi Terörizm ve İnsan Hakları üzerine Özel Raportorünün belirttigi gibi, uluslarası normlara uygun olmalıdır.



2009 yılı Türkiye ve Türkiye Kürdistanında Kürt çocuklarına karşı saldırıların, işkencelerin ve insanlık dışı uygulamaların yaşandığı yıl olmuştur. Yürüyüş ve gösterilere katılan Kürt çocuklarına yönelik polis ve özel timlerin barbarca saldırı görüntüleri dünya kamuoyu tarafında nefretle izlenmiştir.



2009 yılında özellikle Kürt illerinde gözaltına alınan Kürt çocuklar ağır ceza mahkemelerinde açılan 42 davada yargılanan 177 çocuğa 772 yıl 2 ay 26 gün hapis cezaları verilmiştir.



Cenevre Halkevi olarak bir kez daha Türk hükümetinden;

Bütün tutuklu çocukları derhal serbest bırakmasını,

Çocukların TMK maddelerinden ve Ağır ceza mahkemelerinde yargılanmalarına derhal son verilmesini,

Türkiye’nin BM çocuk hakları sözleşmesinin 17/29 ve 30 maddelerine koymuş olduğu çekinceleri derhal kaldırmasını,

Türkiyenin imzaladığı tüm uluslararası antlaşmalara uymasını ve saygı göstermesini beklemektedir.



Cenevre Halkevi

www.assmp.org
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
OKULLARDA ŞiDDET VE ÇOCUK SUÇLULUĞU Av.Elvan Akkaya Çocuk Hakları Çalışma Grubu 0 22-09-2006 18:08
Kadın Kadına Şiddet Av.Armağan Konyalı Kadın Hakları Çalışma Grubu 0 05-06-2004 10:35
Şiddet Yaygınlaşırsa -Dr. Demet Işık Av.Habibe YILMAZ KAYAR Kadın Hakları Çalışma Grubu 1 13-08-2003 11:35


THS Sunucusu bu sayfayı 0,08126402 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.